<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Ehl-i Beyt Âlimleri Derneği</title>
    <link>https://www.ehlibeytalimleri.com</link>
    <description>Ehl-i Beyt Âlimleri Derneği</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2022. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sat, 23 May 2026 01:02:40 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Müminler Arasındaki Derece Farkları]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/muminler-arasindaki-derece-farklari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/muminler-arasindaki-derece-farklari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[“Rabbim benim ilmimi ziyade eyle!” diye yakarmalıdırlar. Durmadan duraksamadan ilerlemeli hiçbir menzil ile yetinmemelidirler. “Oku, yüksel”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p style="text-align:justify">Şu hususa dikkat edilmelidir ki, takva türünden olan melekeler, zihinsel kurgular veya ilineksel nitelikler cinsinden değildirler. Bu hususun kanıtı, Allah Teâlâ’nın bazı müminler hakkındaki şu buyruğudur:</p>

<p style="text-align:center"><strong><i>“Onların kendileri derece derecedirler.”</i></strong><a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>

<p style="text-align:justify">Bu tabir Allah Teâlâ’nın şu buyruğuna göre daha dakiktir:</p>

<p style="text-align:justify"><strong><i>“Onların dereceleri vardır.”</i></strong><a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<p style="text-align:justify">Zira birinci cümle, takva ehli içerisindeki seçkinlerle alakalıyken ikinci cümle orta düzeydeki takva sahipleri hakkındadır.</p>

<p style="text-align:justify">Bir diğer kanıt, ‘mukarreb’ sıfatına sahip bir insanın zatının ‘ferahlık’ canının ‘ıtırlı bir gül bahçesi’ ve kalbinin ‘bir nimetler cenneti’ olduğunu bildiren ayettir:</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><i><strong>“Yakın kılınan (mukarreb olanlardan)kimse ise, işte odur esenlik, ıtırlı çiçekler ve bol nimetli cennet!”</strong></i><a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">Allah Teâlâ’nın bu beyanı <i>“Altından nehirler akan cennetler”</i><a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a> tabirine göre daha latif ve zariftir. Zira birinci zümre, ihlâslı kılınmış nadir insanlar iken ikinci zümre, orta düzeydeki ihlâs ehlidir.</p>

<p style="text-align:justify">Bu konu, diğer bazı ayetlerde de göze çarpmaktadır. Örneğin:</p>

<p><strong><i>“Rabbine dönüver, sen razı, O da senden razı olarak. Artık kullarımın arasına gir. Gir, cennetime.”</i></strong><a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a></p>

<p style="text-align:justify">Diğer yandan <i>“Oraya güven içinde, esenlikle girin!”</i><a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a> Ayetine rastlarız ki birinci ayet ikinciye göre çok daha latif ve zarif anlamlar içermektedir. Aynı şekilde “Allah elbette daha hayırlı ve O, daha daim ve bakidir”<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a> ayeti ile “Allah’ın indinde olan daha hayırlı ve bakidir”<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a> ayeti arasında da bu tarz bir münasebet vardır.<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a></p>

<p style="text-align:justify">Elbette bu terakki, tam anlamıyla soyutluk ve tenezzüh makamına erişme ve mukarreb meleklerle aynı mahiyete bürünme anlamında değildir. Zira insan tenezzüh ve teşebbüh vasıflarını bir arada bulunduran bir varoluşa sahiptir. Bu özelliğiyle, aynı anda şu ayetlerin kâmil bir mazharı olabilir:</p>

<p style="text-align:justify"><strong><i>“Takva sahipleri cennetlerde ve ırmaklardadırlar. Güç sahibi hükümdar ve Yüce Allah’ın huzurunda hak meclisindedirler.”</i></strong><a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a></p>

<p style="text-align:justify">Dolayısıyla, insanlardan çok az bir kesim, iki cennete sahiptirler: Biri “Cennetime gir” hitabına konu olan ‘Cennet-i Lika’, diğeri “altından ırmaklar akan cennetler” ayetinde sözü edilen cennet. Cennet,<i> “Güçlü bir hükümdarın nezdinde” </i>olan cennetlerden ibaret değildir. Zira Yüce Allah sarih bir dille şöyle buyurur:</p>

<p style="text-align:justify"><strong><i>“Takva sahipleri cennetlerde ve ırmaklardadırlar.”</i></strong></p>

<p style="text-align:justify">Evet, orta düzeydeki müminler için yalnızca bir cennet vardır: Altından ırmaklar akan cennetler; ama ‘Cennet-i Lika’ onlar için değildir.</p>

<p style="text-align:justify">Cennet mertebeleri, Kur’an’daki ayetler adedincedir.<a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">[11]</a> Her bir cennet arasında da nice mesafeler vardır.<a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title="">[12]</a> Dolayısıyla ‘yüce bir ahlak’ ile donanmak isteyen herkes, ‘yüce bir ahlakın’ mücessem timsali olana; yani Resulullah’a (s.a.a) tabi olup onun izini sürmelidir. O, “Rabbim benim ilmimi ziyade eyle”<a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title="">[13]</a> diye buyurmuşsa eğer, onu hakkıyla takip etmek isteyenlerde<i> “Rabbim benim ilmimi ziyade eyle!” diye yakarmalıdırlar. Durmadan duraksamadan ilerlemeli hiçbir menzil ile yetinmemelidirler. <strong>“Oku, yüksel”</strong></i><a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title="">[14]</a> düsturu mucibince her daim hareket halinde olmalı, bütün engelleri aşmalı ve sadece dümdüz zeminde yürümekle kalmamalıdırlar. “Beni yâd edin; ben de sizi yâd edeyim”<a href="#_ftn15" name="_ftnref15" title="">[15]</a> hitabına muhatap olduğuna göre “Benim size bahşettiğim nimetimi yâd edin” düsturuna imtisal etmekle yetinmemelidirler. Gözlerinin önünde “Bu, Allah’ın has kullarının içip, istedikleri yere akıttıkları bir kaynaktır”<a href="#_ftn16" name="_ftnref16" title="">[16]</a> ayeti celilesi dururken sadece “İyi insanlar ise, kâfur suyu ile hazırlanmış içecek kâselerini yudumlarlar”<a href="#_ftn17" name="_ftnref17" title="">[17]</a> vaadine göz dikmemelidirler. Zira Allah’ın has kullarının içtikleri pınar, saf ve halis iken ‘ebrar’ (iyi insanların) içtikleri pınarlar o halis çeşmelerden taşan feyzin bir miktarına başka şeyler karışmış pınarlardır. O has pınarların kendisi değil! Demek ki ‘ebrar’ için ‘şarab-ı memzuc’ (içinde katkı bulunan içecekler) vaat edilmişken, ‘mukarreb’ kullar için ‘şarab-ı halis’ vaat edilmiştir. Bu nükteyi diğer bazı ayetlerden de anlamak mümkündür:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Onlara karışımında zencefil bulunan kadehler ikram edilir. Bu içecekler, adı Selsebil olan pınardandır.”</i><a href="#_ftn18" name="_ftnref18" title="">[18]</a> Ve <i>“Kendilerine rahik-i mahtum (ağzı mühürlü) saf şaraplardan ikram edilir. Hitamı misktir, içildiğinde sonu mis gibi kokar. İşte yarışacaklarsa insanlar, bu cennet devletine konmak için yarışsınlar! Karışımı tesnîmdendir. Bir çeşme ki mukarreb olanlar ondan içerler.”</i><a href="#_ftn19" name="_ftnref19" title="">[19]</a></p>

<p style="text-align:justify">Bu ayetler, ‘ebrar’a ‘tesnim’in kendisi değil onunla karıştırılmış bir içecek ikram edileceğine işaret buyurmaktadır. Zira ‘şarab-ı halis’ yani ‘tesnim’ mukarreb kulların nasibidir. Mukarreb bir kul, ebrara göre bir üst mertebededirler ve hatta onların ‘kitaplarını’ (amel defterlerini) görür ve şahitlik ederler. Aynı şekilde Resulullah’ın (s.a.a) izinden yürüyen bir insan, “Rableri, onlara tertemiz kılınmış bir şarap ikram etti”<a href="#_ftn20" name="_ftnref20" title="">[20]</a> ayetini gördüğünde, ‘ebrar’ bir yana, artık ‘mukarreb kulların’ yetindikleri mertebe ile dahi yetinmemelidirler. Kur’an-ı Kerim’de sadece bir kez ifade olunan, bir benzeri daha bulunmayan ve Allah’ın ihlâs ehli kullarına lütfunun bir izahı niteliğindeki bu ayetle ilgili birkaç nükteye değinmeye çalışacağız:</p>

<p style="text-align:justify"><strong>1. </strong>Allah’ın saki (ikramda bulunan) konumunda olduğunu gösteren tek yer, bu ayettir: “Rableri onlara ikram eder!” Oysa diğer ayetlerde “İkram olunurlar” tabiri kullanılır.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>2.</strong> Söz konusu içecek için ayette bir kadeh, piyale ya da herhangi bir kaptan söz edilmemiştir. Zira hiçbir kap onu içine sığdıramaz. Zira sakisinin Allah olduğu bir içecek için hiçbir sınır, miktar ve ölçü öngörülemez. Fakat diğer ayetlerde sözü edilen içecekler için aynı zamanda bir kaptan da bahsedilmiştir.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>3.</strong> Bu içecek için, bir pınar ya da kaynak gösterilmemiştir. Fakat ebrar ve mukarreb kullar için vaat edilen diğer içecekler için bir pınar ve kaynaktan söz edilmiştir.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>4.</strong> Bu içecek, diğer içeceklere isnat edilmeyen bir vasıfla nitelendirilmiştir; ‘tahur’ (tertemiz) sıfatı. Kendisi de bizzat bu içeceğin lezzetini tatmış olan İmam Sadık (a.s) bu tabirin tefsirinde şöyle buyurur:</p>

<p style="text-align:center"><i>“Yani bu içecek onları, Allah’ın dışındaki her şeyden arındırır!”</i><a href="#_ftn21" name="_ftnref21" title="">[21]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - - - - - - -</strong></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a> Al-i İmran: 163</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a> Enfal: 4</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><sup><sup>[3]</sup></sup></a> Vakıa: 88-89</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><sup><sup>[4]</sup></sup></a> Bakara: 25</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><sup><sup>[5]</sup></sup></a> Fecr: 29-30</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><sup><sup>[6]</sup></sup></a> Hicr: 46</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><sup><sup>[7]</sup></sup></a> Taha: 73</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><sup><sup>[8]</sup></sup></a> Kasas: 60</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><sup><sup>[9]</sup></sup></a> El Futuhatu’l Mekkiyye, c.10, s.194</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><sup><sup>[10]</sup></sup></a> Kamer: 54-55</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title=""><sup><sup>[11]</sup></sup></a> El Kâfi, c.2, s. 606, 10. Hadis</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title=""><sup><sup>[12]</sup></sup></a> Vesail, c.6, s.460-461; c. 8, s. 288; Bihar, c. 8, s. 89 ve 170-179</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title=""><sup><sup>[13]</sup></sup></a> Taha: 114</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title=""><sup><sup>[14]</sup></sup></a> El Kâfi, c.2, s. 606</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref15" name="_ftn15" title=""><sup><sup>[15]</sup></sup></a> Bakara: 152</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref16" name="_ftn16" title=""><sup><sup>[16]</sup></sup></a> İnsan: 6</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref17" name="_ftn17" title=""><sup><sup>[17]</sup></sup></a> İnsan: 5</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref18" name="_ftn18" title=""><sup><sup>[18]</sup></sup></a> İnsan: 17-18</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref19" name="_ftn19" title=""><sup><sup>[19]</sup></sup></a> Mutaffifin: 25-28</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref20" name="_ftn20" title=""><sup><sup>[20]</sup></sup></a> İnsan: 21</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref21" name="_ftn21" title=""><sup><sup>[21]</sup></sup></a> Mecma’ul Beyan, c.9-10, s.623</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Düşünce | İslamî Araştırmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/muminler-arasindaki-derece-farklari</guid>
      <pubDate>Fri, 22 May 2026 22:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/05/mumin-2-1.jpg" type="image/jpeg" length="82679"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şems’in Kimyagerliği]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/semsin-kimyagerligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/semsin-kimyagerligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kim bilir… Belki Kimya’nın içinde kanatlanan o kuşlar da Şems’e değil; ilk kez gerçekten hissedebildiği kendine uçuyordu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<h5 style="text-align:right"><strong>Songül Can Ülbeği</strong></h5>

<h5 style="text-align:justify"></h5>

<p style="text-align:justify"></p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify">İnsan, bir insanın varlığıyla kendi kalbinin sesini yeniden duyabilir miydi?</p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">İnsan, bir insanın varlığıyla kendi kalbinin sesini yeniden duyabilir miydi?</p>

<p style="text-align:justify">Kimya Hatun, Şems’i gördüğü vakit içindeki bütün kuşların aynı anda kanatlanıyormuş gibi oluşunu nasıl açıklayabilirdi? İnsan bazen birine bakınca neden sebepsiz yere içini toparlamak isterdi?</p>

<p style="text-align:justify">Şems’in sesi nasıldı acaba… Bir nehir gibi mi akıyordu, yoksa gece vakti uzaktan gelen bir ney sesi gibi mi dokunuyordu insanın içine? Neden onun konuştuğu yerde zaman biraz yavaşlıyor gibiydi? Neden insanlar onu dinlerken yalnız kulaklarıyla değil, yaralarıyla da dinliyordu?</p>

<p style="text-align:justify">Nasıl bir dilnişin sesti bu? İnsan işittikçe yalnız kulağıyla değil, kalbinin en tenha yeriyle dinliyordu onu.</p>

<p style="text-align:justify">Ama ne gariptir… Bu çözülüş yalnızca hüzün getirmiyordu. İnce, utangaç bir sevinç de bırakıyordu insanın içine. Uzun zamandır unutulmuş bir çocukluk gibi… Sabah erken saatlerde açan bir gül gibi… Kimsenin bilmediği bir iç tebessümü gibi…</p>

<p style="text-align:justify">Şems kimdi ki, bir bakışıyla insanın içindeki yıllanmış hüznü inceltebiliyordu? Kimdi ki, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî gibi koskoca bir gönlü bile yeniden çiçeklendirebiliyordu? Nasıl bir sır taşıyordu ki kalbinde, yanında duran herkes kendi içine daha derin bakmaya başlıyordu?</p>

<p style="text-align:justify">Belki de çaydan yükselen buhar, taş avludan geçen serinlik, akşamüstü kandillerinin mahzun ışığı… onun yanında başka bir dile dönüşüyordu. Her şey daha şiirli, daha açık, daha görünür oluyordu.</p>

<p style="text-align:justify">Belki onların hikâyesi tam da bu yüzden bu kadar derindi. Birbirine kavuşmaktan çok, birbirinin ruhunda iz bırakmanın hikâyesiydi bu.</p>

<p style="text-align:justify">Şems biraz ateşti. Kimya biraz bahar. Ve ateş bazen baharı yakmaz; onu daha görünür kılar.</p>

<p style="text-align:justify">Şems kimdi ki, bir insanın içine aynı anda hem kıyamet hem bahar indirebiliyordu?</p>

<p style="text-align:justify">Ve Kimya Hatun… Ah Kimya… Sen kimdin ki, böylesine yakıcı bir hakikatin gölgesinde bile kalbin çiçek açabiliyordu?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Bu muhabbete insan hem yanıyor hem diriliyordu; hem eksiliyor hem çoğalıyordu.</p>

<p style="text-align:justify">Kim bilir... Çünkü insan bazen birinin varlığıyla bütün âlemi yeniden görmeye başlar. Şems kimdi gerçekten… Neden bir tek bakışı insanın ömrüne dönüşebiliyordu? Neden onun sesi sustuktan sonra bile insanın içinde yankılanmaya devam ediyordu? O ses ki, gecenin en tenha saatlerinde bile insanın içine umut bırakan bir dilnişinlikti.</p>

<p style="text-align:justify">Ve belki de bütün mesele buydu…</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify">Kim bilir… Belki Kimya’nın içinde kanatlanan o kuşlar da Şems’e değil; ilk kez gerçekten hissedebildiği kendine uçuyordu. Sîmurg misali..</p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify">Bu metne sesiyle yoldaşlık eden <i>"Arman Garshasbi - Benshin Tamashayat konam"</i> ezgisine minnetle…</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Düşünce | İslamî Araştırmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/semsin-kimyagerligi</guid>
      <pubDate>Fri, 22 May 2026 16:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/05/basliksiz-1478.jpg" type="image/jpeg" length="31409"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şeytan Taşlama ve Tarihçesi]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/seytan-taslama-v</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/seytan-taslama-v" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Şeytan taşlamak, İslam’dan önce de biliniyor, uygulanıyor ve Hz. İbrahim’in (a.s) miras bıraktığı menâsik kapsamında ele alınıyordu..]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Şeytan Taşlama</strong></p>

<p style="text-align:justify">Bitkiler, hayvanlar, insanlar ve diğer bütün varlıklar doğal olarak kendileriyle uyumlu olmayan her şeyi def edip iterken kendileri için münasip buldukları her şeyi cezb eder ve çekerler. İtme ve çekme, doğal âlemde ve normal insanî hayatta bazen şehvet ve gazap, bazen düşmanlık ve sevgi ve bazı durumlarda da arzulamak ve nefret etmek ikilemleri arasında cereyan eder. Ancak müminler için bu ikilem, bütün bu ikilemlerin en saf hali; yani tevelli ve teberri şeklinde tecelli bulur. Mina’da gecelediği saatler daha ziyade cezb ve tevellinin zuhuruna şahit olurken, gündüz vaktine girildiğinde hac ibadetinin def ve teberri boyutu ön plana çıkar.</p>

<p style="text-align:justify">Tıpkı Yüce Rabbimizin kurbanlıklarla ilgili: <i>“Onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır; fakat ona sadece sizin takvanız ulaşır”</i><a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a> buyruğunda da olduğu gibi teberrinin hacdaki mazharı; yani şeytan taşlamanın asıl mahiyeti çakıl taşları ile şeytanı kovup uzaklaştırmak değildir. Bilakis insanî ve cinnî şeytanları bizlerden uzaklaştıran, yüreğimizde beslediğimiz öfkedir. İşte bu duygu, bizleri bütün iç ve dış şeytanlıklardan muhafaza eder ve korur.</p>

<p style="text-align:justify">Şeytan taşlamakla ilgili şu hususa dikkat edilmelidir ki, ne o cemreler şeytandır ne de çakıl taşlarıyla onu hedef almak şeytanı taşlamaktır. Zira şeytan taşlamak, câhiliye döneminde de vardı. Hatta günümüzde dahi kendileri bizzat insanî şeytan olan bazıları da şeytan taşlamaktadırlar. Çok açık olsa gerektir ki, şeytan asla yedi adet taş atmakla kovulamaz. Onu kovmanın ve onun kötülüklerinden güvende kalmanın yegâne yolu, Allah’ın dergâhına istiaze etmek ve Allah’a sığınmaktır.</p>

<p style="text-align:center"><strong><i>“Eğer şeytanın fitlemesi seni dürterse hemen Allah’a sığın.”</i></strong><a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<p style="text-align:justify">Bu ayet mucibince, her daim iç, dış, insanî ve cinnî şeytanların saldırısına maruz kalan insanoğlu, bu saldırılar esnasında Allah’a sığınmak zorundadır. Tabi ki sırf<i> “Euzu billahi mine’ş şeytani’r recim” </i>demek yeterli değildir. Dil ile ifade olunan istiaze, her ne kadar bizzat ibadet sayılsa da, semere ve sonucu yine lafız ve söz düzeyinde kalır. Bu, tıpkı dış düşmanlar saldırıya geçtiklerinde, birisinin tehlike alarmını çalması ve bu alarmı duyanların meydanın ortasında<i> “evet, biz sığınağa girmeliyiz!”</i> diye durup kalmalarına benzer. Sırf bu cümleyi dile getirmiş olmak, güvenli bir sığınağa girildiği anlamına gelmez. Zira bu durumda yapılması gereken tek iş sığınağın içine girmektir. Günaha heveslenmek ve meyletmek, bir tehlike alarmıdır. Bu tehlikenin zararlarından korunmak için Allah’tan başka sığınacak hiçbir yeri bulunmayanlar ona koşup sığınmalıdırlar.</p>

<p style="text-align:center"><i>“Ondan gayri sığınak bulman da mümkün değildir.”</i><a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>

<p style="text-align:justify">İşin hakikati şu ki, insanoğlu melekleşmeden, şeytan onun yaşam alanından çıkıp gitmez ve o, onun şeytanlıklarından güvende kalamaz. Hac, melek ahlakına bürünebilmek için en uygun zemindir. Özellikle de şeytan taşlamak ki bütünüyle her tür şeytanlık ve kötülükten teberri ve uzak olmayı sembolize etmektedir.</p>

<p style="text-align:justify">Sözün özü, cemreleri taşlamak, hem içimizdeki şeytanı taşlamak hem de dışımızdaki insanî ve cinnî şeytanları kovma girişiminin temsili bir ifadesidir. Demek ki kendisi bizzat insanî şeytanlar zümresinden sayılan bir insan, asla gerçek anlamıyla teberri ve şeytan taşlama liyakatine erişecek bir güce erişemez. Aynı şekilde şeytan eğer bir insanın yol arkadaşı olmuşsa, bu insanın şeytanı yani her daim beraber olduğu yoldaşını kovması düşünülemez bile.</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Her kim Rahman’ın zikrinden körlük edip görmemezlikten gelirse biz ona bir şeytan musallat ederiz ve artık o ona arkadaş olur.”</i><a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"></p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong><i>“Şeytan kimin arkadaşı olursa, artık o arkadaşların en kötüsüne düşmüş demektir.”</i></strong><a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">Allah’ın yâdı ve zikrinden gâfil kalan bir kimsenin cezası, Allah’ın onu, şeytana arkadaş kılmasıdır. Şeytan ile arkadaş ve yoldaş olan biri ise, çok kötü bir arkadaşa müptela olmuş demektir. Böyle birinin aynı zamanda arkadaşını taşlayabileceği düşünülebilir mi? Şeytan taşlamanın esrarına vakıf olamamış birinin bu ameli abes ve yaptığı hac da nakıstır.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Şeytan Taşlamanın Tarihçesi</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>1. </strong>Şeytan taşlamak, İslam’dan önce de biliniyor, uygulanıyor ve Hz. İbrahim’in (a.s) miras bıraktığı menâsik kapsamında ele alınıyordu. Denildiğine göre, Hz. Mesih (a.s) bir gün bir incir yemek istedi ve incir ağacının yanına gitti. Ağacı meyvesiz bulunca da ona lanet etti. O günden sonra Hıristiyanlar, o lanetli ağacın bulunduğu mekânı taşlarlar. Matta İncilinin Ishah Babı 19. ayet bu konuya işaret eder.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>2. </strong>Arap geleneğinde, bir insan özel bir suç dolayısıyla gazaba uğradığında diri ya da ölü recmedilirdi. Bu doğrultuda, Ebrehe’nin ordusuna komutanlık eden ve Mekke’ye varmadan önce ölen Ebu Regal’in kabrini taşlarlardı. Yine bu anlamda Farazdak’ın meşhur rakibi Cerir’den şu kıta nakledilir:</p>

<p style="text-align:center"><i>Farazdak ölürse eğer, onu recmedin<br />
Tıpkı Ebu Regal’in kabrini taşladığınız gibi</i><a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - - - - - - - -</strong></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a> Hac: 37</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a> A’raf: 200</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><sup><sup>[3]</sup></sup></a> Kehf: 27</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><sup><sup>[4]</sup></sup></a> Zuhruf: 36</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><sup><sup>[5]</sup></sup></a> Nisa: 38</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><sup><sup>[6]</sup></sup></a> Bkz. Dairetu’l Maarif-i El Karni’l İşrin, c.9, s.464-465</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Düşünce | İslamî Araştırmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/seytan-taslama-v</guid>
      <pubDate>Wed, 20 May 2026 17:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/05/seytantaslama-1.jpg" type="image/jpeg" length="74099"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ayetullah Hamaneî'nin Türkçeye Tercüme Edilen Tüm Kitapları]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/ayetullah-hamaneinin-turkceye-tercume-edilen-tum-kitaplari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/ayetullah-hamaneinin-turkceye-tercume-edilen-tum-kitaplari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kevser Yayınları / İstanbul]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p></p>

<p>Kevser Yayınları Şehid Ayetullah Seyyid Ali Hamaneî ait tercüme eserleri siz değerli okuyucuları ile buluşturuyor.</p>

<p></p>

<p></p>

<p>1992 yılında yayın hayatına başlayan Kevser Yayınları, kurulduğu günden bugüne kadar yapmış olduğu kitap, tercüme, CD, dergi gibi çalışmalarda Ehl-i Beyt ekolünü vizyon edinmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Şehid Ayetullah Seyyid Ali Hamaneî'nin Türkçeye tercüme edilen tüm kitaplarına buradan ulaşabilirsiniz:</p>

<p></p>

<p style="text-align:center"><strong><a href="https://www.kevseryayincilik.com/ayetullah-hamanei" rel="nofollow">https://www.kevseryayincilik.com/ayetullah-hamanei</a></strong></p>

<p style="text-align:center"></p>

<p><strong>Ehlader HABER</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Ehla-Der Haber</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/ayetullah-hamaneinin-turkceye-tercume-edilen-tum-kitaplari</guid>
      <pubDate>Wed, 20 May 2026 16:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/05/kvseryay-1.jpg" type="image/jpeg" length="28378"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Göğe Yazılmış İzdivaç]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/goge-yazilmis-izdivac</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/goge-yazilmis-izdivac" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[O hane dünya nimetleri bakımından sade idi; fakat göğün rahmeti oradan eksik olmamıştı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" height="402" src="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/05/whatsapp-image-2026-05-19-at-125407.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="640" /></p>

<p style="text-align:center"></p>

<p style="text-align:center"></p>

<h5 style="text-align:right"><strong>Songül Can Ülbeği</strong></h5>

<h5 style="text-align:right"></h5>

<p style="text-align:justify">Bu çizime bakınca insanın içine hüzünle karışık derin bir sükûnet doluyor. Sanki bulutların arasından birbirine uzanan o iki el, yalnızca mazide kalmış bir kavuşmayı değil; çağları aşarak hâlâ yaşayan bir hakikati haber veriyordu. O ellerin arasında açan çiçekler ise bu kutlu izdivacın ardından insanlığa kalan rahmetin, zarafetin ve bereketin sessizlik içindeki yankısı gibiydi.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Çünkü o birliktelikten geriye yalnızca bir soy kalmamıştı; sabır kalmıştı, sadakat kalmıştı, merhamet ve vakar kalmıştı. İnsanı ayakta tutan en derin hasletler, o hanenin gölgesinden çağlara taşmıştı. Bu öyle mukaddes bir emanetti ki insan onu düşündükçe sevginin yalnızca kalpte hissedilen geçici bir meyil olmadığını; ruhun omuzlarında taşınan ağır ve ilahî bir mesuliyet olduğunu idrak ediyordu.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">İnsan bazen kendine sormadan edemiyordu: Bir hane nasıl olur da asırlar sonra bile gönülleri muhabbetiyle diriltirdi? Bir sevgi nasıl olur da zaman eskirken eskimezdi?</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Belki de bunun sırrı, o muhabbetin içinde dünyanın hoyratlığının bulunmamasındaydı. Çünkü orada kalbi incelten bir edep, insanı derinleştiren bir teslimiyet vardı. Sevgi yalnızca bir his değil; bir ahlâk, bir vakar ve birlikte Allah’a yürüyen iki ruhun sessiz ahdi idi.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Onların sevgisi yeryüzünde başlamıştı; fakat semaya ait bir taraf taşıyordu. Sanki gökten inmiş bir nur gibi insan kalbine değiyor, sonra yeniden göğe yükseliyordu. Ancak böyle bir muhabbet çağların üzerinden silinmeyecek izler bırakabilirdi. Bulutların arasından birbirine uzanan o eller ne kadar sade çizilmiş olsa da içinde tarifsiz bir mana taşıyordu: bir tarafta Ali’nin vakarı, heybeti ve adaleti; diğer tarafta Fatıma’nın inceliği, sabrı ve zarafeti vardı.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Ve tam ortalarında açan çiçekler… Sanki bu muhabbetin yeryüzüne bıraktığı rahmetin sessiz şahidi değil; asırlardır dinmeyen duası gibiydi.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong>O hane dünya nimetleri bakımından sade idi; fakat göğün rahmeti oradan eksik olmamıştı. </strong></p>

<p style="text-align:justify">Maddî yoklukların içinde manevî bir saltanat saklıydı. Sessizliklerinin içinde bile bereket türünden bir feryat saklıydı. Çünkü bazı haneler yalnızca içinde yaşayan insanları değil, kendilerinden sonra gelecek bütün kalpleri de terbiye ederdi.</p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify"></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Kökleri toprağın altında saklı kalan bir ağacın sesi duyulmazdı; fakat gölgesi asırlar boyunca insanların üzerine düşerdi. Onların sevgisi de böyleydi: sessizdi, gösterişsizdi; ama zamanın üzerine mühür vuracak kadar derin, sarsılmaz ve hakikatliydi.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Asırlar geçmiş, şehirler yıkılmış, çağların yüzü değişmişti… Fakat o muhabbetin yeryüzüne bıraktığı rahmet gönüllerin üzerinden çekilmemişti. Çünkü bazı sevgiler fânî değildi. Bazı muhabbetler yalnızca iki insanı değil; çağların ruhunu da güzelleştirirdi.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Ve belki de bu yüzden, gökyüzü hâlâ o nikâhın hatırasını taşır gibiydi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/goge-yazilmis-izdivac</guid>
      <pubDate>Wed, 20 May 2026 12:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/05/izdivajz-1.jpg" type="image/jpeg" length="16643"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Aile İlişkileri ve İnatlaşma]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/aile-iliskileri-ve-inatlasma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/aile-iliskileri-ve-inatlasma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA['Secde etmiyorum. Çünkü ben ateşten insan da topraktan yaratıldı.']]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Aile ilişkileri</strong></p>

<p></p>

<p style="text-align:justify">Aile ilişkilerinde kadınların ve erkeklerin üstlenmesi gereken görevler ve her iki tarafın sakınıp, uzak durması gereken şeyler vardır.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Bu konu sadece karı-koca ilişkilerinde değil, arkadaş ilişkilerinde, ebeveyn-çocuk ilişkilerinde, iş ilişkilerinde dikkat edilmesi gereken hususlardandır. İlişkilerimizde pürüzlerin, anlaşmazlıkların ortadan kalkması ve huzur ortamı oluşması için bu hususlara dikkat etmeliyiz.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">İkili ilişkilerde yapılması gerekenler örneğin; vefa, sadakat, ihtiram, anlayış ve yapılmaması gereken işler vardır. Ailenin huzuru için bazı şeylerden sakınmak gerekir çünkü karı-koca arasındaki ihtilaflar çocukların evden ve ebeveynlerinden uzaklaşmasına sebep olur.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">İslâm ahlakıyla yoğrulmamış evliliklerde zorluk ve sıkıntılar baş gösterir. Eşler ve çocuklar dinden uzaklaşıp mutsuz bir hayatı yaşamak zorunda kalırlar.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Uzak durulması gereken şeyler.</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>1- Bahane Aramak</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Bahane aramak ve inatçılık en önemli sorunlardan birisidir. İhtilafların birçoğu geçerli sebebi olmayan çocukça inatlaşma ve bahane aramaktan kaynaklanmaktadır. Peygamber Efendimiz (s.a.a) buyurur ki:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><i>"Hayır işleri adet edinin, inatta şer vardır."</i></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">İnsan iyi amelleri adet edinmeli ve onda kararlı olmalıdır. Namazı fazilet vaktinde kılmak için ısrarcı olmak, yalan söylememek için ısrarcı davranmak, kötü söz söylememek için ısrar etmek iyi amellerdendir ve ısrarla iyi amel yapmaya çalışmak çok faziletli, doğru bir iştir. Fakat insan mantık dışı bir konuda ısrar edip, bahane arar ve kötü bahanelerle ailesini huzursuz ederse inat etmiş olur.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">İmam Sadık (as) şöyle buyurmuştur:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><i>Mümin kimsede şu altı haslet bulunmaz.</i></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>1- </strong>Yersiz şeylerde katı kurallı olmak; Bazı aileler çok sert ve katı oldukları için çocuklarına şiddet uygularlar. Ebeveyn ve çocuklar sürekli bir çatışma halindedir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>2- </strong>Başarısızlık; Yani faydasız olmak. 'نكد' Kuran'da geçmiştir. Hiç bir işe yaramayan ve kimseye faydası olmayan yer anlamındadır. Mümin kişi faydasız olmamalıdır. Hem kendine hem başkalarına hayrı dokunmalıdır.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>3- </strong>Bahane üretmek; Mümin de olmaması gereken hasletlerden bir diğeri bahane üretmek ve inat etmektir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>4-</strong> Yalan söylemek.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>5-</strong> Kıskançlık.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>6- </strong>Eziyet etmek.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Bu hasletlerin en kötüsü boş ve gereksiz şeyler için inat etmektir. İnat Şeytan'ın huylarındandır. Çünkü Şeytan, Allah-u Teâlâ’ya karşı bahane üretti ve dedi ki; <i>'Secde etmiyorum. Çünkü ben ateşten insan da topraktan yaratıldı.'</i></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Sonuçta Allah’ı kabul ediyor ve O'na itaat ediyorsan O secdeye ermeni emrediyor. O, insanda bir cevher görmüşken; sen neden karşı çıkıyorsun? Bilmez misin ki inat iblis'in sıfatlarından ve Şeytan'ın özelliklerindendir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Hz. Ali (a.s): <i>"İnat bütün kötülüklerin kaynağıdır."</i> buyurur.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Musa Kavmi'nin Bahanesi</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Hz. Musa, kavminin bir sorunuyla karşılaştı. Bir şahıs öldürülmüş fakat katilinin kim olduğu bulunamamıştı. Hz. Musa'ya katili nasıl buluruz diye sordular. Allah, Musa peygambere vahiy etti; <i>"Bir ineği öldürün, onun etinden bir parçayı ölünün bedenine sürün ve ölen kişinin tekrar dirilmesini bekleyin."</i></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Musa zamanında faili meçhul bir cinayet meydana gelmişti. Birbirlerini, öldürmekle suçlamışlar ve aralarında hüküm vermek üzere olayı Hz. Musa'ya götürmüşlerdi.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Yüce Allah, gözle görülür maddi bir mucize yolu ile katilin kim olduğunu göstermek istemiş ve Hz. Musa'ya sıradan bir inek kesmeleri gerektiğini iletmesini emretmişti. Herhangi bir ineği alıp kesselerdi emri yerine getirmiş olacaklardı. Ama bu kavim inat ederek ve bahane üreterek ineği kesmek istemediler.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Hz. Musa'ya ineğin yaşını sordular. O da küçük veya büyük olmayıp orta yaşlı olduğunu söyledi.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Rengini sordular. Parlak, sarı renkli ve görenlerin içini açan bir inek olduğunu belirtti.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Ne yaptığını sordular. Sahipleri tarafından sevildiğini, çifteye koşulmadığını ve ekin sulamadığını söyledi. Sonunda ineği kestiler. Onların bu inadı ineği çok pahalıya almalarına sebep oldu.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Sonra, Hz. Musa, kesilen ineğin vücudundan bir parça ile öldürülmüş adama vurmalarını emretti, onlar da vurdular. Ardınca Allah, öldürülen adamı tekrar diriltti, ona ruh verdi ve adam da; 'Beni falan kişi öldürdü!' diyerek katili söyledikten sonra tekrar öldü. Tüm bu olanları da İsrailoğulları şaşkın bakışlarla ve dehşetle izlediler. Ama bitmemişti; onların bahane ve zorluk çıkararak inat etmeleri sonucunda Allah-u Teâlâ, onlara kırk yıl avare bir hayat yaşattı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/aile-iliskileri-ve-inatlasma</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 17:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/05/inadz-1.jpg" type="image/jpeg" length="18424"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İhram Halinde Haram Olan İşler]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/ihram-halinde-haram-olan-isler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/ihram-halinde-haram-olan-isler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İhram süreci, sayısız semereleriyle insan kimliğinin şekillenmesinde çok köklü bir rol oynar..]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>İhram Halinde Haram Olan İşler</strong></p>

<p style="text-align:justify">Hac, özel bir takım ayinler zincirinden ibaret belirli bir intizam ve disiplin ile yerine getirilen bir ibadettir. Bu zincirin her bir halkası tek başına dikkate şayan özellikler içerir. Namaz esnasında ‘ihram tekbiri’ ile ibadetin ruhuyla bağdaşmayan birçok iş haram oluyor ve namazın son selamı ile birlikte yeniden helal oluyorsa; yine nasıl oruç niyeti ve tan yerinin ağarmasıyla birlikte bu ilâhî imtihanın ruhuyla bağdaşmayan işler oruçlu kişiye haram oluyor ve gün batımı ile birlikte yeniden helal oluyorsa, aynı şekilde hac ve umrede de ihrama bürünüp<i> ‘lebbeyk’</i> dedikten sonra, terk edilmesiyle kulluk bilincini takviye eden ve ilâhî imtihanın ruhuyla bağdaşmayan birçok şey haram olur.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a> Böylece bütün ihram süreci, kulluk bilincinin en zirvede temsil olunduğu bir süreç haline dönüşür.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a> Hac merasimi sona erdikten ve ‘tahlil’ aşamasına gelindikten sonra ise, ihram elbisesinden çıkılır ve ihramlı şahıs için haram sayılan her şey helal hükmünü kazanır.</p>

<p style="text-align:justify">İhram ve bu amele dair ahkâma riayet etmek, insanın ruhunu bütün kayıtlardan özgürleştirir, bütün şehvet ve gazap girdaplarından kurtarır. Bu amel beyinleri bütün batıl fikirlerden arındırır ve kalpleri bütün ham arzulardan temizler. Zira ruhun kararması ve kalplerin paslanmasına yol açan bütün ameller İhram esnasında haram kılınmıştır. Böylece insanın, pak bir ruh ve temiz bir kalple bütün karanlıklar ve paslardan arındırılmış bir<i> “Beyt’i”</i> tavaf edebilme liyakatine erişmesi amaçlanmıştır.</p>

<p style="text-align:justify">Maksat şu ki, Yüce Rabbimiz, teşri’ âlemiyle tekvin âlemi arasında bir ahenk bütünlüğü yaratmak gayesiyle iki mukaddes insan, iki peygamber (a.s) mimarlığı aracılığıyla mukaddes bir mekân inşa etmiştir. Birçok peygamberin tavafgâhı olan ve aynı zamanda birçok peygamberin öldüğü ve toprağa gömüldüğü bu mekânı, emniyetli bir yer kılmıştır. Sonuç olarak mümin kullarını bütün aidiyetlerden ve çirkinliklerden arındırmak maksadıyla bu ekin bitmez, ürün yeşermez ve hiçbir yaşam emaresi taşımayan bu coğrafyada imtihana tabi tutmuştur. Oysaki yine Rabbimizin yarattığı nice güzel ve mutedil coğrafyalar daha vardır ki oralarda iklim müsait ve yaz ve kış ayları arasındaki sıcaklık oranı gayet orantılıdır. Eğer Beytullah bu coğrafyalardan birinde inşa olunacak olsaydı, daha ziyade refah ehli için bir tatil yeri olurdu; mahrum ve mustazaflar için bir sığınak değil. Bu itibarla özellikle bu coğrafyayı seçmiştir ki kulları, ilâhî rızaya mazhar bir riyazet, ihram esnasındaki yasaklar ve hac ve umre esnasındaki özel ahkâm vesilesiyle bütün çirkeflerden arınıp bütün aidiyetlerden kurtulabilsinler.</p>

<p style="text-align:justify">Bu söz konusu imtihanın bir örneği güzel koku kullanma yasağıdır. Oysaki ihram halinde yasak olan bu amel, normal şartlarda teşvik olunur ve faziletli ameller içerisinde addolunur. Tabi Rabbimiz bu ameli sadece yasaklamakla kalmaz aynı zamanda hac ve umre amellerini yerine getirirken kötü kokan insanlarla muaşeret esnasında ya da kurban kesilen yerlerden geçerken ortalığa yayılan kötü kokular karşısında burnu tutmak ve bu kokulardan kurtulmak için başka bir iş yapmayı da haram kılmıştır. Bu tür yasaklar, insandaki enaniyeti kırmak ve ruhlarda yer etmiş kendini beğenmişlik ve kibri ayaklar altına almak gayesini taşır. Dolayısıyla, hac ve umre vazifesini yerine getirmiş bir insan nihayetinde Hakk’ın arınmış ve faziletlere bürünmüş bir kulu düzeyine yükselir.</p>

<p style="text-align:justify">İlahi imtihanın bir diğer örneği, avlanma yasağıdır. Zira bir yandan <i><strong>“İhramlı iken av hayvanlarını öldürmeyin”</strong></i><a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a> buyruğuyla sahra hayvanlarını avlamak ihramlı kişilere yasaklanırken, diğer yandan deniz hayvanları dışındaki bütün hayvanlar örneğin ceylanlar, güvercinler ve sair av hayvanları bu mevsimde ihram halindeki insanların çevresinde dolanmaya başlarlar. Maksat, kimin bu ilâhî imtihana takat yetiremeyeceği ve kimin bu ilâhî farizadan yüzünün akıyla çıkacağını göstermektir.</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong>“Allah sizi ellerinizin ve mızraklarınızın erişeceği bir avlanma ile (onu yasak ederek) imtihan eder.”</strong><a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">Hürriyet âbidesi ve özgürlük yörüngesi çevresinde yer almak isteyen ihramlı mümin, harem bölgesinde yer alan hiçbir canlıyı esir etme, yakalanması için yardımcı olma, av hayvanını kovalama ya da avcıya yol gösterme hakkına sahip değildir. Zira bu işlerin hiçbiri özgürlük arzusu taşıyan bir yürekle bağdaşmaz. İnsan tam anlamıyla özgürleşmedikçe de özgürlük anıtını tavaf etme salahiyetine erişemez.</p>

<p style="text-align:justify">Bu terbiye sistemi, bir İslam toplumunun oluşumunda öylesine etkili olmuştur ki daha düne kadar vahşi cahiliye döneminde iken bir kertenkeleden dahi vazgeçmeyen ve onu yemek için birbiriyle yarışan insanlar, şimdi artık İslami medeniyetin gölgesinde ilâhî vahyin fermanına boyun eğerek bütün arzularına gem vurmayı başarmış hatta taptaze ceylanları dahi avlamayacak bir düzeye yükselmişlerdi.</p>

<p style="text-align:justify">İhram süreci, sayısız semereleriyle insan kimliğinin şekillenmesinde çok köklü bir rol oynar. Bu semere, apaçık görülebilecek bir keyfiyet ile hac ve ziyarete inanan ve gereklerine bağlı olan bir toplum hüviyetinde zuhur bulmuştur.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - - - - - - - - -</strong></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a> Mükelleflerin cinsiyeti açısından İhram esnasında haram olan şeyler üç kısma ayrılır:</p>

<p style="text-align:justify"><strong>a) </strong>Erkek ve kadınlar arasında müşterek haramlar:</p>

<p style="text-align:justify">1- Kendi ya da ihramlı olsun olmasın bir başkasının bedendeki kılları yolmak.</p>

<p style="text-align:justify">2- Bedenden kan çıkarmak.</p>

<p style="text-align:justify">3- Tırnak kesmek.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">4- Diş çekmek</p>

<p style="text-align:justify">5- Harem’deki bitki ya da otları yolmak</p>

<p style="text-align:justify">6- Zaruret hali dışında silah taşımak</p>

<p style="text-align:justify">7- Avlanmak (korkulacak durumlar dışında)</p>

<p style="text-align:justify">8- Güzel koku kullanmak</p>

<p style="text-align:justify">9- Sürme çekmek</p>

<p style="text-align:justify">10- Aynaya bakmak</p>

<p style="text-align:justify">11- Tartışmak</p>

<p style="text-align:justify">12- Vücudu yağlamak</p>

<p style="text-align:justify">13- Daimi ya da geçici nikâh ve nikâh şahitliği</p>

<p style="text-align:justify">14- Mastürbasyon</p>

<p style="text-align:justify">15- Şehvetle bakmak, öpüşmek, cinsi münasebet ve benzeri cinsel zevkler</p>

<p style="text-align:justify">16- Süslenmek maksadıyla yüzük takmak ve kına yakmak</p>

<p style="text-align:justify">17- Yalan, övünmek-kibirlenmek, küfürleşmek ve benzeri fısk sayılan ameller</p>

<p style="text-align:justify">18- Bedende bulunan haşereleri öldürmek ya da herhangi bir şekilde izale etmek.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>b) </strong>Erkeklere özgü haramlar:</p>

<p style="text-align:justify">1- Başı örtmek</p>

<p style="text-align:justify">2- Gölgeli yerlerde hareket etmek</p>

<p style="text-align:justify">3- Dikişli elbise giyinmek</p>

<p style="text-align:justify">4- Ayağın üst kısmını tamamen kapatan ayakkabı ya da çorap giyinmek.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>c) </strong>Kadınlara özgü haramlar:</p>

<p style="text-align:justify">1- Yüzü kapatmak</p>

<p style="text-align:justify">2- Süslenmek maksadıyla süs eşyası takınmak.</p>

<p style="text-align:justify">Bu yirmi dört maddelik haram işlerin ayrıntılı açıklaması ve riayet edilmemesi durumunda her biri için öngörülen kefaretlerle ilgili Hac menasiki ile ilgili kitaplara başvurmak gerekir.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a> Nehcu’l Belağa, 192. Hutbe (Kasıa Hutbesi)</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><sup><sup>[3]</sup></sup></a> Maide: 95</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><sup><sup>[4]</sup></sup></a> Maide: 94</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Fıkıh | Ahkam</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/ihram-halinde-haram-olan-isler</guid>
      <pubDate>Wed, 13 May 2026 20:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/05/ihramiz-1.jpg" type="image/jpeg" length="40492"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İnsanların Tövbe Hakkında Farklı Tutumları]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/insanlarin-tovbe-hakkinda-farkli-tutumlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/insanlarin-tovbe-hakkinda-farkli-tutumlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İçinizdeki en iyi insanlar, günah yaptıktan sonra tövbe edenlerdir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>İnsanların Tövbe Hakkında Farklı Tutumları</strong></p>

<p style="text-align:justify">Tövbe kapısını aralayan insanları birkaç bölüme ayırabiliriz:</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Birinci bölüm: </strong>Tövbe ettikten sonra hayatının sonuna kadar güzel bir hayat benimseyen, geçmişte yapmış oldukları hataları telafi eden ve bir daha asla aynı hataya düşmeyen, genel olarak bütün insanların yapabileceği ufak hatalar dışında hiç günaha bulaşmayan insanlar. Bu tür bir tövbeye “Nesuh tövbe” denilir.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>İkinci bölüm:</strong> İbadetlerini yerine getirmek ve büyük günahlardan uzak durmak konusunda oldukça azimli olan insanlar. Her ne kadar isteyerek de olmasa farkında olmadan herhangi bir günaha düşecek olurlarsa fark ettikleri anda bu hatadan dönen ve telafi yolunu tutan kişilerdir. Bu gruptaki insanlar her ne kadar birinci gruptan daha aşağı bir aşamada yer alsalar da yine de çok büyük bir makama sahiptirler. Genel olarak hakiki bir tövbeyle günahından dönen insanlar bu grupta yer alır. Zira kötülükler insanoğlunun varlığıyla bütünleşmiştir ve çok az insan tamamıyla bu yönünün etkisinden kurtulabilmektedir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur:</p>

<p style="text-align:justify">Ufak tefek kusurları dışında, büyük günahlardan ve edepsizliklerden kaçınanlara gelince, bil ki Rabbin, affı bol olandır.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>

<p style="text-align:justify">Yine Allah diğer bir ayeti kerimede şöyle buyurmuştur:</p>

<p style="text-align:justify"><i>Yine onlar ki, bir kötülük yaptıklarında, ya da kendilerine zulmettiklerinde Allah’ı hatırlayıp günahlarından dolayı hemen tövbe-istiğfar ederler. Zaten günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir ki! Bir de onlar, işledikleri kötülüklerde, bile bile ısrar etmezler.</i><a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<p style="text-align:justify">Bir hadiste şöyle yazar: <i>İçinizdeki en iyi insanlar, günah yaptıktan sonra tövbe edenlerdir.</i></p>

<p style="text-align:justify">Diğer bir hadiste de şöyle yazar: <i>Mümin, buğday başağına benzer. Zaman zaman eğilir, ancak tekrar doğrulur.</i></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Üçüncü bölüm:</strong> Tövbe ettikten sonra bir süre günahtan uzak durup da daha sonra yeniden nefsine yenik düşen insanlar. Bu gruptaki insanlar genel olarak ibadetlerini yerine getirmek konusunda ve günahlardan uzak durmak konusunda ciddi bir tutum içinde olmalarına rağmen kimi zaman nefislerine yenik düşüp bilerek bir günah işlerler. Yani nefsanî istekleri onları türlü günahlara sürüklemek istemesine rağmen bu isteklerine karşı koyar ve doğru yoldan sapmamaya çalışırlar. Ancak sadece bir veya iki günah konusunda zaman zaman nefislerine yenik düşerler. Buna rağmen bu insanların ana hedefi tamamıyla doğru bir hayat benimsemektir ve “inşallah ileride böyle bir hayat benimseyeceğim” düşüncesiyle tövbe etmeği her gün ertelerler. Yüce Allah şöyle buyurmuştur:</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong>Diğerleri ise günahlarını itiraf ettiler, iyi bir ameli diğer kötü bir amelle karıştırdılar. (Tövbe ederlerse) umulur ki Allah onların tövbesini kabul eder.</strong><a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">Bu gruptaki insanlar tövbe edecek olurlarsa, Yüce Allah katında bu tövbenin kabul edilmesi ve geçmişteki tüm günahlarının affedilmesi büyük bir olasıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"><strong>Dördüncü bölüm: </strong>Tövbe sonrasında bir süre azimli bir şekilde doğru yolda ilerledikten sonra ansızın hiçbir şey olmamış gibi yeniden eski hayatlarına geri dönen insanlar. Bu tür bir tövbe en değersiz tövbedir ve bu insanların sonunun ne olacağı ise Allah’ın iradesine bağlıdır.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - - - - - - - - - -</strong></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a> Necm, 32.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a> Âl-i İmrân 135.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><sup><sup>[3]</sup></sup></a> Tövbe, 102.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Düşünce | İslamî Araştırmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/insanlarin-tovbe-hakkinda-farkli-tutumlari</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 20:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/05/tevbeler-1-1.jpg" type="image/jpeg" length="66765"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tevekkülün Kaynağı ve Aşamaları]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/tevekkulun-kaynagi-ve-asamalari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/tevekkulun-kaynagi-ve-asamalari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bu, Allah’ın, dilediğine verdiği lütfudur..]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Tevekkülün Kaynağı ve Aşamaları</strong></p>

<p style="text-align:justify">Allah’tan başka hiçbir fail olmadığına inanıp da ancak onun, güç ve kuvvet sahibi olduğuna, kullarının her halini bildiğine inanıp da onların bütün ihtiyaçlarını gidermeğe kadir olduğuna, bütün kullarına karşı ilgili ve şefkatli olduğuna inanıp da ondan başka hiçbir güç sahibi olmadığına, ondan başka hiçbir ilim sahibi olmadığına inanıp da onun ilgisinin ötesinde bir ilgi ve şefkat olmadığına inanan şahıs ister istemez kalbini yalnızca ve yalnızca Allah’a bağlayacaktır. Açık veya gizli hiçbir şekilde de başka birisine ilgi göstermeyecektir.</p>

<p style="text-align:justify">İnsanda bu hallerin olmaması iki şeyden kaynaklanır. Bu durum bazen yakin zayıflığından bazen de kalp güçsüzlüğünden kaynaklanır.</p>

<p style="text-align:justify">Kalbin hasta olması ve zayıf düşmesi genellikle korkulara yenilmesi ve evhamlara kapılmasından kaynaklanır. İnsan, her ne kadar güçlü bir yakine sahip olsa da korkuların peşinde giderse ve korkularını fazlasıyla önemserse kalbini hasta bir hale getirebilir. Örneğin hiçbir cansız varlıktan korkmayan şahıs, bir cenazeyle beraber aynı kabirde veya aynı evde uyumaktan korku duyabilir. Dolayısıyla tevekkül, ancak güçlü bir kalp ve yakin özelliğine aynı anda sahip olmakla elde edilebilir. Zira ancak bu iki özelliğin bir araya gelmesi kişide itminan ve sükûnet oluşmasına sebep olur. Kalbin sükûnet içinde olması ve yakin özelliğine sahip olması iki farklı şeydir. Nice yakin sahibi kalpler sükûnet içinde değildir. Yüce Allah, Kur’ân-ı Kerim’de Hz. İbrahim’le ilgili şöyle buyurmuştur:</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong>“Rabbi ona: Yoksa inanmadın mı? dedi. İbrahim: Hayır! İnandım, fakat kalbimin mutmain olması için (görmek istedim), dedi.”</strong><a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">Buna karşın diğer din ve mezheplere mensup olan insanlarda görüldüğü gibi nice itminan ve sükûnet içindeki insan yakin sahibi değildir. Örneğin Yahudiler, kalplerinde taşıdıkları Yahudilik inancında zerre kadar kuşku duymayabilirler ve bu büyük bir itminanla bu inanca bağlı olabilirler. Hıristiyanlar için de aynı durum geçerlidir. Ancak bu insanlar zerre kadar yakin sahibi olamazlar. Yüce Allah şöyle buyurmuştur:</p>

<p style="text-align:center"><strong><i>“Onlar ancak zanna ve nefislerinin arzusuna uyuyorlar.”</i></strong><a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<p style="text-align:justify">Bu yanlış inançlarına tam bir güvenle bakan bu insanlar, Allah’ın son dinine uymadıkları için yakinden nasipsiz kalmışlardır.</p>

<p style="text-align:justify">İnsanların tevekkül oranı, taşıdıkları yakinin azlığı veya çokluğuyla, arzularının uzun veya kısa ve arzularına göre biriktirmiş olduklarının az veya çok olmasıyla, az veya çok olabilir. Kimi insanlar mukarreb kullardandır, kimileri eshâbu’l-yemîn kullardandır ve kimileri hiç tevekkül sahibi değildir. Bu, tamamen kişinin zahiri sebeplere ne kadar güvendiğine bağlıdır.</p>

<p style="text-align:justify">Eksiksiz bir imana sahip olanlar kesinlikle sebeplere hiç güvenmez ve rızık peşinde gitseler de gitmeseler de Yüce Allah onlara hiç ummadıkları yerden rızık ulaştırır. Ancak bu insanlar Yüce Allah’ın rızık konusundaki emirlerine uymak amacıyla rızık peşinde gitmeyi bir kenara bırakmazlar. Buna rağmen onların bütün güveni kazandıklarına değil Allah’adır.</p>

<p style="text-align:justify">İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: <i>Yüce Allah, müminlerin rızkını, umdukları yerin dışında bırakmayı reddeder.</i></p>

<p style="text-align:justify">İmam Cafer-i Sadık (a.s), bu kuralı sadece müminler için söylemiştir. Zira kâmil ve eksiksiz bir iman, sebepleri tamamıyla gözden çıkarmayı gerektirir ve bu tür bir imana sahip olan insan sadece ve sadece Allah’a tevekkül edip onunla itminan bulur. Ancak eksiksiz bir iman sadece Yüce Allah’ın seçip de kendisine ilim vermiş olduğu peygamberler, vasileri ve benzeri insanlarda görülebilir. “Bu, Allah’ın, dilediğine verdiği lütfudur”<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a>.</p>

<p style="text-align:justify">İmam Zeynel Abidin (a.s) şöyle buyurmuştur: Hayrın tamamını insanların elindekine tamah etmemekte buldum. Yüce Allah, hiçbir işinde insanlara bel bağlamayıp da bütün işlerinde Allah’a güvenen şahısın dualarını kabul eder.</p>

<p style="text-align:justify">İmam Muhammed Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: Ne kötü kuldur tamahının peşinde koşan kul ve ne kötü kuldur kendisini küçük düşürecek bir isteği olan kul.</p>

<p style="text-align:justify">İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: Mümin kulun şerefi gece ibadetidir, onuru ise insanlara el açmamaktır.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - - - - - </strong></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a> Bakara, 260.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a> Necm, 23.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><sup><sup>[3]</sup></sup></a> Maide, 54.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Düşünce | İslamî Araştırmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/tevekkulun-kaynagi-ve-asamalari</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 18:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/05/tevekkkul-1.jpg" type="image/jpeg" length="71694"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sadakatli ve Güvenilir Olmak]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/sadakatli-ve-guvenilir-olmak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/sadakatli-ve-guvenilir-olmak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Emanetlere karşı sadık olmak rızkın bollaşmasına sebep olur. Emanetlere karşı hıyanet etmek ise fakirliğe sebep oluyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Yüce Allah şöyle buyurmuştur:</p>

<p style="text-align:center"><i><strong>“Ey iman edenler Allah’tan korkun ve doğrularla beraber olun.”</strong></i><a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>

<p style="text-align:justify">Yüce Allah şöyle buyurmuştur:</p>

<p style="text-align:center"><i><strong>“Müminler içinde Allah’a verdikleri sözde duran nice erler var”</strong></i>.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<p style="text-align:justify">İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: <i>"Doğru olan kişinin sadık olduğunu herkesten önce Yüce Allah onaylar. Daha sonra nefsi kendisini onaylar ve sadık inanır."</i></p>

<p style="text-align:justify">İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: Her zaman doğru olan kul (belli bir süre sonra) Allah nezdinde “sadık” bir kul olarak yazılır. Sürekli yalan konuşan kul ise (belli bir süre sonra) Allah nezdinde “yalancı” bir kul olarak yazılır. Kul, doğru konuştuğunda Yüce Allah şöyle buyurur: Doğru konuştu ve iyilik yaptı. Kul, yalan konuştuğunda ise Yüce Allah şöyle buyurur: Yalan konuştu ve kötülüğe bulaştı.</p>

<p style="text-align:justify">Diğer bir hadiste şöyle yazar: <i>Kul, doğru olmaya devam ederse (belli bir süre sonra) Allah nezdinde “sıddık” birisi olarak yazılacaktır.</i></p>

<p style="text-align:justify">İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur:<i> İnsanları, dilinizle değil, yaptıklarınızla iyiliğe davet edin. İnsanlar sizdeki azmi, doğruluğu ve takvayı görsünler.</i></p>

<p style="text-align:justify">İmam Cafer-i Sadık (a.s) yarenlerinden birine şöyle buyurdu: <i>Hz. Ali’nin (a.s), Peygamber Efendimize (s.a.a) onca yakın olabilmesinin sırrı üzerinde düşün. Hz. Ali (a.s) doğru olmakla ve emanete sadık olmakla Peygamber Efendimize (s.a.a) yakın olabildi.</i></p>

<p style="text-align:justify">İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: <i>Yüce Allah bütün peygamberleri iyilik yapılması üzere ve verilen emanetleri, ister günahkâr olsun ister iyi olsun sahiplerine geri vermek üzere gönderdi.</i></p>

<p style="text-align:justify">Resulullah’ın (s.a.a) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: <i>Emanetlere karşı sadık olmak rızkın bollaşmasına sebep olur. Emanetlere karşı hıyanet etmek ise fakirliğe sebep oluyor.</i></p>

<p style="text-align:justify">Emirü’l-Müminin Hz. Ali’nin (a.s) şöyle buyurduğu nakledilmiştir:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong><i>Emanetleri geri verin, peygamber evladının katiline ait olsa bile.</i></strong></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: <i>Sana güvenip de emanet bırakan birisinin emanetini kendisine geri ver ve senin vermiş olduğun emanete sadık davranmayana karşı sadakatsizlik yapma.</i></p>

<p style="text-align:justify">İnsan, sözlerinde sadakatli ve doğru olduğu gibi hâl ve hareketlerinde de sadakatli ve doğru olmalıdır. Doğru olmanın en alt seviyesi kişinin her zaman ve her yerde sözlerinde doğru olmasıdır. Yanlış anlaşılmasını önleyebilmek için ve yalancı gibi görünmesini önleyebilmek için elinden geldiği kadar açık konuşmaya çalışan kişi ise bu yönünü kemale ulaştırmıştır.</p>

<p style="text-align:justify">İnsan, diğer insanlara karşı sadık ve dürüst olduğu gibi rabbine karşı da dürüst olmalıdır. Namaza dururken diliyle “yüzümü Allah’a döndürdüm” deyip de kalbiyle bunu yapmayan şahıs, dürüstçe davranmamıştır. Namaz esnasında “ancak sana kulluk ederiz”<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a> deyip de dünyaya kulluk eden şahıs veya “yalnız senden medet umarız”<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a> deyip de başkasından medet uman şahıs, yalan söylemiştir.</p>

<p style="text-align:justify">Bir sonraki aşama niyette sadık olmaktır; yani niyetteki daha önce açıkladığımız muhtemel fazlalıkları söküp atmak. Niyet sonrasında ise azim aşamasında sadık olmak önemlidir; yani güçlü bir şekilde hayır ve iyilik peşinde olmak. Kimi durumlarda insan, daha amel vakti gelmeden önce azim sahibi olur. Örneğin kendi kendine “elime şu para gelirse tamamını veya şu kadarlık bir bölümünü Allah yolunda harcayacağım” der. Ancak bazı durumlarda bu azimde, sadık azimle örtüşmeyen değişik meyiller veya tereddütler de görülebilir.</p>

<p style="text-align:justify">Bir sonraki aşama azme karşı sadık olmak aşamasıdır. İnsanlar, karar alırken veya söz verirken cömert davranabilir;zira söz vermek kolaydır; ancak zamanı geldiğinde, insanın nefsanî istekleri kişinin bu azmini kırabilir ve verdiği sözde durmasını engelleyebilir. İşte bu tür bir davranış azimde sadık olmakla örtüşmez.</p>

<p style="text-align:justify">Yüce Allah şöyle buyurmuştur:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong>“Müminler içinde Allah’a verdikleri sözde duran nice erler var”.</strong><a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">Sonraki aşama ise amelde ve davranışlarda sadık olmaktır. Bu aşamadaki şahıs, bütün çabasını, dış görünümüyle iç görünümünün farksız olması yönünde kullanacaktır. Bu, bütün amelleri tamamıyla bir kenara bırakmak demek değildir. İnsan, niyetlerini, görünen haliyle uyumlu bir hale getirerek, riya ve benzeri çirkinliklerden uzak durmalı ve olduğu gibi görünmeğe çalışmalıdır. Riya yapan bir insan görünürde Allah için bir ibadet yapıyor olarak görünse de gerçekte insanlar için ibadet yapmaktadır. Nice huşu halinde namaza durmuş gibi görünen insanların bu huşu görüntüsü sadece insanlar içindir. Bakan insanlar bu insanı Allah karşısında huşu ile durmuş birisi olarak görürler ancak gerçekte bu insan nefsanî isteklerinin karşısında eğilmekten başka bir şey yapmaz. Kusursuz bir vakar ve sükûnet ile yürüyen nice insanın iç hali bu dış görünümüyle uyumlu değildir. Böyle bir insan her ne kadar bunu insanlar için yapmasa da amel ve davranış aşamasında sadık ve doğru olduğu söylenemez. Bu durumdan kurtulmanın tek yolu ise iç ve dış görünümü aynı hale getirmeğe çalışmak veya iç görünümü daha da güzelleştirmektir.</p>

<p style="text-align:justify">Emirü’l-Müminin Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: <i>Allah’a yemin ederim ki sizi yönlendirdiğim bütün iyiliklere sizden önce kendimi yönlendiririm ve sizi sakındırdığım bütün kötülüklerden sizden önce kendimi sakındırırım.</i></p>

<p style="text-align:justify">Aynı zamanda sadakat ve doğruluğun en üst ve en değerli aşaması olan sonraki aşama, inançta doğru ve sadık olmaktır. Örneğin Allah korkusu, Allah’a ümit bağlamak, Allah sevgisi, tevekkül, zahitlik ve benzeri diğer sıfatlar konusunda sadık olmak gibi. Bu sıfatların her biri bir başlangıç noktasına sahiptir ve insan bu başlangıç noktasına geldiğinde bu sıfata sahip olduğunu söyleyebiliriz. Ancak bu sıfatlar aynı zamanda bir de kemal ve zirve noktasına sahiptir ve gerçek anlamda bu sıfatlara sahip olan şahıs, taşıdığı bu sıfatı kemal ve zirve noktasına ulaştırabilen kişidir.</p>

<p style="text-align:justify">Yüce Allah şöyle buyurmuştur:</p>

<p style="text-align:justify"><i><strong>“Müminler ancak Allah’a ve Resulüne iman eden, ondan sonra asla şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla savaşanlardır. İşte doğrular ancak onlardır.”</strong></i><a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a></p>

<p style="text-align:justify">Yüce Allah şöyle buyurmuştur:</p>

<p style="text-align:justify"><strong><i>“İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, o kimsenin yaptığıdır ki, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır. (Allah’ın rızasını gözeterek) yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve kölelere sevdiği maldan harcar, namaz kılar, zekât verir. Antlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirir. Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder. İşte doğru olanlar, bu vasıfları taşıyanlardır. Muttakiler ancak onlardır.”</i></strong><a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a></p>

<p style="text-align:justify">Resulullah’ın (s.a.a) sadık sahabesi Ebuzer’e <i>“İman nedir?”</i> diye sorulduğunda bu ayeti kerimeyi okudu. Kendisine <i>“size imanın ne olduğunu sorduk”</i> söylenince şöyle cevap verdi: Peygamber Efendimize (s.a.a) imanın ne olduğunu sorduğumda bana bu ayeti okudu.</p>

<p style="text-align:justify">Allah korkusu konusunda sadık ve doğru olmanın anlamına gelince; Hiç şüphesiz Allah’a inanan müminler Allah korkusu dediğimiz bu korkuya sahiptirler. Ancak bütün bu korkuların <i>“doğruluk”</i> ve <i>“sadakat”</i> aşamasında olduğunu söyleyemeyiz. Bu sebeple hükümdardan korkan insanların veya yolculuk esnasında eşkıyaların saldırısına uğrayan kişinin yüz renginin değiştiğini, titremeğe başladığını, artık hayattan tat almadığını, yemekten içmekten kesildiğini, kimi durumlarda şuurunu bile kaybettiğini, kendi ve ailesinin ihtiyaçlarını karşılayamaz hale geldiğini, insanlardan uzaklaşıp şehir dışına çıktığını ve korktuğu şeyden uzak durabilmek için kendini dağa taşa vurduğunu görürüz.</p>

<p style="text-align:justify">Bütün bunlar kişideki korkunun birer belirtisidir. Ancak her nedense aynı şahıs Allah’tan korktuğunu söylediği, ilahi azaptan korktuğunu söylediği halde Allah’ın emirlerine karşı gelip günah işledikten sonra bu belirtilerin hiçbirisine sahip olmayabiliyor.</p>

<p style="text-align:justify">Hz. Peygamber (s.a.a) bu gerçeğe işaretle şöyle buyurmuştur: <i>Cehennemin, ondan kaçanların uykuda olduğu başka bir benzerini görmedim; cennetin, onu arzulayanların uykuya daldığı başka bir benzerini görmedim.</i></p>

<p style="text-align:justify">İlahi ümit konusunda sadık ve doğru olmak da aynı şekildedir. <i>Bu konuya daha önce açıklık getirdiğimiz için burada tekrar açıklamaya gerek görmüyorum.</i></p>

<p style="text-align:justify">Bazı kullar taşıdıkları bütün bu iyiliklerde ve iyi sıfatlarda, sadakat ve doğruluk aşamasına ulaşmayı başarmışlardır. İşte bu insanlara <i>“sıddık” </i>sıfatı verilir. Bazı insanlar ise tüm bu sıfatlarda değil de bu sıfatların bir bölümünde kemal haddine ulaşmış ve doğruluk derecesini elde edebilmişlerdir. Bu insanlar konusunda ise örneğin <i>“sözünde sadıktır”,</i> <i>“davranışlarında doğrudur”</i> ve benzeri ifadeler kullanılır.</p>

<p style="text-align:justify">Misbâhu’ş-Şerîa kitabında İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: Sadık olup olmadığını bilmek istiyorsan, kıyamette, Allah’ın karşısında hesap veriyormuşçasına niyetini ve dile getirdiğin şeyi hesaba çek. Yüce Allah şöyle buyurmuştur:<i><strong> “O gün tartı haktır”.</strong></i><a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a> Kalbinde taşıdığınla dille söylediğini bir bulur isen, işte o zaman sadık olduğuna inanabilirsin.</p>

<p style="text-align:justify">Sadakatin en düşük aşaması ise kalbin dilden korkmadığı ve dilin kalpten çekinmediği haldir. Sadık bir insan, sadakatin hakikatine ve zirvesine vardığında ise ölüm döşeğinde ölümü arzulayan insana benzer. Bu insan, ölümü arzulamasın da ne yapsın?</p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - - - - - - - - </strong></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a> Tevbe, 119.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a> Ahzab, 23.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><sup><sup>[3]</sup></sup></a> Fatiha, 5.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><sup><sup>[4]</sup></sup></a> Fatiha, 5.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><sup><sup>[5]</sup></sup></a> Ahzab, 23.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><sup><sup>[6]</sup></sup></a> Hucurat, 15.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><sup><sup>[7]</sup></sup></a> Bakara, 177.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><sup><sup>[8]</sup></sup></a> A’raf, 8.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/sadakatli-ve-guvenilir-olmak</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 18:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/05/sadakatz-1-1.jpg" type="image/jpeg" length="93183"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kevser Akademi Seminerinde "Bilinçli Aile” Konuşuldu]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/kevser-akademi-seminerinde-bilincli-aile-konusuldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/kevser-akademi-seminerinde-bilincli-aile-konusuldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kevser Akademi olarak, kaliteli örgün eğitim hizmetleri ile öğrencilerimizin gelişimine destek sağlıyoruz. Deneyimli akademik kadromuz ve ilmi-manevi eğitim yaklaşımımızla fark yaratıyoruz..]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><br />
<strong>Kevser Akademi Seminerinde "Bilinçli Aile” Konuşuldu</strong></p>

<p style="text-align:justify">Kevser Akademi’de gerçekleştirilen seminerde konuşmacı olarak Üstad Yusuf Töre yer aldı. Seminere katılan gençler, <i>“dindarlığın hakikati”, “amel ve ahlak ilişkisi”</i> ile <i>“huy terbiyesi”</i> üzerine önemli değerlendirmeler dinledi.</p>

<p style="text-align:justify">Programda, dinin yalnızca bilgi edinmekten ibaret olmadığı; gerçek dönüşümün insanın davranışlarına, ahlakına ve huylarına yansıması gerektiği vurgulandı.</p>

<p style="text-align:justify">Üstad Yusuf Töre, kişinin sadece dini bilgi sahibi olmasının yeterli olmadığını, bilginin amele ve güzel ahlaka dönüşmesi gerektiğini ifade etti.</p>

<p style="text-align:justify">Seminerde özellikle evlilik sürecine dair dikkat çekici tavsiyeler de paylaşıldı. Evlilikte duygusal bağdan önce karakter ve huyların önemine değinilerek, insanın gerçek ahlakının aile ortamında ortaya çıktığı belirtildi. Huy değişiminin manevi yolculuğun temel şartlarından biri olduğu ifade edilirken; cimrilik, öfke, hırs ve kırıcı davranışlar gibi kötü huylarla mücadele edilmesi gerektiği anlatıldı.</p>

<p style="text-align:justify">Kur’an-ı Kerim’den ayetler ve Ehl-i Beyt’ten rivayetlerle desteklenen seminerde, ilmin insanı Allah’a kulluğa ve nefis terbiyesine ulaştırması gerektiği vurgulandı.</p>

<p style="text-align:justify">İmam Bakır (a.s) ve İmam Kâzım’dan (a.s) nakledilen rivayetlerle, ilimle amel eden kişinin değerine dikkat çekildi.</p>

<p style="text-align:justify">Program sonunda katılımcılara düzenli muhasebe yapmaları, güzel huyları bilinçli şekilde kazanmaya çalışmaları ve manevi gelişimlerini sürekli canlı tutmaları tavsiye edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Ehlader HABER</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<h5 style="text-align:center"><strong><a href="http://www.kevserakademi.com" rel="nofollow"><span style="color:#e74c3c">http://www.kevserakademi.com</span></a></strong></h5>

<p></p>

<p></p>

<p style="text-align:center"><strong><span style="color:#e74c3c"><img alt="1 (1)-2" height="451" src="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/05/1-1-2.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></span></strong></p>

<p style="text-align:center"><strong><span style="color:#e74c3c"><img alt="Photo 2026 05 11 07 52 46" height="450" src="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/05/photo-2026-05-11-07-52-46.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></span></strong></p>

<p style="text-align:center"></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/kevser-akademi-seminerinde-bilincli-aile-konusuldu</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 15:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/05/12semi.jpg" type="image/jpeg" length="14708"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Antik ve Modern Cahiliyetten Teberri]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/antik-ve-modern-cahiliyetten-teberri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/antik-ve-modern-cahiliyetten-teberri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hacı adayı, ‘lebbeyk’ derken hakikatte Allah’la ahitleşir. “Ona itaat maksadı dışında asla ağzını açmayacağına ve dilinin kapısını tüm günahlara kilitleyeceğine” dair söz verir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Antik ve Modern Cahiliyetten Teberri</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Hac, o özel lebbeyk nidalarıyla; ister kısa ve sessiz ister uzun ve yüksek sesle dile getirilsin hem gelmiş geçmiş ve varolan tüm cahiliyetlerden teberri etmektir hem de ister elle yontulmuş tüm putlar olsun ister şirke bulanmış tüm câhilî göstergeler, tüm putları kırıp parçalamaktır. Hac, ister yeni ister eski bâtılın tüm mazharlarını ayaklar altına almaktır. Dolayısıyla hac, riya, heva-heves, cimrilik ve kibir gibi tüm şirk kokan hastalıklardan kurtulmak için bir ilaçtır.</p>

<p style="text-align:justify">Açıklamak gerekirse, câhiliye dönemlerinde ‘lebbeyk’ bir şirk ve putperestlik nidasıydı. Zira müşrikler nezdinde ‘telbiye’ şu sözlerle ifade edilirdi:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Lebbeyk Allah’ım lebbeyk, yoktur bir şerikin lebbeyk! Tek bir şerikin vardır ki o da senindir. Sen o ve onun sahip olduğu her şeyin mâlikisin!”</i><a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>

<p style="text-align:justify">Bu sözlerle Allah için bir ortak ve şerik ispatlıyorlardı; tabi bu şeriki de yine ona ait biliyorlardı! Fakat İslam’a göre telbiye, eşsiz ve benzersiz Rabbimizin dergâhında bir yalvarış ve yakarıştır. Telbiye, gizli açık bütün şirk göstergeleri karşısında bir nida, bir haykırıştır. Dolayısıyla, Allah Teâlâ’nın gayrı için hiçbir zuhurdan söz edilemez. Haliyle ondan gayri sığınılacak bir dergâh yoktur. Ondan gayrı hiçbir kudret kaynağından söz edilemez. Haliyle Ondan gayri hiç kimseye imdat eli uzatılamaz. Zira orada ‘mutlak velayet’ artık bir tek hak olan Allah’a mahsustur:</p>

<p style="text-align:center"><i><strong>“İşte burada velayet, hak olan Allah’a mahsustur.”</strong></i><a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<p style="text-align:justify">Bu hakikat, lebbeyk nidalarının bütün sahra ve ovalarda, her bir tepeye tırmanırken her tepenin eteklerine inerken hiç durmaksızın tekrarlanan yankısını duyup görebilenler nezdinde şüphe götürmez bir açıklıktadır.</p>

<p style="text-align:justify">Nübüvvet hanedanından (a.s) varit olan naslar da bu hakikatin şahididir. Örneğin: “Câhilî geleneklerle hareket eden ya da haram mal çirkefine bulaşanlar lebbeyk deseler de bu esnada ona “Ey kulum, ne lebbeyk denir sana ne senin için bir saadet vardır!” cevap verilir.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a> Bu doğrultuda İmam Kazım (a.s) şöyle buyurur:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Biz Ehlibeyt, ilk haccımız (Sarure Haccı), kadınlarımızın mihriyesi ve kefenlerimizin masrafı malımızın en temiz olanındandır.”</i><a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a></p>

<p style="text-align:justify">Bu tutumun yegâne sebebi şudur: Hac’da ‘lebbeyk’ demek, Peygamberlerin yeryüzünde Meleklerin Arş’ın çevresinde dile getirdikleri ‘lebbeyk’ nidalarının bir tekrarıdır. Bu hususu daha önce açıklamıştık.</p>

<p style="text-align:justify">Haccın câhiliyete karşı bir haykırış olduğunu araştırmak ve bu ilâhî ahdin sırrını naslarda bulmak isteyen bir araştırmacının ulaşacağı nüktelerden biri de şu olacaktır: İbrahim Halil, (a.s) Musa Kelim (a.s) ve Hatemü’l Enbiya’nın (s.a.a) ‘telbiye’si ile alakalı rivayetler diğer Peygamberler (a.s) ile ilgili varit olan rivayetlerden ziyadesiyle fazladır.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a> Elbette biz nübüvvet, risâlet, hilafet ve sair makamlarla ilgili temel ilkeler söz konusu olduğu zaman peygamberler arasında bir fark gözetmeyiz.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a> Ancak Rabbimiz, onların bazılarını diğerlerine göre daha faziletli kılmıştır.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a> Biz de bu fazilet derecelerine göre onların birbirlerine karşı daha imtiyazlı nitelikleri olduğuna inanırız. Özellikle de tağutlara karşı başkaldırı, alçakları alaşağı etmek ve iç-dış tüm cahiliyetin defi noktasında her birinin farklı bir duruşu vardır. Nitekim İbrahim Halil (a.s) tağutları “Size de, Allah’ı bırakıp tapmakta olduğunuz şeylere de yuh olsun!”<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a> diye haykırırken Musa Kelim (a.s) “Ey Firavun! Ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim”<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a> diye alçaklara karşı cephe almış ve Hatemü’l Enbiya (s.a.a) cahiliyeti “Câhiliye devri hükmünü mü istiyorlar? Yakînen bilen bir millet için Allah’tan daha iyi hüküm veren kim vardır?”<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a> Haykırışıyla defetmiştir.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Telbiyenin Hikmeti</strong></p>

<p style="text-align:justify">İhrama bürünmek ve <i>“Lebbeyk”</i> demek, Vahyin nidasına bir cevap ve ilâhî davete bir icabettir. Bu itibarla gerçek anlamıyla hac eda edenler ve Kâbe’yi ziyarete gelenler telbiye esnasında aklî boyutuyla öylesine bir ürperiş ve korku hali yaşarlar ki renkleri sararır ve sesleri kısılır. Bazen de öylesine bir dehşet yaşarlar ki olmaya ki bize de “sizin için ne lebbeyk ne de saadet vardır” diye nida edilir endişesine kapılırlar.<a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">[11]</a></p>

<p style="text-align:justify">Hacı adayı, ‘lebbeyk’ derken hakikatte Allah’la ahitleşir. <i>“Ona itaat maksadı dışında asla ağzını açmayacağına ve dilinin kapısını tüm günahlara kilitleyeceğine”</i><a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title="">[12]</a> dair söz verir. Evet, dilin cirmi (cismi) küçük ama cürümü büyüktür. Hakkı inkâr, bâtıl iddialar, gıybet, iftira, yalan, söz taşıyıcılık, küfürleşmek, alay etmek ve benzeri büyük günahların birçoğu hep dil ile işlenir. İşte telbiye, dili bütün bunlardan arındırmaktır. Bu itibarla Beytullah ziyaretçisinin dili, tertemiz ve tâhir bir dildir. Yani asla yalan yere şahitlik etmez, gıybet etmez, yalan söylemez, iftira atmaz ve hiç kimseyle alay etmez.</p>

<p style="text-align:justify">Demek ki, telbiyenin sırrı, dili hak söz ve Hakk’a itaat maksadıyla kullanmaya ahdetmek ve bâtıl söz ve günahlardan uzak tutmaya söz vermektir. Tabi bu, sırf sadece hac ve umre dönemleri için değil, bütün zamanlar için verilen bir sözdür.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>‘Lebbeyk’ Diyenlerin Derece ve Mertebeleri</strong></p>

<p style="text-align:justify">Nasıl iman mertebelerine göre müminlerin dereceleri farklılaşıyorsa, aynı şekilde “Lebbeyk” diyenlerin dereceleri de ‘telbiye’ mertebelerine göre farklılık arz eder. Zira bir kesim, Peygamberlerin çağrısına ‘lebbeyk’ derken diğer bir kesim bizzat Allah’ın davetine icabet eder. Bazıları, “Ey bizleri Allah’a çağıran davetçi lebbeyk! Ey bizleri Allah’a çağıran davetçi Lebbeyk!”<a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title="">[13]</a> diye nida ederler. Bu kesim, İbrahim Halil’in (a.s) davetine icabet ederek Beytullah’ı ziyarete giden orta düzeydeki hac yolcularıdır. Zaten İbrahim’de (a.s) Allah’ın fermanı mucibince insanları hacca davet ediyordu:</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong>“İnsanlar arasında haccı ilân et ki, gerek yaya olarak, gerekse nice uzak yoldan gelen yorgun develer üzerinde sana gelsinler!”</strong><a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title="">[14]</a></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">Bu kesimin daha fevkinde bulunanlar Allah’ın şu davetine icabet ederek lebbeyk derler:</p>

<p style="text-align:center"><i>“…Oraya yol bulabilenlerin Allah için Kâbe’yi haccetmesi gerekir.”</i><a href="#_ftn15" name="_ftnref15" title="">[15]</a></p>

<p style="text-align:justify">Bu düzeydeki bir hacı adayı, insanlar arasında ancak parmakla sayılabilecek kadardırlar. Onlar Hakk’ın davetini duyar duymaz şöyle icabet ederler: ‘Lebbeyk Allah’ım lebbeyk! … Lebbeyk miraçlar sahibi lebbeyk, lebbeyk ey selamet diyarının davetçisi lebbeyk! … Lebbeyk ey hem korkulan ve hem arzulanan lebbeyk!”<a href="#_ftn16" name="_ftnref16" title="">[16]</a> Bu ‘telbiyeler’ ile bizzat Allah’ın davetine icabet edilir. Elbette Halilullah’a (a.s) verilen cevap da aynı zamanda Allah’ın davetine bir icabettir. Nitekim Allah’a icabet ile İbrahim Halil’in (a.s) davetine de icabet edilmiş olunur. Lakin aradaki fark, Beytullah ziyaretçisinin şuhûd düzeyiyle alakalıdır. Zira herkes imanın hüviyet derecesi ve mertebesi ile orantılı bir şekilde Allah’ı tanır, onunla ahitleşir ve emirlerine itaat eder. Bazıları bir vasıtaya ihtiyaç duyar. Bazılarıysa; örneğin peygamberler hiçbir vasıta olmaksızın Allah’ı tanır, onunla ahitleşir ve ahkâmıyla amel ederler. Şahadet âleminde zuhur eden her şey, gayb âleminde imzalanan ahit ve sözleşmenin bir ürünüdür. Binaenaleyh, özü itibarıyla her ne kadar herkes aslında bizzat Rabb-ı Celil ile ahitleşmiş olsa da; lakin bazıları İbrahim-i Halil vasıtasıyla, bazılarıysa vasıtasız bu ahde taraf olmuşlardır. Dolayısıyla her ‘telbiye’ bir değildir. Yani birileri “Lebbeyk miraçlar sahibi lebbeyk” diye nida ederken dahi aslında “insanlar arasında haccı ilan et” emri gereğince İbrahim-i Halil’e cevap verirken diğer bazıları Rabb-ı Celil’e icabet eder. Zira bir insan, ilâhî misak âleminde Allah’a nasıl cevap vermişse, zuhur âleminde de aynı şekilde ‘lebbeyk’ der.</p>

<p style="text-align:justify">Açıklamak gerekirse, bütün insanlar iki kez ‘lebbeyk’ derler. Bu iki ‘lebbeyk’ birbirinin kapsamındadır. Bu icabet ve cevap, tarihi bir vaka olmadığından, geçmişte vaki olmuştur denilemez. Bu ahitleşme her daim süredurmaktadır. İlk ‘lebbeyk’ zer ve zürriyet âleminde gerçekleşen misak ve sözleşme esnasında dile gelmiştir. Orada, Yüce Allah insanlardan taahhüt alıp onlara kendi hakikatlerini göstermiştir. Öyle ki, her kul orada Allah’ın Rububiyyetini ve kendi ubudiyetini müşahede ve bunu ikrar etmiştir.</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Rabbinin Âdem evlatlarından, misak aldığını da düşünün: Rabbin onların bellerinden zürriyetlerini almış ve onların kendileri hakkında şahitliklerini isteyerek «Ben sizin Rabbiniz değil miyim?» buyurunca onlar da «Elbette!» diye ikrar etmişlerdi.”</i><a href="#_ftn17" name="_ftnref17" title="">[17]</a></p>

<p style="text-align:justify">İkinci<i> ‘lebbeyk’ </i>ise umum insanların ve tüm herkesin hacca davet edilmeleri esnasında vaki olur:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“İnsanlar arasında haccı ilân et ki, gerek yaya olarak, gerekse nice uzak yoldan gelen yorgun develer üzerinde sana gelsinler!”</i><a href="#_ftn18" name="_ftnref18" title="">[18]</a></p>

<p style="text-align:justify">İbrahim Halil’in (a.s) bu umumi daveti de insanların kulağına erişmiş ve hatta babalarının sulbünde bulunanlar dahi bu davete ‘lebbeyk’ demişlerdir. İmam Sadık (a.s) bu hususta şöyle buyurur:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“İbrahim ve İsmail (a.s) Beyt’i inşa etmekle emrolunup Beyt’in inşası bittikten sonra İbrahim rüknün üzerine oturdu ve: “Hacca gel! Hacca gel!” diye seslendi. Eğer “hepiniz hac için geliniz” deseydi, o gün için yaratılmış insanlar dışında hiç kimse hacca gitmezdi. Lakin o: “Hacca gel!” deyince, babalarının sulbünde bulunan insanlar: “Lebbeyk ey Allah’ın davetçisi! Lebbeyk ey Allah’ın davetçisi!” diye icabet ettiler. Her kim on kez ‘lebbeyk’ dediyse on kez hac edecektir. Her kim beş kez dediyse, beş kez haccedecektir. Her kim daha fazla dediyse kaç kez ‘lebbeyk’ demişse o kadar haccedecektir. Bir kez diyen, bir kez haccedecek; hiç söylemeyen ise hiç etmeyecektir.”</i><a href="#_ftn19" name="_ftnref19" title="">[19]</a></p>

<p style="text-align:justify">İbrahim Halil’in (a.s) davetiyle şekillenen bu ‘lebbeyk’ sahnesi, Allah’ın insanları davet ettiği zer ve zürriyet âlemindeki Lebbeyk sahnesine benzemektedir. O ilk sahne nasıl halen canlılığını koruyorsa, Halilullah’ın (a.s) davetiyle şekillenen sahne de halen devam ededurmaktadır. Zira burada söz konusu olan, fıtrat ve ruhun o davete muhatap olmasıdır; babaların sulbü ve anaların rahimlerindeki küçücük zerrelerin değil.</p>

<p style="text-align:justify">Lebbeyk nidasını dillendirenler arasındaki farklar, diğer birçok dini mesele için de geçerlidir. Örneğin Kur’an-ı kerim tilavet edenler de derece derecedirler. Birçok Kur’an okuyucusu, bu sözleri kimin dilinden işittiğinin bilincinde değildir. Fakat Allah velileri, arif ve gönül ehli müminler, Kur’an’ı sanki bizzat Peygamber Efendimizin (s.a.a) dilinden dinliyorlarmışçasına okur ve idrak ederler. Evliya içerisinde çok az bir kesim ise Kur’an’ı sanki doğrudan Allah’tan işitiyormuşçasına tilavet eder. Örneğin İmam Sadık kendisine namaz esnasında Kur’an tilavet ederken oluşan bir halden ayıldıktan sonra şöyle buyurmuştur:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Kur’an ayetlerini o kadar çok tekrarladım ki, en son bana bir hal oldu ve ben bu ayetleri nazil kılanın bizzat kendisinden şifahi olarak dinledim.”</i><a href="#_ftn20" name="_ftnref20" title="">[20]</a></p>

<p style="text-align:justify">Binaenaleyh, bir kesim Kur’an tilaveti esnasında, ayetleri bizzat Allah’tan işitiyormuşçasına okurlar. Örneğin bazıları Resulullah’ın (s.a.a) huzurunda onun Kur’an tilavetini, sanki Allah nezdinden tilavet olunuyormuşçasına dinlerlerdi:</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify">“<strong>Ve eğer müşriklerden biri senden aman dilerse, Allah’ın kelâmını işitip dinleyinceye kadar ona aman ver.”</strong><a href="#_ftn21" name="_ftnref21" title="">[21]</a></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">Zira bu kitap herkes için nâzil olmuştur. Elbette vahye direkt muhatap olan ve onu doğrudan alan tek insan Resulullah’ın (s.a.a) kendisidir.</p>

<p style="text-align:center"><i>“Sana da (ey Resulüm) bu zikri indirdik ki kendilerine indirileni insanlara açıklayasın.”</i><a href="#_ftn22" name="_ftnref22" title="">[22]</a></p>

<p style="text-align:justify">Allah’ın selamına muhatap olan insanlar da sınıf sınıftırlar. Bir sınıf, bu selamı meleklerin diliyle işitirler:</p>

<p style="text-align:center"><strong><i>“Odur size salât eyleyen ve onun melekleri!”</i></strong><a href="#_ftn23" name="_ftnref23" title="">[23]</a></p>

<p style="text-align:justify">Müminlerden bir sınıf, o ‘selam’ı Resulullah’ın (s.a.a) diliyle işitirler:</p>

<p style="text-align:center"><i><strong>“Ayetlerimize inananlar sana geldiğinde onlara de ki: Selâm size!”</strong></i><a href="#_ftn24" name="_ftnref24" title="">[24]</a></p>

<p style="text-align:justify">Zira Resulullah’ın her sözü vahiydir ve bu kuralı müminlere iletmek da Allah Teâlâ’nın emriyledir. Müminler ve Allah’ın seçkin kulları içerisinde çok küçük bir sınıf, Allah’ın selamını vasıtasız bir şekilde idrak liyakatine sahiptirler. Nitekim Allah’ın bazı peygamberlerini bizzat selamladığı örnekler Kur’an-ı Kerimde yer alır:</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong>“(O’nun) seçtiği kullarına da selâm olsun!”<a href="#_ftn25" name="_ftnref25" title="">[25]</a> “Bütün âlemlerde Nuh’a selam olsun! Biz, işte böyle ihsan ehlini mükâfatlandırırız.”</strong><a href="#_ftn26" name="_ftnref26" title="">[26]</a></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">Bu ayet-i kerimede ‘Biz, işte böyle…’ tabirinden anlaşıldığı kadarıyla, Allah’ın özel selamı, ihsan sahibi bütün mümin kullarını da kapsar.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - - - - - - - -</strong></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a> El Kâfi, c. 4, s.542</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a> Kehf: 44</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><sup><sup>[3]</sup></sup></a> Men La Yahduruhu’l Fakih, c.2, s. 317-318; Vesailu’ş Şia, c.11,s. 144</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><sup><sup>[4]</sup></sup></a> Vesailu’ş Şia, c.11,s. 144</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><sup><sup>[5]</sup></sup></a> Vesailu’ş Şia, c.12,s. 370-393</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><sup><sup>[6]</sup></sup></a> Bakara: 285</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><sup><sup>[7]</sup></sup></a> Bakara: 253</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><sup><sup>[8]</sup></sup></a> Enbiya: 67</p>

<p style="text-align:justify"></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><sup><sup>[9]</sup></sup></a> A’raf: 104</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><sup><sup>[10]</sup></sup></a> Maide: 50</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title=""><sup><sup>[11]</sup></sup></a> El Kâfi, c. 5, s.124; Vesailu’ş Şia, c.17, s. 19; Bihar, c.47, s.16 ve c. 64, s. 337</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title=""><sup><sup>[12]</sup></sup></a> Hadis-i Şibli, bkz. Elinizdeki Kitap,</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title=""><sup><sup>[13]</sup></sup></a> El Kâfi, c.4, s. 206</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title=""><sup><sup>[14]</sup></sup></a> Hac: 27</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref15" name="_ftn15" title=""><sup><sup>[15]</sup></sup></a> Al-i İmran: 27</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref16" name="_ftn16" title=""><sup><sup>[16]</sup></sup></a> Tehzibu’l Ahkâm, c.5, s.91–92; Vesailu’ş Şia, c.12, s.282–283 (Tam Metin)</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref17" name="_ftn17" title=""><sup><sup>[17]</sup></sup></a> A’raf: 172</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref18" name="_ftn18" title=""><sup><sup>[18]</sup></sup></a> Hac: 27</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref19" name="_ftn19" title=""><sup><sup>[19]</sup></sup></a> El Kâfi, c.4, s.206–207</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref20" name="_ftn20" title=""><sup><sup>[20]</sup></sup></a> Bihar, c. 47, s. 58</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref21" name="_ftn21" title=""><sup><sup>[21]</sup></sup></a> Tevbe: 6</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref22" name="_ftn22" title=""><sup><sup>[22]</sup></sup></a> Nahl: 44</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref23" name="_ftn23" title=""><sup><sup>[23]</sup></sup></a> Ahzab: 43</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref24" name="_ftn24" title=""><sup><sup>[24]</sup></sup></a> En’am: 54</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref25" name="_ftn25" title=""><sup><sup>[25]</sup></sup></a> Neml: 59</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref26" name="_ftn26" title=""><sup><sup>[26]</sup></sup></a> Saffat: 79-80</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kur'an | Ehlibeyt</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/antik-ve-modern-cahiliyetten-teberri</guid>
      <pubDate>Thu, 07 May 2026 16:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/05/antik-teberri-1.jpg" type="image/jpeg" length="25478"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İslam Ümmetinin Ruhbaniyeti]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/islam-ummetinin-ruhbaniyeti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/islam-ummetinin-ruhbaniyeti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İnsan, “Ben senin fermanını işittim ve huzuruna vardım” demeli yani her daim ‘lebbeyk’ nidasını dillendirmelidir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right"></h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>İslam Ümmetinin Ruhbaniyeti</strong></p>

<p style="text-align:justify">Resul-i Ekrem telbiye hakkında şöyle buyurur:</p>

<p style="text-align:center"><i>“Ruhbaniyete karşılık bize cihad ve tüm yüksekliklerde tekbir getirmek verildi.”</i></p>

<p style="text-align:justify"><i>‘Yüksek yerlerde tekbir’</i> tabiri ile<i> ‘telbiye’</i> kastedilmiştir. Zira Beytullah ziyaretçileri, yüksek bir yere her çıktıklarında yüksek sesle ‘lebbeyk’ derler. İşte bu, Allah’ın insanları davet etmiş olduğu makbul ve övgüye değer ruhbaniyettir:</p>

<p style="text-align:center">“Beni, yalnız beni gözetin/ Benden sakının!”<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>

<p style="text-align:justify">Gerçek bir <i>‘rahip’</i> sadece ve sadece Allah’tan sakınır. Onun Allah korkusu, aklî bir korkudur nefsanî değil. Dolayısıyla hep onu gözeterek yaşar.</p>

<p style="text-align:justify">Hep onu gözeterek yaşamaktan maksat, mekânsal ya da zamansal bir boyut taşımaz. Zira Allah, her durumda herkesle beraberdir ve hiçbir şeyde içkinleşmeksizin her şey ve her yerde bir huzur ve zuhuru vardır:</p>

<p style="text-align:center"><i><strong>“Nerede olursanız olun o sizinle beraberdir.”</strong></i><a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<p style="text-align:justify">İnsanlar kendi aralarında örneğin: <i>“Üstadı gözetin; ona karşı saygılı olun”</i> dediklerinde bu, <i>‘üstadın yanı başında ya da ondan daha yüksek bir yerde oturmayın’ </i>anlamına gelir. Lakin bu tarz bir ‘gözetme’ ve ‘saygı ifadesi’ Yüce Rabbimiz için tasavvur dahi edilemez. Dolayısıyla “Beni, yalnız Beni gözetin/ Benden sakının!” ayetinde emrolunan ‘gözetme, sakınma ve korku duyma’ itikâdî anlamda onun harimini korumaktır. Yani insan, Hak Teâlâ’nın huzurunda öylesine bir teslimiyet içerisinde olmalıdır ki, ondan başkasını görmemeli, ondan gayrisine bel bağlamamalı ve ondan gayrisine gönül vermemeli ve her daim: “Ben senin fermanını işittim ve huzuruna vardım” demeli yani her daim ‘lebbeyk’ nidasını dillendirmelidir. İşte bu bilinçte bir hac ziyaretçisi, gerçek anlamda Allah’ın ‘rahib’ bir kuludur. Övgü ve methe şayan ruhbanlık da işte böylesi bir hac eda edebilmektir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Tevhidin Telbiye İle Tecelli Bulması</strong></p>

<p style="text-align:justify">İmam Sadık (a.s) telbiye zikriyle ilgili olarak şöyle buyurur:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Lebbeyk Allahumme lebbeyke, lebbeyk senin yoktur bir şerikin lebbeyk, hamd ve nimet sana aittir, mülk de yoktur senin bir şerikin lebbeyk, lebbeyk miraçlar sahibi lebbeyk, lebbeyk ey selamet diyarının davetçisi lebbeyk, lebbeyk ey günahların bağışlayıcısı lebbeyk, lebbeyk ey telbiye ehli lebbeyk, lebbeyk ey celal ve ikram sahibi lebbeyk, lebbeyk ey sen ki yaratırsın ve dönüş yine sanadır lebbeyk, lebbeyk ey istiğna eden ve her şeyin kendisine muhtaç olduğu lebbeyk, lebbeyk ey hem korkulan ve hem arzulanan lebbeyk, lebbeyk ey hak ilah lebbeyk, lebbeyk ey nimet ve tüm iyi ve güzel fazl sahibi lebbeyk, lebbeyk ey büyük sıkıntıları gideren lebbeyk, lebbeyk ben senin kulun ve iki kulunun evladıyım lebbeyk, lebbeyk ey kerim lebbeyk!</i></p>

<p style="text-align:justify"><i>Bu zikirleri farz ve nafile tüm namazlardan sonra, bir bineğe bineceğin esnada, hareket edeceğin zaman, yüksek bir yere her çıktığında ya da bir düzlük ve ovaya indiğinde, bineğine binmiş birini gördüğünde, uykudan uyandığında ve seher vakitlerinde okuyabildiğin kadar oku! Bu zikirleri yüksek sesle dile getir! …</i></p>

<p style="text-align:justify"><i>Şunu bilmelisin ki zikirlerin ilk kısmındaki dört lebbeyk farzdır. Bu cümleler, tevhidin beyanıdır. Bütün peygamberler bu cümlelerle lebbeyk demişlerdir. Ey miraçlar sahibi (Lebbeyk ey miraçlar sahibi lebbeyk) nidasını çokça dile getir. Zira Peygamber Efendimiz (s.a.a) bu zikri daha çok dile getirirdi. İlk kez lebbeyk diyen kişi, Hz. İbrahim (a.s) idi…”</i><a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>

<p style="text-align:justify">İmam Bakır’a (a.s): <i>“Telbiye niçin ‘telbiye’ diye isimlendirilmiştir?”</i> diye sorulduğunda şöyle buyurur:</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><i>“Bu, Hz. Musa’nın (a.s) Rabbinin nidasına verdiği cevaptır.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a> Musa b. İmran beraberinde Benî İsrail’den yetmiş peygamber olduğu halde hac eda etmişti… Onlar ‘lebbeyk’ derken, dağlar onlara karşılık veriyorlardı. Musa Kelim (a.s) şöyle diyordu: “Lebbeyk, ben senin kulunum ve kulunun (iki kulunun) evladıyım!”</i><a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">İmam Sadık (a.s) haccın bazı kısımlarında ‘telbiye’ yerine geçen ‘İş’ar-ı Budn’<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a> hakkında bir soru üzerine şöyle buyurur:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“… Sonra de ki: Bismillah, Allahım, her şey sendendir ve yine senin içindir. Allah’ım, ibadetimi kabul eyle…” Bu hadis-i şerif, şu ihram duası ile birlikte, daha önce de izah ettiğimiz üzere tevhidin hacda tecessüm bulduğuna delalet eder: “Allah’ım, benim senden dileğim, beni sana icabet edenlerden, vaadine iman edenlerden, emrine boyun eğenlerden kılmandır! Şüphesiz ben senin kulunum ve sana teslimim! Senin koruman dışında bir korunağım yoktur ve ben senin ita buyurduğundan başkasını alamam!”</i><a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a></p>

<p style="text-align:justify">Demek ki hacda yegâne maksat, Allah’ın didarına nâil olmak ve ondan başka her şeyden teberri etmektir.</p>

<p style="text-align:justify">‘Telbiye’ ihlâslı bir şekilde Allah’a icabet etmektir. Dolayısıyla bu amel, bütün çirkinlikleri izale eder ve tüm habis ve asi şeytanları kovar. Bu anlamda İmam Sadık (a.s) Resulullah’ın (s.a.a) ‘telbiye’ getirdiği ‘Beyda’<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a> mevkii ile ilgili şöyle buyurur:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“İşte burada tüm habislikler, Karun ve hazineleri nasıl yere gömülmüşse aynı şekilde gömülür!”</i></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Nükte:</strong></p>

<p style="text-align:justify">Meşhur Şair Ebu Nuvas, Hasan b. Hani Ahvazî, ‘telbiye’ ile ilgili şöyle der:</p>

<p style="text-align:justify">İlahım, ne adilsin sen!<br />
Meliklerin melikisin<br />
Lebbeyk, icabet ederim sana<br />
Lebbeyk, hamd ancak sanadır<br />
Mülk de senindir, yoktur şerikin<br />
Senden dileyen kul, asla ümitsiz olmaz<br />
Senden ne dilerse icabet edersin<br />
Sen olmazsan ya Rab, o helak olur<br />
Lebbeyk, hamd ancak sanadır<br />
Mülk de senindir, yoktur şerikin<br />
Gece karanlığa büründüğünde<br />
Gezegenler feleklerde yüzerken<br />
Kendilerine tayin olunan yörüngelerde<br />
Her bir nebi her bir melek<br />
Ve sana lebbeyk diyen herkes<br />
Tespih de etse lebbeyk de dese hep sanadır<br />
Ey günahkâr kul, niçin böyle gâfilsin<br />
Acele et, koş eceline<br />
Amelini hayırla sonlandır<br />
Lebbeyk, hamd ancak sanadır<br />
Mülk de senindir, yoktur şerikin<br />
Hamd ve nimet ancak sana aittir.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - -</strong></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a> Tehzibu’l Ahkâm, c.5, s.91-92; Vesailu’ş Şia, c.12, s.282-283</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a> Men La Yahduruhu’l Fakih, c.2, s. 234-235; Vesailu’ş Şia, c.12,s.375</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><sup><sup>[3]</sup></sup></a> El Kâfi, c.4, s.214; Vesailu’ş Şia, c.12, s.386</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><sup><sup>[4]</sup></sup></a> Hac üç kısımdır: Temettü, ifrad ve kıran. Umre-i müfrede, temettü umresi, temettü’ haccı ve ifrad haccının ihramı, ‘telbiye’ olmaksızın bağlanamaz. Ancak ‘kıran haccı’nda, hacı adayı ‘lebbeyk’ demekle ‘iş’ar’ ya da ‘taklîd’ arasında muhayyerdir. ‘İş’ar’ kurbanlık develere mahsustur. ‘Taklîd’ ise deve ve diğer kurbanlık hayvanlar arasında müşterektir. ‘İş’ar’, kurbanlık devenin hörgücünün sağ tarafında bir kesik oluşturmak ve akan kanı devenin devenin bedenine sürmektir. ‘Taklîd’ ise kurbanlık hayvanın boynuna bir ayakkabı asmaktır. Daha geniş açıklama için hac menasiki ile ilgili kitaplara bakılabilir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><sup><sup>[5]</sup></sup></a> El Kâfi, c.4, s.331; Vesailu’ş Şia, c.12, s.340-341</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><sup><sup>[6]</sup></sup></a> Beyda’ Şecere Mescidi yakınlarında bir mevkidir. (bkz. El Kâfi, c.4, s.245, 248, 296, 321 ve 333-334) bazı rivayetlere göre, âhir zamanda Mekke’ye doğru hareket eden küfür orduları burada yere gömüleceklerdir. (bkz. El İhtisas, s.255-256; Bihar, c. 52, s. 119, 186 ve 203-204)</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><sup><sup>[7]</sup></sup></a> Mir’atu’l Harameyn, c.1, s.46; Ayrıca bkz. Taruh-u Medinet-i Dımeşk, c.13, s.454-455</p>

<p></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a> Bakara: 40</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a> Hadid: 4</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Düşünce | İslamî Araştırmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/islam-ummetinin-ruhbaniyeti</guid>
      <pubDate>Thu, 07 May 2026 15:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/05/telbiye-1.jpg" type="image/jpeg" length="83532"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İbrahim Makamı]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/ibrahim-makami</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/ibrahim-makami" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Makam-ı İbrahim</strong></p>

<p style="text-align:justify">Allah Tealâ’nın Mekke’deki şiar ve apaçık ayetlerinden biri de Makam-ı İbrahim’dir. Bu doğrultuda İmam Sadık’a (a.s) <strong><i>“orada apaçık ayetler vardır”</i></strong><a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a> ayet-i kerimesinden murat nedir diye sorulduğunda şöyle buyurur:</p>

<p style="text-align:justify"><i><strong>“(Kâbe’nin inşası esnasında İbrahim’in) üzerine çıktığı ve ayaklarının iz bıraktığı taş; yani Makam-ı İbrahim, Hacer-i Esved ve İsmail’in indiği yerdir.”</strong></i><a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<p style="text-align:justify">Bu taş ilk zamanlar Kâbe’nin kenarında orta yerde bulunmaktaydı. Sonra onu yeri değiştirilmesin diye ‘Mültezem’in üzerine koydular. Günümüzde ise Makam, belirgin bir konuma sahip olup metal bir mahfaza içerisinde korunmaktadır.</p>

<p style="text-align:justify">Makam-ı İbrahim’in yerinin değiştirildiğine dair bazı hadisler varit olmuştur. Örneğin İmam Bakır (a.s) şöyle buyurur:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Başlangıçta Makam Kâbe’nin duvarına yakın bir yerdeydi. İslam’dan önce onu şimdi bulunduğu yere taşıdılar. Resul-i Ekrem (s.a.a) Mekke’nin fethinden sonra onu asıl yerine taşıdı. Lakin Halifeler döneminde yeniden yerini değiştirdiler.”</i><a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>

<p style="text-align:justify">Elbette Makam’ın mevcut konumunun Masum İmamların (a.s) onayına mazhar olması ve Nübüvvet Hanedanı’nın (a.s) bu durumun fıkhî sonuçlarıyla ilgili farklı bir beyanının bulunmaması dolayısıyla mevcut mekânda eda edilen namaz ve tavaf yeterli ve sahihtir.</p>

<p style="text-align:justify">Tabi, hatırlatmak gerekir ki bu rivayetin ilk bölümünde İmam Bakır (a.s) şöyle buyurur:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Mescid-i Haram’ın sel baskınına uğradığı yıl ben de İmam Hüseyin’le (a.s) beraber Mekke’deydim.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a> Hz. Seyyid-i Şüheda, Makam-ı İbrahim’in yok olmasından endişelenen halka: Hiçbir endişeniz olmasın! Sel asla Makam-ı İbrahim-i götüremez. Zira Yüce Allah onu kendi nişanesi kılmıştır.”</i><a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a></p>

<p style="text-align:justify">Dikkate şayan bir diğer nokta da şu ki, “orada apaçık ayetler vardır” ayetine istinat ederek Mekke ile ilgili nâzil olmuş ve bu ayetin kapsamına giren her şey, mucizevî ve harikulade bir yöne sahiptir denilemez. Zira ‘ayet’ kavramı sadece Salih’in Devesi, Ay’ın Yarılması ve benzeri olağanüstü olgu ve olaylara delalet etmez. Ayet, bazen tekvinî bir nişane bazen teşriî bir alamet ve bazen de hem tekvinî hem de teşriî boyutları olan bir şiar anlamına gelir. Ayet, Hak Teâlâ’yı gösteren ve insanlara onu hatırlatan nişane ve alamet anlamına gelir. Örneğin “Siz her yüksek yere bir alâmet dikerek eğleniyor musunuz?” ve “Biz, bir ayetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya onu unutturursak (ertelersek) mutlaka daha iyisini veya benzerini getiririz” ayetlerinde ‘ayet’ alamet ve nişane anlamında kullanılmıştır. Demek ki insana Hakk Teâlâ’yı hatırlatan her şeye, ‘ayet’ denmektedir.</p>

<p style="text-align:justify">Bütün ‘apaçık ayetlerin’ mutlaka harikulade ve tabiatüstü bir boyutunun olması gerekmez iddiasını teyit eden husus, yine söz konusu ayetin devamında yer alır:</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong>“Oraya giren emniyette olur.”</strong><a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">Bu cümle ‘apaçık ayetler’ tabirinden sonra gelir. Ki icmalden sonra tafsil babından söz konusu ‘emniyet’ apaçık ayetlerin bir örneği olarak gösterilir. Bu husus, hiçbir harikuladelik olmaksızın Hakk’ı hatırlatan alamet ve ilâhî nişanelerden sayılmıştır. Daha zarif bir ifade ve Üstat Allame Tabatabaî’nin (ks) beyanıyla açıklayacak olursak: “İbrahim’in makamı vardır. Oraya giren emniyette olur. Yoluna gücü yetenlerin o evi haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır” cümlesinin ‘apaçık ayetler’ tabiri için bir ‘bedel’ olduğu söylenir. Lakin bu görüşü kabul edecek olsak dahi, burada sadece ‘İbrahim’in makamı’ bedeldir denebilir. Diğer iki cümle, yani ‘Oraya giren emniyette olur’ ve ‘Yoluna gücü yetenlerin o evi haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır’ cümleleri bağımsız ve tek başına bir mana ifade eden cümleler olup iki hazfedilmiş bedel; yani ‘girenin emniyeti’ ve ‘gücü yetene haccın farz oluşu’na delalet eder.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a></p>

<p style="text-align:justify">Sadece ‘İbrahim’in makamı’ ‘apaçık ayetler’ tabirinin ‘beyanıdır’ diyecek olursak, buradan çıkarabileceğimiz nükte şu olur: “Gerçekten İbrahim, hak dine yönelen, Allah’a itaat üzere bulunan tek başına bir ümmet idi” ayetinde söz konusu olan ‘tek başına bir ümmet’ nitelendirmesinde olduğu gibi ‘Makam-ı İbrahim’ de; onun ayak izi ve makamı da mucizevî bir hakikat olarak tek başına ‘apaçık ayetler’ sayılmış ve ‘tek başına bir ümmet’ bilinmiştir.</p>

<p style="text-align:justify">‘Ayetler’ tabirinin çoğul olmasının bir diğer hikmeti de şöyle açıklanabilir: Bir: Sert bir taş tıpkı hamur misali yumuşamıştır. İki: Taşın tamamı değil, belirli bir kısmı hamur gibi yumuşamıştır. Üç: Belirli bir derinliğe kadar ayak izi belirmiş ve taşın geri kalan kısmı olduğu gibi kalmıştır. Dört: Bu izi yok etmek isteyen tuğyancılara karşı korunmuştur. Beş: İslam ülkelerindeki değerli eşya ve değerli ve kutsal bilinen kültür miraslarını çalma peşinde olan sanat eseri ve antik eşya hırsızlarının şerrinden muhafaza edilmiştir.<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a></p>

<p style="text-align:justify">‘Apaçık ayetler’ tabirinin Makam-ı İbrahim dışında diğer birçok şeye; örneğin Harem bölgesi sakinlerinin emniyette oluşu gibi Mekke ve Harem-i İlâhî’de var olan diğer birçok hakikate de şamil geldiğini iddia edenler, çok açık oldukları için ayrıca dile gelmeyen ve Allah Teâlâ’nın tasrih buyurmadığı birçok husus zikrederler. Örneğin: 1. Kuşların Kâbe’nin üzerinden uçmaması ve o bölgeye geldiklerinde yönlerini değiştirmeleri 2. Kuşların Kâbe’yi kirletmemesi 3. Hayvanların Harem bölgesinde barış içerisinde yaşamaları ve yırtıcıların dahi diğer hayvanlara saldırmaması 4. Ashab-ı Fil örneğinde olduğu gibi Kâbe’ye yönelik kötü emeller besleyen zalimlerin helak olması 5. Hacıların ne bedensel ne de ruhsal açıdan yorgunluk ve bitkinlik hissetmemeleri ki ne kadar uzak ve meşakkatli yollardan gelmiş olurlarsa olsunlar defalarca hac ziyaretiyle müşerref olmayı arzularlar.</p>

<p style="text-align:justify">Bu açıdan bakıldığında Makam-ı İbrahim, Allah’ın Mekke’de zuhur bulan sayısız ayet ve nişanelerinden biridir. Buna göre Yüce Allah en genel çerçevesiyle ilâhî nişanelerden bahsettikten sonra özel olarak ve Hz. İbrahim’in (a.s) Kâbe’yi inşa ederken üzerine çıktığı bu Makam’ın önemi ve değerine binaen ‘genel bir ifadeden sonra özel bir manayı zikretmek’ babından ona atıfta bulunmuştur.</p>

<p style="text-align:center"><i><strong>“Orada apaçık ayetleri; İbrahim’in makamı vardır. Oraya giren emniyette olur.”</strong></i><a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a></p>

<p style="text-align:justify">Zira onun ayak izleri sert ve pek bir taşın üzerinde kalmış ve onun mübarek ayak izi, sadece o cansız taşın belirli bir bölgesinde ve belirli bir derinlikte günümüze kadar gelmiştir. Bunu bugün dahi apaçık bir şekilde görebilmekteyiz ki bugün o taşın çevresini kuşatan metal kaplamanın yüzüne Harem sorumlularının yerinde bir seçimiyle şu ayet işlenmiştir:</p>

<p style="text-align:center"><i><strong>“Bunları koruyup gözetmek O’na ağır gelmez.”</strong></i><a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Hatırlatma:</strong></p>

<p style="text-align:justify">Kuşların uçması ile ilgili söylenenlerin ispatı, bu hususa yöneltilen bazı eleştiriler göz önüne alındığında gayet zor olduğundan apaçık ilâhî ayetler kapsamında değerlendirilmesi de problemlidir.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Makam-ı İbrahim Nasıl Şekillenmiştir?</strong></p>

<p style="text-align:justify">Makam-ı İbrahim’in nasıl şekillendiğine dair birkaç görüş ileri sürülmüştür:</p>

<p style="text-align:justify"><strong>1.</strong> Kâbe’yi inşa ederken Hz. İbrahim (a.s) bu taşın üzerine çıkıyordu. Bu esnada, ilâhî mucize eseri taş yumuşamış ve onun ayak izleri üzerinde kalmıştır.<a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">[11]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>2. </strong>Hz. İbrahim ikinci kez Mekke’ye geldiğinde Hz. İsmail’in (a.s) eşi: “Atlarınızdan ininiz, sizleri yıkayayım” demiş ve o, ayaklarını bu taşın üzerine koymuş sonrada ayak izleri bu şekliyle kalmıştır<a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title="">[12]</a>.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>3.</strong> “İnsanlar arasında haccı ilân et” emrini icra ederken bu taşın üzerine çıkmış ve insanları, Kâbe’ye gelerek hac farizasını eda etmeye çağırmıştır. İşte bu esnada, ayak izleri bu taşın üzerinde kalmıştır.<a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title="">[13]</a> Hz. İbrahim’in çağrısı ve gelecek zamanlardaki tüm hacıların ‘lebbeyk lebbeyk’ diye cevap vermeleri<a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title="">[14]</a> hadisesiyle –ki bu hadise alelade bir olaydan daha ziyade ilâhî misak hadisesine benzemektedir- ile ilgili rivayetlerden anlaşılan, Kâbe’nin duvarına bitişik duran bu taşın, onun Kâbe’nin duvarlarını örerken üzerine çıktığı taş olduğu hususudur.<a href="#_ftn15" name="_ftnref15" title="">[15]</a></p>

<p style="text-align:justify">Mamafih, kesin ve herkesçe kabul gören husus, Hz. İbrahim’in ayağını sert bir taşın üzerine koyması, ayaklarının bu taşta iz bırakması ve bu izin günümüze kadar kalmış olmasıdır. İşte bu iz onun mucizesi olarak telakki edilmiştir.<a href="#_ftn16" name="_ftnref16" title="">[16]</a> Ancak bu olayın hangi durumda vuku bulduğu; bu durumlardan birinde mi yoksa her üçünde mi sorusunun cevabını bu konuya dair rivayetlerde araştırmak gerekir.</p>

<p style="text-align:justify">Bu mucizenin bir benzeri de Hz. Davud (a.s) hakkında gerçekleşmiştir. Buna göre Allah, sert ve soğuk demiri onun ellerinde yumuşatmıştır:</p>

<p style="text-align:justify"><i><strong>“And olsun, Davud’a tarafımızdan bir üstünlük verdik. Ey dağlar ve kuşlar! Onunla beraber tesbih edin dedik. Ona demiri yumuşattık.”</strong></i><a href="#_ftn17" name="_ftnref17" title="">[17]</a></p>

<p style="text-align:justify">Bu arada dikkate şayan bir diğer nükte, ‘zırh yapmak’ hususunda ‘talim ve öğretmek’ tabirinin kullanılmış olmasıdır:</p>

<p style="text-align:center"><strong><i>“Ona, sizin için zırh yapmayı öğrettik.”</i></strong><a href="#_ftn18" name="_ftnref18" title="">[18]</a></p>

<p style="text-align:justify">Zira ‘zırh yapma zanaatı’ bütün diğer bilim dalları ve zanaatlar gibi başkalarına öğretilebilir. Ancak sert ve soğuk demiri elle yumuşatmak harikulade bir iştir. Burada söz konusu olan demir çelik entegre fabrikası kurmak –ki bu bir ilim ve sanayidir; mucize değil- değildir. Bu yüzden “Biz ona demiri yumuşatmayı öğrettik” diye buyrulmaz. Bilakis “sert ve soğuk demirin Davud’un (a.s) ellerinde yumuşadığından” söz edilir.</p>

<p style="text-align:justify">Aynı konu Makam-ı İbrahim için de geçerlidir. Bir iki farkla ki, evvela burada konu “Biz ona taşı yumuşattık” mealinde bir ilâhî müdahaledir. Yani sert bir taş ilâhî bir mucize eseri yumuşamış ve Hz. İbrahim’in (a.s) mübarek ayakları onun üzerinde iz bırakacak kadar içine girmiştir. İkincisi, söz konusu mucize Davud (a.s) için sürekli iken Hz. Halil (a.s) için geçici ve sadece bir olaya mahsus idi.</p>

<p style="text-align:justify">Makam-ı İbrahim’de Hz. İbrahim’in (a.s) mübarek ayaklarının ‘izi’ muhafaza edilmiştir<a href="#_ftn19" name="_ftnref19" title="">[19]</a>, tıpkı Davud (a.s) kıssasında demirin onun ‘bedenini’ muhafaza ettiği gibi.</p>

<p style="text-align:justify">Yukarıdaki malumat doğrultusunda, bazı müfessirlerin ‘apaçık ayetler’ tabirinin sırf alelade hususlara işaret ettiğine dair iddialarının zayıflığı da anlaşılmış olmalıdır. Şöyle diyorlar:</p>

<p style="text-align:justify">“Makam-ı İbrahim’den murat, Hz. İbrahim’in (a.s) ibadet ettiği yerdir. Kâbe ziyaretçileri de orada namaz kılmakla mükelleftirler: “Siz de İbrahim’in makamından bir namaz yeri edinin.” Bundan kasıt, onun ayağını üzerine koyduğu ve ayak izini taşıyan taş değildir. Öyle olacak olsa dahi, bu taş muhtemelen ilkin çamur yığını gibi bir şey iken Hz. Halil’in (a.s) ayak izleri üzerinde kalmış ve bu yığın zamanla yapışkan bir hale gelmiş ve gitgide sertleşerek şimdiki kıvamını bulmuştur.”<a href="#_ftn20" name="_ftnref20" title="">[20]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Hatırlatma:</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>a) </strong>Söz konusu taşın ‘Makam’ oluşu hakkında, eğer Hz. İbrahim’in (a.s) Kâbe’nin duvarlarını örerken üzerine çıktığı taş olduğu söylenecek olursa, şu iki husus göz önünde bulundurulmalıdır: Bir: bu durumda bu taşın Kâbe’ye bitişik durması gerekir ki üzerine çıkılıp duvar örülebilsin. İki: Bu taşın kesinlikle sabit bir yerde olmayıp Kâbe’nin dört köşesine taşınmış ve bu Beyt-i Şerif’in her dört duvarı örülünceye kadar çevresinde gezdirilmiş olması gerekir. Evet, duvarlar örüldükten sonra Allah tarafından Hz. İbrahim’e gelen bir emir gereğince söz konusu taş, belirli bir yere yerleştirilmiş ve mevcut fıkhî ahkâmın konusu olmuş olabilir. Dolayısıyla söz konusu iki hususa artık istinat edilemez ve şu iki husus da ispatlanmış olur: Bir: Kâbe ile belirli bir mesafede bulunuyor olması; İki: Sabit bir yerde bulunması.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>b) </strong>Eğer bu söz konusu taşın Makam oluşunun sebebi, Hz. İbrahim’in (a.s) Mekke’ye yeniden döndüğünde Hz. İsmail’in (a.s) eşi yıkasın diye mübarek ayaklarını onun üzerine koyması ise, yukarıdaki hususlardan hiçbirini gündeme getirmemek gerekir; yani ne Kâbe’ye bitişik olması ne de sabit bir mevkiinin bulunması bir problem teşkil etmez. Ancak mevcut konumunu onaylayacak muteber nakillere ihtiyaç doğar.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>c)</strong> Daha önce de değindiğimiz üzere, Makam’ın hâlihazırdaki mevkii, Masum İmamlarca (a.s) da onaylanmış ve bu hususa dair fıkhî ahkâm sorgulanmamıştır. Dolayısıyla bu mevkide yapılan tavaf ve kılınan namazlar sahihtir.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>d)</strong> Mescid-i Haram’da Makam’ın bulunduğu ve tavaf ve namaz mahalli olan mıntıkaya da Makam-ı İbrahim denir.<a href="#_ftn21" name="_ftnref21" title="">[21]</a> Aynı şekilde Kâbe’nin kendisi de bu isimle anılır.<a href="#_ftn22" name="_ftnref22" title="">[22]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Nükte:</strong></p>

<p style="text-align:justify">İmam Seccad (a.s) şöyle buyurur:</p>

<p style="text-align:center"><i>“Tüm mekânların en faziletlisi, Rükün (Hacer-i Esved) ile Makam-ı İbrahim arasındaki yerdir.”</i><a href="#_ftn23" name="_ftnref23" title="">[23]</a></p>

<p style="text-align:justify">Bu nükteye ‘Huteym’ ile ilgili bölümde İmam Sadık’ın (a.s) nûrânî beyanında da işaret olunmuştu. İmam Bakır’dan (a.s) rivayet olunur ki:</p>

<p style="text-align:center"><i>“Rükün ile Makam arası enbiya kabirleriyle doludur.”</i><a href="#_ftn24" name="_ftnref24" title="">[24]</a></p>

<p style="text-align:justify">Bu mekân, İmam-ı Zaman Hz. Bakiyetullah’ın (af) evrensel kıyamının başlangıç noktasıdır. Bu itibarla da çok yüce ve özel bir öneme sahiptir. Bu doğrultuda İmam Bakır (a.s) şöyle buyurur:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Ben Hz. Kaim’in (af) bir aşura günü; bir cumartesi günü kıyam ettiğini görür gibiyim. O, Rükûn ve Makam arasındaki mevkide duracak ve Cebrail (a.s) insanları ona Allah için biate çağıracaktır. Sonra yeryüzü nasıl zulüm ve haksızlıkla dolmuşsa aynı şekilde adaletle dolduracaktır.”</i><a href="#_ftn25" name="_ftnref25" title="">[25]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - - - - -</strong></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a> Al-i İmran/97</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a> El-Kâfi, c.4, s.223</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><sup><sup>[3]</sup></sup></a> El-Kâfi, c.4,s. 223</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><sup><sup>[4]</sup></sup></a> Bu rivayet, İmam Bakır’ın mübarek yaşı göz önünde bulundurularak tarihsel açıdan analiz edilmeli ve ciddi bir şekilde araştırılmalıdır.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><sup><sup>[5]</sup></sup></a> El-Kâfi, c.4,s. 223; ayrıca bkz. elinizdeki kitap ‘Mekke’nin Tarihi’ konusu.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><sup><sup>[6]</sup></sup></a> Al-i İmran: 97</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><sup><sup>[7]</sup></sup></a> El Mizan, c.3, s.405</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><sup><sup>[8]</sup></sup></a> Bkz. El Keşşaf, c.1, s.387-388</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><sup><sup>[9]</sup></sup></a> Al-i İmran: 97</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><sup><sup>[10]</sup></sup></a> Bakara: 255</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title=""><sup><sup>[11]</sup></sup></a> Ravdatu’l Muttakin, c.4, s.114</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title=""><sup><sup>[12]</sup></sup></a> Mecma’ul Beyan, c.1-2 s. 384; Bihar, c.12, s.116-117</p>

<p style="text-align:justify"></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title=""><sup><sup>[13]</sup></sup></a> Tefsiru’l Kumî, c.2, s.83; Bihar, c.12, s.116-117 ve c.96, s.182</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title=""><sup><sup>[14]</sup></sup></a> El Kâfi, c.4, s.206-207; ayrıca bkz. elinizdeki kitap Üçüncü Bölüm Üçüncü Ders</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref15" name="_ftn15" title=""><sup><sup>[15]</sup></sup></a> Bkz. Tefsiru’l Kumî, c.2, s.83</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref16" name="_ftn16" title=""><sup><sup>[16]</sup></sup></a> Et Tibyan, c.1, s.452; Et Tefsiru’l Kebir, c.3-4, s. 53</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref17" name="_ftn17" title=""><sup><sup>[17]</sup></sup></a> Sebe: 10</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref18" name="_ftn18" title=""><sup><sup>[18]</sup></sup></a> Enbiya: 80</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref19" name="_ftn19" title=""><sup><sup>[19]</sup></sup></a> Enes b. Malik’ten rivayet olunduğuna göre o: “Ben ayak parmakları ve ayak ayasının izini taşın üzerinde gördüm. Lakin zamanla insanların o makama sürekli el sürmeleri sonucu bu izler düzleşti” demiştir. (Tefsiru’t Tahrir ve’t Tenvir, c.1, s.691)</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref20" name="_ftn20" title=""><sup><sup>[20]</sup></sup></a> Tefsiru’l Menar, c.1, s.461-462 ve c.4, s.13</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref21" name="_ftn21" title=""><sup><sup>[21]</sup></sup></a> Bihar, c. 96, s. 241 ve 381-382</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref22" name="_ftn22" title=""><sup><sup>[22]</sup></sup></a> Tefsiru’t Tahrir ve’t Tenvir, c.1, s.691</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref23" name="_ftn23" title=""><sup><sup>[23]</sup></sup></a> Men la Yahduruhu’l Fakih, c.2, s. 245</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref24" name="_ftn24" title=""><sup><sup>[24]</sup></sup></a> El Kâfi, c.4, s.214</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref25" name="_ftn25" title=""><sup><sup>[25]</sup></sup></a> El Gaybe, Tusî, s. 453; Bihar, c.52, s.290</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Düşünce | İslamî Araştırmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/ibrahim-makami</guid>
      <pubDate>Tue, 05 May 2026 17:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/05/makam1.jpg" type="image/jpeg" length="75876"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Direniş Kaybederse Tüm Ümmet Kaybeder!]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/direnis-kaybederse-tum-ummet-kaybeder</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/direnis-kaybederse-tum-ummet-kaybeder" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yemen’den Lübnan’a, İran’dan Filistin’e bu mukaddes cihat sürüyor, direniş bayrağı göklerde dalgalanıyor..]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<h5 style="text-align:right"><strong>Sadullah Aydın</strong></h5>

<p style="text-align:right"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">İslam tarihinde Müslümanların yaşadığı en çetin en hayati savaşlardan biri hiç kuşkusuz Uhud Savaşı’dır. Uhud, Müslümanlar için bir varlık savaşıydı. Uhud’ta Müslümanlardan iki grup vardı. Biri bizzat meydanda, sıcak çatışmanın içindeydi. Diğeri ise savaşan grubu arkadan koruyan, kollayan, Okçular Tepesi’ndeki gruptu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Uhud’ta savaşan grup, içlerinde Resulullah gibi biri olmasına rağmen, Hamza, Ali, Musab gibi cengâver yiğitler olmasına rağmen, Okçular Tepesi’ndeki grubun desteğini yitirince büyük bir yara aldı ve yenilginin eşiğinde geldi.</p>

<p style="text-align:justify">Bugün de Müslümanlar tarihlerinin en çetin en hayati savaşlarından birini veriyorlar. Bir varlık savaşı veriyorlar. Biz bu hayati savaşta da varlık savaşında da İslam ümmetinin bilinçli kesimini iki gruba ayırabiliriz. Bizzat cihat meydanlarında savaşan grup ile cihat eden grubu diliyle, malıyla, duasıyla destekleyen grup…</p>

<p style="text-align:justify">İran İslam Cumhuriyeti, Lübnan Hizbullah’ı, Filistin’deki İslami Direniş Güçleri, HAMAS ile İslami Cihat, Yemen’deki Ensarullah, Irak’taki İslami Direniş Güçleri bizzat savaş meydanında olan, cihat meydanlarında olan grubu oluşturmaktadırlar. Ümmetin diğer bilinçli, uyanık, gayretli kesimleri ise şimdilik destekçi konumundadırlar.</p>

<p style="text-align:justify">Ümmet, cihat eden kardeşlerine olan desteklerini hiç aksatmamalı, hep canlı tutmalı, bu desteği her geçen gün daha da artırmalı. Amerika ve Siyonist rejimin öncülüğündeki barbar düşmanın saldırı ve istilası karşısında ümmetin ileri karakolu görevini gören, ümmetin özgürlüğü ve kurtuluşu için savaş meydanlarına inmiş olan kardeşlerinin bu cihadına olan ilgisini yitirmemeli. Bu varlık savaşını kanıksamamalı… İlk günkü heyecan sürmeli…</p>

<p style="text-align:justify">Yemen’den Lübnan’a, İran’dan Filistin’e bu mukaddes cihat sürüyor, direniş bayrağı göklerde dalgalanıyor. Şehitler kervanı her gün yeni İsmaillerin katılımıyla yürüyüşünü sürdürüyor. Ümmet, Okçular Tepesi’ndeki Müslümanların yanlışına düşmemeli, benim desteğimden ne çıkar, ben olmasam da olur gafletine kapılmamalı. Elinden gelen her imkânla direnişi desteklemeli, cihat eden kardeşlerinin yanında durmalı.</p>

<p style="text-align:justify">Bu mücadeleye herkes katkı sunmalı, az veya çok herkes imkânı nispetinde bu safta yer almalı. Bu mücadele bir devletin, bir örgütün, bir hareketin, bir kavmin, bir mezhebin mücadelesi değildir. Bu cihat, bu direniş tüm ümmetin cihadıdır, direnişidir. Ümmetin varlık savaşıdır. Adalet ve özgürlük savaşıdır. İzzet ve namusunu koruyabilme savaşıdır.</p>

<p style="text-align:justify">Erkeğinden kadınına, yaşlısından gencine, çocuğuna; âliminden avamına, zengininden fakirine, okumuşundan köydeki çobanına herkes ama herkes üzerine düşeni yapmalı, direnişi desteklemelidir. Kültürel olarak, siyasi olarak, ekonomik olarak direnişe güç vermeli, direnişin feryat eden sesi, uyandıran çığlığı olmalıdır.</p>

<p style="text-align:justify">Sosyal medya platformları, iletişim araçları direnişin haklılığını herkese ulaştırmalı, halkların gönülleri, zihinleri direnişle meşgul olmalı; direniş ruhlarda hep canlı ve diri tutulmalı… Direniş ekonomik olarak desteklenmeli…</p>

<p style="text-align:justify">Kardeşlerimizle omuz omuza cihat etme imkânına sahip değilsek malımızla, paramızla, infaklarımızla cihatlarına katkı sunmalı, direnişi güçlendirmeliyiz. Aynı şekilde boykot silahına dört elle sarılarak düşmanı ekonomik olarak çökertme gayreti içinde olmayı sürdürmeliyiz.</p>

<p style="text-align:justify">Direnişi zafere götürecek mücadeleye olan katkımızı asla küçümsememeliyiz. Afgan Cihadı, Bosna Cihadı, Çeçenya Cihadı ümmetin maddi ve manevi katkıları sayesinde büyük destanlara imza atıp düşmana ölümcül darbeler vurmuştu.</p>

<p style="text-align:justify">Bugün kardeşlerimiz ümmetin en büyük en azgın en küstah en alçak düşmanlarıyla savaşmaktadırlar. Hiçbir düşman, ümmete, Amerika ve Siyonist rejim kadar zarar verebilmiş değildir. Ümmetin ayaklarındaki esaret prangalarının en büyük müsebbipleri Büyük Şeytan Amerika ve Siyonist rejimdir. Kardeşlerimizin savaşımının kendi savaşımımız olduğunun farkına varmalı, kazanılacak zaferin ümmetin zaferi olduğunun bilincinde olmalı, onları zafere götürecek her türlü katkıyı kardeşlerimizden esirgeme gafletine düşülmemeli…</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<h5 style="text-align:right"><strong><a href="http://dogruhaber.com.tr" rel="nofollow">http://dogruhaber.com.tr</a></strong></h5></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Düşünce | İslamî Araştırmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/direnis-kaybederse-tum-ummet-kaybeder</guid>
      <pubDate>Tue, 05 May 2026 14:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/05/saaadullah-1.jpg" type="image/jpeg" length="80997"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hacer-i Esved'e Dair Nakiller]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/hacer-i-esvede-dair-nakiller</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/hacer-i-esvede-dair-nakiller" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[“Hacer’in ne olduğunu biliyor musun? … Bu taş Allah nezdindeki büyük meleklerden biri idi… bu taş, cennette bembeyaz bir inciydi…]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Hacer-i Esved’in Resulullah’a Benzetilmesinin Hikmeti</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Kâbe-i Muazzam’ın dört rüknü vardır. Tavaf esnasındaki konumları itibariyle bu rükünler şunlardır: Hacer-i Esved Rüknü, Irak Rüknü, Şam Rüknü ya da Rükn-i Garbi ve Rükn-i Yemanî. Bu son rükünle ilgili Resul-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyurur:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Ben Rükn-i Yemanî’ye her ulaştığımda, Cebrail’in benden önce ona vardığını ve ona sarıldığını görürdüm.”</i><a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>

<p style="text-align:justify">İmam Sadık (a.s) da bu hususta şöyle buyurur:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Rükn-i Yemanî, cennet kapılarından bir kapıdır. Bu kapı her daim açıktır. Bu bizim cennete açılan kapımızdır. Biz bu kapıdan gireriz. Bu kapı sadece Âl-i Muhammed taraftarları için açılır ve onlardan başkasına kapalıdır. Bir mümin, Rükn-i Yemanî’nin yanı başında her dua ettiğinde, duası yücelere yükselir. Öylesine yükselir ki arşa dokunur ve Allah ile o dua arasında hiçbir hicap kalmaz.”</i><a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<p style="text-align:justify">Kâbe’nin kapısıyla Hacer-i Esved arasındaki mesafe ‘Mültezem’ diye anılır. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurur:</p>

<p style="text-align:center"><i>“Bu mekân, Allah’ın Âdem’in (a.s) tövbesini kabul ettiği mekândır.”</i><a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>

<p style="text-align:justify">Rükn-i Yemanî’nin yanı başında ve ‘Mültezem’ hizasındaki bölüme ‘Müstecar’ denir. O noktada bulunan bir hac ziyaretçisi tıpkı Allah’ın lütfuna sığınmış ve o lütfun eteklerine tutunmuş biri gibi görülür. Bu itibarla ‘sığınak’ anlamına gelen bu isimle anılır. İmam Ali (a.s) Kâbe’nin perdesine tutunup sarılmak ve ona asılmanın hikmetini şöyle beyan buyurur:</p>

<p><i>“Bu amel, tıpkı bir başkasına karşı bir cinayet işleyip de sonra gidip onun eteklerine tutunup yalvarıp yakaran, karşısında boynu bükük durup da işlediği günah için af dileyen birinin ameline benzer.”</i><a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a></p>

<p style="text-align:justify">Hacer-i Esved, Kâbe’nin kapısının karşısında duran bir insanın solunda, Makam-ı İbrahim ise sağında bulunur. Tabi günümüzde, Makam-ı İbrahim söz konusu insanın tam arkasına düşer. Kâbe’ye kıyasla baktığımızda, eğer Kâbe’nin kapısının bulunduğu duvarı onun insanlara dönük yüzü farz edecek olursak; Hacer-i Esved bu duvarın sağına ve Makam-ı İbrahim soluna düşer. Kâbe’nin, daha önce ele aldığımız hadis mucibince arşın bir timsali olduğu ve Resul-i Ekrem’in (s.a.a) makamının az sonra aktaracağımız hadis mucibince arşın sağ kolu ve İbrahim’in (a.s) makamının onun sol kolu olduğunu göz önüne alacak olursak, bu konumun hikmeti açıklanmış olur.</p>

<p style="text-align:justify">Bu doğrultuda İmam Sadık: (a.s) “İnsanlar niçin sadece Rükn-i Yemani ve Hacer-i Esved’e yüz sürerler?” diye sorulan bir soruya cevaben şöyle buyurur: “Zira bu ikisi, arşın sağ tarafı mesabesindedirler. Yüce Allah kendi arşının sağ tarafında bulunan şeylere yüz sürülmesini emir buyurmuştur.” Sonra “Makam-ı İbrahim niçin sol tarafta bulunmaktadır?” diye sorulunca da şöyle buyurur: “Zira Kıyamet gününde Hz. İbrahim (a.s) ve Resul-i Ekrem (s.a.a) için her birine özel bir makam vardır. Hz. Muhammed’in (s.a.a) makamı arşın sağında ve Hz. İbrahim’in (a.s) makamı Rabbimizin arşının solunda bulunacaktır. Kıyamet gününde İbrahim’in makamı yerli yerinde olacak ve Rabbimizin arşının arkası değil, yüzü ona dönük olacaktır.”<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a></p>

<p style="text-align:justify">Hacer-i Esved, Hz. Mehdi’nin (af) evrensel kıyamı ve adalet güneşinin doğuşu esnasında insanlarla biatleşirken sırtını dayayacağı makamdır. Bu hususta İmam Sadık (a.s) şöyle buyurur:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Kaim, işte bu makama sırtını dayayacaktır. Bu makam, Hz. Kaim’in hücceti ve delilidir. O, kendisine vefalı olanlara bu makamda şahitlik edecektir. O, Allah Tealâ’nın kullarından aldığı ahit ve sözleşmeye bağlı kalanlara şahitlik edecektir.”</i></p>

<p style="text-align:justify">Kâbe defalarca yeniden inşa ve restore edilmiştir. Ancak bu binanın bünyesinde hiç değişmeden kalan, çok kadim zamanlardan günümüze kadar gelen, bütün bu zamanlar boyunca hacılar, umreciler ve ziyaretçilerin saygısına mazhar olan ve el-yüz sürülüp teberrük olunan yegâne taş, Hacer-i Esvet’tir.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Hacer-i Esved’in Cennetten İnişi</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Hacer-i Esved’in mucizevî bir taş olduğuna dair; aslı itibarıyla cennette Âdem’in (a.s) elinde bir mücevher olduğunu ifade eden rivayetlerden tutun enbiya ve evliya (a.s) için nice harikulade vakıaya kaynaklık teşkil ettiğini anlatan rivayetlere kadar birçok hadis varit olmuştur. Bu cümleden Hacer-i Esved’in İmam Seccad’la (a.s) konuştuğunu aktaran rivayetlere işaret edebiliriz.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a></p>

<p style="text-align:justify">Bazı rivayetlere göre Hacer-i Esved cennetten gelmiştir. İlk geldiği zamanlar beyaz bir renge sahipken günahkârların el sürmesi sonucu git gide kararmaya başlamış ve en nihayet bugünkü renge bürünmüştür.</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Hacer’in ne olduğunu biliyor musun? … Bu taş Allah nezdindeki büyük meleklerden biri idi… bu taş, cennette bembeyaz bir inciydi… Sütten daha beyaz bir beyazlıktaydı. Fakat sonra Âdemoğlu’nun günahları sonucu kararmıştır. Eğer câhiliye kiri ona bulaşmamış olsaydı, ona dokunan her hastalık sahibi mutlaka şifa bulurdu…”</i><a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a></p>

<p style="text-align:justify">Bu tür rivayetler bazı tefsirlerde İsrailiyyat<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a>, senet bakımından zayıf, Kur’an’a ve akla aykırı, birbirleriyle çelişen ve sonuç itibarıyla reddedilmesi gereken rivayetler zümresinden sayılmışlardır. Hatta sahih bile sayılacak olsalar bir taşın cennetten gelmiş olması makul sayılamayacağı için bu rivayetlere güvenilemeyeceği savunulmuştur.</p>

<p style="text-align:justify">Üstat Allame Tabatabaî’nin (ks) beyanıyla, rivayetler karşısındaki bu tutum, ya Peygamberlerin manevî hakikatlerini kabullenemeyen bazı mezhebî taassupların ürünüdür ya da bütün olay ve olguları maddî sebeplere bağlayan modern bilimin gelişmişliği karşısında aşağılık duygusuna kapılmanın bir sonucudur. Üstat, Bakara Suresi 127. Ayetin tefsirinde bu tutuma yönelik dikkate şayan eleştiri ve açıklamalar ileri sürer.<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a> Söz konusu eleştirilerin ışığında bu konuya dair dikkate şayan bulduğumuz bazı nüktelerin izahını gerekli buluyoruz:</p>

<p style="text-align:center"><strong>* *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>1. </strong>İtikadî konular ve dinî maarifle ilgili problemlerin ispatı için ya kesin aklî delil ve burhan ikame olunmalı ya da Kur’an-Kerim’de açık bir nassa istinat edilmeli veya Mütevatir yahut ‘haber-i vahid’ olmakla birlikte kesin bilginin husulüne kanıt olacak karineler içeren bir hadise dayanılmalıdır. Zira bu tür maarif hususunda zan ve ihtimal hüccet sayılmaz. Bu itibarla bu tür konuların ispatı ya da reddi için sahih bir senede dayansa ve muteber bilinse de ‘haber-i vahid’, zannî bir emare olduğu cihetiyle muteber görülmez.</p>

<p style="text-align:justify">Fıkhî ayrıntılar hususunda, muteber bir senede dayanan ve delaleti tam olan bir ‘haber-i vahid’e istinat edilebilir ve ona mutabık fetva verilebilir. Lakin itikadî meselelerde, ilim ve itminan (kesin kanaat) gereklidir. Bu itibarla aklımızı, gözü kapalı ve ta’abüden özel bir hususu kabullenmeye zorlayamayız. Zira inanç ve itikat, aklın ve kalbin sahasında bulunan bir olgu olup hem tasavvur hem de tasdik düzeyinde kendine özgü temeller üzerinde şekillenir. Dolayısıyla insanın elinde olmayan ve gayri ihtiyari bir gerçekliktir. Bu yüzden bir hususta her ne kadar muteber bir ‘haber-i vahid’ dahi varit olsa, eğer henüz şek ve şüphe varsa, kalbin itminan bulması mümkün değildir. Nitekim bir konuda burhan ikame olunup nazarî ve varsayım düzeyinde bulunan bir iddia, bedihî ve zarurî bir açıklık kazandığında kaçınılmaz olarak anlaşılmaya müsait bir kıvama gelir. Bu durumda “ben anlamadım “demek hiç kimse için bir bahane teşkil etmez ve kabul ya da inkâr dışında başka bir seçenek söz konusu olmaz.</p>

<p style="text-align:justify">Maksat şu ki, yukarıdaki hadisler içerisinde sahih ve muteber olanları da vardır. Hepsinin kusurlu olup ve muteber sayılamayacağı iddiası kabul edilemez. Lakin itikadi konular ve bu tür dinî maarifin ispatı hususunda bu tür hadislere istinat edilemez. Tabi aynı şekilde kesin bir dille reddetmek de makul sayılamaz. Demek ki haber-i vahide ne söz konusu öğretilerin ispatı ne de reddi doğrultusunda istinat edilemez. Elbette muteber sayılan zannî bir delil, kesin olmasa da nispi bir kanaatin hâsıl olmasını sağlayabilir ve bu düzeyiyle bir bilgi, Masum’a isnat edilebilir. Burada önemli olan, bir hususta sırf şüphe etmiş olmayı, kesin bir ret ve inkâra dayanak kılmamaktır. Zira kâinata dair birçok problem bizler için meçhul ve bilinmezdir. Dolayısıyla bir konuyu ret ve inkâr etmek için kesin bir delil ve kanıt ortaya konmadıkça hiç kimse hiçbir şeyi inkâr etme hakkına sahip olamaz. Evet, dinin usulünden olup imanın şartlarından sayılan bir konuda mutlaka muteber bir delil arayışı içerisinde olunmalıdır.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>2. </strong>Haber-i vahid vasfı taşıyan hadisler arasında çakışma sık rastlanan bir husustur. Elbette çoğu durumlarda bu hadisler arasında delalet ettikleri anlam gözetilerek ortak bir zemin bulunmaktadır. Nitekim bu, fıkhî teferruatla ilgili herkesin kabulü olan bir yöntemdir.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>3. </strong>Söz konusu rivayetlerin içerik olarak akıl, Kur’an ya da kat’i sünnetle çeliştiğine dair iddia, tamamen mesnetsiz ve kuru bir iddiadır. Zira bu konuların reddine dair aklî, Kur’anî ya da sünnete dayalı hiçbir delil ileri sürülemez.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>4.</strong> İlâhî nimetlerin gayp hazinelerinden nâzil olduğunu ifade eden aşağıdaki ayetler, söz konusu eleştirilere konu olan rivayetlerin doğruluğunu teyit etmektedirler:</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong>“Her şeyin hazineleri yalnız bizim yanımızdadır. Biz onu ancak belli bir ölçüyle indiririz.”<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a> “Allah sizi bir tek nefisten (Âdem’den) yarattı, sonra ondan da eşini yarattı. Sizin için hayvanlardan sekiz eş nazil kıldı.”<a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">[11]</a> “Biz demiri de nazil kıldık ki onda büyük bir kuvvet ve insanlar için faydalar vardır.”</strong><a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title="">[12]</a></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">‘İnzal’ kavramı, ‘yaratmak’ anlamına gelmez. Bu kelimenin anlamı, yücelerden indirmek ve tabiat ötesinden tabiat âlemine gerçek anlamıyla nâzil kılmaktır, tıpkı Kur’an’ın Kadir Gecesi nâzil kılınması gibi.</p>

<p style="text-align:justify">Bu ayetlerden yola çıkarak, tüm varlıkların Yüce Allah nezdinde hazine ve köklerinin olduğu ve tüm varlıkların Allah’ın maslahat gördüğü belirli bir ölçü içerisinde yüce âlemlerden nüzul ettiği ve insanların faydalanabileceği bir kıvama geldiği sonucuna varılabilir. Başka bir ifadeyle bu tür hususlarda gerçek anlamıyla bir nâzil kılma ve indirme söz konusudur. Elbette bu olay, tecelli şeklinde cereyan eder; ‘tecafi’ yani bir şeyden kopup ayrılma şeklinde; örneğin yağmur ve kar gibi bulundukları yerden ayrılarak yeryüzüne inmeleri gibi değil. Yani tüm varlıkların yüce âlemlerden tabiat âlemine nâzil kılınması neticesinde ilâhî hazinelerde bir eksilme ve boşalma söz konusu olmaz. Zira bazen ‘Ümmü’l Kitab’<a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title="">[13]</a> bazen de ‘Levh-i Mahfuz’<a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title="">[14]</a> diye tabir olunan bu ilâhî hazineler, eksilme ve yok olma gibi bir akıbete maruz kalmazlar. Bilakis her daim korunmuş ve zeval bulmaktan beri bir hakikate sahiptirler:</p>

<p style="text-align:center"><strong><i>“Sizin yanınızdaki tükenir, Allahın yanındaki ise bakidir.”</i></strong><a href="#_ftn15" name="_ftnref15" title="">[15]</a></p>

<p style="text-align:justify">Tüm bu eşyanın tabiat ötesi varlıkları nûrânîdir ve onları gerçek özleriyle görebilme takati herkeste bulunmaz. Bu yüzden de varlık düzeyi itibarıyla tenezzül ederek bu âlemde algılanabilir bir düzeye indirilirler.</p>

<p style="text-align:justify">Yukarıdaki hususu, bir örnekle açıklayacak olursak, “yazdığım bütün kitapların hazinesi benim göğsümdedir” diyen bilge bir yazar düşünün; acaba bu söz, onun yazdığı her kitapla birlikte bilgi hazinesinden bir şeyler eksildiği ve zihninde bulunan konuları kelime ve kavramlar kalıbında kitaplara aktarmakla zihninin boşaldığı anlamına gelir mi?</p>

<p style="text-align:justify"><strong>5. </strong>İlâhî hazineler, derece bakımından farklı farklı olduğu için, bu hazinelerden nâzil kılınan varlıkların saygınlık ve değerleri de farklılık arz eder. Örneğin Hacer-i Esved özel bir saygınlık ve değere sahiptir. Bazı rivayetlerin, bu taşın cennetten nâzil olduğunu ve özel bir saygınlığının bulunduğunu ifade ediyor olması, Kur’an’ın ana hatlarıyla mutabıktır. Tabi her ne kadar yukarıda da değindiğimiz üzere bu tür konuları haber-i vahide istinat ederek ispatlamak mümkün olmasa da aynı şekilde sırf bilimsel açıdan uzak bir ihtimal gözüyle bakarak reddetmek de hiçbir anlam ifade etmez. Zira pozitif bilimlerde varlıkların geçmiş, gelecek ve mevcut konumları afakî (ontik/yatay/doğal) düzlemde ele alınıp incelenir. Lakin bu varlıkların dikey (ontolojik) düzlemde incelenip varoluş sebep ve gayesinin mütalaası, her ne kadar birçok alanda çok ileri bir düzeyde bulunsa da pozitif bilimlerin sahasını aşar. Bu tür konular, hikmet ve felsefenin sahasına girerler. Hatta varlıkların varoluş sebep ve gayesi üzerine konuşan fizik bilginleri dahi, aslında bir filozof olarak bu hususları ele alabilirler, fizikçi olarak değil.</p>

<p style="text-align:justify">Hacer-i Esved, ‘beyaz inci’ oluşuyla, cennetlik bir renk taşır, değerli madenler zümresinin rengini değil. Dolayısıyla “bu uyduruk sözleri kurgulayan İsrailî zihniyet, eğer elmasın değerinden haberdar olsaydı kesinlikle bu taş elmastır derdi”<a href="#_ftn16" name="_ftnref16" title="">[16]</a> minvalinde yorumlar bu hususta anlamsızdır. Tabiat âleminin sınırları içerisinde bulunan tüm her şey aslında ne bir fayda ne de bir zarar sağlamaktan aciz taşlarla aynı değerdedir. Müminlerin Emiri (a.s) da zaten öyle buyurur:</p>

<p style="text-align:justify">“Yüce Rabbimiz, Âdem (a.s) döneminden dünyanın son gününe kadar ne bir fayda ne de bir zarar kaynağı olabilen taşlarla kullarını hep sınayadurur. Eğer Kâbe’nin temelleri ve dış duvarlarındaki taşlar kızıl yakut ve yeşil zümrütten yapılmış olsaydı Allah’ın bu husustaki emrine uymak daha kolay olurdu…”<a href="#_ftn17" name="_ftnref17" title="">[17]</a></p>

<p style="text-align:justify">Hacer-i Esved ve Kâbe’nin taşlarının kıymeti, madensel bir değer miyarıyla ölçülemez. Dolayısıyla taşın türü bu hususta hiçbir değer taşımaz. Gümüş ve altının hiçbir manevî değeri yoktur. Bu doğrultuda Yüce Rabbimiz, Firavun’un Hz. Musa’nın sade ve kanaatkâr yaşamına bakarak “Ona altın bilezikler verilmeli veya yanında ona yardım edecek melekler gelmeli değil mi?”<a href="#_ftn18" name="_ftnref18" title="">[18]</a> diye onu aşağıladığını ve bu sözleriyle aslında kendi tebaasını aptal yerine koyup beyinsiz addettiğini beyan buyurur:</p>

<p style="text-align:center"><strong><i>“Firavun kavmini küçümsedi ve aldattı; onlar da kendisine boyun eğdiler.”</i></strong><a href="#_ftn19" name="_ftnref19" title="">[19]</a></p>

<p style="text-align:justify">Yine bu anlamı pekiştiren şu beyanda bulunur:</p>

<p style="text-align:justify"><i><strong>“Şayet insanların küfürde birleşmiş bir tek ümmet olması (tehlikesi) bulunmasaydı, Rahman’ı inkâr edenlerin evlerinin tavanlarını ve çıkacakları merdivenleri gümüşten yapardık.”</strong></i><a href="#_ftn20" name="_ftnref20" title="">[20]</a></p>

<p style="text-align:justify">Bu nüktelerin ışığında şu sonuçlara ulaşabiliriz:</p>

<p style="text-align:justify">Evvela çok sayıda muteber rivayet, Hacer-i Esved’in semavî ve bir cennet taşı olduğunu ifade eder.</p>

<p style="text-align:justify">İkincisi, kat’i ve yakînî bilgiye dayanması gereken itikadî konuların ispatı hususunda haber-i vahid her ne kadar muteber sayılmasa da, aklî ya da naklî hiçbir delil de bu rivayetlerin içeriğinin bâtıl olduğunu ispatlamamaktadır.</p>

<p style="text-align:justify">Üçüncüsü, zanna dayalı bir delile istinat ederek o delilin delalet ettiği manayı kat’î bir ifadeyle değil de yine zannî ve muhtemel bir isnat ile İslam’a nispet edebiliriz. Tabi bu husus, rasyonel ya da tecrübî temelleri olan muteber bir aklî delille çelişme durumu söz konusu olmadığında geçerlilik arz eder. Delillerin eşit seviyede bulunduğu durumlarda ise yapılabilecek tek şey tevakkuf etmek, yani görüş belirtmekten kaçınmaktır.</p>

<p style="text-align:justify">Dördüncüsü, rical ilmine dair mütalaalarla dirayet ilminin verilerini birbirinden ayırmak gerekir. Zira bazı durumlarda bir hadisin senedi güvenilir râvilere dayanmakla birlikte ‘dirayet’ açısından aklın ve naklîn verileriyle çelişir. Bazı durumlarda ise bunun tersi söz konusudur; yani ‘dirayet’ açısından akıl ve nakille uyumluyken senedin râvileri bakımından problemli olabilmektedir. Bazı durumlarda ise hadisin içeriğinin sağlam bir temele dayanması ve dinin ana hatlarıyla uyumlu görünümü bu problemin telafisini mümkün kılar. Dolayısıyla şu üç tutum; yani kabul, ret ve tevakkuf arasına fark koymak gerekir. Tevakkufun gerekli olduğu durumlarda en iyisi sükûttur; yalanlamak ve reddetmek değil. Zira yalanlama ve reddetme de tıpkı ispat ve kabul hususunda olduğu gibi bir delil ve kanıtın varlığını gerektirir.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Kıyamet Gününde Hacer-i Esved’in Şahitliği</strong></p>

<p style="text-align:justify">Hacer-i Esved, Kâbe ile birlikte Allah’ın apaçık ayetlerindendir<a href="#_ftn21" name="_ftnref21" title="">[21]</a>. O Rabbimizin yeryüzüne uzanan sağ elidir ve ona el sürmek Allah’la biatleşmek payesindedir:</p>

<p style="text-align:center"><strong><i>“O Allah’ın, arzındaki sağ elidir ve O, onun vesilesiyle kullarıyla biatleşir.”</i></strong><a href="#_ftn22" name="_ftnref22" title="">[22]</a></p>

<p style="text-align:justify">Hacer-i Esved de tıpkı ‘mescit’ gibi yarın kıyamet günü bir grup insan lehine şahitlik edecektir. Bu doğrultuda Emiru’l Müminin Ali (a.s), Hacer-i Esved’e el-yüz sürerken bir yandan da “ben senin ne bir fayda ne de bir zarar taşıyamayacağını biliyorum; ama sırf Resul-i Ekrem seviyordu diye seni seviyorum” diyen birine cevaben şöyle buyurur:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Allah’a and olsun, kıyamet gününde Allah, onu diriltecektir ve onun bir dili bir de dudakları olacak ve o ona vefalı olanlar lehine şahitlik edecektir.”</i><a href="#_ftn23" name="_ftnref23" title="">[23]</a></p>

<p style="text-align:justify">Aynı şekilde İmam Sadık (a.s) bu söz konusu evham karşısında üstelik üstüne basa basa şöyle buyurur:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Yalan söylemiştir, yalan söylemiştir, yalan söylemiştir! Zira kıyamet günü Hacer’in akıcı bir dili olacak ve kendisine hakkıyla vefalı kalanlar lehine şahitlik edecektir.”</i><a href="#_ftn24" name="_ftnref24" title="">[24]</a></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Hatırlatma:</strong></p>

<p style="text-align:justify">Rivayet mecmualarında Hacer-i Esved’in ve benzeri makamların faydalarını sarih bir dille ifade eden bu tür hadisler, bu makamların bir vesile babından ve Allah’ın inayet ve bereketinin bir sonucu olarak söz konusu etkiye sahip olduklarını beyan ederler. Yoksa örneğin Kâbe’nin taşlarından hiçbirinin kendisi bizzat ne bir fayda ne de bir zarar kaynağı olabilir. Nitekim Emiru’l Müminin (a.s) da bu taşların zâtî bir tesirinin olmadığını şu sözlerle ifade buyurur:</p>

<p style="text-align:center"><i>“Bunlar, ne bir zarar verebilen ne de bir fayda sağlayabilen; ne işiten ne de gören taşlardır…”</i></p>

<p style="text-align:justify">Elbette bu nûrânî buyrukta yer alan “taşlar” tabiri, Kâbe’nin normal taşlarıyla ilgili olup zâhirî itibarıyla Hacer-i Esved-i kapsamamaktadır.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - - - -</strong></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a> El Kâfi, c.4, s.408</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a> Vesailu’ş Şia, c.13, s.342-343</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><sup><sup>[3]</sup></sup></a> Age. c.5, s.275</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><sup><sup>[4]</sup></sup></a> Age. c.11, s.225</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><sup><sup>[5]</sup></sup></a> Men La Yahduru’l Fakih, c.2, s.192-193; Bihar, c.7, s.339-340</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><sup><sup>[6]</sup></sup></a> Bkz. El Kâfi, c.4, s.184-186; El Heraic ve El Ceraih, c.2, s.585; Bihar, c.45, s.346</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><sup><sup>[7]</sup></sup></a> Vesailu’ş Şia, c.13, s.317-322</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><sup><sup>[8]</sup></sup></a> ‘İsrailiyye’ kavramının çoğulu olan ‘İsrailiyyat’ köken itibarıyla Yahudi kitaplarına dayanan hikâyelere denir. Lakin git gide ‘galebe’ babından hadis, tarih, tefsir ve sair kalıplar içerisinde İslam düşmanları vasıtasıyla İslami düşünce ve kültür havzasına giren her tür hurafe ve bâtıl inanç için kullanılmaya başlamıştır.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><sup><sup>[9]</sup></sup></a> El Mizan, c.1, s.290-295</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><sup><sup>[10]</sup></sup></a> Hicr: 21</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title=""><sup><sup>[11]</sup></sup></a> Zümer: 6</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title=""><sup><sup>[12]</sup></sup></a> Hadid: 25</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title=""><sup><sup>[13]</sup></sup></a> Ra’d: 39</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title=""><sup><sup>[14]</sup></sup></a> Buruc: 22</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref15" name="_ftn15" title=""><sup><sup>[15]</sup></sup></a> Nahl: 96</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref16" name="_ftn16" title=""><sup><sup>[16]</sup></sup></a> Tefsiru’l Menar, c.1, s.467</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref17" name="_ftn17" title=""><sup><sup>[17]</sup></sup></a> Nehcu’l Belağa, 192. Hutbe</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref18" name="_ftn18" title=""><sup><sup>[18]</sup></sup></a> Zuhruf: 53</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref19" name="_ftn19" title=""><sup><sup>[19]</sup></sup></a> Zuhruf: 54</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref20" name="_ftn20" title=""><sup><sup>[20]</sup></sup></a> Zuhruf: 33</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref21" name="_ftn21" title=""><sup><sup>[21]</sup></sup></a> Vesailu’ş Şia, c.13, s.239</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref22" name="_ftn22" title=""><sup><sup>[22]</sup></sup></a> Age. s.316-321</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref23" name="_ftn23" title=""><sup><sup>[23]</sup></sup></a> Age. s.320-321</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref24" name="_ftn24" title=""><sup><sup>[24]</sup></sup></a> Age.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Düşünce | İslamî Araştırmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/hacer-i-esvede-dair-nakiller</guid>
      <pubDate>Tue, 05 May 2026 11:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/05/haceriz-1.jpg" type="image/jpeg" length="29186"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hac Günlerinin Zaman Bakımından Şerefi]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/hac-gunlerinin-zaman-bakimindan-serefi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/hac-gunlerinin-zaman-bakimindan-serefi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[“Salih amel işlenen günler içerisinde hiçbir gün, on gün; yani zilhiccenin on günü kadar sevgili değildir.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Hac Günlerinin Zaman Bakımından Şerefi</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Zilhicce ayının ilk on gününün şeref ve azametiyle ilgili Resulullah efendimizden (s.a.a) iki rivayet varit olmuştur. Birincisinde şöyle buyurur:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Yüce Allah nezdinde hac ayının ilk on gününden daha bereketli ve hayır işlere verilen ecir bakımından daha büyük hiçbir gün yoktur.”</i><a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>

<p style="text-align:justify">İkinci rivayete göre ise şöyle buyurur:</p>

<p style="text-align:center"><i>“Salih amel işlenen günler içerisinde hiçbir gün, on gün; yani zilhiccenin on günü kadar sevgili değildir.”</i><a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<p style="text-align:justify">Değerli ârif, merhum Mirza Cevad Ağa Melikî Tebrizî (r.a) bu hadisi, birincisinden daha önemli görürdü.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a> Bu hadisin öneminin sırrı, ikinci hadiste ‘muhabbet’ ve sevgiden söz edilmesidir; ‘azamet’ ve büyüklükten değil. İkinci rivayetteki <i>“en sevgili/en mahbup”</i> tabiri, <i>“daha bereketli ve daha büyük”</i> tabirlerinden daha derinliklidir.</p>

<p style="text-align:justify">Her iki rivayette de Resul-i Ekrem’e (s.a.a) şu soru yöneltilir: <i>“Acaba Allah yolunda cihat gibi ameller dahi ilk on günün amelleri kadar değerli ve sevgili değil midir?”</i> Hz. Peygamber, muhataplarının <i>‘cihad’</i> ve <i>‘şehadet’</i> arasındaki farkı kavrayabilmesi için şöyle buyurur:</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong>“Her cihad ve her savaş meydanında yer almak, zilhiccenin on gününün faziletine sahip olamaz. Ancak malını ortaya koyarak ve canını feda ederek gidip de dönmeyen mücahitler müstesna. Çünkü onlar, çok özel bir makama ve daha yüce bir mükâfata nâil olurlar.”</strong></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">Son cümledeki nüktenin sırrına gelince; şehid, şahadeti gerçekleştiği zaman ve tarihe, değer ve iftihar katar. Şehid, yattığı her toprak parçasına şeref bahşeder. Bu itibarla, Kerbela Şehitleri Ziyaretnamesi’nde, şahadet coğrafyasının pak ve tertemiz olduğundan bahsedilir: “Sizler tertemiz idiniz ve içinde defnolunduğunuz topraklar da temiz kılındı!” dolayısıyla bir cihad hareketi, eğer şehadetle sonuçlanıyorsa, hiçbir amel ona denk gelemez. Zira şehid, içinde yaşadığı zamanı da mekânı da kendi kanına borçlu kılar.</p>

<p style="text-align:justify">Söz konusu Ziyaretname’deki <i>“Şehitlerin, şehit düştükleri yer ve defnolundukları mekânlar, pak ve temizdir”</i> cümlesini bir kıyasın (mantıksal anlamda kıyas, tasım, dedüksiyon) küçük önermesi olarak ele alacak olursak; bu kıyasın büyük önermesinin Kur’an-ı Kerim’de şu ayette yer aldığını görürüz:</p>

<p style="text-align:center"><strong><i>“Rabbinin izniyle pak ve temiz bir beldenin bitkisi meyveye durur…”</i></strong><a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a></p>

<p style="text-align:justify">Evet, tertemiz bir beldenin meyveleri Rabbimizin izniyle tomurcuklanır ve verimi başkalarına da erişir.</p>

<p style="text-align:justify">Anladığımız kadarıyla hac ve ona özgü günlerin cihattan –tabi şahadetle sonuçlanmayan cihattan- dahi üstün ve faziletli sayılması, sadece ibadî açıdan değildir. Haccın diğer birçok boyutu da bu üstünlükte pay sahibidir.</p>

<p style="text-align:justify">Hac aylarından sayılan zilkadenin yirmi beşinci gününde vuku bulmuş en önemli hadise, ‘Dahvu’l- Arz’ hadisesidir. ‘Dahvu’l- Arz’ bazı rivayetlerde yer aldığına göre, Kâbe’nin zemini ve harem mıntıkasının ortaya çıkıp genişlemeye başladığı günün adıdır.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a></p>

<p style="text-align:justify">Kâbe’nin onarılması, hac ahkâmının açıklanması ve İbrahimî (a.s) ezanın; yani insanlığı hacca davet ilanının gerçekleştiği ay yine zilhicce ayıdır.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a></p>

<p style="text-align:justify">Zilhiccenin ilk on gününde gerçekleşen en önemli tarihi hadise, Beraat suresinin nüzulü ve bu surenin teberri Emiri Ali b. Ebi Talip (a.s) aracılığıyla iletilmesi hadisesidir. İlkin ‘Sakife Ashabı’ndan birileri, bu görevin ifasının ve bu sureyi okuma vazifesinin kendilerine verileceği ümidini taşıyorlardı. Ancak ‘teberri’ ayetini nâzil eden Allah, onun nasıl iletileceğinin kuralını da nazil etti. Zira bu ‘teberri’ ilanı, bizzat ‘tevelli’ ve ‘teberri’ mazharı olan biri tarafından gerçekleştirmeliydi. Ey peygamber! Sen veya senin canın hükmünde olan birisi dışında hiç kimse bu mesuliyeti yerine getirme liyakatine sahip değildir:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Sen yahut senden olan biri dışında kimse eda etmesin!”</i><a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a></p>

<p style="text-align:justify">Dolayısıyla Resulullah’ın ‘canı ve ruhu’ olan Müminlerin Emiri İmam Ali (a.s)<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a> şu ayeti tebliğ vazifesiyle görevlendirildi.</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Hacc-ı Ekber (en büyük hac) gününde Allah ve Resûlü’nden insanlara bir bildiridir: Allah ve Resûlü müşriklerden uzak ve beridir...”</i><a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a></p>

<p style="text-align:justify">Bu ve benzeri hadiseler, haccın zamanının dahi söz konusu özelliklerinden dolayı ayrıca bir fazileti vardır. Zira daha öncede değindiğimiz üzere, her bir zaman dilimine, o zamanda yaşayanlar ve yaşananlar ve her bir mekâna orada bulunanlar ‘iftihar’ ve ‘şeref’ bahşeder. Yoksa zamanın özü ve parçaları arasında ya da mekânın özü ve onu şekillendiren geometrik boyutları; yani uzunluk, genişlik, derinlik ve yüksekliği arasında hiçbir fark gözetilemez. Elbette eğer bir şeyin gayp hazinelerinde belirgin bir taayyünü varsa, bazı özel niteliklere sahip olması mümkündür. Bu özellikler o hazinelerden nâzil olduktan sonra zuhur bulur. Ancak eğer bir şey gayp mertebesinde hiçbir taayyün taşımıyorsa ve nâzil olduktan sonra bir taayyün buluyorsa, söz konusu özellikler bu taayyün mertebesinde meydana gelir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Hac Günlerinde ve Hac Esas Alınarak Alınan Kararlar ve Yapılan Sözleşmeler</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>1.</strong> Bir İbrahimî gelenek olan haccın ve adının yaşaması adına, bütün İbrahimî Peygamberler (a.s) en basitinden en önemlisine kadar bütün sözleşme ve antlaşmalarını hac döneminde yahut haccın adını anarak gerçekleştirirlerdi. Daha önce de değinildiği üzere Hz. Musa ve Hz. Şuayb (a.s) arasındaki sözleşmede ‘sekiz yıl’ yerine ‘sekiz hac’ tabiri kullanılmıştır.<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a> Hz. Şuayb (a.s) Musa-yı Kelim’e şöyle der:</p>

<p style="text-align:center"><strong><i>“Sekiz hac dönemi bana ücretli olarak çalışman şartıyla…”</i></strong><a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">[11]</a></p>

<p style="text-align:justify">Yılda sadece bir kez hac merasimi düzenlendiğine göre demek ki burada, her bir hac bir yıl olarak değerlendirilmiştir. Bu, hac esas alınarak gerçekleştirilen sözleşmelerin en basitidir.</p>

<p style="text-align:justify">Bu ayın ‘zilhicce’ diye anılıp şöhret bulması, cahiliye döneminde dahi ‘Beyt’i haccetmenin’ bu ayda gerçekleşmesinden dolayıdır. Bu isimlendirme ve şöhret, hac merasiminin önemini yansıtmanın yanı sıra haccın köklü bir tarihi olduğunu da göstermektedir.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>2.</strong> Musa-yı Kelim (a.s) yüce nübüvvet makamına eriştiğinde, Yüce Allah en önemli buluşma için zaman olarak hac aylarını tayin buyurdu. Buluşma süresini belirlemek doğal olarak Kelim’in (Musa’nın) değil. Mütekellim’in (Allah’ın) uhdesinde olacağından Yüce Allah ona şöyle buyurdu: Kırk gece benim misafirim olacaksın!</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Musa’ya otuz gece vade verdik ve ona on gece daha ilâve ettik; böylece Rabbinin tayin ettiği vakit kırk geceyi buldu…”</i><a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title="">[12]</a></p>

<p style="text-align:justify">İşte bu ‘erbain’ yani kırk gece, zilkadenin başından başlayıp zilhiccenin onuncu gününe kadar olan süredir. Hac merasiminin ve Beytullah ziyaretinin zirvesi de işte bu ‘erbain’dir.</p>

<p style="text-align:justify">Zilkade ayı ve zilhiccenin ilk on günü, çile (erbain) için en münasip zamandır. Manevi makamlara erişmek, en az art arda gelen ve kırk gün sürecek ihlâslı bir mücahede ve çaba gerektirir. Öyle ki, her kim kırk gün boyunca her açıdan ihlâslı bir niyetle Allah için adım atarsa, hikmet pınarları kalbinden diline doğru akmaya başlar.</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Bir kul, kırk gün Allah için ihlâslı olursa, hiç kuşkusuz hikmet pınarları kalbinden diline doğru akmaya başlar.”</i><a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title="">[13]</a></p>

<p style="text-align:justify">Birileri eğer bir kemallere erişebilmişse aynen bu şekilde amel ettikleri içindir. Çilleye çekilmek, tabi ki yılın belirli gün veya aylarına münhasır değildir. Ancak zilkade ve zilhiccenin ilk on günü ilahî bir miattır.</p>

<p style="text-align:justify"><strong><i>“Musa’ya otuz gece vade verdik ve ona on gece daha ilâve ettik; böylece Rabbinin tayin ettiği vakit kırk geceyi buldu…”</i></strong></p>

<p style="text-align:justify">Ayrıca<strong><i> “Fecre and olsun. On geceye de!”</i></strong><a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title="">[14]</a> Ayetlerinin en bariz karşılıklarından biri de zilhiccenin ilk on günüdür.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Bazıları, uzlet ve inzivaya çekilmeyi çilenin şartlarından bilirler. Lakin dikkat edilmesi gereken nokta şudur: dünyadan arınıp inzivaya çekilmek elbette övgüye şayan ve arzulanan bir amel olmakla birlikte bu, dünyadaki halktan, toplumdan ve toplumsal sorumluluklardan uzak durma anlamında ele alınmamalıdır.</p>

<p style="text-align:justify">Musa-yı Kelim, o kırk gün kırk gece hep oruçluydu.<a href="#_ftn15" name="_ftnref15" title="">[15]</a> Zira bu çilede onu doyurup susuzluğunu gideren ilahî buluşma ve ona kavuşmaydı.<a href="#_ftn16" name="_ftnref16" title="">[16]</a> Bu çilenin mahsulü hakkın tecellisini şuhûd edebilmekti:</p>

<p style="text-align:center"><strong><i>“Rabbi o dağa tecelli edince onu paramparça etti, Musa da baygın düştü…”</i></strong><a href="#_ftn17" name="_ftnref17" title="">[17]</a></p>

<p style="text-align:justify">Fakat yalnızca bu değildi, ayrıca Tevrat’ı almaya hak kazanmıştı:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Nasihat ve her şeyin açıklamasına dair ne varsa hepsini Musa için levhalarda yazdık. (Ve dedik ki): Bunları kuvvetle tut…”</i><a href="#_ftn18" name="_ftnref18" title="">[18]</a></p>

<p style="text-align:justify">Sözün özü şu ki, bütün bu ilahî mevhibeler hac merasiminin düzenlendiği günlerde Hz. Musa’ya (a.s) verilmişti. Bu sözleşme ve ahitleşme, halk (Musa) ve Hâlık (Allah) arasında gerçekleşen sözleşmelerin en önemlisidir. O söz konusu ücretle adam tutma ve hizmet sözleşmesi ise iki mahlûk (Şuayb ve Musa a.s) arasında gerçekleşen sözleşmelerin en basitlerindendir.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - - - -</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a> Vesailu’ş Şia, c.14, s. 273</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a> El Murakabat, 12. bölüm, s. 346</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><sup><sup>[3]</sup></sup></a> İkbalu’l A’mal, s. 335; Mefatihu’l Cinan, Ziyarat-ı Mutlaka-yı İmam Huseyn (a.s) 7. ziyaret</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><sup><sup>[4]</sup></sup></a> A’raf: 58</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><sup><sup>[5]</sup></sup></a> Vesailu’ş Şia, c.7, s. 331-332 ve c.9, s. 347-348</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><sup><sup>[6]</sup></sup></a> Keşfu’l Esrar, c.1, s. 361</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><sup><sup>[7]</sup></sup></a> Biharu’l Envar, c.35, s. 303</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><sup><sup>[8]</sup></sup></a> Bkz. Al-i İmran: 61 “de ki: Gelin oğullarımızı ve oğullarınızı kadınlarımız ve kadınlarınızı kendilerimizi ve kendilerinizi çağıralım…</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><sup><sup>[9]</sup></sup></a> Tövbe: 3</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><sup><sup>[10]</sup></sup></a> El Kâfi, c. 5, s. 414; Biharu’l- Envar, c.96, s. 64</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title=""><sup><sup>[11]</sup></sup></a> Kasas: 27</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title=""><sup><sup>[12]</sup></sup></a> A’raf: 142</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title=""><sup><sup>[13]</sup></sup></a> Uyun-u Ahbar-i Rıza (a.s) c.2, s. 69, Hadis 321; Biharu’l- Envar, c. 67, s. 242-243</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title=""><sup><sup>[14]</sup></sup></a> Fecr: 1-2</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref15" name="_ftn15" title=""><sup><sup>[15]</sup></sup></a> Durru’l- Mensur, c.3, s. 535-536</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref16" name="_ftn16" title=""><sup><sup>[16]</sup></sup></a> Hz. İmam Sadık (a.s) “Rabbim! Hoşnut olasın diye sana acele geldim…» (Taha: 84) Ayetinin tefsirinde şöyle buyurur: Hz. Peygamber Musa’nın durumunu şöyle açıklar: O, kırk gün boyunca ne giderken ne de dönerken Rabbine olan iştiyakından dolayı ne yedi, ne içti, ne uyudu ne de başka bir şey arzuladı.” (Misbahu’ş Şeria, bab 94, s. 196</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref17" name="_ftn17" title=""><sup><sup>[17]</sup></sup></a> A’raf: 143</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref18" name="_ftn18" title=""><sup><sup>[18]</sup></sup></a> A’raf: 145</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Düşünce | İslamî Araştırmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/hac-gunlerinin-zaman-bakimindan-serefi</guid>
      <pubDate>Tue, 05 May 2026 11:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/05/hac-gunleri-1.jpg" type="image/jpeg" length="94572"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Dinsel Yasalar Arasındaki Farklılıkların Sırrı]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/dinsel-yasalar-arasindaki-farkliliklarin-sirri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/dinsel-yasalar-arasindaki-farkliliklarin-sirri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[“…Allah ise hakkı söyler ve doğru yola hidayet eyler…”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:center"><strong>Bismillahirrahmanirrahim</strong></p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong>“Allah Nuh’a buyurduğu şeyleri size de din olarak buyurmuştur. Sana vahyettik; İbrahim’e, Musa’ya ve İsa’ya da buyurduk ki: Dine bağlı kalın, onda ayrılığa düşmeyin...”</strong><a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Dinsel Yasalar/Şeriatlar Arasındaki Farklılıkların Sırrı</strong></p>

<p style="text-align:justify">Yukarıdaki ayete bakılırsa, bütün büyük peygamberlerin (a.s) davetçisi bulundukları din, tek bir dindir. Bu dinde ne bir ihtilaf ne de sapma söz konusudur. Bütün ümmetler, bu yegâne dini ikame etmekle yükümlü tutulmuş ve bu hususta ayrılık ve ihtilafa düşmekten sakındırılmışlardır. Zira bütün peygamberler (a.s) farklı ırklardan olsalar da tek bir dine inanan iman kardeşleridirler. Bütün peygamberler, elçi olarak tayin olunduklarında ilk, kendilerinden önceki peygamberleri tasdik etmişlerdir. Bu durum, Nübüvvetin en yüce zirvesi ve peygamberlerin en sonuncusu Hz. Muhammed (s.a.a) zuhur edinceye kadar hep devam ede gelmiştir. Onun kendisi de kendisinden önceki peygamberleri tasdik etmiş, şeref ve yücelik bakımından hepsinden öne geçmiştir.</p>

<p style="text-align:justify">Allah Teâlâ’nın <strong><i>“Her biriniz için bir yol ve bir yöntem kıldık…” </i></strong>ayetinde buyurduğu üzere şer’î yasalar, ibâdî ahkâm ve izlenen yol ve yöntemler arasındaki farklılıklara gelince, söylenebilecek en nihaî söz, bunun bir hükmün iptali anlamında nesih değil umum ifade eden bir hükmün özel bir duruma uyarlanması anlamında tahsis sonucu ortaya çıktığıdır. Açıklamak gerekirse, insanlık toplumunda ortaya çıkan özel şartlar, bu şartlara özgü özel ve teferruatlı ahkâm ve özel yasaların vazolunmasını gerekli kılar. Bu özel şartların ortadan kalkmasıyla beraber, bu ahkâm ve yasaların ömrü de sona erer. Bu demektir ki şer’î yasalar arasındaki bütün farklılıklar, önceki yasaların bir noksanlık ve kusur taşıdığı ya da aslında fâsit olduklarının zuhuru anlamında neshin bir sonucu değil, yalnızca zamansal şartlara uyarlanmanın bir sonucudur. Zira Yüce Allah bizzat haktır ve haktan gayrısını söylemez:</p>

<p style="text-align:center"><i><strong>“…Allah ise hakkı söyler ve doğru yola hidayet eyler…”</strong></i><a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<p style="text-align:justify">İlerleyen sayfalarda açıklayacağımız üzere hac, İslam’ın en önemli mazharlarından biri olarak, yukarıda ele aldığımız iki temel ilke; yani kuşatıcılık ve süreklilik ilkelerinin tam bir örneğidir. Bu itibarla Kâbe’nin evladı, sözün sultanı ve tevhid ehlinin velisi İmam Ali b. Ebu Tâlib (a.s) şöyle buyurur:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“…İnsanlar, pınar başına doğru koşuşturan susuzlar misali ona doğru seğirtir ve tıpkı güvercinler misali ona özlem duyarlar… Peygamberlerin durdukları yerlerde vakfeye durur arşın çevresinde tavafa duran meleklere benzemeye çalışırlar. İbadet pazarında, nice kârlar elde eder mağfiret müjdesinin verildiği yerlere yönelirler. Allah, Kâbe’yi İslam’ın nişanesi, oraya sığınanlar için güvenli bir ev kılmıştır. (Buna göre, bu muhterem mekân çok özel bir hükme tabi olup İslam’ın bir bayrağıdır. Dolayısıyla da) Yüce Allah bu beyte yönelmeyi farz kılmış ve onun üzerimizdeki haklarını tanımayı emretmiştir. İnsanları onu ziyaret etmeye davet ederek şöyle buyurmuştur: “…Oraya yol bulabilenlerin Allah için Kâbe’yi haccetmesi gerekir. Kim inkâr ederse, bilsin ki; doğrusu Allah âlemlerden müstağnidir.”</i><a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a><a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - - - - - -</strong></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a> Şura: 13</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a> Ahzab: 4</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><sup><sup>[3]</sup></sup></a> Al-i İmran: 97</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><sup><sup>[4]</sup></sup></a> Nehcu’l Belağa, 1. Hutbe</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kur'an | Ehlibeyt</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/dinsel-yasalar-arasindaki-farkliliklarin-sirri</guid>
      <pubDate>Mon, 04 May 2026 21:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/05/slamz-1.jpg" type="image/jpeg" length="99126"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Evrensel ve Ölümsüz Din]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/evrensel-ve-olumsuz-din</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/evrensel-ve-olumsuz-din" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[“Oysa o (Kur’an), âlemler için ancak bir öğüt/bir hatırlatmadır”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Evrensel ve Ölümsüz Din</strong></p>

<p style="text-align:justify">İslam, Allah tarafından nâzil olunmuş yegâne cihanşümul din ve bütün insanî erdemleri içeren en eşsiz mekteptir. İslam, bütün bâtıl dinleri gölgede bırakan ve bütün hepsine gâlip gelen tek dindir. Dolayısıyla dünyanın her yerinde ve yeryüzünün bütün coğrafyalarında hayata aktarılabilir ve uygulanabilir bir içeriğe sahiptir. Binaenaleyh bu içerik, tarihin bütün evrelerinde faydalanılabilecek ve insanî yücelik doğrultusunda işlev görebilecek şekilde ortaya konulabilmelidir.</p>

<p style="text-align:justify">İslam’ın en yüce ve en önemli özelliği şu iki nitelikle açıklanabilir: Biri, kuşatıcılık; ikincisi, süreklilik. Bunun anlamı şudur: İslam, siyah, beyaz, sarı ve sair bütün insanları tek tek kuşatır. Zira bütün insanlar; dolayısıyla bütün kabile, millet ve ırklar bu dine göre bir tarağın dişleri misali eşittirler. Hepsi tek bir dinin kuşatıcılığı altında ve onun şemsiyesinin gölgesindedirler. İslam’a göre hiçbir kavim, görmezlikten gelinemez. Aynı şekilde geçmişten geleceğe; kıyamet gününe kadar bütün zamanları kuşatır.</p>

<p style="text-align:justify">İslam’ın cihanşümul niteliğinin hikmeti, öncelikle onun insan fıtratını olgunlaştırmak için nâzil oluşunda yatar. Zira insan fıtratı hiçbir coğrafyaya hiçbir tarihsel evre ve zaman sürecine özgü olmayıp her tür ırksal faktör ve coğrafi olgunun etkisinden tamamen uzaktır. İşte bu itibarla değişmez bir eğitimsel altyapı ve sarsılmaz bir öğretim ve irşat zeminine sahiptir. İkicisi, İslam’a göre insanın asıl öğretmeni, eğitmeni ve yetiştiricisi, Allah’tır. Ki O’nun her şeyi kuşatan ilim deryasına ne herhangi bir cehalet yol bulur ne de sonsuz huzur ve şuhûd dergâhına bir an olsun yanılgı ve unutkanlık arız olur. Dolayısıyla O’nun razı olduğu bir dinin, bütün insan topluluklarının hidayeti doğrultusunda sarsılmaz bir zemin ve zeval bulmaz bir yapı üzere inşa olunduğunu kabul etmek gerekir.</p>

<p style="text-align:justify">Buradan alınacak sonuç şudur: İnsan fıtratı ve beşerin özgün yaratılışı, hidayet kabiliyetine sahip ve her tür değişim ve dönüşümden beri olduğuna göre ve bütün insanların hidayet edicisi olarak âlemlerin rabbi ‘ilim’, ‘cehalet’, ‘şuhûd’, ‘yanılgı’, ‘hatırlama’, ‘unutma’ gibi her tür değişimden münezzeh olduğuna göre, O’nun insanların hidayeti için vazedeceği bütün kanunlar kaçınılmaz olarak her tür zeval ve zaaftan uzak olacak, bütün zamanlar boyunca ve bütün yeryüzü sathında geçerli ve ebedi kalacaktır.</p>

<p style="text-align:justify"><i><strong>“Allah katında din, şüphesiz İslam’dır…”</strong></i><a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a> <i><strong>“Sen yüzünü hanîf olarak dine, Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmış ise ona çevir. Allah’ın yaratışında değişme yoktur. İşte dosdoğru din budur…”</strong></i><a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a> <strong><i>“Allah Nuh’a buyurduğu şeyleri size de din olarak buyurmuştur. Sana vahyettik; İbrahim’e, Musa’ya ve İsa’ya da buyurduk ki: «Dine bağlı kalın, onda ayrılığa düşmeyin.» Ortak koşanları çağırdığın şey onların gözünde büyümektedir…”</i></strong><a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>

<p style="text-align:justify">Yani, insanların kurtarıcısı olan yegâne din, Allah tarafından nâzil kılınmış tek din, insanın değişmez fıtratı ile uyumlu gerçek din ve aynı şekilde bütün büyük peygamberlere (a.s) gönderilmiş olan ve onların insanları davet ettikleri biricik din, İslam’dır. Dolayısıyla peygamberler arasında hiçbir ihtilaf ve getirdikleri din hakkında hiçbir farklılık söz konusu değildir. Bütün ihtilaf ve ayrılıklar çıkarcı zalimler ve din taciri âlimler tarafından ortaya çıkarılmıştır. Ancak eğer semavî dinler arasında özellikle bazı ayrıntılarla ilgili bir farklılık gözleniyorsa bu, önceki dinlerin bâtıl olduğu ya da aslında fâsit olduklarını göstermez. Zira bütün o söz konusu ayrıntılar dahi hak ile mutabık, kendi yer ve zamanında gerekli ve kaçınılmaz bir rol oynamışlardır. Ancak bugün için bu zorunluluk kalktığından ve geçerlilik süresi dolduğundan dolayı yürürlükten kaldırılmışlardır. Yoksa ‘bir programın iptali ve aslında fâsit olduğunun beyanı’ anlamında ‘nesih’ semavâ ahkâm için asla söz konusu edilemez. Zira bütün bu programları tanzim eden bizzat Rabbimiz olup o ise, haktan gayri bir söz söylemez.</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong>“Allah ise gerçeği söyler ve doğru yola o eriştirir.”</strong><a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">Başka bir açıklamayla; İslam bütün milletleri çatısı altında bulundurur. Bütün zamanlarda ve zamanın hem aktığı yatak hem de varoluş sebebi yani gökler ve yerler dürülüp ortadan kaldırılıncaya kadar<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a> İslam süreklilik arz eder ve bâki kalır. Bu demektir ki zamanın ve gece ve gündüzlerin akışı onu eskitemez; onu işlevsiz kılamaz. Aksine günbegün daha bir canlılık ve zindelik katar. Dolayısıyla İslam açısından geçmişin, gelecekle hiçbir farkı yoktur. Zira İslam, ilahî bir olgudur; zamanı aşkın, hareket ötesi ve madde üstü. Bu itibarla asla zeval bulmaz; zaman var oldukça bâkidir, bâki kalacaktır. Tarih boyunca, yani insanoğlu yeryüzüne ayak bastığı andan itibaren hep var olagelmiştir. Zira evvela her insan ilahî bir dine sahip olmak zorundadır ve dahi ilahî din olarak İslam’dan gayri hiçbir din yoktur. Çünkü ‘din’ Allah nezdinde sadece ve sadece İslam’dır.</p>

<p style="text-align:center"><strong><i>“Allah katında din, şüphesiz İslam’dır…”</i></strong><a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a></p>

<p style="text-align:justify">İslam dışında hiçbir din kabul görmez.</p>

<p style="text-align:center"><strong><i>“Kim İslam’dan başka bir dine yönelirse, onunki kabul edilmeyecek­tir...”</i></strong><a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a></p>

<p style="text-align:justify">Zira İslam, insanların özgün yaratılışlarının kaynağı ilahî fıtrat üzeredir ve Allah’ın yaratışı için bir değişim ve dönüşüm düşünülemez. İşte budur kıvama erişmiş en sabit en metin din:</p>

<p style="text-align:justify"><strong><i>“…Allah’ın fıtratı ki O, insanları bu fıtrat üzerine yaratmıştır. Allah’ın yaratması değiştirilemez. İşte yegâne sabit din budur…”</i></strong><a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a></p>

<p style="text-align:justify">İslam’ın cihanşümul ve ebedi niteliğinin başlıca şahidi Kur’an-ı Kerim’dir. Zira o, âlemlerde yaşayan herkes için bir uyarıcıdır:</p>

<p style="text-align:justify"><i><strong>“Ne mübarektir, Furkan’ı (Hakla bâtılı ayıran Kur’an’ı) âlemler için uyarıcı-korkutucu olsun diye kuluna parça parça indiren!”</strong></i><a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a></p>

<p style="text-align:justify">O, bütün âlemler için bir öğüt bir hatırlatmadır:</p>

<p style="text-align:center"><i><strong>“O, âlemler için yalnızca bir öğüt ve hatırlatmadır.”</strong></i><a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a></p>

<p style="text-align:justify">O, apaçık bir dille Allah’tan gayri bir hidayet kaynağının olamayacağını bildirir:</p>

<p style="text-align:center"><i><strong>“Hidayet verici ve yardımcı olarak Rabbin yeter.”</strong></i><a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">[11]</a></p>

<p style="text-align:justify">Senin Rabbin sana hidayet kaynağı olarak yeter vurgusuyla birlikte yine şöyle buyurur:</p>

<p style="text-align:center"><i><strong>“De ki: Allah’ın hidayeti, asıl hidayetin kendisidir.”</strong></i><a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title="">[12]</a></p>

<p style="text-align:justify">Yukarıdaki her iki ilkeye, yani kuşatıcılık ve süreklilik ilkelerine Kur’an’ın nüzulünün başlangıcında ve ilk surelerde dahi açıktan vurguda bulunulmuştur. Şöyle buyurur:</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong>“Oysa o (Kur’an), âlemler için ancak bir öğüt/bir hatırlatmadır”</strong><a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title="">[13]</a></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">Bu ayet Peygamber’in dâvetinin bütün ‘âlemler’ için bir ‘zikir/öğüt/hatırlatma’ ve ‘hidayet’ kaynağı olduğunu izah etmektedir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - - - - - -</strong></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a> Al-i İmran: 19</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a> Rum: 30</p>

<p style="text-align:justify"></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><sup><sup>[3]</sup></sup></a> Şura: 13</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><sup><sup>[4]</sup></sup></a> Ahzab: 4</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><sup><sup>[5]</sup></sup></a> Bkz. Enbiya: 104 ve Zümer: 67</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><sup><sup>[6]</sup></sup></a> Al-i İmran: 19</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><sup><sup>[7]</sup></sup></a> Al-i İmran: 85</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><sup><sup>[8]</sup></sup></a> Rum: 30</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><sup><sup>[9]</sup></sup></a> Furkan: 1</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><sup><sup>[10]</sup></sup></a> Yusuf: 104; Sad: 87; Tekvir: 27</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title=""><sup><sup>[11]</sup></sup></a> Furkan: 31</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title=""><sup><sup>[12]</sup></sup></a> En’am: 71</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title=""><sup><sup>[13]</sup></sup></a> Kalem: 52</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Düşünce | İslamî Araştırmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/evrensel-ve-olumsuz-din</guid>
      <pubDate>Mon, 04 May 2026 21:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/05/evrensel-din-1.jpg" type="image/jpeg" length="29008"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tuzsuz Ekmek İnfak Etmek]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/tuzsuz-ekmek-infak-etmek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/tuzsuz-ekmek-infak-etmek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İmam Cafer-i Sadık diye meşhur olan Cafer bin Muhammed bin Ali bin Hüseyin (Medine, h. 83/Medine, h. 148), On İki İmam'ın (a.s) altıncısıdır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Yağmurlu bir gece İmam Cafer-i Sadık (a.s) gecenin karanlığından istifade ederek tek başına evden dışarı çıkıp <i>“Zılle-i Beni Saide”</i><a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a> tarafına yola koyuldu.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Mualla bin Huneys, İmam Sadık’ı bu karanlık gecede yalnız bırakmamak için az bir mesafeyle sessizce Hazretin arkasından yürüyordu.</p>

<p style="text-align:justify">Derken İmam’ın omzundan bir şeyin yere düştüğünü fark etti. O anda İmam’ın yavaş bir sesle; <i>“Allah’ım! Bunu bana geri çevir”</i> dediğini duydu.</p>

<p style="text-align:justify">Mualla bu durumu görünce yakına gidip selam verdi. İmam (a.s) Mualla’nın sesinden onu tanıyıp şöyle buyurdu:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Mualla sen misin?”</i></p>

<p style="text-align:justify">Mualla, <i>“Evet, ben Mualla’yım.” </i>dedi.</p>

<p style="text-align:justify">Mualla İmam’ın (a.s) cevabını verdikten sonra, yere düşen şeyin ne olduğuna dikkat ederken bir miktar ekmeğin yere düşmüş olduğunu gördü.</p>

<p style="text-align:justify">İmam: <i>“Mualla! Bunları yerden topla bana ver” </i>diye buyurdu.</p>

<p style="text-align:justify">Mualla da ekmekleri yerden toplayıp İmam’a verdi. Mualla sonrasını şöyle anlatır; inanın İmam’ın omzundaki yük çok büyüktü, bir insan onu ancak zorlanarak taşıyabilirdi.</p>

<p style="text-align:justify">İmam’a; <i>“Müsaade buyurun bu yükü ben omzuma alayım”</i> dedim. Ama İmam; <i>“Ben bu işe senden daha meyilliyim”</i> buyurdu.</p>

<p style="text-align:justify">İmam (a.s) ekmekle dolu olan koca bohçayı omzuna alınca birlikte <i>“Zılle-i Beni Saide”</i> tarafına doğru hareket ettik ve nihayet oraya vardık. Orası yoksul ve çaresizlerin, evi ve barkı olmayanların dinlenmek için toplandığı bir yer idi.</p>

<p style="text-align:justify">Herkes uykuya dalmıştı; bir kişi bile uyanık değildi. İmam (a.s) ekmekleri birer-ikişer onların elbiselerinin altına bırakıyordu; öyle ki ekmek verilmemiş hiç kimse baki kalmadı. İmam (a.s) sonra dönmeye azmetti.</p>

<p style="text-align:justify">Mualla İmam’a dönerek şöyle dedi: <i>“Efendim! Bu gecenin karanlığında kendilerine ekmek getirdiğin bu kimseler, Şiileriniz mi ve sizin imametinizi kabul ediyorlar mı?"</i> İmam (a.s) cevaben: <i>“Hayır! Bunlar benim imametime inanmıyorlar; eğer imamete itikatları olsaydı (onlara) tuz da getirirdim!”</i> buyurdular.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - - - -</strong></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title="">[1]</a> Zille-i Beni Saide: halkın sıcak günlerde, sıcaktan korunması için altında toplandıkları bir gölgelik, geceleri ise fakir ve garip kimselerin orada istirahat etmeleri için uygun bir yer idi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title="">[2]</a> Biharu’l-Envar, c. 47, s. 20.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/tuzsuz-ekmek-infak-etmek</guid>
      <pubDate>Mon, 04 May 2026 19:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/05/somun-1.jpg" type="image/jpeg" length="20391"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Nehcü’l-Belağa Dersleri]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/nehcul-belaga-dersleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/video/nehcul-belaga-dersleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ehla-Der Genel Başkanı Kadir Akaras ile Nehcü’l-Belağa Dersleri]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">📚 Nehcü’l-Belâğa Dersleri</p>

<p style="text-align:justify">🎙 Üstad Kadir Akaras</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">🔢 1. Ders: Nehcü’l-Belâğa ile Tanışma</p>

<p style="text-align:justify">Konu ve Amaç • Ders, Nehcü’l-Belâğa’yı tanıma ve onu okuma/yaşama yöntemi üzerine bir giriş sunar.</p>

<p style="text-align:justify">Çalışma, Şehid Murtazâ Mutahharî’nin Nehcü’l-Belâğa üzerine kitabını ve serbest okumayı birlikte önerir.</p>

<p style="text-align:justify">Temel Kavramlar</p>

<p style="text-align:justify">• Belâgat: Maksadı en doğru kelime ve cümlelerle ifade etme.</p>

<p style="text-align:justify">• Fesâhat: İfadenin açık ve anlaşılır oluşu. “Nehc” ve Kitabın Adı</p>

<p style="text-align:justify">• Nehc = yol, yöntem → Nehcü’l-Belâğa: “Belâgatın yolu/yordamı.” Derleyici ve Yapı</p>

<p style="text-align:justify">• Eser, İmam Ali’nin (a) sözlerinin edebî seçkisi olup Seyyid Râzî tarafından derlenmiştir.</p>

<p style="text-align:justify">• Üç bölüm: Hutbeler, Mektuplar, Kısa sözler (hikmetler).</p>

<p style="text-align:justify">İçerik Çeşitliliği (İmam Ali’nin Çok-Yönlülüğü)</p>

<p style="text-align:justify">• Savaş meydanından ibadet hayatına, devlet idaresinden ahlâka kadar geniş yelpaze.</p>

<p style="text-align:justify">• Okur, siyasetten zühde, kişisel ahlâktan toplumsal düzene çoklu “manzaralar” görür. Pratik Okuma Tavsiyeleri</p>

<p style="text-align:justify"></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Konuşmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/nehcul-belaga-dersleri</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Oct 2025 13:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2025/10/f967a307-713c-476f-85d4-8c6ea9622c41-12.jpg" type="image/jpeg" length="19784"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Mizaçlar ve Evlilik | Zehra Erdoğan Hekimoğlu]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/mizaclar-ve-evlilik-zehra-erdogan-hekimoglu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/video/mizaclar-ve-evlilik-zehra-erdogan-hekimoglu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[el-Mustafa Eğitim Televizyonu]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Konuşmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/mizaclar-ve-evlilik-zehra-erdogan-hekimoglu</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Sep 2025 13:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/YFUOJ5Qagf4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="82999"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Erbain ve Fotoğraflar]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/erbain-ve-fotograflar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/erbain-ve-fotograflar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fotoğrafların açılması için lütfen biraz bekleyin..]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p></p>

<p style="text-align:justify">Erbain (kırkıncı gün); hicrî takvime göre Safer ayının 20’isi İmam Hüseyin’in Erbain günüdür. İmam Hüseyin ve yârenlerinin hicretin 61. Yılında Kerbela’da şehit edilişlerinin üzerinden kırk gün geçmesi temsil edilmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Erbain yürüyüşünden maksat, Ehlibeyt dostlarının çeşitli yerlerinden İmam Hüseyin’in (a.s) Erbain münasebeti ile Kerbela’ya akın etmeleridir. İnsan selini andıran bu yürüyüşlere milyonlarca insan katılmaktadır.</p>

<p style="text-align:justify">Erbain günü, Irak dışından başta İran olmak üzere Türkiye, Pakistan, Lübnan, Bahreyn, Yemen vb. gibi ülkelerden de çok sayıda Ehl-i Beyt dostları bu yürüyüşlere katılarak Erbain günü Kerbela’da hazır bulunmaktadır. Veriler katılım oranının her yıl daha da arttığını ve yaklaşık 20-22 milyon civarına ulaştığını göstermektedir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/erbain-ve-fotograflar</guid>
      <pubDate>Sat, 24 Aug 2024 19:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2024/08/basliksiz-2-3.jpg" type="image/jpeg" length="85708"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İmam Humeyni ve Hatıralar - Halk]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/imam-humeyni-ve-hatiralar-halk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/video/imam-humeyni-ve-hatiralar-halk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İmam Humeyni ve Hatıralar - Halk]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Bu kitap Humeyn şehrinde başlayan ama alelade olmayan bir yolculuğun Kum, Tahran, Bursa, Necef, Paris ve tekrar Tahran ile harmanlanmış; kâh insanı silkeleyen, kâh derin düşüncelere sevk eden bir hayat hikâyesine değinmektedir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/imam-humeyni-ve-hatiralar-halk</guid>
      <pubDate>Fri, 09 Aug 2024 14:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/FLAuPq2Dvro/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="38591"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kerbela Matemi - Mehdi Resuli - İstanbul]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/kerbela-matemi-mehdi-resuli-istanbul</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/video/kerbela-matemi-mehdi-resuli-istanbul" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kerbela Matemi - Mehdi Resuli - İstanbul]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ehlibeyt Gençlik Derneği (EGDER) tarafından Kerbela Matem Merasimi programı düzenlendi. Ehlibeyt meddahı Mehdi Resuli'nin de katılımıyla gerçekleşen programa yoğun katılım gerçekleştirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Programlar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/kerbela-matemi-mehdi-resuli-istanbul</guid>
      <pubDate>Fri, 09 Aug 2024 14:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2024/07/mehdi-resuli6.jpg" type="image/jpeg" length="46831"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kerbela Matemi - Mehdi Resuli - Iğdır]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/mehdi-resuli-kerbela-matemi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/video/mehdi-resuli-kerbela-matemi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kerbela Matemi - Mehdi Resuli / Iğdır]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h2 itemprop="description">Iğdır'da ünlü Ehl-i Beyt meddahı Mehdi Resuli'nin katılımıyla Hz. Hüseyin'i Anma ve Matem Programı Düzenlendi..</h2></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Programlar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/mehdi-resuli-kerbela-matemi</guid>
      <pubDate>Fri, 09 Aug 2024 14:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2024/08/adsiz-12.webp" type="image/jpeg" length="39084"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Fotoğraflarla Osmanlı'da Aşura Merasimi]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/fotograflarla-osmanlida-asura-merasimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/fotograflarla-osmanlida-asura-merasimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[https://www.ehlibeytalimleri.com/fotograflarla-osmanli-istanbulu-ve-asura-merasimi]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>https://www.ehlibeytalimleri.com/fotograflarla-osmanli-istanbulu-ve-asura-merasimi</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/fotograflarla-osmanlida-asura-merasimi</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jul 2024 14:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2024/07/uskudar-1.jpg" type="image/jpeg" length="10629"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gazze ile Dayanışma Gecesi]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/gazze-ile-dayanisma-gecesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/video/gazze-ile-dayanisma-gecesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[GAZZE İLE DAYANIŞMA GECESİ]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Programlar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/gazze-ile-dayanisma-gecesi</guid>
      <pubDate>Fri, 05 Apr 2024 08:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/R8cF7PHY_Ew/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="86760"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[3. Kadir Gecesi | Yusuf Tazegün]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/3-kadir-gecesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/video/3-kadir-gecesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[3. Kadir Gecesi | Kadir Gecesinde Allah'tan Ne İsteyelim?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Konuşmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/3-kadir-gecesi</guid>
      <pubDate>Fri, 05 Apr 2024 08:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/VcLXm4pmYYA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="56530"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[1. Kadir Gecesi | Kadir Akaras]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/1-kadir-gecesi-kadir-akaras</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/video/1-kadir-gecesi-kadir-akaras" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Konuşmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/1-kadir-gecesi-kadir-akaras</guid>
      <pubDate>Fri, 05 Apr 2024 08:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/ENg5Yl3yi7s/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="58261"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ayetlerden Elde Edilen Çıkarımlar | Dr. Mahmut Acar]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/ayetlerden-elde-edilen-cikarimlar-dr-mahmut-acar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/video/ayetlerden-elde-edilen-cikarimlar-dr-mahmut-acar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Konuşmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/ayetlerden-elde-edilen-cikarimlar-dr-mahmut-acar</guid>
      <pubDate>Fri, 05 Apr 2024 08:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/KLxPtG1FZp0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="66303"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kudüs Günü'nün Önemi | Musa Aydın]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/kudus-gununun-onemi-musa-aydin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/video/kudus-gununun-onemi-musa-aydin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Konuşmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/kudus-gununun-onemi-musa-aydin</guid>
      <pubDate>Fri, 05 Apr 2024 08:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUuRyEctT64/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="90230"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şia Âlimlerinin Eylem ve Düşüncelerinde Ehl-i Sünnet’e Bakış]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/sia-alimlerinin-eylem-ve-dusuncelerinde-ehl-i-sunnete-bakis</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/sia-alimlerinin-eylem-ve-dusuncelerinde-ehl-i-sunnete-bakis" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Alimler</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/sia-alimlerinin-eylem-ve-dusuncelerinde-ehl-i-sunnete-bakis</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Oct 2023 15:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2023/10/ehl-i-sunnet01.jpg" type="image/jpeg" length="38453"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gençlere 14 Tavsiye]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/genclere-14-tavsiye</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/genclere-14-tavsiye" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/genclere-14-tavsiye</guid>
      <pubDate>Wed, 04 Oct 2023 12:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2023/10/0440.jpg" type="image/jpeg" length="10613"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İslamî Vahdet]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/islami-vahdet</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/islami-vahdet" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İmam Humeynî: Şi'î ile Sünnî arasındaki farklılıklar İslam düşmanlarının lehinedir.. Tüm Müslümanlar Kardeştir ve Eşittir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/islami-vahdet</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Oct 2023 15:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2023/10/vahdet-humeyni-01a.jpg" type="image/jpeg" length="76001"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Aşura'nın Yedi Perdesi]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/asuranin-yedi-perdesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/asuranin-yedi-perdesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><a href="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/ehlibeytalimleri-com/uploads/2023/09/yedi-perde-asura.pdf" rel="nofollow" target="_blank">Yedi Perde Aşura</a></p>

<p></p>

<p style="text-align: center;"><strong><em>'Aşura'nın Yedi Perdesi'</em></strong> adlı çalışmanın tüm resimlerini ihtiva eden PDF dosyasını aşağıdaki 'Yedi Perde Aşura' linkten temin edebilirsiniz..</p>

<p style="text-align: center;"></p>

<p style="text-align: center;"><strong><a href="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/ehlibeytalimleri-com/uploads/2023/09/yedi-perde-asura.pdf" rel="nofollow" target="_blank"><span style="color:#c0392b;">Yedi Perde Aşura</span></a></strong><a href="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/ehlibeytalimleri-com/uploads/2023/10/yedi-perde.pdf" rel="nofollow" target="_blank">Yedi Perde</a></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align: center;"><strong>- - - - - - - - - - -</strong></p>

<p style="text-align: center;"><strong>/|\</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/asuranin-yedi-perdesi</guid>
      <pubDate>Thu, 07 Sep 2023 10:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2023/10/karbala-2.jpg" type="image/jpeg" length="36321"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ayetullah Hamaneî’nin Tebliğ Üzerine Tavsiyeleri]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/ayetullah-hamaneinin-teblig-uzerine-tavsiyeleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/ayetullah-hamaneinin-teblig-uzerine-tavsiyeleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ayetullah el-Uzman Seyyid Ali Hamaneî - Temmuz / 2023 - Tahran / İran İslam Cumhuriyeti]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/ayetullah-hamaneinin-teblig-uzerine-tavsiyeleri</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Jul 2023 17:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2023/10/teblig-hamanei.jpg" type="image/jpeg" length="36111"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kerbela Tarihi]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/kerbela-tarihi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/kerbela-tarihi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/kerbela-tarihi</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Jul 2023 17:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2023/07/kerbela-tarihi.jpg" type="image/jpeg" length="45275"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Aşura Gazetesi]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/asura-gazetesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/asura-gazetesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/asura-gazetesi</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Jul 2023 13:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2023/07/gazete.jpg" type="image/jpeg" length="87385"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kerbela Vakıası - Zaman Çizelgesi]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/kerbela-vakiasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/kerbela-vakiasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">MS 680</p>

<p style="text-align: justify;">Recep 15: Muaviye b.&nbsp;Ebu Süfyan’ın ölümü ve Yezid'in hilafet iddiası.</p>

<p style="text-align: justify;">Receb 28: İmam Hüseyin'in (a.s) Yezid'e biat etmemek için Medine'den ayrılması.</p>

<p style="text-align: justify;">Şaban 3: İmam Hüseyin'in (a.s) Mekke'ye gelişi.</p>

<p style="text-align: justify;">Ramazan 10: Kûfelilerin İmam'a (a.s) ilk mektubunun gelişi.</p>

<p style="text-align: justify;">Ramazan 12: Kûfe'den 150 mektup geldi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align: justify;">Ramazan 14: Kûfe’nin ileri gelenlerinden mektubun gelmesi.</p>

<p style="text-align: justify;">Ramazan 15: Müslim ibn Akîl, Mekke'den Kûfe'ye doğru hareket etti.</p>

<p style="text-align: justify;">Zilhicce 8: İmam Hüseyin'in (a.s) Mekke'den ayrılışı.</p>

<p style="text-align: justify;">Zilhicce 8: Kûfe'de Müslim ibn Akîl'in kıyamı.</p>

<p style="text-align: justify;">Zilhicce 9: Müslim ibn Akîl'in şehadeti.</p>

<p style="text-align: justify;">Muharrem 2: İmam Hüseyin'in (a.s) Kerbela'ya gelişi.</p>

<p style="text-align: justify;">Muharrem 3: Ömer ibn. Sa'd'ın 4000 kişiyle Kerbela'ya gelişi.</p>

<p style="text-align: justify;">Muharrem 6: Habib ibn Mezâhir'in en ünlü Arap kabilelerinden biri olan Benî Esad'dan yardım istemesi ve reddedilişi.</p>

<p style="text-align: justify;">Muharrem 7: Ömer ibn Sa'd tarafından İmam Hüseyin (as) ve ailesine su kaynaklarının kesilmesi.</p>

<p style="text-align: justify;">Muharrem9: Şimr ibn Zi’l-Cevşen'ın Kerbela'ya gelişi.</p>

<p style="text-align: justify;">Muharrem 9: Savaşın Ömer ibn Sa'd tarafından duyurulması ve İmam'ın (a.s) izin istemesi.</p>

<p style="text-align: justify;">Muharrem 10: Aşura Günü, İmam Hüseyin (a.s) ve ashabının şehadetleri.</p>

<p style="text-align: justify;">Muharrem 11: Hz. Zeyneb (sa) ve İmam Seccad (as) dâhil tutsakların Kûfe'ye doğru hareket ettirilmesi.</p>

<p style="text-align: justify;">Muharrem 11: Şehitlerin Benî Esad kabilesi tarafından defnedilmesi.</p>

<p style="text-align: justify;">Muharrem 13: Esirlerin Kûfe'ye gelişi.</p>

<p style="text-align: justify;">Muharrem 19: Esirlerin Kûfe'den Şam’a götürülmesi.</p>

<p style="text-align: justify;">Safer 1: Esirlerin Şam’a varışı.</p>

<p style="text-align: justify;">Safer 20: Erbain; İmam Seccad (as) ile Ehl-i Beyt'in (as) Kerbela'ya dönüşü.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/kerbela-vakiasi</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Jul 2023 15:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2023/07/kerbela-grafik01.jpg" type="image/jpeg" length="95839"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
