<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Ehl-i Beyt Âlimleri Derneği</title>
    <link>https://www.ehlibeytalimleri.com</link>
    <description>Ehl-i Beyt Âlimleri Derneği</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2022. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sat, 04 Apr 2026 02:09:45 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Allah Sevgisi Nedir? (II. Bölüm)]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/allah-sevgisi-nedir-ii-bolum</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/allah-sevgisi-nedir-ii-bolum" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur: Yüce Allah sevdiği kulları imtihana tabi tutar. Kul sabır gösterirse Yüce Allah onu seçer ve kul rıza gösterirse Yüce Allah onu kötülüklerden uzaklaştırıp kendisine özgü kılar.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right"></h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Allah’ın Kullarına Olan Sevgisinin Anlamı</strong></p>

<p style="text-align:justify">Allah’ın kuluna duyduğu sevgi kulun kalbindeki perdeleri kaldırması, bu perdeleri kaldırıp kendisini müşahede etmek nimetiyle mükâfatlandırması, kuluna onun yakınlığını kazanmak yönünde güç vermesi, kulunun O’na yakın olmasını irade etmesi, kalbini kendi dışındaki sevgilerden arındırması, O’na gelmesi için kulunun önündeki bütün engelleri kaldırması anlamındadır. Öyle ki kul, sadece hak aracılığıyla duysun, sadece hakkı duysun, sadece hakkı görsün ve sadece hakkı konuşsun.</p>

<p style="text-align:justify">Bir hadisi kutside şöyle yazar: Kulum, sürekli kıldığı nafile namazlarla bana yaklaşıp benim sevgimi kazanır. Onu sevdiğimde ise onun duyan kulağı, gören gözü, konuşan dili olurum.</p>

<p style="text-align:justify">Bu hadisi kutsiden anlaşıldığı üzere nafile ve sünnet ibadetler, insanın kalbini kirliliklerden arındır ve önündeki perdelerin kalkmasına zemin hazırlayıp Rabbine yakınlık kazanmasına sebep olur. Bütün bunlar Yüce Allah’ın birer lütfudur.</p>

<p style="text-align:justify">Yüce Allah şöyle buyurmuştur:</p>

<p style="text-align:center"><strong><em>Allah onları seviyor, onlar da Allah’ı seviyorlar.</em></strong><a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>

<p style="text-align:justify">Yüce Allah şöyle buyurmuştur:</p>

<p style="text-align:center"><strong><em>Allah, kendi yolunda kenetlenmiş bir yapı gibi saf bağlayarak savaşanları sever.</em></strong><a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<p style="text-align:justify">Yüce Allah şöyle buyurmuştur:</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong>Şunu iyi bilin ki, Allah tövbe edenleri de sever, temizlenenleri de sever.</strong><a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur: <em>Yüce Allah dünyayı sevdiği ve sevmediği herkese veriyor ancak imanı sadece sevdiği kimselere verir.</em></p>

<p style="text-align:justify">Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur: <em>Yüce Allah sevdiği kulları imtihana tabi tutar. Kul sabır gösterirse Yüce Allah onu seçer ve kul rıza gösterirse Yüce Allah onu kötülüklerden uzaklaştırıp kendisine özgü kılar.</em></p>

<p style="text-align:justify">Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur: Yüce Allah bir kuluna sevgi göstermek istediği zaman ona, içinden ona nasihat edecek ve bu şekilde ona yol gösterecek bir rehber verir.</p>

<p style="text-align:justify">Allah’ın kulunu sevdiğini gösteren en dakik işaret ise kulun Allah’ı sevmesidir. Kulun Allah’ı sevmesi, Allah’ın bu kulu sevdiğini gösterir.</p>

<p style="text-align:justify">Kulun, Allah’ın sevdiği bir kul olduğunu gösteren davranışlarındaki belirtilerden birisi Allah’ın bu kulun tüm açık ve gizli davranışlarına yön vermesiyle kendini gösteren davranış farklılıklarıdır. Böyle bir durumda kulun ne yapması gerektiğini Yüce Allah ona söyler. Yüce Allah bu kulun ahlakını güzel bir şekle sokar. Hâl ve hareketlerine yön verir ve bütün hedeflerini bir hedefte birleştirir. Yüce Allah, bu kulun dünyadan uzak durmasını, onun dışında hiçbir şeyden korkmamasını ve ibadet ve dualarından büyük haz almasını sağlar. Yüce Allah kendisiyle sevdiği kulu arasındaki perdeleri kaldırır.</p>

<p style="text-align:justify">Allah sevgisine ulaşmak için veya bu sevgiyi güçlendirmek için yapılabilecek en etkili iş, kalpteki kirlilikleri yok etmektir. Kalpteki dünyevi bağların giderilmesi ve bunun yerine Allah sevgisinin yerleştirilmesi, Allah’ın nimetleri üzerine düşünülmesi ve Allah dışındaki bütün sevgi bağlarının koparılması bu yolu insan için oldukça kısaltacaktır. Kuşkusuz kalp bir tabak misalidir ve içindekiler boşaltılmadıkça içine yeni bir şey konulamaz. Ayrıca Yüce Allah hiç kimseye iki kalp vermemiştir.</p>

<p style="text-align:justify">En kusursuz sevgi ise bütün kalple Allah’ı sevmektir. Kuşkusuz kul, diğer bir şeye ilgi gösterdiği sürece kalbinin bir köşesi Allah dışındaki bir varlıkla meşguldür ve aynı oranda kalbindeki Allah sevgisi kusurludur. Ancak kul, Allah dışındaki bir varlığa, Allah’ın yarattığı bir varlık olduğu için ve Allah’ın ayetlerinden bir ayet olduğu için ilgi gösterirse bu durum kişinin kalbindeki Allah sevgisine zarar vermeyecektir. Kısaca bir kul, Allah dışındaki herhangi bir varlığa Allah için sevgi gösterirse, örneğin; peygamberler, imamlar, veli kullar ve salih kullara gösterilen sevgide olduğu gibi, bu durum kulun Allah sevgisine zarar vermeyecektir.</p>

<p style="text-align:justify">Allah’ım, Muhammed ve Ehl-i Beytinin yüzü suyu hürmetine seni ve seni sevenleri sevelim diye, kendi sevgini bize nasip eyle. Seni sevenlerin sevgisini, bizleri senin sevgine ulaştıracak kimselerin sevgisini ve seni sevmek için gerekli olan sebepleri bize nasip eyle.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - - - - - -</strong></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a> Maide, 54.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a> Saf, 4.</p>

<p style="text-align:justify"></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><sup><sup>[3]</sup></sup></a> Bakara, 222.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Düşünce | İslamî Araştırmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/allah-sevgisi-nedir-ii-bolum</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 16:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/04/sevgiallah-11.jpg" type="image/jpeg" length="85119"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Allah Sevgisi Nedir? (I. Bölüm)]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/allah-sevgisi-nedir-i-bolum</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/allah-sevgisi-nedir-i-bolum" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Emirü’l-Müminin Hz. Ali (a.s) “Kumeyl” duasında şöyle buyurmuştur: Allah’ım, yüce mevlam, senin azabına sabrettim diyelim, senin ayrılığına nasıl dayanayım.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Allah Sevgisi Nedir?</strong></p>

<p style="text-align:justify">Bir şeye karşı sevgi duymak, ona meyletmek ve ondan haz duymak anlamındadır. Bu ise ancak o şeyi tanıdıktan sonra gerçekleşebilir. Tanımak ve bilgi sahibi olmak ise kimi durumlarda duyularla ve kimi durumlarda kalp aracılığıyla gerçekleşir. İnsan, daha çok tanıdığı ve daha çok haz aldığı şeye karşı daha çok sevgi duyar.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Hiç kuşkusuz insanın kalp gözü, başındaki gözden çok daha keskindir ve kalp, gözden daha iyi görebilir. İnsanın, aklıyla görebileceği güzellikler, gözüyle görebileceği güzelliklerden çok daha güzeldir. Bu sebeple kalp gözü, baş gözünün göremediği değerli ilahi görüntülere bakıp çok daha büyük ve kusursuz bir haz yaşayabilir. Binen aleyh sağlıklı bir akıl, her zaman insanı bu tür hazlara doğru sevk eder. Bu gerçeklerin sonucunda, ancak öğrenim derecesini hayvani aşamada tutan birisinin kalkıp da ilahi sevgiyi yok sayabileceğini kolaylıkla söyleyebiliriz. Yani ancak vücudundaki duyuları bilgi kaynağı olarak kullanan biri böyle bir düşünceye sahip olabilir.</p>

<p style="text-align:justify">İnsan kendisini, kendi yüceliğini, hayatta kalmayı sevdiği gibi, aynı şekilde kimi durumlarda başka birisini, ona bir yarar sağladığı için değil de sadece o kişiyi kendi zatı için sevebilir. İşte bu, gerçek sevgidir ve ancak bu tür bir sevgiye güvenilebilir.</p>

<p style="text-align:justify">Bu tür bir sevgiye, içinde yaşadığımız dünyadan bir örnek gösterecek olursak sağlıklı bir kişilik sahibi insanların doğaya olan bakışlarını, güllere, çiçeklere, yeşil çayırlara ve güzel kuşlara olan bakışlarını örnek verebiliriz. Bu insanlar, bu gibi güzelliklere bakarken aynı zamanda taşıdıkları sıkıntılardan kurtulurlar; ancak bu sıkıntılardan kurtulmak için ve özellikle bu amaçla bu güzelliklere bakmazlar.</p>

<p style="text-align:justify">Hz. Peygamber (s.a.a), yeşillikler ve akarsulara bakmayı severdi. Yeşillik ve akarsu, insanın sevgi duyduğu şeyler olabilir ancak hiç kimse bu yeşillikleri güzel tadından ötürü veya bu akarsuları, susuzluğunu giderdiği için sevmez.</p>

<p style="text-align:justify">Ayrıca, güzellikler, sadece gözle görülen şeylerle veya bir şeyin parçaları arasındaki uyumla sınırlı değildir. Örneğin “ne güzel bir sesi var”, “çok güzel ahlaklı bir insandır”, “güzel bilgilere sahiptir” veya “bu güzel bir davranıştı” denilir oysa bunların hiçbiri gözle görülen şeyler değildir. Bunlar bir yana, güzellikler, duyularla hissedilen şeylerle de sınırlı değildir. Zira birçok güzellik, ancak kalp gözüyle görülebilir. Bu sebeple birçok insan, hayatı buyunca hiç peygamber Efendimizi (s.a.a) veya imamlarımızı (a.s) görmemesine rağmen bu insanlara sevgi duyar. Müminleri efendisi Hz. Ali (a.s), yiğitliği sebebiyle ve Hâtem Tâi cömertliği sebebiyle insanların sevgi duyduğu iki şahıstır. Oysa hiç kimse bu iki şahsı görmemiş ve hiç kimse örneğin Hatem’in cömertliğinden yararlanmamıştır.</p>

<p style="text-align:justify">Kalp gözü, fiziki duyularından daha iyi çalışan bir insan, gözle görülen olaylardan daha çok gözle görülmeyen kalbi güzelliklere meyleder.</p>

<p style="text-align:justify">Bütün seven insanlar, kendini seven ve kendi dışındaki bir varlığı seven insanlar olarak iki gruba ayrılır. Kendi dışındaki bir varlığa sevgi duyan şahıs, bu varlığı iyi bir varlık olarak gördüğü, onu güzel bulduğu, yüceliğine inandığı için veya kendisiyle onun arasında bir birliktelik ve bağ gördüğü için ona sevgi duyabilir. Ancak insanın kendisine duyduğu sevgi, en sıkı ve en güçlü sevgidir. Zira insanın sevgisi, sevgi duyduğu şeye olan bilgisiyle orantılıdır ve her kes kendisini her şeyden daha iyi tanır. Bu sebeple, insanın kendisini tanıması, rabbini tanımasının anahtarı olarak bildirilmiştir. Kuşkusuz kendisini tanıyan birisi, sahip olduğu bu varlığı ve var olma nimetini kendisini var eden bir yaratıcıdan aldığını bilecektir. Dolayısıyla insanın kendisine duyduğu sevgi, rabbine duyduğu sevgiden kaynaklanır. Ancak insan, bilinçli olarak bunun farkında olmayabilir.</p>

<p style="text-align:justify">İyi bir insan, güzel, Allah’a yakın biri olduğu için veya belirli meziyet ve üstünlüklere sahip olduğu için sevilen kişiye gelince, bu sevginin sebebi ve kaynağı Allah’ın, insanın yaratılışında ve fıtratında bırakmış olduğu güzelliğe meyil gösterme özelliğidir. İnsan, yaratılış itibariyle güzelliklere meyillidir. Bu güzelliğin gözle görülür olması veya olmaması bu ilgi ve sevginin oluşması için farksızdır. Aynı kural meziyet ve üstünlüklerde de geçerlidir. Yüce Allah, zatı itibariyle kâmil ve güzel olandır. Bütün güzellikler ve bütün üstünlükler onun cemal ve kemalinden kaynak bulur. Sevgiye bu açıdan bakarsak bütün sevenlerin aslında Allah’ı sevdiğini söyleyebiliriz. Ancak Yüce Allah, bu sevilen suretlerin arkasında saklıdır.</p>

<p style="text-align:justify">Aynı kural, iyiliksever insanlara duyulan sevgide de geçerlidir. İnsan, iyilik ister kendisine yapılsın veya başka birisine, yaratılış itibariyle iyiliği sever. Bütün iyiliklerin kaynağı ise Allah’tır ve Allah’tan başka ihsan sahibi bir varlık yoktur. Kuşkusuz o, ihsan ve iyiliği, ihsan ve iyilik yapanları ve ihsan ve iyilik araçlarını yaratandır. O, aynı zamanda iyilik azmini yaratandır. Bütün iyilik ve ihsan yapan insanlar ise ancak onun ihsan deryasının bir damlasını oluşturur.</p>

<p style="text-align:justify">Benzerlik sebebiyle duyulan yakınlık ve sevgiye gelince, bunun kaynağı, her şeyin, yaratılış itibariyle kendisine benzer varlıklara meyletmesidir. Bu benzerlik iki çocuğun birbirine olan meylinde olduğu gibi bazen açık ve gözle görünür bir benzerliktir. Bazen de makam, para ve benzeri farklılıkları hiçe sayarak birbirine aşırı ilgi duyan iki yetişkin insan örneğinde olduğu gibi gizli bir benzerliktir. Hadis kaynaklarımızda insan ruhlarının bir ordu misali olduğu ve bu ordu çerçevesinde birbiriyle tanışan ruhların bu dünyada da birbirilerine yakınlık duyduğu, tanışmayan insanların ise yakınlık hissetmediği açıkça ifade edilmiştir. Ancak bu sevgi ve yakınlık, aşama ve yoğunluk olarak nefis sevgisi ve kendini sevmekten sonradır. Dolayısıyla bu sevgi de Allah sevgisinden kaynaklanır.</p>

<p style="text-align:justify">Sonuç olarak bütün sevgilerin adresi Yüce Allah’tır. Ancak bu gerçeği sadece Allah’ın sevgili ve veli kulları anlayabilir.</p>

<p style="text-align:justify">İmam Hüseyin (a.s) Arefe duasında bu gerçeğe işaretle şöyle buyurmuştur: Yabancıları, kendisini seven insanların kalbinden çıkaran, sensin. Öyle ki senden başkasını sevmediler ve senden başkasına gitmediler. Münezzehtir âmâ insanların gözüne görünmeyen Allah. Münezzehtir celalini ve cemalini görmeği ancak hicap perdelerini aşan insanlara nasip eden Allah. O Allah ki hüsrana uğrayan insanları karanlık vadilerinde kendi başlarına bıraktı, hayvanlarla beraber yiyip içmeleri için onları yalnız bıraktı. <em><strong>“Onlar, dünya hayatının görünen yüzünü bilirler. Ahiretten ise, onlar tamamen gafildirler”</strong></em><a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a>.</p>

<p style="text-align:justify">Buraya kadar söylemiş olduklarımıza dikkatle bakarsanız, sadece iki hemcins arasında bir aşk ve sevgi bağı olabileceğini savunan insanların yanıldığını ve Allah’la insan arasında bu tür bir bağ olabileceğini görebilirsiniz.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>2- İlahi Sevginin Değeri ve Önemi</strong></p>

<p style="text-align:justify">Yüce Allah şöyle buyurmuştur:</p>

<p style="text-align:justify"><em><strong>“Allah, sevdiği ve kendisini seven, müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı onurlu ve zorlu bir toplum getirecektir”.</strong></em><a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<p style="text-align:justify">Yüce Allah şöyle buyurmuştur:</p>

<p style="text-align:center"><strong><em>“İman edenlerin Allah’a olan sevgileri ise çok fazladır”.</em></strong><a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>

<p style="text-align:justify">Yüce Allah şöyle buyurmuştur:</p>

<p style="text-align:justify">De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız kazandığınız mallar, kesata uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız meskenler size Allah’tan, Resulünden ve Allah yolunda cihat etmekten daha sevimli ise, artık Allah emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah fâsıklar topluluğunu hidayete erdirmez.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a></p>

<p style="text-align:justify">Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur: Allah’ı ve Resulünü her şeyden daha çok sevmediği sürece hiç kimse (gerçek anlamda) iman etmiş değildir.</p>

<p style="text-align:justify">Hz. Peygamber (s.a.a) dua ederken şöyle buyurmuştur:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong>Allah’ım bana kendi sevgini, seni sevenlerin sevgisini, beni senin sevgine ulaştıran şeylerin sevgisini ver ve seni sevmeği benim için soğuk sudan bile daha sevimli kıl.</strong></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">Bir hadiste şöyle yazar: Ölüm meleği Hz. İbrahim’e (a.s) geldiğinde Hz. İbrahim (a.s) şöyle dedi: Acaba şimdiye kadar, dostunun canını almak isteyen birisini gördün mü? Bunun üzerine Yüce Allah ona şöyle vahyetti: Acaba şimdiye kadar, dostunun yanına gitmek istemeyen birisini gördün mü? Bu vahiy sonrasında Hz. İbrahim (a.s) şöyle buyurdu: Ey ölüm meleği şimdi al canımı.</p>

<p style="text-align:justify">Hz Musa (a.s) ve Allah arasında geçen konuşmanın bir bölümü şöyledir: Ey İmran’ın oğlu, beni sevdiğini iddia edip de gece olunca uykuya dalan kişi, yalan söylemiştir. Seven birisi sevdiğiyle baş başa olmak istemez mi? Ey İmran’ın oğlu hiç kuşkusuz ben, beni sevenlerin bu hallerini iyi bilirim. Gecenin karanlığı onların kalplerini bana döndürdüğü vakit, azabımı gözlerinde canlandırdıkları vakit, beni görüyormuşçasına bana seslenirler ve benim karşımdaymışçasına benimle konuşurlar. Ey İmran’ın oğlu! Gecenin karanlığında kalbinin huşusunu, vücudunun tevazuunu ve gözyaşlarını bana getir. Bunu yaparsan beni yanında bulursun.</p>

<p style="text-align:justify">Bir hadiste şöyle yazar: İsa (a.s) rengi kaçmış, zayıf düşmüş üç kişinin yanından geçerken onlara: “sizi bu hale getiren nedir?” diye sordu. “Cehennem korkusu” cevabını alan Hz. İsa (a.s) şöyle buyurdu: Allah’a yakışan şey, korkuya kapılan birisini emanda tutmaktır. Buradan geçtikten sonra ileride, durumu daha kötü olan üç farklı kişiyle karşılaşan Hz. İsa (a.s) onlara da “sizi bu hale getiren nedir?” sorusunu sordu ve “Cennet şevki” cevabını aldı. Hz. İsa (a.s) “Allah’a yakışan şey, size dilediğinizi vermektir” buyurduktan sonra oradan ayrıldı ve ileride durumu daha kötü olan üç farklı kişiyle karşılaştı. Hz. İsa (a.s) adeta yüzlerinden nur fışkıran bu insanlara da “sizi bu hale getiren nedir?” sorusunu sordu. Onlar, cevap olarak: “Allah’ın sevgisi” deyince Hz. İsa (a.s) şöyle buyurdu: Siz mukarreb kullarsınız, siz mukarreb kullarsınız.</p>

<p style="text-align:justify">Merhum Saduk, İlelü’ş-Şerâyi kitabında Peygamber Efendimizden (s.a.a) şöyle nakleder: Şuayb (a.s), gözleri kör oluncaya dek Allah aşkıyla ağladı. Yüce Allah gözlerini ona geri verdi. Hz. Şuayb yeniden gözleri kör oluncaya dek Allah aşkıyla ağladı ve Yüce Allah ikinci defa için gözlerini ona geri verdi. Hz. Şuayb yeniden gözleri kör oluncaya dek ağladı ve Yüce Allah üçüncü defa için gözlerini ona geri verdi. Dördüncü defada Yüce Allah, Hz. Şuayb’a şöyle vahyetti: Ey Şuayb ne zamana kadar buna devam edeceksin? Cennet için bunu yapıyorsan, cenneti sana verdim bile. Bunun üzerine Hz. Şuayb (a.s) şöyle dedi: Ey yüce mevlam, sen de cehennem korkusuyla veya cennet için ağlamadığımı biliyorsun, kalbimi senin sevgine bağladığım için ve seni görmek için sabırsızlandığımdan ağladığımı biliyorsun. Bunun üzerine Yüce Allah şöyle vahyetti: Böyle olduğu için İmran’ın oğlu Musa’yı senin hizmetine veriyorum.</p>

<p style="text-align:justify">Emirü’l-Müminin Hz. Ali (a.s) <em>“Kumeyl” </em>duasında şöyle buyurmuştur: Allah’ım, yüce mevlam, senin azabına sabrettim diyelim, senin ayrılığına nasıl dayanayım.</p>

<p style="text-align:justify">Şehitlerin efendisi Hz. Hüseyin (a.s) <em>“Arefe” </em>duasında şöyle buyurmuştur: Sevdiğin insanların kalbinden kendi dışındaki her şeyi çıkaran, sensin. Öyle ki sadece seni sevdiler ve senden başkasına gitmediler.</p>

<p style="text-align:justify">İmam Hüseyin (a.s) şöyle buyurmuştur: Ey sevdiklerine birlikte olmanın hazzını yaşatıp da kendi kapısına çağıran Allah.</p>

<p style="text-align:justify">İmam Zeynel Abidin’e isnat edilen İnciliye münacatında şöyle yazar: Senin onuruna yemin ederim ki seni bütün kalbimi kaplayan sevgiyle sevdim. Ruhum artık bu sevgiyle üns buldu. Kadılığını senin yaptığın bir adalet düzeninde senin sevgine inanan birisini rahmet kapısından uzaklaştırmak imkânsızdır.</p>

<p style="text-align:justify">İmam Zeynel Abidin (a.s) diğer bir münacatında şöyle buyurmuştur: Allah’ım bizi, kalbinde, senin sevgi ağaçlarının kök salmış olduğu kişilerden kıl. Allah’ım bizi, kalpleri senin aşk ateşinle kaplanış olan insanlardan kıl.</p>

<p style="text-align:justify">İmam Zeynel Abidin (a.s) şöyle buyurmuştur: Allah’ım, bizi, sana koşan kullarından, rahmet kapından hiç ayrılmayan kullarından, gece gündüz sana kulluk yapan kullarından, senin azametine kendini kaptıran kullarından, saf (hikmet) suyundan içirmiş olduğun kullarından ve istediklerine kavuşturmuş olduğun kullarından kıl.</p>

<p style="text-align:justify">İmam Zeynel Abidin (a.s) şöyle buyurmuştur: Onların her yerini kendi sevginle donattın, onları saf sevgi içeceğinle doyurdun, onlar ancak senin lütfunla seninle konuşmanın hazzına ve en büyük hedeflerine ulaşabildiler. Duanın devamında İmam Zeynel Abidin (a.s) şöyle buyurmuştur: Bütün azmim sana ulaşmak, bütün dileğim sana gelmektir. Ancak sensin, sen, arzuladığım şey! Bütün uykusuzluğum senin içindir, sana ulaşmak benim göz aydınlığımdır. Sana gelmek canıma can katıyor, seni arzuluyorum, aşkınla mest oluyorum. Bütün arzuladığım şey sensin, senin rızana koşuyorum. Seni görmek tek isteğimdir; son istediğim şey senin yanında olabilmektir. Seninle konuşmak ruhuma ruh katıyor. İlacım sendedir, ateşimi söndürecek su ve bütün sıkıntılarımın çözümü sendedir. Duanın devamında İmam Zeynel Abidin (a.s) şöyle buyurmuştur: Beni kendinden ayırma ay benim cennetim, ey benim dünya ve ahiretim.</p>

<p style="text-align:justify">İmam Zeynel Abidin (a.s) şöyle buyurmuştur: Allah’ım kim senin sevgini tadıp da başka birisini arzulayabilir? Kim sana yakın olmağı tadıp da senden uzak olmayı arzulayabilir? Allah’ım beni de kendi yakınlığın için seçmiş olduğun, kendi sevgin için temiz kıldığın, beni de sana gelmek için sabırsızlanan, senin uygun gördüklerine rıza gösteren, sana bakmakla mükâfatlandırdığın, rıza nimetine layık gördüğün, sana uzak olmak azabından korumuş olduğun kullarından biri kıl. İmam Zeynel Abidin (a.s) duanın devamında şöyle buyurmuştur: Onların kalbine sana gelmek aşkını verdin. Onları, senin cemalini görmeleri için seçtin, yüzlerini sana döndürdün ve kalplerini senin sevgine özgü kıldın. İmam Zeynel Abidin (a.s) duanın devamında şöyle buyurmuştur: Allah’ım beni, sana gelmek aşkı kalbinden hiç ayrılmayan, her dem seni arzulayan, senin firakınla ağlaması hiç kesilmeyen, senin azametin karşısında alnını secdeden ayırmayan, senin haşyetinle gözyaşları kesilmeyen, kalplerini senin sevgine bağlayan kullarından biri kıl. Ey Kudsi nurları hiç kesilmeyen Allah’ım! Ey ariflerin kalbini nuruyla heyecanlandıran Allah’ım! Ey aşk dolu kalplerin son arzusu! Senden, seni sevmeği istiyorum; seni sevenleri sevmeyi istiyorum; beni sana getiren bütün işlerin sevgisini istiyorum ve senin sevgini bütün diğer sevgilerden üstün tutma nimetini istiyorum.</p>

<p style="text-align:justify">İmam Zeynel Abidin (a.s) şöyle buyurmuştur: Allahım! Seni andığım anlar ne tatlıdır, sana gelen yollar ne güzeldir, senin sevgin ne hoştur, senin yakınlık şarabın ne tatlıdır. İmam Zeynel Abidin (a.s) duanın devamında şöyle buyurmuştur: Susuzluğumu ancak sana ulaşmak giderebilir, aşk ateşimi ancak sana ulaşmak dindirebilir, aşkımı ancak seni müşahede etmek iyileştirebilir, sabırsızlığımı ancak senin yanında olmak giderebilir, hüznümü ancak sen giderebilirsin, yaramı ancak sen iyileştirebilirsin, kalbimin yarasını ancak senin affın iyileştirebilir ve göğsümdeki heyecanı ancak sen dindirebilirsin.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - - - - - -</strong></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a> Rum, 7.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a> Maide, 54.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><sup><sup>[3]</sup></sup></a> Bakara, 165.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><sup><sup>[4]</sup></sup></a> Tövbe, 24.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Düşünce | İslamî Araştırmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/allah-sevgisi-nedir-i-bolum</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 15:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/04/sevgiallah-1.jpg" type="image/jpeg" length="87823"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İlahi Takdirata Rıza Göstermek]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/ilahi-takdirata-riza-gostermek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/ilahi-takdirata-riza-gostermek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Doğuda bir insan haksız yere öldürülürse ve batıdaki bir insan kalben buna rıza gösterirse, (Allah nezdinde) bu insanı öldürenlerle suç ortağıdır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">İlahi takdirata rıza göstermek, kişinin, başına gelen olaylar yüzünden öfkelenip yakınmamasıdır. Yüce Allah şöyle buyurmuştur:</p>

<p style="text-align:center"><strong><em>Allah onlardan razıdır. Onlar da Allah’tan razıdır.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></em></strong></p>

<p style="text-align:justify">İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: Allah’a kulluk etmenin özü, sabretmek ve hoş olan veya olmayan olaylara rıza göstermektir. Sevdiği veya sevmediği her başına gelen konuda Yüce Allah karşısında rıza gösteren kişi için, sevdiği veya sevmediği başına gelen her şey, hayır olacaktır.</p>

<p style="text-align:justify">İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: <em>Allah’ı en çok tanıyan kullar, onun takdiratına en çok rıza gösterenlerdir.</em></p>

<p style="text-align:justify">İmam Musa Kazım (a.s) şöyle buyurmuştur: <em>Allah’ı tanıyan kişi onu, rızık vermesi konusunda yavaş davranmakla veya takdir ettiği şeyler konusunda suçlamamalıdır.</em></p>

<p style="text-align:justify">İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: <em>Yüce Allah şöyle buyurmuştur: Mümin kulumu nereye döndürürsem onun hayrını orada bırakırım. Öyleyse benim uygun gördüğüme rıza göstersin; göndermiş olduğum sıkıntılara sabretsin; vermiş olduğum nimetlere şükretsin. İşte bunları yaparsa, ey Muhammed, onu yanımdaki sıddık kullardan birisi olarak yazarım.</em></p>

<p style="text-align:justify">İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: <em>Hz. Musa’ya (a.s) şöyle vahyedildi: Mümin kulumdan daha çok sevgi duyduğum bir varlık yaratmadım. Onu, sadece onun için hayır vesilesi olan imtihanlarda imtihan eder ve onun için kötü olan şeyleri ondan uzak tutarım. Onun yararına olacak şekilde ona menfaat ulaştırırım. Kulumun hayrını ben daha iyi bilirim. Öyleyse benim göndermiş olduğum sıkıntılara sabretsin, nimetler için de şükretsin ve benim takdir ettiklerime rıza göstersin. Amellerine benim rızam doğrultusunda şekil verirse ve emirlerime uyarsa onu sıddık kullarımdan birisi olarak yazarım.</em></p>

<p style="text-align:justify">İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: <em>Yüce Allah, mümin kulu için ancak ve ancak onun için hayır olanı takdir eder. Onu parça barça edecek olurlarsa bile bu onun hayrınadır. Doğuyla batı arasındakini ona verecek olsalar yine bu onun hayrınadır.</em></p>

<p style="text-align:justify">İmam Muhammed Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: <em>Allah’ın takdir ettiklerine rıza göstermesi beklenen ilk şahıs onu tanıyan şahıstır. Takdir edilen şeyler ilahi takdirata rıza gösterenlerin başına gelecektir ve bu kişiler büyük mükâfatlarını alacaklardır. Takdir edilen şeyler, ilahi takdirata rıza göstermeyenlerin başına da gelecektir ancak Yüce Allah onların mükâfatlarını silecektir.</em></p>

<p style="text-align:justify">İmam Zeynel Abidin (a.s) şöyle buyurmuştur: <em>Züht, on aşamaya sahiptir ve zühdün en yüksek aşaması takvanın en düşük aşamasıdır. Takvanın en yüksek aşaması yakinin en düşük aşamasıdır ve yakinin en yüksek aşaması rıza’nın en düşük aşamasıdır.</em></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify">Resulullah’ın (s.a.a) ashabın bir bölümüne seslenerek şöyle buyurduğu nakledilmiştir: Siz kimsiniz? Bu soru üzerine, ashap; “Müminleriz” şeklinde cevap vermişlerdir. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur: İmanınızın belirtisi nedir? Ashap; “sıkıntılar karşısında sabreder, genişlik anlarında şükrederiz ve bizim için takdir edilene rıza gösteririz” deyince Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur: Öyleyse bu Kâbe’nin Allah’ına yemin ederim ki siz müminsiniz.</p>

<p style="text-align:justify">Diğer bir nakilde Resulullah’ın (s.a.a) ashabına şöyle buyurduğu nakledilmiştir: Basiretinden ötürü neredeyse peygamber mertebesindeki hikmet sahibi âlimlersiniz.</p>

<p style="text-align:justify">Ancak burada şöyle bir soru insanın aklına geliyor: Bunu nasıl kabul edebiliriz? İnsanın başına türlü sıkıntılar gelmesine rağmen, hiç hoşlanmadığı durumlara uzun yıllar boyu maruz kalmasına rağmen, buna, kalben rıza göstermesi ve sabır aşamasından bir adım ileri geçip bu sıkıntılardan rahatsız olmaması nasıl düşünülebilir?</p>

<p style="text-align:justify">Cevap olarak şöyle diyebiliriz: Rıza göstermek ancak sevgi sonrasında gerçekleşebilir. Sevgi gerçekleşince rızayı da peşinden sürükler. Daha geniş bir cevap için şöyle diyebiliriz: Rıza makamı iki farklı aşamaya sahiptir. Düşük rıza ve yüksek rıza makamları.</p>

<p style="text-align:justify">Yüksek rıza makamına gelince bu aşamadaki insanlar başlarına gelen sıkıntılardan hiçbir rahatsızlık duymaz, belalar ve musibetlerden rahatsız olmazlar. Aynen savaş meydanındaki yiğit erler gibidirler. Savaşın kızgın anlarında bu askerler, almış oldukları derin yaraları bile hissetmeyebilir ve ancak vücutlarından akan kanı gördükten sonra yara aldıklarını fark edebilirler. Örneğin önemli bir işin peşinde aceleyle koşturan kişi ayağına batan dikeni fark etmeyebilir. Bunun sebebi, kişinin kalbinin yoğun bir şekilde başka bir şeye odaklanmasıdır. Kalp, yoğun bir şekilde bir şeyle uğraşırken diğer şeyleri unutur ve diğer şeylere karşı duyarsız hale gelir. Aynı şekilde âşık olan insanlar bir sıkıntıya maruz kaldıkları zaman, bu sıkıntıdan rahatsızlık duymayabilirler. Özellikle bu sıkıntı, maşuk tarafından gelen bir sıkıntıysa bundan kesinlikle rahatsızlık duymayacaklardır. Zira aşk ve sevgi onların kalbine egemen olmuştur.</p>

<p style="text-align:justify">Düşük rıza makamına gelince, bu aşamadaki insanlar başlarına gelen hoşlanmadıkları olaylardan ve sıkıntılardan rahatsızlık duyalar. Ancak kalben bu sıkıntılara rıza gösterir ve hatta akli olarak bu sıkıntıları arzuluyor bile olabilirler. Bu insanlar her ne kadar fiziki olarak bu belalar ve sıkıntılardan rahatsızlık duysalar da ilahi takdirata rıza göstermenin sevabını düşündükçe akli olarak bu sıkıntıları arzularlar. Örneğin sağlığına yeniden kavuşabilmek için cerrahtan damarını kesmesini ve kendisine hacamat yapmasını isteyen veya tabibe başvurup da acı ilaçlar alan kişi gibidir. Bu örneklerin tamamında bu kişi, kendisine uygulanacak olan işlemin acısını bilir. Ancak sonucunu düşünerek, kalben bu sıkıntı ve acılara katlanmayı kabul eder.</p>

<p style="text-align:justify">Şöyle anlatılır: Bir kadının ayağı sürçtü ve yere yığıldı; tırnağı koptu ve kan akmaya başladı. Kendisine; “düştüğünde bir yerin acımadı mı?” diye sorulunca şöyle dedi: Alacağım ödül, ağrıyı bana unutturdu.</p>

<p style="text-align:justify">Şöyle anlatılır: Mısır halkı, çok acıkınca Hz. Yusuf’un (a.s) yüzüne bakardı ve onun güzelliğine kapılıp açlığını unuturdu.</p>

<p style="text-align:justify">Kur’ân-ı Kerim’de bu olay, Hz. Yusuf’un (a.s) güzelliğine kapılıp da kendi ellerini kestiklerini bile fark etmeyen kadınların hikâyesi çerçevesinde anlatılmıştır.</p>

<p style="text-align:justify">Burada bilinmesi gereken önemli konu ise Allah’a el açıp dua etmenin rıza ile çakışmadığı gerçeğidir. Zira dua etmek bir tür ibadettir. Yüce Allah bizi bu ibadete davet etmiş ve dua etmeyen insanları birer kibir sahibi insan tanıtıp azaba uğratılacağını bildirmiştir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur:</p>

<p style="text-align:justify">Rabbiniz şöyle buyurdu: Bana dua edin, kabul edeyim. Çünkü bana ibadeti bırakıp büyüklük taslayanlar aşağılanarak cehenneme gireceklerdir.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<p style="text-align:justify">Burada bilinmesi gereken diğer önemli bir konu ise Yüce Allah’ın bizi günahlardan uzak durmak konusunda uyarmış ve günahların çirkin yüzünü insanlara tanıtmış olması sebebiyle günahlara karşı rıza göstermemektir. Hadislerimizde <em>“herhangi bir günah yapıldığını görüp de bu günaha rıza göstermek”</em> bizzat bu günahı yapmakla eşdeğer tutulmuştur.</p>

<p style="text-align:justify">Bir hadiste şöyle yazar:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong>Doğuda bir insan haksız yere öldürülürse ve batıdaki bir insan kalben buna rıza gösterirse, (Allah nezdinde) bu insanı öldürenlerle suç ortağıdır.</strong></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">Rızanın dünyevi yararı, insanı kalbi sıkıntılardan kurtarmak ve güzel bir şekilde ibadet edebilme imkânı sağlamaktır. Uhrevi yararı ise insana Yüce Allah’ın rızasını kazandırmak ve insanı onun gazabına maruz kalmaktan kurtarmaktır.</p>

<p style="text-align:justify">Yüce Allah (bir hadisi kutside) şöyle buyurmuştur: Benim uygun gördüklerime rıza göstermeyenler ve benim göndermiş olduğum sıkıntılara sabretmeyenler gidip kendilerine başka bir rab bulsunlar.</p>

<p style="text-align:justify">Rıza makamına ulaşmanın yolu, Yüce Allah’ın uygun görmüş olduğu şeylerin kişi için en uygun seçenek olduğu bilincine varmak ve her ne kadar bunu tam olarak anlayamayacak olsak bile aslında en iyi seçeneğin Yüce Allah’ın seçmiş olduğu seçenek olduğunu bilmektir. İnsanın üzülüp sıkılmasının bu takdiratta herhangi bir değişiklik yaratmayacağını bilmek, takdir edilen şeylerin mutlaka gerçekleşeceğini ve takdir edilmemiş şeylerin kesinlikle gerçekleşemeyeceğini bilmek kişiye bu yönde oldukça yardımcı olacaktır.</p>

<p style="text-align:justify">Geçmişte yaşananlar için üzülmek ve gelecekte olacak olanlar için tasalanmak ancak vaktin bereketini kaçırır ve kişiye kazandırdığı tek şey Allah’ın gazabıdır. Dolayısıyla yapılması gereken en uygun iş, bir âşık gibi davranıp sıkıntıların acısını unutmak ve bir hastanın ilaç peşinde bütün varlığıyla koşturduğu gibi, bir tüccarın para peşinde hırsla koşturduğu gibi Yüce Allah’ın rızası peşinde koşturmak ve “Allah, kulları hakkıyla görendir”<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a> deyip bütün işlerde Allah’a sığınmaktır.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - - - -</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a> Beyyine, 8.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a> Mumin (Gafir), 60.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><sup><sup>[3]</sup></sup></a> Âl-i İmrân, 15.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Düşünce | İslamî Araştırmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/ilahi-takdirata-riza-gostermek</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 15:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/04/baliklar71.jpg" type="image/jpeg" length="55806"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Vahyin Muhatapları]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/vahyin-muhataplari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/vahyin-muhataplari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[“(Resulüm!) Onu Rûhu’l-emin (Cebrail) Senin kalbine indirdi.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Genel Olarak Vahiy</strong></p>

<p style="text-align:justify">Vahyin ne olduğunu bilmek ve vahyi tüm boyutlarıyla iyice tanımak büyük bir öneme sahiptir; çünkü Kur’an’ı anlamak, vahyi gerçek anlamıyla bilmeye bağlıdır. Kur’an; semavî mesajları içinde barındıran, yüce Allah’ın sözleridir ve vahiy yoluyla bizlere ulaşmıştır. Vahiy de melekût âleminden madde âlemine inen gaybi öğretilerin toplamına denir. Kur’an-ı Kerim’de vahiy hakkında şöyle buyrulmaktadır:</p>

<p style="text-align:justify"><strong><em>“Muhakkak ki o (Kur’an) âlemlerin Rabbinin indirmesidir. Onu Rûhu’l-emin (Cebrail) indirdi. Senin kalbine; uyarıcılardan olman için, Apaçık Arapça bir dille.” </em></strong><a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>

<p style="text-align:center"><strong><em>“İşte bunlar, Rabbinin sana vahyettiği hikmetlerdir.”</em></strong><a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<p style="text-align:justify"><em><strong>“Bu Kur’an bana, kendisiyle sizi ve ulaştığı herkesi uyarmam için vahyolundu.” </strong></em><a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>

<p style="text-align:justify">Bu yüzden Kur’an’la ilgili konuların içerisinde üzerinde durulması gereken en önemli konu vahiydir. Öncelikle vahyin tanımı yapılmalı, niteliği belirtilmeli, melekût âlemiyle madde âlemi arasındaki bu irtibatın nasıl sağlandığı ve aslında böylesine bir irtibatın olup olamayacağı incelenmelidir. Bu ve buna benzer konular belirlenip, incelendikten sonra hiç şüphesiz Kur’an öğretilerini anlamak çok daha kolay ve doğru olacaktır.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Vahyin Tanımı</strong></p>

<p style="text-align:justify">Arap literatüründe vahiy kavramı çok değişik anlamlarda kullanılmıştır, örneğin: İşaret, yazı, risale, haber, kapalı söz, gizlide ilân gibi. Sonuçta, başkalarının anlamayacağı gizli ve hızlı bir şekilde başkasına bildirilen her söze, yazı ve mesaja vahiy denilir.</p>

<p style="text-align:justify">Ünlü dil bilimci Ragıp İsfehani vahyi şöyle tanımlıyor: <em>“Vahiy, hızlı ve işaretle bildirilen gizli mesajlara denilir.”</em><a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a></p>

<p style="text-align:justify">Ebu İshak’a göre ise: “Vahyin asıl sözlük anlamı gizli mesaj demektir, buna göre de ilham için vahiy kelimesini kullanmışlardır.” Araplar birisinin gizlice konuşup, başkalarının anlamayacağı şekilde bir şeyler anlatması için, vahiy kelimesini kullanırlar, “Ona vahyetti” yani başkasının anlamayacağı şekilde meramını bildirdi.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Kur’an’da Vahiy</strong></p>

<p style="text-align:justify">Vahiy kelimesi, Kur’an-ı Kerim’de dört farklı anlamda kullanılmıştır:</p>

<p style="text-align:justify"><strong>1- Gizli İşaret: </strong>Vahyin Kur’an’da kullanılan sözlük anlamıdır. Yüce Allah Hz. Zekeriya hakkında şöyle buyurmaktadır:</p>

<p style="text-align:justify"><em><strong>“Bunun üzerine Zekeriya, mabetten kavminin karşısına çıkarak onlara: ‘Sabah akşam tesbihte bulunun’ diye (fe’evha) işaret verdi.” </strong></em><a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>2- İçgüdüsel Hidayet: </strong>Her türlü varlığın, yani bitki, hayvan, insan hatta bir anlamda cansız varlıkların dahi sahip oldukları ve onunla kalıcılıklarını sağladıkları, doğal bir yönlendirmedir. Her varlığa yol gösteren bu insiyaklar için Kur’an-ı Kerim vahiy kelimesini kullanmıştır:</p>

<p style="text-align:center"><em><strong>“Rabbin bal arısına: Dağlarda, ağaçlardan ve insanların yaptıkları çardaklardan kendine evler (kovanlar) edin. Sonra meyvelerin her birinden ye ve Rabbinin sana kolaylaştırdığı yaylım yollarına gir, diye vahiy etti.”</strong></em> <a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a></p>

<p style="text-align:justify">Tüm varlıklarda bulunan içgüdüsel hidayet doğanın en ilginç sırlarından biridir, Allah tarafından hayvanların bu şekilde yönlendirilip insanlık için faydalı olması herkesi hayrete düşürmektedir. Yapılanlar çok açık bir şekilde fark edilmekte fakat kim tarafından yönlendirildikleri somut olarak bilinmemektedir. Bu yüzden “vahiy” kavramını kullanmak çok yerindedir.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>3- İlham: </strong>Her insan yaşamında nereden geldiğini bilmediği bir takım ilhamlar yer almaktadır ki özellikle zor durumlarda güzel kararlar verebilmek için, bu ilhamlar daha çok hissedilmektedir. Bu kaynağı bilinmeyen ve sadece insanın içine doğan ilhamlar, hayatımızda büyük bir öneme sahiptir, öyle ki çoğu zaman bizi çıkmazlardan kurtaran bir ışık gibidir. İşte insanın yardımına koşan doğaüstü bu esinlenmelerin bir diğer adı da vahiydir. Hz. Musa’nın annesi büyük bir çıkmazdayken, Allah tarafından gönderilen bu ilhamla oğlunun öldürülmesini önledi, Kur’an bunun adına vahiy diyerek şöyle buyuruyor:</p>

<p style="text-align:justify"><strong><em>“Musa’nın annesine: Onu emzir, kendisine zarar geleceğinden endişelendiğinde onu denize (Nil nehrine) bırakıver, hiç korkup kaygılanma; çünkü biz onu sana geri vereceğiz ve onu peygamberlerden yapacağız, diye vahyettik (ilham ettik)”</em></strong> <a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"><em><strong>“Andolsun biz sana bir defa daha lütufta bulunmuştuk. Bir zaman, vahyedilecek şeyi annene (şöyle) vahyetmiştik: Musa’yı sandığa koy; sonra onu denize (Nil’e) bırak; deniz onu kıyıya atsın da, benim düşmanım ve onun düşmanı olan biri onu alsın. (Ey Musa! Sevilmen) ve benim nezaretimde yetiştirilmen için sana kendimden sevgi verdim. Hani, kız kardeşin gidip “Ona bakacak birini size bulayım mı?” diyordu. Böylece seni, gözü gönlü mutluluk dolsun ve üzülmesin diye annene geri verdik.”</strong></em> <a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a></p>

<p style="text-align:justify">Musa (a.s) doğduğu zaman, annesi onun için endişelenmeye başladı. Birden Allah’a tevekkül etmesi gerektiğini düşündü, aklından çocuğuna süt vermesini ve tehlikeyi hissedince, onu tahta bir sandığa koyup suya bırakması gerektiği geçti. Yine bir gün çocuğuna kavuşacağına ve asla üzülmemesi gerektiğine kesin inanmaya başladı; zira Allah’a güvenip çocuğunu O’na emanet etmişti. Bunlar Hz. Musa’nın (a.s) annesinin yaşamış olduğu esinlemeler, gönlüne doğan ilham ve kalbinde parlayan umut kıvılcımlarıydı. Yüce Allah’ın bu tür yardımları tüm insanlar için geçerlidir, özellikle Allah’ın sevgili kulları bir zorluğa düştüklerinde ve önemli karar almaları gerektiğinde, Allah tarafından onların kalbine ilham edilir. Bu Rahmanî ilham ve Rabbanî esinlemeler sayesinde en doğru kararları verirler.</p>

<p style="text-align:justify">Yüce Allah, kullarının doğru hareket etmesi için güzel ilhamlarda bulunduğu gibi, şeytanda insanları yoldan çıkarmak ve günaha düşürmek için vesveselerde bulunmaktadır, Kur’an bu şeytanî vesveseler için de vahiy kelimesini kullanmıştır:</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong>“Böylece biz, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. (Bunlar), aldatmak için birbirlerine vahyederler (vesvese edip, yaldızlı sözler fısıldarlar).”</strong> <a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a></p>
</blockquote>

<p style="text-align:center"><em><strong>“Gerçekten şeytanlar dostlarına, sizinle mücadele etmeleri için, vahyederler (vesvese).” </strong></em><a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a></p>

<p style="text-align:justify">Şeytanın yapmış olduğu bu vahiy yani vesveseler Nas suresinde de belirtilmiştir:</p>

<p style="text-align:justify"><em><strong>“O sinsi vesvesenin şerrinden, o ki insanların göğüslerine (kötü düşünceler) fısıldar. Gerek cinlerden, gerek insanlardan (olan bütün vesvesecilerin şerrinden) Allah’a sığınırım!” </strong></em><a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">[11]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>4- Peygamberlere gelen vahiy (Risal-i vahiy): </strong>Bu anlamda ki vahiy sadece peygamberlere özeldir ve sadece Allah tarafından nübüvvet makamına ulaşan kullarına gönderilir. Bu anlamda vahiy kelimesi Kur’an’da yetmişten fazla geçmektedir.</p>

<p style="text-align:justify"><em><strong>“Şehirlerin anası (olan Mekke’de) ve onun çevresindekileri uyarman ve asla şüphe olmayan toplanma günüyle onları korkutman için, sana böyle Arapça bir Kur’an vahyettik.” </strong></em><a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title="">[12]</a></p>

<p style="text-align:center"><em><strong>“Biz, bu Kur’an’ı vahyetmekle geçmiş milletlerin haberlerini sana en güzel bir şekilde anlatıyoruz.” </strong></em><a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title="">[13]</a></p>

<p style="text-align:justify">Herkes Allah tarafından vahyi alabilme kapasitesine sahip değildir, peygamberler kendilerini mükemmel kılarak bu makama ulaşabilmişlerdir. İmam Hasan Askeri (a.s) bu konu hakkında şöyle buyuruyor:</p>

<p style="text-align:justify">“<em>Allah, Hz. Muhammed’in kalbini ve ruhunu vahyi almaya en lâyık insan olarak gördü, bu yüzden de onu peygamber olarak seçti.”</em> <a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title="">[14]</a></p>

<p style="text-align:justify">Bu hadisten anlaşılan, üstün mesajları alabilmek için potansiyel kemallerin güçlendirilmesi gerektiğidir. Peygamberler buna ulaşmak için varlıklarında bulunan beğenilmezlikleri uzaklaştırmalı ve doğaüstü âlemle irtibat için güzellikleri kendilerinde toplamalıdırlar. Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmaktadır:</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify">“Yüce Allah hiç bir peygamberinin aklını mükemmel kılmadıkça onu peygamberliğe seçmez, onun akıl ve düşüncesi ümmetinin akıllarından daha üstündür.” <a href="#_ftn15" name="_ftnref15" title="">[15]</a></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">Büyük filozoflardan Molla Sadra bunu şöyle dile getiriyor: <em>“Bir peygamber dışta peygamberliğe seçilmeden önce, batınında peygamberliğe seçilir ve ruhu peygamberliğin hakikatlerini algılar. Onlar öncelikle batınlarını mükemmelleştirirler ve daha sonra bu mükemmellikler dışa yansır. Aslında Allah’ın bu seçkin kulları, öncelikle halktan hakka doğru bir yolculuk yaparlar ve hakka ulaştıktan sonra haktan hakla beraber halka geri dönerler.”</em> <a href="#_ftn16" name="_ftnref16" title="">[16]</a> Dolayısıyla vahiy, soyut âlemden gelerek insanın batınına doğan üstün öğretilerin toplamıdır.</p>

<p style="text-align:center"><strong><em>“De ki: Cebrail’e kim düşman ise şunu iyi bilsin ki Allah’ın izniyle Kur’an’ı senin kalbine O indirmiştir.”</em></strong> <a href="#_ftn17" name="_ftnref17" title="">[17]</a></p>

<p style="text-align:justify"><em><strong>“Onu Rûhu’l-emin (Cebrail) indirdi, senin kalbine; uyarıcılardan olman için.” </strong></em><a href="#_ftn18" name="_ftnref18" title="">[18]</a></p>

<p style="text-align:justify">Vahiy de ilham gibi özel durumlarda kalbe dolarak insanın aydınlanmasını sağlar, ancak peygamberler bunun kimin tarafından geldiğini bilirler, normal insanlar ise kalplerine doğan ilhamın kimin tarafından geldiğini bilmezler. Bu yüzden peygamberler semavî öğretileri almakta hiçbir zaman hayrete kapılmaz, yanlışlığa düşmezler; çünkü kimin tarafından geldiğini ve ne tür bir niteliğe sahip olduğunu çok iyi bilirler.</p>

<p style="text-align:justify">Zürare, İmam Sadık’a (a.s) şöyle sordu: Peygamber (s.a.a) , kendisine gelenin ilâhî vahiy olduğunu, şeytanî vesvese olmadığını nasıl ayırt edebiliyordu? İmam (a.s) cevap olarak şöyle buyurdu: “Allah ne zaman kullarından birini peygamberliğe seçerse, ona özel bir güven (sekine) ve vakar verir. Böylece kendisine Allah tarafından gelenleri gözüyle görür gibi olur.” <a href="#_ftn19" name="_ftnref19" title="">[19]</a> Yine diğer bir hadiste, <em>“Peygamber olduklarını nasıl anlıyorlar?” </em>sorusuna cevap olarak İmam şöyle buyuruyor: “Onlar için perdeler tamamen kaldırılır.” <a href="#_ftn20" name="_ftnref20" title="">[20]</a></p>

<p style="text-align:justify">Başka bir deyimle peygamberler, peygamberliğe seçildiklerinde, ilm’ül yakini çoktan geride bırakmışlardır, ayn’ül yakini de kat ederek, hakk’ül yakine ulaşmışlardır. Böylesi tertemiz insanların bu büyük makamları kat ettikten sonra insanların içinden seçilip peygamber olmalarına pek şaşırmamak gerek. Bunu Kur’an-ı Kerim şöyle buyuruyor:</p>

<p style="text-align:justify"><strong><em>“İçlerinden bir adama: İnsanları uyar ve iman edenlere, Rableri katında onlar için yüksek bir doğruluk makamı olduğunu müjdele, diye vahyetmemiz, insanlar için şaşılacak bir şey mi oldu ki, o kâfirler: Bu elbette apaçık bir sihirbazdır, dediler?”</em></strong> <a href="#_ftn21" name="_ftnref21" title="">[21]</a></p>

<p style="text-align:justify">Yani eğer insanlar birazcık kendilerine gelseler ve peygamberler hakkında daha çok olumlu düşünseler, gerçekleri görüp, bu yanlış eleştirilerden sakınacaklardır. Yüce Allah, peygamberlerin insanların içinden seçilmesiyle ilgili yersiz eleştirilere şöyle cevap vermektedir:</p>

<p style="text-align:justify"><em><strong>“Biz Nuh’a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. Ve (nitekim) İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakup’a, esbâta (torunlara), İsa’ya, Eyyûb’e, Yunus’a, Harun’a ve Süleyman’a vahyettik. Davud’a da Zebur’u verdik. Bir kısım peygamberleri sana daha önce anlattık, bir kısmını ise sana anlatmadık. Ve Allah Musa ile gerçekten konuştu. (Yerine göre) müjdeleyici ve sakındırıcı olarak peygamberler gönderdik ki insanların peygamberlerden sonra Allah’a karşı bir bahaneleri olmasın! Allah izzet ve hikmet sahibidir. Fakat Allah sana indirdiğine şahitlik eder; onu kendi ilmi ile indirdi. Melekler de (buna) şahitlik ederler. Ve şahit olarak Allah kâfidir. İnkâr eden ve (başkalarını da) Allah yolundan alıkoyanlar şüphesiz doğru yoldan çok uzaklaşmışlardır.”</strong></em> <a href="#_ftn22" name="_ftnref22" title="">[22]</a></p>

<p style="text-align:justify">Öyleyse Allah’ın insanların içinden bir peygamber seçerek ona vahyetmesi çok da şaşılacak bir durum değil; çünkü tüm insanlar yaşamı boyunca az veya çok bunu kendilerinde tecrübe etmiş ve tarih boyunca defalarca görmüşlerdir.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Peygamberlere Özel Vahiy</strong></p>

<p style="text-align:justify">Kur’an’a göre peygamberlere özel olan vahiy, üç kısma ayrılmaktadır. Yüce Allah şöyle buyuruyor:</p>

<p style="text-align:justify"><strong><em>“Allah bir insanla ancak vahiy yoluyla veya perde arkasından konuşur yahut bir elçi gönderip izniyle ona dilediğini vahyeder. O yücedir, hâkîmdir. İşte böylece sana da emrimizle Kur’an’ı vahyettik.”</em></strong> <a href="#_ftn23" name="_ftnref23" title="">[23]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>1- Direkt vahiy: </strong>Bu kısımda arada bir vasıta olmaksızın vahiy direkt olarak peygamberlerin kalbine gönderilmektedir. Allah Resulü (s.a.a) bu hususta şöyle buyuruyor: “Ruhu’l Kudüs benim içime üflüyor.” <a href="#_ftn24" name="_ftnref24" title="">[24]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>2- Sesin oluşturulması: </strong>Vahiy sesli bir şekilde peygambere bildirilmekte, fakat peygamberden başka hiç kimse bu sesi duymamaktadır. Peygamber sesi duyuyor ama bu sesin sahibini görmüyor, yani bir çeşit perdenin arkasından konuşan birisinin sesinin duyulması ve onun görülmemesi gibidir. Bu yüzden Kur’an, “perde arkasından konuşur” tabirini kullanmaktadır. Hz. Musa’nın tur dağında Allah’la konuşup, Ondan vahiy alması ve Hz. Resulullah’ın miraçta Allah’la konuşması bu türdendir.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>3- Melek vasıtasıyla vahiy: </strong>Bu görevi üstlenen melek Cebrail’dir, O Allah tarafından almış olduğu üstün öğretileri peygambere ulaştırmaktadır, Kur’an’da şöyle buyruluyor:</p>

<blockquote>
<p><strong><em>“(Resulüm!) Onu Rûhu’l-emin (Cebrail) Senin kalbine indirdi.”</em></strong> <a href="#_ftn25" name="_ftnref25" title="">[25]</a></p>
</blockquote>

<p style="text-align:center"><em><strong>“Şüphesiz O (Cebrail) Kur’an’ı senin kalbine indirmiştir.” </strong></em><a href="#_ftn26" name="_ftnref26" title="">[26]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - - - - -</strong></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a> Şuara, 192–195.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a> İsra, 39.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><sup><sup>[3]</sup></sup></a> En’am, 19.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><sup><sup>[4]</sup></sup></a> el-Müfredat, s. 515.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><sup><sup>[5]</sup></sup></a> Meryem,11.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><sup><sup>[6]</sup></sup></a> Nahl, 68- 69.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><sup><sup>[7]</sup></sup></a> Kasas, 7.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><sup><sup>[8]</sup></sup></a> Taha, 37- 40.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><sup><sup>[9]</sup></sup></a> En’am, 112.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><sup><sup>[10]</sup></sup></a> En’am, 121.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title=""><sup><sup>[11]</sup></sup></a> Nas, 3- 6.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title=""><sup><sup>[12]</sup></sup></a> Şura, 7.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title=""><sup><sup>[13]</sup></sup></a> Yusuf, 3.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title=""><sup><sup>[14]</sup></sup></a> Biharü’l-Envar, c. 18,s.205,h.36.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref15" name="_ftn15" title=""><sup><sup>[15]</sup></sup></a> Usul-u Kâfi, c. 1,s.13.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref16" name="_ftn16" title=""><sup><sup>[16]</sup></sup></a> Şerh-i Usul-u Kâfi, c. 3,s.454.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref17" name="_ftn17" title=""><sup><sup>[17]</sup></sup></a> Bakara, 97.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref18" name="_ftn18" title=""><sup><sup>[18]</sup></sup></a> Şuara, 193- 194.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref19" name="_ftn19" title=""><sup><sup>[19]</sup></sup></a> Tefsir-i Ayyaşi, c. 2,s.201. Bihar, c.18,s.262,h.16.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref20" name="_ftn20" title=""><sup><sup>[20]</sup></sup></a> Biharü’l-Envar, c. 11,s.56,h.56.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref21" name="_ftn21" title=""><sup><sup>[21]</sup></sup></a> Yunus, 2.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref22" name="_ftn22" title=""><sup><sup>[22]</sup></sup></a> Nisa,163- 167.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref23" name="_ftn23" title=""><sup><sup>[23]</sup></sup></a> Şura, 51- 52.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref24" name="_ftn24" title=""><sup><sup>[24]</sup></sup></a> el-İtkan, c. 1,s.44.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref25" name="_ftn25" title=""><sup><sup>[25]</sup></sup></a> Şuara, 193- 194.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref26" name="_ftn26" title=""><sup><sup>[26]</sup></sup></a> Bakara, 97.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kur'an | Ehlibeyt</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/vahyin-muhataplari</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 12:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/04/muhatap-1.jpg" type="image/jpeg" length="42518"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İslam Kültüründe Liderlik Modeli]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/islam-kulturunde-liderlik-modeli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/islam-kulturunde-liderlik-modeli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[“Allah’ın Resulü (s.a.a) halkla kendi aklı ve bilgi derinliğine göre konuşmuyordu. Peygamber, ‘Biz peygamberler, halkla onların akıları ölçüsünde konuşmakla görevlendirildik’ diye buyurmuştu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>İslam Kültüründe Liderlik Modeli</strong></p>

<p style="text-align:justify">Liderlik, her toplumda, o toplumun kültürel yapısına uygun olarak çeşitli özelliklere sahiptir. İslam kültüründe liderlik yüksek bir konum olduğu kadar bu modelin bazı özelliklere de sahip olması gerekmektedir.</p>

<p style="text-align:justify">Bu bölümde bir İslami liderlik modeli elde edebilmek için dini referanslardaki başarılı liderliğin gerekli özelliklerine işaret edilecek, daha sonra da İmam Humeyni bu özelliklerin aynasında değerlendirilmeye çalışılacaktır.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>1- Zamanı Tanımak</strong></p>

<p style="text-align:justify">Her liderin toplumunu idealleri yönünde sevk edebilmesi için birtakım siyasi özelliklere ve görüşlere sahip olması gerekmektedir.</p>

<p style="text-align:justify">Şunu hatırlatmak gerekir ki siyasi görüşün en temel unsurlarından birisi “zamanı tanımaktır.” Zamandan kasıt, toplumun tarihsel konumu ve ona hâkim olan zamana ilişkin gereklilikler ve şartlardır. Tarihin muhtelif kesitlerinin kendine özgü bir takım özelliklerinin ve yasalarının olduğu açıktır. Lider, bunları dikkate alarak ve hâkim yasalara riayet ederek başarılı olabilir, doğal olarak da ona yönelik muhalefetin yenilgiden ve başarısızlıktan başka şansı yoktur. Ehlibeyt İmamlarından (a.s) bu konuda birçok rivayet bulunmaktadır.İmam Ali (a.s) vasiyetinde kendinden sonraki lidere yani İmam Hasan Mücteba’ya (a.s) şöyle buyuruyor:</p>

<p style="text-align:justify"><em>“Zamandan emin olan hıyanet görür, zamanı yücelten onu aşağılar, zamana öfkelenen onu yere vurur ve zamana sığınan ona teslim olur.”</em><a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>

<p style="text-align:justify">İslami referanslardan yararlanarak yapılacak bir tahlile göre, zaman varlık âleminde bir gerçekliktir ve ona güven duymak, öfkelenmek, onu yüceltmek veya aşağılamak, ona karşı çıkmak ve ona teslim olmak doğru değildir. Zamana karşı, karşı tavır alırken ve onun yasalarını keşfederken ondan yararlanma zeminlerini hazırlamak gerekir. Binaenaleyh, İslami rivayetlerin, zamanı öğrenmenin zaruretini vurgulamasının sırrı ortaya çıkmaktadır.</p>

<p style="text-align:justify">İnsan zamanı ne kadar iyi tanırsa, olayları daha iyi öngörür. Müminlerin Emiri’nin ifadesiyle zaman bilgisinin zirvesinde insan hiçbir olay karşısında şaşkınlığa düşmez; çünkü onu zaten öngörmüştür:</p>

<p style="text-align:center"><em>“Zaman konusunda en bilgili kişi, zamanın gelişmeleri karşısında şaşkınlığa düşmeyen kişidir.”</em><a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<p style="text-align:justify">Böylece zamanını tanıyan, zamanın gerekliliklerini bilen bir lider, siyasi olsun ya da olmasın şüpheli ve belirsiz durumlarda görevinin ne olduğunu bilir ve benzer saldırılara maruz kalmaz.</p>

<p style="text-align:justify">Zamanı tanımanın önemi konusunda yaptığımız açıklamalardan anlaşılıyor ki “zaman bilinci” her birey için liderlikte önemli bir unsurdur ve bu özelliğe sahip olan bir kişi, liderlikte başarılı işler yapabilir. İmam Humeyni, zaman unsurundan bir iyileştirici olarak yararlanan liderlerdendi. O, “zaman bilinci”nin halka liderlikteki rolü ve içtihat için gerekli şartlardan biri olan zamanın gereklerini bilme konusunda şöyle buyuruyor:</p>

<p style="text-align:justify"><em>“Zaman ve mekân, içtihatta belirleyici olan iki unsurdur. Geçmişte hakkında hüküm bulunan bir mesele, bir düzenin siyasetine, toplumsal yapısına ve ekonomisine hâkim olan ilişkilerden dolayı yeni bir hüküm kazanabilir. Yani, ekonomik, toplumsal ve siyasi ilişkileri dikkatli bir şekilde tanınınca, zahiren eskisiyle farklılaşmamış gibi gözüken bir mesele, gerçekte zorunlu olarak yeni bir hükmü gerektiren, yeni bir mesele haline gelmiş olabilir. Müçtehit, kendi zamanının meselelerini kuşatmalıdır. Halka, gençlere ve hatta avama, merci ve müçtehitlerin ‘ben siyasi meselelerde görüş bildirmiyorum’ demesi kabul edilemez. Dünyaya hâkim ekonomik düzene yönelik nitelikli bir tutum; politikaların, politikacıların ve onlara dikte edilen formüllerin tanınması ve aslında dünyaya egemen olan stratejileri gösteren kapitalizm ve komünizm kutuplarının güçlü ve zayıf noktalarının kavranması, bir müçtehidin özelliklerindendir.”</em><a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>

<p style="text-align:justify">Zamanın ve mekânın gereklerini göz önünde bulundurma ilkesi, her bilge şahıs gibi İmam Humeyni için de son derece önemli bir mesele olarak değerlendirilmektedir. İmam Humeyni’nin eski Sovyetler Birliği Başkanı Mihail Gorbaçov’a gönderdiği mektubu buna ilişkin bir örnek olarak zikredebiliriz. “Batı’nın komünizmi alt etmek için baskı ve saldırılarını arttırdığı ve komünizmin de ciddi iç çelişkiler yaşadığı bir dönemde… İmam Humeyni, o zaman ve mekân kesitinin şartlarını çok iyi bilerek ve gelişme sürecinin mahiyetini doğru bir şekilde anlayarak bu mektubu yazmıştı.”<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a> 15 Hordad 1342 tarihinden [5 Haziran 1963] vefatına kadar İmam Humeyni’nin mücadele hayatına göz atıldığında, zamanı bilen bir fakihle karşılaşılmaktadır.</p>

<p style="text-align:justify">İmam 15 Hordad 1342’de yönetime karşı devrimci bir hareket başlatarak hareketin liderliğini üstlendi. Necef’e sürgün edilmesinden sonra zeminin hazır hale getirilmesine kadar genel bir ayaklanmanın öncüllerini hazırladı. Aynı zamanda verdiği dersleri de sürdürerek tekrar zamanın şartlarını şah yönetimine karşı başlatılacak nihai hareket açısından en iyi hale getirdi. Hareketin tarihinin en hassas anlarında, yani Paris’ten hicret ettikten sonra kendisine yapılan birçok tavsiyenin aksine Fransa’dan İran’a döndü. İran hükümetine kaşı yeni bir kabine kurdurdu ve kader tayin edici anlarda kendi yüce ruhundan ilham alarak sıkıyönetimin etkisiz hale getirilmesi için fetva verdi, daha sonra da İslam Devrimi zafere ulaştı. O, devrimin her tarihi kesitinde zamanın gerekliliklerini çok iyi tanıyarak kendine yaraşır bir şekilde liderlik etti.</p>

<p style="text-align:justify">Örneğin, savaş ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 598 sayılı kararının kabulü konularındaki kesin kararı, Amerikan casusluk yuvasına yapılan müdahaledeki cesurca duruşu ve bununla küresel istikbara darbe vurması, Gorbaçov’a yazdığı mektupla küresel İslam devriminin gerçekleştirilmesi yönünde oluşan yeni fırsatlardan yararlanması, Salman Rüşdi’nin öldürülmesi için verdiği tarihi fetvayla çeşitli İslam karşıtı akımların maskelerini düşürmesi ve diğer fetvaları, fıkhi hükümleri ve attığı adımlar onu görüşleri dünya siyasi dengelerini altüst eden bir dünya lideri haline getirdi.</p>

<p style="text-align:justify">Hatırlatmak gerekir ki her dönemde zamanı tanıyan liderler, toplumun zaruretlerini ve ihtiyaçlarını ve kendi dönemlerindeki halkı tanıyarak onların özel şartlarına ve özelliklerine tam anlamıyla vakıf olurlar.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>2- Hedefe İnanç</strong></p>

<p style="text-align:justify">Liderin en temel görevi, halkı veya örgütü ideal olarak nitelendirilen hedeflere yönlendirmektir. Lider, halkı saadete, maddi ve manevi tekâmüle götürmek için çalışır ve buna ulaşmak için halkı fedakârlıkta bulunmaya davet eder, liderin bu görevini en iyi bir şekilde yerine getirebilmesi için şunları yapması gerekir:</p>

<p style="text-align:justify"><strong>a) </strong>Öncelikle o hedefe kendisinin kesin ve kararlı bir şekilde inanmalıdır.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>b) </strong>İkinci olarak örgütün üyelerini veya takipçilerini liderliğin hedefine ikna edebilmeli ve inandırabilmelidir.</p>

<p style="text-align:justify">Dünyadaki, dini olsun ya da olmasın başarılı liderlerin hayatları incelendiğinde onların tümünün bu iki özelliğe sahip oldukları görülmektedir. Yani onlar hedeflerine inanmaktadırlar ve takipçilerini bu hedefe inandırma ve harekete geçirme gücüne sahiptirler. İslam Peygamberi (s.a.a) hedefe inancın ve başkalarını inandırmanın en üst örnekliğidir. Kur’an-ı Kerim Bakara Suresi’nde İslam Peygamberi’nin risalete ve ilahi liderliğe olan inancını şu ifadelerle açıklıyor:</p>

<p style="text-align:center"><em><strong>“Allah’ın elçisi, Rabbinden ona indirilenlere inanmaktadır.”</strong></em><a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a></p>

<p style="text-align:justify">Hazreti Peygamberin hayatında ve faaliyetlerinde hedefleri konusunda çok ilginç örnekler bulunmaktadır. Bu örnekler, peygamberin henüz risaletinin yeni başladığı dönemde yaşanan olaylarda bile her iki boyutun da bulunduğunu (hedefine duyduğu inanç ve diğerlerini inandırması) ispat etmektedir. Allah’ın Resulü, davetini yavaş yavaş ortaya koydu. Daha ilk günlerde bile tebligat imkânlarının olmamasına rağmen bu davetin halk kitlelerinin gönüllerinde süratle yer edeceği ve her geçen gün bu ilahi dinin takipçilerinin sayısının artacağı hissedilmekteydi. Liderliğin kitlelerin kalpleri üzerindeki nüfuzu Kureyş’in müstekbirlerine tehlike hissettirecek boyuttaydı. Başlangıçta İslam Peygamberi’nin tek hamisinin yani Haşim Oğulları Kabilesinin Lideri Ebu Talib’in yanına geldiler ve ondan Allah’ın Resulünü (s.a.a) himaye etmekten vazgeçmesini istediler. Bu olay, İbn Hişam Tarihi’nde mealen şöyle geçmektedir: Müşrikler Ebu Talib’in yanına gelip şöyle dediler: “Ebu Talib, senin kardeşinin oğlu, bizim tanrılarımıza kötü sözler söylüyor ve bizim dinimizi kötü olarak anlatıyor. Bizim düşünce ve inançlarımızı yanlış ve aptalca, atalarımızı sapkın olarak niteliyor. Ya sen onu engelle, ya da onu bize bırak ve onu himaye etmekten vazgeç.”<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a></p>

<p style="text-align:justify">Müşrikler Ebu Talib’in yanına defalarca geldiler; ancak o her defasında meseleyi soğukkanlılıkla bitirdi. Müşrikler tehditlerini daha da şiddetlendirdiler ve Ebu Talib’e savaş ilan ettiler. Ebu Talib İslam Peygamberi’nin (s.a.a) yanına gitti ve meseleyi ona anlatarak cevap beklemeye başladı. Bu cevap, kendi hedefine olan inancının derecesini somut olarak ortaya koymaktadır. Allah’ın Resulü (s.a.a) tam bir güven içinde şöyle cevap verdi:</p>

<p style="text-align:justify"><em>“Amca, Allah’a yemin ederim ki bu hedefimden vazgeçmem için Güneş’i sağ elime, Ay’ı da sol elime verseler bunu yapmayacağım. Ya Allah zafer nasip eder, ya da bu yolda öldürülürüm.”</em></p>

<p style="text-align:justify">Peygamber’in bu sözleri üzerine Ebu Talib, İslam’ın yüce önderinin kalplerde yer eden sözlerinin etkisi altında kaldı ve bu yeni dine olan desteğini ilan etti.</p>

<p style="text-align:justify">Şüphe yok ki, eğer Allah’ın Resulü (s.a.a) inancında en küçük bir zaaf hissetseydi, bütün bu baskılara bu kadar kesin ve kararlı bir şekilde direnemez ve başkalarını da bu yola yönlendirip irşat edemezdi. Yukarıda anlatılanların gösterdiği üzere hedefine inanmak ve başkalarını inandırmak, liderliğin başarısında etkilidir ve takipçilerin lidere duyduğu bağlılığın artmasını sağlamaktadır. Bu çerçevede, bir lider veya yönetici, personelinin örgüte olan bağlılığını arttırabilir, insanların kendini örgütün bir parçası olarak görmesini ve tüm gücüyle örgütün hedefleri doğrultusunda çalışmasını sağlayabilirse o lider veya yönetici başarılı demektir. İmam Humeyni, hedef ortaya koyan ve başkalarını da farkında bile olmadan bu hedef doğrultusunda canını verecek ölçüde çalışmaya sevk eden hedefine inanmış liderlerdendi. İmam Humeyni’nin hedefleri doğrultusunda fedakârlıkta bulunan en bariz kişiler, sekiz yıllık savaştaki İslam savaşçılarıydı.</p>

<p style="text-align:justify">Onlar, liderin hedeflerini gerçekleştirme yolunda fedakârlıklarda bulunmaya hazırdılar. İmam’ın öngördüğü İslami örgüte bağlılık duyuyor ve bununla iftihar ediyorlardı. Elbette İmam da sahip olduğu İslami görüşle insanlara kimlik kazandıracak şekilde hareket ediyordu, onları kendilerini harekete bağlı hissedecekleri şekilde yetiştiriyordu. İmam Humeyni, toplumun her kesimi ile konuşuyor, onları ilahi hedeflere yönlendiriyor, onların yaptıklarına değer veriyordu. Örneğin o, Devrim Muhafızları Ordusu Genel Komutanıyla ve güneydeki tüm komutanlarla yaptığı bir görüşmede şöyle buyuruyor:</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong>“Sizler, bu operasyonun sizin elinizle gerçekleştirilmiş olmasından dolayı Allah’a şükretmelisiniz. Herkes buna nail olmamaktadır. Bugün sabah bazı devrim muhafızlarıyla yaptığım görüşmeden sonra şöyle düşünmeye başladım: Keşke ben de devrim muhafızı olsaydım. Onlar neler yapıyor, ben ne yapıyorum. Onlar gidip İslam düşmanlarıyla savaşıyorlar, ben ise burada hiçbir şey yapamıyorum. Siz, kendi kıymetinizi iyi bilin. Allah size, Kur’an-ı Kerim’i, aziz İslam’ı ve İslam ülkesini korumanız için lütufta bulundu. Sizin İslam’a hizmete seçilmeniz için ilahi nizam kuruldu. Allah’ın ve meleklerin sizi desteklediği, Allah katında ispat olmuştur. Yüreğiniz güçlü olsun, İslam için attığınız her adım Allah’ın sizin için gerçekleştirdiği ilahi bir adımdır. Bugün bizim hedefimiz, afetin vurduğu, Batı’nın vurduğu, saltanatın vurduğu bu ülkeyi İslam’a kazandırmaktır. Bizim bundan başka bir amacımız yoktur.”</strong><a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">İmam, bu savaşçıların yaptığı işlere değer vererek öncelikle yöneticilik tabiriyle onların yaptıklarını kendi gözlerinde anlamlı göstermektedir. (Onlara çalışma şevki vermektedir). İkinci olarak bu kişilerin kurumlarına olan bağlılıklarını arttırmaktadır. Ve nihayet onlara bir hedef göstermekte ve bu hedefe ulaşabilmenin yollarını ortaya koymaktadır. Açıktır ki İmam, bu bilgece sözleriyle hedefe ulaşmayı kolaylaştırmakta ve takipçilerini ideal hedeflerine varma yönünde teşvik etmektedir. Sonuçta da onların bu büyük İslami örgütteki etkinliğini ve işlevselliğini en yüksek düzeye çıkarmaktadır.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Halk Katılımı, Örgütsel Bağlılığın Etkeni</strong></p>

<p style="text-align:justify">Kişilerin örgüte bağlılığını sağlamadaki diğer bir önemli etken de üyelerin örgütün faaliyetlerine katılımıdır. Bu, sonuç olarak hedefe olan bağlılığı da arttırmaktadır. Personelin çalışmalara ve örgütün kararlarına katılımı, örgütlerde iş ilişkilerini iyileştirmek ve personelin motivasyonunu arttırmak için kullanılan bir tekniktir.</p>

<p style="text-align:justify">İnsanların örgütün kendilerinden olduğunu ve örgütlerinin onların görüşlerine değer verdiğini hissetmesi, çalışma motivasyonunu ve örgüte duydukları bağlılığı arttırmaktadır. İran İslam Cumhuriyeti’nin Kurucusu kendi ilahi misyonunu ortaya koyarak devrimci kurumların etkili olmasını sağlamak ve kişilerin bağlılıklarını arttırmak için halkın örgütsel faaliyetlere katılmasını önermektedir. O, “bizim yöneticilerimiz halkın geçmişte başkalarından yaşadığı acıları, tatlılığa çevirmelidir” diye vurgulamaktadır. O, kendini öteki hissetmemenin insanların bunalım zamanlarında sorunları çözmesini sağladığını belirterek şöyle buyurmaktadır:</p>

<p style="text-align:justify"><em>“Çünkü halk, her şeyin kendilerinden olduğunu hissediyor. Hiçbir şeyi kendine yabancı görmüyor. Sizleri kendi evlatları olarak görüyor. (Bu yüzden de) Allah korusun eğer sizler bir sorunla karşı karşıya gelirseniz işte şu sokaklardaki halk sizin sorunlarınızı ortadan kaldıracaktır.”</em><a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a></p>

<p style="text-align:justify">Çünkü kişilerin yapılan işlere katılması, onlardaki motivasyonu arttırmakta, işler en iyi şekilde yapılmakta ve sorunlar çözülmektedir. Bu nedenle şu sonucu çıkarabiliriz: İmam Humeyni’nin kurduğu nizamda insanların katılımı, devlete yardımcı olmak için belirlenmiş bir yöntemdir. O, halkın katılımı konusunda şunları söylüyor:</p>

<p style="text-align:justify"><em>“Halkın yönetim işlerine katılımı konusunda şunu defalarca söyledim… Halkın yapılan işlere katılmasının gerektiği, sizin de onları bu işlere kattığınız zaman, şu an hizmet etmekte olanları, geçmişte hizmet edenleri, size, bize, herkese, İslam’a hizmet edenleri size geldiklerinde geri çevirmeyin, onları da bu çalışmalara katın.”</em><a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a></p>

<p style="text-align:justify">İmam, halkın çalışmalara katılmasını vurgulayarak ülkenin icracı yöneticilerine şunları tavsiye ediyor: “Her şeyi devletleştirme peşinde olmayın. Hayır, devletçiliğin bir sınırı var. O sınır da bellidir, yasalar da onu belirlemiştir. Ama halkı katın, çarşıyı katın.”<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a></p>

<p style="text-align:justify">Görüldüğü gibi İmam’ın sözlerinde ve yaşantısında halkın yönetime ve çalışmalara katılması çokça vurgulanmıştır. Halkın çeşitli alanlardaki işlere katılmasının, iş ilişkilerinin iyileşmesine, işlerin daha iyi ve etkili bir şekilde yapılmasına, ekonomik ve yönetimsel faaliyetlerin daha etkili bir şekilde gerçekleşmesine vesile olduğu düşünülmektedir. Bu sebeple, mantıklı yöntemlerle, halkla bir ve beraber olarak devrimin geleceğini garanti etmeli ve ülkeyi milletin desteğinin güvencesine emanet ederek geliştirmek gerekmektedir. Çünkü halkın birlikteliği hareketin, nizamın bekası ve gelişmesi, tüm sorunların ve bunalımların çözümü için bir gerekliliktir ve onlarsız hiçbir şey mümkün değildir.</p>

<p style="text-align:justify">Sonuç olarak halkı korumak ve kazanmak gerekir. Bir cümleyle onların rızasını ve hoşnutluğunu kazanmak, onların kalplerini kazanarak onlarda siyasi motivasyon yaratmak zaruri bir iştir.</p>

<p style="text-align:justify">Halka yönelik davranışlarımızda ve kişilere yönelik örgütsel davranışlarımızda öyle bir şekilde hareket etmeliyiz ki halk kendi görüşlerine dikkat edildiğini, kendilerine değer verildiğini hissetmelidir. Bu sebeple İmam, daima halka şahsiyet ve kimlik kazandırırdı. Halkın oyunu temel ölçü kabul eder ve ona saygı gösterirdi. Nizamın siyasi kararlarını halkın siyasi katılımının ve görüşlerinin ışığında değerlendirirdi. İmam’ın hayatında her zaman, halkın rızasını, güvenini ve teveccühünü kazanmak, devlet ve yönetim organlarıyla halkın ayrılmazlığı düşüncesini sürdürmek, kısaca halkın makbuliyeti için çalışmak esas olmuştur.</p>

<p style="text-align:justify"><em>“Yapılan işlerde millet olmadıkça ne hükümet ne de valiler bir iş yapabilir… Herkes, her türlü işte halkın rızasını kazanmak için çaba göstermelidir.”</em><a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">[11]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>3- Halkı Tanımak</strong></p>

<p style="text-align:justify">Halkı tanımak liderliğin en esaslı ve en temel unsurlarından biridir. Halkın oylarına çokça başvurulan yönetimlerde insanlar kilit ve eksen rolü oynamaktadırlar. Ve liderin yönetiminin devamı için onların isteklerine, maddi ve manevi ihtiyaçlarına dikkat etmesi gerekmektedir. Açıktır ki bu da toplumun güçlü ve zayıf noktalarını bilmekle mümkün olabilir. Bu yüzden lider eğer kendi döneminin halkını doğru tanıyabilirse toplumu yönetme ve hedeflerini gerçekleştirmede daha başarılı hareket edebilecektir.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Peygamber’in (s.a.a) Halkı Tanıması</strong></p>

<p style="text-align:justify">Peygamberin hayatı ve tarihi, halkı tanıma açısından incelendiğinde onun, toplumun ruhi, ahlaki, kültürel, siyasi ve toplumsal özelliklerini çok iyi bildiği görülmektedir.</p>

<p style="text-align:justify">Davetin türü, mücadelenin nasıl yapıldığı, nasıl aşamalı hale getirildiği, onun halka, özel veya genel düzeyde nasıl davrandığı, Peygamberin halkı tanıdığı gerçekliğini ortaya koymaktadır. O, halkı çok iyi tanıdığı için onların fikri, ruhi, ahlaki ve duygusal kapasitelerini de en iyi şekilde biliyordu. Herkesle sahip olduğu ruhi ve fikri kapasite ölçüsünde konuşuyor, ona göre davranıyordu.İmam Sadık (a.s) bu konuda şöyle buyuruyor:</p>

<p style="text-align:justify"><em>“Allah’ın Resulü (s.a.a) halkla kendi aklı ve bilgi derinliğine göre konuşmuyordu. Peygamber, ‘Biz peygamberler, halkla onların akıları ölçüsünde konuşmakla görevlendirildik’ diye buyurmuştu.”</em><a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title="">[12]</a></p>

<p style="text-align:justify">Buna ilaveten, kişilerin kapasitesini, onların iyi özelliklerini ve kabiliyetlerini bilmek lidere, kişileri yönlendirmede yardım eder. Aşağıdaki mesele bunu göstermektedir.</p>

<p style="text-align:justify">Rivayet edilir ki, idamı hak etmiş bazı esirleri peygamberin huzuruna getirdiler. Hz. Peygamber, (s.a.a) Müminlerin Emiri’ne (a.s) onların tümünü öldürmesi emrini verdi. Ancak hemen sonra yeniden emir vererek onlardan birini ayırmasını ve öldürmemesini söyledi.O adam, Peygamber’in bu emrini öğrendikten sonra Peygamber’e <em>“İşlediğimiz cinayet aynı olmasına rağmen neden beni onlardan ayırdınız?” </em>diye sordu. Peygamber ona şu cevabı verdi:</p>

<p style="text-align:justify"><em>“Allah Teâlâ, bana senin kendi kavmin içerisinde cömert bir kişi olduğunu vahyetti. Bu yüzden öldürülmemen gerekiyor.”</em></p>

<p style="text-align:justify">Daha önce ölümüne kadar İslam’ın karşısında duran bu adam, Peygamberin (s.a.a) bu tutumu karşısında İslam’a meftun olarak kelime-yi şehadet getirip Müslüman oldu.<a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title="">[13]</a></p>

<p style="text-align:justify">Bu tutumdan liderlik konusunda öğrenilmesi gereken şudur: İnsanları iyi tanıyarak kazanılmaya müsait birçok sapkın kişiyi doğru yola yöneltmek mümkündür.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Ali’nin (a.s) Halkı Tanıması</strong></p>

<p style="text-align:justify">Halkı tanıma konusunda kendine özgü bir mahareti olan kişilerden biri de Müminlerin Emiri Ali’dir (a.s). O da Peygamber gibi, halkı tanıma konusunda uzmandı ve bu tanıma sayesinde hiçbir zaman ölçüsüz bir harekette bulunmadı.</p>

<p style="text-align:justify">Müminlerin Emiri (a.s) bir gün mescitte bulunuyordu. Ashabı etrafında toplanmıştı. Hz. Ali’nin takipçilerinden olan bir adam girdi ve ona duyduğu sevgiyi ifade ederek ‘Allah da biliyor ki ben zahirde ve batında seni sevenlerdenim’ dedi. Ali (a.s) teyit ederek, ona bu yoldaki zorluk ve sıkıntılarda istikameti tavsiye etti. Adam, gözyaşlarına boğularak mescitten dışarı çıktı. İmam’ın yanında oturmakta olan haricilerden biri arkadaşına: ‘Şimdiye kadar görmediğim tuhaf bir olay’ dedi. Arkadaşı ise: ‘Bunda şaşılacak bir şey yok. Adam gelip seni seviyorum deyince Ali’nin de onu tasdik etmekten başka çaresi yoktu’ dedi.</p>

<p style="text-align:justify">O şahıs, ‘Şimdi ben sınamak için gidiyorum. Acaba ben Ali’yi seviyor muyum?’ deyince, arkadaşı ona: ‘Hayır, senin Ali’ye sevgin yok’ dedi. O adam da: ‘Ben, şimdi o adamın dediklerini tekrar edeceğim, Ali de bana aynı cevabı verecek’ dedi.</p>

<p style="text-align:justify">Adam, yerinden kalktı ve önceki şahıs gibi İmam Ali’ye sevgisini ifade eden şeyler söyledi. İmam, bir an o adamın yüzüne baktı ve ‘Hayır vallahi yalan söylüyorsun, sen beni sevmiyorsun, ben de seni sevmiyorum’ dedi.</p>

<p style="text-align:justify">Adam ağlayarak ‘Ey Müminlerin Emiri, siz bana böyle davranıyorsunuz; hâlbuki Allah sizin söylediklerinizin aksini biliyor’ dedi. Çok geçmeden Nehrevan savaşı başladı, o adam düşmanların safında İmam’a karşı savaşırken öldürüldü.<a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title="">[14]</a></p>

<p style="text-align:justify">Görüldüğü gibi, İmam Ali (a.s) de tıpkı Peygamber (s.a.a) gibi insanları tanıma özelliğine sahipti ve onun liderliğinin en önemli unsurlarından biri de kendi halkını tanımasıydı. Peygamberin, İmam Ali’nin ve diğer masumların halkı tanıması konusunda daha birçok örnek verilebilir. İslam araştırmacılarının bu konuda birçok araştırma yapması gerekiyor. Çağımızdaki bir lider modeli olarak İmam Humeyni de tıpkı ataları gibi halkı tanıma özelliğine sahipti.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>İmam Humeyni’nin Halkı Tanıması</strong></p>

<p style="text-align:justify">İslam Devrimi’nin Lideri, bütün mücadelesi boyunca halkı çok iyi tanıyarak halka dayanmanın gerekliliğini vurgulamıştı.</p>

<p style="text-align:justify">Ümmetin İmamı, çeşitli olaylarda ve gelişmelerde defalarca halkın eksen rolünü hatırlatmış ve halkın sahnede oluşunu devrimin devamlılığı için bir garanti olarak görmüştür. Burada birkaç noktaya işaret edelim.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>1- </strong>İmam’ın İran milletinin birliğini ve bu birliğin bozulmamasını vurgulaması: İmam Humeyni, defalarca halkın rolünü hatırlatmış ve milletin bütünlüğünü İran İslam Devrimi’nin bekasının sırrı olarak görmüştür. O, İlahi-Siyasi Vasiyetnamesi'nde şöyle buyuruyor:</p>

<p style="text-align:justify"><em>“Şüphesiz İslam Devrimi’nin bekasının sırrı, işte bu zaferin sırrıdır. Zaferin sırrını da millet biliyor. Gelecek kuşaklar da tarihte okuyacaklardır ki onun iki asli sütunu; İlahi motivasyon ve bu motivasyon ve amaç için tüm ülkedeki milletin birlik ve beraberliği ve İslami yönetimin âli hedefleridir.”</em><a href="#_ftn15" name="_ftnref15" title="">[15]</a></p>

<p style="text-align:justify">Görüldüğü gibi İmam Humeyni, ilahi motivasyonu ve milletin birlik ve beraberliğini devrimin bekasının iki asli unsuru olarak görmektedir. Gelecek nesillere de bu parametrelerden gafil olmamalarını öğütlemektedir. O, halkın içindeki ayrılık ve parçalanma tehlikesine ve düşmanın bu yöndeki çabasına işaret ederek şöyle buyurmaktadır:</p>

<p style="text-align:justify"><em>“Tüm dünyadaki propaganda borazanlarının ve onların yerel liderlerinin tüm güçleriyle ayrılık çıkarıcı yalan ve söylentiler yaymaya çalışmaları ve bunun için milyarlarca dolar harcamaları boşuna değildir…</em></p>

<p style="text-align:justify"><em>Benim bu çağdaki Müslümanlara, özellikle de İranlılara tavsiyem şudur: Bu komplolara tepki göstersinler, birlik ve beraberliklerini mümkün olan her yolla güçlendirerek kâfirleri ve münafıkları umutsuzluğa düşürsünler.”</em><a href="#_ftn16" name="_ftnref16" title="">[16]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>2-</strong> İmam’ın ülkenin üst düzey yöneticilerine halka yönelmeleri konusundaki tavsiyeleri: İmam Humeyni, (k.s) defalarca yöneticilerin dikkatini halka yöneltmiştir. Birçok konuşmalarında halkı devrim hareketinin asli unsuru sayarak bu konuda gevşeklik göstermenin bağışlanmaz olduğunu söylemiştir. Örneğin üst düzey yöneticilerin ve politika belirleyicilerin yani milletvekillerinin ve bakanlar kurulunun hazır bulunduğu bir toplantıda yaptığı konuşmada onlara millete yönelmeleri tavsiyesinde bulunarak şöyle buyurmuştur:</p>

<p style="text-align:justify"><em>“Bizim bugün ihtiyaç duyduğumuz şey bu milleti umutlu kılmaktır. Bizim neyimiz varsa hepsi bu millettendir, neye sahipsek hepsi bu millettendir, bu büyük insan kitlelerindendir. Şu an görüyoruz ki bu güç, bizden dolayı öldürülmüştür. 15 Hordad’dan savaşın bitmesine kadar olanları gözünüzün önüne getirin. Bizden ne kadarı öldürüldü, ne kadarı sakat kaldı, ne kadarı evsiz barksız kaldı, ne kadarı mülteci durumuna düştü. Bütün bunların hepsi, bağımsızlığı elde etmek içindi. Bizler, şu an birçok sorunla uğraşırken ve henüz zafere ulaşmamışken bu halkı yüzüstü bırakmamalıyız.”</em><a href="#_ftn17" name="_ftnref17" title="">[17]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>3-</strong> İmam kalp hastanesindeyken milleti düşünmektedir: İmam Humeyni, (k.s) kendi rahatına bakıp başkalarını unutan bir lider değildir. Çünkü iyi bir liderin özelliklerinden biri de onun halkçılığıdır. İmam hangi hal içerisinde bulunursa bulunsun her zaman mustazafları düşünmüştür. O, halkın sorunlarına yönelmede ısrar etmiştir. Onu, kalp rahatsızlığı tedavisi gördüğü hastanede kendisiyle ilgilenen doktorlara, mazlum milleti düşünmelerini hatırlatırken görüyoruz. Hastane yetkililerinden imkânlarını yoksullar için seferber etmelerini isterken görüyoruz. O, hastanede bir konuşma yaparak şöyle buyuruyor:</p>

<p style="text-align:justify"><em>“Buradaki beylerin tağut döneminde hiç ilgi gösterilmeyen kentin varoşlarında çadırlarda yaşayanlara halkın en temel ihtiyacı olan sağlık hizmeti verdiklerini görünce mutlu oluyorum. Bu sağlık hizmetleri herkes için olmalıdır, birilerine protokol uygulanıp başkalarına hiçbir şey yapmamazlık edilmemelidir. Umarım beyler, her nerede olurlarsa olsunlar, hükümet, sağlık bakanlığı, halkın kendisi, bu meseleye dikkat ederler. Bu varoşlarda yaşayanlar, bu yoksullar, bunlar Allah’ın ailesidir. Bunların sorun yaşamaması gerekiyor.”</em><a href="#_ftn18" name="_ftnref18" title="">[18]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>4- </strong>Adaletçilik</p>

<p style="text-align:justify">Adaletin İslam kültüründe özel bir yeri vardır. Kur’an-ı Kerim’de peygamberlerin gönderilmesinin, onlara kitabın ve mizanın indirilmesinin hedefi, halka adaletle davranmak olarak görülmüştür.</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong><em>“Gerçekten biz peygamberlerimizi açık delillerle gönderdik ve onlarla beraber kitabı ve mizanı indirdik ki halka adaletle davransınlar.”</em></strong><a href="#_ftn19" name="_ftnref19" title="">[19]</a></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">İmam Ali’ye göre adalet her şeyi kendi yerine yerleştirmek anlamına gelmektedir.<a href="#_ftn20" name="_ftnref20" title="">[20]</a> Her iş ve faaliyet, kendi seyrine ulaşıp işler kendi yerine yerleşince evrensel düzen istikrar bulmakta, dünyanın asli unsurlarıyla uyum ve insicam meydana gelmektedir. Bu sebepledir ki dünya nizamı adaletle ayakta durmaktadır.<a href="#_ftn21" name="_ftnref21" title="">[21]</a> Öte yandan Hazreti Ali’nin yaklaşımında hükümet ve yöneticilik adaletin gerçekleştirilmesi ve uygulanması için bir araçtır. Aşağıdaki örnek bunu açıklamaktadır.</p>

<p style="text-align:justify">İmam’ın hilafeti döneminde İbn Abbas İmam’ın yanına geldi. İmam Ali, o sırada ayakkabısına yama yapmakla meşguldü. “Bu ayakkabının değeri ne kadardır?” diye sordu. İbn Abbas, “Hiçbir değeri yoktur” dedi. İmam şöyle buyurdu: “Allah’a yemin ederim ki benim gözümde bu ayakkabı, adaleti ikame etmek veya bir bâtılı ortadan kaldırmak dışında, sizlere emirlik ve yöneticilik yapmaktan daha sevimlidir...” <a href="#_ftn22" name="_ftnref22" title="">[22]</a> Bu sözler, İmam Ali’nin (a.s) yaklaşımında hem adaletin önemini hem de yöneticiliğin bir araç olarak görüldüğünü ortaya koymaktadır. İmam Ali’nin (a.s) hayatına kısaca göz gezdirildiğinde onun yöneticiliğinde adaletin ne kadar temel bir değere sahip olduğu daha iyi kavranmaktadır. Beytülmalden daha fazla pay talep ettiğinde kardeşi Akil’in eline kızgın demiri yaklaştırarak sergilediği tutum, bu gerçeği açıkça ortaya koymaktadır.<a href="#_ftn23" name="_ftnref23" title="">[23]</a> Hz. Ali bu olayın devamında adalet eksenli olduğunu gösteren sözler söyleyerek şöyle buyuruyor: “Allah’a yemin ederim ki bir karıncanın ağzından bir arpayı almam için yedi iklimi ve göğün altındakileri bana verecek olsalar bunu asla yapmam.”<a href="#_ftn24" name="_ftnref24" title="">[24]</a> Açıklanan değerlere ilişkin verilen dikkate alındığında İslami yaklaşımda adaletin liderliğin önemli şartlarından biri olduğu iddia edilebilir. Buna ilaveten görülmektedir ki Allahu Teâla, Kur’an’ı Kerim’de Hz. İbrahim’i imamete ve liderliğe seçtikten sonra liderliğin devamını, adaletin Hz. İbrahim’in ailesinde de devam etmesi şartına bağlamaktadır. Bu, şu ayetten çıkarılmaktadır:</p>

<p style="text-align:justify"><em><strong>“Bir zaman Rabbi İbrahim’i birtakım emirlerle sınamış, İbrahim onların hepsini yerine getirmiş de Rabbi şöyle buyurmuştu: “Ben seni insanlara önder yapacağım.” İbrahim de, “Soyumdan da (önderler yap, ya Rabbi!)” demişti. Bunun üzerine Rabbi, “Benim ahdim (verdiğim söz) zalimleri kapsamaz” demişti.”</strong></em><a href="#_ftn25" name="_ftnref25" title="">[25]</a></p>

<p style="text-align:justify">Binaenaleyh, adalet dini liderliğin şartlarından biridir. Din âlimleri ve düşünürler arasında da adaletin dini liderliğin önemli bir unsuru olarak söz konusu edildiğini görüyoruz. Örneğin Hace Nizamülmülk Tusi, Siyasetname adlı eserinde adaleti liderliğin şartlarından biri olarak görmekte ve onu yönetimin ve hükümetin bekasının kaynağı saymaktadır.<a href="#_ftn26" name="_ftnref26" title="">[26]</a> Maverdi de adaleti imamet ve liderliğin, şartlarından biri olarak görmektedir.<a href="#_ftn27" name="_ftnref27" title="">[27]</a> Şehid Mutahhari adaleti bedihi bir kavram şeklinde tanımlamakta ve onu açık bir hakikat olarak telakki etmektedir.<a href="#_ftn28" name="_ftnref28" title="">[28]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>İmam Humeyni’nin Liderlikteki Adalet Merkezliliği</strong></p>

<p style="text-align:justify">İmam Humeyni’nin yaklaşımında adalet, daima insanı takvaya yaklaştıran, haramları terke ve vacipleri yerine getirmeye zorlayan köklü bir insani sıfattır.<a href="#_ftn29" name="_ftnref29" title="">[29]</a> İmam Humeyni, adaleti bu kavramsal içeriğiyle açıklayarak ve adaletin İslami lider ve yöneticiler için gerekli bir şart olduğuna inanarak bu konuda şöyle buyuruyor:</p>

<p style="text-align:justify"><em>“İslam’ın Allah’ı adildir, peygamberi de adildir, masum imamları da adildir. Zat-ı Mukaddes-i Kibriya’dan [Allah] tutun sonuna kadar… Yöneticilerin de adil olması gerekir, onların valilerinin de adil olması gerekir.”</em><a href="#_ftn30" name="_ftnref30" title="">[30]</a></p>

<p style="text-align:justify">Binaenaleyh İslam Devrimi’nin Büyük Lideri’nin yaklaşımında adalet hükümet, yöneticilik ve liderliğin gerekli şartıdır. O, İslami devleti adalet devleti olarak nitelemekte ve bu konuda şuna inanmaktadır:</p>

<p style="text-align:justify"><em>“Biz, İslami devlet derken, adalet devletinden söz ediyoruz. Biz yöneticinin Müslümanların beytülmaline hıyanet etmeyen, Müslümanların beytülmaline el uzatmayan birisi olması gerektiğini söylüyoruz. Bu, hangi toplumda söylenirse söylensin, kim için söylenirse söylensin kabul edilecek bir konudur.”</em><a href="#_ftn31" name="_ftnref31" title="">[31]</a></p>

<p style="text-align:justify">İmam, kendisinin adalet merkezli hareketinin kaynağını Peygamber’in (s.a.a) siretinde görmekte ve Allah’ın Resulü’nün bir devlet ve yönetim kurma arzusunu toplumsal adaleti yaymak olarak değerlendirmektedir. Nitekim bu konuda şöyle demektedir:</p>

<p style="text-align:justify"><em>“İslam Peygamberi (s.a.a) bir devlet kurdu, tıpkı diğer dünya devletleri gibi. Ancak o, devleti toplumsal adaleti yaymak amacıyla kurdu.”</em><a href="#_ftn32" name="_ftnref32" title="">[32]</a></p>

<p style="text-align:justify">Burada şöyle bir sorunun sorulması mümkündür: Toplumsal adaleti uygulamak ve hayata geçirmek için hangi faktörlere dikkat etmelidir, acaba İmam Humeyni’nin sözlerinden hareketle bu konuda bir yol göstericilik çıkarılabilir mi? Bu soruya cevap olarak aşağıdaki yöntemler çıkarılmakta ve teklif edilmektedir:</p>

<p style="text-align:justify"><strong>1- </strong>Toplumsal sınıflar arasındaki mesafenin ortadan kaldırılması için dengeleme</p>

<p style="text-align:justify"><strong>2-</strong> Mahrumların menfaatlerinin korunması, geniş çaplı katılımlarının sağlanması ve yoksulluğun ortadan kaldırılması<a href="#_ftn33" name="_ftnref33" title="">[33]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>3-</strong> Sermaye ve refah tutkunlarıyla mücadele,<a href="#_ftn34" name="_ftnref34" title="">[34]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>4-</strong> İslami kanun ve kuralların uygulanması,<a href="#_ftn35" name="_ftnref35" title="">[35]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>5-</strong> Yönetimin toplumun zayıf kesimleriyle birlikte olması<a href="#_ftn36" name="_ftnref36" title="">[36]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>6-</strong> Yetkililerin sade bir hayat yaşaması ilkesi<a href="#_ftn37" name="_ftnref37" title="">[37]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>7-</strong> Devlet kurum ve kuruluşlarında lüks ve gösterişin reddedilmesi<a href="#_ftn38" name="_ftnref38" title="">[38]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>8- </strong>Kapitalistlerin yönetime nüfuz etmesinin önlenmesi<a href="#_ftn39" name="_ftnref39" title="">[39]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>9-</strong> Dünya sevgisi ve dünyaperestliğin reddedilmesi,</p>

<p style="text-align:justify"><strong>10-</strong> Mahrum bölge ve köylerin imarına ve kalkındırılmasına dikkat edilmesi<a href="#_ftn40" name="_ftnref40" title="">[40]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>11-</strong> Toplumdaki mahrum kesimlerin lehine olacak kanunların çıkarılması,<a href="#_ftn41" name="_ftnref41" title="">[41]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>12-</strong> Saraylarda ve köşklerde yaşayan kapitalistlerin ahlakının reddedilmesi<a href="#_ftn42" name="_ftnref42" title="">[42]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>5- Liderlik Cazibesi</strong></p>

<p style="text-align:justify">Genel anlamda her liderin ahlaki açıdan, toplumsal ilişkiler açısından toplumun muhtelif kesimlerinde yer alan farklı anlayış ve görüşteki insanları kendisine cezp edecek birtakım özelliklere sahip olması gerekir.</p>

<p style="text-align:justify">Kuşkusuz liderin liderin cazibesi ne kadar güçlü olursa, gücü ve nüfuzu da o kadar kuvvetli olmaktadır.</p>

<p style="text-align:justify">Şimdi burada şu soru gündeme gelmektedir: İnsanın başkalarına karşı cazibeye sahip olması dini bir değer olarak mı telakki edilmektedir? Toplumda cazipliğin istenen etkilerine ve İslam’ın değerler düzeninin teyidine baktığımızda buna nispi olarak olumlu cevap verebiliriz. Çünkü dini metinlerin ısrarla üzerinde durduğu meselelerden biri de insanın başkalarına karşı cazibeye sahip olması meselesidir. İslam toplumunda Müslümanlar kendilerini ahlaki açıdan kendilerini toplumdaki bireylerde ilgi ve sevgi oluşturacak şekilde terbiye etmelidir. Gerçi bu konu zahiren ahlaki olsa da daha dikkatli bir bakışla yöneticilik rehberliğidir. Elbette şuna da dikkat etmek gerekir ki başkalarının sevgisini kazanmak için cazibeye sahip olmaktan kasıt, şöhret peşinde koşmak veya bencilik ve kendini beğenmişlik değildir. Çünkü bunlar İslam’ın şiddetle kınadığı nefsani rezilliklerdir.</p>

<p style="text-align:justify">Cazibeden maksat, İslami ve insani hedeflerin gerçekleştirilmesi için insanlarla iyi ilişkiler kurmaktır. Bir başka ifadeyle başkalarının sevgisini kazanmak bir hedef değil bir araç olarak iyi ve istenen bir şeydir.</p>

<p style="text-align:justify">Aslında şunu belirtmek gerekir ki Kur’an açısından iman ve salih amel, başkalarında muhabbetin oluşmasına sebep olur.</p>

<p style="text-align:justify">Kur’an, Meryem Suresi’nde bu hususu açıklayarak şöyle buyurmaktadır:</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong>“İman edip de iyi davranışlarda bulunanlara gelince, onlar için çok merhametli olan Allah, (gönüllerde) bir sevgi yaratacaktır.”</strong><a href="#_ftn43" name="_ftnref43" title="">[43]</a></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">Binaenaleyh itikadi emirlere, İslami ve ahlaki değerlere riayet etmek, gayri iradi olarak halkın sevgi ve ilgisinin ilahi insanlara yönelmesini sağlamakla ve onların cazibesini temin etmektedir. Bunun en bariz örneğini İmam Humeyni’de görmek mümkündür. Şer’i kurallara göre hareket eden, İslami ilkelere bağlı olan İmam’ın devrimi sevenler nezdinde müthiş bir cazibesi vardı. Hatta başkalarının ona duyduğu muhabbet, normal ölçüleri bile aşmıştı. Bunun sebebi, İmam’ın hedeflerine inanmasından ve bu hedefleri gerçekleştirmek için çalışmasından başka bir şey değildi.</p>

<p style="text-align:justify">Bu sebeple bir kişi ilahi vazifesini yerine getirdiğinde cazibe kazanmakta ve başkalarının sevgi ve muhabbetini kazanmaktadır.İslam Peygamber’i (s.a.a) bir hadisinde bunu teyit ederek şöyle buyurmaktadır:</p>

<p style="text-align:justify"><em>“Yapabildiğiniz ölçüde kendinizi dünyaya düşkünlükten kurtarınız. Çünkü bir kimse gönülden Allah’a yönelirse Allah, kullarının kalplerini sevgi ve şefkatle ona muti ve ram eder. Ve Allah onu süratle iyiliklere doğru yöneltir.”</em><a href="#_ftn44" name="_ftnref44" title="">[44]</a></p>

<p style="text-align:justify">Bu nurani ifadelerden anlaşıldığı üzere muhabbet, kulu Allah’a yönelten ruhani bir etkendir. Ayrıca ahlaki cazibe tüm insanlar için en iyi ruhi güzelliklerden biridir. Fakat halka liderlik yapmak isteyen biri için kaçınılmaz olarak gerekli bir şarttır. Nitekim bir lider cazibeye sahip değilse onun için liderlik mümkün değildir. Kur’an-ı Kerim, İslam Peygamberi’nin (s.a.a) liderlikteki başarısının sırrını sahip olduğu ahlaki cazibeye bağlı görmektedir:</p>

<p style="text-align:justify"><em>“O vakit Allah’tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi. Şu halde onları affet; bağışlanmaları için dua et; iş hakkında onlara danış. Kararını verdiğin zaman da artık Allah’a dayanıp güven. Çünkü Allah, kendisine dayanıp güvenenleri sever.”</em><a href="#_ftn45" name="_ftnref45" title="">[45]</a></p>

<p style="text-align:justify">Peygamberin ahlaki cazibesi, özelikle de sert karakterli Araplara karşı gösterdiği sabır ve hoşgörü, Allah’ın ilahi rahmet ve inayetiyle dünyadaki ilk İslami devletin ilk nüvesini oluşturmak için halkı cezp edip örgütlemesini sağladı. Mevlana şöyle diyor:</p>

<p style="text-align:center"><em>O, sabır bıçağıyla bir kafayı kurtardı,<br />
Böylece birçok insanı kesilmekten kurtardı<br />
Sabır bıçağı, demir veya çelik bıçaktan daha keskindir,<br />
Hatta yüz ordudan da daha da muzafferdir.</em></p>

<p style="text-align:justify">İmam Humeyni, büyük bir cazibeye sahipti. Onun davranış tarzı, muhabbete ve insanların şahsiyetine değer vermeye dayalıydı. Bu da halkın muhtelif kesimlerinin ona olağanüstü bir şekilde bağlanmasını ve inanmasını sağladı. Hatta bazen İmam’ın takipçilerinin ona ve onun hedeflerine olan sevgisinin yoğunluğundan dolayı en büyük nimet olan hayatlarından bile geçtiklerini ve kendilerini liderleri için feda ettiklerini gördük.</p>

<p style="text-align:justify">Devrim Lideri’nin takipçilerinin ve sevenlerinin sevgisi, onun vefatından sonra iki katına çıktı. Öte yandan devrim çizgisinde olmayanlar bile liderin topludaki büyük boşluğundan dolayı kimliksizleştiklerini hissettiler ve Allah’ın rahmet elini çektiğini düşündüler. Ayrıca doktorlarının hassasiyetleri ve ortaya koydukları reaksiyon, ona duydukları sevginin bir göstergesiydi. Çünkü İmam Humeyni’nin hastanede olduğu sırada doktorların durumu değişmişti. O kadar ki bazıları İmamlarının dünyadan gidebileceğini akıllarına bile getirmek istemiyordu. Bunu düşünen bazıları ise ne yapacağını bilmez bir hale gelip hiçbir şey yapamıyordu. İmam’ın tedavisiyle ilgilenen doktorlar ve hastane personeli, bu konuda naklettiklerine göre İmam’ın hastanede bulunduğu dönemde onun sağlığı iyiyken kendilerinin de morali iyi oluyor, görevlerini coşku ve fedakârlıkla yapıyorlardı. Hepsi şunu düşünüyordu, bugün tedavisini üstlenmiş oldukları bu kadri yüce seyyid, Allah’ın yeryüzüne büyük bir emaneti, tarihin eşsiz bir şahsiyeti ve bu asırda İslam’ın ihya edicisiydi, bu yüzden de ona hizmette hiçbir sınır tanımıyorlardı. Ama İmam’ın durumunun ağırlaştığı günlerde bu doktorlar ve hastane personeli, adeta kara toprak yığınlarının altından çıkmış ruhlar gibi olmuş ve yapacak bir şeyleri olmadığı için anlatılmaz bir kedere gömülmüşlerdi.<a href="#_ftn46" name="_ftnref46" title="">[46]</a></p>

<p style="text-align:justify">İmam’ın liderlikteki cazibesi o kadar güçlüydü ki takipçileri arasında ona yönelik ilgi bir aşka dönüşmüş, İmam da dostlarının bir sevgilisi haline gelmişti. İmam’ın hastalığı sırasında onun tedavisinden sorumlu kişilerden biri olan Tabib-i Dilha [Kalplerin Doktoru] kitabının yazarı, şunları yazıyor:</p>

<p style="text-align:justify">“İmam, hasta olmasına rağmen, onu kaybetmek herkes için inanılmaz bir şeydi. Her yerden feryat ve figanlar yükseldi. Sanki Aşura günüydü ya da büyük mahşer kopmuştu. Ruhen ve bedenen son derece yorgun olan doktorlar, yüksek sesle ağlamaya, başlarına ve yüzlerine vurarak dövünmeye başladılar.</p>

<p style="text-align:justify">Ailesinin bitkinliği anlatılacak gibi değildi. İmam’ın hizmetinde bulunanlar, kendilerinden geçmişti. Ben ömrüm boyunca İmam’ın damadı Burucerdi Bey’inki gibi içli bir şekilde ağlayan birini görmemiştim. Endişe içindeki halk, İmam’ın sevenleri, İmam’ın evine kadar gelmiş, İmam’ın durumunu öğrenmek için orada toplanmıştı. Onlar için adeta uykunun bir anlamı kalmamıştı.</p>

<p style="text-align:justify">İmam’ın vefat ettiğinin ilanı, dostun da düşmanın da itiraf ettiği üzere İran’da ve tüm dünyada benzersiz bir yankı uyandırdı. İran’ın Müslüman ve devrimci halkının vefat ettiği gün ona gösterdiği ilgi ve muhabbeti, onun İran’a dönüşünden bile daha büyük olmuştu.”<a href="#_ftn47" name="_ftnref47" title="">[47]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>6- Liderin Öncülüğü</strong></p>

<p style="text-align:justify">Etkili bir liderliğin en önemli unsurlarından biri de liderin gelişmeler karşısındaki öncülüğüdür. Yani, lider tüm alanlarda başkalarından önde olmalıdır.</p>

<p style="text-align:justify">İslam açısından lider, davet etiği şey konusunda başkalarından geride kalamaz. Böyle olması durumunda o, artık lider değildir. Toplumda gerçek lider, tüm mükemmellik alanlarında zirvede olan kişidir, tıpkı derece açısından masumlardan sonra gelen İmam Humeyni gibi. Nefsi mükemmellik alanlarında ve liderlik gücünde başkalarından ileride olanlar, toplumun liderliğini yapabilirler. Bu çerçevede halkı için tüm alanlarda örnek, model ve Kur’an’ın tabiriyle “usve” olmalıdır. Allah bu konuda büyük tevhidi liderleri tanıtarak onları dini model olarak nitelemekte ve şöyle buyurmaktadır:</p>

<p style="text-align:center"><strong><em>“İbrahim ve onunla birlikte olanlarda sizin için güzel bir örnek vardır.”</em></strong><a href="#_ftn48" name="_ftnref48" title="">[48]</a></p>

<p style="text-align:justify">Hatırlatmak gerekir ki her fert, bariz bir şahsiyete sahip olmak için hangi tür davranışları taklit edeceğini bilmek ister ve bu hedef doğrultusunda bir model arayışına girerek doğru bir hayat tarzı kazanıp hayatındaki sorunlardan kurtulmayı diler.</p>

<p style="text-align:justify">Burada insana pratikte iyi yaşamanın ölçütlerini gösterecek, davranış modeli sunabilecek birine ihtiyaç vardır. Dünyanın büyük liderleri, bu tür önemli özelliklere sahiptiler. Bu yüzden hatta bu model olma özelliğini liderin etkileyiciliğinin ölçütü olarak görmek bile mümkündür. Belki de Kur’an’ın Resul-i Ekrem’i bir model olarak tanıtması bu yüzdendir.</p>

<p style="text-align:justify"><em><strong>“And olsun, sizin için, Allah’ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için Allah’ın Resûlü’nde güzel bir örnek vardır.”</strong></em><a href="#_ftn49" name="_ftnref49" title="">[49]</a></p>

<p style="text-align:justify">İslam Peygamberi’nin (s.a.a) geçmişte ve şimdi takipçileri arasındaki nüfuzunun en önemli sebeplerinden biri, onun söz konusu ettiği her türlü şiarda herkesin önünde olmasıydı. Tevhid şiarını söz konusu ettiğinde o, ilk muvahhitti. Bireysel, toplumsal ve siyasi hayatında Allah’tan başka hiçbir şeye dayanmıyordu. En zor, sıkıntılı ve bunalımı durumlarda bile müşriklerden yardım istemiyordu.</p>

<p style="text-align:justify">İnsanları ibadetlere ve geceleri ibadetle ihya etmeye davet ettiğinde, kendisi herkesten fazla ibadet ehliydi. Adalet şiarını söz konusu ettiğinde adaleti kendisi ve yakınları hakkında herkesten daha fazla icra ediyordu. Hatta sahabeleri arasında otururken bakışlarını paylaştırma konusunda bile adalete riayet ediyordu. Mustazaflardan yana olma şiarını söz konusu ettiğinde kendisi de tıpkı onlar gibi yaşıyordu.</p>

<p style="text-align:justify">İmam Bakır (a.s) “İslam Peygamberi (s.a.a) bisetten itibaren yaşadığı müddetçe üç gün üst üste buğday ekmeği ile karnını doyurmamıştı<a href="#_ftn50" name="_ftnref50" title="">[50]</a>” diye yemin etmektedir.</p>

<p style="text-align:justify">Elbette bu, Peygamber’in bunlara sahip olmamasından ve kendisine müreffeh bir hayat kuramamasından dolayı değildi.</p>

<p style="text-align:justify">Peygamberin eşi Aişe şöyle diyor: Allah’ın Resulü (s.a.a) yaşadığı müddetçe üç gün üst üste yiyecekle doymamıştı. İsteseydik, doyuncaya kadar yiyebilirdik; fakat başkalarını kendimize tercih ediyorduk.<a href="#_ftn51" name="_ftnref51" title="">[51]</a></p>

<p style="text-align:justify">İmam Ali (a.s) Nehcu’l- Belaga’nın 160. hutbesinde İslam Peygamberi’nin (s.a.a) sade yaşantısına işaret ederek Müslümanlardan maddi hayata yönelik tutumlarında İslam Dünyası’nın mutlak liderini örnek almalarını istiyor.</p>

<p style="text-align:justify"><em>“Güzel ve temiz bir örnek (usve) olan Peygamberinizi izleyin. Zira o, herkes için en iyi örnek, maddi hayatın aldatıcı görüntülerini terk etme konusunda en iyi bir modeldir. Allah katında en sevimli kul, Peygamberi takip eden, onun gittiği yoldan giden, ağzını dünya ile doldurmayan gözünü ve kulağını ona bağlamayan, bedeni herkesten daha zayıf, karnı herkesten daha aç olandır.”</em><a href="#_ftn52" name="_ftnref52" title="">[52]</a></p>

<p style="text-align:justify">Bu sebeple İslam Peygamberi, hayatının bütün yönleriyle güzel bir modeldir. Bu da, halkı davet ettiği her şeyde öncü olmasından dolayıydı. İlahi peygamberlere, hepsinden daha fazla da İslam Peygamberine (s.a.a) uyan kişilerden biri de İslam Devrimi’nin Lideri İmam Humeyni idi. O, Allah’ın Resulü’nü (s.a.a) model alarak kendisini takipçileri nezdinde etkili bir lider haline getirmişti.</p>

<p style="text-align:justify">İmam Humeyni’nin sade yaşantısı ve maddi dünyaya ilgisizliği, delillendirme gerektirecek bir mesele değildir. Bu, onun zahit kişiliğinden kaynaklanıyordu, bu özelliği de onun dünyanın maddi yanlarına olan ilgisizliğine sebep oluyordu. O, lüks ve müreffeh bir hayat yaşayabilecek olmasına rağmen sade bir hayat yaşadı. O, bir şiar söz konusu etmeden önce onu pratik hayatında yaşıyordu. O, evsiz barksızları, saraylarda ve köşklerde yaşayanlara tercih ediyordu. Tek bir cümleyle o, bariz bir liderlik örneğiydi. Daha önce anlatılanlardan genel bir sonuca ulaşmak istediğimizde şunu söyleyebiliriz: İslam kültüründe liderlik modeli; zamanını tanıma, hedefe inanma, halkı tanıma, adalet merkezli olma, cazibe ve öncülük gibi özelliklere sahiptir.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - - - - - -</strong></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a> Meclisi, Biharu’l- Envar, c. 77, s. 213</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a> Muhammedi Reyşehri, Mizanu’l- Hikme, c.4, s. 235</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><sup><sup>[3]</sup></sup></a> Sahife-yi Nur, c. 21, s. 98</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><sup><sup>[4]</sup></sup></a> Dervişi Se Telani, Sire-yi İmam Humeyni der İdare-yi Umur-ı Kişver, s. 768</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><sup><sup>[5]</sup></sup></a> Bakara, 285</p>

<p style="text-align:justify"></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><sup><sup>[6]</sup></sup></a> İbn Hişam Tarihi, c.1, s. 283 - 284</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><sup><sup>[7]</sup></sup></a> Sahife-yi Nur, c. 16, s. 6</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><sup><sup>[8]</sup></sup></a> Age</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><sup><sup>[9]</sup></sup></a> Sahife-yi Nur, c.19, s. 239</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><sup><sup>[10]</sup></sup></a> Sahife-yi Nur, c.18, s. 251</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title=""><sup><sup>[11]</sup></sup></a> Age.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title=""><sup><sup>[12]</sup></sup></a> Muhammedi Reyşehri, Mizanu’l- Hikme, c. 9, s. 341</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title=""><sup><sup>[13]</sup></sup></a> Bkz. Meclisi; Biharu’l- Envar, c. 71, s. 354</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title=""><sup><sup>[14]</sup></sup></a> Şeyh Müfid; İhtisas, s. 312</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref15" name="_ftn15" title=""><sup><sup>[15]</sup></sup></a> Sahife-yi Nur, c. 21, S. 176</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref16" name="_ftn16" title=""><sup><sup>[16]</sup></sup></a> Age. S. 177</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref17" name="_ftn17" title=""><sup><sup>[17]</sup></sup></a> Age. C. 14, s. 31</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref18" name="_ftn18" title=""><sup><sup>[18]</sup></sup></a> Sahife-yi Nur, c. 11, s. 248</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref19" name="_ftn19" title=""><sup><sup>[19]</sup></sup></a> Hadid, 25</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref20" name="_ftn20" title=""><sup><sup>[20]</sup></sup></a> Nehcu’l- Belaga, Hikmet 437</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref21" name="_ftn21" title=""><sup><sup>[21]</sup></sup></a> Meclisi, Biharu’l- Envar, c. 78, s. 73</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref22" name="_ftn22" title=""><sup><sup>[22]</sup></sup></a> Nehcu’l- Belaga, 33. Hutbe</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref23" name="_ftn23" title=""><sup><sup>[23]</sup></sup></a> Age. 215. Hutbe</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref24" name="_ftn24" title=""><sup><sup>[24]</sup></sup></a> Age.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref25" name="_ftn25" title=""><sup><sup>[25]</sup></sup></a> Bakara, 124</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref26" name="_ftn26" title=""><sup><sup>[26]</sup></sup></a> Tusi, Siyasetname, s. 11-15</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref27" name="_ftn27" title=""><sup><sup>[27]</sup></sup></a> Maverdi, el-*Ahkamu’s- Sultaniye ve’l- Vilayat-ı Diniye, s. 6</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref28" name="_ftn28" title=""><sup><sup>[28]</sup></sup></a> Mutahhari, Bist Goftar, s. 30</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref29" name="_ftn29" title=""><sup><sup>[29]</sup></sup></a> Tahriru’l- Vesile; c.1, mesele 28</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref30" name="_ftn30" title=""><sup><sup>[30]</sup></sup></a> Müessese-yi Tanzim ve Neşr, Sahife-yi İmam, c. 3, s. 204</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref31" name="_ftn31" title=""><sup><sup>[31]</sup></sup></a> Age. S. 509</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref32" name="_ftn32" title=""><sup><sup>[32]</sup></sup></a> Age. C. 7, s. 406</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref33" name="_ftn33" title=""><sup><sup>[33]</sup></sup></a> Sahife-yi Nur, c. 7, s. 37; c. 21, s. 129 ve c. 7, s. 23</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref34" name="_ftn34" title=""><sup><sup>[34]</sup></sup></a> Age. C. 20, s. 128, 130</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref35" name="_ftn35" title=""><sup><sup>[35]</sup></sup></a> Age. C. 4, s. 176</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref36" name="_ftn36" title=""><sup><sup>[36]</sup></sup></a> Age. C. 15, s. 82</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref37" name="_ftn37" title=""><sup><sup>[37]</sup></sup></a> Sahife-yi İmam, c. 9, s. 510</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref38" name="_ftn38" title=""><sup><sup>[38]</sup></sup></a> Age. C. 19, s. 50</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref39" name="_ftn39" title=""><sup><sup>[39]</sup></sup></a> Age. C. 30, s. 128</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref40" name="_ftn40" title=""><sup><sup>[40]</sup></sup></a> Age, c. 17, s. 218</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref41" name="_ftn41" title=""><sup><sup>[41]</sup></sup></a> Sahife-yi Nur, c. 10, s. 144</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref42" name="_ftn42" title=""><sup><sup>[42]</sup></sup></a> Age. C. 17, s. 218</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref43" name="_ftn43" title=""><sup><sup>[43]</sup></sup></a> Meryem, 96</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref44" name="_ftn44" title=""><sup><sup>[44]</sup></sup></a> Meclisi, Biharu’l- Envar, c. 77, s. 166</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref45" name="_ftn45" title=""><sup><sup>[45]</sup></sup></a> Al-i İmran, 159</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref46" name="_ftn46" title=""><sup><sup>[46]</sup></sup></a> Arifi, Tabib-i Dilha, s. 372-373</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref47" name="_ftn47" title=""><sup><sup>[47]</sup></sup></a> Bkz. Age. S. 373-375</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref48" name="_ftn48" title=""><sup><sup>[48]</sup></sup></a> Mümtehine, 4</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref49" name="_ftn49" title=""><sup><sup>[49]</sup></sup></a> Ahzab, 21</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref50" name="_ftn50" title=""><sup><sup>[50]</sup></sup></a> Kuleyni, Furu-u Kâfi, c. 8, s. 130</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref51" name="_ftn51" title=""><sup><sup>[51]</sup></sup></a> Feyz, el-Muhaccetu’l- Beyza, c. 6, s. 79</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref52" name="_ftn52" title=""><sup><sup>[52]</sup></sup></a> Nehcu’l- Belaga, hutbe 160</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Düşünce | İslamî Araştırmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/islam-kulturunde-liderlik-modeli</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 18:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/04/lideriz-1.jpg" type="image/jpeg" length="43990"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hegemonyanın Çöküşü]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/hegemonyanin-cokusu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/hegemonyanin-cokusu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kevser Akademi Seminerinde "Hegemonyanın Çöküşü" Konuşuldu]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Kevser Akademi tarafından düzenlenen aylık seminerler dizisinin bu ayki konuğu araştırmacı-yazar Dr. Lütfü Özşahin oldu.<em> "Hegemonyanın Çöküşü" </em>başlığıyla gerçekleştirilen seminerde, İslam dünyasının mevcut durumu, Batı emperyalizmi ve bölgesel direniş hatları kapsamlı bir analizle değerlendirildi.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Kevser Akademi’nin aylık eğitim ve kültür seminerleri devam ediyor. Yoğun katılımla gerçekleşen program, Ehlibeyt alimlerinden Yakup Kumak’ın yüreklere dokunan Kur'an-ı Kerim tilaveti ile başladı.</p>

<p style="text-align:justify">Programın açılış konuşmasını gerçekleştiren Yusuf Tazegün, müminlerin zorlu ama bir o kadar da onurlu bir dönemden geçtiğini vurguladı. Kur'an-ı Kerim’deki zafer vaatlerine atıfta bulunan Tazegün,</p>

<p style="text-align:justify"><em>"Yenilmez denilen orduların nasıl yenildiğini, müslümanların zulme karşı nasıl birlik olduğunu bugün tüm dünya görüyor. Bu, hegemonyanın çöküşü demektir; süper güç dedikleri sadece dillerindeymiş, direniş cephesi bunu gösterdi ve biz bunu Şehit Rehberimizden öğrendik”</em> ifadeleriyle katılımcıları selamladı.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>"İsrail, İslam Dünyasındaki Çürümenin Sonucudur"</strong></p>

<p style="text-align:justify">Açılışın ardından kürsüye çıkan araştırmacı-yazar Dr. Lütfü Özşahin, İslam dünyasının mevcut krizlerini ve küresel hegemonyanın sarsılan temellerini masaya yatırdı. İsrail meselesine farklı bir perspektif sunan Özşahin, <em>"İsrail aslında bir neden değil, bir sonuçtur. İslam dünyasının dağılmasının, parçalanmasının, ilim ve teknik üretememesinin bir sonucudur. İbn Haldun’un dediği gibi; esas çürüme içeride başladığı zaman vücut dışarıdaki mikroplara dayanamaz,"</em> dedi.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>"Gerçek Teröristler Beyaz Saray’dadır"</strong></p>

<p style="text-align:justify">Batı’nın <em>"demokrasi ve insan hakları"</em> söylemlerinin birer hegemonik araçtan ibaret olduğunu belirten Özşahin, bu söylemin Gazze’de iflas ettiğini vurguladı. ABD rejimini sert sözlerle eleştiren Özşahin, <em>"Eğer dünyada bir rejim değişecekse, bu dünyayı sömüren ABD ve İsrail rejimi olmalıdır. Terörist arıyorsanız Ortadoğu’da değil, Beyaz Saray’da arayın. Harvard, Yale mezunu bu yapılar tüm insanlığa kan kusturuyor,"</em> ifadelerini kullandı.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>"Mezhepçilik, Emperyalizmin En Büyük Silahıdır"</strong></p>

<p style="text-align:justify">İslam dünyasındaki fay hatlarının küresel güçler tarafından bilinçli olarak derinleştirildiğini ifade eden Dr. Özşahin, vahdetin önemine dikkat çekerek şunları söyledi:</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Yapay Ayrışmalar:</strong> <em>"ABD'nin politikası 'kontrollü istikrarsızlaştırma'dır. Sünni-Şii, Arap-Fars, Türk-Arap karşıtlığını derinleştirerek bizi birbirimize kırdırmak istiyorlar."</em></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Hüseyni Duruş:</strong><em> "Hüseyni olmak sadece bir mezhebe ait olmak değil, zalime boyun eğmemek ve zulme kılıç çekmektir. Bugünün zalimi İsrail ve ABD emperyalizmidir."</em></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Hegemonya Çöküyor</strong></p>

<p style="text-align:justify">Batı medeniyetinin artık değer üretemediğini ve sadece askeri güçle ayakta durmaya çalıştığını belirten Özşahin, Müslüman halkların ve tüm insanlığın bu sömürü düzenine karşı ortak bir bilinçle hareket etmesi gerektiğini vurguladı.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" height="483" src="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/03/a39c1693-641d-4e9e-9f2e-abd671a455d0-3.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" height="600" src="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/03/a4aa4345-e068-4d00-88bd-16ac992260bf-2.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="649" /></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" height="600" src="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/03/6634954a-97d0-4aa9-83d1-ace9efc118e6-1.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="610" /></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" height="391" src="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/03/f068fd01-6110-4a7e-9c88-b6f1eb48baa7-4.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="https://www.youtube.com/watch?v=evpt4hyJp50" rel="nofollow">https://www.youtube.com/watch?v=evpt4hyJp50</a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Ehla-Der Haber</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/hegemonyanin-cokusu</guid>
      <pubDate>Tue, 31 Mar 2026 14:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/03/hegomanyac.jpg" type="image/jpeg" length="18665"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Mezhepçilik! Neden Şimdi?]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/mezhepcilik-neden-simdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/mezhepcilik-neden-simdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye gibi bir yerde de ‘Evet, biz İran’lı Müslümanların hareketini destekleriz, ama Ehl-i Sünnet’in şerefi zedelendi. Gelecek nesiller İran’daki olaylara bakıp ‘Hâ demek ki, Ehl-i Sünnet’te iş yok, zulme ve sömürgeciliğe karşı çıkılacaksa Şii olmak gerekir’ diyecekler ve bu da Ehl-i Sünnet aleyhine işleyecektir’ diye sinsi sinsi propagandalara başlamıştır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h5 style="text-align:right"><strong>Ali Bulaç</strong></h5>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Son iki yazım dolayısıyla bazı dostlar, <em>“Bu dönemde mezhep ve mezhepçilik konusunu gündeme getirmenin faydadan çok zarar getireceğini yazdılar.”</em> Kısmen buna iştirak ediyorum, yazmadan önce de üzerinde düşündüm. Sonuçta <em>“Şerr-i kalil, şerr-i kesire tercih olunur.”</em> fehvasınca yazmanın susmaktan daha hayırlı olduğuna karar verdim, zira <em>“mezhepçiler”</em> –Ali Şeriati’yi dahi fitnelerinin içine katmak üzere- son hız bu konuyu gündeme getirmek üzere adeta organize olmuş bulunuyorlar.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify">Bu konuyu gündeme getirenleri iki gruba ayırmıştım:</p>

<p style="text-align:justify"><strong>1.</strong> Sahip oldukları yanlış bilgiler veya mensup oldukları grubun oluşturduğu yanlış ve kasıtlı algının etkisinde olan iyi niyetli kimseler. Bunlar “gafiller”dir, haberi tahkik etmeden hüküm verdikleri için günahkardırlar. İyi niyetli kimseleri gaflete düşüren bazı tarikat ve cemaatler ile kendilerini Selefi olarak tanıtan, ama özünde postmodern Harici olan kimi gruplar, uyandırılmış hücreler misali faaliyete geçmiş bunuyorlar. Selef-i Salihin ve modern zamanlarda batı hegemonyasına meydan okuyan hakiki Selefiler, bu Amerika ve İsrail’in hizmetinde çalışan tekfirci Haricilerden beridir.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>2.</strong> İç ve dış mihrakların sofistike teknikler kullanıp piyasaya sürdüğü etkin ajanlar. Bu sayede bir kere daha İsrail’in yani MOSSAD’ın Türkiye’de, sağ muhafazakar camia ama özellikle cemaat ve tarikatlarda ne kadar etkili olduğunu teşhis etmek mümkün. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu mezhepçilik bir tehdit oluşturmaya başladı.” diye uyarıda bulunmasına rağmen, Siyonistlerin etkin ajanları aksine mezhepçi fitne ateşini daha da körüklüyorlar. İranlılar, daha Şah zamanında Sünni-Şii çatışmasına “İngiliz mersiyesi” adını vermişlerdi. Mescitlerin ateşe verilmesine kadar varan bir fitnede rol oynayan 10 halkadan 9’u “iyi niyetli”, tahrike kapılmış Şii ve Sünni gafiller iken, 10. halkada İngiltere’nin Tahran Büyükelçiliğinde çalışan “usta bir ajan” çıkmıştı. Bu konuyu yazmıştım. <em>(İngiliz mersiyesi, Zaman, 9 Nisan 2011.)</em></p>

<p style="text-align:justify">Geçenlerde fasih Arapça konuşan bir Yahudi personelin Sünni Arap kamuoyuna dönük bir videosuna rastladım. Mealen <em>“İran’ın Arapların zenginliklerine el koymak, bölgeyi Şiileştirmek üzere hareket ettiğini, bu tehdidi önlemek için Sünnilerin Şiiler ve Şia hakkında bilgi sahibi olmaları gerektiğini, bunun da yolunun İbn Teymiye, Muhammed bin Abdulvahap gibi zatların görüşlerinin yaygınlaştırılmasından geçtiğini”</em> anlatıyordu.</p>

<p style="text-align:justify">Elbette gerek İbn Teymiye gerekse Muhammed bin Abdulvahap kasıtlı olarak mezhepçilik yapmış zatlar değildir, görüş ve söylemlerinde sert bir üslup kullanmış olsalar dahi, gayeleri Müslümanları birbirine düşürmek olmadı, hele Mardin Fetvası’yla meşhur ve istilacı Moğollara karşı hem diplomatik hem askeri sahada başarılı mücadele veren İbn Teymiye –onu tanıyabildiğim kadarıyla- bugün yaşasaydı, tereddütsüz Haçlı Amerika ve Siyonist İsrail’in yanında olmaz, İran, Lübnan Hizbullah’ı, Zeydi Ensarullah, İhvan ve Hamas’ın yanında meydanlara atılırdı. Muteber Sünni alimler Ehl-i Şiayı tekfir etmemişlerdir. Sünni otoriteler “kim bir Müslüman’ı tekfir ederse, bu tekfir bumerang gibi kendisine döner” demişlerdir.</p>

<p style="text-align:justify">Elhamdulillah, Afganistan İslam Emirliği, Mısır Müslüman Kardeşler, Pakistan Cemaat-i İslam ve milyonlarca mü’min, asıl meselenin Şiilik-Sünnilik olmayıp İslam ile küfür, emperyalizm ve Siyonizm ile izzetlerini dinlerinde arayan Müslümanlar arasında cereyan ettiğini bilmektedirler. Bu mücadelede mezheplerin kıymet-i harbiyeleri yoktur. Bu mezhep vakıasını veya ihtiyacını iptal etmez; herkes gündelik pratiklerinde kendi mezhebine göre ibadetlerini yapabilir; fakat Sünni olsun Şii olsun, mezhebi din yerine ikame etmek, mezhep mülahazasıyla Müslümanlar arasında tefrika ve fitne çıkarmak, çıkmasına alet olmak haramdır.</p>

<p style="text-align:justify">Esasında fıkıh kitaplarının <em>“İbadetler”</em> bölümünü ilgilendiren meselelerin dışında sosyo-ekonomik hayat, politik ve idari sorunlar, devletler arası ilişkiler, yeni üretim biçimleri, sivil/medeni ve kamusal alanların tanzimi vb. hayli karmaşık konularda Sünni, Şii, Zeydi, Harici, İbadi sekiz hak mezhebin tamamının söyleyebileceği şey yoktur; küçücük bir topluluk dahi bir mezhebe göre yönetilemez, Müslüman bir toplumun da resmi dini ve resmi mezhebi olamaz. Bir Müslüman toplumun dini İslam’dır ama İslam resmileştirildiğinde mezhep teşekkül eder ve tek bir mezhep diğer mezhepleri dışarıda bırakacağından İslam adına otoriter ve totaliter idare teşekkül eder.</p>

<p style="text-align:justify">Her kritik dönemde küffar cephesi mezhepçi fitne ateşini yakar. Bir örnek vereyim. Bundan tam 47 sene önce yazdığım bir yazıdan alıntı yapıyorum, yazı sanki bugün kaleme alınmış gibi:</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify">“<strong>Ehl-i Sünnetin Şerefi”</strong></p>

<p style="text-align:justify">“<em>İran’da kan gövdeyi götürürken, şehitlere her saat başı yeni şehitler eklenirken emperyalizmin kurduğu tuzaklara yakalanmaktan bir türlü kendimizi kurtaramıyoruz. Düşünebiliyor musunuz, şeytanlarımızla işbirliğine giren Batılı ve Doğulu profesyonel örgütler, şimdi de İran devriminin mü’minler üzerindeki sevindirici etkisini yok edebilmek için yeni fitneler icad ediyorlar, biz de kapılıp gidiyoruz.</em></p>

<p style="text-align:justify"><em>Şii Müslümanların çok olduğu bölgelerde yılmaz anti-Ehli Sünnet’çi, Sünnilerin çok olduğu bölgede yılmaz anti-Şii’ci kesilen ve bir yerde ‘Şii diktası kurulacak, Ey Ehl-i Sünnet siz hak yoldasınız sapık Şia’ya karşı tedbiriniz alın’ derken bir başka bölgede ‘Şii’ler, Ehl-i Sünnet’le olan düşmanlığınızı unutmayın, siz Ehl-i Beyt’tensiniz, size tarih boyunca zulümler yapıldı, gün bu gündür’ diye nifak tohumlarını ekiyorlar. Türkiye gibi bir yerde de ‘Evet, biz İran’lı Müslümanların hareketini destekleriz, ama Ehl-i Sünnet’in şerefi zedelendi. Gelecek nesiller İran’daki olaylara bakıp ‘Hâ demek ki, Ehl-i Sünnet’te iş yok, zulme ve sömürgeciliğe karşı çıkılacaksa Şii olmak gerekir’ diyecekler ve bu da Ehl-i Sünnet aleyhine işleyecektir’ diye sinsi sinsi propagandalara başlamıştır.</em></p>

<p style="text-align:justify"><em>İslam’ın izzet ve şerefinin yeniden kazanıldığı İran’daki Müslümanlardan, Müslümanları soğutmanın galiba son çaresi bu kalmıştır. Sanki zulme, küfre, haksızlığa ve sömürgeciliğe karşı Ehl-i Sünnet daima boyun eğmiş, küfre rıza göstermiş -haşa- zalimlere yardımcı olmuş da yalnız bu alanda Şia iyi örnekler koymuş gibi. Müşrikler ve emperyalistler bunu der de, Ehl-i Sünnet’e mensup mü’minlerin bu sözlere kanması çok tuhaftır.</em></p>

<p style="text-align:justify"><em>Kur’an’daki açık hükümlere rağmen Yahudi ve Hristiyanlarla ittifak kurulmasına ilişkin propagandaların İslam kılıfı altında yapıldığı bir ülkede birinin çıkıp da şunları söylememesi şaşırtıcıdır: ‘Efendiler siz ne diyorsunuz? İran’daki hareketi desteklemek bizim üzerimizde bir vecibedir. Bu Şii-Sünni davası değil, iman-küfür, emperyalizm-İslam davasıdır. Müslümanlar Allah adına Amerika ve Rusya’ya bütün küfür güçlerine karşı başkaldırmışken bizim oturduğumuz yerden ‘boş verin bunlar Şii’dir’ dememiz mümkün mü? Bizim mezhep imamlarımız böyle mi yapmıştı?</em> ” <em>(Ali Bulaç, “Ehl-i Sünnetin Şerefi, Zaman, Mayıs-1979)</em></p>

<p style="text-align:justify"><em>“Tarih tekerrür eder” derler ya, ben de “insan kendini tekrar eder”</em> derim.</p>

<p style="text-align:justify">Madem 47 senedir aynı yerde patinaj yapıp duruyoruz, Müslüman dünyanın yıkıcı sarsıntı geçirdiği bu günlerde meseleyi köküne inip olanı ve ne olması gerektiğini vuzuha kavuşturmak lazım.</p>

<p style="text-align:justify">Diyeceksiniz ki, 47 sene önce aynı teraneleri tutturanlar bugün de aynı şeyi yapıyorlar, ne faydası olacak?</p>

<p style="text-align:justify">Bu konuda yüce Allah’ın tarihe müdahalesi demek olan mucizelerin peygamberler tarafından gösterilmesinde gözetilen hikmeti ve faydayı esas alıyorum. Şöyle ki:</p>

<p style="text-align:justify">Firavun’da somut ifadesini bulan hiçbir cabbar-ı anid, zorba, müstekbir, beyni taşlaşmış, hak ve hakkaniyetten uzak düşmüş, bedbaht kimseler mucizeye bakıp iman etmemişlerdir. Firavun’a biri diğerinden dehşetli 9 mucize gösterildi, Firavun ve iktidar seçkini zümre (mele’) hiç etkilenmedi, diğer sapkın kavimlerinde de müstekbirlerin mucizeler karşısındaki inatçı tutumları aynıydı. Ama yine de peygamberler mucize göstermeye devam ettiler, çünkü onların muhatap aldıkları müstekbir zümre değil, bu zümrenin etkisi altındaki halk, toplumdu. Onlar İbrahim Aleyhisselam gibi mucize ile zorbaların kitlelerin beyinleri üzerinde kurdukları blokajları yıkmak, zihinleri, akılları özgürleştirmek istiyorlardı. İbrahim’in kırdığı put önyargıydı, önyargı parçalanınca olgu (hakikat) -bir an için olsa dahi- ortaya çıkmış oldu. İbrahim’in babası dahi Ur halkı hakikat ışığına rağmen küfür bataklığında ısrar ettilerse, Sara ve Lut tarihin tevhid yürüyüşüne katılmak üzere İbrahim’le yola çıktılar.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify">Mezhep konusu sandığımızdan daha hayati derecede önemlidir. Tarihsel ve Reel İslam’da;</p>

<p style="text-align:justify"><strong>a.</strong> Müslümanlar diktatörlükler, monarşiler ve otokrat yönetimler altında yaşıyorsa,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"><strong>b.</strong> Ahlaktan kopuk bir dindarlık Müslüman dünyanın ahlakı olmuşsa, bunun kaynağında mezhep asabiyeti yatmaktadır.</p>

<p style="text-align:justify">Bu konuya devam edeceğim, inşallah!</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" height="360" src="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/03/ali-bulac-1-1-7-1024x576.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="640" /></p>

<h5 style="text-align:right"><strong><a href="https://www.mirathaber.com/mezhepcilik-neden-simdi/" rel="nofollow">https://www.mirathaber.com/mezhepcilik-neden-simdi/</a></strong></h5></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Düşünce | İslamî Araştırmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/mezhepcilik-neden-simdi</guid>
      <pubDate>Mon, 30 Mar 2026 13:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/03/mezhep014-1.jpg" type="image/jpeg" length="70277"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ümmetin Varlık Savaşı]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/ummetin-varlik-savasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/ummetin-varlik-savasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sadullah Aydın: “Bu Savaş Bir Mezhebin Değil, Ümmetin Varlık Savaşıdır”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<blockquote>
<p itemprop="description" style="text-align:justify"><strong>Batman’da yayın yapan Aksa FM’de konuşan Gazeteci Yazar Sadullah Aydın, İslam coğrafyasına yönelik saldırıların ortak bir planın parçası olduğunu belirterek, “Bugün zaman vahdet zamanıdır; ümmet ya birlikte direnecek ya da parçalanacaktır. Bu savaş bir mezhebin değil, ümmetin varlık savaşıdır,” dedi.</strong></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>“Gazze’den İran’a uzanan saldırılar tek merkezden yönetiliyor”</strong></p>

<p style="text-align:justify">Batman’ın sevilen radyo kanallarından Aksa FM’de yayınlanan ve Veysi Demir’in sunduğu “Aksa’da Gündem” programının bu haftaki konuğu Gazeteci Yazar Sadullah Aydın oldu. Programda İslam dünyasında yaşanan son gelişmeler ve bölgesel gerilimler ele alındı.</p>

<p style="text-align:justify">Programın açılışında dinleyicilere seslenen Demir, Ramazan sonrası ilk yayında gündemin en sıcak başlıklarını değerlendirdiklerini belirterek, Aydın’a söz verdi.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>“İnsanlık Yeni Bir Dönemin Eşiğinde”</strong></p>

<p style="text-align:justify">Konuşmasına besmele ile başlayan Aydın, bugün yaşananların yalnızca bölgesel değil küresel bir kırılma olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi: “Bugün sadece İslam dünyası değil, tüm insanlık yeni bir dönemin eşiğinde. Nasıl ki büyük tarihsel kırılmalar yeni çağları başlattıysa, bugün de yaşananlar yeni bir sürecin habercisidir.”</p>

<p style="text-align:justify">“<strong>Saldırıların Hedefi İslam Dünyasını Yeniden Dizayn Etmek</strong>”</p>

<p style="text-align:justify">Gazze, Lübnan, Yemen ve İran’a yönelik saldırıların tek bir amaca hizmet ettiğini vurgulayan Aydın, şu ifadeleri kullandı: “Bu saldırıların tamamının hedefi aynı: İslam dünyasını yeniden zayıflatmak, parçalamak ve kaynaklarını kontrol altına almak. Ancak direniş cephesi bu planı boşa çıkarmaktadır.”</p>

<p style="text-align:justify"><strong>“Direniş Kırılmadı, Aksine Güçlendi”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Aydın, özellikle Filistin direnişine değinerek, tüm baskılara rağmen hedefe ulaşılamadığını belirtti. Aydın, “Gazze’de büyük acılar yaşandı ama direniş kırılmadı. Aynı şekilde Lübnan’da ve diğer bölgelerde de direniş güçlenerek devam ediyor.” Dedi.</p>

<p style="text-align:justify">“<strong>İran’a Yönelik Saldırıların İki Temel Amacı Var”</strong></p>

<p style="text-align:justify">İran’a yönelik saldırıları değerlendiren Aydın, bu hamlenin iki ana hedef taşıdığını söyleyerek, “Bölgedeki direnişin en güçlü halkasını zayıflatmak ve büyük çaplı bir bölgesel planın önündeki engeli kaldırmak. Ancak beklenen olmadı. Halk geri adım atmadı, aksine daha güçlü şekilde meydanlara çıktı” dedi.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>“Ümmetin Gücü Birliktedir”</strong></p>

<p style="text-align:justify">Programın en dikkat çeken bölümünde ümmet bilinci ve birlik vurgusu öne çıktı. Aydın şu değerlendirmede bulundu: “Bu mücadele ne Şii’nin ne Sünni’nin mücadelesidir. Bu, ümmetin varlık mücadelesidir. Mezhep üzerinden fitne üretmek, doğrudan düşmanın planına hizmet etmektir.”</p>

<p style="text-align:justify">Aydın, sahadaki gerçekliğin mezhep söylemini boşa çıkardığını ifade ederek şöyle konuştu: “Bugün direniş cephesinde farklı mezheplerden Müslümanlar birlikte mücadele ediyor. Bu da gösteriyor ki mesele mezhep değil, inanç ve bağımsızlık meselesidir.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Ehla-Der Haber</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/ummetin-varlik-savasi</guid>
      <pubDate>Sat, 28 Mar 2026 22:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/03/sadullah-aydinjpg.jpg" type="image/jpeg" length="17531"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şans Oyunları ve Kumar]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/sans-oyunlari-ve-kumar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/sans-oyunlari-ve-kumar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Şans oyunları haksız kazanç olarak kabul gördüğü için İslam hukukunda haram hükümler arasında yeralmaktadır..]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Merhum İmam Humeyni'nin Bursa'da kaleme aldığı Tahriru’l-Vesile adlı eserinin Kitabu’l-Hums, 10. meselesinde şöyle bir detay vardır: <em>"Şarap yapılması için üzüm ve hurma satımı ve örneğin put veya oyun veya kumar ve vb. aleti yapılması için ağaç satımı haramdır."</em></p>

<p style="text-align:justify">Kumar aleti yapımı için dahi helal bir maddenin bir anda harama dönüşeceği sonucu çıkan bu hüküm ile birlikte 'Şans Oyunları'nın konumunu inceleyebiliriz:</p>

<p style="text-align:justify">Meşhur bir hadis-i şerif vardır; <em>"İnsan öldükten sonra şu dört şeyden sorulmadıkça ayağı kaymaz, yani sıratı geçemez. Nedir onlar? Bir ömrünü nerede bitirdin, iki gençliğini nerede eskittin, üç malını nereden kazandın; nereye harcadın, dört öğrendiğin ilimle ne amel ettin?"</em></p>

<p style="text-align:justify">Dolayısıyla Müslüman malı nereden kazandığının bilincini çok iyi taşımalı ve kazanç yollarını dinin koyduğu kurallar çerçevesinde oluşturmalıdır.</p>

<p style="text-align:justify">Eğer bir oyun kişinin alnı terlemeden, birinin para koyup bir başkasının kazandığı şekilde olursa bu kumardır. Yani kumar ne oluyor? İki veya daha fazla kişi oturuyor ve belli para koyuyorlar. Onlardan birisi kazanıyor diğerleri kaybediyor.</p>

<p style="text-align:justify">Piyango da öyledir. Piyangodan milyonlarca insan bilet alıyor, para veriyor ama diyelim ki bin kişi o parayı bölüşüyor. O para kimine az, kimine çok düşüyor. Dolayısıyla bu yollarla para kazanmak dinimizde caiz değildir, haramdır. Kur'an-ı Kerim'de zaten kumarı yasaklamıştır.</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong><em>"Sana içkiyi ve kumarı soruyorlar. De ki: Bu ikisinde insanlar için büyük zarar ve bazı faydalar vardır; zararları da faydalarından büyüktür. Sana neyi infak edeceklerini de soruyorlar. De ki: İhtiyaç fazlasını. Allah sizin için ayetlerini işte böyle açıklıyor ki düşünesiniz."</em></strong></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify"></p>

<h5 style="text-align:right"><strong>(Bakara / 219)</strong></h5>

<h5 style="text-align:justify"></h5>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Şans Oyunları İçin Sorular ve Cevaplar</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Soru: </strong>Piyango biletlerinin alım satımının ve mükellefin bu yolla kazandığı ikramiyenin hükmü nedir?</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Cevap: </strong>Piyango biletlerinin alım satımı farz ihtiyat gereği haramdır. Bu yolla ikramiye kazanan kişi, kazandığı ikramiyenin şer'an sahibi olamaz ve onu almaya hakkı yoktur.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Soru:</strong> Bazı kurum ve derneklerin yardım kampanyası adıyla halk arasında yayınlanan biletleri almanın, onlar için para ödemenin ve onların çekilişlerine katılmanın hükmü nedir?</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Cevap: </strong>Halktan bağış toplayarak hayır işlerde harcamak amacıyla bilet dağıtmanın ve bağışta bulunanları kura çekilişiyle teşvik etmenin ve bu işe yönlendirmenin şer'î bir engeli yoktur ve yine hayır işlere iştirak etmek amacıyla bu biletleri temin etmek için para ödemenin de bir sakıncası yoktur.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Soru:</strong> Birisi arabasını çekiliş-piyango ödülü yoluyla insanlara sunuyor. Şöyle ki, çekilişe katılan kişi, belli bir tarihte, belli bir fiyat üzerinden çekiliş yapılacak olan bileti satın alıyor. Halktan bir grubun katılması ve katılma süresinin dolmasıyla çekiliş yapılıyor. Çekilişte adı çıkan ödülü kazanarak oldukça pahalı olan arabayı teslim alıyor. Acaba çekiliş yoluyla bu şekilde araba satmak şer'an caiz midir?</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Cevap: </strong>Bu biletlerin alınması ve satılması ihtiyat gereği haramdır ve ödülü kazanan kişi ödülün (arabanın) sahibi olmaz. Mülkiyet için ödül sahibinin bunu satış, bağış veya sulh gibi şeriat sözleşmelerinden biri yoluyla kazanana devretmesi gerekir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Soru: </strong>Daha sonra çekiliş yoluyla toplanan paranın bir kısmı talihlilere hediye edilip, geri kalanı halkın genel menfaatine yönelik hayır işlerinde kullanılacak şekilde, halka bağış bileti satmak caiz midir?</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Cevap: </strong>Bu işi "satış" olarak adlandırmak doğru değildir. Evet, bu biletleri dağıtmanın ve halkı hayır işlere teşvik etmek için ismi kuradan çıkanlara hediye vermeyi vadetmenin sakıncası yoktur; ancak insanların bu senetleri hayır işlere katkıda bulunma niyetiyle almaları gerekir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Soru: </strong>Belli bir şirkete ait olduğu ve kârının sadece %20'sinin kadın hayır kurumlarına ödendiği düşünülürse, piyango bileti (loto) alınması caiz midir?</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Cevap:</strong> [Bu biletlerin] alım satımı farz ihtiyat gereği haramdır ve piyango talihlileri [ödül olarak] kazandıkları miktara sahip değildirler.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Şans Biletlerinin Alım Satımı</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong>– Hüküm:</strong> Şans biletleri, bazı şirketlerin belirli meblağ karşılığında sattıkları ve satın alanlar arasında kura çekerek kazananlara belirli bir meblağı vermeyi taahhüt ettikleri kâğıtlardır. Bu iş birkaç şekilde gerçekleşebilir:</p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify"><strong>1.</strong> Parayı ödeme maksadı maddi yardım ve hayır işlerde kullanma mesela medrese yapmak veya köprü yapmak için olursa ve kar ve ödülü elde etmek için olmazsa bu durumda sakıncası yoktur. Eğer kura birinin adına çıkarsa, ödül için iki durum tasavvur edilebilir.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>a) </strong>ödülü, şahsın kendi malından veya hukuken hakkı olan (biletleri satan kurum) kendi malından verirse bu durumda ödülü almak caizdir.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>b) </strong>ödülün parası satılan biletlerden olursa sahibi belli olmayan mal hükmündedir.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>2. </strong>Para vermekteki amaç kâr ve ödül elde etmek ümidiyle olursa, bu durumda muamele hiç şüphesiz haram ve batıldır. Ve eğer kura birinin adına çıkarsa ödülü almak her halükarda sakıncasız değildir. Ve sahibi olmayan mal hükmündedir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Kumar Aletleri İçin Sorular ve Cevaplar</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Soru: </strong>Eğer insanlar bahse girmeden, kumar, kazanmak, kaybetmek ve para kazanmak maksadı olmaksızın, sadece eğlence ve meşgul olmak için iskambil oynarlarsa, haram işlemiş olurlar mı? Eğlenmek için kâğıt (iskambil) oynanan yerlere gitmenin hükmü nedir?</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Cevap:</strong> Örfi olarak kumar aleti sayılan iskambil kâğıdı oynamak mutlak olarak haramdır. İnsanın kendi irade ve isteğiyle kumar veya kumar aletleri ile oynanan oyun [mekânlarına] toplantılarına katılması caiz değildir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Soru:</strong> İskambil kâğıtlarını, ortada bahis olmadan ilmî ve dinî kavramları ihtiva eden salt akıl oyunları için kullanmak caiz midir? Özel bir şekilde dizildiğinde motosiklet, araba vb. bazı şekiller oluşturulan, ama aynı zamanda yarışma ve bahislerde de kullanılabilecek olan kumar kâğıtlarıyla oynamanın hükmü nedir?</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Cevap:</strong> Örfen kumar aleti sayılan iskambil kâğıdı oynamak mutlak olarak haramdır. Ancak örfen kumar aletlerinden sayılmayan kartlarla, ortada bahis olmadan oynamanın sakıncası yoktur.<br />
Genel olarak mükellefin kumar aletlerinden olduğunu teşhis ettiği veya içinde bahis olan herhangi bir şeyle oynamak, hiçbir durumda caiz değildir.<br />
[Ama] kumar aletlerinden sayılmayan herhangi bir şeyle ortada bahis olmaksızın oynamanın sakıncası yoktur.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Soru: </strong>Ceviz, yumurta ve şer'i açıdan malî değeri olan diğer şeylerle oynamanın hükmü nedir? Acaba çocukların bu gibi şeylerle oynaması caiz midir?</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Cevap:</strong> Eğer kumar ve bahis oyunu olursa şer'an haramdır ve kazanan taraf, kazandığı ve karşı taraftan aldığı şeye sahip olmaz. Ancak oyuncular reşit değilse, şer'i açıdan yükümlü değildirler ve kazandıklarının sahibi olmasalar da herhangi bir yükümlülükleri yoktur.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Soru: </strong>Kumar aleti olmayan oyunlarda, nakit para veya diğer şeylerle bahse girmek caiz midir?</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Cevap:</strong> Kumar aletleriyle olmasa bile, oyunda bahse girmek caiz değildir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Soru: </strong>Bilgisayarda iskambil kâğıdı vb. kumar aletleriyle oynamanın hükmü nedir?</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Cevap:</strong> Eğer iki kişi arasında oynanırsa, kumar aletleriyle oynamak hükmündedir; [ama] eğer tek başına oynuyorsa, onda fesada yol açan bir durum yoksa sakıncası yoktur [aksi halde, bağımlılık, zaman israfı vb. durumlarda sakıncalıdır].</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Soru: </strong>Uno<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a> kartlarıyla oynamanın hükmü nedir?</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Cevap: </strong>Eğer örfen kumar aletlerinden sayılırsa, bahse girilmese bile onunla oynamak caiz değildir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Soru:</strong> Bazı bölgelerde kumar aleti sayılan ve bazı bölgelerde ise kumar aleti sayılmayan oyun aletleriyle oynamak caiz midir?</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Cevap:</strong> Her iki yerin örfi görüşüne de uyulmalıdır; yani eğer bu aletler iki şehirden birinde kumar aleti olarak kabul edilse ve geçmişte her iki yerde de kumar aletlerinden idiyseler, hali hazırda da onlarla oynamak haramdır.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - - - -</strong></p>

<hr size="1" width="33%" />
<h5 style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title="">[1]</a> Uno, 4 yönlü popüler bir kart oyunudur. Elindeki deste ile renk veya sayı olarak eşleşen kartlarla oynarsın. Bir zekâ oyunudur diyenler de vardır.</h5>

<h5><strong>"Helal kazanç, İslam dininin belirlediği sınırlar içinde elde edilen rızıktır. İslam dininde haksız kazanç olan; hırsızlık, gasp, tefecilik, faiz, hile, kumar ve rüşvet yasaklanmıştır. İslam inancında taraflardan birisinin kazanıp, diğerinin kaybetmesi esasına dayalı bütün şans oyunları kumar kapsamında değerlendirilip haram kılınmıştır."</strong></h5></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Fıkıh | Ahkam</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/sans-oyunlari-ve-kumar</guid>
      <pubDate>Fri, 27 Mar 2026 14:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/03/oyunlar1.jpg" type="image/jpeg" length="78865"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Evlilikte Olgunluk ve Niyetin Tekâmülü]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/evlilikte-olgunluk-ve-niyetin-tekamulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/evlilikte-olgunluk-ve-niyetin-tekamulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Allah, hakkımızda hayırdan başka bir şey istemez..]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<h5 style="text-align:right"><strong>Sena Tozluoğlu</strong></h5>

<p style="text-align:justify">​İnsan bazen durup kendine bakmalı; dışarıdan görünen hazırlıkların ötesinde, ruhunun o büyük adıma ne kadar hazır olduğunu tartmalı. Evlilik dediğimiz müessese; sadece yemek yapmak, temizlik, kişisel bakım ya da bedensel tatminden ibaret bir yapı değildir. Bunlar hayatın akışındaki rutinlerdir ancak bir yuvayı ayakta tutan asıl kolonlar bu kadar yüzeysel olamaz.</p>

<p style="text-align:justify">Hakiki manada evlilik olgunluğu; birini gerçekten ve Allah rızası için tanımaya elverişli hale gelmek, yola çıkınca pes etmeksizin o niyetin arkasında durabilme kararlılığıdır. Şayet bir insan tam bir idrak ve bilinç seviyesine ulaşmışsa, karşısındakini tanımaya yetecek o içsel gücü ve kudreti de kendinde bulabilir. Aksi halde, geçici heveslerin ve malayani niyetlerin peşindeki insanlarla karşı karşıya gelip zamanı ziyan etmekten öteye geçilemez.</p>

<p style="text-align:justify"></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">​Bu olgunluk yolculuğu, her şeyden önce aynayı kendine tutmayı ve yolda istikrarla yürümeyi gerektirir. Önemli olan, sabır ve niyaz ile fıtratı temiz tutmaya gayret etmek, ruhu o büyük buluşmaya hazırlamaktır.</p>

<p style="text-align:justify">Sosyal medyanın sunduğu o yanıltıcı pürüzlere düşmeden, niyetin temizliğine sığınmak gerekir. Niyetin varlığı yetmez; onu beslemek, büyütmek ve sarsılmayacak bir sağlamlığa ulaştırmak esastır. Bazen insan çevresindeki <em>"kendini bilmezlerin"</em> kolayca evlendiğini görüp bir siteme kapılabilir; ancak bu durum bir haksızlık değil, bir lütuftur. Allah, temiz bir dünya ve ahiret saadeti isteyen kulu için en güzelini hazırlarken, kulun da o güzelliğe layık olacak bir kıvama gelmesini bekler. Ameller niyetlere göredir ve niyetin doğruluğu, amelin de doğrulmasını beraberinde getirir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">​Şimdi odak noktasını <em>"evlilik"</em> kavramından çıkarıp, <em>"kendi yolculuğuna"</em> çevirme vaktidir. Çünkü zihin ve gönül sadece evliliğe kilitlendiğinde, imtihanlar ve sisli düşünceler insanın dünyasını daraltmaya başlar. Oysa insan; <em>"Allah’ım, senin rızan için kuracağım yuvaya hazırlık olarak bugün şu eksiğimi tamamlamaya, şu ahlakımı düzeltmeye niyet ettim"</em> diyerek kendi ruhunu beslemeye başladığında, yolun manzarası değişir. Kendi aklını, fikrini ve benliğini geliştirmeye yönelik atılan her adım, insanı yolda tutar. Ve nihayetinde, o yolda layığıyla yürüyen kişi, yolun ilerleyen safhalarında o yola yakışır bir kimseyle rızıklanacaktır.</p>

<p style="text-align:justify">Sınırlarının farkında olmak ve bu bilinçle niyetini olgunlaştırmak, en hayırlı başlangıçtır; çünkü Allah, hakkımızda hayırdan başka bir şey istemez.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/evlilikte-olgunluk-ve-niyetin-tekamulu</guid>
      <pubDate>Wed, 25 Mar 2026 18:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/03/evlilikte-1.jpg" type="image/jpeg" length="48974"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hz. Ali'nin Kûfe Mescidi Münacatı]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/hz-alinin-kufe-mescidi-munacati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/hz-alinin-kufe-mescidi-munacati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bu münacat özünde, İmam Ali'nin şahsiyetinin tevazu ve ilahi aşk yönünü yansıtır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Müminlerin Emiri Hz. Ali'nin (a.s) Kûfe Camii'ndeki münacatı, onun Allah'a olan derin bağlılığını, acziyetini ve ilahi rahmete sığınışını ifade eden,<em> “Mevlam, ey mevlam!” / “Efendim, ey Efendim!”</em> nidasıyla başlayan meşhur bir yakarıştır.</p>

<p style="text-align:justify">Bu münacatta İmam Ali, Allah'ın mutlak hâkimiyetini, kendisinin ise acizliğini vurgulayarak merhamet ve bağışlanma diler.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Bu kıymetli münacat, <em>"Sen bağışlayansın, ben günahkâr; bağışlayana günahkârdan başka kim merhamet eder?"</em> gibi tezatlıklar (galip-mağlup, yüce-düşkün) üzerinden Allah'ın sıfatlarına sığınmayı içerir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Birinci Pasaj</strong></p>

<p dir="RTL" style="text-align:justify">اللّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ الأمانَ يَوْمَ لا يَنْفَعُ مالٌ وَلا بَنُونَ إِلاّ مَنْ أَتى الله بِقَلْبٍ سَلِيمٍ</p>

<p dir="RTL" style="text-align:justify">وأَسْأَلُكَ الأمانَ يَوْمَ يَعضُّ الظَّالِمُ عَلى يَدَيْهِ يَقُولُ: يالَيْتَنِي اتَّخَذْتُ مَعَ الرَّسُولِ سَبِيلاً،</p>

<p dir="RTL" style="text-align:justify">وَأَسْأَلُكَ الاَمانَ يَوْمَ يُعْرَفُ المُجْرِمُونَ بِسِيماهُمْ فَيُؤْخَذُ بِالنَّواصِي وَالأقْدامِ</p>

<p dir="RTL" style="text-align:justify">وَأَسْأَلُكَ الاَمانَ يَوْمَ لايَجْزِي وَالِدٌ عَنْ وَلَدِهِ وَلامَوْلُودٌ هُوَ جازٍ عَنْ وَالِدِهِ شَيْئاً إِنَّ وَعْدَ الله حَقُّ،</p>

<p dir="RTL" style="text-align:justify">وَأَسْأَلُكَ الاَمانَ يَوْمَ لايَنْفَعُ الظَّالِمِينَ مَعْذِرَتُهُمْ وَلَهُمْ اللَّعْنَةُ وَلَهُمْ سُوءُ الدَّارِ</p>

<p dir="RTL" style="text-align:justify">وأَسْأَلُكَ الأمانَ يَوْمَ لا تَمْلِكُ نَفْسٌ لِنَفْسٍ شَيْئاً وَالأمْرُ يَوْمَئِذٍ للهِ،</p>

<p dir="RTL" style="text-align:justify">وَأَسْأَلُكَ الأمانَ يَوْمَ يَفِرُّ المَرءُ مِنْ أَخِيهِ وَاُمِّهِ وَأَبِيهِ وَصاحِبَتِهِ وَبَنِيهِ لِكُلِّ امْرِيٍ مِنْهُمْ يَوْمَئِذٍ شَأْنٌ يُغْنِيهِ،</p>

<p dir="RTL" style="text-align:justify">وَأَسْأَلُكَ الاَمانَ يَوْمَ يَوَدُّ المُجْرِمُ لَوْ يَفْتَدِي مِنْ عَذابِ يَوْمِئِذٍ بِبَنِيهِ وَصاحِبَتِهِ وَأَخِيهِ وَفَصِيلَتِهِ الَّتِي تُؤْوِيهِ وَمَنْ فِي الأَرْضِ جَميعاً ثُمَّ يُنْجِيهِ كَلاًّ إِنَّها لَظى نَزَّاعَةً لِلْشَّوى.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Arapça Okunuşu</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Allahumme innî es eluke’l emâne yevme lâ yenfa’u malun vela benune illa men etallahu bikalbîn selîmin</p>

<p style="text-align:justify">ve es eluke’l emâne yevme yeuzzu’z-zalimu a’la yedeyhi yekulu yâ leyteni itteğeztu me’ar-resuli sebîlen</p>

<p style="text-align:justify">ve es eluke’l emâne yevme yu’refu’l mucrimune bisiymahum feyu’ğezu binevasi ve’l ekdami</p>

<p style="text-align:justify">ve es eluke’l emâne yevme lâ yeczi vâlidun e’n veledihi vela mevludun huve cazin e’n vâlidihi şey’en inne va’dellahi hakkun</p>

<p style="text-align:justify">ve es eluke’l emâne yevme lâ yenfeu’z-zâlimine ma’ziretuhum velehumu’l la’netu velehum suu’d-dâr</p>

<p style="text-align:justify">ve es eluke’l emâne yevme lâ temliku nefsu’n linefsi’n şey’en ve’l emru yevme izin lillahi,</p>

<p style="text-align:justify">ve es elukel emâne yevme yefirru’l mer’u min eğiyhi ve ummihi ve ebiyhi ve sâhibetihi ve beniyhi likullim riyyin minhum yevme izin şe’nun yuğniyhi</p>

<p style="text-align:justify">ve es eluke’l emâne yevme yeveddu’l mucrimu lev yeftediy min azâbi yevme izin bi beniyhi ve sâhibetihi ve eğiyhi ve fesiyletihil letiy tu’viyhi ve men fil a’rzi cemiyen summe yunciyhi kelle inneha leza nezzâ’aten li’l şeva.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Tercümesi</strong></p>

<p style="text-align:justify">Allah’ım! Sadece tertemiz bir kalple Allah’ın huzuruna çıkan hariç mal ve evlatların -insana- hiçbir yararı olmadığı günde senden aman diliyorum.</p>

<p style="text-align:justify">Zalimin -hasretle- ellerini ısıracağı ve <em>“keşke ben Resulullah’a -itaat- yolunu tutsaydım”</em> diyeceği günde senden aman diliyorum.</p>

<p style="text-align:justify">Günahkârların yüzlerinden tanınacağı, saçları ve ayaklarından tutulacağı günde senden aman diliyorum.</p>

<p style="text-align:justify">Babanın oğul yerine ve evladın da baba yerine cezalandırılmayacağı günde senden aman diliyorum. Ve doğrusu Allah’ın vaadi haktır.</p>

<p style="text-align:justify">Zalimlere mazeretlerinin bir fayda sağlamayacağı, onların Allah’ın rahmetinden uzak ve kötü bir menzilde olacağı günde senden aman diliyorum.</p>

<p style="text-align:justify">Hiç kimsenin kimse üzerinde güç sahibi olamayacağı ve yetkinin yalnız Allah’a has olacağı günde senden aman diliyorum.</p>

<p style="text-align:justify">İnsanın kardeşinden, annesinden, babasından, karısından ve evlatlarından kaçacağı ve herkesi meşgul edecek bir işle uğraşacağı günde senden aman diliyorum.</p>

<p style="text-align:justify"><em>“Suçlu o günün azabından -kurtulmak için- eşini ve kardeşini, kendisini barındıran, içinde yetiştiği tüm ailesini ve yeryüzünde bulunanların hepsini vermek ister. Hayır, -hiçbir zaman bu imkânı bulamayacak-! O -cehennem ateşi-, alevlenen bir ateştir. Deriler kavurur, soyar.”</em> Bu günde senden aman diliyorum.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>İkinci Pasaj</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p dir="RTL" style="text-align:justify">مَوْلايَ يامَوْلايَ أَنْتَ المَوْلى وَأَنا العَبْدُ وَهَلْ يَرْحَمُ العَبْدُ إِلاّ المَوْلى،</p>

<p dir="RTL" style="text-align:justify">مَوْلايَ يامَوْلايَ أَنْتَ المالِكُ وَأَنا المَمْلُوكُ وهَلْ يَرْحَمُ المَمْلُوكَ إِلاّ المالِكُ،</p>

<p dir="RTL" style="text-align:justify">مَوْلايَ يامَوْلايَ أَنْتَ العَزِيزُ وَأَنا الذَّلِيلَ وَهَلْ يَرْحَمُ الذَّلِيلَ إِلاّ العَزِيزُ،</p>

<p dir="RTL" style="text-align:justify">مَوْلايَ يامَوْلايَ أَنْتَ الخالِقُ وَأَنا المَخْلُوقُ وَهَلْ يَرْحَمُ المَخْلُوقَ إِلاّ الخالِقُ،</p>

<p dir="RTL" style="text-align:justify">مَوْلايَ يامَوْلايَ أَنْتَ العَظِيمُ وَأَنا الحَقِيرُ وهَلْ يَرْحَمُ الحَقِيرُ إِلاّ العَظِيمُ،</p>

<p dir="RTL" style="text-align:justify">مَوْلايَ يامَوْلايَ أَنْتَ القَوِيُّ وَأَنا الضَّعِيفُ وَهَلْ يَرْحَمُ الضَّعِيفَ إِلاّ القَوِيُّ،</p>

<p dir="RTL" style="text-align:justify">مَوْلايَ يامَوْلايَ أَنْتَ الغَنِيُّ وَأَنا الفَقِيرُ وَهَلْ يَرْحَمُ الفَقِيرَ إِلاّ الغَنِيُّ،</p>

<p dir="RTL" style="text-align:justify">مَوْلايَ يامَوْلايَ أَنْتَ المُعْطِي وَأَنا السَّائِلُ وَهَلْ يَرْحَمُ السَّائِلُ إِلاّ المُعْطِي،</p>

<p dir="RTL" style="text-align:justify">مَوْلايَ يامَوْلايَ أَنْتَ الحَيُّ وَأَنا المَيِّتُ وَهَلْ يَرْحَمُ المَيِّتَ إِلاّ الحَيُّ،</p>

<p dir="RTL" style="text-align:justify">مَوْلايَ يامَوْلايَ أَنْتَ الباقِي وَأَنا الفانِي وَهَلْ يَرْحَمُ الفانِيَ إِلاّ الباقِي،</p>

<p dir="RTL" style="text-align:justify">مَوْلايَ يامَوْلايَ أَنْتَ الدَّائِمُ وَأَنا الزَّائِلُ وَهَلْ يَرْحَمُ الزَّائِلَ إِلاّ الدَّائِمُ،</p>

<p dir="RTL" style="text-align:justify">مَوْلايَ يامَوْلايَ أَنْتَ الرَّازِقُ وَأَنا المَرْزُوقُ وَهَلْ يَرْحَمُ المَرْزُوقَ إِلاّ الرَّازِقُ،</p>

<p dir="RTL" style="text-align:justify">مَوْلايَ يامَوْلايَ أَنْتَ الجَوادُ وَأَنا البَخِيلُ وهَلْ يَرْحَمُ البَّخِيلَ إِلاّ الجَوادُ،</p>

<p dir="RTL" style="text-align:justify">مَوْلايَ يامَوْلايَ أَنْتَ المُعافِي وَأَنا المُبْتَلى وَهَلْ يَرْحَمُ المُبْتَلى إِلاّ المُعافِي،</p>

<p dir="RTL" style="text-align:justify">مَوْلايَ يامَوْلايَ أَنْتَ الكَبِيرُ وَأَنا الصَّغِيرُ وَهَلْ يَرْحَمُ الصَّغِيرَ إِلاّ الكَبِيرُ،</p>

<p dir="RTL" style="text-align:justify">مَوْلايَ يامَوْلايَ أَنْتَ الهادِي وَأَنا الضَّالُّ وهَلْ يَرْحَمُ الضَّالَ إِلاّ الهادِي،</p>

<p dir="RTL" style="text-align:justify">مَوْلايَ يامَوْلايَ أَنْتَ الرَّحْمنُ وَأَنا المَرْحُومُ وَهَلْ يَرْحَمُ المَرْحُومَ إِلاّ الرَّحْمنُ،</p>

<p dir="RTL" style="text-align:justify">مَوْلايَ يامَوْلايَ أَنْتَ السُّلْطانُ وَأَنا المُمْتَحَنُ وَهَلْ يَرْحَمُ المُمْتَحَنَ إِلاّ السُلْطانُ،</p>

<p dir="RTL" style="text-align:justify">مَوْلايَ يامَوْلايَ أَنْتَ الدَّلِيلُ وَأَنا المُتَحَيِّرُ وَهَلْ يَرْحَمُ المُتَحَيِّرَ إِلاّ الدَّلِيلُ،</p>

<p dir="RTL" style="text-align:justify">مَوْلايَ يامَوْلايَ أَنْتَ الغَفُورُ وَأَنا المُذْنِبُ وَهَلْ يَرْحَمُ المُذْنِبَ إِلاّ الغَفُورُ،</p>

<p dir="RTL" style="text-align:justify">مَوْلايَ يامَوْلايَ أَنْتَ الغالِبُ وَأَنا المَغْلُوبُ وَهَلْ يَرْحَمُ المَغْلُوبَ إِلاّ الغالِبُ،</p>

<p dir="RTL" style="text-align:justify">مَوْلايَ يامَوْلايَ أَنْتَ الرَّبُّ وَأَنا المَرْبُوبُ وَهَلْ يَرْحَمُ المَرْبُوبَ إِلاّ الرَّبُّ،</p>

<p dir="RTL" style="text-align:justify">مَوْلايَ يامَوْلايَ أَنْتَ المُتَكَبِّرُ وَأَنا الخاشِعُ وَهَلْ يَرْحَمُ الخاشِعَ إِلاّ المُتَكَبِّرُ،</p>

<p dir="RTL" style="text-align:justify">مَوْلايَ يامَوْلايَ ارْحَمْنِي بِرَحْمَتِكَ وَارْضَ عَنِّي بِجُودِكَ وَكَرَمِكَ وَفَضْلِكَ ياذا الجُودِ وَالاِحْسانِ وَالطَّوْلِ وَالامْتِنانِ بِرَحْمَتِكَ ياأَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ .</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Arapça Okunuşu</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Mevlâye yâ mevlâye! Ente’l Mevlâ ve ene’l abdu ve hel yerhemu’l abdu illa’l Mevlâ?</p>

<p style="text-align:justify">Mevlâye yâ mevlâye! Ente’l mâliku ve ene’l memluku ve hel yerhemu’l memluke illa’l mâliku?</p>

<p style="text-align:justify">Mevlâye yâ mevlâye! Ente’l a’zizu ve ene’z-zelilu ve hel yerhemu’z-zeliyle illa’l a’zizu?</p>

<p style="text-align:justify">Mevlâye yâ mevlâye! Ente’l haligu ve ene’l mahlugu ve hel yerhemul mehluke ille’l haligu,</p>

<p style="text-align:justify">Mevlâye yâ mevlâye! Ente’l a’ziymu ve ene’l hakiyru ve hel yerhemu’l hakiyru ille’l a’ziymu,</p>

<p style="text-align:justify">Mevlâye yâ mevlâye! Ente’l kaviyyu ve ene’z-zayifu ve hel yerhemu’z-zaiyfe ille’l kaviyyu,</p>

<p style="text-align:justify">Mevlâye yâ mevlâye! Ente’l ganiyyu ve ene’l fekiyru ve hel yerhemu’l fakiyre ille’l ganiyyu,</p>

<p style="text-align:justify">Mevlâye yâ mevlâye! Ente’l mu’tiy ve ene’s-sailu ve hel yerhemu-s-sailu ille’l mu’tiy,</p>

<p style="text-align:justify">Mevlâye yâ mevlâye! Ente’l hayyu ve ene’l meyyitu ve hel yerhemu’l meyyite ille’l hayyu,</p>

<p style="text-align:justify">Mevlâye yâ mevlâye! Ente’l bakiy ve ene’l faniy ve hel yerhemu’l faniye ille’l bakiy,</p>

<p style="text-align:justify">Mevlâye yâ mevlâye! Ente’d-da’imu ve ene’z-zailu ve hel yerhemu’z-zaile ille’d-daimu,</p>

<p style="text-align:justify">Mevlâye yâ mevlâye! Ente’r-raziku ve ene’l merzuk ve hel yerhemu’l merzuke ille’r-raziku,</p>

<p style="text-align:justify">Mevlâye yâ mevlâye! Ente’l cevâdu ve ene’l beğiylu ve hel yerhemu’l beğiyle ille’l cevâdu,</p>

<p style="text-align:justify">Mevlâye yâ mevlâye! Ente’l mu’afiy ve ene’l mubteli ve hel yerhemu’l mubtela ille’l mu’afiy,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Mevlâye yâ mevlâye! Ente’l kebiyru ve ene’s-sağiyru ve hel yerhemu’s-sağiyre ille’l kebiyru,</p>

<p style="text-align:justify">Mevlâye yâ mevlâye! Ente’l hâdiy ve ene’z-zallu ve hel yerhemu’z-zalle ille’l hâdiy,</p>

<p style="text-align:justify">Mevlâye yâ mevlâye! Ente’r-rahmanu ve ene’l merhum ve hel yerhemu’l merhume ille’r-rahmanu,</p>

<p style="text-align:justify">Mevlâye yâ mevlâye! Ente’s-sultanu ve ene’l mumtehenu ve hel yerhemu’l mumtehene ille’s-sultanu,</p>

<p style="text-align:justify">Mevlâye yâ mevlâye! Ente’l gafuru ve ene’l muznibu ve hel yerhemu’l muznibe ille’l gafuru,</p>

<p style="text-align:justify">Mevlâye yâ mevlâye! Ente’l galibu ve ene’l mağlubu ve hel yerhemu’l mağlube ille’l galibu,</p>

<p style="text-align:justify">Mevlâye yâ mevlâye! Ente’r-rabbu ve ene’l merbubu ve hel yerhemu’l merbube ille’r-rabbu,</p>

<p style="text-align:justify">Mevlâye yâ mevlâye! Ente’l mutekebbiru ve ene’l haşi’u ve hel yerhemu’l haşi’e ille’l mutekebbiru,</p>

<p style="text-align:justify">Mevlâye yâ mevlâye! irhemniy bi rahmetike verze enniy bu cudike ve keremike ve fazlike ya ze’l-cudi ve’l ihsani ve’t-tevli ve’l imtinani bir rahmetike ya erhame’r-rahimine.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Tercümesi</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Mevlam, ey mevlam! Sen mevlasın ben ise bir kulum; kula mevladan başka kim merhamet eder?</p>

<p style="text-align:justify">Mevlam, ey mevlam! Sen -varlığımın- sahibisin, ben ise sahip olunan; sahip olunana sahip olandan başka kim merhamet eder?</p>

<p style="text-align:justify">Mevlam, ey mevlam! Sen azizsin, ben ise zelil; zelile azizden başka kim merhamet eder?</p>

<p style="text-align:justify">Mevlam, ey mevlam! Sen yaratansın, ben ise yaratılan; yaratılana yaratandan başka kim merhamet eder?</p>

<p style="text-align:justify">Mevlam, ey mevlam! Sen yücesin, ben ise hakir, hakire yüce olandan başka kim merhamet eder?</p>

<p style="text-align:justify">Mevlam, ey mevlam! Sen güçlüsün, ben ise zayıf; zayıfa güçlüden başka kim merhamet eder?</p>

<p style="text-align:justify">Mevlam, ey mevlam! Sen zenginsin, ben ise yoksul; yoksula zenginden başka kim merhamet eder?</p>

<p style="text-align:justify">Mevlam, ey mevlam! Sen bağışta bulunansın, ben ise sail; saile bağıştan bulunandan başka kim merhamet eder?</p>

<p style="text-align:justify">Mevlam, ey mevlam! Sen dirisin, ben ise ölü; ölüye diriden başka kim merhamet eder?</p>

<p style="text-align:justify">Mevlam, ey mevlam! Sen bâkisin, ben ise fâni; faniye bakiden başka kim merhamet eder?</p>

<p style="text-align:justify">Mevlam, ey mevlam! Sen ebedisin, ben ise geçici; geçiciye ebediden başka kim merhamet eder?</p>

<p style="text-align:justify">Mevlam, ey mevlam! Sen rızıklandıransın, ben ise rızıklanan; rızıklanana rızıklandırandan başka kim merhamet eder?</p>

<p style="text-align:justify">Mevlam, ey mevlam! Sen cömertsin, ben ise cimri; cimriye cömertten başka kim merhamet eder?</p>

<p style="text-align:justify">Mevlam, ey mevlam! Sen afiyet verensin, ben ise -derde- tutulan, derde tutulana afiyet verenden başka kim merhamet eder?</p>

<p style="text-align:justify">Mevlam, ey mevlam! Sen büyüksün, ben ise küçük; küçüğe büyükten başka kim merhamet eder?</p>

<p style="text-align:justify">Mevlam, ey mevlam! Sen hidayet edensin, ben ise sapan; sapana hidayet edenden başka kim merhamet eder?</p>

<p style="text-align:justify">Mevlam, ey mevlam! Sen rahmansın, ben ise merhamet edilecek olan; merhamet edilecek olana rahmandan başka kim merhamet eder?</p>

<p style="text-align:justify">Mevlam, ey mevlam! Sen güç sahibisin, ben ise imtihan edilen; imtihan edilene güç sahibinden başka kim merhamet eder?</p>

<p style="text-align:justify">Mevlam, ey mevlam! Sen kılavuzsun, ben ise yolunu şaşırmış; yolunu şaşırmışa kılavuzdan başka kim merhamet eder?</p>

<p style="text-align:justify">Mevlam, ey mevlam! Sen bağışlayansın, ben ise günahkâr; günahkâra bağışlayandan başka kim merhamet eder?</p>

<p style="text-align:justify">Mevlam, ey mevlam! Sen galipsin, ben ise mağlup; mağlubu galipten başka kim merhamet eder?</p>

<p style="text-align:justify">Mevlam, ey mevlam! Sen eğitensin, ben ise eğitilen; eğitilene eğitenden başka kim merhamet eder?</p>

<p style="text-align:justify">Mevlam, ey mevlam! Sen yücesin, ben ise alçak ve düşük; düşük birisine yüce olandan başka kim merhamet eder?</p>

<p style="text-align:justify">Mevlam, ey mevlam! Rahmetinin hakkı için bana merhamet eyle. Bağışının, lütfunun ve fazlının saygınlığı için benden razı ol.</p>

<p style="text-align:justify">Ey bağış, ihsan, fazl ve nimet sahibi! Rahmetinin hakkı için -duamı kabul buyur- ey merhametlilerin en merhametlisi!</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<h5 style="text-align:center"><strong>Hz. Ali'nin Kûfe Mescidi Münacatı'nı Dinle</strong></h5>

<h5 style="text-align:center"><strong><a href="https://www.youtube.com/watch?v=47SolwB9y_w" rel="nofollow">https://www.youtube.com/watch?v=47SolwB9y_w</a></strong></h5></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kur'an | Ehlibeyt</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/hz-alinin-kufe-mescidi-munacati</guid>
      <pubDate>Tue, 24 Mar 2026 17:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/03/munacat014-2.jpg" type="image/jpeg" length="74069"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İran; Alevi, Şii, Caferi Diye…]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/iran-alevi-sii-caferi-diye</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/iran-alevi-sii-caferi-diye" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Neden Emperyalist ABD ve Siyonist İsrail’in yaptıkları zulümleri göremeyecek kadar Alevî düşmanısınız?!]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<h5 style="text-align:right"><strong>Alevi Din Âlimi</strong></h5>

<h5 style="text-align:right"><strong>Ali Akın Caba</strong></h5>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">İran; Alevî, Şiî, Caferî olduğu için <em>“Biz, bu savaşta İran’ı savunmayız!”</em> diyen hocalar; Bu yazım sizleredir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Emperyalist ABD ve Siyonist İsrail, bütün güçleriyle yanlarına da diğer Batılı Haçlı ülkeleri alarak Ortadoğu’da zulmederken, yıllardır Filistin’de, Gazze’de mazlum halkı öldürüp, yerlerinden avara ederken İran, bu Siyonist Haçlılara karşı koyduğu bir zamanda bazıları ortaya çıkarak, <em>“İran, Alev</em><em>î</em><em> olduğu için biz onları savunmayız!”</em> diyen, hatta İran’ın bu savaşı kaybetmesi için dua eden bazı hocalar mantar gibi türemeye başladı.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Alevî olmak suç mu?! Alevî mi daha kötü, yoksa Emperyalist ABD ve Siyonist İsrail mi daha kötü?! Aklınızdan bu kıyaslamayı dahi geçiriyorsan, yazıklar olsun size!</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Mezhepçilik ateşi, Alevilik düşmanlığı öylesine içinizi sarmış ki, böylesi bir kıyaslamayı yapıyorsunuz.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Neden Emperyalist ABD ve Siyonist İsrail’in yaptıkları zulümleri göremeyecek kadar Alevî düşmanısınız?!</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Neden, Siyonist İsrail’in Gazze’deki bebekleri öldürmesini, göremeyecek kadar Alevî düşmanısınız?!</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Filistin, Alevî mi? Hayır, değil; ama İran, yıllardır Filistin halkına yardım etti ve yardım etmekte devam ediyor. Şuan Filistin’deki mazlum halk, İran, İsrail’i vurdukça sevinirken, bayram ederken siz neden üzülüyorsunuz; mezhepçilik ateşi bu kadar mı gözlerinizi perdeledi?!</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">İsrailli üst düzey yetkililer, İran’dan sonra sıra Türkiye’ye gelecek, derken, sizin hala <em>“İran Alev</em><em>î</em><em> olduğu için onları savunmayız”</em> demeniz, vatana ihanet değil mi?! Mezhepçilik ateşi, Türkiye’yi dahi gözden çıkartacak, ülkenize ihanet edecek kadar mı gözlerinizi perdeledi?!</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Alevilik, nedir ki bu kadar kin ve nefret duymaktasınız?!</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Alevilik, İslam dininde yani Hz. Muhammed Mustafa’nın getirdiği bu yolda, Peygamberimiz’den (s.a.a) sonra Hz. Ali’nin öncülüğünde ve rehberliğinde gitmektir. Peygamberimiz (s.a.a) şöyle buyurmuştur:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>أنَا مَدینَهُ العِلمِ وعَلِیٌّ بابُها، فَمَن أرادَ العِلمَ فَلیَأتِ البابَ</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><em>“Ben ilmin şehriyim ve Ali de onun kapısıdır; kim ilim öğrenmeyi irade ederse kapıya gelsin.”</em></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Peygamberimiz kendisini ilim şehri olarak tabir etmiştir. Hz. Peygamber (s.a.a) bütün ilimleri kendisinde barındırır. Kısacası onun ilmi, İslam dininin hepsini kapsar. Bu hadis üzerine İslam dinini öğrenmek istiyorsanız, kapıya gelin, yani Hz. Ali’ye gelin.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Alevilik, Hz. Peygamber’in bu sözü üzerine onun ilmini, yani İslam dinini Hz. Ali’den almaktadır.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Şimdi İran, Hz. Peygamberimizin bu sözü üzerine hareket ettikleri için suç mu işlemişler?! Ehl-i Beyt’in, 12 İmamların yolundan gittikleri için suçlu mu oluyorlar.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">İran, Hz. Peygamber (s.a.a) zamanında İslam düşmanı olan Yahudilerin Hayber kalesini fetheden Hz. Ali’den esinlenerek Siyonist İsrail’in başına Zülfikar füzelerini attıkları için suçlu mu oluyor?!</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Değerli kardeşlerim! Özellikle Siyonistlerin, İslam’ın kökünü kazımaya azmettiği bir zamanda bu mezhepçiliği bırakın, zaman birlik zamanıdır.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Düşünce | İslamî Araştırmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/iran-alevi-sii-caferi-diye</guid>
      <pubDate>Tue, 24 Mar 2026 16:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/03/ya-yahud-1.jpg" type="image/jpeg" length="55114"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sadaka Vermek]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/sadaka-vermek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/sadaka-vermek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sadaka verecek kişi niyetinde samimi olmalı, yalnız Allah’ın hoşnutluğunu gözetmeli, gösterişten kaçınmalı, sadakayı başa kakmamalı, sadaka alanı rencide etmemelidir..]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Sadaka</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify">Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için ihtiyaç sahiplerine yapılan gönüllü veya dinen zorunlu maddî yardımları, bu çerçevede verilen para ve eşyayı ifade eder. Kelime Türkçe’de daha çok dilencilere yapılan küçük para yardımını belirtmek üzere kullanılır. Sadaka vermeye tasadduk denilir. İnsanın doğasında bulunan yardımlaşma ve muhtaç olana yardım etme duygusu yanında dinlerin ve ahlâkî öğretilerin teşvikiyle, devlet tarafından zorunlu biçimde tahsil edilen vergilerden ayrı olarak başkalarına maddî destek sağlamak için özveride bulunma uygulamaları değişik şekiller altında gelişerek sosyal yaraların sarılmasına ve toplumsal barışın sağlanmasına önemli katkılar sağlamıştır.</p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">İmam Zeynelâbidin (as) “Hukuk Risalesi”nin bir bölümünü “sadaka hakkına” tahsis etmiştir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Bu konuda İmam Seccad (as) şöyle buyurmuştur:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong><em>“Sadakanın senin üzerinde olan hakkı şudur: Bilmelisin ki sadaka, Rabbinin katındaki azığın ve şahit gerektirmeyen emanetindir. Bunu bildiğinde, gizli verdiğin emanete, açıktan ver­diğin emanetten daha emin olacaksın ve aşikâr etmekte olduğun şeyi gizlice Allah’a emanet vermeye daha fazla liyakat kazanacaksın. Her halükârda bu iş seninle O’nun arasında bir sır olmalıdır. </em></strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong><em>(Sakın) Allah’a emanet verdiğin şeyde, kulak ve gözleri şahit tutmayasın. Allah’a emanet vermede kulak ve gözlere daha çok itimat etmeyesin ve Allah’a güvenmeyen birisi gibi davranmayasın. Daha sonra sadakada hiç kimseye minnet et­memelisin. Çünkü o senin kendin içindir (kendin için biriktirdiğin bir maldır). Onunla bir kim­seye minnet ettiğinde senin durumunun da karşı tarafın durumu gibi kötü olmayacağına güvenme. Zira minnet etmen, onu kendin için biriktirmediğine bir delildir. Eğer kendin için biriktirmiş olsaydın, (o zaman) onunla bir kimseye min­net etmez olurdun. Ve kuvvet ancak Allah’tandır.”</em></strong></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify">Sadaka, Kur’ân’da ve hadislerde önemle vurgu yapılan çok değerli İslâmî amellerden biridir. İslâm dini açısından sadaka, geniş kapsamlı bir kavramdır; insanlara malî yardımda bulunmak ve faydası insanlara dokunan bütün hayır işler <em>“sadaka”</em> kavramı dâhilindedir.</p>

<p style="text-align:justify">Yüce İslâm Peygamberi (s.a.a) bu bağlamda şöyle buyurmaktadır:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p><em>“Her Müslüman her gün sadaka vermelidir.”</em></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Soruldu: “Buna kim güç yetirebilir?”</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Peygamberimiz (s.a.a) buyurdu ki:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong><em>“Yol üstündeki zararlı maddeleri kaldırmak bile sadakadır; (soran) kimseye yolu göstermek sadakadır; hasta görüşüne gitmek sadakadır; iyiliği buyurmak sadakadır; kötülükten sakındırmak sadakadır ve selâmın cevabını vermek sadakadır.”</em></strong></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Peygamberimizin (s.a.a) buyruğunda sıralanan hususlar, sadakanın örnekleridir; düşkün ve muhtaç insanlara malî yardımda bulunmak ise, sadakanın en önemli ve belirgin örneğidir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Hemen belirtmek gerekir ki İslâm dini, dilenme konusunu ortadan kaldırmak için bir mücadele süreci başlatmış ve çalışma gücü olan kimselere dilenme ve insanlardan yardım isteme izni vermemiştir. Çalışma gücü olduğu hâlde insanlara el açıp dilenen kimseler, günah işlemekle birlikte topladıkları paralar da haram para kategorisindedir. İmam Cafer Sadık (as) şöyle buyurmaktadır:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><em>“Yüce Allah, ihtiyacı olmadığı hâlde dilencilik eden kimseyi muhtaç duruma düşürür ve yerini de cehennem ateşi kılar.”</em></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Ancak her toplumda elden-ayaktan düşmüş, güçsüz, düşkün ve muhtaç ama onurlu insanların var olduğu da inkâr edilemez bir gerçektir ki, bu insanlar ne çalışabiliyor ve ne de yaşamlarını temin edebiliyorlar. Maddî gücü uygun olan herkes, bu insanlara yardım etmeli, bunların eksikliklerini gidermeli ve yaşam çarklarını döndürmelidirler.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmaktadır:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><em>“Kendi malından fakirlere veren ve insaf üzere insanlara muamelede bulunan kimse, gerçek mümindir.”</em></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Başkalarına infak etmek, malî yardımda bulunmak ve sadaka vermek hakkında din önderlerimizden o kadar çok hadis rivayet edilmiştir ki, zaman olarak çerçevesi belli bu makalede tümüne yer vermek olanaksızdır. Ancak Kur’ân-ı Kerim’den bir ayet ve sonra da İmam Zeynelâbidin’in (a.s) buyruğunun yorumunu sunacağım.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Şanı yüce Allah, Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong><em>“Mallarını gece ve gündüz, gizli ve açık harcayanlar yok mu, onların mükâfatları Rableri katındadır ve onlara ne korku vardır, ne de mahzun olurlar onlar.”</em><a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title=""><strong>[1]</strong></a></strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">İslâm dininin infak, sadaka... bağlamındaki yüce öğretileriyle ilintili olarak araştırma yapmak isteyenler, öncelikle Kur’ân’dan ve özellikle de Bakara Suresi’nin 261 ilâ 274. ayetlerinden yararlanabilirler.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">İmam Zeynelâbidin’in (a.s) <em>“Hukuk Risalesi”</em>ndeki buyruğuna gelince, İmam (a.s) sadakanın hakkını şöyle açıklamaktadır:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><em>“Sadakanın senin üzerinde olan hakkı şudur: Bilmelisin ki sadaka, Rabbinin katındaki azığın ve şahit gerektirmeyen emanetindir.”</em></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">İmam Zeynelâbidin (a.s) buyruğunun bu diliminde, öncelikle sadakanın, malı zayi ve heder etmek olmadığına dikkat çekmekte ve Allah katında kalıcı bir azık ve emanet olduğuna ve de insanın hem bu dünyada, hem ahiret yurdunda sadakanın faydasından yararlanacağına vurgu yapmaktadır.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Şu da bir gerçektir ki, insan sadaka vermeye niyetlendiği zaman şeytan devreye girer ve bir yandan insanı yoksul duruma düşmekle korkutur, öte yandan da kötülüklere çağırır. Yüce Allah ise, başkalarına yardımda bulunan, infak ederek ve sadaka vererek muhtaç insanların yaşamına katkı sağlayan imanlı kullarını, nimetlerini artırmakla ve bağışlamakla müjdelemekte ve Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong><em>“Şeytan, sizi yoksulluğa çağırır, size kötülüğü buyurur. Allah’sa yarlıgamasına, ihsanına davet eder ve Allah’ın ihsanı boldur, her şeyi o bilir.”</em><a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title=""><strong>[2]</strong></a></strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">İmam Zeynelâbidin (a.s) buyruğunun bir diğer diliminde, sadakanın hakkının gizli yapılması olduğunu şöyle buyurur:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><em>“Bunu bildiğinde, gizli verdiğin emanete, açıktan ver­diğin emanetten daha emin olacaksın ve aşikâr etmekte olduğun şeyi gizlice Allah’a emanet etmeye daha fazla liyakat kazanacaksın.”</em></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Aslına bakılırsa İmam’ın (a.s) bu buyruğu, Kur’ân-ı Kerim’in şu ayetinden iktibas edilmiştir:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong>“Sadakalarınızı açık verirseniz ne hoş, fakat gizlice yoksullara verecek olursanız bu, size daha hayırlıdır ve bu, günahlarınızın keffareti olur. Allah ne yaparsanız, hepsinden haberdardır.”<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title=""><strong>[3]</strong></a></strong><em> </em></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Şüphesiz ki açık veya gizli olarak verilen her sadakanın yararlı ve yapıcı sonuçları vardır. İnsan alenî olarak Allah yolunda sadaka vermekle, gerçekte amelî tebliğde bulunmuş olur ve diğer insanları da iyilikte bulunmaya, yoksulları korumaya ve sosyal iyilikleri gerçekleştirmeye teşvik eder. Gizli olarak yapılan infak ve insanların gözünden uzak olarak verilen sadaka ise, bir yandan kesinlikle riya ve gösteriş tehlikesinden korunmuş olur ve öte yandan ihlâs olarak daha yüce bir seviyede olur. Sadakanın gizli olarak verilmesiyle, yardım edilen yoksulların onur, kişilik ve haysiyetleri de daha iyi korunmuş olur.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">İmam Cafer Sadık (a.s) bu bağlamda şöyle buyurmaktadır:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><em>“Övülesin diye insanların gözü önünde sadaka vermeyesin! Çünkü eğer böyle yapacak olursan, (insanlar tarafından övülmekle) mükâfatını almış olursun. Oysaki sağ elinle sadaka verdiğinde, sol elin bundan haberdar olmamalıdır. Çünkü gizli sadaka vermekle rızasını gözettiğin, alenî olarak senin mükâfatını verecektir.”</em></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">İmam Zeynelâbidin (a.s) buyruğunun bir diğer bölümünde ise bir başka noktaya dikkat çekmekte ve sadakanın minnetten uzak olması gerektiğini şöyle vurgulamaktadır:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><em>“Daha sonra sadakada hiç kimsenin başına kakmamalısın.”</em></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">İmam’ın (a.s) bu buyruğu ise şu ayetin tefsiri gibidir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong><em>“Ey inananlar, malını insanlara gösteriş için harcayan ve Allah’a, ahiret gününe inanmayan kişi gibi sadakalarınızı, başa kakmak, minnet ve eziyetle hiç verilmemiş bir hâle getirmeyin.”</em><a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title=""><strong>[4]</strong></a></strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Bu ayetten anlaşılmaktadır ki, bazı ameller, yapılan hayırlı ve iyi amelleri etkisiz hâle getirir. İslâmî literatürde buna <em>“ihbat” </em>denilmektedir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Allah Resulü (s.a.a) bir hadisinde şöyle buyurmaktadır:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><em>“Üç insan vardır ki, şanı yüce Allah onlarla konuşmaz: Minnet etmedikçe bir şey vermeyen... ”</em></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Sadaka, İslâmî öğretilerde geniş bir şekilde yer almış ve önemli değerlerden biridir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - - -</strong></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title="">[1]</a> (Bakara / 274)</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title="">[2]</a> <strong> </strong>(Bakara / 268)</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title="">[3]</a> <strong> </strong>(Bakara / 271)</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title="">[4]</a> <strong> </strong>(Bakara / 264)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/sadaka-vermek</guid>
      <pubDate>Mon, 23 Mar 2026 15:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/03/sadakaz-1.jpg" type="image/jpeg" length="28674"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ehla-Der’den Ramazan ve Nevruz Bayramı Mesajı]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/ehla-derden-ramazan-ve-nevruz-bayrami-mesaji</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/ehla-derden-ramazan-ve-nevruz-bayrami-mesaji" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ehlibeyt Âlimleri Derneği / Ehla-Der - Mart / 2026 - İstanbul]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:center"><strong>Bismillahirrahmanirrahim</strong></p>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify">Aziz Müslüman Kardeşlerimiz ve Değerli Vatandaşlarımız!</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Yüce Allah’ın kullarına bahşetmiş olduğu en büyük nimetlerden biri olan; Kur’an’ın indiği, oruç, bağışlanma ve rahmet ayı olan mübarek Ramazan ayını geride bırakmış bulunuyoruz. Şevval ayının hilalinin görülmesiyle birlikte, oruç ile nura uyanmış ve Rabbin rızasını kazanmış kullar olarak Ramazan Bayramı’na kavuşmanın mutluluğunu yaşıyoruz.</p>

<p style="text-align:justify">Aynı zamanda, doğanın uyanışını ve yeni bir başlangıcı simgeleyen Nevruz Bayramı’nı da en içten dileklerimizle kutluyoruz.</p>

<p style="text-align:justify">Ancak bu yıl, hem Ramazan Bayramı’nı hem de Nevruz’u derin bir keder ve burukluk içerisinde karşılıyoruz. Yüreğimizi yakan bu hüznün temel sebebi, İslam ümmetinin büyük rehberi ve mazlumların sarsılmaz kalesi Şehit Rehber Ayetullah Hamanei’nin şehadetidir. Bu büyük kayıp karşısında başta zamanın imamı Hz. İmam Mehdi (a.f) olmak üzere tüm Ehlibeyt dostlarına ve İslam dünyasına tesliyetlerimizi sunuyoruz.</p>

<p style="text-align:justify">Ehlibeyt Âlimleri Derneği (Ehla-Der) olarak, bu kutlu mücadelede yani siyonizmin yok edilmesi, Filistin ve Gazze’nin özgürlüğü yolunda kardeş İran halkının ve Lübnan Hizbullah’ının sonuna kadar yanlarında olduğumuzu bir kez daha ilan ediyoruz. İnanıyoruz ki; döktükleri kanda boğulacak olan zalimlerin ve emperyalist güçlerin sonu gelmiştir. Siyonistlerin ve onların destekçilerinin oluşturduğu zulüm ateşi, Müslümanların sarsılmaz iradesi karşısında elbet sönecektir.</p>

<p style="text-align:justify">Bu zulümlerden ve içimizde oluşturulmak istenen fitnelerden kurtulmanın tek yolu, aynı Allah’a, aynı Peygamber’e ve aynı Kitab’a inanan tüm Müslümanların farklılıklarını bir kenara bırakarak vahdet ve kardeşlik duygusu içinde birleşmeleridir. İslam düşmanlarının mezhep taassuplarını körükleyerek ümmeti bölme çabalarına karşı uyanık olmalı, bir uzvun acısını tüm bedenin hissetmesi gibi birbirimize kenetlenmeliyiz.</p>

<p style="text-align:justify">Bizler için en güzel ve gerçek bayram, yeryüzünü adaletle dolduracak olan İmam Mehdi’nin (a.f) zuhuru ile yaşanacaktır. Rabbimizden temennimiz, O’nun zuhurunu çabuklaştırması ve bizleri O’nun yolunda hizmet edenlerden eylemesidir.</p>

<p style="text-align:justify">Bu duygularla, ülkemizdeki tüm vatandaşlarımızın ve İslam dünyasının mübarek Ramazan ve Nevruz Bayramı’nı tebrik ediyoruz. Bayramların ülkemize, milletimize ve tüm insanlığa barış, huzur ve özgürlük getirmesini Yüce Allah’tan niyaz ederiz.</p>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlibeyt Âlimleri Derneği</strong></p>

<h5 style="text-align:center"><strong>(Ehla-Der)</strong></h5>

<h5 style="text-align:center"></h5>

<p style="text-align:center"><strong>20.03.2026</strong></p>

<h5 style="text-align:center"><strong>İstanbul</strong></h5>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Ehlader HABER</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Ehla-Der Haber</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/ehla-derden-ramazan-ve-nevruz-bayrami-mesaji</guid>
      <pubDate>Fri, 20 Mar 2026 19:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/03/nevruz-mesa1j-1.jpg" type="image/jpeg" length="80602"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Liderliğin Gölgesinde Bir Babalık: Seyyid Hasan Nasrallah]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/liderligin-golgesinde-bir-babalik-seyyid-hasan-nasrallah</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/liderligin-golgesinde-bir-babalik-seyyid-hasan-nasrallah" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Seyyid’in oğlu Muhammed Mehdi tarafından kaleme alınan ve tarafımdan çevirisi yapılan, yakında yayımlanacak olan “Babamla Anılarım” adlı eser, söz konusu gölgede kalan alanın kapılarını aralayan önemli bir kaynak niteliği taşımaktadır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<h5 style="text-align:right"><strong>Adem Köstek</strong></h5>

<h5 style="text-align:justify"></h5>

<p style="text-align:justify"><strong>Liderliğin Gölgesinde Bir Babalık: Seyyid Hasan Nasrallah’ın Aile İçi Profili</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">İnsanın hayatında bazı isimler vardır ki, zamanla yalnızca birer şahsiyet olmaktan çıkar, birer sembole ve hatta birer ekole dönüşür. Seyyid Hasan Nasrallah da bu isimlerden biridir. Onun adı, çoğu zaman direniş, liderlik, kararlılık, mustazaflara sahip çıkma ve inanç temelli bir duruş gibi kavramlarla birlikte anılır. Bu yönüyle hakkında kaleme alınan metinler, yapılan analizler ve geliştirilen söylemler büyük ölçüde onun toplumsal kimliğine, siyasi duruşuna ve bölgesel etkisine odaklanmaktadır.</p>

<p style="text-align:justify">Ne var ki, bu yoğun toplumsal görünürlük çoğu zaman başka bir alanı gölgede bırakır: insanî olanı. Liderlik anlatıları, çoğunlukla bireyin özel hayatını ya tamamen dışarıda bırakır ya da yüzeysel bir çerçevede ele alır. Oysa bir şahsiyetin düşünce dünyasını, karar alma biçimini ve hatta tarihsel rolünü anlamada, onun en mahrem ve en sade ilişkilerinin -özellikle aile içindeki konumunu- belirleyici bir rolü vardır.</p>

<p style="text-align:justify">Tam da bu noktada, Seyyid’in ailesiyle olan münasebeti yalnızca biyografik bir ayrıntı değil; aksine, onun kişiliğinin derin yönlerinin açığa çıkarabilecek bir anahtar olarak karşımıza çıkar. Zira toplumsal alanda <em>“direnişin simgesi”</em> olarak inşa edilen bir figürün, özel alanda nasıl bir baba, nasıl bir eş ve nasıl bir insan olduğu sorusu, onu daha bütüncül bir şekilde kavramayı mümkün kılar. Bu bağlamda, Seyyid’in oğlu Muhammed Mehdi tarafından kaleme alınan ve tarafımdan çevirisi yapılan, yakında yayımlanacak olan <em>“Babamla Anılarım”</em> adlı eser, söz konusu gölgede kalan alanın kapılarını aralayan önemli bir kaynak niteliği taşımaktadır. Bu bağlamda, kaleme alınan hatırat, yalnızca kişisel anıların aktarımı değil; aynı zamanda <em>“lider”</em> ile <em>“baba”</em> arasındaki mesafenin nasıl kurulduğunu ve nasıl aşıldığını gösteren kıymetli bir tanıklık olarak değerlendirilebilir.</p>

<p style="text-align:justify">Özellikle ailesel çözülmenin ve değer aşınmasının belirginleştiği çağımızda, siyasal sahada bu denli aktif bir rol üstlenmesine rağmen babalık sorumluluğunu ihmal etmemesi ve siyasal faaliyetlerini bu sorumluluğa bir mazeret olarak ileri sürmemesi, onu örnek bir baba kimliğiyle de öne çıkarmaktadır. Bu yönüyle, <em>“şehit olmanın şartı şehit olarak yaşamaktır”</em> sözü, onun yalnızca dile getirdiği bir ilke değil; bizzat hayatıyla anlam kazandırdığı bir hakikatin özlü ifadesidir.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>1. Özgürlük Temelli Babalık Anlayışı</strong></p>

<p style="text-align:justify">Hatıratın sunduğu tanıklıklar, Seyyid’in aile içindeki konumunu ve babalık üslubunu daha yakından görme imkânı sunmaktadır. Onun aile babası olarak öne çıkan en belirgin vasıflarından biri, çocuklarını tercihler noktasında özgür bırakmasıdır. Ancak bu özgürlük, başıboşluk ya da ilgisizlik anlamına gelmemekte; bilakis, onları birer birey olarak kabul eden, kendi ayakları üzerinde durabilen ve bilinçli kararlar alabilen şahsiyetler olarak yetiştirmeyi hedefleyen bir yaklaşımı yansıtmaktadır.</p>

<p style="text-align:justify">Bu yaklaşımın somut bir örneği, oğlu tarafından aktarılan şu hatırada açıkça görülmektedir.</p>

<p style="text-align:justify">“<em>Babamız, mesele farz ya da haram sınırları dışında kaldığı sürece bizi hiçbir zaman bir şeye zorlamazdı. Liseden mezun olduğumda, beni mahcup etmeden ya da üzerimde herhangi bir baskı hissettirmeden “Medrese eğitimine başlamayı nasıl karşılarsın?” diye sordu.</em></p>

<p style="text-align:justify"><em>Sorusu, doğrudan bir tekliften çok nazik bir daveti andırıyordu. Ben de tam bir rahatlıkla, beni zorlamadığından emin olarak, “Hayır” dedim ve “Üniversiteye gitmek istiyorum; fakat birkaç bölüm arasında hâlâ kararsızım.” diye ekledim. Onu tanıdığım gibi, buna da hiçbir itirazda bulunmadı.”</em></p>

<p style="text-align:justify">Bu soru, otoriter bir talimat olmaktan ziyade, bir davet ve istişare niteliği taşımaktadır. Eğitim gibi bir bireyin hayatındaki en kritik karar alanlarından birinde sergilenen bu tutum, babanın çocuğuna duyduğu güvenin ve onun şahsiyetini inşa etme konusundaki bilinçli yaklaşımının açık bir göstergesidir. Oğlunun ifadesiyle, bu teklif herhangi bir baskı içermediği için kendisi de aynı rahatlıkla farklı bir tercih ortaya koyabilmiş ve üniversite eğitimine yönelmek istediğini dile getirmiştir. Dikkat çekici olan husus, bu tercihin hiçbir itirazla karşılanmaması; aksine, anlayışla karşılanarak çocuğun kendi yolunu çizmesine imkân tanınmasıdır.</p>

<p style="text-align:justify">Bu özgürlük ortamı, yalnızca anlık bir tercih meselesi değil, uzun vadede bireyin kendi kararlarının sorumluluğunu üstlenebilmesini sağlayan bir eğitim biçimi olarak da değerlendirilebilir. Nitekim ilerleyen süreçte oğlunun yeniden medrese eğitimine yönelme kararı alması, bu yaklaşımın nasıl bir içsel olgunlaşma doğurduğunu göstermektedir. Daha da dikkat çekici olan ise, karar değişiklikleri sürecinde dahi herhangi bir baskı ya da suçluluk duygusunun söz konusu olmamasıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Sonuç olarak bu hatıra, Seyyid’in babalık anlayışının temelinde zorlayıcı bir otoriteden ziyade, rehberlik eden bir bilinç bulunduğunu ortaya koymaktadır. O, çocuklarına yön veren fakat onların yerine karar vermeyen; seçenekleri gösteren fakat tercihi onlara bırakan bir baba profili çizmektedir. Bu yönüyle ortaya koyduğu tutum, yalnızca bireysel bir aile pratiği değil, aynı zamanda sağlıklı bir ebeveyn-çocuk ilişkisinin nasıl inşa edilebileceğine dair örnek bir model olarak değerlendirilebilir.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>2. Tevazu ve Kimlik İnşası</strong></p>

<p style="text-align:justify">Seyyid’in babalık profilinde belirginleşen diğer bir önemli özelliğiyse tevazudur. Onun yaklaşımında, sahip olduğu toplumsal konumun çocukları için bir ayrıcalık alanına dönüştürülmesi söz konusu değildir. Aksine, çocuklarının “bir liderin evladı” olma bilinciyle değil, toplumun sıradan bir ferdi olarak yetişmeleri yönünde bilinçli bir tutum sergilediği görülmektedir. Bu tercih, onları babalarının makamının gölgesinde edilgen bireyler hâline getirmek yerine, kendi şahsiyetlerini inşa edebilecekleri bir zeminin hazırlanmasına imkân tanımaktadır.</p>

<p style="text-align:justify">Nitekim oğlu tarafından aktarılan bir hatıra, bu yaklaşımı çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır.</p>

<p style="text-align:justify"><em>“</em><em>Küçükken okuldan öğrenciler her gün bana gelir, saf bir heyecanla “Gerçekten Seyyid Hasan Nasrallah senin baban mı?” diye sorarlardı.</em></p>

<p style="text-align:justify"><em>Ben de basitçe “Evet” diye cevap verirdim. Bunun üzerine yüzlerinde şaşkınlık ve heyecan belirirdi. Fakat ben, babamın Seyyid Hasan olmasının neden bu kadar önemli görüldüğünü anlamazdım.</em></p>

<p style="text-align:justify"><em>Benim gözümde babam; iyi kalpli, mütevazı bir insandı. Bize sevgi ve sıcaklıkla davranır; çevresindeki Hacı Cihad’a, Hacı Nebil’e ve tüm kardeşlere de sevgi ve kardeşlikle, hatta dostça bir babalık ruhuyla muamele ederdi.</em></p>

<p style="text-align:justify"><em>Bizimle ne kendisinden söz ederdi, ne makamından, ne sorumluluklarından, ne de kahramanlıklardan ya da taşıdığı yüklerden. Zaten “Hizbullah’ın Genel Sekreteri” ifadesinin ne anlama geldiğini de o zamanlar hiç anlamazdım.</em></p>

<p style="text-align:justify"><em>Benim anladığım tek şey, insanların onu çok sevdikleriydi… Hem de sınırsız, taşkın bir sevgiyle.</em></p>

<p style="text-align:justify"><em>Zamanla büyüdüm ve babamın kim olduğunu yavaş yavaş anlamaya başladım. Ve fark ettim ki onun derin tevazusu, yüksek ahlakı ve kendini geri plana koyan kişiliği, o büyük makamın hakikatini benim gözümden adeta gizliyormuş.</em></p>

<p style="text-align:justify">Bu tutum, çocukların babalarının anlatıları içinde gölgelenmesini engelleyen önemli bir pedagojik yaklaşımı da beraberinde getirmektedir. Zira ebeveynin toplumsal konumunun sürekli vurgulanması, çocukta ya yapay bir üstünlük hissi ya da tersine bir ezilmişlik duygusu doğurabilir.</p>

<p style="text-align:justify">Bu yaklaşımın iki temel sonucu olduğu söylenebilir. İlk olarak, çocuğun baba ismi üzerinden ayrıcalık talep eden, sınırları zorlayan veya şımarık tutumlar geliştirmesinin önüne geçilmektedir. İkinci olarak ise, bireyin kendi şahsiyetini inşa etme süreci desteklenmekte; çocuk, hazır bir kimliğin taşıyıcısı olmak yerine, kendi kimliğinin kurucusu hâline gelmektedir. Bu yönüyle Seyyid’in sergilediği tevazu, yalnızca kişisel bir ahlâkî erdem değil; aynı zamanda derinlikli bir eğitim ve terbiye anlayışının da yansıması olarak değerlendirilebilir.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>3. Destekleyici Baba Figürü</strong></p>

<p style="text-align:justify">Seyyid’in baba olarak öne çıkan bir diğer özelliği ise, çocuklarının gözünde daima destekleyici bir figür olmasıdır. Seyyid’in, çocuklarının hayatî karar anlarında karşılaştıkları tereddütleri baskıyla değil, güven verici bir rehberlikle karşılamış; onların özgüvenlerini güçlendiren ve potansiyellerini ortaya çıkaran bir zemin hazırlamıştır. Onun otoritesi bir baskı unsuru değil, bilakis dayanılacak bir güven kaynağı olarak tezahür etmektedir.</p>

<p style="text-align:justify">Nitekim oğlu ile olan münasebetlerine dair aktarılan hatıralarda bu destekleyici tavır açıkça görülmektedir. Örneklik olması açısından anıyı olduğu gibi aktarmanın uygun olacağını düşünüyorum.</p>

<p style="text-align:justify"><em>“2024 yılı Şaban ayında, derin bir tefekkür anında, tebliğ dünyasına adım atmanın vaktinin gelmiş olabileceği düşüncesi zihnimde belirdi.</em></p>

<p style="text-align:justify"><em>Üniversitede okuduğum medya eğitimi ile medresede aldığım dinî ilimleri bir araya getirmenin, en azından sınırlı da olsa faydalı bir netice doğurabileceğini düşündüm. Bunu da bazı tebliğ içerikli kısa videolar kaydederek yapabilirdim.</em></p>

<p style="text-align:justify"><em>Ayrıca Allah’ın -benim bir faziletim olmaksızın- bana insanların kalplerinde etkisi olan bir isim nasip ettiğini de düşünüyordum. Çünkü ben, insanlar üzerindeki tesiri pek az kimseye nasip olmuş bir adamın oğluydum.</em></p>

<p style="text-align:justify"><em>Bu ise sadece bir onur değil… aynı zamanda bir sorumluluktu.</em></p>

<p style="text-align:justify"><em>Meseleyi uzun uzun düşündüm; muhtemel itirazları, riskleri ve gelebilecek eleştirileri değerlendirdim. Fakat zihnimde şu sorular dönüp duruyordu:</em></p>

<p style="text-align:justify"><em>Beni tebliğ nimetinden alıkoyacak gerçek sebep nedir?<br />
Allah bana verdiği imkânları kendi yolunda değerlendirmediğim için beni hesaba çektiğinde O’na ne cevap vereceğim?</em></p>

<p style="text-align:justify"><em>Sonunda meseleyi babama açmaya ve kararı ona bırakmaya karar verdim. Kendi kendime şöyle dedim:</em></p>

<p style="text-align:justify"><em>“Eğer ‘evet’ derse bu benim üzerime bir sorumluluktur ve onu taşımam gerekir. Eğer ‘hayır’ derse, o zaman bu yükten kurtulmuş olurum ve elimde bir mazeretim olur.”</em></p>

<p style="text-align:justify"><em>Fikrimi ona açtığımda bana hemen bir cevap vermedi. Önce yayımlamayı düşündüğüm videolardan bazı örnekler göndermemi istedi.</em></p>

<p style="text-align:justify"><em>Ben de farklı üsluplarda ve farklı konularda beş kısa video hazırladım. Ayrıca her ayrıntıyı neden böyle seçtiğimi açıkladığım bir not da ekledim:<br />
Konuşma tarzım, kameraya bakışım, ilim talebelerinin kıyafetini giymem gibi…</em></p>

<p style="text-align:justify"><em>Bunları inceledikten sonra daha ayrıntılı konuşmak için beni Şaban ayının 15. günü iftara davet etti.</em></p>

<p style="text-align:justify"><em>O oturumda izlediklerinden duyduğu memnuniyeti ve sevinci dile getirdi. Bana bazı sorular da sordu:<br />
“İçeriği nasıl hazırlıyorsun? Bu iş ne kadar zamanını alıyor?” gibi…</em></p>

<p style="text-align:justify"><em>Aslında güvenilir kaynaklara dayanıp dayanmadığımı ve tebliğin ilmî tahsilimi olumsuz etkileyip etkilemeyeceğini anlamak istiyordu.</em></p>

<p style="text-align:justify"><em>Sonunda bu adımı onayladı ve tebrik etti, ayrıca bana çeşitli nasihatler ve yönlendirmelerde bulundu.</em></p>

<p style="text-align:justify"><em>Onun içini daha da rahatlatmak için ben de kendime bazı sınırlar koydum. Ona “Yayımlamadan önce içerikleri havzada güvendiğim bazı hocalara göstereceğim ve onların kontrolünden geçireceğim. Eğer bunun derslerime olumsuz etki ettiğini hissedersem de hemen duracağım.” Dedim.</em></p>

<p style="text-align:justify"><em>Fakat gerçekten şaşırtıcı olan şey, onun bana verdiği sarsılmaz destek ve tebliğe devam etmem konusundaki ısrarıydı.</em></p>

<p style="text-align:justify"><em>Birçok defa ona, özellikle dinleyici kitlesi genişledikten ve bazı saygın âlimlerden “bu alana girmekte acele ettim” şeklinde eleştiriler geldikten sonra, yayın yapmayı bırakmamı isteyip istemediğini sordum.</em></p>

<p style="text-align:justify"><em>Her seferinde cevabı aynıydı:<br />
“Durma… devam et. Ben seni destekliyorum.”</em></p>

<p style="text-align:justify"><em>Bana ayrıca şunu da söyledi:<br />
“Biz hayatımız boyunca hem okuduk hem de aynı zamanda tebliğ yaptık.”</em></p>

<p style="text-align:justify"><em>Daha da şaşırtıcı olan şu oldu: 1446 yılı Muharrem ayında, tebliğ dönemine hazırlanmak havza sınavlarındaki sonuçlarımı olumsuz etkiledi. Bunun üzerine ona gidip durumu açıkça söyledim ve bu yüzden tebliği bırakacağımı ifade ettim.</em></p>

<p style="text-align:justify"><em>Fakat bana yine<br />
“Durma.” Dedi.</em></p>

<p style="text-align:justify"><em>Bunun özellikle tebliğ dönemlerinde yaşanabilecek bir durum olduğunu söyledi.</em></p>

<p style="text-align:justify"><em>Böylece o, şüpheler zihnime üşüştüğünde kalbime huzur veren, ilk destekçim oldu.”</em></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>4. Hizmet Değil Örnek Olmak</strong></p>

<p style="text-align:justify">Bu büyük şehidin babalık hayatında dikkat çeken bir diğer özellik ise, çocuklarına hizmet ettirmeyi önceleyen bir anlayışı benimsememesidir. Seyyid, günümüzde sıkça dile getirilen “sözümü dinlemiyor” türünden şikâyetlerin aksine, saygıyı baskı, talimat ve zorlamayla tesis etmemiş; bilakis kendi yaşantısıyla doğal bir saygı ortamı inşa etmiştir. Bu yönüyle onun sergilediği tutum, aile içi ilişkilerde otoritenin değil örnekliğin belirleyici olduğunu göstermektedir. Nitekim oğlunun aktardığı bir anekdot da bu yaklaşımın somut bir tezahürüdür.</p>

<p style="text-align:justify"><em>“</em><em>Babam, hizmet ettiğinizde sizi hizmet eden değil, sanki hizmet edilen sizmişsiniz gibi hissettiren o asil insanlardandı.<br />
Hayatı boyunca hiçbir zaman talepkâr olmadı, çevresindekilere yük olmaktan özellikle kaçınırdı. Çoğu zaman, başkasını yormamak için yapılması gereken bir işi kendisi yapmayı tercih ederdi.</em></p>

<p style="text-align:justify"><em>Oysa bizim ona hizmet etmeyi ne kadar sevdiğimizi, bunu ona olan saygımızın ve ona yakınlaşma isteğimizin bir parçası olarak gördüğümüzü çok iyi bilirdi. Buna rağmen bir şey istemek zorunda kaldığında, bunu her zaman en nazik ifadelerle dile getirirdi.</em></p>

<p style="text-align:justify"><em>Asla “Bana bir bardak su getir” demezdi.<br />
Onun yerine yumuşak bir sesle,<br />
“Acaba bir bardak su var mı?” diye sorardı.</em></p>

<p style="text-align:justify"><em>Yapılan her hizmeti mutlaka teşekkür ve bir tebessümle karşılardı.<br />
Hatta ona sık sık hizmet eden kardeşler, onun güzel ahlâkı, tevazusu ve hoş muamelesi karşısında çoğu zaman mahcup olduklarını hissederlerdi.”</em></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Sonuç olarak, Seyyid Hasan Nasrallah’ın babalık anlayışı; özgürlük, tevazu, destek ve örneklik üzerine inşa edilmiş bütüncül bir yaklaşım olarak karşımıza çıkmaktadır. Onun sergilediği bu tutum, yalnızca bireysel bir aile pratiği değil; aynı zamanda sağlıklı, bilinçli ve şahsiyet inşa eden bir ebeveynlik modelinin mümkün olduğunu gösteren güçlü bir örnektir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Düşünce | İslamî Araştırmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/liderligin-golgesinde-bir-babalik-seyyid-hasan-nasrallah</guid>
      <pubDate>Thu, 19 Mar 2026 23:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/03/nasrallah-aile1.jpg" type="image/jpeg" length="38119"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ehlader'den Ramazan Bayramı Açıklaması]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/ehladerden-ramazan-bayrami-aciklamasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/ehladerden-ramazan-bayrami-aciklamasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ehlibeyt Alimleri Derneği / Ehla-Der - Mart / 2026 - İstanbul]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>Bismillahirrahmanirrahim</strong></p>

<p style="text-align:justify">Değerli müminler!</p>

<p style="text-align:justify"><br />
Allah'ın selamı, rahmet ve berekatı hepinizin üzerinize olsun.</p>

<p style="text-align:justify"><br />
Ramazan-ı Şerif'niz bütün amelleriyle birlikte Hakk'ın dergahında en güzel şekilde kabul olsun inşaallah.</p>

<p style="text-align:justify"><br />
Hepinizin bildiği gibi İster Ramazan'a başlama, ister bayram olduğuna emin olabilmek için bir takım şer'î ve fıkhî kurallar vardır. O kuralların başında hilalin gözükmesi şartı vardır. Bu kurallar uyarınca mesela bu yıl ramazana ülkemiz ve civar ülkelerin bir çoğu aynı günde başladı.</p>

<p style="text-align:justify"><br />
Ama bayram konusunda yine aynı kurallar gereğince hilalin ister çıplak gözle (Ayetullah el-Uzma Sistanî’ye göre) ister gözlem cihazlarlarıyla (Şehit İmam Hamaneî’ye göre) gözükmesi ispat olmadığı için, bize göre <em>yarın 20/03/2026 Cuma günü ramazan ayının son günü ve cumartesi bayram olacaktır.</em></p>

<p style="text-align:justify"><br />
Bütün müminlerin amelleri kabul, bayramları mübarek olsun.</p>

<p style="text-align:justify"><br />
Yüce Rabbimiz dünyadaki mazlumların zalimlere ve siyonistlere zaferiyle gerçek bayramlar yaşamayı cümlemize nasip buyursun. Amin!</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlibeyt Alimleri Derneği</strong></p>

<p style="text-align:center">(Ehla-Der)</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:center"><strong>19.03.2026</strong></p>

<p style="text-align:center">İstanbul</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Ehlader HABER</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Ehla-Der Haber</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/ehladerden-ramazan-bayrami-aciklamasi</guid>
      <pubDate>Thu, 19 Mar 2026 20:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/03/bayram21.jpg" type="image/jpeg" length="36979"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hilal Gözlem Komitesi'nden Ramazan Bayramı Açıklaması]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/hilal-gozlem-komitesinden-ramazan-bayrami-aciklamasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/hilal-gozlem-komitesinden-ramazan-bayrami-aciklamasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ayetullah el-Uzma Seyyid Ali Hüseynî Hamaneî - Mart / 2026 - Tahran / İran İslam Cumhuriyeti]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:center"><strong>Bismillahirrahmanirrahim</strong></p>

<p style="text-align:justify">İran Dini Liderliği Ofisi Hilal Gözlem Komitesi: Şevval ayının hilali bugün (Perşembe) gün batımında görülmemiştir.</p>

<p style="text-align:justify">Bu nedenle yarın (Cuma), mübarek Ramazan ayının otuzuncu günüdür.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">1447 Hicri Kameri Yılı Şevval Ayı Hilalî Gözlem (İstihlal) Sonucu:</p>

<p style="text-align:justify"><br />
🔸 Buna göre, tüm büyük taklit mercilerinin fıkhî temellerine göre <strong>Şevval ayının ilk günü 21 Mart 2026 Cumartesi</strong> olacaktır.</p>

<p style="text-align:justify"><br />
⭕ Ancak Kuzey Afrika'da ve kuzeybatıda (Çad, Nijerya ve bunların batısında yer alan ülkelerde), ayrıca Avrupa ve Amerika kıtalarında hilalin optik aletlerle görüldüğü kesinleşmiştir.</p>

<p style="text-align:justify"><br />
🔸 Buna göre, bu ülkeler için <strong>Şevval ayının ilk günü 20 Mart 2026 Cuma</strong> olacaktır.</p>

<p style="text-align:justify"><br />
📌 Şehit İmam Ayetullah el-Uzma Seyyid Ali Hüseynî Hamaneî'yi (k.s.) taklit edenlere gelince; hilal meselesinde onun taklidinde kalmaları caizdir.</p>

<p style="text-align:justify"></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"><strong>Ehlader HABER</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Ehla-Der Haber</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/hilal-gozlem-komitesinden-ramazan-bayrami-aciklamasi</guid>
      <pubDate>Thu, 19 Mar 2026 20:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/03/hamaneyi-1.jpg" type="image/jpeg" length="85383"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ayetullah Sistanî: "Ramazan Bayramı Cumartesi Günüdür"]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/ayetullah-sistani-ramazan-bayrami-cumartesi-gunudur</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/ayetullah-sistani-ramazan-bayrami-cumartesi-gunudur" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ayetullah Seyyid Ali Hüseynî Sistanî - Mart / 2026 - Necef / Irak]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Ayetullah Seyyid Ali Hüseynî Sistanî, <em>21.03.2026 Cumartesi gününü Ramazan Bayramı </em>olarak ilan etmiştir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Şafakna'nın haberine göre, Necef-i Eşref'teki Büyük Ayetullah Sistanî'nin ofisi, Cuma gününün mübarek Ramazan ayının tamamlayıcısı (son günü) olduğunu; Cumartesi gününün ise Miladi 21 Mart 2026 tarihine denk gelerek 1447 Hicrî Kamerî yılı Şevval ayının ilk günü ve Ramazan (Fıtır) Bayramı olacağını duyurdu.</p>

<p style="text-align:justify"><br />
Müminlerden bizleri hayır dualarında unutmamaları rica olunur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Ehlader HABER</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Ehla-Der Haber</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/ayetullah-sistani-ramazan-bayrami-cumartesi-gunudur</guid>
      <pubDate>Thu, 19 Mar 2026 20:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/03/sistani-bayram-1.jpg" type="image/jpeg" length="49923"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Özgür Kudüs ve Kudüs Şehitleri Şiir Gecesi]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/ozgur-kudus-ve-kudus-sehitleri-siir-gecesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/ozgur-kudus-ve-kudus-sehitleri-siir-gecesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kudüs ve Direniş için okunan mısralar gönüllere dokundu]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p></p>

<p><strong>Özgür Kudüs ve Kudüs Şehitleri Şiir Gecesi'nden kareler..</strong></p>

<p></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" height="800" src="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/03/photo-5891248667191086372-y.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="533" /></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" height="800" src="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/03/photo-5891248667191086373-y.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="533" /></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" height="533" src="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/03/photo-5891248667191086374-y.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" height="533" src="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/03/photo-5891248667191086375-y.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" height="533" src="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/03/photo-5891248667191086376-y.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" height="533" src="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/03/photo-5891248667191086377-y.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" height="533" src="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/03/photo-5891248667191086379-y.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" height="533" src="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/03/photo-5891248667191086380-y.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" height="533" src="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/03/photo-5891248667191086381-y.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<p></p>

<p><strong>Ehlader HABER</strong></p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Ehla-Der Haber</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/ozgur-kudus-ve-kudus-sehitleri-siir-gecesi</guid>
      <pubDate>Thu, 19 Mar 2026 01:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/03/qods1-1.jpg" type="image/jpeg" length="13264"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Çanakkale Boğaz'ından Hürmüz Boğazı'na]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/canakkale-bogazindan-hurmuz-bogazina</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/canakkale-bogazindan-hurmuz-bogazina" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çanakkale Boğazından Hürmüz Boğazına: 111 yıl arayla mayın ve namlu kardeşliğinden, SİHA ve füze kardeşliğine]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:right"><strong>Cem Gürdeniz</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>18 Mart Felaketi</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">18 Mart 1915 sabahı müttefik donanması 18 büyük gemi ile acımasız bir saldırı başlattı. Ancak öğleden sonra her şey bir anda değişti. Fransız muharebe gemisi Bouvet Nusret’in mayınlarına çarparak dakikalar içinde battı. Ardından sırasıyla HMS Irresistable ve HMS Ocean muharebe gemileri mayına çarparak battılar. Ayrıca 3 savaş gemisi de ağı hasar aldı. Amiral De Robeck 18 Mart akşamüzeri utanç içinde geri çekilme emri verdi. 18 mağrur savaş gemisi ile girdikleri boğazdan ancak 12 gemi ile Limni/Mondros Limanına dönebildiler. Gelibolu Kampanyasının mimarı Churchill’in Bahriye Bakanı olduğu liberal Asquith hükümeti 18 Mart yenilgisinden 2 ay sonra 25 Mayıs 1915’ de istifa etmek ve muhafazakâr parti ile koalisyona mecbur kaldı. Çanakkale denizden geçilemeyince karadan bir istilaya karar verildi ve bu macera da hezimetle sonuçlandı. 25 Nisan 1915 ve 6 Ocak 1916 arasındaki 9 ayda Gelibolu yarımadasındaki kara harekâtında 29 bin İngiliz ve İrlandalı ile 11 bin Avustralyalı ve Yeni Zelandalı asker dâhil yaklaşık 58 bin Commonwealth askeri hayatını kaybetti. Bu felaket de Asquith liderliğindeki hükümetin düşmesine neden oldu ve Lloyd George Başbakanlığında muhafazakârlar iktidara geldi. Churchill, tabur komutanı olarak Yarbay rütbesinde orduya geri dönmüştü. Ama en kötüsü İngiliz maliyesinin durumuydu. Amerikan bankerlerine olağanüstü boyutlarda borçlanmışlardı. Güneşin batmadığı imparatorluk neredeyse askerlerin maaşlarını ödeyemeyecek duruma gelmişti. İrlanda iç savaşının da etkisiyle Gelibolu felaketinden sonraki dönemde sterlin %67 değer kaybetmişti. Neticede Çanakkale’de yaşanan bu yenilgi savaşın gidişatını değiştirdi. Rusya’ya yardım ulaştırılamadı, Rusya’da sonuçları bugüne kadar devam edecek komünist devrim oldu. Savaştan ayrılan Rusya yerine 1917’de ABD savaşa girdi. Churchill savaştan 15 yıl sonra büyük bozgunu Nusret’in 26 mayınına bağlayan şu demeci bir Fransız Dergisine vermişti (la Revue de Paris 1 Ağustos 1930):</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong><em>“...Nusret gemisinin gizlice dök­tüğü bu 20 demir kap, harbin devamı ve dünyanın geleceği bakımından, di­ğer bütün gayretlerden daha mükemmel ve daha kesin sonuçlu hedeflere varmak içindi. Bu engel, İngilizler tarafından başarı ile başlanmış olan Çanakkale harekâtını durduran bir takım psikolojik karışıklıklar doğur­du. Yalnız başına bu engeldir ki, Çanakkale’nin geçilmesini önledi ve gene bu engeldir ki, Türkiye’yi bir bozgundan kurtardı ve harbi uzattı. Bu yüzden, mağluplar kadar muzaffer Avrupa da sarsıldı. Kemiklerini Fran­sa, Belçika, Polonya, Galiçya, Balkanlar, Filistin, Suriye ve Kuzey İtalya topraklarının örttüğü 6-7 milyon insan, düşmanlarının kurşun ve gülleleriyle değil, 18 Mart sabahı Çanakkale’nin kuvvetli akıntısı altında, ağır­lıklarına bağlı bulundukları tel halatları üzerinde gerili duran 20 demir kap yüzünden yok olup gitti.”</em></strong></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Çanakkale ve Hürmüz Benzerliği</strong></p>

<p style="text-align:justify">1915’te Çanakkale’de İngiltere ve Fransa’nın temsil ettiği emperyal deniz gücü ne ise, bugün İran cephesinde ABD ve İsrail’in temsil ettiği askeri-teknolojik üstünlüğe bağlı emperyal güç de odur. Aradan 111 yıl geçmiş olabilir; platformlar, sensörler, tahrip gücü ve menziller değişmiş olabilir. Ancak özde değişmeyen bir gerçek vardır. Emperyal güç, kendi kaba kuvvet üstünlüğüne güvenerek dar bir coğrafyaya girip iradesini dayatmak ister. Savunmadaki devlet ise açık denizde rakibini yenemeyeceğini bilir, bunun yerine geçitleri, boğazları, yaklaşma istikametlerini, limanları, ikmal noktalarını ve psikolojik eşiği hedef alır. Çanakkale’de bunun adı mayın ve kıyı topçusuydu. Bugün İran’ın uyguladığı modelde bunun adı SİHA ve balistik füzedir.</p>

<p style="text-align:justify">Çanakkale’de Osmanlı donanması güçlü değildi; fakat boğazın coğrafyasını, akıntısını, mayın hatlarını ve kıyı ateşini bir savunma mimarisi içinde birleştirmeyi başardı. Müttefik donanmasının üstün tonajı, üstün zırhı ve üstün namlu sayısı, dar coğrafyada bu savunma düzeni karşısında anlamını yitirdi. Bugün de İran, ABD donanmasıyla açık deniz muharebesine girişerek sonuç alamayacağını bilmektedir. Zaten savaşın ilk 5 gününde denizaltılar hariç donamasına ait 40 parça suüstü gemisi batırıldı. Bu nedenle klasik deniz kontrolüne değil, erişimi engelleme ve alan yasaklama doktrinine göre hareket etmektedir. İran’ın hedefi Amerikan donanmasını topyekûn imha etmek değildir. Hedef, Körfez’i ve Hürmüz Boğazı yaklaşma sularını güvenli bir harekât alanı olmaktan çıkarmaktır. Birkaç başarılı vuruş, birkaç hasarlı üs, birkaç vurulan tanker, birkaç kapanan enerji tesisi bile bu amaç için yeterli olmuştur.</p>

<p style="text-align:justify">Buradaki en dikkat çekici benzerlik, saldıran tarafın gücünün, savunan tarafın ise coğrafyasının ve sabrının belirleyici hale gelmesidir. Çanakkale’de İngiliz ve Fransızlar boğazı bir “ateş gücü problemi” gibi gördüler. Yeterince ateş ederlerse tabyaları susturacaklarını, mayınları temizleyeceklerini ve İstanbul önlerine ulaşacaklarını düşündüler. Bugün ABD ve İsrail de İran cephesini önemli ölçüde hava gücü kullanılarak bir <em>“hedef imha problemi”</em> gibi görüyor. Füze depolarını, lançerleri, deniz unsurlarını, radarları, üsleri ve enerji altyapısını vurdukça İran’ın direncinin çökeceğini varsayıyorlar. Oysa burada amaç düşmanın harekât serbestisini ve güven duygusunu parçalamaktır. İran tam da bunu yapıyor. İran, Körfez enerji merkezlerine, ABD üslerine ve bölgesel lojistik düğümlere füze ve drone baskısını sürdürerek savaşı yıpratma modeline çevirmeye çalışıyor. Bugün Basra Körfezinde 3000’e yakın gemi beklemektedir. Hürmüz’de trafiği kısıtlayan, tankerleri beklemeye zorlayan ve enerji piyasasını sarsan asıl enerji İran’ın alan yasaklama silahlarının yani SİHA ve Balistik/Hipersonik füze tehdididir. Buna yakın zamanda İran mayın döktüğü takdirde mayınları ve denizaltıları da ekleyebiliriz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Bir diğer büyük benzerlik ağırlık merkezi seçiminde görülüyor. Çanakkale’de Osmanlı savunmasının hedefi, etkin bir donanması olmadığı için düşman filosunu açık denizde arayıp yok etmek değildi. Hedef, boğazdan geçmeye çalışan filoyu dar alanda, manevra kabiliyeti kısıtlanmış halde cezalandırmaktı. Bugün İran da ABD’nin küresel deniz gücüyle Hint Okyanusu’nda veya Pasifik’te hesaplaşmıyor. İran, savaşı kendi kıyılarına, boğazlara, enerji terminallerine, Körfez üslerine ve lojistik damarlarına yansıtıyor. Böylece ABD’nin küresel üstünlüğünü yerel kırılganlığa dönüştürüyor.</p>

<p style="text-align:justify">Çanakkale’de müttefiklerin en zayıf halkalarından biri mayın tarama faaliyetlerinin sürdürülememesi, savunmanın beklenenden pahalı hale gelmesi ve harekât temposunun düşmesiydi. Bugün ise ABD ve müttefikleri için benzer sorun hava savunma füzeleri, gemi konuşlandırma, üs güvenliği ve mühimmat ikmali ihtiyacında görülüyor. Füze stokları üzerindeki baskı ve Körfez’de konuşlu unsurların korunmasının maliyeti her geçen gün artıyor. Öyle ki Güney Kore’deki Patriot ve THAAD bataryaları Körfeze çekiliyor. A2/AD doktrininin özü de zaten budur. Saldıran tarafı bir anda yenmek değil, onu pahalı, yıpratıcı ve siyasi olarak tartışmalı bir denkleme hapsetmek</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Riski Ölçüsüz Şekilde Artırmak</strong></p>

<p style="text-align:justify">111 yıl önce 18 Mart yenilgisi ile mağrur İngiltere boğazın denizden zorlanarak geçilemeyeceğini anladı. O neden 25 Nisan’da karadan işgal harekâtı başladı. Benzer şekilde teknik olarak ABD Donanmasının Körfez’e girme kabiliyeti ortadan kalkmış değildir. Bugün de ABD büyük can kayıplarını göze alarak karadan işgal harekâtını başlatabilir. Ancak boğazın İran tarafının aşırı engebeli ve dağlık olması bu harekâtı ABD için çok yüksek riskli bir harekât alanına dönüştürmektedir. Bırakalım kara harekâtını Trump’ın içerdeki ticaret gemilerine donanmamız refakat edecek deklarasyonuna rağmen Amerikalı Amiraller bu görevin yapılamayacağını ifade etmişlerdir. Daha da öte ABD deniz ve ticaret otoriteleri ABD bağlantılı ticaret gemilerine Amerikan donanma gemilerinden belirli mesafe açıkta seyretme tavsiyesi vermiştir. Yani sorun donanma içeriye <em>“girebilir mi, giremez mi”</em> değildir. Girdiğinde bunu güvenle, sürdürülebilir biçimde ve maliyetleri yöneterek sürdürebilir mi? İran’ın stratejisi tam burada 111 yıl önce Çanakkale’de yaşananlara benzer sonuç üretmektedir.</p>

<p style="text-align:justify">Çanakkale’de mayınlar tek başına yeterli değildi; onları etkili kılan kıyı topçusunun mayın taramayı engellemesiydi. Başka bir deyişle mesele silahların toplamı değil, müşterek etkisiydi. Bugün İran’ın da asıl başarısı tek bir sistemde değil, sistemler arasındaki kardeşliktedir. SİHA’lar gözetleme, taciz, doygunluk yaratma ve savunma yorma işlevi görürken, balistik füzeler yüksek sürat ve ağır tahrip ile etki yaratıyor.</p>

<p style="text-align:justify">Bu yüzden İran’ın uyguladığı modeli, klasik anlamda yalnızca <em>“misilleme”</em> olarak görmek eksik olur. Burada daha sistematik bir stratejik akıl vardır.</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong><em>İran, tıpkı Osmanlı’nın Çanakkale’de yaptığı gibi, güçlü rakibini kendi üstün olduğu alana değil, zayıf olduğu eşiğe çağırmaktadır. O eşik bugün Hürmüz’dür, Körfez üsleridir, enerji ihracat hatlarıdır, tanker sigortalarıdır, liman giriş-çıkışlarıdır, hava savunma stoklarıdır.</em></strong></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Savunmanın başarısı burada, doğrudan zaferden çok caydırıcı maliyet üretmesinde yatmaktadır. Çanakkale’de amaç Kraliyet Donanmasını yok etmek değildi; boğazı geçirtmemekti. İran’ın amacı da ABD donanmasını yok etmek değil; Körfez’i güvenli bir Amerikan gölü olmaktan çıkarmaktır. Mevcut tablo bunun önemli ölçüde başarıldığını gösteriyor. Hürmüz trafiğinin aksaması, yüzlerce geminin beklemesi, enerji altyapısına yönelik saldırılar ve bölgesel üslerdeki hasar bunun işaretleridir.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Sonuç</strong></p>

<p style="text-align:justify">18 Mart 1915 Çanakkale deniz zaferimiz Erişimi Engelleme/Alan Yasaklama (A2/AD) doktrininin en güçlü örneklerinden biridir. Zayıf bir devlet doğru savunma sistemi ile dünyanın en güçlü donanmasını durdurabilmiştir. Emperyalizmin en büyük zafiyeti yalnızca kibri değil, teknolojik üstünlüğünü stratejik üstünlük sanmasıdır. 18 Mart 1915’te bu yanılgı, mayın ve namlu kardeşliği karşısında çöktü. 2026 Körfez savaşında ise aynı yanılgı, SİHA ve balistik füze kardeşliği karşısında yeniden sınanıyor. Dün saldırgan İngiliz Fransız ortak donanması Çanakkale’de boğazı geçemedi. Bugün de Basra Körfezi, uçak gemileri ve kruvazör ve muhripler için mutlak emniyetli bir iç deniz olmaktan çıkmıştır. Tarih bize bir kez daha şunu hatırlatıyor. Dar coğrafyada, kararlı savunma altında ve müşterek ateş düzeni karşısında kaba güç her zaman belirleyici olmaz. Bazen tarihi değiştiren şey, en büyük donanmanın büyüklüğü değil; doğru yerde, doğru zamanda kurulmuş savunma mimarisidir. Trump son olarak körfeze Japonya’da konuşlu 2500 deniz piyade taşıyan 31. Deniz Sefer Görev Grubunu gönderme kararı aldı. Tarih 111 yıl ara ile tekerrür ederse ve bu gelen güç Boğaz civarına çıkarılırsa deniz piyadelerin büyük çoğunluğunun imha olabileceğini şimdiden söyleyebiliriz. ABD’li askeri planlamacılara Birinci Dünya Savaşında Bahriye Bakanı olan Churchill’in hatıratını okumalarını öneririz. (6 Ciltlik ‘‘World in Crisis’’)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Ehla-Der Haber</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/canakkale-bogazindan-hurmuz-bogazina</guid>
      <pubDate>Thu, 19 Mar 2026 00:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/03/canakkale-1.jpg" type="image/jpeg" length="60030"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Nehcü’l-Belağa Dersleri]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/nehcul-belaga-dersleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/video/nehcul-belaga-dersleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ehla-Der Genel Başkanı Kadir Akaras ile Nehcü’l-Belağa Dersleri]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">📚 Nehcü’l-Belâğa Dersleri</p>

<p style="text-align:justify">🎙 Üstad Kadir Akaras</p>

<p style="text-align:justify">🔢 1. Ders: Nehcü’l-Belâğa ile Tanışma</p>

<p style="text-align:justify">Konu ve Amaç • Ders, Nehcü’l-Belâğa’yı tanıma ve onu okuma/yaşama yöntemi üzerine bir giriş sunar.</p>

<p style="text-align:justify">Çalışma, Şehid Murtazâ Mutahharî’nin Nehcü’l-Belâğa üzerine kitabını ve serbest okumayı birlikte önerir.</p>

<p style="text-align:justify">Temel Kavramlar</p>

<p style="text-align:justify">• Belâgat: Maksadı en doğru kelime ve cümlelerle ifade etme.</p>

<p style="text-align:justify">• Fesâhat: İfadenin açık ve anlaşılır oluşu. “Nehc” ve Kitabın Adı</p>

<p style="text-align:justify">• Nehc = yol, yöntem → Nehcü’l-Belâğa: “Belâgatın yolu/yordamı.” Derleyici ve Yapı</p>

<p style="text-align:justify">• Eser, İmam Ali’nin (a) sözlerinin edebî seçkisi olup Seyyid Râzî tarafından derlenmiştir.</p>

<p style="text-align:justify">• Üç bölüm: Hutbeler, Mektuplar, Kısa sözler (hikmetler).</p>

<p style="text-align:justify">İçerik Çeşitliliği (İmam Ali’nin Çok-Yönlülüğü)</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">• Savaş meydanından ibadet hayatına, devlet idaresinden ahlâka kadar geniş yelpaze.</p>

<p style="text-align:justify">• Okur, siyasetten zühde, kişisel ahlâktan toplumsal düzene çoklu “manzaralar” görür. Pratik Okuma Tavsiyeleri</p>

<p style="text-align:justify"></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Konuşmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/nehcul-belaga-dersleri</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Oct 2025 13:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2025/10/f967a307-713c-476f-85d4-8c6ea9622c41-12.jpg" type="image/jpeg" length="94252"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Mizaçlar ve Evlilik | Zehra Erdoğan Hekimoğlu]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/mizaclar-ve-evlilik-zehra-erdogan-hekimoglu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/video/mizaclar-ve-evlilik-zehra-erdogan-hekimoglu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[el-Mustafa Eğitim Televizyonu]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Konuşmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/mizaclar-ve-evlilik-zehra-erdogan-hekimoglu</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Sep 2025 13:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/YFUOJ5Qagf4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="30642"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Erbain ve Fotoğraflar]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/erbain-ve-fotograflar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/erbain-ve-fotograflar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fotoğrafların açılması için lütfen biraz bekleyin..]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p></p>

<p style="text-align:justify">Erbain (kırkıncı gün); hicrî takvime göre Safer ayının 20’isi İmam Hüseyin’in Erbain günüdür. İmam Hüseyin ve yârenlerinin hicretin 61. Yılında Kerbela’da şehit edilişlerinin üzerinden kırk gün geçmesi temsil edilmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Erbain yürüyüşünden maksat, Ehlibeyt dostlarının çeşitli yerlerinden İmam Hüseyin’in (a.s) Erbain münasebeti ile Kerbela’ya akın etmeleridir. İnsan selini andıran bu yürüyüşlere milyonlarca insan katılmaktadır.</p>

<p style="text-align:justify">Erbain günü, Irak dışından başta İran olmak üzere Türkiye, Pakistan, Lübnan, Bahreyn, Yemen vb. gibi ülkelerden de çok sayıda Ehl-i Beyt dostları bu yürüyüşlere katılarak Erbain günü Kerbela’da hazır bulunmaktadır. Veriler katılım oranının her yıl daha da arttığını ve yaklaşık 20-22 milyon civarına ulaştığını göstermektedir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/erbain-ve-fotograflar</guid>
      <pubDate>Sat, 24 Aug 2024 19:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2024/08/basliksiz-2-3.jpg" type="image/jpeg" length="52899"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İmam Humeyni ve Hatıralar - Halk]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/imam-humeyni-ve-hatiralar-halk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/video/imam-humeyni-ve-hatiralar-halk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İmam Humeyni ve Hatıralar - Halk]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Bu kitap Humeyn şehrinde başlayan ama alelade olmayan bir yolculuğun Kum, Tahran, Bursa, Necef, Paris ve tekrar Tahran ile harmanlanmış; kâh insanı silkeleyen, kâh derin düşüncelere sevk eden bir hayat hikâyesine değinmektedir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/imam-humeyni-ve-hatiralar-halk</guid>
      <pubDate>Fri, 09 Aug 2024 14:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/FLAuPq2Dvro/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="46547"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kerbela Matemi - Mehdi Resuli - İstanbul]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/kerbela-matemi-mehdi-resuli-istanbul</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/video/kerbela-matemi-mehdi-resuli-istanbul" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kerbela Matemi - Mehdi Resuli - İstanbul]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ehlibeyt Gençlik Derneği (EGDER) tarafından Kerbela Matem Merasimi programı düzenlendi. Ehlibeyt meddahı Mehdi Resuli'nin de katılımıyla gerçekleşen programa yoğun katılım gerçekleştirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Programlar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/kerbela-matemi-mehdi-resuli-istanbul</guid>
      <pubDate>Fri, 09 Aug 2024 14:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2024/07/mehdi-resuli6.jpg" type="image/jpeg" length="28406"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kerbela Matemi - Mehdi Resuli - Iğdır]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/mehdi-resuli-kerbela-matemi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/video/mehdi-resuli-kerbela-matemi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kerbela Matemi - Mehdi Resuli / Iğdır]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><h2 itemprop="description">Iğdır'da ünlü Ehl-i Beyt meddahı Mehdi Resuli'nin katılımıyla Hz. Hüseyin'i Anma ve Matem Programı Düzenlendi..</h2></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Programlar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/mehdi-resuli-kerbela-matemi</guid>
      <pubDate>Fri, 09 Aug 2024 14:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2024/08/adsiz-12.webp" type="image/jpeg" length="65301"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Fotoğraflarla Osmanlı'da Aşura Merasimi]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/fotograflarla-osmanlida-asura-merasimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/fotograflarla-osmanlida-asura-merasimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[https://www.ehlibeytalimleri.com/fotograflarla-osmanli-istanbulu-ve-asura-merasimi]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>https://www.ehlibeytalimleri.com/fotograflarla-osmanli-istanbulu-ve-asura-merasimi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/fotograflarla-osmanlida-asura-merasimi</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jul 2024 14:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2024/07/uskudar-1.jpg" type="image/jpeg" length="87024"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gazze ile Dayanışma Gecesi]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/gazze-ile-dayanisma-gecesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/video/gazze-ile-dayanisma-gecesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[GAZZE İLE DAYANIŞMA GECESİ]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Programlar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/gazze-ile-dayanisma-gecesi</guid>
      <pubDate>Fri, 05 Apr 2024 08:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/R8cF7PHY_Ew/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="27034"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[3. Kadir Gecesi | Yusuf Tazegün]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/3-kadir-gecesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/video/3-kadir-gecesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[3. Kadir Gecesi | Kadir Gecesinde Allah'tan Ne İsteyelim?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Konuşmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/3-kadir-gecesi</guid>
      <pubDate>Fri, 05 Apr 2024 08:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/VcLXm4pmYYA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="11778"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[1. Kadir Gecesi | Kadir Akaras]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/1-kadir-gecesi-kadir-akaras</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/video/1-kadir-gecesi-kadir-akaras" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Konuşmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/1-kadir-gecesi-kadir-akaras</guid>
      <pubDate>Fri, 05 Apr 2024 08:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/ENg5Yl3yi7s/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="74609"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ayetlerden Elde Edilen Çıkarımlar | Dr. Mahmut Acar]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/ayetlerden-elde-edilen-cikarimlar-dr-mahmut-acar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/video/ayetlerden-elde-edilen-cikarimlar-dr-mahmut-acar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Konuşmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/ayetlerden-elde-edilen-cikarimlar-dr-mahmut-acar</guid>
      <pubDate>Fri, 05 Apr 2024 08:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/KLxPtG1FZp0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="49800"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kudüs Günü'nün Önemi | Musa Aydın]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/kudus-gununun-onemi-musa-aydin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/video/kudus-gununun-onemi-musa-aydin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Konuşmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/kudus-gununun-onemi-musa-aydin</guid>
      <pubDate>Fri, 05 Apr 2024 08:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUuRyEctT64/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="67277"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şia Âlimlerinin Eylem ve Düşüncelerinde Ehl-i Sünnet’e Bakış]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/sia-alimlerinin-eylem-ve-dusuncelerinde-ehl-i-sunnete-bakis</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/sia-alimlerinin-eylem-ve-dusuncelerinde-ehl-i-sunnete-bakis" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Alimler</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/sia-alimlerinin-eylem-ve-dusuncelerinde-ehl-i-sunnete-bakis</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Oct 2023 15:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2023/10/ehl-i-sunnet01.jpg" type="image/jpeg" length="91355"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gençlere 14 Tavsiye]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/genclere-14-tavsiye</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/genclere-14-tavsiye" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/genclere-14-tavsiye</guid>
      <pubDate>Wed, 04 Oct 2023 12:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2023/10/0440.jpg" type="image/jpeg" length="78553"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İslamî Vahdet]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/islami-vahdet</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/islami-vahdet" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İmam Humeynî: Şi'î ile Sünnî arasındaki farklılıklar İslam düşmanlarının lehinedir.. Tüm Müslümanlar Kardeştir ve Eşittir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/islami-vahdet</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Oct 2023 15:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2023/10/vahdet-humeyni-01a.jpg" type="image/jpeg" length="83692"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Aşura'nın Yedi Perdesi]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/asuranin-yedi-perdesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/asuranin-yedi-perdesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><a href="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/ehlibeytalimleri-com/uploads/2023/09/yedi-perde-asura.pdf" rel="nofollow" target="_blank">Yedi Perde Aşura</a></p>

<p></p>

<p style="text-align: center;"><strong><em>'Aşura'nın Yedi Perdesi'</em></strong> adlı çalışmanın tüm resimlerini ihtiva eden PDF dosyasını aşağıdaki 'Yedi Perde Aşura' linkten temin edebilirsiniz..</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align: center;"></p>

<p style="text-align: center;"><strong><a href="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/ehlibeytalimleri-com/uploads/2023/09/yedi-perde-asura.pdf" rel="nofollow" target="_blank"><span style="color:#c0392b;">Yedi Perde Aşura</span></a></strong><a href="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/ehlibeytalimleri-com/uploads/2023/10/yedi-perde.pdf" rel="nofollow" target="_blank">Yedi Perde</a></p>

<p style="text-align: center;"><strong>- - - - - - - - - - -</strong></p>

<p style="text-align: center;"><strong>/|\</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/asuranin-yedi-perdesi</guid>
      <pubDate>Thu, 07 Sep 2023 10:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2023/10/karbala-2.jpg" type="image/jpeg" length="62983"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ayetullah Hamaneî’nin Tebliğ Üzerine Tavsiyeleri]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/ayetullah-hamaneinin-teblig-uzerine-tavsiyeleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/ayetullah-hamaneinin-teblig-uzerine-tavsiyeleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ayetullah el-Uzman Seyyid Ali Hamaneî - Temmuz / 2023 - Tahran / İran İslam Cumhuriyeti]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/ayetullah-hamaneinin-teblig-uzerine-tavsiyeleri</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Jul 2023 17:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2023/10/teblig-hamanei.jpg" type="image/jpeg" length="20059"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kerbela Tarihi]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/kerbela-tarihi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/kerbela-tarihi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/kerbela-tarihi</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Jul 2023 17:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2023/07/kerbela-tarihi.jpg" type="image/jpeg" length="87631"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Aşura Gazetesi]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/asura-gazetesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/asura-gazetesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/asura-gazetesi</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Jul 2023 13:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2023/07/gazete.jpg" type="image/jpeg" length="35288"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kerbela Vakıası - Zaman Çizelgesi]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/kerbela-vakiasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/kerbela-vakiasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align: justify;">MS 680</p>

<p style="text-align: justify;">Recep 15: Muaviye b.&nbsp;Ebu Süfyan’ın ölümü ve Yezid'in hilafet iddiası.</p>

<p style="text-align: justify;">Receb 28: İmam Hüseyin'in (a.s) Yezid'e biat etmemek için Medine'den ayrılması.</p>

<p style="text-align: justify;">Şaban 3: İmam Hüseyin'in (a.s) Mekke'ye gelişi.</p>

<p style="text-align: justify;">Ramazan 10: Kûfelilerin İmam'a (a.s) ilk mektubunun gelişi.</p>

<p style="text-align: justify;">Ramazan 12: Kûfe'den 150 mektup geldi.</p>

<p style="text-align: justify;">Ramazan 14: Kûfe’nin ileri gelenlerinden mektubun gelmesi.</p>

<p style="text-align: justify;">Ramazan 15: Müslim ibn Akîl, Mekke'den Kûfe'ye doğru hareket etti.</p>

<p style="text-align: justify;">Zilhicce 8: İmam Hüseyin'in (a.s) Mekke'den ayrılışı.</p>

<p style="text-align: justify;">Zilhicce 8: Kûfe'de Müslim ibn Akîl'in kıyamı.</p>

<p style="text-align: justify;">Zilhicce 9: Müslim ibn Akîl'in şehadeti.</p>

<p style="text-align: justify;">Muharrem 2: İmam Hüseyin'in (a.s) Kerbela'ya gelişi.</p>

<p style="text-align: justify;">Muharrem 3: Ömer ibn. Sa'd'ın 4000 kişiyle Kerbela'ya gelişi.</p>

<p style="text-align: justify;">Muharrem 6: Habib ibn Mezâhir'in en ünlü Arap kabilelerinden biri olan Benî Esad'dan yardım istemesi ve reddedilişi.</p>

<p style="text-align: justify;">Muharrem 7: Ömer ibn Sa'd tarafından İmam Hüseyin (as) ve ailesine su kaynaklarının kesilmesi.</p>

<p style="text-align: justify;">Muharrem9: Şimr ibn Zi’l-Cevşen'ın Kerbela'ya gelişi.</p>

<p style="text-align: justify;">Muharrem 9: Savaşın Ömer ibn Sa'd tarafından duyurulması ve İmam'ın (a.s) izin istemesi.</p>

<p style="text-align: justify;">Muharrem 10: Aşura Günü, İmam Hüseyin (a.s) ve ashabının şehadetleri.</p>

<p style="text-align: justify;">Muharrem 11: Hz. Zeyneb (sa) ve İmam Seccad (as) dâhil tutsakların Kûfe'ye doğru hareket ettirilmesi.</p>

<p style="text-align: justify;">Muharrem 11: Şehitlerin Benî Esad kabilesi tarafından defnedilmesi.</p>

<p style="text-align: justify;">Muharrem 13: Esirlerin Kûfe'ye gelişi.</p>

<p style="text-align: justify;">Muharrem 19: Esirlerin Kûfe'den Şam’a götürülmesi.</p>

<p style="text-align: justify;">Safer 1: Esirlerin Şam’a varışı.</p>

<p style="text-align: justify;">Safer 20: Erbain; İmam Seccad (as) ile Ehl-i Beyt'in (as) Kerbela'ya dönüşü.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/kerbela-vakiasi</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Jul 2023 15:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2023/07/kerbela-grafik01.jpg" type="image/jpeg" length="88523"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
