<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Ehl-i Beyt Âlimleri Derneği</title>
    <link>https://www.ehlibeytalimleri.com</link>
    <description>Ehl-i Beyt Âlimleri Derneği</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2022. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 01 May 2026 21:24:39 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İyilik Neydi?]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/iyilik-neydi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/iyilik-neydi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çünkü biz, iyiliğin ne olduğunu biliyorduk.
Ama gereğini yapmadık..]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h5 style="text-align:right"><strong>Songül Can Ülbeği</strong></h5>

<p style="text-align:justify">İyilik neydi?<br />
Bir mazlumun yanında durmak mıydı,<br />
yoksa zalimin karşısında susmamak mı?<br />
İyilik neydi?<br />
Bir çocuğun gözyaşını görüp içinin sızlaması mıydı,<br />
yoksa o gözyaşını durdurmak için elini taşın altına koymak mı?<br />
İyilik neydi?<br />
Bir annenin ağıdını duyup gözlerini kaçırmamak mıydı,<br />
yoksa o ağıdın sebebini değiştirmek için yola çıkmak mı?<br />
İyilik neydi?<br />
Bir yetimin başını okşamak mıydı,<br />
yoksa o başın neden eğik kaldığını sorgulamak mı?<br />
İyilik neydi?<br />
Hatırlamak mıydı,<br />
yoksa unutmamak için direnmek mi?<br />
İyilik neydi?<br />
Sadece dua etmek mi,<br />
yoksa dua ederken bile sorumluluğu omuzda taşımak mı?<br />
İyilik neydi?<br />
Bir anlık bir merhamet kırıntısı mıydı,<br />
yoksa kalıcı bir yükümlülük mü?<br />
İyilik neydi?<br />
Bir tercih mi,<br />
yoksa insanın varlığına yazılmış bir sorumluluk mu?<br />
İyilik neydi?<br />
Kendini korumak mıydı,<br />
yoksa başkası için risk alabilmek mi?<br />
İyilik neydi?<br />
Bir çocuğun uykusunu korumak mıydı,<br />
yoksa uykusuz kaldığını bilip buna sessiz kalamamak mı?<br />
İyilik neydi?<br />
Sadece konuşmak mıydı,<br />
yoksa susmanın bile hesap sorulacağı bir yerde susmamak mı?<br />
Belki de artık bu sorunun cevabı kelimelerde değil,<br />
eksik bıraktıklarımızda saklıydı.<br />
Çünkü biz, iyiliğin ne olduğunu biliyorduk.<br />
Ama gereğini yapmadık.<br />
Gördük… ama yönümüzü çevirdik.<br />
Duyduk… ama kalbimizi kısmaya çalıştık.<br />
Bildik… ama yorgunluğumuzu bahane ettik.<br />
Oysa iyilik, gelip geçen bir his değil;<br />
insanın kendine uzattığı elin, başkasında görünür hâliydi.<br />
Ve belki de insanın kendine yapabileceği en büyük iyilik,<br />
ötekine uzattığı o elde gizliydi.</p>

<p style="text-align:justify">Biz eğer kendimize iyilik etseydik, yeryüzünde bir tek mustazaf kalır mıydı; yoksa biz, iyilik sandığımız suskunluklarla mı çoğalttık zulmü?</p>

<p style="text-align:justify">Ve bütün bu soruların ardından, geriye tek bir hitap kalır:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><i><strong>“Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve ‘Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan bu şehirden çıkar, bize katından bir veli gönder, bize katından bir yardımcı gönder’ diyen mustazaf erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz?”</strong></i></p>
</blockquote>

<h5 style="text-align:right"><br />
<strong>Nisâ Suresi</strong></h5></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/iyilik-neydi</guid>
      <pubDate>Fri, 01 May 2026 19:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/05/songulcan-2.jpg" type="image/jpeg" length="59476"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Merak Üzerine]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/merak-uzerine</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/merak-uzerine" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA["Küçüklükte soru soran kimse büyüdüğünde cevap veren biri olur."]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Merak</strong></p>

<p style="text-align:justify">Bebek dünyaya ayak bastığında dış âlemde neler olup bittiğini bilmez. Her şey onun açısından birdir. Şekiller, renkler ve şahıslar arasında fark gözetmez. Çeşitli şekiller ve seslerden etkilendiği halde onları ayırt edemez. Ama o andan itibaren büyük bir hırs ile eşyaları tanımaya çalışır. Devamlı etrafına bakar, gözlerini insanların üzerine diker.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Çocuk, duyu organlarını ve merak hissini kullanarak bilgi kazanır ve bilgisini çoğaltır. Allah Teâla Kur'an'da buyuruyor ki:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><i>"Allah sizleri hiçbir şey bilmediğiniz halde annelerinizin karnından çıkardı ve O'nun nimetlerini tanımanız ve şükretmeniz için sizlere kulak, göz ve kalp verdi."<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title=""><strong>[1]</strong></a></i></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Kısa bir süre sonra çocuk, dış âleme dikkat eder. Eşyaları eli ile hisseder, alır, hareket ettirir, yere vurur, ağzına götürür, sesleri dinler, gözü ile insanların hareketlerini takip eder. Bu şekilde merak hissini doyurmuş olur ve âlemi tanımak için çaba sarf eder.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Allah Teâla insana kendi çabası ile âlemin sırlarını keşf ve yaratılışın gayesini idrak edebilmesi için merak ve araştırma hissini vermiştir. Çocuktaki merak ve araştırma hissi fıtri bir özelliktir. Baba ve anne, bu hissini kullanmasında çocuğa yardımcı olabilirler. Aynı şekilde, çocuğun bu iç isteğini sert bir şekilde kırabilirler de. Eğer araştırması için gerekli olan alet ve oyuncakları ona verir, deneylerini yapabilmesi için ona serbestlik tanır ve yaşına uygun faydalı oyuncakları verirlerse, onun merak ve araştırma hissini güçlendirmiş olurlar. İşte bu çocukça araştırmalar, gelecekte bilim alanında yapılmış keşifler şeklinde ortaya çıkar. Çeşitli eşyalar ile dolu bir oda dağınık ve kullanışsız olsa bile bu yaşlardaki bir çocuk için çok faydalı olacaktır. Ama eğer baba ve anne çocuğun bu iç isteğini doyurmaz, gereken eşya ve oyuncakları temin etmez, onu araştırma ve deneyden mahrum edecek olurlarsa ondaki merak ve araştırma hissi ezilmiş olur. Gelecekte karşılaşacağı ilmi konularda çok çabuk ümitsizliğe kapılır.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Bu aşamadan daha önemlisi sorgu-sual kademesidir. İki-üç yaşından itibaren soru yaşı başlar. Çocuk, akıl ve zekâsının bir yere kadar tekâmüle eriştiği ve konuşmayı öğrendiği bu yaşlarda anne ve babasını soru yağmuruna tutar.</p>

<p style="text-align:justify"></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Mesela, şunları sorar: Acaba ben anne mi olacağım, yoksa baba mı? Babam neden her gün dışarı çıkıyor? Neden taş sert, su ise yumuşaktır? Ben büyükannemi sevmiyorum; öyleyse neden evine gideyim? Neden yağmurda oynamayacakmışım?</p>

<p style="text-align:justify">Paslanmamdan mı korkuyorsunuz? Neden balıklar suda boğulmuyorlar? Siz niçin her gün namaz kılıyorsunuz? Namaz nedir? Güneş geceler nereye gidiyor? Yağmur ve kar nereden geliyor? Yıldızlar nedir ve kim onları yapmış? Sinek ve sivrisineğin ne faydası var? Büyükbaba öldüğünde neden toprağa gömdüler? O nereye gitti? Ne zaman dönecek? Ölüm nedir? vb. yüzlerce soruyu sorarlar.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Bütün çocukların zihnini kurcalayan sorular bir değildir. Zeki çocukların yönelttikleri sorular oldukça dakik ve incedir. Bilgileri çoğaldıkça daha dakik sorular sormaya başlarlar.</p>

<p style="text-align:justify">Çocuk, sorduğu sorular ve yaptığı araştırmalarıyla dış âlemi tanımada başkalarının bilgi ve tecrübelerinden faydalanmak ister. Merak ve araştırma hissi insanın çok değerli içgüdülerinden biridir. Bu içgüdü vasıtası ile insan kemale ulaşır, yaratılış âlemindeki sırların birçoğunu keşfeder ve çeşitli ilimler dalında büyük başarılar elde eder.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Çocuklarının ve insan toplumunun gelişmesi ve tekâmüle ulaşmasından taraftar olan baba ve anneler, çocuğu yetiştirme hususunda Allah'ın vermiş olduğu bu içgüdüden, ellerinden geldiği kadar faydalanmaya çalışırlar.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Bazı baba ve anneler çocuksu soruları bir nevi gevezelik ve başkalarının işine burnunu sokma telakki eder, cevap vermeye gerek duymayarak şöyle derler: "Çocuk bir şey anlamaz ki. Büyüdüğü zaman anlar. Biz onun sorularına nasıl cevap verelim?" Çocuklar soru sordukları zaman derler ki: "Yavrum! Çok konuşma, başkalarının işine burnunu sokma, ben ne bileyim? Büyüdüğün zaman anlarsın. Şimdi bu soruların zamanı değil. Beni rahat bırak." Bu gibi baba ve anneler, çocuklarının yaratılışındaki en değerli insani içgüdüyü söndürürler, böylece onun ruhuna en büyük darbeyi indirmiş ve onun akli ilerlemesini durdurmuş olurlar. Sonra da çocuklarının bilimsel keşiflere isteksizliğinden ve ilmi soruları halletme hususundaki acizliğinden yakınırlar. Hâlbuki çocuğun bu duruma düşmesine kendileri sebep olmuştur.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Eğer bu içgüdü doğru bir şekilde tatmin edilmezse asıl yaratılış hedefinden sapması ve ileride başkalarını eleştirme ve sırlarını keşfetme şeklinde ortaya çıkabilir.</p>

<p style="text-align:justify">Bazı baba ve anneler çocuklarını razı etmek için onların sorularına cevap verirler. Ama verdikleri cevabın doğru olup olmadığına fazla ehemmiyet vermezler. Onlar için önemli olan çocuğun susmasıdır. Cevap ister doğru olsun ister yanlış önemli değil. Çocuğun anlayabileceği seviyede doğru cevap vermek de çok zordur. Böylelikle çocuğu kısa ve geçici bir süre için ikna edip sustururlar. Ama ondaki araştırma duygusu tatmin olmayıp tekâmüle ulaşmamakla birlikte saptırılmış ve gerçekten uzaklaştırılmış olur. Bu çocuk büyüyüp gerçeği keşfettiği zaman kendisini gerçeklerden saptıran baba ve annesine karşı güvenini kaybeder. Hatta böyle bir çocuğun vesvas bol vesveseli, her konuda ve herkese karşı karamsar olması mümkündür.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Ama vazifelerinin bilincinde olan baba ve anneler, Allah'ın vermiş olduğu bu değerli içgüdüyü kendi haline bırakmazlar, ondan en iyi şekilde faydalanırlar. Onlar, çocukların sorularına cevap vermeyi bir vazife bilirler. Cevap vermeden önce düşünürler ve eğer gerekirse konu hakkında bilgi edinirler. Çocuğun anlayabileceği bir dille konuşurlar, onun sorularını iyice dinledikten sonra cevap verirler. Hiçbir zaman gerçek dışı bir şey söylemezler. Eğer bazı soruları yanıtlamaktan aciz olurlarsa, açıkça bilmediklerini söylerler.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Böylece hem çocuktaki araştırma hissini teşvik etmiş olurlar, hem de ona bir şeyi bilmediği takdirde bilgisizliğini belirtmekten utanmaması gerektiğini öğretirler. Bazı baba ve anneler de çocukların sorularını cevaplandırmada aşırı giderler. Yani kısa bir sorunun cevabında teferruata inerek o konuda bildikleri her şeyi söylemeye çalışırlar. Ama ne yazık ki bu yöntem de doğru değildir. Zira çocuğun fazla konuşmadan sıkıldığı tecrübe ile ispatlanmıştır. Çocuk sadece kendi cevabını ister. Fazla söz dinlemekten yorulur.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Çocukları yaptıkları araştırmalarda teşvik edin. Onlara, tartışma ve delil getirmeyi öğretin. Eğer mümkünse onları deney ve tecrübe etmeye sevk edin. Çocuk düşünen bir insandır. İçinde gizli olan değerleri kullanabilmesi, zihninden faydalanabilmesi ve gelecekteki yaşantısına hazırlanabilmesi için onun düşüncesini güçlendirin.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Hz. Ali (a.s) buyuruyor ki:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong><i>"Küçüklükte soru soran kimse büyüdüğünde cevap veren biri olur."</i></strong><a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Yine Hz. Ali (a.s) şöyle buyuruyor:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><i>"Çocuğun kalbi hiç ekilmemiş bir tarla gibidir. Ona ne verilirse kabul eder."</i><a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">...Hanım mektubunda şöyle yazıyor: Bir gece babam eve gelince bana bir bulmaca sordu ve meslektaşlarının bu bulmacayı çözemediklerini söyledi. Herkes uyudu; ama ben bulmacayı çözmeye karar verdim. Geç vakitlere kadar düşündüm ve sonuçta onu çözdüm. Büyük bir sevinçle babamı uyandırdım ve bulmacanın cevabını dedim. Babam sevinerek bana <i>"aferin"</i> dedi. Babam daima üzerinde düşünülmesi gereken soruları bana yöneltiyor ve bu konuda beni teşvik ediyordu. Böylece ben, bulmacaları ve ilmi soruları cevaplandırmada büyük bir ölçüde geliştim. Ben artık hayatımdaki sorularımı düşünerek halledebiliyorum.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - - - -</strong></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title="">[1]</a> Nalh, 78.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title="">[2]</a> Gurer-ul Hikem, s.645.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title="">[3]</a> Gurer-ul Hikem, s.302.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/merak-uzerine</guid>
      <pubDate>Fri, 01 May 2026 19:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/05/merak-2.jpg" type="image/jpeg" length="48890"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Münazara Sanatı]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/munazara-sanati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/munazara-sanati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ehlibeyt Mektebi İmamları (a.s), gayrimüslim olan şahıslarla yapılan münazaralarda, Kur’ân-ı Kerim’e dayanarak delil getirmeyi sakındırmış, akıl ve Hz. Resulullah’ın (s.a.a) bu husustaki sünnetinden yardım alınması gerektiğini tavsiye etmişlerdir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<h5 style="text-align:right"><strong>Bülent Özbaş</strong></h5>

<p style="text-align:justify"></p>

<h1 style="text-align:justify"></h1>

<p style="text-align:justify">Münazara sanatı, ilmî şahsiyet ve ortamları yakından ilgilendiren bir kavramdır. Bu makaledeki hedefimiz münazara sanatını tanımlamak ve ideal münazaranın özelliklerini açıklamaktır. Râgib el-İsfahânî münazarayı şöyle tanımlıyor: <i>“Görüş ve düşüncede mübahase ve rekabet ederek kendi kanısını ortaya koymaya münazara denir.”</i><a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a> Rivayetlerde ve farklı kaynaklarda bu sanat için mana açısından birbirine benzeyen; ihticac (delil getirme), cedel (tartışma), mücadele (karşılıklı çekişip tartışma) ve mirâ (münakaşa edip tartışma) gibi terimler de kullanılmıştır. Münazara, beğenilen ve beğenilmeyen olarak ikiye ayrılmaktadır. Beğenilen ve ideal münazaranın özellikleri ve adap erkânına aşağıda değinilecek, böylece beğenilmeyen münazara da açıklık kazanacaktır.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Beğenilen ve İdeal Münazara</strong></p>

<p style="text-align:justify">Beğenilen ve ideal münazara Hz. Resulullah (s.a.a) ve Ehlibeyt’inin (a.s) beğendiği ve onayladığı münazara türüdür. Fazilet sahibi, bilge ve münazara yöntemini bilen ilmî şahsiyetler, gerektiğinde beğenilen münazarayı uygulayarak İslam dinine yöneltilen soruları cevaplamakla yükümlüdür. Aynı şekilde Ehlibeyt Mektebi’nde yetişen ilmî şahsiyetler bu mektebe yöneltilen sorulara kimi zaman münazara sanatını kullanarak cevap vermelidir. Elbette arz ettiğimiz gibi münazara beğenilen ve ideal türden olmalıdır. İdeal münazarada bulunması gereken özellikler genelde münazara edenlere dönmektedir. Öncelikle münazara eden şahıs, âlim ve konuya vâkıf olmalıdır. İkinci olarak münazara eden şahıs, güzel ahlak kurallarını eksiksiz bir şekilde yerine getirmelidir. Üçüncü olarak ise münazara sanatını bilmeli ve ilkelerini adım adım uygulamalıdır. Eğer münazara eden şahıs âlim olmaz, güzel ahlaka riayet etmez ve münazara sanatını yeterince bilmez veya saydığımız bu üç şarttan herhangi birinde yetersiz olursa, yapacağı münazaranın faydalı sonuçlar vermesi imkânsız bir hâl alır. Bu söylediğimiz temel kurallar dışında münazara edenlerin mutlaka riayet etmesi gereken diğer bazı şartlar şöyledir:</p>

<p style="text-align:justify"><strong>* </strong>Münazara üstünlük taslamak ve kendi benliğini tatmin etmek için yapılmamalıdır.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>* </strong>Münazara edenlerin hedefi hakikate ulaşmak olmalıdır.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>* </strong>Münazara; düşmanlık, toplumdan uzaklaşma, kin gütme ve kalplerin katılaşmasına yol açmamalıdır. Münazara edenlerde veya toplumda bu olumsuzluklardan herhangi birine sebebiyet verdiği gözlemlenirse münazaraya devam edilmemelidir.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>* </strong>Münazara haram fiile sebebiyet vermemelidir. Çünkü münazara bir hakkı sabit kılmak veya batılı ortadan kaldırmak için gerçekleştirilmelidir. Bu hedefin ise haram fiille sağlanması mümkün değildir.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>* </strong>Cahil ve sefih insanlar münazaraya dâhil edilmemelidir.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"><strong>Beğenilen ve İdeal Münazaranın Adap ve Erkânı</strong></p>

<p style="text-align:justify">Beğenilen münazaraya dair yukarıda zikredilen özellik, ilke ve şartlara ilave olarak, uyulması gereken bazı adap ve erkân da bulunmaktadır ki münazara edenin bunları riayet etmesi kaçınılmazdır. Bu adap ve erkâna uymak münazara taraflarının makul ve mantıklı neticeyi kabul etmelerine veya en azından birbirlerinin görüş ve delilini kabul etmeseler de düşmanlığa, kine, gönüllerin kırgınlık ve pas tutmasına izin vermez. Beğenilen ve ideal münazaranın bazı adap ve erkânını şöyle sıralayabiliriz:</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p><strong>Karşılıklı İhtiram ve Saygı</strong></p>

<p style="text-align:justify">Münazara edenlerin dikkat etmesi gereken en önemli adap, erkândan biri, karşı tarafa ihtiram etmek, saygınlığını yok edecek tavır, davranış ve sözlerden kaçınmaktır. Münazara edenler kendi düşüncesinin doğru ve karşı tarafın düşüncesinin yanlış olduğu kanısına varsa dahi birbirlerinin saygınlığını korumak, düşüncesine saygı duymak ve aksini içeren söz ve davranıştan kaçınmakla yükümlüdür. Aksi takdirde münazara beğenilir olmaktan çıkar ve olumsuz sonuçları toplumu etkisi altına alır. Mufaddal ile İbn Ebi’l-Avcâ arasında geçen konuşmada, İmam Cafer Sadık’ın (a.s) münazara sırasında karşı tarafa ne kadar ihtiram ettiği ve saygınlığını özenle koruduğuna dair şöyle okumaktayız:</p>

<p style="text-align:justify">Muhammed b. Sinân, Mufaddal b. Ömer’den şöyle rivayet ediyor: “Bir gün ikindi vaktinden sonra (Resulullah’ın -s.a.a-) kabri ve minberi arasındaki ravzada oturmuş, Allah Teâlâ’nın efendimiz Muhammed’e (s.a.a) mahsus kıldığı şerefi ve faziletleri; ona bağışladığı, verdiği, onurlandırdığı ve hediye ettiği şeyleri düşünüyordum. Bunlar, ümmetin genelinin bilmediği ve bihaber kaldığı (Resulullah’ın -s.a.a-) fazileti, makamının yüceliği ve mertebesinin üstünlükleridir. Ben bu hâldeyken İbn Ebi’l-Avca<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a> çıkageldi ve sözlerini işitebileceğim bir yere oturdu. Yerine geçince ashabından biri geldi ve yanına oturdu. Bu sırada İbn Ebi’l-Avcâ konuşmaya başladı ve şöyle dedi: Şüphesiz bu kabirdeki (Resulullah -s.a.a-) kemaliyle izzete ulaştı, hasletleriyle şeref ve saygınlık kazandı, her hâliyle makam ve mevki elde etti. Arkadaşı ona şöyle dedi: O, yüce mertebe ve büyük makam iddiasında bulunan bir filozoftu ve bunu ispatlamak için mucizeler getirdi de böylece akıllara galip geldi, fikirler saptı, akıllar onları derk etmek için düşünce denizlerine daldılar da çaresiz ve ümitsiz geri döndüler. Akıllılar, fasihler ve hatipler onun davetini kabul edince, insanlar grup grup onun dinine girdiler. Kendi ismini Allah’ın adına yaklaştırdı ve camilerde, davetinin ulaştığı, sözünün yüceldiği, delilinin zahir olduğu her yerde; karada ve denizde, dağda ve çölde, her gece ve gündüz ezan ve kametlerde beş defa tekrarlanarak okunmaya başlandı ki her zaman hatırlansın ve nübüvveti unutulmasın. İbn Ebi’l-Avcâ şöyle dedi: Muhammed’i (s.a.a) anmayı bırak! Aklım onun hakkında hayrete düşmüş ve fikrim işinde şaşakalmıştır. Üzerinde konuşmak için geldiğimiz konu hakkında sohbet et. Sonra başlangıçta bazı şeyleri zikrederek; bunlarda herhangi bir düzenin ve takdirin, yaratıcı ve yöneticinin olmadığını, varlıkların kendiliğinden ve müdebbirsiz oluştuğunu, dünyanın hep böyle olduğunu ve böyle olacağını zannetti. Mufaddal şöyle diyor: Nefsimin öfke, hışım ve sinirine hâkim olamadım ve dedim ki: Ey Allah’ın düşmanı! Allah’ın dinine kâfir oldun. Seni en güzel şekilde yaratan, en kâmil surette şekillendiren ve bu hâle gelene kadar seni muhtelif durumlardan geçiren yüce Rabbini inkâr ettin. Eğer kendi nefsinde düşünürsen ve hissinin inceliği seni doğrularsa; şüphesiz Allah’ın delillerini, kendindeki eserlerini, yaradılışındaki nişanelerinin açıklığını ve kanıtlarının sende aşikâr olduğunu görürsün.</p>

<p style="text-align:justify">İbn Ebi’l-Avcâ şöyle dedi: Ey filan! Eğer sen kelâm ilmi ehliysen, seninle bu ilim üzere konuşuruz. Eğer senin delilin sabitse biz sana tabi oluruz. Eğer onlardan biri değilsen, seninle konuşulacak bir söz de yoktur. Yok, eğer Cafer b. Muhammed es-Sadık’ın (a.s) ashabından biriysen, o bizimle böyle konuşmaz ve senin getirdiğin delillere benzer delillerle tartışmaz. Senin işittiğinden daha fazlasını bizden işitmesine rağmen, sohbet esnasında çirkin söz söylememiş ve cevabımızda aşırıya gitmemiştir. Şüphesiz o, halim, vakarlı, akıllı ve metanetlidir. Cahillik, yanılgı ve öfke hâletindeki hafiflik onu etkisi altına alamaz. Sözlerimizi dinler, bize yönelir ve delilimizi anlayana kadar araştırır. Biz ise elimizde olan her şeyi ortaya koyup onu ikna ettiğimizi sanınca, delilimizi basit sözlerle ve kısa bir konuşmayla batıl ederek, delilini kabullenmeye mecbur bırakır. Mazerete yer bırakmaz ve cevabını vermeye gücümüz yetmez. Eğer sen onun ashabından biriysen, bizimle onun gibi konuş.”<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Sabır ve Tahammül</strong></p>

<p style="text-align:justify">Münazara esnasında tarafların uyması ve sahip olmaları gereken ahlak kurallarından bir diğeri, sabır ve tahammül göstermektir. Kimi zaman münazaranın bir tarafı, algılayamama veya bilgisizlik dolayısıyla yersiz sözler söyleyebilir. Bazen de mugalata ve yanıltmacadan faydalanarak karşı tarafı sinirlendirmek isteyebilir. Bu gibi durumlarda münazaranın olumlu neticeye ulaşması için sabırlı olmak ve tahammül göstermek gerekir. Ayrıca münazaranın yapıcı sonuca ulaşması ve kötü etki bırakmaması da münazara esnasında her an sabırlı ve tahammüllü olmaya bağlıdır.</p>

<p style="text-align:justify">İmam Cafer Sadık’ın (a.s) yârenlerinden biri olan Tayyâr şöyle diyor: Ebû Abdullah’a (İmam Cafer Sadık’a) şöyle arz ettim: “İnsanlarla münazara ederek tartışmamızdan ve husumetten hoşlanmadığınızı öğrendim! Buyurdu ki: Ancak hoşlanmamamız, senin gibi birinin kelamından değildir. Yükseldiği zaman rahatlıkla inişe geçebilen, indiği zaman rahatlıkla yükselebilen birisinin kelamından (ve münazarasından) hoşnutsuzluğumuz yoktur.”<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a></p>

<p style="text-align:justify">Bu hadisten, münazaranın bir sanat ve yetenek olduğu, dolayısıyla sadece ehil insanların yapabileceği ve münazara eden şahsiyetin mutlaka sabır ziynetiyle kendisini süslemiş olması gerektiği, ayrıca nerede ve nasıl tavır takınacağını iyi bilmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Tayyâr, münazara kurallarını iyi bildiği ve sabır göstererek ilerleyip netice elde edebileceği için İmam Cafer Sadık (a.s) onu münazaradan sakındırmamıştır.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Söylem Özgürlüğü</strong></p>

<p style="text-align:justify">Münazara esnasında riayet edilmesi gereken adap, erkân kurallarından bir diğeri, tarafların karşılıklı olarak düşüncelerini beyan edebilmeleri için gereken fırsatı birbirlerine vermeleri, baskıcı tavır ve davranıştan mutlaka uzak durmalarıdır. Hz. Resulullah Efendimiz (s.a.a) ve Ehlibeyt İmamları (a.s), gerek hükûmet ellerinde olduğu ve gerekse olmadığı dönemde, kendi muhaliflerine, görüşlerini rahatça söyleyip konuşabilecekleri bir ortam sağlıyorlardı. Söylem özgürlüğü, farklı görüşlerin rahatlıkla konuşulup fikir alışverişi yapılmasına ve yanlış düşünce sahiplerinin fikirlerini düzeltmesi için gereken ortamın sağlanmasına sebep olmaktadır. Doğal olarak insanı doğru düşünceye yönlendiren en önemli etkenlerden biri, söylem özgürlüğünün hâkim olduğu bir ortamda düşünceleri özgürce beyan etmek ve gerekli yanıtları verip cevapları işitmektir.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Karşılıklı Anlayış</strong></p>

<p style="text-align:justify">Karşılıklı anlayıştan kasıt, münazara edenlerin dikkatle karşı tarafı dinleyip idrak etmeye çalışması, farklı düşüncelerinin ana sebebini bulmak için araştırma yapması, taassubu kenara bırakarak neticeye odaklanması ve karşı tarafta da haklılık payı olabileceğine ihtimal vermesidir. Bu noktalar dikkate alınarak gerçekleştirilecek münazara, ihtilafların kökenine inmeye ve temel konular üzerinde yoğunlaşmaya neden olacak; sorunlara köklü çözümler getirme imkânı sağlarken teferruatlardaki karmaşıklıklardan uzaklaşma olanağını da sunacaktır. Karşılıklı anlayış üzere gerçekleştirilen münazaranın temel gereksinimlerinden birisi, özünde ihtilaf olmayan bir konuyu ele alarak onun üzerinde konuşmaktır. Münazaraya olumlu başlamak, konu üzerinde konuşulup ayrıntılar ortaya konulduğunda bazı sorunlar ortaya çıksa ve her ayrıntıda fikir birliği sağlanamasa dahi ana konu üzerindeki ortak görüş, olumsuzluk ve istenmeyen etkilerin önünü alacak, her hâlükârda din kardeşliğine zarar veremeyecektir.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Kur’ân-ı Kerim, Kati Sünnet ve Akla Dayalı Deliller Getirmek</strong></p>

<p style="text-align:justify">Münazarada uyulması gereken kurallardan bir diğeri Kur’ân-ı Kerim, kati sünnet ve akla dayalı delil ve kanıtlar sunmaktır. Ehlibeyt Mektebi İmamları (a.s), gayrimüslim olan şahıslarla yapılan münazaralarda, Kur’ân-ı Kerim’e dayanarak delil getirmeyi sakındırmış, akıl ve Hz. Resulullah’ın (s.a.a) bu husustaki sünnetinden yardım alınması gerektiğini tavsiye etmişlerdir. Müslümanlar arasında gerçekleşen münazaralarda ise her üç kaynağa başvurmayı önerseler de Kur’ân-ı Kerim’e dayanarak delil sunma hususunda, manaları açık ve net olan, Müslümanlar arasında herhangi bir ihtilaf bulunmayan ayetleri seçmeleri gerektiğini tavsiye etmişlerdir. Bunun sebebi ise; Kur’ân-ı Kerim’in Allah tarafından nazil edilip muhafaza edilmesi, her harfinin dahi kutsal olması, Müslümanlar arasındaki manevi değer ve saygınlığının korunması içindir. Kur’ân-ı Kerim, münazara edenlerin elinde kendi arzularına ulaşmak için istedikleri şekilde faydalanacakları bir kaynak olmaktan çıkarılmalı, Allah’ın kelamı olan bu yüce kitabın kutsallık ve saygınlığı mutlaka korunmalıdır. Dolayısıyla Ehlibeyt Mektebi İmamları’nın (a.s) tavsiye ettiği gibi, sadece üzerinde ihtilaf olmayan ayetler münazarada söz konusu edilmelidir. Bu bağlamda Ehlibeyt İmamları’ndan (a.s) nakledilen bazı hadisleri aşağıda zikrediyoruz:</p>

<p style="text-align:justify">Vehb b. Vehb el-Kureşî diyor ki Cafer b. Muhammed es-Sadık, babası Bâkır’dan (a.s) ve o da babasından bana şöyle hadis rivayet etti: “Basra halkı İmam Hüseyin b. Ali’ye mektup yazarak ‘samed/<i>الصمد</i>’(kelimesinin manası) hakkında sordular. Hüseyin (a.s) onlara şöyle yazdı: Bismillahirrahmanirrahim. Kur’ân’a dalıp gitmeyin, onda tartışıp çekişmeyin ve bilgisizce onun hakkında konuşmayın. Ceddim Resulullah’ın (s.a.a) şöyle buyurduğunu duydum: Kur’ân hakkında bilgisizce konuşan, cehennemde yerini hazırlamıştır.”<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a></p>

<p style="text-align:justify">İmam Ali (a.s), Abdullah b. Abbas’ı Hariciler’e delil sunması için gönderirken yazdığı mektupta şöyle buyuruyor: “Onlarla Kur’ân’a dayanarak tartışma; çünkü Kur’ân, pek çok anlam taşıyan bir kitaptır. Sen bir şey söylersin, onlar da bir şey söylerler. Fakat onlara sünnetten delil getir; çünkü onlar, ondan kaçmaya hiçbir yol bulamaz­lar.”<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a></p>

<p style="text-align:justify">İmam Rıza (a.s) şöyle buyurdu:<i> “Allah’ın kitabında tartışıp çekişmek kâfirliktir.”</i><a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - - - - -</strong></p>

<hr size="1" width="33%" />
<h5 style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title="">[1]</a> Râgib İsfahânî, <i>Mufredâtu Elfâzi’l-Kur’ân</i>, s.814.</h5>

<h5 style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title="">[2]</a> Vâsiî ve Deyyânî, <i>Der Âmedî Ber Reveşhây-i Teblîğiy-i Eimme</i>, s.121-122.</h5>

<h5 style="text-align:justify"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title="">[3]</a> İbn Ebi’l-Avcâ (ö.155/772) batıl fikirleriyle İslâm’a zarar veren zındıklardan biriydi.</h5>

<h5 style="text-align:justify"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title="">[4]</a> Mufaddal b. Ömer, <i>Tevhidu’l-Mufaddal</i>, s.39-42.</h5>

<h5 style="text-align:justify"><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title="">[5]</a> Keşî, <i>Ricâlu’l-Keşî</i>, s.348-349.</h5>

<h5 style="text-align:justify"><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title="">[6]</a> Şeyh Sadûk, <i>et-Tevhid</i>, s.90-91.</h5>

<h5 style="text-align:justify"><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title="">[7]</a> Seyyid Razî, <i>Nehcü’l-Belâğa</i>, 77. mektup, s. 465.</h5>

<h5 style="text-align:justify"><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title="">[8]</a> Ayyâşî, <i>Tefsîru’l-Ayyâşî</i>, c.1, s.18; Atârudî, <i>Müsnedu’l-İmami’r-Riza</i>, c.1, s.307.</h5></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Düşünce | İslamî Araştırmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/munazara-sanati</guid>
      <pubDate>Fri, 01 May 2026 18:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/05/sanatz-2.jpg" type="image/jpeg" length="69619"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İslam’ın İşe ve Mesleğe Teveccühü]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/islamin-ise-ve-meslege-teveccuhu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/islamin-ise-ve-meslege-teveccuhu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA["Fakirliğin küfürle sonuçlanması uzak bir ihtimal değildir."]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Meslek Eğitimi</strong></p>

<p style="text-align:justify">En eski arkeolojik buluşlar, belki de insanın kendi bekasını sağlamak için mekân, giysi ve yiyecek bulmak amacıyla gösterdiği davranışsal tepkilerle ilgilidir. Bu çabaların sonucu, insanın araç üretme kabiliyetinin yeşermeye başlaması ve ilk aletleri keşfetmesidir. Bunların ilk örnekleri taş devrinin (Eolithic age)<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a> başlarından kalma taştan yapılmış av aletleridir. Bununla beraber eğer bu hususa eğitimsel açıdan bakacak olursak, çocuklarına nasıl alet yapmaları gerektiğini öğreten ilk insanları, bulanık da olsa zihnimizde tasavvur edebiliriz.</p>

<p style="text-align:justify">İnsan yaşamının değişimi, insanlar arasındaki irtibatın genişlemesi ve insan isteklerinde ortaya çıkan çeşitlilik, günden güne yeni araç ve aletlerin keşfedilmesine sebep oldu. Toplumsal yaşamın ilerlemesi, karmaşıklaşması ve cemiyetin çoğalmasıyla iş, meslek ve ustalık alanları birbirinden ayrıldı. Sonunda iş, mesleklerde ve ustalıklarda uzmanlaşmaya ve maharete dönüştü. Ustalık eğitimleri ortaya çıktı ve öğretim sisteminin bir parçası oldu.</p>

<p style="text-align:justify">Geçmişten günümüze kadar eğitim sistemlerinin meslek eğitimine yaklaşımı aynı ve sabit olmamıştır. Örneğin bazı eğitim sistemleri, mesleklerin ahlâkî yönüne inayet etmiş ve diğer bazılarının çabası, meslekî maharetlere yönelik olmuştur.</p>

<p style="text-align:justify">Günümüzde meslek ve ustalık eğitimi yeni bir çehreye bürünmüş, bazen eğitim-öğretimin temel mihveri telakki edilmiştir. Şimdilerde meslek eğitiminde uzmanlaşmaya karşı birbirine zıt iki görüş ortaya çıkmıştır:</p>

<p style="text-align:justify">İlk görüşte meslek eğitiminin ustalık ve yenilikçilik mahiyeti üzerinde durulur. Devlet adamlarının, iktisatçıların ve sermaye sahiplerinin desteklediği bu görüşte, ilmin araçsal özelliği esastır. Eğitim-öğretime aşırı biçimde zanaat ve ustalık açısından bakılır ve eğitim-öğretimin hedefi maharet kazanmak ve nihayetinde mütehassıs ve yenilikçi kişiler yetiştirmektir.</p>

<p style="text-align:justify">Bu görüşü savunanlar, uzmanlık ve yenilikçiliğe o kadar odaklanmışlardır ki bu özelliği taşıyanlara "beşeri sermaye (human capital)" demişlerdir. Bu sermayeyi eğitmek ve artırmak için büyük yatırımlar yaparlar ve eğitim-öğretimi, beşeri sermaye üretim sistemine çevirmeye çalışırlar.</p>

<p style="text-align:justify">Bu görüş esasına göre öğrencilerin ders programı zanaata yönelik olmalıdır. Farklı konular ders programına koyulacak olsa bile bunlar, daha iyi işçi yetiştirmeye yönelik olmalıdır. İlmin araçsal özelliği, zâtî özelliğine ağır basmalıdır. Diğer bir deyişle bu görüşte öğrenilen ilmin iktisadî, araçsal ve teknolojik bir açıklaması olmalıdır. Bu görüşe göre ilimlerin değeri, sanki teknolojik değerleriyle ölçülmektedir.</p>

<p style="text-align:justify">Daha çok eğitim filozoflarının ve eğitim-öğretim teorisyenlerinin yöneldiği ikinci görüş ise ilk görüşün aksine eğitim-öğretimde aşırı uzmanlaşmayı onaylamamaktadır.</p>

<p style="text-align:justify">Bu görüşte eğitim-öğretimin genel kavramı üzerinde durulmaktadır. Eğitim-öğretimi ustalık ve uzmanlaşmayla sınırlamak reva değildir. Bu görüşe göre ilim ilim olduğu için değerlidir. Sahip olduğu araçsal değer hiçbir şekilde ilmin zâti değerini düşüremez ve düşürmemelidir de. Çünkü ilim, kendiliğinden insan için saygındır. İlimlerin değerini maharetlerine ve teknolojilerine bakarak ölçmemek gerekir.</p>

<p style="text-align:justify">Bu görüşte eğitim ve öğretimin hedefi ustalaşmaya ve teknolojiye aşırı yönelme değildir. Zira bu, öğrencilerin kabiliyetlerinin sadece bir kısmını geliştirir. İnsanın bütün ihtiyaçlarına ve yeteneklerine cevap vermez. Bu görüş daha çok öğrencilerin bağımsızlığı ve özgürlüğü üzerinde durur. Böylece istedikleri meslekte uzmanlaşırlar, eğitim-öğretim sisteminin kendilerine dayattığı önceden belirlenmiş belli alanlarda değil.</p>

<p style="text-align:justify">Görülüyor ki bu bakış, meslek edinimine dayalı aşırı eğitime ve de ilme ve eğitim-öğretime araçsal bakışa kesinlikle karşıdır. İnsanı ilmin ve teknolojinin kölesi görmez. Eğitim-öğretim sürecinde insanın tabiata ve teknolojik olgulara odaklanmasından çok, insanların karşılıklı ilişkilerini ve anlayışlarını dikkate alır. Öğrencilerin isteklerinin ve kabiliyetlerinin görmezden gelinmesini ve onları teknoloji ve uzmanlığa kurban vermeyi eleştirir.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>İslam’ın İşe ve Mesleğe Teveccühü: </strong></p>

<p style="text-align:justify">Gayrimüslim biri "İslam, insan boyunda ve ölçüsünde bir kültürdür" dese yerinde bir itiraf olur. Bu, dine dışardan bir bakıştır ve İslam’ın ne kadar kapsayıcı olduğunu gösterir.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title=""><sup><sup>[3]</sup></sup></a> Bize İslam’ın "insanî ahval ile uyumlu" bir din olduğunu anlatır. Bununla beraber İslam’da meslekî eğitimden genel manasıyla bahsedilmiş olması uzak bir ihtimal değildir.</p>

<p style="text-align:justify">İslam’da eğitim-öğretim usullerinden biri geçimle meadın bir araya getirilmesidir. Bu görüşe göre kim dünyada işsiz-güçsüz, tembel ve cahil yaşayıp gider, ilim öğrenme zorluğuna katlanmaz, bir meslek edinmezse hem dünyada zarar eder, hem de ahirette. Böyle bir kimse <strong>"O dünyayı da kaybetmiştir, ahireti de."<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title=""><sup><strong><sup>[4]</sup></strong></sup></a> </strong>ayetinin açık mısdaklarındandır.</p>

<p style="text-align:justify">İslam’ın bu zararın önlenmesi ve insanın geçimini sağlayabilmesi için bazı emirleri vardır. Bunların uygulanması, geçinebilmek için şarttır. Bunlardan bazıları işe ve işçiye teveccüh, işe teşvik, işte düzen, işte uzmanlaşma, iş ve işyeri seçiminde özgürlük, işle kişisel kabiliyetlerin uyumu, gençlerin meslekî geleceklerine teveccüh, fakirlik ve toplumsal suçların işsizlikle arasındaki irtibatın anlatılması, işsizliğin ortadan kaldırılması, işin gerekliliği, işte denge, tarımcılık, ticaret, denizle ilgili işler, ustalık ve zanaat, özel maharetler, meslekî âdâp ve ahlâk, zanaat öğrenme, peygamberler ve iş hususu ve diğer onlarca konu.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title=""><sup><sup>[5]</sup></sup></a></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Meslekî Eğitim ve Müslüman Âlimler:</strong></p>

<p style="text-align:justify">Müslüman mütefekkirler ve eğitimciler İslam’a uyarak meslekî eğitime gereken ilgiyi göstermişlerdir. Örneğin Sebkî şöyle demiştir:</p>

<p style="text-align:justify">Çiftçiler ciddiyetle ve çaba göstererek ziraat işleriyle uğraşmalıdırlar. Bu işi boşlamamalıdırlar çünkü bu, mekruhtur.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title=""><sup><sup>[6]</sup></sup></a></p>

<p style="text-align:justify">İbn Kayyum Cevziye de çocukların kabiliyetlerine uygun eğitim almaya yönlendirilmelerini tavsiye ediyor. Çocuğun bir zanaata eğilimi ve bu yönde bir kabiliyeti olduğu hissedilirse, o zanaat halkın gözünde de mübah ve faydalıysa, bu alanda eğitim alması için gerekli şartlar oluşturulmalıdır.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title=""><sup><sup>[7]</sup></sup></a></p>

<p style="text-align:justify">İbn Sînâ’ya göre çocuk, başlangıç konularını mektepte öğrendikten sonra gelecekte uzmanlaşacağı dal konusuna teveccüh edilmelidir. Bu dal seçildikten sonra öğrenci, gerekli öğretimi alacağı yola yönlendirilmelidir. Elbette herkesin her iş için yaratılmadığının ve kişinin yapısına uygun işlerin seçilmesi gerektiğinin farkında olunmalıdır.<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title=""><sup><sup>[8]</sup></sup></a></p>

<p style="text-align:justify">Meslekî eğitimden bahseden Müslüman âlimlerden biri de Ragıb İsfahanî’dir. <i>Zaria </i>adlı kitabının yedi bölümünden birini bu konuya ayırmıştır. O, insanların toplumsal yaşam ihtiyaçlarından ve iş ve zanaatın toplumsal ve fıtrî altyapısının varlığından bahsetmiştir. Kişilerin, birbirlerinin ihtiyaçlarını giderebilmek için işbirliği yapmalarının lüzumunu anlatmış, zanaat usulünü sayarak bazı mesleklerin vahiydeki kökünü işlemiştir. İnsanların bedenleriyle meslekleri arasında uyumun lüzumuna işaret etmiş ve herkesin her işi yapamayacağını ve yapmaması gerektiğini hatırlatmıştır. Ragıb devamında mesleklerin iktisadî ve içtimaî kaynaklarından bahsetmiş ve bunları fakirlik ve zenginlik diye ayırmıştır. İnsanları geçimlerini sağlamak için çalışmaya davet etmiş, işsizlik ve fakirliğe düşmekten alıkoymuştur. Ayrıca mesleklerin birbirlerine göre rütbelerinin ve değerlerini konumunu zikretmiştir.<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title=""><sup><sup>[9]</sup></sup></a></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Gazzâlî’nin Meslekî Eğitimle İlgili Görüşü</strong></p>

<p style="text-align:justify">Gazzâlî’nin eserlerini incelediğimizde meslekî eğitime en az dört açıdan baktığını görüyoruz. Diğer bir deyişle Ebu Hamid, meslekî eğitim için dört temel saymıştır. İlk görüşte meslekî eğitimin marifete dayalı esasını işlemiş; ikinci görüşte iş ahlâkı ve psikolojisi açısından yaklaşmış;<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title=""><sup><sup>[10]</sup></sup></a> üçüncü görüşte işin insanbilimle ilişkisine değinmiş;<a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title=""><sup><sup>[11]</sup></sup></a> dördüncü görüşte işe sosyolojik açıdan yaklaşmıştır.<a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title=""><sup><sup>[12]</sup></sup></a></p>

<p style="text-align:justify">Burada sadece ilk görüşü inceleyebilme imkânım var:</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Gazzâlî’nin meslekî eğitime marifete dayalı yaklaşımı: </strong>Bu bakışın amacı öğrencilerin işe, zanaata ve geçime dair genel ve özel bilgilerle aşina olmalarıdır. Gazzâlî bu yolda, işe ve zanaata dair görüşleri ıslah etme ve derinleştirme peşindedir. Gazzâlî, İslamî düzende işin hangi konuma ve değere sahip olduğunu göstermek istemektedir.</p>

<p style="text-align:justify">Gazzâlî’nin bu açıdan baktığı konulardan bazıları şöyledir:</p>

<p style="text-align:justify"><strong>1. Geçim ve mead ilişkisi: </strong>Gazzâlî’ye göre insan yaşamında her şey ilahi yöne sahip olmalıdır ki nihayetinde insanın rabbanî boyutunun faydasına olabilmelidir. Bu görüşe göre insanın en dünyevî davranışı bile kulluk alanında yer alacak ve yaratılış felsefesiyle uyumlu olacaktır.</p>

<p style="text-align:center"><strong>وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ</strong></p>

<p style="text-align:center"><strong><i>"Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım."</i></strong><a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title=""><sup><strong><sup>[13]</sup></strong></sup></a></p>

<p style="text-align:justify">Gazzâlî bu görüşü şerh ederken şöyle diyor:</p>

<p style="text-align:justify">Aslında dünyevî olan şeyler ilahi değildir ve ilahi olan şeyler de dünyevî değildir.<a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title=""><sup><sup>[14]</sup></sup></a> Ancak biz dünyevî işlerden bazılarını Allah için yapacak olursak "Ameller niyetlere göredir" esası uyarınca ilahi bir renge bürünecek<a href="#_ftn15" name="_ftnref15" title=""><sup><sup>[15]</sup></sup></a> ve davranışlarımız rabbanî içerik kazanacaktır. Ebu Hamid konunun daha fazla aydınlanması için şöyle ekler:<a href="#_ftn16" name="_ftnref16" title=""><sup><sup>[16]</sup></sup></a> İnsanın dünyayla irtibatı ya zarurete (değersel kavramıyla, felsefî, mantıksal veya varlıkbilimsel kavramıyla değil) dayalıdır, ya nimet ve refah içinde olma isteğinden kaynaklanır ya da ihtiyaç sebebiyledir. İnsan için zarurî olan ve kendisinden kaçış olmayan şey, Allah için yapılacak olursa O’ndan başkası için yapılmış olmayacaktır. Gerçek müminler –enbiya ve evliya gibi- sadece zaruret miktarıyla yetinirler, her şeyleri O’nun içindir.</p>

<p style="text-align:center"><strong>قُلْ اِنَّ صَلَاتٖى وَنُسُكٖى وَمَحْيَایَ وَمَمَاتٖى لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖينَ</strong></p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong>"Ey Muhammed! De ki: "Şüphesiz benim namazım da, diğer ibadetlerim de, yaşamam da, ölümüm de âlemlerin Rabbi Allah içindir."</strong><a href="#_ftn17" name="_ftnref17" title=""><sup><strong><sup>[17]</sup></strong></sup></a></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">İnsanın nimetlere, refaha ve daha fazlasını istemeye olan eğilimlerinden kaynaklanan ilişkileri rabbanî olamaz. Zaruret ve refah arasında ihtiyaçlara dayalı orta bir düzey vardır. İlahi veya dünyevî olması mümkündür. Açıklamak gerekirse ihtiyacın iki yönü vardır. Biri refaha yakındır ve diğeri zarurete. İlki ilahi olamaz; ama ikincisi olabilir. Zira ilki refah alanına dâhil olur, ikincisi zaruret sınırına girer.</p>

<p style="text-align:justify">Görülüyor ki Gazzâlî ikna edici delilleriyle, öğrencilerinin geçim ve meada bakışlarını marifet boyutunda ıslah etme ve derinleştirme peşindedir. Bu yolla onları fazlasını istemekten ve refaha düşmekten alıkoymak ister. Dünyanın, ahiretin tarlası olduğunu anlatmaya çalışır. Yani Müslüman salt dünyevî veya salt uhrevî olmamalıdır. Dünyayı ahiretle irtibatlı görmeli, dünyaya yarın için ekilen bir tarla gözüyle bakmalıdır. Geçimin usul, meadın füru olmasına izin vermemelidir. Çünkü aslolan geçimin, meadın temini için vesile ve uhrevî saadete ulaşmak için bir yol olmasıdır.</p>

<p style="text-align:justify">Ebu Hamid geçimin meadla olan irtibatı ve bu irtibata yaklaşımlarının türü itibariyle insanları üçe ayırıyor:<a href="#_ftn18" name="_ftnref18" title=""><sup><sup>[18]</sup></sup></a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>a)</strong> Bu irtibatın gevşek olduğunu düşünenler, sadece geçimle ilgilenenler, meadı ya kabul etmeyen veya geçime feda edenler. Bunlar kaybedenler ve helâk olanlardır.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>b) </strong>Geçim ve mead arasında irtibat olduğunu kabul eden ama meadı alıp geçimi bir kenara bırakan kimseler. Bunlar kurtuluşa erenlerdir.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>c)</strong> Davranışları itidale yakın olanlar, makul biçimde orta yolu izleyenler, hem meadı, hem de geçimi dikkate alanlar. Bunlar diğer iki gurubun ifrat ve tefritinden uzaktırlar ve aynı zamanda geçimi, mead için isterler. Geçim ve mead arasındaki irtibattan, yarınları için fayda sağlarlar.</p>

<p style="text-align:justify">Gazzâlî itidalin ve orta yolun korunması için gerekli şartın geçim sağlanırken doğru olunması; ticaretle, zanaatla veya yapılan diğer işlerle ilgili şer’î âdâbın öğrenilmesi olduğunu söylüyor.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>2. Fakirlikten sakınmak: </strong>Gazzâlî’nin fakirliğe yaklaşımı iki türlüdür: Yani bazen fakirliği över, bazen de fakirlikle savaşılması gerektiğini söyler. <i>İhya</i> ve <i>Kimya-yı Saadet</i>’in fakirlik ve züht bölümünde fakirliği güzelce inceliyor, sınıflandırıyor ve sonunda da övüyor. Gazzâlî’nin fakirliğe bu bakışı, tasavvufî eğilimlerinden kaynaklanmaktadır. Bunun için şer’î deliller dahi sunmaya çalışmıştır.</p>

<p style="text-align:justify">Gazzâlî’nin eserlerinden anladığımız kadarıyla ne her fakirlik övgüye şayandır, ne de beğenilen fakirlik herkese revadır. Gazzâlî bu öğretilerinde dünyaya karşı bakış açısını ortaya koymaya çalışmaktadır. O asla işsizliği ve başıboşluğu hoş gösterme ve rayiç kılma peşinde değildir.</p>

<p style="text-align:justify">Gazzâlî insanın kalbinin dünyevî alakalara bulanmasını doğru bulmaz. Gazzâlî’nin açısından dünyadan bîzar olan da, sürekli dünyanın peşinden giden de Allah’tan gafildir. Zira kalplerinde Allah’tan gayrısıyla uğraşmışlardır. Biri dünyayı bırakma düşüncesiyle, diğeri dünyayı elde etme düşüncesiyle. Bu bir kalpte iki sevgiliye yer vermek manasındadır ki bu, aşkta ve tevhitte noksanlık anlamına gelir.<a href="#_ftn19" name="_ftnref19" title=""><sup><sup>[19]</sup></sup></a></p>

<p style="text-align:justify">Kemâl, kalpte başkasına buğza dahi yer vermemek demektir. Bir kalpte iki aşka yer olmayacağı gibi, sevginin ve buğzun aynı kalpte olması da mümkün değildir. Yine, dünyayı isteyen kimse Allah’tan gafildir. Dünyadan bîzar olan kimse de Allah’tan gafildir. İkisi de tek olan sevgiliden gaflet noktasında ortak ve kusurludur. Elbette bu ikisinin arasında bir fark vardır ve o da dünyadan bîzar olanın yolu Allah’a doğrudur ama dünyayı talep edenin gafleti, onu Allah’tan uzaklaştırır.<a href="#_ftn20" name="_ftnref20" title=""><sup><sup>[20]</sup></sup></a></p>

<p style="text-align:justify">Gazzâlî’nin fakirliğe ikinci yaklaşımı işe, çalışmaya ve bunların değerine bakışı şeklindedir. Şimdi bunlara değineceğiz.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>3. İş ve zanaatin değeri ve konumu: </strong>Konunun esasını işlemeden önce Gazzâlî’ye göre dünyanın anlamına ve insanın dünyayla mesleksel irtibatına işaret etmemiz yerinde olacaktır.</p>

<p style="text-align:justify">O şöyle diyor: Dünya, esasını ve maddesini madenlerin, bitkilerin ve hayvanların oluşturduğu yeryüzünde mevcut varlıklardan ibarettir.</p>

<p style="text-align:justify">İnsan bu varlıklarla iki tür irtibat halindedir: Biri hazza ve istifadeye dayalı irtibat, diğeri ıslah etmeye dayalı irtibattır.<a href="#_ftn21" name="_ftnref21" title=""><sup><sup>[21]</sup></sup></a> Hazza ve istifadeye dayalı irtibattan kasıt açıktır ve o da insanın maddi ihtiyaçlarını temin için bu varlıklardan faydalanmasıdır. Islah etmeye dayalı irtibatın anlamına gelince, bu konuda Gazzâlî’nin görüşü şu şekildedir: Varlıklar doğal ve yaratılışsal şekilleriyle, genellikle insanın yiyecek, giyecek ve mesken temini için münasip değillerdir. İnsan, ihtiyaçları doğrultusunda onları ıslah ederek kullanıma hazır hale getirmeye mecburdur. Bu, insanın işle meşgul olmasının doğal başlangıcıdır ve bundan kaçış yoktur; tabiatı beslenme ve barınma için doğrudan kullanabilen diğer canlıların aksine.<a href="#_ftn22" name="_ftnref22" title=""><sup><sup>[22]</sup></sup></a></p>

<p style="text-align:justify">Gazzâlî, insan yaşamında işin ve zanaatın değerini ve konumunu gösterebilmek için –<i> İhya</i>’da ve Kimya’da- genelde kullandığı yöntemiyle Kur’an-ı Kerim’den, sünnetten ve sahabelerin yaptıklarından deliller sunmaktadır.</p>

<p style="text-align:justify"><strong><i>"Gündüzü de geçimi temin zamanı kıldık."</i><a href="#_ftn23" name="_ftnref23" title=""><sup><strong><sup>[23]</sup></strong></sup></a> </strong>ayetinde geçimin zikredilmesini, minnet beyanı ve izharı bâbında görüyor ki bunun kendisi, geçimin ehemmiyetini göstermektedir. <strong><i>"Doğrusu biz sizi yeryüzüne yerleştirdik ve orada size geçim vasıtaları verdik. Ne kadar da az şükrediyorsunuz!"</i><a href="#_ftn24" name="_ftnref24" title=""><sup><strong><sup>[24]</sup></strong></sup></a> </strong>ayetinde de Allah, dünya geçimini nimet saymış ve kullarından bu nimete şükretmelerini istemiştir. Ayrıca şunu eklemiştir: Allah hac günlerinde bile çalışmayı ve ticaret yapmayı reva görmüş ve şöyle buyurmuştur:</p>

<p style="text-align:center"><strong>لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ اَنْ تَبْتَغُوا فَضْلًا مِنْ رَبِّكُمْ</strong></p>

<p style="text-align:center"><strong><i>"(Hac mevsiminde ticaret yaparak) Rabbinizin lütuf ve keremini istemekte size bir günah yoktur."</i></strong><a href="#_ftn25" name="_ftnref25" title=""><sup><strong><sup>[25]</sup></strong></sup></a></p>

<p style="text-align:justify">Yüce Allah başka bir ayette de çalışmak ve geçimi sağlamak için yolculuğa çıkılmasına işaret etmiştir:</p>

<p style="text-align:center"><strong>عَلِمَ اَنْ سَيَكُونُ مِنْكُمْ مَرْضٰى وَاٰخَرُونَ يَضْرِبُونَ فِى الْاَرْضِ يَبْتَغُونَ مِنْ فَضْلِ اللّٰهِ وَاٰخَرُونَ يُقَاتِلُونَ فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ</strong></p>

<p style="text-align:justify"><i><strong>"Allah, içinizde hastaların bulunacağını, bir kısmınızın Allah’ın lütfundan rızık aramak üzere yeryüzünde dolaşacağını, diğer bir kısmınızın ise Allah yolunda çarpışacağını bilmektedir."</strong></i><a href="#_ftn26" name="_ftnref26" title=""><sup><strong><sup>[26]</sup></strong></sup></a></p>

<p style="text-align:justify">Nitekim başka bir yerde, çalışmak için yeryüzüne dağılmamızı ve ilahi fazlı aramamızı buyurmuştur:</p>

<p style="text-align:center"><strong>فَاِذَا قُضِيَتِ الصَّلٰوةُ فَانْتَشِرُوا فِى الْاَرْضِ وَابْتَغُوا مِنْ فَضْلِ اللّٰهِ</strong></p>

<p style="text-align:center"><strong><i>"Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan nasibinizi arayın."</i></strong><a href="#_ftn27" name="_ftnref27" title=""><sup><strong><sup>[27]</sup></strong></sup></a></p>

<p style="text-align:justify">Gazzâlî’nin bu konuda dayandığı rivayetlerden bazıları ise şöyledir:</p>

<p style="text-align:justify">Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur:</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong>"Fakirliğin küfürle sonuçlanması uzak bir ihtimal değildir."</strong><a href="#_ftn28" name="_ftnref28" title=""><sup><sup>[28]</sup></sup></a></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">Bu yüzden helal rızık peşinden gitmeyi Müslümanlara vacip kılmış<a href="#_ftn29" name="_ftnref29" title=""><sup><sup>[29]</sup></sup></a> ve ibadetin onda birinin helal rızık peşinden gitmek olduğunu buyurmuştur.<a href="#_ftn30" name="_ftnref30" title=""><sup><sup>[30]</sup></sup></a> İlaveten Resulullah (s.a.a) bazı günahların kefaretinin sadece geçimi sağlamayı düşünmek olduğunu buyurmuştur.<a href="#_ftn31" name="_ftnref31" title=""><sup><sup>[31]</sup></sup></a> En helal rızkın dikkatle yapılan iş ve zanaat sonucu elde edilen olduğunu söylemiş<a href="#_ftn32" name="_ftnref32" title=""><sup><sup>[32]</sup></sup></a> ve şöyle buyurmuştur:</p>

<p style="text-align:center"><i>"Allah, zanaatlarıyla halka muhtaç olmadan yaşayan kullarını sever."</i><a href="#_ftn33" name="_ftnref33" title=""><sup><sup>[33]</sup></sup></a></p>

<p style="text-align:justify">Menkıbelerde de bununla ilgili örnekler vardır. Lokman Hekim oğluna şöyle dedi:</p>

<p style="text-align:justify"><i>"Oğlum! Helal kazançla fakirlikten kurtul. Çünkü kim fakir olsa üç özelliğe giriftar olur. Dinde gevşeklik, akılda eksiklik ve mürüvvetsizlik. Bu üçünden daha nahoş olanı ise halk arasında tahkir edilmek ve aşağılanmaktır."</i><a href="#_ftn34" name="_ftnref34" title=""><sup><sup>[34]</sup></sup></a></p>

<p style="text-align:justify">Buraya kadar söylenenlerden, Gazzâlî’ye göre işin ve zanaatın değerinin ve konumunun ne olduğunu, ayrıca fakirlik hakkında ne düşündüğünü anlamış olduk.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>4. İş ve zanaat öğretiminin lüzumu: </strong>Gazzâlî şer’î olmayan ilimleri övülmüş (mahmud), mübah ve yerilmiş (mezmum) şeklinde sınıflandırıyor. Övülmüş gayrı şer’î ilimden kastı, dünyevî işleri ve insanların maddî ihtiyaçlarını ıslaha yarayan ilimlerdir. Bir veya birkaç kişi bu işlerde uzmanlaşmazsa insanların ihtiyaçları karşılanamaz ve hayat çarkı durur. Bu ilmin sınırları, şer’î ilimlerden çok daha geniştir. Gazzâlî bunlara örnek olarak aklî ilimlerden olan matematiği ve deneysel ilimlerden olan tıbbı verir. Bu ilimlerin öğrenilmesini vacib-i kifaî kabul eder. Olması gerektiği kadar bu ilimler ve ustalıklara yönelen olmazsa öğrenilmesi ve öğretilmesi herkese vacip olur.</p>

<p style="text-align:justify">Ebu Hamid ustalık ve zanaatkârlığı ilimler arasında sayar ve onları övülmüş gayrı şer’î ilimler sınıfına koyar. Bunların öğrenilmesini ve öğretilmesini de vacib-i kifaî kabul eder. Her alan ve ustalıkta, toplumun ihtiyaç duyduğu kadar eğitim-öğretim yapılması gerektiğini söyler.<a href="#_ftn35" name="_ftnref35" title=""><sup><sup>[35]</sup></sup></a></p>

<p style="text-align:justify">Yine Gazzâlî’ye göre meslekî eğitimin lüzumu hakkında söz söylemek istersek bu konuyla ilgili çok önemli üç noktadan bahsetmemiz gerekir:</p>

<p style="text-align:justify"><strong>1. </strong>Gazzâlî, bir işin temeli sağlam ve dayanıklı olursa, o iş neticeye ulaşır ve tam tersi bir işin altyapısı gevşek ve sorunlu olursa sonunda viran ve yok olacaktır, der.<a href="#_ftn36" name="_ftnref36" title=""><sup><sup>[36]</sup></sup></a> Bu görüş üzere Gazzâlî, çocuğun gelişimi ve şahsiyetinin şekillenmesi başlarken kendi haline bırakılacak olursa ve eğitimiyle ilgilenilmezse genellikle ahlâkının ve davranışının bozulacağı üzerinde durur.<a href="#_ftn37" name="_ftnref37" title=""><sup><sup>[37]</sup></sup></a> Bu yüzden Gazzâlî, meslekî eğitim-öğretimin çocukluktan itibaren başlamasını ve kesinlikle bu konuda gaflet edilmemesini gerekli görür. Zira böyle yapılmazsa çocuk ve toplum için çok nahoş bireysel ve toplumsal sonuçları olacaktır. Gazzâlî’ye göre bir çocuk, daha başından bir iş ve zanaat öğrenmeyle uğraşmaz ve başıboş olursa veya bir şey onu öğrenmekten ve işten alıkoyarsa, sonunda geçimini sağlamak için yanlış işlere yönelecektir.<a href="#_ftn38" name="_ftnref38" title=""><sup><sup>[38]</sup></sup></a></p>

<p style="text-align:justify">Gazzâlî bunu önlemek için ve çocuğun işsizliği, yan gelip yatmayı, işten ve sorumluluktan kaçmayı huy edinmesini önlemek için, onların refaha alışmış, şımarık çocuklarla arkadaşlığının engellenmesini öneriyor.<a href="#_ftn39" name="_ftnref39" title=""><sup><sup>[39]</sup></sup></a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>2.</strong> Resulullah’ın (s.a.a) en önemli ahlâkî özelliği, resul olmadan önce emaneti koruyan bir kimse olması idi. Bu özelliği sayesinde halk arasında "Muhammed-i Emin (güvenilir, emin Muhammed)" diye nam salmıştı. Emin ve güvenilir olmak, bireysellik ötesi, diğerlerinin yaşamında da etkili olan seçkin ahlâkî özelliklerdendir.</p>

<p style="text-align:justify">Emaneti korumanın yüce tecellilerinden birini, Hz. Şuayb ve Hz. Musa arasında geçen olayda görüyoruz. O, civanmert davranışıyla iki özelliğini gösterdi. Bedensel gücünün ne kadar fazla olduğunu ve ruhunun ne kadar yüce olduğunu ki bundan güvenilir olmak diye bahsedilmiştir:</p>

<p style="text-align:center"><strong>قَالَتْ اِحْدٰیهُمَا يَا اَبَتِ اسْتَاْجِرْهُ اِنَّ خَيْرَ مَنِ اسْتَاْجَرْتَ الْقَوِىُّ الْاَمٖينُ</strong></p>

<p style="text-align:justify"><i>"Kızlardan biri, "Babacığım, onu ücretle tut. Herhalde ücretle tuttuklarının en hayırlısı, güçlü ve güvenilir olan bu adam olacaktır" dedi."</i><a href="#_ftn40" name="_ftnref40" title=""><sup><strong><sup>[40]</sup></strong></sup></a></p>

<p style="text-align:justify">İşte, ustalıkta ve alışverişte güvenilir olmak, şerefli tüccarların ve zanaatkârların imtiyazlarından ve beğenilen ahlâkî özelliklerdendir. Bunlar –Gazzâlî’nin deyimiyle- kendileri için beğenmediklerini, başkasına da reva görmezler. İşte, ustalıkta ve alım-satımda yemin etmezler. Başkalarının zararından memnun ve hoşnut olmazlar. Eksik satmazlar. İşlerinin, mallarının ve zanaatlarının ayıbını örtmezler. Kendi pazarlarını sıcak tutmak için yalan söylemezler. Kendi mallarını, işlerini ve zanaatlarını yersiz şekilde övmezler. İşlerini doğru, dakik ve sağlam yaparlar… Bütün bunların hepsini, ahiret faydasının, dünya faydasından daha tatlı olduğuna derinden inandıkları için yaparlar; çünkü gerçek kâr, ahiret sermayesinde zarar etmemektir.<a href="#_ftn41" name="_ftnref41" title=""><sup><sup>[41]</sup></sup></a></p>

<p style="text-align:justify">Gazzâlî bütün bu iyilikleri bir şeyde özetler. O da ustalıkta, zanaatta ve ticarette emin olmaktır. Bana göre Gazzâlî’nin meslekî eğitimle ilgili görüşlerinin can damarı ve atıf noktası söylediği şu sözdür: Annenin, babanın ve sonra da öğretmenin görevi, çocuğa yapacağı meslekte emin olmayı öğretmektir. Evet, Ebu Hamid çocuğa mesleğinde emin olmayı öğretmek gerektiğini açıkça söylemiştir.<a href="#_ftn42" name="_ftnref42" title=""><sup><sup>[42]</sup></sup></a> Ustalıkta, zanaatta ve ticarette emanet, çok geniş bir kavramdır ama burada bunu inceleme şansına sahip değiliz.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>3. </strong>son olarak değinmek istediğim konu, Gazzâlî’nin ustalığa ve zanaata araç gözüyle baktığıdır. Bu işlerle uğraşmayı bireysel ve toplumsal ihtiyaçların giderilmesi ölçüsünde beğenir. Maharet edinmek için aşırıya kaçmayı reva görmemektedir. Daha önce söylediğimiz gibi Gazzâlî insanları geçim ve meada göre üçe ayırıyordu: Geçime yönelenler, meada yönelenler ve ikisini de düşünenler. Üçüncü gurubu itidal ve orta yol ehli kabul ediyordu. Gazzâlî’ye göre işlerde orta yolu izlemenin göstergelerinden biri, ustalık, zanaat veya iş öğrenmede ifrata düşülmemesidir. Çünkü bu meselelerde ifrat, insanda bir nevi makam arzusu içgüdüsünün tatmin edilmesidir ve yerilmiştir.<a href="#_ftn43" name="_ftnref43" title=""><sup><sup>[43]</sup></sup></a> Bu konularda ifrat, onları meslek ve ustalık alanından çıkarır ve salt maharet yığma alanına sokar. Bu da makam sevgisinin göstergelerinden biridir. Gazzâlî, insanın kıymetli ömrünü bu maharetleri elde etme yolunda harcamasını istemez. Zira bu tür ifratçılık, genelde insanın uhrevî meselelerden geri kalması ve sonunda Allah’tan uzaklaşmasıyla son buluyor.<a href="#_ftn44" name="_ftnref44" title=""><sup><sup>[44]</sup></sup></a> Bu, insan için tasavvur edilebilecek en kötü haldir.</p>

<p style="text-align:justify">Kendi maharetine gark olup mahvolan kimse başkalaşır. Yani zanaatı yaşamı, kulluk psikolojisinin gelişimi ve vacib-i kifaî vazifesini yerine getirmek için isteyeceğine, yaşamı zanaat öğrenmek için isteyecek ve işi öyle bir hale gelecektir ki yemek ve uyumak için çalışacaktır. Çalışmak için yiyecek ve uyuyacaktır. Bu kişiler ilerlediklerinde davranışsal yaklaşımlara yönelirler. Bu da aşırı ustalaşmanın (uzmanlaşmanın) sonucudur.<a href="#_ftn45" name="_ftnref45" title=""><sup><sup>[45]</sup></sup></a></p>

<p style="text-align:justify">Mümin Müslüman bir kimsenin hayatı böyle olmamalıdır. Hayatın yeme, uyuma, çalışma çarkına dönmesine izin verilmemelidir. Eğer böyle olursa da sonucu, salt geçime yönelmek ve meadın marifet ve davranış alanlarından kaçmaktır.<a href="#_ftn46" name="_ftnref46" title=""><sup><sup>[46]</sup></sup></a></p>

<p style="text-align:justify">Elbette bu anlatılanlar, ustalıkta ve zanaatkârlıkta derinleşilmemesi veya ilmin ve zanaatın gelişiminin önlenmesi ve bunlara karşı çıkılması anlamında değildir. Gazzâlî kesinlikle bunu kastetmemektedir. Gazzâlî kesinlikle ilmin ve zanaatın ve bunların inceliklerinin öğrenilmesinin, gelişime zemin hazırladığına ve faziletler arasında sayıldığına inanır. Ancak bu alanda da zaruret, lezzet alma ve ihtiyaç hallerinin dikkate alınması gerektiğini söyler.<a href="#_ftn47" name="_ftnref47" title=""><sup><sup>[47]</sup></sup></a></p>

<p style="text-align:justify">Bu işlerle zaruret haddinde ilgilenmenin, kifaî vaciplerden olduğuna dair bir şüphe yoktur. Hoş olmayan ve yapılmaması gereken, ustalıkta ve meslekte fazlasını istemek ve zanaatta aşırı süslemelerle uğraşmaktır. İhtiyacı cevaplama konusunda ise –söylediğimiz gibi- zaruretle alakalı olan yarısıyla yetinmeli ve zevk almayla ilgili olan yarısına kapılmaktan sakınılmalıdır.<a href="#_ftn48" name="_ftnref48" title=""><sup><sup>[48]</sup></sup></a></p>

<p style="text-align:justify">Söylenmesi gereken diğer bir nokta da Gazzâlî’nin bu yaklaşımda ilmî ve zanaatsal dalları sınırlamak istemeyişidir. O usulen mesleklerin ve zanaatların çeşitliliğine inanır. Bunu insan hayatının gereği ve toplumun bekasının şartı kabul eder.<a href="#_ftn49" name="_ftnref49" title=""><sup><sup>[49]</sup></sup></a> Hatta <i>"Ümmetimin ihtilafı nimettir" </i>hadisinin, mesleklerin ve zanaatların çeşitliliğine delalet ettiğine ihtimal verir.<a href="#_ftn50" name="_ftnref50" title=""><sup><sup>[50]</sup></sup></a></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - - - - - -</strong></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title="">[1]</a> Bkz. <i>Tarih-i Temeddün</i>, Henry Lucas, Farsçaya çev. Abdulhüseyin Azrenk, 1/ 19-22.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title="">[2]</a> Bu mukaddimeyi yazarken “Terbiyet-i Herfeî der Bester-i Didgah-ı İslam” adlı Hüsrev Bâkırî’nin makalesinden faydalandık. Faslname-i Havza ve Danışgah, no. 14, 15, 1377 Bahar-Kış, s. 56-61.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title="">[3]</a> Grunebaume, Von, L’Islam, Medieval, 1962, s. 313. (Karname-i İslam, Abdulhüseyin Zerrinkûb, s. 166-167, 189’dan alıntıdır.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title="">[4]</a> Hac: 11.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title="">[5]</a> Bkz. <i>el-Hayat</i>, Muhammed Rıza Hekimî, c. 5.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title="">[6]</a> <i>Muidu’n-Naam ve Mubidu’n-Nakam</i>, Taceddin Sebkî, Muhammed Ali Neccar baskısı, s. 127.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title="">[7]</a> <i>Tuhfetu’l-Vedûd bi Ahkâmi’l-Mevlûd</i>, İbn Kayyum Cevziye, Bassam Abdulvahhab Elcabî, s. 197.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title="">[8]</a> <i>Tedabiru’l-Menazil</i>, İbn Sînâ, s. 39-40.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title="">[9]</a> <i>Ez-Zaria ila Mekarimu’ş-Şeria</i>, Ragıb Isfahanî, s. 198-205.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title="">[10]</a> Örnek olarak bkz. <i>İhya</i>, 3/ 224-230; 2/ 60-61.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title="">[11]</a> Örnek olarak bkz. <i>İhya</i>, 3/ 224-229.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title="">[12]</a> Örnek olarak bkz. <i>İhya</i>, 3/ 224-229.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title="">[13]</a> Zariyat: 56.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title="">[14]</a> <i>İhya</i>, 3/ 226.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref15" name="_ftn15" title="">[15]</a> A.g.e., s. 222-223.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref16" name="_ftn16" title="">[16]</a> A.g.e., s. 223.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref17" name="_ftn17" title="">[17]</a> En’am: 162.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref18" name="_ftn18" title="">[18]</a> <i>İhya</i>, 2/ 60-61; <i>Kimya</i>, 1/ 344.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref19" name="_ftn19" title="">[19]</a> A.g.e., 1/ 50.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref20" name="_ftn20" title="">[20]</a> A.g.e., 2/ 191-192. Daha fazla bilgi için bkz. <i>Mekâtib</i>, s. 18; <i>Cevâhir</i>, s. 35.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref21" name="_ftn21" title="">[21]</a> A.g.e., 3/ 224.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref22" name="_ftn22" title="">[22]</a> A.g.e., s. 225.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref23" name="_ftn23" title="">[23]</a> Nebe: 11.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref24" name="_ftn24" title="">[24]</a> A’raf: 10.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref25" name="_ftn25" title="">[25]</a> Bakar: 198.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref26" name="_ftn26" title="">[26]</a> Müzzemmil: 20.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref27" name="_ftn27" title="">[27]</a> Cuma: 10.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref28" name="_ftn28" title="">[28]</a> <i>İhya</i>, 3/ 187.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref29" name="_ftn29" title="">[29]</a> A.g.e., 2/ 88-89.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref30" name="_ftn30" title="">[30]</a> A.g.e., s. 90.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref31" name="_ftn31" title="">[31]</a> A.g.e., s. 61.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref32" name="_ftn32" title="">[32]</a> A.g.e., s. 62.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref33" name="_ftn33" title="">[33]</a> A.g.e., s. 60.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref34" name="_ftn34" title="">[34]</a> A.g.e., s. 62.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref35" name="_ftn35" title="">[35]</a> A.g.e., 1/ 16.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref36" name="_ftn36" title="">[36]</a> A.g.e., 2/ 90; 3/ 743.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref37" name="_ftn37" title="">[37]</a> A.g.e., 3/ 72.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref38" name="_ftn38" title="">[38]</a> A.g.e., s. 228.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref39" name="_ftn39" title="">[39]</a> A.g.e., s. 72.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref40" name="_ftn40" title="">[40]</a> Kasas: 26.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref41" name="_ftn41" title="">[41]</a> <i>İhya</i>, 2/ 75-77.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref42" name="_ftn42" title="">[42]</a> A.g.e., 1/ 58.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref43" name="_ftn43" title="">[43]</a> A.g.e., 3/ 279.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref44" name="_ftn44" title="">[44]</a> A.g.e., 2/ 60-61.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref45" name="_ftn45" title="">[45]</a> A.g.e., 3/ 228-229.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref46" name="_ftn46" title="">[46]</a> A.g.e., 2/ 3.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref47" name="_ftn47" title="">[47]</a> A.g.e., 1/ 16.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref48" name="_ftn48" title="">[48]</a> A.g.e., 3/ 221-222.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref49" name="_ftn49" title="">[49]</a> A.g.e., s. 225-228.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref50" name="_ftn50" title="">[50]</a> A.g.e., 2/ 83.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Düşünce | İslamî Araştırmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/islamin-ise-ve-meslege-teveccuhu</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Apr 2026 21:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/04/1mayis-1.jpg" type="image/jpeg" length="94426"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İmam Rıza’nın (as) Bizden Beklentileri]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/imam-rizanin-as-bizden-beklentileri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/imam-rizanin-as-bizden-beklentileri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Güçsüz olan kimseye yardım edin. Zira bunu yapmak en iyi sadakadır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>Bismillahirrahmanirrahim</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p dir="RTL" style="text-align:justify"></p>

<h5 style="text-align:right"><strong>Musa Aydın</strong></h5>

<p style="text-align:justify">İmamet ve velayet semasının sekizinci yıldığı Hz. İmam Rıza’nın (a.s) mübarek doğum günlerini bir kez daha idrak etmiş bulunmaktayız. Bu kutlu münasebeti başta aziz oğlu Hz. Sahbibuzzaman’a (a.f), bütün müçtehitlerimize, Veliyy-i Emr-i Müslimin’e ve bütün müminlere ve siz değerli Ehlibeyt dostlarına tebrik arz ediyoruz. Rabbim dünya ve ahirette bizi onların velayetinden, nuraniyet ve hakkaniyetinden ayırmasın, şefaat ve refakatlerini hepimize nasip buyursun.</p>

<p style="text-align:justify">Değerli müminler, Resulullah ve Ehlibeyt’ini anmak sadece kuru bir ritüelden ibaret değildir. Bu merasimler, bir yanıyla onlara olan meveddet, muhabbet ve kadirşinaslığımızı ortaya koymaktır. Zira seven kimse, sevdiğinin sevinçli gününde sevinir, hüzünlü gününde hüzünlenir.</p>

<p style="text-align:justify">Diğer yanıyla bu merasimler ve anmalar bizim onlarla ahit tazelememiz, unuttuklarımızı hatırlamamız, gafletlerimizi gidermemiz ve onlara olan marifet ve yakinimizi artırmak, onların mektebinden kendimize dersler çıkarmak içindir.</p>

<p style="text-align:justify">Hz. Emrü’l-Mümin Ali (a.s) bütün bunları bir hadisinde bir arada şöyle beyan ediyor:</p>

<p dir="RTL" style="text-align:justify"><strong>إن الله تبارك وتعالى اطلع إلى الأرض فاختارنا ، واختار لنا شيعة ينصروننا ، ويفرحون بفرحنا ، ويحزنون لحزننا ; ويبذلون أموالهم وأنفسهم فينا أولئك منا وإلينا.</strong></p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong><i>“Şüphesiz Allah Tebareke ve Teâla yeryüzüne baktı, bizi seçti; bizim için de Şiîler seçti. Onlar bize yardım ederler; bizim sevincimizle sevinir, hüznümüzle hüzünlenirler; mallarını ve canlarını bizim yolumuzda harcarlar. İşte onlar bizdendir ve bize doğru gelmektedirler.” </i></strong></p>
</blockquote>

<h5 style="text-align:right"><strong>(Meclisi, Bihârü’l-Envâr, c. 65, s. 18)</strong></h5>

<p style="text-align:justify">İşte bu amaçla ben Mevlamız Hz. İmam Rıza’nın (a.s) mübarek sözlerinden, bizim için ders niteliği taşıyan ve İmam’ın bizden beklentileri ve bize yönelik direktiflerinden kırk tanesini huzurunuza takdim etmek istiyorum ki hem İmam’ımızı yad etmiş olalım, hem de İmam’ın bizden beklentileriyle daha iyi aşina olmuş olalım inşallah:</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>1-</strong> Bizim mektebimizin ihya edildiği meclislere katılın; bunu yaparsanız kalplerin öleceği gün sizin kalbiniz ölmez. (Âmili, el-Vesâil, c. 14, s. 278)</p>

<p style="text-align:justify"><strong>2-</strong> Bizim mektebimizi ihya edin; ilimlerimizi öğrenin ve insanlara öğretin. (Saduk, Meâni’l-Ahbâr, s. 180)</p>

<p style="text-align:justify"><strong>3-</strong> Bizim velayetimizden ayrılmayın. Zira bizim velayetimiz ve düşmanlarımızdan teberri etmek, dinin kemalidir. (Müstetrafâtü’s-Serâir, s. 3, s. 149)</p>

<p style="text-align:justify"><strong>4-</strong> İmamlarınızı ziyaret edin. Zira bu ahdinize bağlı kaldığınızın bir alametidir. (Âmili, el-Vesâil, c. 14, s. 322)</p>

<p style="text-align:justify"><strong>5-</strong> Bize itaat edin; kim bize itaat etmezse bizden değildir. (Kummi, Sefinetü’l-Bihâr, c. 2, s. 98)</p>

<p style="text-align:justify"><strong>6-</strong> Salih ameli ve ibadette gayret etmeyi, Âl-i Muhammed sevgisine güvenerek terk etmeyin. Aynı şekilde, ibadete güvenerek Âl-i Muhammed sevgisini de ihmal etmeyin. Çünkü bu ikisinden biri, diğeri olmadan kabul edilmez. (Meclisi, Bihârü’l-Envâr, c. 78, s. 348)</p>

<p style="text-align:justify"><strong>7-</strong> Dünyanızı dininiz için ve dininizi dünyanız için bırakmayın. Bunu yapan bizden değildir. (Meclisi, Bihârü’l-Envâr, c. 78, s. 346)</p>

<p style="text-align:justify"><strong>8-</strong> (Babasından naklen) Zamanınızı dörde ayırın:</p>

<p style="text-align:justify"><strong>*</strong> Bir bölümünü Allah ile münacata.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>*</strong> Bir bölümünü geçiminizi sağlamaya.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>*</strong> Bir bölümünü kusurlarınızı size tanıtan ve kalben sizi seven kardeşlerinizle birlikteliğe..</p>

<p style="text-align:justify"><strong>*</strong> Bir saatinizi de helal lezzetlerden yararlanmaya; ki bununla diğerlerini yapmaya da güç toplarsınız. (Fıkhü’r-Rıza, s. 337)</p>

<p style="text-align:justify"><strong>9-</strong> Müminlerin (sıkıntısını gidererek) kalplerini ferahlatın. Zira kim bir mümin için bunu yaparsa, Allah da onun kalbini kıyamet günü ferahlatır ve kıyamet günü güvende olanlardan olur. (Kuleyni, el-Kâfi, c. 2, s. 200)</p>

<p style="text-align:justify"><strong>10-</strong> Humus vermekten kaçınmayın. Zira bu rızkınızın anahtarı, günahlarınızın temizlenmesi ve kıyamet yurdunuzdaki yerinizin hazırlanma vesilesidir. Ayrıca humus vermekten kaçınmanız sizi bizim duamızdan mahrum bırakır. (Kuleyni, el-Kâfi, c. 1, s. 547)</p>

<p style="text-align:justify"><strong>11-</strong> Yalan konuşmayın. Zira adamın birisi Resullah’a (s.a.a) gelerek dedi ki: Bana öyle bir ahlak öğretin ki dünya ve ahiret hayrını benim için bir araya toplasın. Allah Resulü (s.a.a) “Yalan konuşma!” buyurdu. (Fıkhü’r-Rıza, s. 354)</p>

<p style="text-align:justify"><strong>12-</strong> Faiz yemeyin. Zira faiz haram ve büyük günahlardandır… Bu her peygamberin diliyle ve gönderilen her semavi kitapta haram kılınmıştır. (Meclisi, Bihârü’l-Envâr, c. 100, s. 54)</p>

<p style="text-align:justify"><strong>13-</strong> Sarhoş edici içki içmeyin. Zira Allah gönderdiği her peygamberi, içkinin haram oluşu üzere göndermiştir. (Meclisi, Bihârü’l-Envâr, c. 79, s. 134)</p>

<p style="text-align:justify"><strong>14-</strong> Dünyadan kaybettiklerinize üzülmeyin. Zira Hz. İsa Havarilerine şöyle buyurdu: “Dünyanızdan kaybettiklerinize üzülmeyin, nasıl ki dünya ehli dinlerinden kaybettiklerine üzülmüyorlar!” (Kuleyni, el-Kâfi, c. 2, s. 137)</p>

<p style="text-align:justify"><strong>15-</strong> Size karşı iyilik edenlere karşı kadirşinas olmayı, teşekkür etmeyi unutmayın. Zira kullardan iyilik edene teşekkür etmeyen, Allah’a da şükretmiş sayılmaz. (Saduk, el-Emâli, s. 123)</p>

<p style="text-align:justify"><strong>16-</strong> Küçük günahlardan da kaçının. Zira küçük günahlar büyük günaha giden yollardır. Az olan günahta Allah’tan korkmayan, çokta da korkmaz! (Meclisi, Bihârü’l-Envâr, c. 55, s. 353)</p>

<p style="text-align:justify"><strong>17-</strong> Allah’ın en seçkin kullarından olup olmadığınızı şu özelliklerle ölçün. Zira onlar şu hasletlere sahiptirler:</p>

<p style="text-align:justify"><strong>*</strong> İyilik yaptıklarında mutlu olup sevinirler.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>*</strong> Kötü bir iş yaptıklarında Allah’tan bağışlanma dilerler.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>*</strong> Bir bağış ve ihsana mazhar olduklarında şükür/teşekkür ederler.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>*</strong> Bir bela ve musibete duçar olurlarsa sabrederler.</p>

<p style="text-align:justify">* Birisine öfkelendiklerinde affederler.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>18-</strong> İmanın hakikatinin kemaline ermek istiyorsanız üç haslete sahip olun; zira kim bu hasletlere sahip olmazsa, imanın hakikatinin kemaline varamaz:</p>

<p style="text-align:justify"><strong>*</strong> Dinde derin bilgi ve anlayış sahibi olmak.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>*</strong> Geçimini güzel bir şekilde ayarlamak/tedbirli olmak..</p>

<p style="text-align:justify"><strong>*</strong> Musibetlere karşı sabırlı olmak.. (Harrâni, Tuhefü’l-Ukul, Türkçe Tercüme, s. 439)</p>

<p style="text-align:justify"><strong>19-</strong> En iyi yaşantıya sahip olmak istiyorsanız, (imkânınız varsa) kendi yaşantınız sayesinde başka birisinin yaşantısını güzelleştirin/iyileştirin. En kötü yaşantıya sahip olan kimse de (imkânı olduğu halde) kendi yaşantısı sayesinde bir başkasını barındırmayan kimsedir. (Harrâni, Tuhefü’l-Ukul, Türkçe tercüme, s. 439)</p>

<p style="text-align:justify"><strong>20-</strong> Allah’a iyi zanda bulunun. Zira kim Allah’a iyi zanda bulunursa, Allah ona iyi zannına göre davranır. Kim az rızka razı olursa, Allah da onun az amelini kabul buyurur. Kim helal olan az mala razı olursa, geçim masrafı azalır, ailesi refaha kavuşur; Allah dünyanın derdini de dermanını da ona öğretir ve onu dünyadan salim olarak esenlik yurduna götürür. (Harrâni, Tuhefü’l-Ukul, Türkçe tercüme, s. 440)</p>

<p style="text-align:justify"><strong>21-</strong> Ey Abdülazîm! Benim tarafımdan dostlarıma (velilerime) selamımı ilet ve onlara de ki: Şeytana kendileri üzerinde bir yol (nüfuz yolu) açmasınlar. Onlara doğru sözlü olmayı ve emaneti yerine ulaştırmayı emret. Yine onlara susmayı, kendilerini ilgilendirmeyen konularda tartışmayı terk etmeyi, birbirlerine yönelmeyi ve ziyaretleşmeyi emret; çünkü bu, bana yakınlaşmaya vesiledir.</p>

<p style="text-align:justify">(Onlara deki) kendilerini, birbirlerini parçalamakla (çekişip yıpratmakla) meşgul etmesinler. Şüphesiz ben kendi nefsime söz verdim ki, kim böyle yapar ve dostlarımdan birini öfkelendirirse, Allah’a dua ederim de Allah onu dünyada en şiddetli azapla cezalandırır ve o, ahirette de ziyana uğrayanlardan olur.</p>

<p style="text-align:justify">Onlara bildir ki: Allah, onların iyilik yapanlarını bağışlamış ve kötülük yapanlarını da affetmiştir; ancak O’na ortak koşan, dostlarımdan birine eziyet eden veya ona karşı içinde kötülük besleyen kimse hariçtir. Çünkü Allah, o kimse bu halinden dönmedikçe onu bağışlamaz. Eğer dönerse (affedilir); aksi halde Allah onun kalbinden iman ruhunu çeker, benim velayetimden çıkar ve bizim velayetimizden ona bir nasip kalmaz. Ben bundan Allah’a sığınırım. (Müfid, el-İhtisâs, s. 247)</p>

<p style="text-align:justify"><strong>22-</strong> Nefsinizin heva ve hevesine sakın uymayın; zira bunda nefsinizin helaki yatmaktadır. (Mişkâtü’l-Envâr, s. 455)</p>

<p style="text-align:justify"><strong>23-</strong> Komşularınıza güven verin. Zira komşusu şerrinden güvende olmayan kimse bizden değildir. (Saduk, Uyunu Ahbâri’r-Rıza, c. 2, s. 24)</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"><strong>24-</strong> Cimri olmayın. Zira cimrilik insanın haysiyetini parçalayıp yok eder. (Meclisi, Bihârü’l-Envâr, c. 78, s. 357)</p>

<p style="text-align:justify"><strong>25-</strong> Anne babaya iyilik etmeyi ihmal etmeyin. Zira anne baba müşrik bile olsalar, onlara iyilik farzdır. (Meclisi, Bihârü’l-Envâr, c. 74, s. 72)</p>

<p style="text-align:justify"><strong>26-</strong> Babanıza itaat etmeyi, ona iyilik etmeyi, ona karşı alçak gönüllü olup eğilmeyi, ona saygı göstermeyi, ona değer vermeyi ve sesinizi onun huzurunda kısmayı asla ihmal etmeyin! (Fıkhü’r-Rıza, s. 334)</p>

<p style="text-align:justify"><strong>27-</strong> Büyüklerinize saygı gösterin, küçüklerinize merhametli davranın ve sılayı rahimde bulunun. (Saduk, Uyunu Ahbâri’r-Rıza, c. 2, s. 265)</p>

<p style="text-align:justify"><strong>28-</strong> Verdiğiniz sözü ve ahdi bozmayın. Zira ahdini bozan kişi kötü hadiselerden güvende değildir. (Meclisi, Bihârü’l-Envâr, c. 67, s. 186)</p>

<p style="text-align:justify"><strong>29-</strong> Dedikodu yapmaktan, malı ziyan etmekten ve aşırı istekte bulunmaktan/dilenmekten kaçının. Zira Allah bunlardan nefret eder. (Meclisi, Bihârü’l-Envâr, c. 78, s. 335)</p>

<p style="text-align:justify"><strong>30-</strong> Fakir ve zengine farklı davranmayın. Zira kim Müslüman bir fakirle karşılaşır ve ona zenlere verdiği selamdan daha farklı selam verirse, kıyamet günü Allah kendisine gazap ettiği halde onun karşısına çıkar. (Saduk, Uyunu Ahbâri’r-Rıza, c. 2, s. 52)</p>

<p style="text-align:justify"><strong>31-</strong> (Hz. Ali’den a.s naklen) Kötü insanlarla oturup kalkmaktan sakının. Zira bu iyiler ve dürüst insanlara suizan etmeye yol açar. (Meclisi, Bihârü’l-Envâr, c.75, s. 91)</p>

<p style="text-align:justify"><strong>32-</strong> (Resulullah’tan naklen) Hiçbir Müslümana ihanet etmeyin. Zira bir Müslümanı aldatan veya ona zarar veren veya ona tuzak kuran bizden değildir. (Saduk, Uyunu Ahbâri’r-Rıza, c. 2, s. 29)</p>

<p style="text-align:justify"><strong>33-</strong> (Hz. Ali’den a.s naklen) İstiğfar ile kendinizi ıtırlandırın; ta ki günahın iğrenç kokusu sizi rezil ve rüsva etmesin. (Tusi, el-Emâli, c. 1, s. 382)</p>

<p style="text-align:justify"><strong>34-</strong> Güçsüz olan kimseye yardım edin. Zira bunu yapmak en iyi sadakadır. (Harrâni, Tuhefü’l-Ukul, Türkçe tercüme, s. 438)</p>

<p style="text-align:justify"><strong>35-</strong> Bizi ziyaret etme imkânı olmayan, salih dostlarımızı ziyaret etsin; böyle yaparsa bizim ziyaretimizin sevabı kendisi için yazılır. (Atârudi, Müsnedü’l-İmâmi’r-Rıza, c. 2, s. 254)</p>

<p style="text-align:justify"><strong>36-</strong> Saliha eşler edinin. Zira bir kul, kendisini gördüğünde mutluluk vesilesi olan ve gıyabında canını ve malı koruyan saliha bir eşten daha hayırlı bir menfaat elde edemez. (Atârudi, Müsnedü’l-İmâmi’r-Rıza, c. 2, s. 256)</p>

<p style="text-align:justify"><strong>37-</strong> Allah’ın haramlarından ve mümine eziyet etmekten sakının. Zira bu ikisinden daha faydalı bir sakınma yoktur. (Fıkhü’r-Rıza, s. 356)</p>

<p style="text-align:justify"><strong>38-</strong> Kalbiniz, diliniz ve ameliniz birbiriyle uyumlu olsun. Zira kâmil iman, kalp ile tanımak, dil ile ikrar etmek ve organlar ile amel etmektir. (Harrâni, Tuhefü’l-Ukul, s. 422)</p>

<p style="text-align:justify"><strong>39-</strong> Tevelli ve teberri görevini ihmal etmeyin. Zira Allah dostlarını sevmek, onların düşmanlarına düşman olmak ve onlardan ve önderlerinden teberri etmek farzdır. (Âmili, el-Vesâil, c. 11, s. 433)</p>

<p style="text-align:justify"><strong>40-</strong> Kim günahlarına keffaret olacak bir şeye muktedir değilse, Muhammed ve Ehlibeyt’ine bol bol salavat getirsin. Zira bu günahları yok eder. (Meclisi, Bihârü’l-Envâr, c. 91, s. 47-48)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kur'an | Ehlibeyt</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/imam-rizanin-as-bizden-beklentileri</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 20:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/04/musaydin-2.jpg" type="image/jpeg" length="26141"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kevser Yayınları Trendyol'da]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/kevser-yayinlari-trendyolda</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/kevser-yayinlari-trendyolda" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kevser Yayınları / İstanbul]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Kevser Yayınları </strong></p>

<p style="text-align:justify">1992 yılında yayın hayatına başlayan Kevser Yayınları, günümüze dek birçok farklı alanda faaliyetlerde bulunmuştur.</p>

<p style="text-align:justify">Kurulduğu günden bugüne kadar yapmış olduğu kitap, tercüme, CD, dergi gibi çalışmalarda Ehl-i Beyt ekolünü vizyon edinmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Bunların yanı sıra, kültür, sanat, edebiyat, inanç, ahlak ve siyaset gibi alanlarda da varlığını sürdürmüştür.</p>

<p style="text-align:justify">Kevser Yayıncılık olarak, 300'den fazla eserin tercümesi ve yine birçok çalışmanın altına da başarıyla imza atmış bulunmaktayız.</p>

<p style="text-align:justify">Ve artık kitap siparişlerinizi <a href="http://www.kevseryayincilik.com" rel="nofollow">http://www.kevseryayincilik.com</a> adresi dışında Türkiye'nin en popüler e-ticaret uygulamalarından birisi olan Trendyol'dan da verebilirsiniz.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong><a href="https://www.trendyol.com/sr?mid=1263452&amp;os=1" rel="nofollow">https://www.trendyol.com/sr?mid=1263452&amp;os=1</a></strong></p>

<p style="text-align:center"></p>

<p><strong>Ehlader HABER</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Ehla-Der Haber</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/kevser-yayinlari-trendyolda</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 13:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/04/trenddyol-2.jpg" type="image/jpeg" length="39169"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Velayet-i Fakihin Delilleri]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/velayet-i-fakihin-delilleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/velayet-i-fakihin-delilleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Allah bizi özel bir şahıs ve gruba itaat etmeye davet ederse, elbette biz de itaat ederiz. Eğer yönetici için bir takım şartlar ortaya koyar, bu şahsın tayinini ve bu şartlara sahip olanlar arasından seçmeyi bizim sorumluluğumuza bırakırsa yine O’nun emrine itaat ederiz...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<h5 style="text-align:right"><strong>Üstat Hadevi Tehrani</strong></h5>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Velayet-i Fakihin Kavramsal Tanımı</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Arapça dilinde velayet,<i> “veliye”</i> kökünden türemiş olup büyük Arap lügat bilginlerinin de itiraf ettiği üzere bu kök bir tek anlama gelmektedir. <i>“veliye”</i> kelimesinin anlamı yakınlıktır.[1] Arapça dilinde <i>“veliyy” </i>kelimesi için ise üç anlam tespit edilmiştir:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>1 -</strong> Dost</p>

<p style="text-align:justify"><strong>2 -</strong> Seven</p>

<p style="text-align:justify"><strong>3 -</strong> Yardımcı</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Velayet kelimesi için de bütün bunların yanı sıra[2] iki anlam daha verilmiştir:</p>

<p style="text-align:justify"><strong>1 -</strong> Saltanat ve galibiyet.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>2 -</strong> Önderlik ve hükümet[3]</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><i>“Veliyy”</i> kelimesi hakkında dost, yar, sahip, koruyucu ve birisi adına bir işi yöneten kimse anlamları gibi çeşitli anlamlar zikredilmiştir. Velayet için ise hükümet etmek anlamı beyan edilmiştir.[4]</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Velayet kelimesi fakih hakkında kullanılınca maksat hükümet ve toplum yöneticiliğidir. Bazıları bu anlamda efendilik, riyaset ve saltanat anlamının olduğunu da iddia etmişlerdir. Bu anlam da velayet sahibi olan velinin, velayet sahibi olduğu kimse üzerindeki üstünlüğünü ifade etmektedir.[5] Oysa bundan (velayetten) maksat, üzerinde velayeti üstlenilen kimsenin işlerinin idaresi ve yöneticiliğidir ve <i>“Bir kavmin efendisi onların hizmetçisidir.”</i>[6] mesabesinde yönetilen kimseye bir tür hizmettir; onun boynunda bir yük değildir.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Öte yandan velayet; fıkhi terminolojide iki yerde kullanılmaktadır:</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>1 -</strong> Kendi işlerini yönetmeye gücünün olmadığı, örneğin meyyit, sefih, mecnun ve küçük çocuklar hususunda. Bu gibi hususlarda velayet kayyumiyet ve yöneticilik anlamındadır. Ölçüsü ise idare edilen kimsenin kendi şahsi işlerini idare etmekten acizliğidir. Bu yüzden idare edilen kimse fıkıhta <i>“kasır”</i> olarak adlandırılan zayıf kimsedir ve bu velayet, idare edilen kimsenin zayıflığı var olduğu müddetçe geçerlidir. Zayıflığı ortadan kalktığı taktirde bu velayet sona ermektedir. Bu yüzden eğer bir deli akıllı olur veya bir çocuk buluğ çağına erişirse, kayyumiyet anlamını ifade eden velayeti sona erer.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>2 - </strong>Yönetilen kimsenin kendisini idare etmeye gücü yettiği, ama buna rağmen başka birinin velayet ve yöneticiliğinin gerektiği hususlardır. Velayet burada toplumun işlerini idare etme anlamında olan siyasi velayettir. Her ne kadar fakih her iki anlamda velayet sahibi olsa da bu konuda velayet-i fakihten maksat ikinci anlamdır. Zira toplum üzerinde velayet hakkı olan velayet-i fakih toplumdaki tüm bireylerin hatta diğer fakihlerin ve kendi şahsının idaresini üstlenmektedir.</p>

<p style="text-align:justify">Bu, toplumun toplum olarak kusuru ve zayıflığı sebebiyle değildir. Nitekim bazıları velayet-i fakihi meyyit veya küçük çocuğun velayeti ile mukayese etmekte ısrar etmektedirler.[7] Aksine her toplum kendi işlerini idare etmek için bir yöneticiye ihtiyaç duymaktadır: Müminlerin Emiri Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: <i>“Her kavmin iyi veya kötü emiri olmalıdır.”</i>[8] Bu toplumsal bir ihtiyaçtır. Her nerede bir topluluk vücuda gelirse bir takım toplumsal görevler ortaya çıkmaktadır ve bu toplumsal görevlerin düzenlenmesi ise bir riyaset ve yöneticilik gerektirmektedir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Bu görüşe göre, fakihin ümmet üzerinde toplumun tüm hareketini İslami ideallere doğru sevk eden bir yönetici olarak velayet hakkı vardır ve gerçekte velayet dini müdüriyetin tecellisinden ibarettir.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Masumların Velayeti, Velayet-i Fakih</strong></p>

<p style="text-align:justify">Şimdiye kadar söylenilenlerden de anlaşıldığı üzere İslami kültürde toplum için bir yöneticinin varlığının zaruretine dikkate alındığında insan varlığının tüm egemenliğini elinde bulunduran Allah-u Teâla dışında hiç kimse kendiliğinden bu hakka sahip değildir. Bu da insanın Allah’ın emir ve yasaklarına uymasını gerektirmektedir.[9] Bu esas üzere Allah bizi özel bir şahıs ve gruba itaat etmeye davet ederse, elbette biz de itaat ederiz. Eğer yönetici için bir takım şartlar ortaya koyar, bu şahsın tayinini ve bu şartlara sahip olanlar arasından seçmeyi bizim sorumluluğumuza bırakırsa yine O’nun emrine itaat ederiz.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Müslümanlar eskiden günümüze sürekli olarak Allah-u Teâla’nın İslam ümmetinin yöneticiliğini Resul-i Ekrem’in (s.a.a) şahsına ve sonra da Ehl-i Beyt mektebinin takipçilerinin inandığı üzere bu işi Masum İmamlar’a (a.s) intikal ettirdiğine inanmışlardır. Bu konuyu kitap, sünnet, akıl ve icma diye bilinen dört delil vesilesiyle de ispat etmek mümkündür.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Şii âlimlerin bu konudaki icması, sözlerine müracaat bile etmeden o kadar açıktır ki diğer mezhep âlimleri bile bu konuda hiçbir şüpheye düşmemişlerdir. Genel olarak Şia mezhebinin temel ilkelerinden olan imamet ilkesinin en önemli özelliği, bu işi kendi döneminde bizzat üstlenen Resul-i Ekrem’den (s.a.a) sonra İslam ümmetinin idareciliğinin Ehl-i Beyt’e bırakıldığı konusudur. Bu yüzden Şia değerli İslam Peygamberinin, nübüvvet ve risalet makamının yanı sıra, imamet[10] makamına da sahip olduğuna inanmaktadır. Nübüvvet makamı tekvin (yaratışsal) ve teşri (yasama) âlemindeki ilahi sırlardan haberdar olma makamıdır. Risalet makamı ise bildiklerini insanlara ulaştırmak ve onları hidayete eriştirmekle görevli olan peygamber için söz konusudur. İmamet makamı ise toplumu idare etmek ve yönetmek makamıdır.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Akli delil hususunda bazıları “lütuf” kaidesine sarılmış ve bu delili peygamberin bizzat kendisinin veya masum imamın toplumun yöneticisi olduğu hususunu ispat etmekte yeterli saymışlardır. Âlimlerden bir grubu ise bu delili yeterli görmemiş ve “hikmet” deliline sarılmışlardır.[11]</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Hikmet delilini kısaca şöyle izah etmek mümkündür: Akıl Allah-u Teâla’yı, maddi olmayan âlemi ve insan için ahireti ispat ettikten sonra bu dünyada insandan vücuda gelen her şeyin uhrevi hayatı üzerinde kalıcı etkiler yapabileceği sonucuna varmaktadır. Akıl kendisini bu etkileri keşfetmek ve etki alanlarını birbirinden ayırt etmek hususunda aciz görmektedir. Bu yüzden bu âlemi ve âdemoğlunu yaratan Allah’ın hikmeti bir şekilde insanlara saadet yolunu göstermeyi ve onlara bir takım elçiler göndermeyi gerektirmektedir. Öte yandan insanları hidayet etmekten ibaret olan elçilerin gönderiliş hedefini temin etmek için bu peygamberler masum ve onları insanlara ulaştırma hususunda her türlü hatadan münezzeh olmalıdırlar. Daha sonra akıl masumiyet meselesini tahlil ederek vahyi algılama ve ulaştırmadaki masumluğun bütün alanlarda, hata ve isyan hususunda bile geçerli olması gerektiği sonucuna varmaktadır.[12] O halde resul bütün işlerde masum olmalıdır. Ardından yine akıl ilahi hikmet gereği toplumun idaresinin masum olan bir şahsa verilmesine hükmetmektedir.</p>

<p style="text-align:justify">Öyleyse bizzat resulün kendisi din adına toplumun idarecisi olarak algılanmaktadır. O halde eğer akıl imamet makamına teveccüh eder ve imamı nebevi ve ilahi mesajın müfessiri olarak görürse benzeri bir metotla aynı neticeye ulaşır. [13] O halde akıl peygamber ve imamın ismet sahibi olması gerektiğini ispat ettikten sonra ilahi hikmet gereği toplumun idaresinin onlara verilmesine hükmetmekte ve bu yolla toplumu idare anlamında olan velayet makamını da onlar için ispat etmiş olmaktadır.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Nebevi velayeti ispat eden birçok ayet mevcuttur.[14] Bu ayetlerin en açığı ise şudur: <strong><i>“</i></strong><strong><i>Peygamber müminlere kendi nefsinden daha evladır”</i></strong>[15] Bu ayetin anlamından da anlaşıldığı üzere İslam’ın değerli peygamberi (s.a.a) müminlere kendi nefislerinden daha evladır. Yani eğer onlar kendileri adına bir karar alabiliyor ve bir iş yapabiliyorlarsa Peygamber (s.a.a) bu konuda onlardan daha evladır. Eğer onlar hakkında bir karar alacak olursa onların muhalefet etme hakkı yoktur; onlar mutlaka itaat etmelidirler. Bu karar ister müminlerin ferdi işleri hususunda olsun ve isterse de onların toplumsal işleri hususunda olsun hiç fark etmez.[16] Bu ayet, Peygamber-i Ekrem’in (s.a.a) şer’i mubah konular alanındaki mutlak velayetini ispat etmektedir. Zira insanların kendi işleri hakkında karar alabildikleri alan budur.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Peygamberi Ekrem (s.a.a) mütevatir rivayetler esasınca Gadir olayında da bu ayete işaret etmiş ve insanlara hitaben şöyle buyurmuştur: <i>“Ben sizlere kendi nefsinizden daha evla değil miyim?”</i> İnsanlar Peygamberin evla olduğunu itiraf ettikten sonra Resulullah (s.a.a) onlara şöyle buyurmuştur: <i>“O halde ben kimin mevlası isem Ali de onun mevlasıdır.”</i>[17] Dolayısıyla da Peygamber (s.a.a) için olan bu velayet, Ali (a.s) ve diğer masum imamlar hakkında da geçerlidir. [18]</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Nebevi ve alevi velayete delalet eden bir başka ayet ise şudur: “Şüphesiz ki sizin veliniz Allah, Resulü ve namaz kılıp rükû halinde zekât veren müminlerdir.”[19] Bu ayet-i şerife Şia inancının velayet hakkındaki belgesidir. Allah-u Teâla ilk önce velayeti kendisine sonra resulüne ve ardından da iman edip namaz kılan ve rükû halinde zekât veren kimselere isnat etmektedir. Her ne kadar iman eden, namaz kılan ve rükû halinde zekât veren ifadesi çok farklı şahıslara uyarlanabilse de, Sünni ve Şia yoluyla nakledilen rivayetlerde de yer aldığı üzere bundan maksat sadece Ali bin Ebi Talib’in şahsıdır.[20] Bu ayet-i kerimede velayet makamı, hiçbir özel alana sınırlamaksızın mutlak olarak Peygamber ve masum imamlar hakkında ispat edilmiştir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Masumların (a.s) velayeti hakkında birçok rivayet vardır. Onlardan bazısına konular arasında işaret edildi ve edilecektir. Biz burada örnek olarak İmam Sadık’ın, (a.s) Allah-u Teâla’nın; <i>“Şüphesiz sizin veliniz Allah, Resulü ve iman edenlerdir...”</i> ayeti kerimesi hakkındaki şu sözüne yer veriyoruz:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong><i>“Şüphesiz bu ayetin maksadı şudur ki, size; kendiniz, işleriniz, nefsiniz ve mallarınız hususunda en evla ve hak sahibi olan Allah’tır, Resulüdür ve iman eden kimselerdir. Yani Ali ve kıyamet gününe kadar olan evlatlarıdır.”</i></strong>[21]</p>
</blockquote>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Şia’ya Göre Velayet-i Fakih</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Gaybet çağında Masum imamların (a.s) velayetinin devamı konumundadır. Nitekim Masum İmamlar’ın velayeti de Peygamberi Ekrem’in (s.a.a) velayetinin devamı konumundadır. Velhasıl Velayet-i Fakih’ten, İslam camiasının başında en üst düzey yöneticisi olarak İslam’ı bilen bir kimsenin yer alması kastedilmektedir. Eğer Masum (a.s) toplumda hazır ise bizzat kendisi, eğer hazır değil ise fakihler bu görevi üstlenmelidir. Bu bakış açısı, İslami hükümetin asil görevinin toplumda ilahi hükümleri ve değerleri yaymak ve uygulamak olduğu nüktesini kabul etmenin neticesidir. Böyle bir ülkünün gerçekleştirilmesi için ise toplumda karar alma mekanizmasının en üstünde dini bilen bir kimsenin yer almasına ihtiyaç vardır. Şüphesiz bu şahıs dış ilişkiler hususunda bilgili ve toplumu idare etmek hususunda da muktedir olmalıdır.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Velayet-i Fakih’in Delilleri</strong></p>

<p style="text-align:justify">Velayet-i fakih konusunu birçok şekilde ispat etmek mümkündür.[22] Biz burada sadece en açık ve sade metoduna işaret etmeye çalışacağız.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Elbette bu konuyu ele almadan önce icmanın sürekli bir delil olarak dikkate alındığına teveccüh etmek gerekir. Biz Şia âlimlerinin velayet-i fakih konusundaki menkul ve muhassal icmasını hatırlattık. İcma edenlerin kendilerine ulaşıp bizlere ulaşmayan istinad ettikleri şey muteber bir delil olduğu takdirde, o icma tek başına muteberdir. Bu meselede icma edenlerin delili, bizlere ulaşan şeyden başka bir şey değildir. Bu yüzden onların görüş birliği her ne kadar delillerin delaletine iyi bir şahit ve teyit olsa da, ne yazık ki bizzat, kendisi bağımsız bir delil sayılmamaktadır.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Biz velayet-i fakih meselesinde akli ve nakli delil ile yetiniyoruz.</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Akli Delil</strong></p>

<p style="text-align:justify">Hiç şüphesiz her toplum bir yönetici ve öndere muhtaçtır. Öte yandan hükümetle ilgili meseleler din sahasının dışında kalan meseleler değildir. Hatta dinin evrensel unsurları bu alanda kâmil bir sistem olarak son dinde takdim edilmiş ve akıl da bu konuda dinin müdahalesine engel teşkil etmemiş ve hatta hikmet gereği onun zarureti hususunda ısrar göstermiştir. Eğer devlete din açısından bakacak ve devletin asıl görevinin ilahi değerleri korumak, İslami ülkülere sahip çıkmak ve şer’i hükümleri uygulamak diye kabul edecek olursak, akıl da böyle bir devletin başında ilahi hükümleri ve dini görevleri en iyi bilen ve insanları idare edebilen bir kimsenin olması gerektiğine hükmeder. Eğer masum, halk arasında olursa akıl onu bu makama layık görmektedir. Ama şu anda masum aramızda olmadığı için, toplumu idare etmeye kadir olan adil fakihleri bu makama layık görmektedir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Başka bir ifade ile akıl, itikadi ve ideal bir devletin başında bu ideallerden haberdar olan bir şahsın yer alması gerektiğine hükmeder. İlahi hüküm ve kanunların bir bütünü olan İslam şeriatında bu sıfatlara sahip olan kimseler şüphesiz ki fakihlerdir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Nakli Delil</strong></p>

<p style="text-align:justify">Velayet-i fakihi ispat etmek için birçok rivayetlere istinat edilmiştir; onlardan bazıları şunlardır:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>1 - </strong>Merhum Saduk Müminlerin Emiri Hz. Ali’den (a.s) naklettiği üzere Allah Resulü şöyle buyurmuştur: <i>“Allahım! Halifelerime merhamet et.”</i> Kendisine,</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Halifelerin kimlerdir?”</i> diye sorulunca Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: <i>“Benden sonra gelip de hadis ve sünnetimi nakleden kimselerdir.”</i></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Her hadis iki tür inceleme zaruret arz etmektedir:</p>

<p style="text-align:justify"></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">İtibarının elde edilmesi için senetle ilgili inceleme.</p>

<p style="text-align:justify">Konuya delalet tarzının değerlendirilmesini yapmak için delaleti ile ilgili inceleme.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Mezkûr hadis muteber senetlerle ve çeşitli kitaplarda nakledildiği için[23] bu hadisin suduruna itminan etmekteyiz ve itibarı hususunda hiçbir şekke yer yoktur.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Bu hadisin velayet-i fakih meselesine delalet niteliğini açıklamak için şu iki nükteye teveccüh etmek gerekir:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>a -</strong> Peygamber (s.a.a) başlıca şu üç makama sahipti:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Risalet: </strong>İlahi ayetleri tebliği etmek, şer’i hükümleri iletmek ve insanlara kılavuzluk etmek makamı.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Yargı: </strong>İhtilaf olan hususlarda hakemlik etmek ve düşmanlıkları gidermek makamı.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Velayet:</strong> İslam toplumunun yöneticiliği ve tedbiri makamı.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>b -</strong> Peygamberden (s.a.a) sonra gelip hadis ve sünnetini nakleden kimselerden maksat fakihlerdir; raviler ve muhaddisler değil. Zira sadece hadis nakleden bir ravi naklettiği şeyin Peygamber’in (s.a.a) sünneti olduğunu teşhis edemez. O sadece duyduğu sözleri veya gördüğü ameli nakleder. Bu sözlerin veya amellerin ortaya çıkış sebebini bilemez; bununla çelişen veya onu kayıt altına alan hususları bilemez. Zahirde birbiriyle çelişen böyle rivayetleri bir araya getirip uzlaştıramaz. Bunların hakkında bilgisi olan kimse; içtihat ve fetva makamına ulaşmış ve fekahatin yüce derecesine nail olmuş birisidir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Bu iki nükteye teveccühen mezkûr hadisin anlamı şöyledir: Peygamber-i Ekrem’in (s.a.a) halifeleri şüphesiz fakihlerdir. Çünkü Peygamber’in (s.a.a) çok çeşitli makamları vardı ve burada Peygamber’in (s.a.a) halifesi için özel bir makam zikredilmemiştir. Dolayısıyla fakihler bütün makamlarda Peygamber’in (s.a.a) halifeleridirler.[24]</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Bazı kimseler halife kavramının yer aldığı bu tür hadisleri velayet-i fakihe delil gösterme hususunu eleştirerek şöyle iddiada bulunmuşlardır[25]</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><i>“Halife”</i> kavramının iki anlamı vardır:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>a - </strong>Lügavi ve asli anlamı ki Kur’an’da bu mana göz önünde bulundurulmuştur: Örneğin: “Şüphesiz ki ben yeryüzünde bir halife yaratacağım.”[26]</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Veya şu ayet: “Ey Davud! Şüphesiz ki biz seni yeryüzünde halife kıldık. O halde insanlar arasında hak ile hükmet.”[27] Birinci ayette hilafet tekvini bir iş olup yasama ve teşri ile ilgisi yoktur. İkinci ayette ise her ne kadar yasama ile ilgili bir husus olsa da sadece hakemlik ve yargı ile ilgilidir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>b -</strong> Siyasi ve tarihi anlamı ki İslam’da Resul-i Ekrem’in (s.a.a) vefatınsan sonra bu anlam zuhur etmiştir. Bu anlam ilahi değil dünyevi bir makamı açıklar.</p>

<p style="text-align:justify">İnsanlar tarafından haklı veya haksız bir şahıs hakkında da kullanılmakta ve bu ilahi bir makam olan risalet ve imametin yüce makamından tamamen ayrı bir makamdır.”</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Ancak bu eleştiri doğru değildir; çünkü eğer halifenin lügavi anlamına, yani <i>“birinin yerine geçen”</i> anlamına dikkat edecek olursak; Kur’an ve rivayetlerde hatta tarihte bile bu anlamın göz önünde bulundurulduğu açık bir şekilde anlaşılır. Eğer bir farklılık varsa da sadece hilafet hususundadır. Bu hilafet bazen tekvini ve reel makamlar ve bazen de teşrii işler ve kanuni makamlar hakkındadır. Hatta İslam tarihinde eğer halife kavramı Resul-i Ekrem’in (s.a.a) vefatından sonra ortaya çıkmışsa da, halifenin toplumu idare ve yöneticilik hususunda Peygamber’in (s.a.a) yerine geçen kimse olduğu göz önünde bulundurulmuştur. O halde bu esas üzere halife, çeşitli anlamlar ifade etmemektedir. Kullanımda her ne kadar hilafet hususları farklılık arz etse de bir tek anlam ifade etmektedir. Mezkûr rivayette de halife birinin yerine geçen anlamında kullanılmıştır. Bu rivayette hilafet için belli bir husus zikredilmediğinden bu itlak[28] şümul ve genelliği gerektirmektedir. Buradan da anlaşıldığı üzere fakihler, Hz. Peygamber-i Ekrem’in (s.a.a) tüm işlerinde onun yerine geçen kimselerdir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>2 - </strong>Merhum Saduk’un Kemal’ud Din (İkmal’ud Din) kitabında İshak b. Ya’kub’dan naklettiği tevki-i şerifte Veli-i Asr (a.f) onun sorularına cevap olarak bizzat kendi eliyle kaleme aldığı mektubunda şöyle buyurmuştur: <i>“Meydana gelen olaylarda hadislerimizi rivayet edenlere müracaat ediniz; </i><i>şüphesiz onlar benim sizler üzerinizdeki hüccetimdir ve ben de onlar üzerinde Allah’ın hüccetiyim.”</i>[29]</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Bu rivayeti merhum Şeyh Tusi de <i>“el-Gaybet”</i> adlı kitabında nakletmektedir; şu farklılıkla ki rivayetin sonunda <i>“ben onlar üzeride Allah’ın hüccetiyim”</i> yerine <i>“ben sizin üzerinizde Allah’ın hüccetiyim” </i>ifadesi yer almıştır.[30] Merhum</p>

<p style="text-align:justify">Tebersi’nin el-İhticac adlı kitabındaki nakilde ise <i>“ben Allah’ın hüccetiyim”</i> ifadesi yer almıştır.[31]</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Elbette bu nakillerdeki farklılık bu rivayetin delaleti hususunda hiçbir tesiri yoktur. İleride bunun açıklaması yapılacaktır.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Senet açısından da bu hadis İshak bin Ya’kuba kadar yaklaşıp kesinlik arz etmektedir. Zira ravilerden bir grup diğer bir gruptan, onlar da merhum</p>

<p style="text-align:justify">Kuleyni’den da İshak bin Ya’kub’dan nakletmektedirler. İshak b. Ya’kub’un şahsı hakkında ise rical kitaplarında hiçbir tevsik[32] yer almamıştır. Bazıları onu, Merhum Kuleyni’nin kardeşi saymışlardır.[33] Ama bu doğru ve faydalı bir çaba değildir. Doğru olan şu ki İmam-ı Zaman (a.f) gaybet-i suğra döneminde var olan büyük baskı ve zor şartlar altında insanların gözünden gizlenmek zorunda kalmış ve insanlarla sadece özel naipleri vasıtasıyla irtibat kurmuştur. Dolayısıyla İmamın hayatının resmi senedi olan bu tevkiler, şüphesiz sadece itimat edilir insanlara verilmekteydi. O halde İmam (a.s) tarafından gönderilen bu mektuplar, bizzat o dönemde gönderdiği kimselerin güvenilir olduğuna delalet etmektedir.[34]</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Eğer, <i>“İshak b. Yakub’un tevkiatı elde ettiği nasıl tesbit edilmiş ve yalan iddiada bulunmadığı nereden bellidir?”</i> diye sorulacak olursa cevap olarak şöyle deriz: Kuleyni onu mutlaka güvenilir bulmuştur. Aksi takdirde ondan bu tevkii nakletmezdi. Bu esas üzere bu hadisin senedinde hiçbir şüpheye yer kalmamaktadır.[35] Bu hadis hususunda önceki bazı fakihlerin sözlerinde de şahit olduğumuz en iyi istidlal metodu şudur: <i>“İmam-ı Zaman (a.s), şüphesiz onlar benim sizin üzerinizdeki hüccetimdir”</i> ve <i>“ben de Allah’ın hüccetiyim”</i> cümleleriyle açık bir şekilde, fakihlerden ibaret olan ve önceki rivayette</p>

<p style="text-align:justify">fakihlere tatbik sebebini izah ettiğimiz hadislerinin ravilerinin hüccet olduğunu ve onların hücciyeti, kendi hücciyetleri gibi olduğunu ifade etmektedir. Yani fakihler insanlar arasında İmam-ı Zaman’ın (a.f) naipleridir. Dolayısıyla bu</p>

<p style="text-align:justify">tevkiatın ortaya çıktığı zamanı, yani gaybeti suğrayı göz önünde bulundurur,</p>

<p style="text-align:justify">İmam-ı Zaman’ın (a.f) bu dönemde Şiileri gaybet-i kübraya hazırladığına teveccüh eder ve onun son vasiyet ve hükümleri beyan ettiğini göz önünde bulundurursak, bu rivayetin gaybet dönemiyle ilgili olduğunu ve -önceki fakihlerin de işaret ettiği gibi- Şii fakihleri tüm işlerde, bu cümleden İslami toplumun yöneticiliği hususunda İmam’ın halifesi olarak tanıttığını açık bir şekilde görürüz.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Bazıları birçok fıkhi nasta şahit olduğumuz bu hadisi delil gösterme hususunda münakaşa etmişler. Gerçi bunlar sadece Neraki’nin sözlerini bilmektedirler ve bu hadisi delil gösteren diğer fakihlerden habersizdirler. Bu münakaşa edenler bu hadise sarılmanın, hüccetin anlamını hakkıyla araştırmamanın ve lügat biliminde uzmanlık sahibi olmamanın neticesi olarak görmüşlerdir! Sonra hüccet kelimesinin mantık, felsefe ve usul-i fıkıh ilminde araştırarak büyük bir şaşkınlığa düşmüşlerdir gerçi bu yoldan kurtuluşları da mümkün değildir.[36]</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Bu rivayetteki hüccetten maksat, diğer hususlarda olduğu gibi delil olarak kullanılabilen ve kendisiyle ihticacda bulunulan şey demektedir.[37] O halde İmam (a.s) Allah’ın hüccetidir. Zira eğer o bir şey söyler ve insanlar amel etmezse, Allah Teâla onun söylediğini muhalefet edenlerin aleyhine bir hüccet kılar ve onlar bu muhalefetleri hususunda hiçbir özür ortaya süremezler. Aynı şekilde eğer onun sözüyle amel ederlerse, onlara; Neden böyle yaptınız? Diye sorulacak olursa, onun dediği üzere amel ettiklerini söylemeleri yeterlidir. Bu esas üzere fakih imamın hücceti ise, yani eğer bir şeyi emreder de -ister fetva ve hükmü istinbat babından olsun ve isterse de velayet ve hükmü inşa babından olsun- insanlar muhalefet gösterirse, İmam (a.s) fakihin bu emriyle muhalefet edenlerin aleyhine hüccet ikame eder. Aynı şekilde fakihin emrine itaat edenler de amellerini tevcih etme noktasında bunu delil gösterirler. Velhasıl fakihlerin rivayetin velayet-i fakihe ve Masum İmam’ın (a.s) niyabetine delaleti hususunda hiçbir şüphe yoktur.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><!--[if gte vml 1]></o:wrapblock><![endif]--><strong>- - - - - - - - - - - - - - - </strong></p>

<p> 
<p style="text-align:justify">[1] Mekais’ul Lügat, c. 6, s. 141; el-Kamus’ul Muhit, s. 1732; el-Misbah’ul Munir, c. 2, s. 396; es-Sihah, c. 6, s. 2528; Tac’ul Arus, c. 10, s. 398</p>
</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">[2] Bazı araştırmacılar velayet kelimesi için hakkında dostluk ve yardım etme anlamını inkâr etmiş, onu sadece saltanat veya önderlik anlamında kabul etmişlerdir. (Bak. El-Muntaziri Deraset’u fi velayet -i fakih ve fıkh-u devlet -i İslamiyye, c. 1, s. 55)</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">[3] Bak. El-Kamus’ul Muhit, s. 1732; Tacu’l-Arus, c. 10, s. 398; Misbahu’l Munir, c. 2, s. 396</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">[4] Bak. Muhammed Muin, Ferheng -i Farisi. C. 4; s. 5054-5058</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">[5] Bak. Mehdi Hairi Yezdi Hikmet ve Hükümet s. 67 ve 177</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">[6] Resul i Ekrem’den (s.a.a) şöyle nakledilmiştir: “Kavmin efendisi onlara yolculukta hizmet edendir.” (Meclisi, el-Bihar, c. 76, s. 273)</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">[7] Mehdi Hairi Yezdi Hikmet ve Hükümet s. 177</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">[8] Subh -i Salih Nehc’ul Belağa, 40. Hutbe s. 82</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">[9] Bak. Cevadi Amuli, Velayet -i Fakih (Rehberi der İslam) s. 29</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">[10] Burada imametten maksat İslam ümmetinin önderlik ve yöneticiliğidir. Masum imamlar (a.s) hakkında kullanılan imamet kavramı bazen nübüvvet olmamakla birlikte nübüvvet makamına benzeyen ilahi ilimden nasibi olmak anlamında kullanılır.. Bazıları hataya düşerek imametin anlamını bu ikinci</p>

<p style="text-align:justify">anlama özgü kılmışlardır. (bak. Mehdi Hairi Yezdi, Hikmet ve Hükümet, s. 171)</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">[11] Araştırma ve inceleme yapmaksızın tek akli delilin “lütuf” kaidesi olduğunu kabul eden ve yıllar önce yapılan itirazlara –Fahr-u Razi’nin yaptığı itiraz gibi-dikkat etmeyen bazı yazarların iddialarının tam tersi bir durum söz konusudur. Onlar kendilerinin bu kaideyi ilk eleştiren kimse olduklarını ve bunu reddederek akli istidlal kapısını kapadıklarını sanmışlardır.. (bak. Mehdi Hairi Yezdi, Hikmet ve Hükümet, s. 73-176)</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">[12] Bu konuda yeterli bilgi edinmek için çok yakında yayınlanacak olan yazarın “Mebani -i Kelami -i İçtihad” kitabının ikinci cildine müracaat edilmelidir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">[13] Bu konunun izahı da Mebani -i Kelami -i İçtihad kitabında genişçe yer almıştır.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">[14] Bak. Muntaziri, velayet -i Fakih, c.1 , s. 37-73</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">[15] Ahzab suresi 6. ayet</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">[16] Seyyid Kazım Hairi Velayet’ul Emr fi Asrı’l Gıybet, s. 153; Muntaziri,</p>

<p style="text-align:justify">Velayet -i Fakih, c. 1, s. 37-40</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">[17] Bak. Meclisi, Bihar’ul Envar, c. 37, s. 108; Muntaziri, Velayet -i Fakih, c. 1, s. 41</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">[18] Seyyid Kazım Hairi Velayet’ul Emr fi Asr’ıl Gaybet, s. 153</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">[19] Maide suresi, 55. ayet</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">[20] Bak. Es-Suyuti, ed Durru’l Mansur, c. 2, s. 193; el-Behrani, Tefsir’ul Buhran, c. 1, s. 479</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">[21] Bak. Şeyh Kuleyni, Usul’ul-Kafi, c. 1, s. 288 (Kitab’ul Huccet bab-u ma nassullahu ve resuluhu ala’l-eimme (a.s) 3. Hadis.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">[22] Yazar bu konunun araştırma ve detay yollarını “el Hükm’ül İslam -i fi Asr’ıl Gaybet” kitabında yer vermiştir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">[23] Bak. Saduk “Men la Yehzuruh’ul Fakih”, c. 4, s. 420 (bab’un Nevadir, 5919. Hadis) Saduk, Kitab’ul Emali, s. 109 (34. Oturum, 4. Hadis); Saduk, Uyun-u Ahbari’r Rıza (a.s), c. 2, s. 37 (94. Hadis); Saduk, Meani’l Ahbar, c. 2,</p>

<p style="text-align:justify">s. 374 (423. Bölüm); el-Hurru’l Amili, Vesail’uş Şia, c. 18, s. 65 ve 66, (Kitab’ul Kaza, ebvab-u sifat-i kazi, 8. Bölüm, 50 ve 53. Hadisler) Merhum Nuri, Mustedrek’ul Vesail, (Kitab’ul Kaza, Ebvab- u sifat’il kazi, 8. Bölüm, 10, 11, 48, 52. Hadisler) Meclisi, Bihar’ul Envar, c. 2, s. 25 (Kitab’ul İlm, 8. Bölüm,</p>

<p style="text-align:justify">83. Hadis) Hindi, Kenz’ul Ummal, c. 10, s. 229 (Kitab’ul İlm min kısm’ıl Ekval,</p>

<p style="text-align:justify">3. Bölüm, 29209. Hadis)</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">[24] İstilah olarak bu konuya “Kendisine taalluk eden şeyin zikredilmemsinden kaynaklanan mutlak durum” denmektedir. Daha fazla araştırmak için bak. İmam Humeyni, Kitab’ul Bey’ c. 2, s. 468, Seyyid Kazım Hairi, Esas’ul Hukumet’il İslamiyye, s. 150; Munteziri, Velayet’ul Fakih, c. 1, s. 463</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">[25] Bak. Mehdi Hairi Yezdi, Hikmet ve Hükümet, s. 186-187 (özetle)</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">[26] Bakara Suresi 30. ayet</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">[27] Sad Suresi 26. ayet</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">[28] İtlak, belli bir kayıt ve ihtisasın olmadığı anlamındadır.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">[29] Saduk, Kemal’ud Din, (İkmal’üd-Din, c. 2, s. 483, (et-Tevkiat, Tevki'ur Rabi’, 45. Bölüm)</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">[30] Şeyh Tusi, el-Gaybet, s. 177</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">[31] Şeyh Hurr’ul Amuli, Vesail’uş Şia, c. 18, s. 101, (Kitab’ul Kaza, Ebvab-u sıfat’ıl Kazı, 11. Bölüm, 9. Hadis)</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">[32] Ravinin güvenilir olduğunu beyan etmeye, rical ilminde tevsik denmektedir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">[33] Tusteri, Kamus’ur Rical, . 1, s. 786,</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">[34] Yazar bu konuyu, Tahrir’ul Mekal fi Külliyat -i İlm’ir Rical adlı kitabında genelliği olan güven yolarından biri saymıştır. (bak. Mehdi Hadevi Tahrani, Tahrir’ul Mekal fi Külliyat -i İlm'ir Rical, s. 109, 111)</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">[35] Bak. Seyyid Kazım Hairi, Velayet’ul Emr fi Asr’il Gaybet, s. 122-125</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">[36] Bak. Mehdi Hairi Yezdi, Hikmet ve Hükümet, s. 207-214</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">[37] İhticac, istidlal ve hüccet ikame etmek demektir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Düşünce | İslamî Araştırmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/velayet-i-fakihin-delilleri</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 12:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/04/velayeti-1.jpg" type="image/jpeg" length="37000"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sosyal Medyada Siyonist Kancası]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/sosyal-medyada-siyonist-kancasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/sosyal-medyada-siyonist-kancasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Siyonist İsrail’in medya ordusu deşifre oldu: 100 bin kişilik maaşlı propaganda ekibi olduğu ortaya çıktı..]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<blockquote>
<p itemprop="description" style="text-align:justify">Eski İsrail istihbaratçısı Ella Kenan'ın kurduğu BrightMind ağı, 100 binden fazla kişiyi seferber ederek koordineli algı operasyonları yürüttüğünü itiraf etti. ABD kampüslerinde Filistin yanlısı etkinliklerin iptal edilmesine neden olan bu ağ, Wikipedia gibi ansiklopedik kaynaklara da müdahale etti.</p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Katil İsrail askeri istihbaratında yedi yıl görev yaptıktan sonra açık kimlikle faaliyet yürüten Ella Kenan, 7 Ekim 2023'ten bu yana "İsrail yanlısı söylemleri güçlendirmek" amacıyla kurduğu BrightMind adlı dijital platform ağıyla 100 binden fazla kişiyi seferber ederek küresel ölçekte algı operasyonları yürüttüğünü itiraf etti.</p>

<p style="text-align:justify">Kenan'ın bir teknoloji devinin etkinliğindeki videosunun sosyal medyada yayılmasıyla yeniden gündeme gelen bu yapılanma, ABD'deki üniversitelerde düzenlenen Filistin yanlısı etkinliklerin iptal edilmesine ve bazı öğrencilerin okuldan uzaklaştırılmasına neden oldu. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun sosyal medyayı açıkça bir "savaş aracı" olarak tanımlaması ve teknoloji milyarderi Larry Ellison'ın medya imparatorluğunun İsrail yanlısı eksende genişlemesi, Tel Aviv yönetiminin geleneksel askeri gücün ötesine geçen sistematik bir dijital savaş stratejisi yürüttüğünü gözler önüne seriyor.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>BrightMind'in Dijital Ordusu: Koordineli Algı Operasyonları</strong></p>

<p style="text-align:justify">Globes internet sitesine konuşan Kenan, BrightMind aracılığıyla yürütülen faaliyetleri "savunmadan saldırıya geçme" olarak tanımladı. 100 binden fazla gönüllünün Telegram ve WhatsApp gibi kapalı kanallar üzerinden yönlendirildiği bu ağ, günlük olarak belirlenen görevleri yerine getiriyor. Bunlar arasında belirli içeriklerin trend algoritmalarına sokulması için koordineli paylaşım yapılması, karşıt içeriklerin toplu şikayet yoluyla kaldırılmasının sağlanması ve çok dilli önceden hazırlanmış yanıtlarla yorum alanlarının doldurulması gibi yöntemler bulunuyor. Kenan, bu çalışmaların Ekim 2023'ten bu yana yaklaşık üç milyar görüntülenmeye ulaştığını iddia ediyor.</p>

<p style="text-align:justify">Uzmanlara göre bu tür koordineli ağlar, aslında organik kamuoyu oluşumunu taklit ederek yapay bir gündem belirleme kapasitesine sahip. Kenan'ın kendi ifadesiyle "dünyanın ne hakkında konuştuğunu biz belirliyoruz" anlayışı, İsrail'in uluslararası hukuku hiçe sayan işgal ve saldırı politikalarının yarattığı meşruiyet krizini dijital manipülasyonla aşma çabası olarak yorumlanıyor. Özellikle ABD kampüslerinde "antisemitizm" suçlamasıyla akademik özgürlüğün hedef alınması, Filistin'e yönelik eleştirinin suçla eş tutulduğu bir ortam yaratırken, aslında soykırım suçlamalarına karşı bir savunma mekanizması olarak işlev görüyor.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Wikipedia'ya Müdahale ve "Hamas ISIS'tir" Kampanyası</strong></p>

<p style="text-align:justify">Kenan'ın itirafları arasında en dikkat çekici olanı, Wikipedia'da binden fazla içeriğe müdahale ettikleri iddiası oldu. Kenan, Filistin lehine olduğunu öne sürdüğü içeriklerin "çarpıtıldığını, silindiğini ya da Yahudiler ile İsrail arasındaki bağlantıyı koparacak şekilde değiştirildiğini" savunarak, Wikipedia'nın kurucusunun kendilerine yardımcı olduğunu ileri sürdü. Bu girişim, ansiklopedik bilginin tarafsızlığını hedef alan bir müdahale olarak değerlendirilirken, aslında tarihsel gerçekliğin yeniden yazılmasına yönelik bir stratejinin parçası.</p>

<p style="text-align:justify">Kenan, 7 Ekim'den hemen sonra başlattığı "#HamasISIS" etiketinin dönemin ABD Başkanı Joe Biden tarafından da kullanıldığını, bu sayede üç ay boyunca milyarlarca görüntülenmeye ulaştıklarını anlattı. Bu tür bir çerçeveleme, Gazze'deki katliamları meşrulaştırmak için terör örgütleri arasında yapay benzerlikler kurma taktiğinin tipik bir örneği olarak görülüyor.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Netanyahu'dan Açık İtiraf: "Sosyal Medya En Önemli Silahımız"</strong></p>

<p style="text-align:justify">İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 27 Eylül 2025'te ABD'li sosyal medya fenomenleriyle yaptığı toplantıda sosyal medyayı "en önemli silah" olarak nitelendirdi. Netanyahu, TikTok'un satın alınmasını "şu anda yapılan en önemli satın alma" olarak tanımlarken, X platformu için "Elon Musk ile konuşmalıyız, o bir düşman değil, bir arkadaş" ifadelerini kullandı. Netanyahu'nun 26 Ocak 2026'da yaptığı bir başka açıklamada sosyal medyayı bir "savaş alanı" olarak tanımlayıp bu alandaki mücadele için yeni araçlar geliştirdiklerini söylemesi, İsrail'in dijital savaş stratejisinin ne kadar kurumsallaştığını gösteriyor. Bu açıklamalar, İsrail'in Gazze'deki soykırım suçlamalarına karşı uluslararası kamuoyunda giderek yalnızlaştığı bir dönemde, algı yönetimine verdiği önceliğin açık bir itirafı niteliğinde.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"><strong>Ellison'ın Medya İmparatorluğu: Pro-İsrail Ekseninde Yoğunlaşma</strong></p>

<p style="text-align:justify">Teknoloji devi Oracle'ın kurucusu Larry Ellison ve oğlu David Ellison'ın medya yatırımları, İsrail yanlısı içeriklerin yayılmasında yeni bir boyut yaratıyor. Ellison ailesi, Paramount ve CBS'nin yanı sıra TikTok'un ABD operasyonlarının çoğunluk hissesini satın alan konsorsiyumun içinde yer alırken, şimdi de Warner Bros. Discovery'yi satın almak için 108,4 milyar dolarlık bir teklif sundu. Larry Ellison'ın İsrail Savunma Kuvvetleri'ne (IDF) yaptığı 26 milyon doları aşan bağışlar ve Netanyahu ile olan yakın ilişkisi, bu medya gücünün İsrail yanlısı bir eksende kullanılacağı endişelerini artırıyor. Uzmanlar, bu yoğunlaşmanın bir ülkenin haber, eğlence ve sosyal medya platformlarını aynı ideolojik çizgide birleştirme potansiyeli taşıdığını vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Ehla-Der Haber</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/sosyal-medyada-siyonist-kancasi</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 17:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/04/screenshot-55-9.webp" type="image/jpeg" length="71150"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tevhidi Şirkten Ayırt Etmede Ölçü Nedir?]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/tevhidi-sirkten-ayirt-etmede-olcu-nedir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/tevhidi-sirkten-ayirt-etmede-olcu-nedir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA["Mesih, 'Ey İsrailoğulları! Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin.' dedi."]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify">Tevhit ve şirk ile ilgili en önemli mesele, bu ikisinin ölçüsünü bilmektir. Bu mesele tümüyle halledilmediği takdirde, diğer birçok yan konular da halledilmeyecektir. Bu nedenle tevhit ve şirk meselesini çeşitli boyutlarıyla, ama kısaca açıklamaya çalışacağız.</p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>1- Zatta Tevhit</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Zatta tevhit, iki şekilde söz konusu edilmektedir:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>a)</strong> Allah (kelâm ilmi âlimlerinin ifadesiyle Vacib'ul-Vücud) birdir, eşi ve benzeri yoktur.</p>

<p style="text-align:justify">Bu tevhit, yüce Allah'ın Kur'ân-ı Kerim'de çeşitli şekillerde zikrettiği tevhittir. Nitekim şöyle</p>

<p style="text-align:justify">buyurmuştur:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong><i>"O'nun benzeri hiçbir şey yoktur."</i><a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title=""><strong>[1]</strong></a></strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Başka bir yerde ise şöyle buyurmuştur:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong><i>"Hiçbir şey O'na denk değildir."</i><a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title=""><strong>[2]</strong></a></strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Elbette bazen bu tevhit, basit ve avamca bir anlayışla, sayısal tevhit şeklinde yorumlanmakta ve "Allah birdir, iki değildir" diye ifade edilmektedir ki, böyle sayısal bir tevhit, yüce Allah'ın her türlü eksiklikten münezzeh olan zatına yakışan bir tevhit değildir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>b) </strong>Allah'ın zatı basittir, mürekkep (bileşik) değildir. Zira bir varlığın zihnî veya haricî (zihinsel veya özdeksel) parçalardan bileşimi, o varlığın parçalarına olan ihtiyacının göstergesidir.</p>

<p style="text-align:justify">İhtiyaç ise, imkânın (olabilirliğin) nişanesidir. İmkân (olabilirlik) da, nedene olan ihtiyacın alâmetidir. Bunların tümü de, Vacibu’l-Vücud'un (varlığı zarurî olan Allah'ın) makamına uyuşmayan şeylerdir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>2- Yaratıcılıkta Tevhit</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Yaratıcılıkta tevhit de, aklın ve naklin (Kur'ân ve ha-dislerin) kabul ettiği tevhit mertebelerinden biridir.</p>

<p style="text-align:justify">Akıl açısından Allah'tan gayrisi, imkâna (olabilirliğe) dayalı olan bir düzendir; her türlü kemal ve cemalden mahrumdur; her şey neye sahipse, onu bizatihi zengin olan feyiz ve ihsan kaynağından almıştır. Buna göre âlemde görülen kemal ve cemal cilvelerinin tümü, Allah'tandır.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Kur'ân açısından ise, birçok ayet, yaratıcılıkta tevhit konusuna açıkça değinmiştir. Örnek</p>

<p style="text-align:justify">olarak onlardan birini verelim:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong><i>"De ki: Her şeyi yaratan, Allah'tır. O, bir-dir, her şeye üstün gelendir."</i><a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title=""><strong>[3]</strong></a></strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Buna göre, genel anlamda yaratıcılıkta tevhit ilkesi, Allah'a inanan kimseler arasında ihtilâf konusu olamaz. Sadece yaratıcılıkta tevhit hususunda iki yorum vardır ki aşağıda onlara değiniyoruz:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>a)</strong> Varlıklar arasında var olan her türlü neden-sonuç ilişkisi, nedenlerin nedenine ve sebeplerin sebebine (Allah'a) varmaktadır ve hakikatte bağımsız ve asil yaratıcı, sadece Allah'tır. Allah'tan gayri varlıkların kendi sonuçlarındaki etkisi, bağımlı bir etkilemedir ve de Allah'ın izni ve meşiyyeti ile gerçekleşmektedir.</p>

<p style="text-align:justify">Bu görüşte, insan bilgisinin de ulaştığı, âlemdeki neden-sonuç ilişkisi kabul edilmektedir.</p>

<p style="text-align:justify">Fakat aynı zamanda bu düzen bütünü ile Allah'a izafe edilmektedir. Bu düzeni yaratan, sebeplere sebebiyet ve nedenlere nedensellik ve etkileyenlere etkileme gücü veren, Allah'tır.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>b)</strong> Âlemde sadece bir yaratıcı vardır ve o da Allah'tır. Varlık âleminde eşyalar arasında hiçbir etkileme ve etkilenme söz konusu değildir. Allah, bütün doğal varlıkların vasıtasız yaratıcısıdır.</p>

<p style="text-align:justify">Hatta beşerin gücünün kendi işinde dahi hiçbir etkisi yoktur.</p>

<p style="text-align:justify">Bu görüşe göre, âlemde bir tek neden söz konusudur ve o tek neden, bilimin doğal nedenler olarak tanıttığı bütün her şeyin yerini doldurmaktadır.</p>

<p style="text-align:justify">Yaratıcılıkta tevhit için yapılan bu yorum, Eş'arîlerden bir grup âlimlerin kabul ettiği bir yorumdur. Fakat Eş'arîlerden İmam'ul-Haremeyn ve son zamanlarda Şeyh Muhammed Abduh -Tevhit risalesinde- bu yorumu benimsememiş ve birinci yorumu kabul etmişlerdir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>3- Tedbir ve İdarede Tevhit</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Yaratma Allah'a mahsus olduğu için varlık âleminin tedbiri de Allah'a aittir. Âlemde sadece bir tek müdebbir ve yönetici vardır ve yaratıcılıkta tevhidi ispat eden aklî deliller, tedbir ve idare hususundaki tevhidi de ispat etmektedir.</p>

<p style="text-align:justify">Kur'ân-ı Kerim, çeşitli ayetlerde Allah'ı âlemlerin ye-gane yöneticisi ve idare edicisi olarak tanıtmakta ve şöyle buyurmaktadır:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong>"De ki: Allah her şeyin rabbi iken O'ndan başka bir rab mi arayayım?"<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title=""><strong>[4]</strong></a></strong></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Elbette yaratıcılıkta tevhit hususunda söz konusu edilen iki yorum, tedbirde tevhit konusunda da söz konusudur ve bize göre tedbir hususunda tevhitten maksat, bağımsız tedbirin Allah'a özgü oluşudur.</p>

<p style="text-align:justify">Buna göre varlık âlemindeki varlıklar arasında var olan bazı bağımlı tedbirler, tümüyle Allah'ın iradesi ve meşiyyeti ile gerçekleşmektedir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Kur'ân-ı Kerim, Allah'a bağımlı olan bu tür evirip çevirenlere işaret ederek şöyle buyurmaktadır:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong><i>"İşleri yöneten meleklere andolsun."</i><a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title=""><strong>[5]</strong></a></strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>4- Hâkimiyette Tevhit</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Hâkimiyette tevhit, hâkimiyet ve egemenliğin sabit bir hak olarak Allah'a mahsus oluşu ve toplum bireylerinin yegâne egemeninin Allah oluşu demektir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Nitekim Kur'ân-ı Mecid, şöyle buyurmaktadır:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong><i>"Hüküm (hâkimiyet) sadece Allah'a aittir."</i><a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title=""><strong>[6]</strong></a></strong></p>

<p style="text-align:justify">Buna göre, başkalarının hâkimiyeti, Allah'ın meşiye-ti ile gerçekleşmesi ve salih insanların Allah'ın izni ile toplumun idare ve yönetimini ele alarak onları saadet ve kemal konağına ulaştırması gerekmektedir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Nitekim Kur-'ân-ı Kerim, şöyle buyurmaktadır:</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong>"Ey Davud! Biz seni, yeryüzündeki halifemiz (temsilcimiz) kıldık; o hâlde insanlar arasında adaletle hükmet."<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title=""><strong>[7]</strong></a></strong></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>5- İtaatte Tevhit</strong></p>

<p style="text-align:justify">İtaatte tevhit, bizzat ve asaleten itaat edilmesi, uyulması gereken kimsenin, yüce Allah olduğu anlamındadır.</p>

<p style="text-align:justify">Buna göre başkalarına, örneğin Hz. Peygamber'e, İ-mam'a, fakihe, babaya ve anneye itaatin gerekliliği, Allah'ın emri ve iradesiyledir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>6- Yasama ve Teşride Tevhit</strong></p>

<p style="text-align:justify">Yasama ve teşride tevhit, yasama ve kanun koyma yetkisinin sadece Allah'a ait olduğu anlamındadır. Bundan dolayı semavî kitabımız Kur'ân, ilâhî kanun çerçevesinin dışında kalan her türlü hükmü küfür, fısk ve zulüm sebebi olarak kabul etmekte ve şöyle buyurmaktadır:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>"Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, kâfirdirler."</strong></p>

<p style="text-align:center"><strong>"Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, fasıktırlar."</strong></p>

<p style="text-align:center"><strong>"Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, zalimdirler."<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title=""><strong>[8]</strong></a></strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>7- İbadette Tevhit</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">İbadette tevhit konusunda üzerinde durulması gereken en önemli mesele, ibadetin anlamının ne olduğudur. Zira bütün Müslümanlar, ibadetin Allah'a mahsus olduğu görüş birliği ve Allah'tan başkasına ibadet etmenin caiz olmadığı hususunda görüş birliği içindedirler. Nitekim Kur'ân-ı Kerim, bu konuda şöyle buyurmaktadır:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong><i>"Sadece sana ibadet eder ve sadece senden yardım dileriz."</i><a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title=""><strong>[9]</strong></a></strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Kur'ân'ın ayet-i şerifelerinden açıkça anlaşıldığı kadarıyla bu konu, bütün peygamberlerin davetinde ortak bir ilke olarak yer almıştır ve bütün peygamberler, bunu tebliğ etmek için gönderilmişlerdir. Kur'ân-ı Kerim, bu konuda şöyle buyurmaktadır:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong>"Andolsun ki biz, her ümmet içinde, 'Allah'a kulluk edin ve tağuttan kaçının.' diye bir peygamber görevlendirmişizdir."<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title=""><strong>[10]</strong></a></strong></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Buna göre, ibadetin Allah'a özgü olduğu ve O'ndan başkasına ibadet edilmemesi gerektiği, tartışma götürmez kesin bir ilkedir ve hiçbir kimse bu ilkeyi kabul etmedikçe, muvahhit sayılamaz.</p>

<p style="text-align:justify">O hâlde tartışılan şey, neyin ibadet olup, neyin ibadet olmadığıdır.</p>

<p style="text-align:justify">Örneğin öğretmenin, anne ve babanın, âlimlerin elini öpmek, insanın üzerinde hakkı olan kişilerin karşısında saygı amacıyla eğilmek, onlara ibadet sayılır mı, yoksa ibadet, her türlü eğilme ve tevazudan ibaret olmadığı ve mahiyetinde başka bir öğenin bulunduğu için, bu gibi işler ibadet sayılamaz mı?</p>

<p style="text-align:justify">O hâlde şimdi eğilme ve tevazu göstermeleri ibadet yapan o asıl öğenin ne olduğuna bakalım:</p>

<p style="text-align:justify">İbadetle İlgili Yanlış Bir Algılama</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Bazı yazarlar, ibadeti "eğilme" veya "aşırı eğilme" olarak açıklamışlardır. Sonra da bazı</p>

<p style="text-align:justify">Kur'ân ayetlerinin açıklaması karşısında kala kalmışlardır. Kur'ân-ı Kerim, açık bir şekilde meleklere, Âdem’e secde etmelerinin emredildiğini buyurmaktadır:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><i><strong>"Meleklere, 'Âdem’e secde edin.' demi</strong><strong>ş</strong><strong>tik.</strong></i><strong><i>"</i><a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title=""><strong>[11]</strong></a></strong></p>

<p style="text-align:justify">Âdem’e yapılan secde, şekil itibariyle Allah'a yapılan secdeden hiçbir farkı yoktu. Oysa birincisi (Âdem’e yapılan secde) sırf bir tevazu, ikincisi (Allah'a yapılan secde) ise ibadet ve tapınmaktı.</p>

<p style="text-align:justify">Acaba şekil itibariyle aynı olan bu iki secdenin mahiyetlerini farklı kılan öğe neydi?</p>

<p style="text-align:justify">Kur'ân, bir başka yerde Yakup Peygamber'in oğullarıyla birlikte Hz. Yusuf'a secde ettiklerini bildirmiş ve şöyle buyurmuştur:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong><i>"Yusuf, annne-babasını tahtın üzerine o-turttu ve hepsi onun önünde secdeye kapandılar. O zaman Yusuf, 'Babacığım! İşte bu, vaktiyle gördüğüm rüyanın çıkışıdır; Rabbim onu gerçekleştirdi.' dedi."</i><a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title=""><strong>[12]</strong></a></strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Hatırlatmak gerekir ki, Hz. Yusuf'un vaktiyle gördüğü rüyadan maksadı, on bir yıldızın güneş ve ay ile birlikte kendisine secde ettiğini gördüğü rüyası idi. Nitekim Kur'ân, Yusuf'un dilinden şöyle buyurmuştur:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong><i>"Yusuf, 'Babacığım! Rüyamda on bir yıldız, güneş ve ayın bana secde ettiklerini gördüm.' demişti."</i><a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title=""><strong>[13]</strong></a></strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Hz. Yusuf'un, kendisine secde edenleri rüyasının tabiri olarak saydığına göre, on bir yıldızdan</p>

<p style="text-align:justify">maksat, Yusuf'un kardeşleri; güneş ve aydan maksat da, babası ve annesidir.</p>

<p style="text-align:justify">Bu açıklama ile sadece Yusuf'un kardeşlerinin değil, babası Yakub Peygamber'in de Yusuf'a secde ettiği ortaya çıkmaktadır.</p>

<p style="text-align:justify">Şimdi soruyoruz: Neden eğilme ve tevazuun doruk noktası olan böyle bir secde, ibadet sayılmamıştır?</p>

<p style="text-align:justify">Kabahatten Büyük Özür!</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Burada sözü edilen kimseler, doğru dürüst cevap verememe âcizliği içinde şöyle demektedirler:</p>

<p style="text-align:justify"><i>"Bu secde Allah'ın emriyle olduğu için şirk değildir."</i></p>

<p style="text-align:justify">Ama hiç şüphesiz bu cevap çok acemice verilmiş bir cevaptır. Zira eğer bir amelin özü şirk ise, Allah asla onu emretmez.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Nitekim Kur'ân-ı Kerim, şöyle buyurmuştur:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong><i>"De ki: Allah, çirkin işi emretmez. Bilmediğiniz bir şeyi Allah adına mı söylüyorsunuz?"</i><a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title=""><strong>[14]</strong></a></strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Esasen Allah'ın emri, bir şeyin mahiyetini değiştirmez. Eğer bir insan karşısında tevazu göstermek ve eğilmek, ona ibadet etmek ise ve Allah da bunu emretmişse, bu demektir ki yüce</p>

<p style="text-align:justify">Allah, hâşâ kendisinden başkasına ibadet etmeyi emretmiştir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>İbadetin Gerçek Anlamı ve Sorunun Çözümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Buraya kadar söylenenlerden anlaşıldı ki, Allah'tan başkasına tapmak, bütün muvahhitlerin</p>

<p style="text-align:justify">İttifakıyla yasak ve yanlıştır. Öte yandan bilindi ki, meleklerin Âdem’e, Yakub ve oğullarının da Yusuf'a secde etmeleri, onlara ibadet sayılmamıştır.</p>

<p style="text-align:justify">Şimdi bakalım: Niçin bir defasında ibadet sayılan bir davranış, başka bir defasında ibadet sayılmamaktadır? Bunun sebebi nedir?</p>

<p style="text-align:justify">Kur'ân ayetlerine müracaat edildiğinde, ibadetin, ilâh olarak kabul edilen veya kendisine</p>

<p style="text-align:justify">ilâhî işler izafe edilen bir kimse karşısında huzu ve eğilmeden ibaret olduğu ortaya çıkmaktadır.</p>

<p style="text-align:justify">Bu açıklama ile birine karşı huzu gösterip eğilmeyi ibadet yapan öğenin, onun ilâhlığına veya bağımsız olarak ilâhî işleri yapabilme gücüne sahip olduğuna inanmaktan ibaret olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p style="text-align:justify">Gerek Arap Yarımadası'nda, gerekse diğer yerlerde yaşayan müşrikler, karşılarında huzu ve huşu ile eğildikleri varlıkları Allah'ın mahlûkları bildikleri hâlde günahları bağışlama yetkisine ve şefaat makamına sahip olmak gibi birtakım ilâhî işlerin onlara bırakılmış olduğuna inanırlardı.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Babil müşriklerinin bir kısmı, gök cisimlerine ibadet eder, onları yaratıcıları olarak değil, rableri olarak kabul ederlerdi. Yani evrenin ve insanların yönetimi ve idaresinin onlara bırakıldığına</p>

<p style="text-align:justify">İnanırlardı. Hz. İbrahim'in (a.s) onlarla tartışma metodu da bunu göstermektedir. Zira Babil müşrikleri; güneş, ay ve yıldızları yaratıcı olarak kabul etmezlerdi. Aksine onları, rububiyet makamı ve âlemin idaresi kendilerine verilen güçlü yaratıklar olarak kabul ederlerdi.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Hz. İbrahim'in (a.s) Babil müşrikleri ile yaptığı tartışmaları beyan eden Kur'ân ayetlerinde de Hz. İbrahim'in, bir şeyin sahibi, yöneticisi ve evirip çevireni anlamına gelen "rab" kelimesi üzerinde durduğu görülmektedir.</p>

<p style="text-align:justify">Araplar, ev sahibine "rabbu’l-beyt", tarla sahibine "rabbu’z-zey'a" derler. Zira ev ve tarla işlerinin yönetimi, sahiplerinin uhdesindedir.</p>

<p style="text-align:justify">Kur'ân-ı Kerim, Allah'ı âlemlerin yegâne sahibi ve rabbi olarak tanıtmak suretiyle müşrikler güruhuyla mücadele etmekte ve herkesi, tek ve bir olan Allah'a ibadete davet etmekte ve şöyle buyurmaktadır:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong><i>"Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. O hâlde O'na kulluk edin. Bu, doğru yoldur."</i><a href="#_ftn15" name="_ftnref15" title=""><strong>[15]</strong></a></strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Başka bir ayette de şöyle buyurmaktadır:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong><i>"İşte Rabbiniz Allah budur. O'ndan başka ilâh yoktur, her şeyin yaratanıdır. Öyleyse O'na kulluk edin."</i><a href="#_ftn16" name="_ftnref16" title=""><strong>[16]</strong></a></strong></p>

<p style="text-align:justify">Duhân Suresi'nde ise şöyle buyurmaktadır:</p>

<p style="text-align:center"><strong><i>"O'ndan başka ilâh yoktur; diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbidir."</i><a href="#_ftn17" name="_ftnref17" title=""><strong>[17]</strong></a></strong></p>

<p style="text-align:justify">Kur'ân-ı Kerim Hz. İsa'dan (a.s) naklen de şöyle buyurmaktadır:</p>

<p style="text-align:center"><strong><i>"Mesih, 'Ey İsrailoğulları! Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin.' dedi."</i><a href="#_ftn18" name="_ftnref18" title=""><strong>[18]</strong></a></strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Bütün bu söylenenlerden açıkça anlaşıldı ki, birinin ilâhlığına ve rububiyetine inanılmadan ve birtakım ilâhî işler kendisine isnat edilmeden onun karşısında saygıyla eğilme, ibadet olarak telakki edilemez; bu eğilme, son derecesinde olsa dahi.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Buna göre, evlâdın annesi ve babası karşısında ve ümmetin Hz. Peygamber (s.a.a) karşısında bu tür kayıtlardan uzak olarak saygı ile eğilmesi, asla ibadet olarak nitelendirilemez.</p>

<p style="text-align:justify">Buradan hareketle, Allah dostlarının eserlerinden teberrük ummak, onların türbesinin kapısını ve duvarını öpmek, Allah'ın sevgili kullarına tevessül etmek, Allah'ın salih kullarını çağırmak, Allah'ın veli kullarının doğum ve ölüm yıl dönümlerini kutlamak gibi birtakım konular, her ne kadar bazı cahil kimseler tarafından Allah'tan gayrisine ibadet ve şirk olarak nitelendirilse de, Allah'tan gayrisine tapmak ve ibadet etmekle alâkası olmayan şeylerdir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - - - - - - - - -</strong></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title="">[1]</a> Şûrâ, 11</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title="">[2]</a> İhlâs, 4</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title="">[3]</a> Ra'd, 16</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title="">[4]</a> En'âm, 164</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title="">[5]</a> Nâziat, 5</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title="">[6]</a> Yûsuf, 40</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title="">[7]</a> Sâd, 26</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title="">[8]</a> Mâide, 44 – 47 - 45</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title="">[9]</a> Fâtiha, 5</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title="">[10]</a> Nahl, 36</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title="">[11]</a> Bakara, 34</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title="">[12]</a> Yûsuf, 100</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title="">[13]</a> Yûsuf, 4</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title="">[14]</a> A'râf, 28</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref15" name="_ftn15" title="">[15]</a> Âl-i İmrân, 51</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref16" name="_ftn16" title="">[16]</a> En'âm, 102</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref17" name="_ftn17" title="">[17]</a> Duhân, 8</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref18" name="_ftn18" title="">[18]</a> Mâide, 72</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kur'an | Ehlibeyt</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/tevhidi-sirkten-ayirt-etmede-olcu-nedir</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 16:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/04/tevhitz-1.jpg" type="image/jpeg" length="52631"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İran'da ABD-İsrail Saldırılarında 3 bin 375 Kişi Şehit Oldu]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/iranda-abd-israil-saldirilarinda-3-bin-375-kisi-sehit-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/iranda-abd-israil-saldirilarinda-3-bin-375-kisi-sehit-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İran Adli Tıp Kurumu Başkanı Abbas Mescidi, ülkeye karşı yürütülen 50 günlük savaşta 3 bin 375 kişinin şehit olduğunu, bunlardan 496’sının kadın olduğunu açıkladı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p itemprop="description" style="text-align:justify">Amerika'nın Minab’daki okul bombardımanında 160’tan fazla masum çocuğun hayatını kaybetmesi, saldırıların sivil hedeflere yönelik olduğunu gösteren en acı örneklerden biri olarak kayıtlara geçti. Kullanılan bombalar nedeniyle şehitlerin yüzde 40’ının cesedi başlangıçta teşhis edilemedi.</p>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify">İran Adli Tıp Kurumu Başkanı Abbas Mescidi, ülkeye karşı yürütülen son savaşta (Ramazan Savaşı) 3 bin 375 kişinin şehit olduğunu açıkladı. Mescidi, Minab kentindeki <i>“Şecere-i Tayyibe”</i> okulunun bombalanması sonucu 160’tan fazla çocuğun ABD ve İsrail rejimi tarafından katledildiğini belirterek, saldırılarda kullanılan bombalar nedeniyle şehitlerin yaklaşık yüzde 40’ının cesetlerinin başlangıçta teşhis edilemediğini söyledi.</p>

<p style="text-align:justify">Adli Tıp Kurumu Başkanı Abbas Mescidi, sözde <i>“İmposed War”</i> (Tahmil Edilen / Dayatılan Savaş) olarak adlandırılan çatışma döneminde kurumun faaliyetlerini detaylandırdı. Mescidi, bu dönemin hem zorluklarla hem de güzelliklerle dolu olduğunu ifade etti. İnkılap Lideri’nin şehadeti ve bazı komutanların kaybı, halkın yüreğini yakan en acı olaylar arasında sayıldı. Mescidi, bu dönemde masum sivillerin, çocukların, yaşlıların ve kamu binalarında görev yapan insanların şehit edildiğine tanıklık ettiklerini vurguladı.</p>

<p style="text-align:justify">Uluslararası insancıl hukuk uzmanları, bir okulun bombalanmasının ve yüzlerce çocuğun öldürülmesinin, Cenevre Sözleşmeleri’nin açık ihlali olduğunu belirtiyor. Saldırılarda kullanılan bomba ve füzelerin türü nedeniyle cesetlerin yüzde 40’ının teşhis edilememesi, bu silahların uluslararası hukukta yasaklanmış patlayıcılar içerebileceği yönünde soru işaretleri yaratıyor. Analistler, ABD ve İsrail’in sivil altyapıyı hedef alan bu tür saldırılarıyla, emperyalist savaş stratejilerinin en acımasız yüzünü gösterdiğini ifade ediyor. Öte yandan, Batılı askeri yetkililer ise daha önceki açıklamalarında, <i>“Hedeflerin her zaman askeri noktalar olduğu, sivil kayıplarının istenmeyen yan etkiler olduğu”</i> savunmasını yapmıştı.</p>

<p style="text-align:justify">Mescidi, adli tıp teşkilatının savaş boyunca gece gündüz aralıksız çalıştığını, düşmanın roket yağmuruna rağmen hiçbir personelin görevini terk etmediğini söyledi. Hatta bazı çalışanların evlerine gitmediğini ve şehit ailelerine hizmet için 24 saat görev yaptığını belirtti. Savaşın 50 günü boyunca halka yönelik hiçbir hizmetin aksamadığını vurgulayan Mescidi, kurumun savaş öncesinde kriz masası kurduğunu ve tüm illere tek tip hizmet sunumu için talimatlar gönderdiğini anlattı. Şehit teşhisine ilişkin bazı prosedürler sert olsa da, son 50 günde bu konuda herhangi bir sorun yaşanmadığını ekledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Yaşanan savaşın bir benzerini daha önce <i>“12 Günlük Savaş”</i> olarak bilinen Haziran 2025 çatışmalarında deneyimlediklerini hatırlatan Mescidi, o dönemde kazanılan tecrübeler sayesinde bu kez koordinasyonun daha başarılı yürütüldüğünü söyledi. Tahran’da farklı kurumlar arasında ortak bir durum odası oluşturulduğunu, iletişim sorunlarına rağmen illerle sanal toplantılar düzenlenerek bilgi alışverişinde bulunulduğunu belirtti. Ayrıca, kriz yaşayan illere destek için gerekli malzeme, ekipman ve insan kaynağının önceden temin edildiğini, öyle ki savaşa doğrudan dahil olmayan illerden bile destek ekipleri oluşturulduğunu ancak buna ihtiyaç duyulmadığını, çünkü mevcut uzman personelin tüm hizmeti sağladığını ifade etti.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p itemprop="headline" style="text-align:justify"><strong>Gazze'de şehit sayısı 72 bin 560'a yükseldi</strong></p>

<blockquote>
<p itemprop="description" style="text-align:justify"><strong>İsrail ordusunun Ekim 2023'ten bu yana GazzeŞeridi'ne düzenlediği saldırılarda şehit olanların sayısı 72 bin 560'a ulaştı.</strong></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">Katil İsrail, ateşkese rağmen Gazze Şeridi'ne saldırılarını sürdürüyor.</p>

<p style="text-align:justify">Gazze'deki Sağlık Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, İsrail'in Ekim 2023'ten bu yana devam eden saldırılarında yaşanan can kayıplarına ilişkin son veriler paylaşıldı.</p>

<p style="text-align:justify">Gazze'de ateşkesin yürürlüğe girdiği 10 Ekim 2025'ten bu yana İsrail'in saldırılarında 784 kişinin öldürüldüğü, 2 bin 214 kişinin yaralandığı, enkaz altından ise 761 kişinin cansız bedenine ulaşıldığı ifade edildi.</p>

<p style="text-align:justify">İsrail'in Ekim 2023'ten bu yana Gazze Şeridi'ne düzenlediği saldırılarda toplam can kaybının 72 bin 560'a, yaralı sayısının da 172 bin 317'ye yükseldiği bildirildi.</p>

<p style="text-align:justify">Gazze Şeridi'nde enkaz altında hala binlerce cenazenin bulunduğu belirtiliyor.</p>

<h5 style="text-align:right"><strong><a href="http://www.on4haber.com" rel="nofollow">http://www.on4haber.com</a></strong></h5></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Ehla-Der Haber</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/iranda-abd-israil-saldirilarinda-3-bin-375-kisi-sehit-oldu</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 18:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/04/saldiri01-1-1.jpg" type="image/jpeg" length="93700"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Peygamberler Fıtrata Seslenir]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/peygamberler-fitrata-seslenir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/peygamberler-fitrata-seslenir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[“Şüphesiz biz her ümmete, “Allah'a kulluk edin ve tağuttan kaçının” (diye tebliğ etmesi için) bir peygamber gönderdik…”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Fıtri Bilginin Özellikleri</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">İnsanlığın eğitmeni konumundaki rabbani peygamberler halkı hakka davet etmekle uğraştı. Peygamberlerin hayatlarını ve yaşamlarını ele alan ayetlere, özellikler son peygamber olan Risalet Penah Efendimiz Muhammed Mustafa’nın (s.a.a) hayatına dikkat edecek olursak tüm peygamberlerin halka ilk ve en önemli çağrıları tek bir olan Allah’a ibadet etmeleri ve davetlerinde Allah’tan başka ilahın olmadığını dile getirmeleri olmuştur.</p>

<p style="text-align:justify"><strong><i>“Şüphesiz biz her ümmete, “Allah'a kulluk edin ve tağuttan kaçının” (diye tebliğ etmesi için) bir peygamber gönderdik…”</i></strong><a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>

<p style="text-align:justify">Soru şu ki; bu davet nasıl yapıldı ve yapılan bu davette hangi yol izlendi? Onlar halkı hangi dille Allah inancına çağırdılar… ve takipçilerine bu bilgiyi ulaştırmak için hangi yolu gösterdiler?</p>

<p style="text-align:justify">Daha önce de söylendiği gibi peygamberler Allah hakkında bir zihniyet yaratma yolunu tutmadılar; çünkü onlar zihnin tanımlayabileceği yolu doğru bulmadılar ve şöyle demişlerdir:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Yaratılışın başlangıcından itibaren Allah kendini her insana tanıtmış ve bütün insanlar Allah'ı tüm benlikleri ile bulmuş ve bilmişlerdir.” </i></p>

<p style="text-align:justify">Bu köklü bilişe -daha önce bahsedildiği gibi- fıtrattan gelen bilgi denilmektedir. Peygamberlerin tebliğ ve daveti fıtrattan gelen bu bilişe dikkat çekmektir. Ayrıca, insanlara Allah'ın ayetlerinin insanların içinde ve dışında göründüğünü hatırlattılar ve onlardan Allah'tan korkmalarını ve ilahî vahiye uygun şekilde tepki vererek O'ndan yüz çevirmemelerini istediler.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Fıtri Bilişe Davetin Avantajları</strong></p>

<p style="text-align:justify">Fıtri yöntem – Allah’a davetin tek doğru yol olmasına rağmen – bir takım avantajları vardır ki burada bir kısmına değineceğiz.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>İlk Avantajı: Fıtri Davetin Genel Oluşu</strong></p>

<p style="text-align:justify">Peygamberlerin muhatabı tüm toplumlarda toplumun tek bir sınıfına veya özel bir grubuna değildi; daha ziyade en yaygın ve cahil olanından tutun da en bilgili ve zeki olanına kadar tüm insanları kapsamaktaydı. Onlar bu bilişte toplumun tüm kesimlerini kapsayıp ortak özelliğe sahip olacak bir unsura kendilerini dayamışlardı. Çünkü bu yöntem herkesin anlaması için yeterlidir. Fıtratın yönlerinden biri (insanın evrensel doğası), Allah'ın her insanın kurumunda kendisine emanet ettiği ve insanın onu ruhlarının derinliklerinde er ya da geç bulduğu bilgisidir.</p>

<p style="text-align:justify">İlahî vahyin güveni Peygamber Efendimiz (s.a.a) şöyle buyurmaktalar:</p>

<blockquote>
<p><strong><i>“Her bebek, her şeye gücü yeten Allah'ın kendisini yaratıcısı olarak gördüğü bilgisiyle doğar.”</i></strong><a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">Ve Allah Teala Kur’an’da da şöyle buyurmuştur:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong><i>“Şüphesiz onlara kendilerini kimin yarattığını soracak olursan; ‘Allah’ derler.”</i></strong><a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">İmam Caferi Sadık’ın (a.s) bir buyruğunda şöyle nakledilmiştir:</p>

<p style="text-align:center"><i>“Allah insanları tek olan bir yaratıcı fıtratıyla yaratmıştır.”</i><a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a></p>

<p style="text-align:center"><strong>* *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>İkinci Avantaj: Fıtratın Kalıcılığı</strong></p>

<p style="text-align:justify">Fıtrî bilgi, genellik ayrıcalığının yanı sıra insan doğası ile iç içe geçmiş ayrılamaz istikrarlı bir geçekliktir. Bu bilgi insanın sadece dil ile beyan ettiği bir söz değil tüm varlığıyla bulduğu gerçek bir bilgidir. Bu yüzden ayet-i kerimede değiştirilemeyecek <i>“hanif din”</i> ve <i>“kayyum din”</i> olarak beyan edilmiştir:</p>

<p style="text-align:justify"><strong><i>“O halde sen, batıl dinlerden uzaklaşarak yüzünü ve özünü, hak din olan İslâm'a yönelt. Yani Allah'ın insanları yaratmasında esas kıldığı o fıtrata uygun hareket et. Allah'ın bu hilkatini kimse değiştiremez. İşte dosdoğru din budur…”</i></strong><a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a></p>

<p style="text-align:center"><strong>* *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Üçüncü Avantaj: Yolun Kısa ve Allah’ın Kanıttan Beri Oluşu</strong></p>

<p style="text-align:justify">Bir olan Allah’a davet eden ilahi elçiler -Allah’a davet ettiklerini iddia eden birçok düşünürlerin aksine- Allah’ın kanıtlamak için şüpheye düşürme izleniminde olmamıştır. Aksine O’nu insanoğlunun unutulmuş bilineni olarak varsaymışlar ve net bir dille insanlara şöyle seslenmişler:</p>

<p style="text-align:center"><i>“…Yerin ve göğün yaratıcısı olan Allah’tan şüphem mi duyuyorsunuz?!”</i></p>

<p style="text-align:justify">O kendi bilgisini vücudumuzun en derinliklerine kazıyarak karar kıldı ve O, herhangi bir hakikatten daha görünür ve aşikârdan daha açıktır.</p>

<p style="text-align:justify">Peygamberler insan tabiatının aynasında parlayarak yolu kısaltmış ve hedeflerine ulaşmışlardır. Bizler de eğer Allah’a davet etme makamında isek tıpkı elçiler gibi fıtrata hitap eden bu sade ve gösterişsiz yoldan gitmeliyiz.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Allah’ı Tanımanın Fıtrî Delillerinden Biri</strong></p>

<p style="text-align:justify">Genel olarak, insan durumu öyledir ki, zor durumda Allah'a döner ve zorluk ne kadar ağır olursa O'nun dikkati o kadar derinleşir. Çünkü insan, problemlerde -özellikle probleminin insanlık aracılığıyla çözülemeyeceğine ikna olduğunda- ihtiyacını ve eşsiz Allah’a olan bağımlılığını fark eder ve fıtratındaki bilgi açığa çıkar. Afetler -zirveye ulaştıklarında ve ciddiyetleri insanı kurtuluş umutsuzluğunun eşiğine getirdiğinde- samimi bir şekilde insanın fıtratına yönelmesinde ve O’ndan başka hiç kimsenin yardımcı olmayacağının nedenidir. Ağır ve zor belaların sırrı, insanı dünyevi bağlılıklardan kurtarması ve fıtratın perdelerini aralaması ve ona kişinin vicdanındaki kadim ilahi bilgiyi hatırlatmasıdır.</p>

<p style="text-align:justify">Zor koşullarda, kişi doğru olarak nihai desteğiyle karşı karşıya kalır ve bu da tüm geçici desteklerin arkasında yer alır. İnsan normal yaşam sürecinde yiyeceklere, içeceklere, sağlıklı bir vücuda, merhametli akrabalara ve samimi dostlara sahipse tüm bunları Allah’ın kendisine verdiğini hatırlatmalıdır; ancak sözü geçen bu meselelere olan tam bağlılık tüm bu nimetleri an be an kendisine verenden gafil kılar.</p>

<p style="text-align:justify">Felaketler anında bu nimetleri kaybettiğini görür, önceki bağlılıkları birbirinden dağınık bulur ve inandığı rab ile kendisi baş başa kalır. Gaflette olmasını sağlamış bu bağlılıklardan, fıtrat aynasının üzerini kaplamış paslardan kurtulduğu zaman, kendisinden ve kendisi gibilerden kapıldığı ümitsizliklere rağmen içinde Allah’a karşı bir umut ışığı belirir. Bu esnada durumları değiştirecek kâdir olan Kayyum’un yani Allah’ın kendisini bu haletten kurtaracağı, nimet ve güven sahiline tekrar kavuşturacağı ümidi doğar. Bu şekilde bağlılıklarından kurtulması onun basiretini hayat veren Allah’a doğru açmasına neden olur. İşte tam da burada Allah’ı bulur.</p>

<p style="text-align:justify">Kur'an-ı Kerim, normal yaşamlarında kendi zihinsel yapıları ve günlük yaşamlarıyla meşgul olan, Allah'tan habersiz olan ve güçlükle karşılaştıklarında nihayetinde samimiyetle Allah'ı çağıranların güzel bir örneğini verir:</p>

<p style="text-align:justify"><strong><i>“Gemiye bindikleri zaman, dini yalnız Allah'a halis kılarak O'na yalvarırlar. Fakat (Allah) onları salimen karaya çıkarınca hemen (O'na) ortak koşarlar.”</i></strong><a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a></p>

<p style="text-align:justify">Bu tür deneyimler az ya da çok hepimizin başına gelir, hepimiz açıkça görürüz ki, şiddetli zorluklar içinde olduğumuzda, tüm varlığımızla Allah'ı ​​hatırlıyor ve O'na kalbin kurtarıcısı diyoruz ve sorunlarımızı gidermesini O’ndan istiyoruz.</p>

<p style="text-align:justify">Yukarıda zikredilen Allah’ın kelamında, suların tehlikeli dalgalarına kapılmış gemide bulunanların hallerini anlatır ve onların yalnızca ve yalnızca Allah’ı haykırdıklarını dile getirir.. Böylece bu semavî kitap bizi hayatımızın en önemli deneyimlerinden birine götürür.</p>

<p style="text-align:justify">Hâlbuki bu tarz örnekler hayatımızda ne kadar da çoktur; maddi sıkıntılarda ve cana gelecek zararlarda, bela ve tehlike zamanında, tedavisi zor hastalıklarda, misalde verildiği gibi geminin batma anında veya binilen uçağın düşme anında vb. benzeri olaylarda haykırarak Allah’tan yardım dileriz!</p>

<p style="text-align:justify">Bu gerçek, ömürlerini güneşe sırt çevirip yaşamış ancak âlemi yaratan Allah’ı inkâr eden insanlarda bile görülebilir; Fakat tehlikeden kurtulduktan ve kurtuluş kıyılarına ulaştıktan sonra, yine kendi hayallerinde boğulur ve Allah’ın varlığına vardıkları o bilgiyi unutup ya inkâr eder ya da Allah’a ortak koşarlar.</p>

<p style="text-align:justify">Dördüncü İmamımız Hz. Seccad (a.s) zorlular ve talihsizliklerle karşılaştığında alemlerim yaratıcısı Allah’a şöyle seslenir:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Ey düğümlenmiş talihsizlikleri O’nun sayesinde giderilen kimse! Ey zorlukların duvarı onun eli ile yıkılan kimse! Ey dertlerden kurtulup huzura ermenin istenildiği O kimse! ..zor işler Senin kudretin sayesinde kolay oldu ve senin lütfun sayesinde (kurtuluş ve huzur) ortamı vuku buldu. Kaza senin gücün sayesinde ilerledi ve nesneler tıpkı senin isteğin ve arzuladığın gibi ilerledi.</i></p>

<p style="text-align:justify"><i>Tüm zorlukların kolaylaştırılması için çağrılan sensin ve darda sığınak sensin. Senin giderdiğin zorluklar dışında onlardan hiçbir zorluk giderilemez, senin bertaraf etmediğin hiçbir şey ortadan kalkmaz. Ey Rabbim! Bana dayanılması güç olan bir bela geldi, benim üstesinden gelemeyeceğim bir şey bana ulaştı ve beni şaşkın eyledi.. öyleyse bana kavuşturduğun o zorluğu yalnız sen geri çevirebilirsin, bana yönelttiğin o şeyi yalnız sen giderebilirsin, kapanan kapıyı sen açar, açtığın kapıları da sen kaparsın, bana zorlaştırdığını da sen kolaylaştırırsın.. onu zelil kılan sensin ve senden başka yardım eden kimsem yok.</i></p>

<p style="text-align:justify"><i>Öyleyse Muhammed (s.a.a) ve Ehl-i Beyti’ne salat eyle ve de ki: Ey Rabbim! Fazlınla benim önümü aç!..”</i><a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Soru ve Cavap</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Soru 1-</strong> Allah inanç ve bilinci, Allah vergisi yani fıtrî ve genel ise öyleyse neden bu dünyada bazıları İman etmiyorlar?</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Cevap</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>1. </strong>Daha önce bahsedildiği gibi, Allah’ın eylemi, bilginin bahşedilmesidir; Fakat kulun sorumluluğu, bu bilgiyi kabul etmek ya da inkâr etmemektir. O kişi ister kabul eder isterse de reddeder. Başka bir deyişle, Allah’a inanmak kendi isteğimize ait bir eylemdir iman etmemek ise Allah inancının ve bilgisinin olmadığının kanıtı değildir.</p>

<p style="text-align:justify">Fıtri bilgi değerli bir mücevher gibi, doğan her çocuğun varlığında yer alır. Var oluş bilgisinin kabulü veya reddinin altında kabiliyetlerin ve farklı çevresel koşulların yattığı doğrudur; Ama sonunda ...onu kabul etmeye (=inanç) ya da inkar etmeye (=inançsızlık) götüren, bireyin kendi iradesidir. Bir hadis-i şerifte şöyle okuyoruz:<br />
<br />
<i>“Her doğum tek Allah fıtratı üzerine olur; daha sonra bu dünyadaki ailesi onu bir Yahudi, bir Hıristiyan ve bir Mecusi yapar.”</i></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>2. </strong>Unutulmamalıdır ki Allah bilgisi, Allah tarafından verilmiş olsa da, bu kıymetli ve eşsiz nimetin elinden alınmaması için bir takım görevleri de yerine getirmelidir; aksi takdirde bu nimetten mahrum kalırlar. Örneğin Allah’a karşı saygılı olmalı, hukukuna riayet etmeli, O’ndan korkmalı ve O’na ümit bağlamalıdır… kısaca tüm işlerini Allah’ın rızası olduğuna itminan ettikten sonra yapmalıdır.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * </strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Soru 2- </strong>Bazıları fıtrî Allah inancının toplum ve aile kültüründen kaynaklı birtakım düşünce aşılamaları olduğunu söylemekteler. Fıtrî Allah inancı düşünce aşılaması değil midir?</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Cevap:</strong></p>

<p style="text-align:justify">Bu konuya aynı zamanda zıt açıdan da bakılabilir; başka bir deyişle, Fıtrî Teolojinin gerçek bir şey olduğunu, Ateizmin de yanlış teorilerin etkisiyle aşılanmış bir takım düşünce aşıları olarak kabul de edebiliriz; yani inkârcı ve çok tanrılı kültürlere yönelik önyargı, bu yanlış düşünceye yol açmıştır. Allah'a inananlar ve O'nu inkâr edenler, hem alışkanlıklardan hem de telkinlerden veya şüphelerden etkilenebilir; Fakat şok edici gerçeklerle karşı karşıya kalırlarsa ve batıl inançlar ve gerçekçi olmayan teorilerle kendilerini avutamazlarsa, hangi grubu batıl inançları ve telkinleri terk ettiği ve hangi grubu inançlarına bağlı kaldığı belli olur. Kimin gerçeklik talebine inandığını ve kimin empoze edilmiş ve gerçekçi olmayan fanteziler ve varsayımlar tarafından büyülendiğini işte buradan ayırt edebilirsiniz.</p>

<p style="text-align:justify">Gerçek şu ki, her insan -hangi dine ya da ekole ait olursa olsun- hayatın en zor kısmıyla karşılaştığı anda, empoze ettiği tüm alışkanlıklarından, teorik öğretilerinden, telkininden vazgeçip Allah’a yönelir. Bu şekil Allah’a yönelmek, empoze edilmiş düşüncelerin sonucu olamaz; Çünkü ilahiyatçıların telkinlerinden etkilenmeyen Allah'ı inkâr edenler, genellikle o anlarda… fıtratlarından kaynaklanan o tecrübe ve deneyimi yaşarlar. Kendilerini sonsuz güce bağlı olarak görürler. Bu gerçek, ilahi peygamberler tarafından defalarca uyarılmıştır. Her birimiz şok edici olaylar yaşayabilir ve söylenenlerin doğruluğunu doğrulayabiliriz. O anlardaki <i>‘Allah, Allah!’</i> dememiz, münacat ve dualarımız ne düşüncelerimizin ve öğretilerin etkisinden kaynaklıdır ve ne de zihnimizin hayal ürünüdür; daha ziyade o anki Allah inancımızın ruhumuzun derinliklerinde yer edindiği açık ve nettir. O anlarda kendimizi Rabbimize karşı bilinçli ve apaydın görür ve kendimizi onun mükemmelliğinde bulur, herhangi bir vasıta olmadan o iyi tanımış olduğumuz Allah ile irtibata geçeriz.</p>

<p style="text-align:justify">Öte yandan, birinin şunu iddia ettiğini varsayarsak: Ben böyle bir durumdaydım ve bu deneyimi yaşamadım, onunla hiçbir işimiz yok; Daha önce de Allah bilgisinin O'nun işi olduğunu söylemiştik ve bu temele dayanarak şunu söylüyoruz: Böyle bir durumun meydana gelmesi kesinlikle imkânsızdır; Çünkü Allah kendini herkese tanıtmıştır.</p>

<p style="text-align:center">* * *</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Özet</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Peygamberlerin çağrısı, teolojinin doğuştan gelen fıtrata dayanır. Bu yöntemin kendine has özel avantajları var:</p>

<p style="text-align:justify"><strong>1. </strong>İlahiyat tüm insanların fıtratında karar kılınmış olduğundan, bu yöntem herkes için geçerlidir.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>2. </strong>Bu yolda uyuyan fıtratın uyandırılmasından sonra bu tanıma kalıcı olur ve yanlışa dönüşmez.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>3. </strong>Bu şekilde bilgiye ulaşmanın yolu kısa ve iddiasızdır ve beşeri yollarının karmaşıklığına ve zorluğuna sahip değildir.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>4. </strong>Ayrıca felaketlerin bir şekilde ilahi bilginin fıtrî olduğunun açıklayıcısı olduğunu öğrendik ve ayrıca doğuştan gelen doğasını aydınlattığını da öğrendik. Dolayısıyla, elbette, bu bilgi herhangi bir telkine dayanmamaktadır. Öte yandan, Allah’ın verdiği fıtratın evrenselliğine rağmen bazı insanların inanmamasının nedeni, kendi özgür iradelerine dayanır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - - - - -</strong></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title="">[1]</a> Nahl/36</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title="">[2]</a> Fırat, el-Kufî’nin Tefsiri</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title="">[3]</a> Zuhruf/87</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title="">[4]</a> et-Tevhit, 329 (bab 52, H. 4,5); el-Kafî 2:13 (İman ve Küfür Kitabı, Tevhit üzere yaratılış babı 6, H 5,</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title="">[5]</a> Rum/30 – bir diğer ayet-i kerimede buyurmaktadır: “Öyleyse Allah tarafından, o geri çevrilmesi mümkün olmayan gün gelmeden önce, sen yüzünü, özünü dürüst bir şekilde dosdoğru dine yönelt! O gün insanlar zümre zümre ayrılacaklardır.” Rum/43</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title="">[6]</a> Ankebut/95. Ve diğer benzeri ayetler: İsra/67, Enam/63-64, Rum/33, Zümer/8 ve 49, Nahl/53-54, Fussilet/52, A’raf/134-135, Zuhruf/50, Yunus/12, Lokman/32..</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title="">[7]</a> Sahife-i Seccadiye 7. Dua</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kur'an | Ehlibeyt</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/peygamberler-fitrata-seslenir</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 12:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/04/fitrati-1.jpg" type="image/jpeg" length="69141"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şeytanların Taşlanmasının Anlamı]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/seytanlarin-taslanmasinin-anlami</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/seytanlarin-taslanmasinin-anlami" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[“Âyetlerimizi yalanlayanlar ve o âyetlere uymayı kibirlerine yediremeyenler var ya, onlara göklerin kapıları açılmaz.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center">Ehlader Araştırma Bölümü</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Soru</strong></p>

<p style="text-align:justify">Kur’an-ı Kerim yıldızların yaratılma sebebini belirterek bilgilerimizi artırmakta ve şöyle buyurmaktadır:<i><strong> “Andolsun biz, en yakın göğü kandillerle donattık. Onları şeytanlara atılan taşlar yaptık ve (ahirette de) onlara alevli ateş azabını hazırladık.”</strong></i> (Mülk Sûresi, 5). <i><strong>“Biz, en yakın göğü ziynetlerle, yıldızlarla donattık. Onu itaatten çıkan her şeytandan koruduk. Onlar, yüce topluluğu (ileri gelen melekler topluluğunu) dinleyemezler. Kovulmaları için her taraftan taşa tutulurlar.”</strong></i> (Saffat Sûresi, 6-8). Allah, roketler gibi şeytanlara karşı kullanılması için kandilleri yaratmıştır.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Şeytanların taşlanmasının anlamı nedir?</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Cevap</strong></p>

<p style="text-align:justify">Kur’an’da değişik âyetlerde gök küreleri, şahaplar ve şeytanlardan söz edilmiştir. Örneğin Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Gerçekten Biz, gökte burçlar yarattık ve onları seyredenler için yıldızlarla süsledik. Hem onu kovulmuş her şeytandan koruduk. Ancak kulak hırsızlığı edenler olursa, onu da parlak bir ışık (şahap) kovalar.”</i><a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>

<p style="text-align:justify">Bu âyetlerin içeriğinin aynısı Saffât ve Cin Sûrelerinde de zikredilmiştir. Soru şudur: Şeytanlar şahaplar vesilesiyle gökten nasıl kovulmaktadır?</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Ancak kulak hırsızlığı edenler olursa, onu da parlak bir ışık (şahap) kovalar”</i> âyeti müfessirlerin üzerinde çok konuştuğu âyetlerden biridir. Herkes özel bir yol takip etmiş ve belirli bir yorum yapmıştır.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a> Biz burada bu âyetlerin manasının aydınlığa kavuşması için değerli el-Mizan tefsirinde yer alan konulara işaret ediyoruz. Allâme Tabatabâî şöyle demektedir:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Şeytanların kulak hırsızlığı ve onların şahaplar ile kovulması hakkında müfessirlerin yaptıkları açıklamalar, yerkürenin göklerini eksen alan âyet ve rivayetlerin zahirinden akla gelenlere göredir. Bunlara göre orada meleklerden oluşan guruplar mevcuttur, bu göklerin her birinin sadece kendisinden girilen bir kapısı vardır, meleklerden bazılarının elinde şahap bulunmakta ve kulak hırsızlığı yapan şeytanları vurmak ve kovmak için beklemektedir! Oysa bugün bu gibi teorilerin temelsiz olduğu ortaya çıkmıştır. Ne böyle gökler, ne bu kapılar, ne de benzeri şeyler mevcuttur. Burada bir ihtimal söylenecek şey şudur: İlahi kelamdaki bu gibi açıklamalar, duyusal olmayan hakikatlerin aydınlanması için duyusal bir kalıp kullanılmasıdır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyuruyor:</i></p>

<p style="text-align:justify"><strong><i>“İşte bu temsilleri biz insanlar için getiriyoruz. Onları ancak bilginler düşünüp anlarlar.”</i></strong><a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>

<p style="text-align:justify"><i>Bu gibi tabirler Kur’an’da çoktur. Arş, kürsü, levha, kitap bu kabildendir. Buna göre meleklerin yeri olan gök ile kastedilen, bu dünyadan daha üstün ve yüce olan melekût âlemi ve mavera ötesidir. Kulak hırsızlığı için şeytanların göğe yaklaşması ve onlara şahapların fırlatılmasıyla kastedilen de şudur: Onlar yaratılış sırları ve gelecekteki olaylar hakkında bilgi edinmek için meleklerin âlemine yaklaşmak istemektedir, lâkin melekler, şeytanların üstesinden gelemediği melekûta ait manevî nurlar ile onları kovmaktadır.“</i><a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a></p>

<p style="text-align:justify">Veya kastedilen şudur: “Şeytanlar hakka yakınlaşarak kamuflaj ve hileleriyle onu bâtıl suretine büründürmeyi veya batıla kamuflaj ve hileyle hak sureti vermeyi istemektedirler. Melekler de onların iplerini pazara çıkarmakta ve herkesin onların kamuflajını anlaması, hakkı hak ve batılı batıl görmesi için apaçık hakkı aşikâr kılmaktadırlar. Yüce Allah’ın, şeytanların kulak hırsızlığı yapması ve şahapların hedefine maruz kalması kıssasının vahiy melekleri ve vahiy koruyucularının şeytanların müdahalelerinden korunacağını anlatan kısımdan sonra zikredilmesi bir yere kadar bizim söylemimizi onaylamaktadır.”<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify">Tefsir-i Numûne’de de bu hususta şöyle söylenmektedir:</p>

<p style="text-align:justify"><strong>a) </strong>Sema (gök) kelimesi birçok âyette görünen maddî gök manasındadır. Oysa bazı âyetlerde de kesinlikle manevî gök ve yüce makam manasındadır. Örneğin:</p>

<p style="text-align:justify"><i><strong>“Âyetlerimizi yalanlayanlar ve o âyetlere uymayı kibirlerine yediremeyenler var ya, onlara göklerin kapıları açılmaz.”</strong></i><a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a></p>

<p style="text-align:justify">Burada göklerden kasıt, temsilen Allah’a yakınlık makamı olabilir.</p>

<p style="text-align:justify"><i><strong>“Görmedin mi, Allah güzel bir sözü nasıl misal getirdi? (Güzel bir söz), kökü sağlam, dalları göğe yükselen bir ağaç gibidir.”</strong></i><a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a></p>

<p style="text-align:justify">Allah’ın örnek sıfatıyla zikrettiği bu temiz ağacın kökü Peygamber (s.a.a), dalı (göğe yükselen dal) Ali (a.s) ve küçük dalları da imamlardır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Bu gibi âyetlerde gökten maksadın bu görünen gök olmadığı açıktır. Buradan göğün hem maddî ve hem de manevî manada kullanıldığı neticesini almaktayız.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>b) </strong>Yıldızlar gökte görünen parlak cisimler anlamıyla maddî bir mefhuma ve toplumları aydınlatan bilgin ve şahsiyetlere işaret olarak kullanılma anlamıyla da manevî bir mefhuma sahiptir. Nitekim insanlar çöl ve okyanusların ortasında gece karanlığında yollarını yıldızlar sayesinde ve toplumda da insanlar yaşam ve saadet yolunu bilginler ve bilinçli ve imanlı önderler aracılığıyla bulmaktadırlar. Birçok âyet ve rivayette yıldızlar, belirtilen ikinci manaya göre kullanılmıştır. Örneğin Ali b. İbrahim’in tefsirinde “O, sayelerinde, kara ve denizin karanlıklarında yolunuzu bulasınız diye sizin için yıldızları yaratandır.”<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a> âyetinin altında İmam Bâkır’ın (a.s) “Yıldızlardan kasıt Peygamberin ailesidir”, sözü nakledilmiştir.<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>c) </strong>İlgili âyetlerin tefsiri hakkında zikredilen değişik rivayetlerden anlaşıldığı kadarıyla şeytanların göklere çıkmasının yasak kılınışı ve yıldızlar vesilesiyle kovulmaları Peygamber’in (s.a.a) dünyaya gelmesi sırasında gerçekleşmiştir. Hakeza bazılarının da Hz. İsa’nın (a.s) doğumu sırasında bir ölçüye kadar yasaklandığı ve Peygamber’in (a.s) dünyaya gelişinden sonra ise tamamen yasaklandıkları anlaşılmaktadır.</p>

<p style="text-align:justify">Belirttiklerimizin tümünden hareketle şöyle denilebilir: <i>“Sema” </i>burada manevî mefhuma işaret etmekte ve temsilen hak, iman ve maneviyat göğü ifade edilmektedir. Şeytanlar her zaman bu alana girmek ve türlü vesveseler ile gerçek mümin ve hak destekçilerinin kalbine sızmak için çalışmaktadırlar. Ama peygamberler ve imamlardan, yollarına bağlı bilginlere dek ilahi erler güçlü ilim ve takva nurlarıyla onlara hücum etmekte ve onların bu göğe yakınlaşmasını engellemektedir. Göğe çıkmak ve sırlardan haberdar olmak hususları arasındaki irtibattan, bu âyetlerdeki göğün manevî gök (melekut âlemi) olduğu anlaşılmaktadır; çünkü bu maddî gökte (yeryüzünde de gözlemlenebilen yaratılışın enteresan yönleri dışında) özel bir bilginin olmadığını bilmekteyiz. Şahabın sadece yerküre atmosferinde ortaya çıkması da dikkate değerdir. Zira şahap, taş parçalarının yerküre etrafındaki havaya çarpıp alevlenmesi neticesinde ortaya çıkmaktadır. Yerküre atmosferinin dışında başka bir yerde şahap yoktur. Elbette yerküre atmosferinin dışında hareket halinde olan taşlar vardır ama onlara şahap denmemektedir. Sadece yerküre atmosferine girip sıcak olmaları ve alevlenmeleri durumunda ve de insanın gözleri önünde bir ateş çizgisi şeklinde görünmeleri halinde onlara şahap denmektedir. Onlar hareket halinde olan yıldızlar gibi tasavvur edilirler. Bugünkü insanın defalarca bu yerküre atmosferinden dışarı çıktığını, ondan çok ötelere gittiğini ve aya ulaştığını da bilmekteyiz. Bundan dolayı eğer Kur’an-ı Kerim’de şahaptan kasıt, görünen bu maddî şahap ve maddî gök ise, bu bölgenin bilim adamları tarafından keşfedildiğini ve burada esrarengiz bir hususun olmadığını söylemek gerekir.</p>

<p style="text-align:justify">Dolayısıyla gökten kasıt, hak ve hakikat göğüdür. Şeytanlar bu göklere ulaşmak, kulak hırsızlığı yapmak ve insanları yoldan çıkarmak isteyen vesvesecilerdir. Yıldız ve şahaplar ise kalemlerinin güçlü dalgalarıyla şeytanları geriye püskürten ve kovan ilahî önderler ve bilginlerdir. Elbette Kur’an sonsuz bir denizdir ve gelecekteki bilim adamlarının bu âyetler hakkında bugün ulaşamadığımız bir takım hakikatlere ulaşması da muhtemeldir.<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a></p>

<p style="text-align:justify">Bu tefsire şöyle bir eleştiri yapılabilir: Bu âyetlerde <i>“es-semau’d-dünya”</i> (dünya göğü) kelimesi kullanılmıştır ve bu tefsirler gökten kastedilenin yıldızlarla dolu bize yakın maddî gök olduğunu açıkça belirtmişlerdir. O halde <i>“es-semau’d-dünya”</i> ile derin bir irtibatı olan âyetin sonunu nasıl manevî gök olarak tefsir edebiliriz? Bu, tefsirde çelişki değil midir?</p>

<p style="text-align:justify">Cevap: Bu eleştiri, bizim Allah’a da insanî ve maddî gözle bakmamız ve bu yüzden insanî kısıtlılıkları gaflette bulunarak O’na da isnat etmemizden kaynaklanmaktadır. Oysaki insanın görme dairesi sınırlı olduğundan ve tüm âlemleri göremediğinden mülk ve melekût âlemleri iki ayrı ve farklı âlem olarak ona yansımaktadır. Hâlbuki Allah için mülk ve melekût birdir. Bu yüzden Kur’an âyetleri hem mülk âlemi ve hem de melekût âlemi hakkında söz söylemektedir. <i>“Andolsun ki biz, Dünya semasını (veya en yakın semaı) kandillerle süsledik”</i><a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">[11]</a> diye buyurduğunda dünya semasından kasıt bize yakın olan maddî gök ve mülk âlemidir. Ancak devamında “onları şeytanlara atılan taşlar yaptık”<a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title="">[12]</a> diye buyurduğunda müfessirlerin görüşüne göre melekût âlemini kastetmiştir.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - - - - - - - -</strong></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a> Hicr, 16-18. وَ حَفِظْناها مِنْ کُلِّ شَیْطانٍ رَجِیمٍ. إِلَّا مَنِ اسْتَرَقَ السَّمْعَ فَأَتْبَعَهُ شِهابٌ مُبِینٌ</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a> Mekarim Şirazî, Nâsır, Tefsir-i Numûne, c. 11, s. 43.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><sup><sup>[3]</sup></sup></a> Ankebut, 43, وَ تِلْکَ الْأَمْثالُ نَضْرِبُها لِلنَّاسِ وَ ما یَعْقِلُها إِلَّا الْعالِمُونَ</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><sup><sup>[4]</sup></sup></a> Tabatabâî, Seyyid Muhammed Hüseyin, el-Mizan, c. 17, s. 130 (Saffat Sûresi âyetlerinin altında).</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><sup><sup>[5]</sup></sup></a> Tabatabâî, Seyid Muhammed Hüseyin, el-Mizan fi Tefsiri’l-Kur’an, c. 17, s. 124 ve 125, Defter-i İntişarat-ı İslamî Camia-i Müderrisin-i Havza-i İlmiye-i Kum, Kum, 5. baskı, h.k. 1417, Tercüme-i el-Mizan, c. 17, s. 187.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><sup><sup>[6]</sup></sup></a> A’raf, 40, إِنَّ الَّذِینَ کَذَّبُوا بِآیاتِنا وَ اسْتَکْبَرُوا عَنْها لا تُفَتَّحُ لَهُمْ أَبْوابُ السَّماءِ</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><sup><sup>[7]</sup></sup></a> İbrahim, 24,</p>

<p dir="RTL" style="text-align:justify">أَ لَمْ تَرَ کَیفَ ضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلًا کَلِمَةً طَیبَةً کَشَجَرَةٍ طَیبَةٍ أَصْلُها ثابِتٌ وَ فَرْعُها فِی السَّماءِ</p>

<p dir="RTL" style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><sup><sup>[8]</sup></sup></a> En’am, 97.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><sup><sup>[9]</sup></sup></a> Meclisî, Muhammed Bâkır, Biharu’l-Envar, c. 24, s. 77.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><sup><sup>[10]</sup></sup></a> Mekarim Şirazî, Nâsır, Tefsir-i Numûne, c. 11, s. 41-51, Daru’l-Kutubi’l-İslamiye, Tahran, 1. baskı, h.ş. 1374 (özetle).</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title=""><sup><sup>[11]</sup></sup></a> Mülk, 5.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title=""><sup><sup>[12]</sup></sup></a> Mülk, 5.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Düşünce | İslamî Araştırmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/seytanlarin-taslanmasinin-anlami</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 12:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/04/geminid-meteor-yagmur-1.jpg" type="image/jpeg" length="42415"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ABD'nin İran'a Karşı Yaptığı 6 Stratejik Hata]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/abdnin-irana-karsi-yaptigi-6-stratejik-hata</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/abdnin-irana-karsi-yaptigi-6-stratejik-hata" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD'nin İran'la olan savaşta daha ağır bir yük üstlenmesi, İran misillemelerine karşı daha savunmasız olmasının bir nedeni olarak kabul görür.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>Bismillahirrahmanirrahim</strong></p>

<h5 style="text-align:right"><strong>Tevekkül Erol</strong></h5>

<p style="text-align:justify">Eurasian Times, bir analizinde Amerika'nın İran'a karşı yaptığı stratejik hataları inceledi.</p>

<p style="text-align:justify">Yayınlanan habere göre, İran, ABD ve İsrail ile savaşın ilk dört gününde Basra Körfezi bölgesindeki ABD askeri üslerinin neredeyse tamamına saldırdı ve radar ve iletişim sistemlerine ağır darbeler indirdi.</p>

<p style="text-align:justify">Uydu görüntüleri ve yayınlanan videoların incelenmesine dayanan bu analiz, İran'ın saldırılarının özellikle ABD uydu iletişim sistemlerini ve gelişmiş balistik füze savunma radarlarını hedef aldığını göstermektedir.</p>

<p style="text-align:justify">İşte Bahreyn'den Katar'a kadar saldırıların detayları;</p>

<p style="text-align:justify">Eurasian Times'a göre;</p>

<p style="text-align:justify"><u>Bahreyn</u>'deki el-Cafar üssünde, AN/GSC-52B SATCOM uydu iletişim sistemlerini içeren iki radar kubbesi Shahed-2 insansız hava araçları tarafından imha edildi.</p>

<p style="text-align:justify"><u>Birleşik Arap Emirlikleri</u>'nde, daha önce çeşitli uydu antenlerinin bulunduğu el-Dhafra hava üssünün bir bölümü vuruldu. Ancak, El Ruwais bölgesindeki AN/TPY-2 radarının (THAAD füze savunma sisteminin bir parçası) da hasar görüp görmediği henüz belli değil.</p>

<p style="text-align:justify"><u>Kuveyt</u>'te, Ali el-Salem üssündeki uydu iletişim sistemleriyle ilgili olduğu düşünülen bazı yapıların yıkılmasının yanı sıra, Arijan kampındaki en az üç radar kubbesi de tamamen imha edildi.</p>

<p style="text-align:justify"><u>Suudi Arabistan</u>'daki Prens Sultan üssüne de en az bir saldırı düzenlendiği kaydedildi; bu saldırı da yine uydu iletişimi için kullanılan ve daha önce AN/TPY-2 radarının bulunduğu bir bölgeyi hedef aldı.</p>

<p style="text-align:justify"><u>Katar</u>'daki ABD el-Udeid hava üssünde bulunan büyük AN/FPS-132 radarı, uzun menzilli sabit dizili erken uyarı ve füze savunma sistemi, görünüşe göre vurulmuş.</p>

<p style="text-align:justify">Eurasian Times, internette yayınlanan bazı uydu görüntülerinin o kadar çelişkili olduğunu ve kesin bir yorum yapmanın imkânsız olduğunu yazıyor. İran kaynakları ayrıca <u>Ürdün</u>'deki Mofaqq Salati üssünde bulunan bir başka AN/TPY-2 radarının da hasar gördüğünü bildirdi, ancak şu anda bu iddiayı doğrulayacak bir kanıt yok.</p>

<p style="text-align:justify">İlginç bir şekilde, değerli radarlara, yakıt ikmal ve erken uyarı uçaklarına yönelik bu saldırıların çoğu balistik füzeler veya ucuz gözetleme dronları (50.000 dolara mal olan) ile gerçekleştirildi.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Peki, Amerika'nın Hava Stratejisinde Ne Ters Gitti?</strong></p>

<p style="text-align:justify">Analiz daha sonra Amerika'nın hava stratejisinin başarısızlıklarını inceliyor. Eurasian Times'a göre, hızlı bir zafer öngörülerine rağmen, Amerika'nın İran'a karşı hava stratejisi ciddi zorluklarla karşılaştı. Bu zorlukların yapılan analizlerde şu hatalardan kaynaklandığını görebiliyoruz.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Birinci Hata: İran'ın Savunma Kapasitesini Hafife Almak</strong></p>

<p style="text-align:justify">Amerika'nın ilk hatası, İran'ın savunma yeteneklerini ve taktiklerini hafife almaktı. İlk resmi raporlarda İran'ın tüm hava savunmasının imha edildiği iddia edilse de, bu iddia tamamen uluslararası kamuoyunu aldatmaya yönelik olup kendi mağlubiyetlerinin üstünü örtmeğe çalışmaktan başka bir şey olmadığı ve söylemler asla doğru değildi.</p>

<p style="text-align:justify">Dahası, İran kuvvetleri mobil savunma sistemlerini yer altı tünellerine ve sığınaklara gizlemişti; bu da Amerikan uçaklarına pusu kurmalarına olanak sağladı. Bu durum, savaşın hiçbir şekilde tek taraflı olmadığını kanıtlıyor.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>İkinci Hata: Savaşın çabuk ve Hızlı Bir Şekilde İran Devletinin Çöküşünü Öngörmek</strong></p>

<p style="text-align:justify">Açıkça görülüyor ki, <i>“hızlı savaş”</i> hipotezi başarısız oldu. Bu strateji, hızlı ve büyük bir hava harekâtının İran rejimini çöküşe veya derhal teslim olmaya zorlayabileceği inancına dayanıyordu. Bu hipotez başarısız oldu çünkü İran'ın konvansiyonel yetenekleri, zayıflamış olsa da, hayatta kalmayı ve misilleme yapmayı başardı ve savaşı uzun süreli bir yıpratma savaşına dönüştürdü.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Üçüncü Hata: Afganistan ve Irak Deneyimini Unutmak</strong></p>

<p style="text-align:justify">Eurasian Times, Amerika Birleşik Devletleri'nin Afganistan ve Irak'taki önceki savaşlarında yaptığı hataları tekrarladığını, yani net ve pratik bir siyasi plan olmaksızın yalnızca hava saldırılarıyla yıkıma güvenmeleri. Bu İran’ın kadim devlet geleneğini bilmemek ve özellikle İslam devletinin manevi derinliklerinden bihaber olmak.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>4. Hata: "Bayrak Etrafında Dayanışma" Etkisi</strong></p>

<p style="text-align:justify">İran'da üst düzey liderlerin kaybına rağmen, <i>"bayrak ve İslam Cumhuriyeti etrafında birlik"</i> etkisi görüldü. Sivil altyapıya yönelik saldırıları da içeren büyük çaplı bombalama kampanyası ters tepti ve İran halkını Amerika Birleşik Devletleri'ne karşı birleştirdi. Bombalamalar, iç muhalefet hareketinin her türlü olasılığını ortadan kaldırdı ve sertlik yanlılarının konumlarını güçlendirdi.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>5. Hata: Amerika'nın Askeri Kaynaklarının Aşınması</strong></p>

<p style="text-align:justify">Çatışma, Tomahawk ve Patriot füzeleri gibi pahalı mühimmatlar da dâhil olmak üzere ABD askeri kaynaklarını ciddi şekilde tüketmiş ve Avrupa ve Asya gibi diğer hayati bölgelerde de kıtlıklara yol açmıştır. NATO üyelerinin çoğu da savaşa katılmayı veya mühimmatın yeniden üretilmesine yardımcı olmayı reddetmiştir.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Hata 6: Gerginliğin Tırmanması ve Diplomasi riskini Yanlış Hesaplamak</strong></p>

<p style="text-align:justify">Süpergüç olan ABD kendisini küçük bir devlet İsrail’in yanında kendisinin vekil olarak kullandırması, bu savaşta sanki söz sahibi kendisi değil de İsrail’in direktiflerini uygulayarak, bütün cephelerde en fazla darbeyi kendisi yemesine neden oldu. Amerika neden İsrail'den daha fazla etkilendi? Bu sorunun cevabını kendisi bilmediği gibi bir şey de diyemiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Bu yayın organı, analizinin bir başka bölümünde Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail arasındaki kayıp ve hasar farkını ele alıyor. Eurasian Times, bu farkın Amerikan teknolojisinin zayıflığından veya pilotlarının beceriksizliğinden kaynaklanmadığını, aksine iki ülkenin üslerindeki, risk maruziyeti düzeyindeki ve stratejik yaklaşımlarındaki farklılıklardan kaynaklandığını yazıyor.</p>

<p style="text-align:justify">ABD, Basra Körfezi genelinde büyük, ileri konuşlandırılmış üslerden oluşan bir ağ üzerinden faaliyet gösteriyor. Erken uyarı uçakları, tankerler, radarlar (THAAD gibi) ve park halindeki uçaklar da dâhil olmak üzere ABD'nin en değerli varlıklarının çoğu başlangıçta açıkta veya yalnızca kısmen tahkim edilmişti. İran, bu fırsatı değerlendirerek sabahın erken saatlerinde bu üslere balistik ve seyir füzeleri ve ucuz insansız hava araçlarıyla saldırarak çok büyük zayiat verdi.</p>

<p style="text-align:justify">Buna karşılık, İsrail büyük ölçüde kendi ağır şekilde tahkim edilmiş topraklarından faaliyet göstermektedir. Uçakları ve hayati sistemleri, tahkim edilmiş sığınaklarda, dağınık üslerde ve dünyanın en yoğun hava savunma katmanlarından birinin arkasında konuşlandırılmıştır.</p>

<p style="text-align:justify">Ayrıca, ABD'nin İran'la olan savaşta daha ağır bir yük üstlenmesi, İran saldırılarına karşı daha savunmasız olmasının bir başka nedeni olabilir. Basra Körfezi bölgesinde üs kuran ve bazılarının savaş deneyimi az olan ülkelerle yapılan ilk koordinasyon da sorunlarla karşılaştı ve hatta Kuveyt üzerinde üç ABD F-15 uçağının düşürülmesine yol açtı.</p>

<p style="text-align:justify">İsrail ise hassas vuruşlara ve insanlı uçakların yüksek riskli bölgelere maruz kalmasını en aza indirmeye odaklanmıştı. İsrail Hava Kuvvetleri, yüksek riskli görevler için uzun menzilli füzelere, elektronik savaşa ve insansız hava araçlarına büyük ölçüde güvenmektedir. İsrail yıllardır neredeyse sürekli bir çatışma halindedir ve ordusu, yüksek riskli ortamlarda entegre savunmalara karşı operasyon yapma konusunda geniş bir uzmanlığa sahiptir.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Sonuç Olarak Şu Soruyla Karşılaşılmaktadır: Amerikan stratejisi neden başarısız oldu?</strong></p>

<p style="text-align:justify">Eurasian Times, ABD stratejisinin başarısız olmasının nedeninin, teknolojik üstünlüğün otomatik olarak hızlı bir siyasi zafere dönüşeceğini varsayması, ancak İran'ın savunma sistemlerinin direncini ve yıkımın jeopolitik sonuçlarını öngörememesi olduğu sonucuna varıyor.</p>

<p style="text-align:justify">İşte her ne kadar 6 hata olarak görünse de gerçek şu ki; İran’ın destansı direnişi ve askeri teknoloji gücünün çok ileri bir seviyede olduğu ve bu gücün tespit edilememesinden dolayı ABD-İsrail, İran savaşında başarısız olarak büyük bir hezimet yaşadılar.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<h5 style="text-align:right"><strong>Alıntı ve Tercümedir.</strong></h5>

<p></p>

<p><strong>Ehlader HABER</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Düşünce | İslamî Araştırmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/abdnin-irana-karsi-yaptigi-6-stratejik-hata</guid>
      <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 12:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/04/6hata-1.jpg" type="image/jpeg" length="58908"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Holokost Yalanı ve Yahudilerin Zorla Filistin'e Getirilişi]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/holokost-yalani-ve-yahudilerin-zorla-filistine-getirilisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/holokost-yalani-ve-yahudilerin-zorla-filistine-getirilisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[1950 yılında çıkartılan Göç Kanunu’na rağmen, Irak yahudileri İsrail’e göç etme konusunda istekli değildi. Irak yahudilerinin isimlerini göçmen listelerine yazdırmada acele etmediklerini gören Mossad ajanları, “tehlikede olduklarını kendilerine anlatmak” maksadıyla üzerlerine bomba yağdırmaktan çekinmediler.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>İsrail Devletinin Antisemitizm Politikası</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Siyasi Siyonizm’in önderlerinin İsrail Devleti’ni kurabilmek için 20. yüzyılın başından itibaren uygulamaya koydukları Siyonizm-antisemitizm işbirliği incelenmesi gereken bir konudur. Kuşkusuz bu işbirliğinin en çarpıcı örneği Nazi Almanyası ve Siyonistler arasındaki ilişkilerdi. Bu arada, ikinci bölümde, bu işbirliğine uygun düşecek bir biçimde, tarihte<i> “Yahudi soykırımı” </i>diye bir şey de yaşanmamıştır. Çünkü Nazilerin amacı Yahudileri imha etmek değil, topluca Filistin’e göndererek bir Yahudi Devleti’nin kurulmasını sağlamaktı.</p>

<p style="text-align:justify">Bu politika iki ayrı boyutta başarıya ulaştı. Öncelikle, gerçekten de çok sayıda Yahudi, Naziler’in antisemitizm politikasının bir sonucu olarak Filistin’e göç etti. Başarının ikinci boyutu ise psikolojik yöndeydi: Tüm dünya, II. Dünya Savaşı sırasında tarihin gördüğü en büyük katliama uğrayan (!) Yahudilerin, Filistin’de bir ulusal devlet kurmasını kabullenebilir hale gelmişti. Ünlü Exodus gemisiyle Filistin’e göç eden ve “Naziler ailelerimizi yok etti, siz de umutlarımızı yok etmeyin” yazılı pankartlar taşıyan Yahudilerin vermek istediği mesaj, Yahudi medyası aracılığıyla Batı kamuoyuna ulaştırıldı.</p>

<p style="text-align:justify">Sonuçta 1947 yılında İsrail Devleti kuruldu. Ama bu küçük devlet, İsrail liderlerinin hayalindeki devlet değildi. Birleşmiş Milletler, Filistin’i yaklaşık % 50 toprağa sahip iki ayrı devlete, bir Yahudi bir de Arap devletine bölmüştü. Ancak İsrail ilan edilir edilmez başlayan Arap-İsrail savaşının ardından Yahudi Devleti topraklarını genişletti ve Batı Şeria ile Gazze şeridi hariç tüm Filistin topraklarını 1948 yılı içinde ele geçirdi. 1967’deki Altı Gün Savaşı’nda ise, Batı Şeria, Gazze, Doğu Kudüs dâhil olmak üzere tüm Filistin toprakları işgal edildi. Ayrıca Suriye’ye ait olan Golan Tepeleri ve Mısır’a ait olan Sina Yarımadası da İsrail işgali altına girdi. 1982 yılında bu kez Lübnan, Yahudi Devleti tarafından işgal edildi. İşgalin ardından İsrail, Lübnan’ın güneyinde tek taraflı bir <i>“güvenlik kuşağı”</i> ilan ederek toprak işgalini sürdürdü.</p>

<p style="text-align:justify">Tüm bu işgal politikası, İsrail liderlerinin hayalindeki <i>“Büyük İsrail” </i>hedefinin bir sonucuydu. Bu hedef, Tevrat’ta İsrailoğlularına vadedilen tüm toprakların ele geçirilmesi ve bu toprakların Arap nüfusundan temizlenerek yahudileştirilmesini öngörüyordu. Bu nedenle İsrail, işgal ettiği toprakları mümkün olduğunca elinden bırakmadı. Özellikle de <i>“Vadedilmis Topraklar”</i>ın en önemli parçalarını içeren Batı Şeria’yı -ki İsrailliler buraya Eski Ahit’teki isminden hareketle “Yahuda ve Samiriye” diyorlardı- işgal altında tuttu ve yahudileştirmeye çalıştı. “Yahudileştirme” için işgal altındaki topraklara Yahudi yerleşimciler yerleştirmek gerekiyordu. Bu yerleşimcilerin bir kısmı, bu işi dini bir misyon olarak gören radikal yahudilerdi. Ama bu topraklara asıl yerleştirilecek olan yahudiler, diasporadan İsrail’e göç ettirilen Yahudilerdi.</p>

<p style="text-align:justify">Kısacası İsrail, kurulduğu tarihten itibaren diaspora Yahudilerinin göç etmesine ihtiyaç duydu. 1948 yılına dek İsrail’e göç ettirilen Yahudiler, hala dünya Yahudilerinin küçük bir bölümüydü. Yahudilerin çoğunluğu diasporada yaşamakta ısrar ediyorlardı. İsrail liderleri, hem Siyonist rüyayı gerçekleştirmek hem de hayallerindeki <i>“Büyük İsrail”</i>i oluşturabilmek için bu Yahudileri İsrail’e göç ettirmeyi hedeflediler. Ancak her geçen yıl biraz daha hayal kırıklığına uğradılar. Her dönemde bir göç miktarı hedef olarak tespit ediliyor, ama her seferinde bu miktara yaklaşılamadığı gibi, ilerleyen yıllarda dahi bu hedefi yakalamanın ancak bir ütopya olacağını Siyonist liderler anlıyorlardı. 1951-1961 dönemi için, Ben Gurion’un koyduğu 4 milyonluk hedefe ulaşılamadı; çağrısına yalnız 800 bin kişi karşılık verdi. Aynı on yılın son döneminde, göçmen miktarı yılda 30 bine kadar düştü. 1975 ve 1976’da İsrail’den göçenlerin toplamı, İsrail’e olan göçü aştı.</p>

<p style="text-align:justify">Jerusalem Post’un 7 Ekim 1978 tarihli sayısında, <i>“The General with a Phantom Army” </i>başlıklı yazıda, Meir Merhav, yahudi halkının İsrail’e göç etme konusundaki isteksizliğini şöyle dile getiriyordu:</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong><i>“Siyonizm ve İsrail Devleti’nin tarihinde hiçbir zaman çok büyük bir göç olmamıştır. Dindar veya Siyonist olan Yahudiler her zaman küçük sayılarda gelmişlerdir. Bunların çoğu idealist olduğu için gerçekler hayallerindekiyle uyuşmayınca İsrail’i terk etti. Tüm Yahudi toplulukları en zor anlarında bile, İsrail’e değil, başka yerlere gitmeyi tercih ettiler. Almanya’daki 300 bin Yahudi’nin en fazla 60 bini 1933-39 döneminde İsrail’e gelebilirdi. Fakat bunların çoğunluğu İsrail’e gitme ihtimalini bile göz önüne almadılar. Bu diğer yahudi toplulukları için de geçerlidir. En fazla baskıya uğrayan Rus yahudilerinin %50-60’ı bile, İsrail dışında bir yere gitmeyi düşünmektedir. Gerçekleri beğenmiyoruz, ama bunları inkâr edemeyiz. Bir şeyi anlamalıyız ki, hiçbir zaman diasporadan büyük bir göç yaşanmayacaktır.”</i></strong></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">Kısacası diaspora Yahudileri, İsrail’in kuruluşunun ardından da, aynı 1920’li, 30’lu yıllarda olduğu gibi göç etmekte direndiler. Peki bu Yahudileri İsrail’e getirmek için ne yapılmalıydı?.. Bu sorunun cevabı basitti: Daha önce ne yapılmışsa, o yapılmalı; yani diaspora Yahudileri antisemitizm tehlikesi körüklenerek İsrail’e göç etmeye ikna edilmeliydiler. Nitekim Siyonistler bunu açık açık söylüyorlardı. Amerikan Yahudi Kongresi’nde, Leo Pfeffer’in sunduğu formüle göre, yahudiliğin devamı için yahudi düşmanlığı gerekiyordu. <i>“Yahudiliğin bekası için antisemitizm gereklidir”</i> demişti.</p>

<p style="text-align:justify">Dünya Siyonist Örgütü Başkanı Nahum Goldman ise, 1958 yılında, Siyonizm’in antisemitizme olan kaçınılmaz ihtiyacını vurgulamış ve şu uyarıyı yapmıştı<i>: “Antisemitizmin gerilemesi Yahudiliğin bekası için yeni bir tehlike oluşturabilir..”</i></p>

<p style="text-align:justify"><i>“Yahudiliğin bekası”</i> için daha önce Naziler kullanılmıştı. Şimdi de benzeri yerel antisemitlerle bağlantı kurulabilir ya da doğrudan İsrail tarafından düzenlenecek eylemlerle yapay bir antisemitizm oluşturulabilirdi. Öyle de yapıldı. İlerleyen sayfalarda Yahudi Devleti’nin diaspora Yahudilerine karşı giriştiği bu savaşın değişik cephelerini birlikte inceleyeceğiz.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>İsrail Liderlerinden Diaspora Yahudilerine Tehditler</strong></p>

<p style="text-align:justify">İlk İsrail Başbakanı David Ben Gurion, göreve geldiği andan itibaren İsrail’e göçü yoğunlaştırabilmek için her türlü yolu denedi. Bir grup Amerikalının İsrail’e ziyareti nedeniyle 31 Ağustos 1949’da yaptığı bir konuşmada, şöyle diyordu:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Bir Yahudi Devleti kurma rüyamızı gerçekleştirmiş olmamıza karşın, henüz işin başındayız. Yahudi halkının büyük bir kısmı hala dışarda; bugün İsrail’de yalnız 900 bin Yahudi var. Gelecekte bütün Yahudiler İsrail’de toplanmalıdırlar. Ana babaları, çocuklarını buraya getirmeye çağırıyoruz. Yardım etmeyecek olurlarsa, gençliği İsrail’e biz getireceğiz. Ancak umarım ki buna gerek kalmaz.”</i></p>

<p style="text-align:justify">1960 Aralık’ında, Kudüs’de yapılan 25. Dünya Siyonist Kongresi’nde, yine Ben Gurion yaptığı konuşmada, İsrail’e göç etmekte direnen Yahudileri aforoz ediyordu. İsrail’in dışında yaşayan yahudileri, <i>“Tanrısız Yahudiler”</i> olarak tanımlıyor, <i>“Amerikalı Yahudilerin, bir Yahudi’nin ne demek olduğundan dahi haberdar olmadıklarını”</i> söylüyordu.</p>

<p style="text-align:justify">İlerleyen yıllarda, Yahudi halkın her ne şekilde olursa olsun İsrail’e göç ettirilmesi gerektiğini düşünenlerin arasına ünlü bir isim, Mose Dayan da katıldı. Dayan, 1968 yılının Temmuz ayında yaptığı bir konuşmada göç edenlerin sayısını yeterli gören Yahudilere karşı sert bir tavır ortaya koyuyordu: <i>“Her gün daha çok Yahudi’yi buraya getirmeyi amaç edindik. Hiçbir Yahudi’nin yolun sonuna geldiğimizi söylemesine izin vermeyiz.”</i></p>

<p style="text-align:justify">Yahudi işleri danışmanlarından Simon Rifkind ve Louis Levinthal ile Siyonist lider Haham Philip Bernstein’in ön ayak olmasıyla, 2 Mayıs 1948’de Amerikan Yahudi Konferansı toplandı. İşte bu konferansta Siyonist lider Haham Klausner sunduğu ünlü raporunda, Yahudi halkını açıktan açığa tehdit etti. Yahudi halkını göçe zorlamak için, Siyonist liderlerce yaratılan baskı politikasının dün uygulandığını itiraf eden Klausner, bugün de uygulanmaya devam edilmesini hararetle şöyle savunuyordu:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Halkın Filistin’e gitmeye zorlanması gerektiği kanısındayım… ‘Zor’ sözünden bir programı kastediyorum. Bu yeni bir program değil, daha önce ve yakın geçmişte de kullanılmıştı… Böyle bir programda ilk adım, şu ilkenin kabul edilmesidir: Dünyadaki Yahudi toplumu Filistin’e gitmeye ikna edilmelidir. Bu programı gerçekleştirmek için Yahudi toplumunun politikasını değiştirmek ve yersiz kalan Yahudi halkı rahat ettirmek yerine, mümkün olduğu kadar rahatsız etmek gerekir… ‘Amerikan Ortak Dağıtım Komitesi’nin yardımları kesilmelidir… Daha sonra, Yahudileri tedirgin edecek Haganah türünde bir örgüt kurmak gerekebilir.<br />
İsrail dışındaki Yahudiler, ne yapacakları kendilerinden sorulacak değil, kendilerine söylenmesi gereken hasta insanlardır… Program kabul edilmediği takdirde Amerikan yahudi toplumunu, politikasını gözden geçirmek ve burada önerilmiş olan değişiklikleri yapmak zorunda bırakacak bir kaza meydana gelebilir, o zaman çok daha fazla acı çekilmiş olur.”</i></p>

<p style="text-align:justify">Klausner’in yukarıda da itiraf ettiği gibi, İsrail’in devlet politikası, İsrail’e göçü sağlamak için Yahudi halkını <i>“zor kullanarak ikna etme”</i>ye dayalıydı. <i>“Zor kullanarak ikna”</i> yönteminin pratikteki uygulanışının nasıl olacağını açıklamakta bir sakınca görmüyordu Klausner: “Yahudi halkını mümkün olduğunca rahatsız ve tedirgin etmek.” Tüm bunlara rağmen, yine de İsrail’e beklenen göçün gerçekleşmemesi durumunda, Klausner tarafından öngörülen son çare, Yahudi halkının başına nelerin geleceğini haber veriyordu: Yahudiler, “çok fazla acı verecek bir kaza” ile karşı karşıya kalabilirlerdi. Daha önce de, 1940’lara kadar göç etmemekte direnen Yahudi halkına karşı, II. Dünya Savaşı’nda, Siyonistler ile Nazilerin işbirliği neticesinde yaratılan <i>“kaza”</i> gibi.</p>

<p style="text-align:justify">Nitekim Siyonist lider Dr. Israel Goldstein de, Yahudi halkının halen İsrail’e göç etme konusunda gösterdiği gevşeklikten ötürü bir yandan yakınıyor, bir yandan da örtülü, imalı, tehditkâr mesajlar savuruyordu: <i>“Amerikalı Yahudiler daha ne bekliyorlar? Bir Hitler’in kendilerini zorla kovmasını mı? Öteki ülkelerdeki Yahudileri göç etmeye zorlayan trajedilerin kendi başlarına gelmeyeceğini mi zannediyorlar? Kurtulacaklarını mı sanıyorlar?”</i></p>

<p style="text-align:justify">Ben Gurion, İsrail için, <i>“Yahudileri rehinden kurtarmanın dinsel bir zorunluluk”</i> olduğunu iddia ediyordu. 1949’daki İsrail seçimlerinden sonraki bir konuşmasında ise, İsrail dışında yaşayan Yahudileri birer <i>“süprüntü”</i> olarak gösterecek kadar ileri gidebiliyordu: <i>“Sürgün süprüntülerini kurtarmalıyız. Ayrıca, onların mülklerini de kurtarmak zorundayız. Bu iki şey olmadan, bu ülkeyi kuramayız.”</i></p>

<p style="text-align:justify">Ben Gurion’un bu sözleri, İsrail Devleti’nin gelecekteki politikasını belirliyordu. İsrail’e zorla göç ettirilecek ilk “sürgün süprüntüleri”, Nazi toplama kamplarından kurtulan Yahudiler oldu.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Savaş Sonrasında Toplama Kamplarında Siyonistlerin Yahudilere Karşı Uyguladığı Terör</strong></p>

<p style="text-align:justify">II. Dünya Savaşı sona erdikten sonra, Nazi toplama kamplarındaki Yahudiler serbest bırakılmıştı. Ancak gidecek herhangi bir yerleri olmadığı için kendileri için açılan <i>“Yersiz İnsanlar Kampları”</i>nda (Displaced Persons Camps) kalmaya mecbur oldular. Bu kampların idari yönetiminde Siyonist liderler etkin konumdaydı. II. Dünya Savaşı boyunca, göç etmedikleri için Siyonist liderlerce cezalandırılan Avrupalı Yahudi halkın dramı henüz sona ermemişti. Savaş bitmişti, fakat yaşam şartlarında en ufak bir değişiklik olmamıştı. Nazilerin yerini artık onlardan daha da acımasız olan Siyonist liderler almıştı, o kadar.</p>

<p style="text-align:justify">Haham Klausner’in Yahudilerin Filistin’e göçe zorlanması gerektiğini öne süren az önce değindiğimiz raporu, <i>“Yersiz İnsanlar Kampları”</i>nda, Siyonist örgüt Irgun vasıtasıyla Yahudi halka karşı uygulanan çeşitli terör yöntemlerinin kaynağı oldu. Siyonist liderlerin Yahudi halkına karşı giriştiği bu baskı politikası, daha sonraki yıllarda gün ışığına çıkacaktı. Kısa adı OMGUS olan, (Office of Military Government for Germany / U.S. – Alman/Amerikan Askeri İdaresi Ofisi) raporlarında, Irgun’un para toplamak ve Filistin’de Araplarla savaşmaları için zorla yahudi halktan adam toplamak gibi uyguladığı vahşi taktikler, tekrar tekrar bildiriliyordu. İşte OMGUS’un hazırladığı bu raporların bazıları:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Irgun, bu kamplardaki yönetimi kontrol altında tutuyordu. Örgüt, bu kamplardaki polis gücünü de etkisi altına almıştı. Irgun ve kamp polisi korkutarak, tehdit ederek, eğer gerekirse kan dökerek şiddet yöntemleri kullandılar… … 1948 yılında Polonya’dan Berlin’e yerleşmek için gelen yahudiler, Irgun’un ‘yahudi toplama’ işleminden kurtulmak için Amerika’ya göç etmişti. Duppel Göçmen Kampı’nda, Filistin’de Araplarla savaşmaya gitmek için gönüllü olmayan yahudiler, Irgun üyeleri tarafından dövülmüş, gitmek istemeyenler ise ölümle tehdit edilmişlerdi. Bu tip askere yazılmalara yahudi halkı zorlanırken, kampların ana kapıları kaçışları önlemek için kapatılıyordu.”</i></p>

<p style="text-align:justify">Belki Irgun’un kendi halkına uyguladığı bu terörün örgütün radikalliğinden kaynaklandığı ve Siyonizmin genelini temsil etmediği düşünebilir. Oysa durum hiç de öyle değildi. Sağcı (Revizyonist) Irgun gibi, Dünya Siyonist Örgütü’ne (WZO) bağlı olan solcu Haganah militanları da yahudilere karşı zor kullanıyordu. Amerikalı yazar Stephen Green de konuyla ilgili şunları yazıyor:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Bazı kamplar, Haganah’ın da Irgun gibi şiddet taktikleri uyguladığını rapor etmekteydi. Haganah’ın içinde ‘Sochnut’ adlı elit ve askerüstü bir grubun tehdit, korkutma ve dövme gibi yöntemler kullandığı sürekli bildirilmekteydi. Bu olay farkedilmesine rağmen, Irgun tarafından çok uzun bir süredir uygulanmaktaydı. Nazi terörünün kurbanları, bu sefer de Siyonist terörden kaçmak için, tekrar ailelerini ve arkadaşlarını terketmek zorunda kalmışlardı.”</i></p>

<p style="text-align:justify">Alman-Amerikan Askeri İdaresi’nde, istihbarat ofisinin şefi olan Peter Rodes, Siyonistlerin Yahudi kamplarında yaptıklarından oldukça rahatsız olmuş ve Siyonistlerin baskılarından şöyle söz etmişti: <i>“300 kişi İsrail’e gitmek için Tilcwah’dan ayrıldı. Bu sayının % 65’i İsrail’e gitmeleri için değişen şiddette baskılara maruz kaldı.” </i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">1948 yılının ortalarında, Amerikan ve Alman Askeri İdaresi Ofisi (OMGUS)’un raporları, kamplarda yapılanları, “terörist taktikler” olarak tanımladı. Bu <i>“terörist taktiklerin”</i> de, Haganah ve Irgun tarafından kullanılan standart bir toplama prosedürü olduğunu rapor etti. Bavyara’nın Traunstein bölgesindeki <i>“Kriegslazarett Kampı”</i>nda ise çarpıcı bir olay yaşanmıştı:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Kamp polisi, herhangi birinin giriş çıkışını önlemek için binanın etrafını kordonla sardı. Haziran’daki yahudi bayramında, İsrail’e gitmeyi reddeden yahudilerin sinagoga gelmemeleri istendi ve uyarı yapıldı. Aksi takdirde zorla sinagogdan çıkartılacaklardı…<br />
İsrail’in kuruluşundan beri Kriegslazarett Kampı’ndan yaklaşık bir düzine kişi gönüllü olarak ayrıldı. Bu gönüllülere ‘Ghuis’ deniyordu. Bu adamların altı ya da yedisi birkaç gün sonra geri döndü. Kamplarda kaldıkları süre içinde İsrail’e gitmek istemeyen diğer gençlere terör uyguladılar. İsrail devleti kurulunca, Filistin’de yaşayan yahudi kesim, İsrail’e göçe razı etmek için, kamplarda yaşayanlar arasında terörü organize etti”.</i></p>

<p style="text-align:justify"><i>“Yersiz İnsanlar Kampları”</i>nda, her türlü baskıya maruz bırakılan yahudi halkın tek suçu, Siyonizmi benimsememeleriydi. Bu insanların<i>, “Vadedilmiş Topraklar”</i>a göç etmelerini sağlayabilmek için, Siyonist liderlerin yapmaları gereken işlem, onları zorla da olsa birer Siyoniste dönüştürmekti. Bu nedenle, <i>“Yurtsuzlar Kampları’nda, Siyonist olmayanlara ve anti-Siyonist yahudilere karşı şiddet ve ayırım eylemlerine girişildi.”</i></p>

<p style="text-align:justify">Siyonist liderlerin, bu kamplarda yaşayan yahudilere yönelik uyguladığı baskı politikasının artık gizlisi saklısı kalmamıştı. Açıktan açığa düzenlenen <i>“şiddet özendirici”</i> kampanyalarla, yahudi halkına yönelik yaratılan bu terör, hummalı bir propagandaya dönüştürüldü. Amerikan The New Leader dergisi, 21 Ağustos 1948 tarihli sayısında şu bilgileri veriyordu:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“‘Uluslararası Kadın Giyim Sendikası Başkan Yardımcısı’ ve ‘Örgütlü Ürünler İsçileri Sendikası Yöneticisi’ Louis Nelson, önemli bir Amerikalı isçi önderidir. Louis Nelson genel bir kampanya yürütmektedir. Yersiz kalmış insanları Siyonizmi kabul etmeye zorlamak, onları yahudi ordusuna katılmaya ‘ikna etmek’, düzenlenen bu kampanyanın amaçlarındandı.”</i></p>

<p style="text-align:justify">Siyonist idareci Louis Nelson’un başlattığı bu kampanya, kamplarda yaşayan yahudilerin hayatlarında, son derece olumsuz değişiklikler yaratacaktı:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Günlük tayınlara el koyma, işten çıkartma, yurtsuzların zanaat eğitimi için Amerikalılar’ın gönderdikleri makinaları parçalama, muhalefet edenleri yasal korumadan ve vize haklarından yoksun etme biçiminde oluyor, hatta onları kamplardan atma noktasına kadar varıyordu. Bir keresinde, böyle birisi herkesin önünde kırbaçlandı. Bunlardan başka, ABD’de de yapılan ‘pogrom’lara (pogrom: yahudilere yapılan saldırı) dair hikâyeler anlatılıyor, yurtsuzlar tedirgin ediliyorlardı.” </i></p>

<p style="text-align:justify">Siyonist yöneticilerin yürüttükleri bu çok yönlü baskı politikası, bir dönem sonra meyvelerini verdi. Zaten savaş boyunca psikolojik olarak yıpranmış Yahudi halkın üzerinde, yıldırıcı bir etki yarattı. Siyonistler sayesinde, bu kamplardan kurtulan(!) Yahudi halk, zorunlu olarak, başları önünde, İsrail’in yolunu tuttu. <i>“Yurtsuzların Kampları boşaltıldıktan sonra, bu Yahudilerin çoğunun göçmeye niyeti yokken, baskı ve propaganda karışımı, buna zorlandılar.” </i></p>

<p style="text-align:justify">Siyonist idareciler, bir yandan bu kamplardaki Yahudilere göç etmeleri için baskı yapıyorlar, bir yandan da, II. Dünya Savaşı sonrasında yersiz kalan bu Yahudilerin mağduriyetlerini, uluslararası siyasi platformda politik bir malzeme olarak kullanmaktan da geri kalmıyorlardı.</p>

<p style="text-align:justify">Şöyle veya böyle, savaş sonrası ortada kalmış, perişan bir Yahudi topluluğu vardı. Dolayısıyla, Siyonist yöneticilerin masalarının üzerinde, her zamanki gibi iki seçenek duruyordu: Ya, bu kamplardaki Yahudi topluluğun kötü yaşam şartlarını düzeltmek için yakından ilgilenmek, ya da, bu insanların mağduriyetlerini suistimal ederek, Yahudi halkın üzerinde göç hesapları yapmak.</p>

<p style="text-align:justify">Ne yapıp edip, en kısa zamanda en fazla yahudiyi İsrail’e göç ettirmekten başka bir şeyi gözleri görmeyen Siyonist liderlerin, yahudi halkını kurtarmaları tabii ki söz konusu dahi olmayacaktı. İsrailli yazar Amos Perlmutter şöyle diyor:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Ben Gurion ve diğer Siyonistler, soykırım ile bağımsızlığı birleştirdiler. Bu Siyonistler için, soykırım kurbanlarının durumu, onları pek ilgilendirmiyordu. Yurtlarından edilen yahudiler, hiçbir zaman Siyonistlerin ilgi alanına girmedi. Tarihçiler ne kadar bunda ısrar etseler de böyle bir şey yoktur. Sonra 1946’da, İngiliz kamplarındaki kimselerin kötü durumu bu pragmatik politikalarla çeşitli yönlerden benzeşti. Siyonist ideal için, İsrail’e dönmek en önemli hedefti. Yurtlarından çıkartılan kişiler, böylece pragmatik politikalar için kullanıldı.” 15</i></p>

<p style="text-align:justify">İsrail’in liderleri, Araplar’a karşı kazandıkları 1948 savaşı ile Birleşmiş Milletler’in kendilerine ülkenin kuruluşunda verdiği toprakları (Filistin’in yaklaşık % 50’si) çok daha büyütmüşlerdi. Bu yayılma, İsrail liderlerine çok daha fazla yahudiyi Vadedilmiş Topraklar’a getirme cesareti verdi. 1949 yılında, tüm dünya yahudileri İsrail’e göç etmeye resmen çağırıldılar. Ertesi yıl ise, bu çağrı bir kanunla desteklendi: Geri Dönüş Kanunu. Kanun, dünyanın neresinde olursa olsun, İsrail’e göç etmek isteyen “gerçek” (yahudi bir anneden doğmuş) bir yahudinin, ülkeye göçe hakkı olduğunu ve ne olursa olsun İsrail’de barındırılacağını ilan ediyordu.</p>

<p style="text-align:justify">Geri Dönüş Kanunu, yıllardır İsrail’de tartışma konusudur. Kimi entelektüeller, kanunun açık bir “ırkçılık” örneği olduğunu söylemektedirler. Ancak bu konudaki resmi politika asla değişmez. İsrail resmi ideolojisinin bu konuya bakış açısını, Simon Peres, Davar gazetesinin 25 Ocak 1972 tarihli sayısındaki bir demecinde ortaya koymuştur: <i>“Askeri yönetim temelini teşkil eden 125 sayılı kanunun (Geri Dönüş Kanunu) kullanılışı yahudileri bu topraklara yerleştirmek ve göçe zorlamak için girişilen savaşın bir devamıdır.”</i></p>

<p style="text-align:justify">Peres’in ifade ettiği gibi, <i>“yahudilerin toplanması”</i> gerçekte bir savaştır. Çünkü İsrail dünya yahudilerini, bu yahudilerin aksi yöndeki isteklerine rağmen toplamıştır ve toplamaktadır. Bu nedenle İsrail’in savaşı, yalnızca düşman ülkelere ya da düşman örgütlere karşı değil, aynı zamanda ırk bilincini yitirmiş, Siyonizme yüz çevirmiş dünya Yahudilerine de karşıdır. Bu nedenle Kudüs’te yapılan 25. Dünya Siyonist Kongresi’nde, Başbakan Ben Gurion, İsrail’e göç etmekte direnen Yahudileri <i>“Tanrısız Yahudiler” </i>olarak tanımlayarak aforoz etmiştir.</p>

<p style="text-align:justify">Siyonizm, <i>“Tanrısız yahudiler”</i>e açtığı bu savaşa, ilk olarak ırk bilincini yitirerek asimile olmaya başlayan Avrupalı yahudilere karşı Naziler’le işbirliği yaparak girişmişti. İsrail devleti kurulduktan sonra ise, ırk bilincini yitiren dünya yahudilerine karşı girişilen savaş, doğrudan İsrail güçleriyle yürütüldü. Mossad’ın <i>“dünya yahudilerini göç ettirmekten”</i> sorumlu kolu Aliyah Bet, bu savaş için kuruldu.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Mossad’ın Göç Organizatörü: Aliyah Bet</strong></p>

<p style="text-align:justify">Haham Klausner, 2 Mayıs 1948’de Amerikan Yahudi Konferansı’na sunduğu ünlü raporunda, az önce de değindiğimiz gibi, diaspora Yahudilerinin Filistin’e gitmek için zorlanmaları gerektiğinden söz etmişti. Yahudileri mümkün olduğunca rahatsız etmek gereğinden söz ediyordu. Ve Klausner Siyonist hareket içinde çok önemli bir isimdi, hatta İsrail’in ilk cumhurbaşkanlığı seçiminde aday gösterilmişti. Bu nedenle Klausner’in <i>“yahudileri zorlama”</i> yönündeki düşünceleri, kişisel bir görüş değil, Siyonist hareketin ve İsrail devletinin genel politikası olarak anlaşılmalıdır. Nitekim aynı dönemde Israel Goldstein, hatta David Ben Gurion gibi liderlerin de benzer açıklamalarda bulunmuş olmaları önemli bir göstergedir.</p>

<p style="text-align:justify">Kısacası, İsrail yönetimi ilk yıllarından itibaren diaspora Yahudilerini göçe zorlamak için sofistike bir plan geliştirdi ve uyguladı. Bu programda kastedilen <i>“rahatsız etme yöntemi ”</i> ise öncelikle yapay antisemitizm hareketleridir. Antisemitizm İsrail tarafından teşvik edilecek, hatta üretilecekti. Bunun en etkili yöntemi, Mossad ve özellikle bu iş için kurulmuş olan Mossad’ın alt bölümü yeraltı gizli işler servisi Aliyah Bet tarafından gerçekleştirilen operasyonlarla, sinagoglara ve yahudilerin topluca bulundukları yerlere saldırılar düzenlemekti. Bu şekilde yaşadıkları ülkede tehlike içinde olduklarına inandırılan Yahudilerden, <i>“kurtuluşu göçte bulmaları”</i> bekleniyordu. İsrail’in en güçlü servisi olarak görev yapan Aliyah Bet, birçok kirli operasyonla yüzbinlerce Yahudi’nin İsrail’e dönmesini sağladı.</p>

<p style="text-align:justify">Aliyah Bet, İsrail’e göç etme konusunda istekli olmayan yahudileri, <i>“Vadedilmiş Topraklar”</i>a döndürmeye çalışırken, halkına karşı insancıl yöntemlere rağbet etmeyecekti. Siyonizm ve Irkçılık’ta şöyle deniyor:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“İsrail’e göçenlerin %80’inden fazlası, Doğu Avrupa ülkeleri ile Arap Ortadoğusu ve Kuzey Afrika’dan gelmişti. Bu Yahudilerin çoğunun göçmeye niyeti yokken, baskı ve propaganda karışımı, onları buna zorladı. Heyecanlı çağrılar ve aşılanan korkularla, Irak, Yemen, Suriye, Tunus, Cezayir ve Fas’tan çıkarılan 700 bin kişiye katılma konusunda gönülsüz olan Mısırlı Yahudiler ise, artık kendilerini son derece tehlikeli bir durumda görüyorlardı.”</i></p>

<p style="text-align:justify">İsrail’in en güçlü servisi olarak görev yapan Aliyah Bet, birçok kirli operasyonla İsrail dışında yaşayan binlerce Yahudi’nin <i>“Vadedilmiş Topraklar”</i>a göç etmesini sağladı. İşte, Aliyah Bet örgütünün, Yahudi halklara yönelik yaptığı bu karanlık operasyonların en kirlileri:</p>

<p style="text-align:justify"><strong>– </strong>1948-1950 yılları arasında, 50 bin Yemen yahudisini, “Mesih İsrail’de yeryüzüne indi” yalanıyla kandıran Aliyah Bet örgütü, bu operasyonuna “Sihirli Halı Operasyonu” adını verdi.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>– </strong>1950-1959 yılları arasında, 120 bin Irak yahudisi, Aliyah Bet’in Bağdat’taki sinagoglara yönelik yaptığı bombalı saldırılar neticesinde, kurtuluşu (!) İsrail’e göç etmekte buldu. Aliyah Bet yaptığı bu operasyona “Ali Baba Operasyonu” adını verdi.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>–</strong> 1984 yılında, 7 bin Etiyopya yahudisi, Aliyah Bet tarafından hava yolu ile Doğu Sudan’dan İsrail’e “Musa Operasyonu” adı altında kirli bir operasyonla kaçırıldı.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>– </strong>1991 yılında, 15 bin Etiyopya yahudisi, ülke liderlerinden adeta köle gibi satın alınarak, “Solomon Operasyonu” ile Aliyah Bet tarafından İsrail’e kaçırıldı.</p>

<p style="text-align:justify">Aliyah Bet örgütü tarafından yönetilen bu kirli operasyonlar, istenen etkiyi sağladı ve geniş bir yahudi kitlesi “kurtuluşu”(!) İsrail’e göç etmekte buldu. İsrailli gazeteciler Dan Raviv ve Yossi Melman, Aliyah Bet’ten şöyle söz ediyorlar:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Aliyah Bet’in gizli ajanlarına teşekkürler. Kuruluşunun ilk dört yılında İsrail nüfusunu iki katına çıkardılar… İstihbarat üyeleri, terörist taktikleri kullandıklarını reddediyorlardı. Fakat buldukları yeni ve orjinal metotlarla yahudileri İsrail’e göç ettirecekleri için gurur duyuyorlardı. Herşeye rağmen onlar yeni kurulan yahudi devletinin yaşaması için mücadele veriyorlardı.”</i></p>

<p style="text-align:justify">Evet, Aliyah Bet ajanları kuruluşunun ilk dört yılında İsrail nüfusunu iki katına çıkartacak bir başarı göstermişlerdi. Ancak Siyonizmin daha önceki göç ettirme operasyonlarında olduğu gibi, kirli yöntemlerle sağlanmış bir başarıydı bu.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Irak Yahudilerine Mossad Bombaları ya da Ali Baba Operasyonu</strong></p>

<p style="text-align:justify">Batılı yahudileri göçe zorlamak için Siyonist liderler tarafından sistemli bir şekilde uygulanan baskı politikası, her şeye rağmen beklenen yoğunlukta bir “göç transferi” yaratamamıştı. Bu sonuç, Siyonist liderleri Yahudi halka karşı daha da radikal önlemler almaya itti. Siyonizm ve Irkçılık’ta dendiği gibi, <i>“Batılı Yahudilerin beklenen akışı gerçekleşmeyince, İsrail dışındaki yahudilerin başına dertler açarak onları göç ettirmek, Filistinli Arapların terkettiği yerleri işgal ettirmeye ikna etmek ya da hatta zorlamak, İsrail Hükümeti ile Dünya Siyonist Örgütü’nün hesaplı politikası oldu.”</i></p>

<p style="text-align:justify">Ve böylece, göçe zorlamak için <i>“başına dert açılmasına”</i> karar verilen ilk yahudi cemaati, İsrail liderlerince tespit edildi: Irak yahudileri. Irak yahudileri, Babil’e sürülen ve 2500 yıldan beri orada yaşayan bir topluluktu. Sayıları 150 binlere varan ve 60 kadar havraya sahip olan bu insanlar, müslümanlarla barış içerisinde yaşamlarını sürdürüyorlardı, ta ki Mossad ajanları Irak’a gelinceye kadar…</p>

<p style="text-align:justify">1950 yılında çıkartılan Göç Kanunu’na rağmen, Irak yahudileri İsrail’e göç etme konusunda istekli değildi. Irak yahudilerinin isimlerini göçmen listelerine yazdırmada acele etmediklerini gören Mossad ajanları, “tehlikede olduklarını kendilerine anlatmak” maksadıyla üzerlerine bomba yağdırmaktan çekinmediler. Masauda Shemtou sinagoguna yöneltilen bir bombalı saldırı sonucunda, üç Irak yahudisi öldü, on tanesi de yaralandı. Yahudi halka karşı girişilen bu bombalı saldırının sorumlularının Mossad ajanları olduğu, ilerleyen günlerde ortaya çıkacaktı. Siyonizm ve Irkçılık’ta <i>“Bağdat’taki Masauda Shemtou Sinagogu’nun bombalanma olayında suç failleri olarak İsrail ajanları çıktı ve yargılandı” </i>deniyor.</p>

<p style="text-align:justify">Aynı konu, İsrailli gazeteciler Dan Raviv ve Yossi Melman’ın yazdığı Mossad’ı konu edinen Every a Prince adlı kitapta da anlatılır.</p>

<p style="text-align:justify">Irak yahudilerinin maruz kaldığı bu olayı bizzat yaşamış olan, canlı bir tanık konumundaki Irak yahudisi David Reuben, Ali Baba Operasyonu’nu daha sonları söyle anlatmıştı:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Siyonistler, baskılı bir psikolojik savaş başlattılar… Irak’taki yaşamın belirsizliklerinden doğan doğal korkular kurnazca istismar edildi. ‘Müslümanlardan satın almayın’ başlıklı broşürler havralarda dağıtılıyor ve Müslümanların eline geçerek Yahudi-aleyhtarlığı yaratmaları isteniyordu…<br />
Irak’taki Yahudilerin paniğe kapılması için sürdürülen Siyonist çabalar hem bir itişin, hem de bir çekişin gerekli olduğu teorisine dayanıyordu. İtişin kaynağı, Irak’taki Yahudilerin uğradığı baskı olacaktı ki, bu bir uydurmaydı. Çekişin kaynağı ise, bütün Yahudiler için ‘Anayurt’un, İsrail olduğu konusunda sürekli yapılan Siyonist duyurulardı…<br />
Gazetelerde, bir havra da dâhil olmak üzere, Yahudilerin sık sık gittikleri yerlerin bombalanmasıyla ilgili hikâyeler anlatılıyordu. Bu bombalamalar sonucunda hiç ölü olmaması ve fazla zarar vermemesi kuşku çekiciydi… Bombalamaların altında Siyonistlerin olduğu bence çok açıktı. Yapmak istedikleri, Yahudileri korkutmak ve Müslümanların kendilerine karşı harekete geçtiğine Yahudileri inandırmaktı.<br />
Bombalamaların çok az fiziksel zarar vermesi, kimi zaman da hiç zarar vermemesine karşın, Iraklı Yahudiler üzerinde genel olarak etki yaptı. Siyonistlerin evlerinde ve havralarda büyük miktarlarda silahlar ele geçmeğe başladı. Hükümet, Yahudi mağaza ve kahvelerinde çok az zarara neden olan bombaların, Yahudi konutlarında ve havralarda bulunan cephanelerin aynı kaynaktan olduğuna ve sorumluluğun da aynı kişilerde bulunduğuna karar verdi.”</i></p>

<p style="text-align:justify">Siyonist liderlerin yahudi halkı hedef aldıkları bu karanlık olay, daha sonra gün ışığına çıkmış ve Siyonist tarihin kirli sırlarından biri olan bu kanlı göç operasyonu İsrail basınında konu edilmiştir. Haftalık İsrail gazetesi Ha’olam Hazeh 20 Nisan ve 1 Haziran 1966 tarihli sayılarında; günlük Yedioth Aharonot ise, 8 Kasım 1977 tarihli sayısında bombalamaların Mossad tarafından gerçekleştirildiğini yazmışlar; yahudi yazar Ilan Halevi de La Question Juive adlı 1981 basımı kitabında konuya değinmiştir. Ali Baba Operasyonu, ayrıca 1972 Ağustos’unda Kokhavi Shemesh tarafından, İsrail’de yayınlanan “Siyah Panterler” gazetesinde de doğrulanmıştır. Ayrıca, 7 Kasım 1977’de, Tel-Aviv Büyük Mahkemesi’nin aracılığıyla, gazeteci Baruch Nadel tarafından Mordekai Ben Porat’a yöneltilen sorulara verilen cevaplarla da açıklık kazanmıştır.</p>

<p style="text-align:justify">Mossad’ın bombaları sonucunda kaygıya düşen Irak Yahudileri, <i>“kurtuluşu”</i> (!) İsrail’e göç etmekte bulacaklardı. Iraklı Yahudi halkın İsrail’e zorla göç ettirilmesini konu alan ve adına da <strong><i>“Ali Baba Operasyonu” </i></strong>denilen bu kirli operasyon, işte böylece Siyonist liderlerce başlatılmış oldu. Operasyon sonucunda 1950-59 yılları arasında toplam 120 bin Irak Yahudi’si İsrail’e transfer edildi.</p>

<p style="text-align:justify">Iraklı Yahudilerin İsrail’e getirilişinde rol oynayan bir diğer faktör ise, İsrailliler ile Irak Hükümeti arasında kurulan bir dizi karanlık diplomatik ilişkilerdi. Aliyah Bet ajanları, Irak Hükümeti Başbakanı’na rüşvet vererek Iraklı Yahudileri satın almışlardı:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Kendisini, ‘İngiliz işadamı Richard Armstrong’ olarak tanıtan, Sholomo Hillel isimli göçten sorumlu Aliyah Bet ajanı, Amerika’daki Yakın Doğu Hava Taşımacılığı Şirketi adına Irak Hükümeti’yle konuşmalar yapmaya gitti. 1950 yılının Mart ayında, Richard Armstrong’un etkisiyle Irak parlamentosu, isteyen her yahudinin ülkeyi terk edebileceğine dair bir kanun çıkardı. Başbakan Tevfik el-Savidi idi. Bu, İsrail’e savaş açmış ve yüzlerce yahudiyi Siyonist hareketler yüzünden tutuklamış bir hükümet için sürpriz olarak göründü. Bu sürpriz gelişmenin açıklanması, ‘Başbakan’a kapıları açması için sunulan şeylerde’ yatıyordu. Başbakan, aynı zamanda Irak Turları’nın da başkanı idi ve tesadüf eseri olmayarak Yakın Doğu Hava Taşımacılığı İşbirliği’ne vekil olarak seçilmişti. Diğer bir deyişle, Irak Hükümeti’nin başı, İsrail İstihbarat Teşkilatından rüşvet ve komisyon aldı. Bu karanlık Amerikan hava şirketi, İsrail hükümeti ile olan yakın bağlarını gizlemek için gerçek yüzünü itina ile saklıyordu. 1948-1949’da bu şirket aracılığıyla, 50 bin Yemen ve Aden yahudisi İsrail’e uçuruldu.”</i></p>

<p style="text-align:justify">İsrail’e göçe zorlanan Iraklı yahudi halka karşı uygulanan baskı politikasını, Naeim Giladi, bugünlerde yazdığı kitaplarda dile getirmekte. Naeim Giladi, gençliğinde aktif bir Siyonistti. O zamanlar, Siyonist liderlerin emrinde olan Naeim Giladi, Irak’ta yahudi halka karşı uygulanan şiddete de bizzat şahit oldu. Dünün Siyonisti Naeim Giladi’nin bugün anlattıklarının hepsi birer itiraf niteliğinde ve o günleri yaşamış canlı bir tanık olması açısında da oldukça önemli. New American View dergisi, Naeim Giladi için yaptığı özel haberde, konu ile ilgili şu bilgileri aktarıyor:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Naeim Giladi (Khalaschi), 1930’da Irak’ta doğmuş bir yahudidir. İngilizler tarafından, 1941 yılında, Bağdat’ta organize edilen yahudi katliamından sonra yeraltı Siyonist hareketine katıldı. II. Dünya Savaşı’ndan sonra, yahudilerin Irak’tan İsrail’e kaçırılmalarıyla uğraştı. Giladi, 1992 yılında Ben Gurion’s Scandals: How the Haganah of the Mossad Eliminated Jews (Ben Gurion’un Skandalları: Mossad’ın Haganah’ı Yahudileri Nasıl Yoketti) isimli bir kitap yazdı. Giladi, yazdığı bu kitabında, Irak’taki yeraltı Siyonist örgütünde yaşadığı tecrübelerini anlattı. Ayrıca Iraklı yahudilerin Bağdat’tan İsrail’e göçünü sağlayan, Siyonist yeraltı ajanı Ben Porat hakkında da bilgiler verdi. Giladi’ye göre, Ben Porat, yahudilerin 2500 yıldır barış ve zenginlik içinde yaşadıkları Irak’ı terketmeleri için teröre başvurup onları korkutmuştu. Giladi, Mossad teröristlerinin yahudilerin gittiği kafeleri ve sinagogları, onları İsrail’e göçe zorlamak için bombaladıklarını ve Ben Porat gibi Siyonistlerin bu olaydan Iraklıları (müslümanları kastediyor) suçladıklarını iddia ediyordu. Plan işlemişti, yahudiler İsrail’e uçmuşlardı. Fakat İsrail’i kontrol eden Avrupalı yahudiler tarafından ezilen, ikinci sınıf vatandaşlar konumunda kendilerini bulmuşlardı Iraklı yahudi halkı.”</i></p>

<p style="text-align:justify">Gerçekten de, binlerce yıldır yaşadıkları vatanları olan Irak’tan zorla kopartılarak İsrail’e göç ettirilen Iraklı yahudi halk -Naeim Giladi’nin yukarıda da belirttiği gibi- Siyonistlerce ikinci sınıf vatandaş konumuna düşürülmüştür. Irak’tan göç etmeye zorlanırken sıkıntıya sokulan Iraklı yahudi halkının dramı, bugün de İsrail’de devam etmekte:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“İsrail’de Iraklı yahudiler hayal kırıklığına uğramışlardı. Avrupa doğumlu olan ve İsrail devletini yöneten yahudi liderleri, kendilerini ilkel konutlarda ve kulübelerde, çok az iş ve ev bulma ümidi ile zorla getirdikleri için suçluyorlardı. Böylece yöresel olarak getirilen bu yeni göçmenlerin üstlerine böcek ilacı sıkılması ve kendilerine de başka bir seçim hakkı tanınmaması üzerine, kendilerini aşağılanmış hissettiler.”</i></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Etiyopyalı Yahudilerin Yurtlarından Sökülmesi ya da Musa ve Solomon Operasyonları</strong></p>

<p style="text-align:justify">Etiyopya’da asırlardır yaşayan siyah derili yahudiler (Falaşalar) da İsrailliler’in “sürgünleri toplama” programından paylarını aldılar. Falaşalar’ın İsrail’e göç ettirilmesi, Aliyah Bet tarafından düzenlenen, 1984 yılındaki “Musa Operasyonu” ile 1991 yılındaki “Solomon Operasyonu” aracılığıyla gerçeklestirildi.</p>

<p style="text-align:justify">1984’teki operasyon için İsrailliler Etiyopya yönetimine yüklü miktarda rüşvet vermişlerdi. İsrail Hükümeti sadece Etiyopya liderine rüşvet vermekle kalmadı, aynı zamanda yahudilerin Sudan üzerinden taşınabilmesi için devrik devlet başkanı ile yakın yardımcılarina da rüşvet sundu. Sudan Başkanı Cafer Nimeyri ile Başkan Yardımcısı Ömer El Tayid ve her türlü yasadışı işleme karışmakla ünlendiği için adı ‘Bay Yüzde 10’a çıkan özel danışman Baha İdris, İsrail Hükümeti’nden Falaşalar’ın Sudan üzerinden nakledilmesine göz yummaları karşılığında 56 milyon dolar aldılar. Kısacası Etiyopya ve Sudan liderleri ile yapılan pazarlıklar sonucu, Falaşalar Siyonist liderlerce satın alınmışlardı; sahibinden satın alınan köleler gibi. Bu pazarlığa oturan taraflar, Etiyopya yahudilerine nerede yaşamak istediklerini dahi sorma gereği duymamışlardı. Etiyopya liderlerine parası ödenen Falaşalar, yurtlarından sökülüp düzenlenen seri uçak seferleri ile İsrail’e götürüldüler. Nokta, uçaktan inen Falaşalar’ın dramatik görünümlerini söyle dile getiriyordu:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Alınlarına yapıştırılmış numaralarıyla uçaktan inen Falaşalar, insanda oldukça genç, yitik ve kolayca incinebilir bir izlenim bırakıyorlar. Sayıları 14 bini bulan bu insanlar, Zion’a ayak basarken, taşıdıkları numaralar, ister istemez yıllar önce bileklerine dövme yapılan Nazi kamplarındaki yahudi tutsakları anımsatıyor.” </i></p>

<p style="text-align:justify">Falaşalar’a yapılan bu uygulama, bir takım uluslararası kuruluşların dikkatinden kaçmadı. Örneğin, Fransız Dayanışma Birliği adlı insan hakları örgütü İsrail hükümetine tepki gösterdi ve Etiyopyalı yahudilerin Vadedilmiş Topraklar’a göç ettirilişinde İsrail Hükümeti’nin insancıl amaçlar gütmediğini ilan etti:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Fransız Dayanışma Birliği, İsrail Hükümeti’nin Etiyopyalı yahudileri insancıl amaçlarla İsrail’e nakletmediğini öne sürerek kurtarma operasyonunun esas amacının işgal altındaki topraklarda yeni yerleşim merkezleri kurmak, böylelikle İsrail’in yayılmacı politikasını sürdürmek olduğunu iddia etti. Bu arada binlerce Falaşanın gizlice İsrail’e kaçırılması olayının yarattığı tepkiler sürüyor. Olayın kopardığı gürültü nedeniyle İsrail Hükümeti göçü durdurmak zorunda kaldı.”</i></p>

<p style="text-align:justify">1991 yılında ise bu kez <i>“Solomon Operasyonu”</i> ile bir diğer grup Falaşa İsrail’e transfer edildi… Bu göç operasyonunun mimarları, Uri Lubrani başkanlığında İran yahudisi David Alliance ile Irak yahudisi Sami Shamoon’du. Ve yine rüşvet konuşmuştu; operasyon, göçü gerçekleştiren Uri Lubrani ile Etiyopya’nın Başkanı Mengistu Haile Mariam arasındaki para pazarlığı sonucunda gerçekleşmişti. Uri Lubrani, Etiyopyalı Başkan Mengistu Haile ile görüşerek 15 bin yahudinin İsrail’e alınması için izin istedi. Görüşmeler Mengistu’nun 100 milyon dolar teklif etmesiyle başlamıştı. Lubrani, limiti 25 milyon dolar olarak belirtse de Mengistu 57.5 milyon doların altına inmeyeceğini söyledi. En sonunda 30 milyon dolara anlaştılar. Pazarlık sonucunda, 25 Mayıs 1991’de, 36 saat süren hava köprüsü transferi ile gerçekleştirilen <i>“Solomon Operasyonu” </i>ile İsrail’e 14 binden fazla Etiyopya yahudisi İsrail’e transfer edildi.</p>

<p style="text-align:justify">Aslında, Falaşalar’ın gerçek dramı İsrail’de başlayacaktı. Siyonist liderler, içinde hayvanların dahi güçlükle barınabileceği son derece sağlıksız bir ortamı, Etiyopyalı dindaşlarına yaşamaları için lütfettiler. Binbir parlak vaatle kandırdıkları dindaşları için toplama kamplarını reva gördüler. Etiyopyalı yahudilerin İsrail’e getirildikten sonra kâbusa dönen yaşamlarıyla ilgili olarak Gündem gazetesinin yayınladığı bir yazı son derece ilgi çekiciydi. 10 Ekim 1992 tarihli ve <i>“Vadedilmiş Topraklardaki Etiyopyalı Yahudilerin Getto Kâbusu” </i>başlıklı haberde şunlar yazılıydı:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Vadedilmiş Topraklar’da bir trajedidir yaşamak… Okul ve iş olanaklarının çok uzaklarında, çölün kenarındaki topraklar üzerine kurulmuş karavanlarda çile dolduran ve adeta çürümeye terk edilen binlerce Etiyopyalı Yahudi’nin yaşamı bir kâbusa dönüşmüş. Artık onların yaşadığı bu döküntü yerler, birer siyah getto durumunda. Geçen yıl yirmi iki saatlik bir hava harekâtıyla, apar topar uçaklara taşınan ve İsrail topraklarına getirilen 14 bin siyah yahudiden hiçbirisine sürekli yaşayabilecekleri bir konut verilmedi. Bunların bin kadarı yurtlarda, geri kalan 13 bini ise karavanlarda yaşamlarını sürdürüyorlar. Karavanlar İsrail toplumundan tamamen yalıtılmış durumunda… Topluluğun liderleri sosyal bir felaket olarak dile getirdikleri bu koşulların değişmesi için bir şeyler yapılması gerektiğini söylüyorlar. ‘Karavanlar tıpkı gettolar gibi’ diyen Etiyopyalı siyahların liderlerinden Rahamim Elazar, ‘İsrail, bu siyah yahudileri toplumdan yalıttığı için bütün dünya tarafından ırkçı bir ülke olarak değerlendirilecektir’ yorumunu yapıyor. Kendi karavanlarıyla Güney Afrika’nın siyah yerleşim yerlerini karşılaştıran Elazar, ‘Karavanlar o kadar kirli ve altyapıdan o kadar uzak ki, bunlara modern Soweto demeye dilim varmıyor’ derken, gelecekten pek umutlu olmadığını ifade ediyordu. Beş çocuk annesi Maaritesh Kandia, ‘Yazın bunaltıcı berbat bir sıcak, kışın ise dondurucu berbat bir soğuk yaşanıyor. Keşke kalabileceğimiz normal bir yerimiz olsaydı’ diyor. 1991 yılında, ‘Solomon Operasyonu’ ile getirilen 13 bin Etiyopyalı, kumların karşısına sıra sıra dizilmiş 400 karavanda yaşıyor. Maaritesh Kandia ve diğerleri, böyle tecrit edilmiş bir durumda yaşamaktan ve çocuklarının Kudüs’teki okula gitmek için iki saat yolculuk yapmak zorunda olmasından şikâyet ediyor.”</i></p>

<p style="text-align:justify">Falaşalar’ın İsrail’e getirilmelerinin ardından yaşadıkları dram o denli açıktı ki, bu durumu ilgili İsrail makamları dahi kabul etmiş, hazırladıkları resmi raporlarla bu dram onaylanmıştı. Şalom bu konuda şunları yazmıştı:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“İsrail Göç Ve Uyum Bakanlığı’nın araştırmalarına göre, 5 yıl önce Musa Operasyonu ile Etiyopya’dan İsrail’e gelen 8000 yahudinin üçte biri devamlı bir ikametgâha sahip değil. Aynı bakanlık, doğu şeridindeki Kiryat Arba şehrine yerleştirilen göçmenlerin pekiyi durumda olmadıklarını bildiren raporları onayladı.”</i></p>

<p style="text-align:justify">İsrail’e getirilmelerinin üzerinden 10 sene gibi uzun sayılabilecek bir süre geçmiş olmakla birlikte, kendilerini İsrailli Yahudilerden çok Araplara yakın hisseden Etiyopyalı Yahudilerin dramını konu alan bir haber de Arap Elmecelle dergisinde yayınlandı. Söz konusu haberde Falaşalar’ın İsrail’de karşı karşıya kaldıkları ayırımcı politikalardan şikâyetçi olduklarına söyle dikkat çekiliyordu:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Etiyopya yahudileri İsrail’e geldikleri ilk günden bu yana kendilerinin ‘Falaşa’ olarak adlandırılmasını reddediyorlar. Çünkü ‘Falaşa’ Etiyopya dilinde ‘Diğerleri-Ötekileri’ anlamına geliyor. Ayrıca maruz kaldıkları ayırımcı uygulamaların, sakin ve huzurlu bir hayat sürdükleri Etiyopya’da değil, İsrail’e ulaştıklarında başladığını ifade ediyorlar… İsrail ordusunda teknisyen olarak çalışan Yusuf Minkaşa ‘bir gün muhakkak İsrail’i terkedip Etiyopya’ya geri döneceğini’ belirtiyor… İlk çocuğuna hamile kalan bir Etiyopyalı kadın ise şöyle diyor: İsrailliler her türlü ilişkide, bizi kendilerinden farklı gördüklerini ispatladılar. Kendimi Araplar’a daha yakın hissediyorum ve Arap bir doktorun beni tedavi etmesini tercih ederim; çünkü, o bana saygı duyar ve o şekilde muamele eder.”</i></p>

<p style="text-align:justify">Yaşadıkları yerleşik kurulu düzenden, kopartılarak zorla İsrail’e kaçırılan Etiyopyalı Yahudiler, ilerleyen günlerin yıpratıcılığıyla psikolojik şoka girmiştir. Şalom, <i>“Musa Harekâtı’nın 5. yılının Etiyopyalı Yahudilerin Yüzü Gülecek mi?”</i> sorusuyla verdiği haberde şöyle yazıyor:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Bu toplumun en önemli sorunu Etiyopya’da kalan ailelerine duydukları özlemdir. Bu özlemin yarattığı mutsuzluk, Etiyopyalılar arasında birçok intihar olayına sık sık rastlanmasına yol açmaktadır. Bugüne kadar intihar eden Etiyopyalıların sayısı 25’tir. Etiyopyalı Yahudiler ‘Mivtsa Moshe’ (Musa Operasyonu) ile büyük bir toplumsal şok geçirmişler, çok farklı bir uygarlıktan bir diğerine geçiş kendilerinde bir bunalıma neden olmuştur.”</i></p>

<p style="text-align:justify">Falaşalar arasında, karşı karşıya kaldıkları aşağılayıcı muamele sonucunda intihar eylemleri sürdü. 16 Haziran 1991 tarihli Nokta, intihar eden Falaşa sayısının 50’yi bulduğunu yazmıştı. İntihar vakaları, sonra da devam etmiştir.</p>

<p style="text-align:justify">İçlerinden intihar edenler çıkacak derecede çaresizlermiş olan Etiyopya Yahudilerinin durumu İsrail’deki Siyonist idarecileri zerrece ilgilendirmiyordu. İşte bu yüzden İsrail’e kaçırılan Falaşalar’ın tutunacak dalları kalmamış, çareyi Amerikalı Yahudilerden yardım istemekte bulmuşlardı. İsrailli liderlere çatan son derece sitemkâr bir mektup yazarak Amerikalı Yahudilere yolladılar. Söz konusu mektup, 16 Eylül 1988 tarihinde The Jerusalem Post’da yayınlanırken, Şalom da aynı haberi kaynak göstererek, <i>“Amerikan Yahudilerine, Etiyopya Yahudilerinin Çektikleri Acıları Anlatan Açık Mektup – Suskunluk Cinayettir”</i> başlığı ile 16 Kasım 1988 tarihinde yayınlamıştı. Söz konusu mektupta şu satırlar yer alıyordu:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Gün geçmiyor ki acı çığlıkları bizlere ulaşmasın. Mektuplar ölümden ve açlıktan bahsetmektedir. Mektuplar yalnız kadınlardan, açlıktan ölen çocuklardan, yok olmakta olan köylerden bahsetmektedir. Fakat dört yılı aşkın zamandır ailelerimiz adeta suskunluğa terkedilmiş, açlık ve yokluktan ölüme mahkûm edilmişlerdir. Buna maruz kalanlar Habeşistan Yahudileridir. Ailelerimizi birleştirmeye yardımcı olmaları için Amerikan Yahudilerine yanaştık. Amacımız, ailelerimizle ilgilenecek daha geniş bir topluma seslenmektir.<br />
Kaderin tuhaf cilvesi olsa gerek, bu suskunluğa sebep, Musa Operasyonu’na son veren hatanın tekrar edilmek istenmemesidir. Demek ki Yahudi liderler, Habeşistan Yahudileri konusunda katı kötü niyeti sürdürmeye kararlıdırlar. Bu çağdışı mantık Etiyopya Yahudilerini ikinci kez ölüme mahkûm etmektedir. Bu sorumsuz davranış liderliğe yakışır mı? Münakaşa konusu, parçalanmış ailelerin birleşmesi için, beynelminel seviyede talepte bulunmayı destekleyip desteklememekti. Talep dilekçesi, aşağıda zikredilenlere şöyle değinmektedir:<br />
‘Yaşamın değişik kesitlerinden olup aşağıda imzası olan bizler Etiyopya Hükümeti’nin, Etiyopya Yahudilerinin en tabii hakları olan, çocukları, babaları, anaları ve diğer yakınları ile birleşmelerini kabul etmemesini hayret ve esefle karşıladığımızı bildiririz.’ En basit bir insani hak, Etiyopyalı Yahudilere tanınmamaktadır. Ailelerimiz bölünmüştür. Duyarlılığı kuvvetlendiren temel fiil olan, dilekçe imzalamak dahi, reddedilmiştir. Bu Yahudi liderlerin hiç vicdanı yok mudur? Halen diaspora yahudi liderlerine hakim olan tavır, ailelerimizi ayrılık ve ölüme mahkum etmektedir.<br />
-Slome Mula (Etiyopyalı Yahudi Öğrencileri Derneği Başkanı)<br />
-Rahim Elazar (İsrail’deki Etiyopyalı Yahudiler Derneği Başkanı)<br />
-Uri Tekele (Beta Israel Derneği Başkanı)<br />
-Yisrael Yitzhak (Etiyopyalı Mülteciler Derneği Başkanı)”</i></p>

<p style="text-align:justify">İsrailliler, Etiyopyalı yahudilere kötü davranmakla kalmıyor, Falaşalar’ın Etiyopya’da maruz kaldıkları baskıları da ört-bas ediyorlardı. 1987 yılında Etiyopya Hükümeti’nin elinde bir kısım Falaşa tutuklu vardı. Ve bu tutuklu Etiyopyalı yahudiler hapiste işkence görüyordu. İsrailliler Etiyopya’daki dindaşlarının karşı karşıya kaldıkları durumdan haberdar olmalarına rağmen herhangi bir kurtarma faaliyeti içine girmekten kaçınıyorlardı. Nitekim bu konuyla ilgili olarak, Etiyopyalı Göçmenler Derneği Sekreteri Mesfin Ambaw, <i>“İsrail Devleti bizimle hiç ilgilenmiyor; köylerde insanlar öldürülüyor ve çok kötü şeyler meydana geliyor”</i> demişti.</p>

<p style="text-align:justify">İsrailliler’in gösterdikleri bu vurdumduymazlığın sebebi, ileride İsrail’e düzenleyecekleri bir göç operasyonunu dünya kamuoyunun gözünde meşru bir zemine oturtmak, ayrıca Falaşalar’a kendi rızalarıyla Etiyopya’dan kurtulmayı istetecek kadar yoğun bir sıkıntı ortamının olgunlaşmasını beklemekti. 16 Haziran 1991 tarihli Nokta, olayı şöyle özetliyordu: <i>“O dönemdeki İsrail hükümeti ise Falaşalar’a yönelik Etiyopya hükümetinin tavrı karşısında sessiz kalmayı yeğliyordu. Bunun nedeni de daha fazla Etiyopyalı Yahudi’yi getirmek istemeleriydi.”</i></p>

<p style="text-align:justify">İsrailliler Falaşalar’ı tam Yahudi saymıyorlardı; göç ettirilmek istenmelerinin nedeni de, işgal altındaki Arap topraklarına yerleştirilecek olmalarıydı. Dolayısıyla İsrail’in Falaşalar’a yönelik politikası hiç bir zaman insancıl olmadı. 1984 yılında, gerçekleştirilen Musa Operasyonu ile 7000 Falaşa, Siyonist liderlerce İsrail’e kaçırılmıştı. Her ne kadar İsrailli yöneticiler bu göç operasyonunu bir <i>“kurtarma”</i> operasyonu olarak tanımlayıp, dünya kamuoyunu ferahlatmaya çalışsalar da, aslında yaşanmış gerçekler hiç de öyle <i>“pembe”</i> değildi. Falaşalar bu göç ile iddia edildiği gibi kurtulamamış, aksine birçoğu bu operasyon sırasında can vermişti. Nitekim Şalom da bu gerçeği itiraf ediyor, Musa Operasyonu’nu, <i>“son yüzyılın en büyük Etiyopyalı Yahudi kaybı” </i>olarak tanımlamak zorunda kalıyordu: <i>“Musa Operasyonu’nun 1000 Etiyopyalı Yahudi’nin ölümüne neden olduğu belirtilirken, bu ölümlerin yüzyılın en büyük Etiyopyalı Yahudi kaybı olduğu vurgulanıyor. Ölümlerin çoğunun Sudan’a geçiş sırasında vukuu bulduğu biliniyor.”</i></p>

<p style="text-align:justify">Olayın bir diğer ilginç yönü ise, Falaşalar’ın İsrail’e getirilişinin Muharref Tevrat hükümlerine uygun bir biçimde gerçekleştirilmiş olmasıdır. Görünen o ki, İsrailliler, Musa ve Solomon operasyonlarını M. Tevrat ayetlerine uydurmaya özen göstermişlerdir. M. Tevrat’ta şöyle denir:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Ve Rab dedi: Mısır için, Habeş ili (Etiyopya) için, alamet ve örnek olarak kulum İşaya, nasıl üç yıl çıplak ve yalınayak yürüdü ise; Asur kralı Mısır’a utanç olsun diye Mısır esirlerini ve Habeş (Etiyopya) sürgünlerini, gençleri ve kocamış adamları, böylece çıplak ve yalın ayak ve oturak yerleri açık olarak sürecek. Ve güvendikleri Habeş ilinden dolayı şaşıracaklar ve utanacaklar.”</i> (İşaya, 45/14)</p>

<p style="text-align:justify">Gerçekten de, Falaşalar üstteki ayet uyarınca <i>“çıplak ve yalın ayak olarak”</i>, Siyonist liderlerce <i>“sürülerek”</i>, yani kendilerine dahi sormadan, zorla getirilmişlerdir. Ayrıca, yine Muharref Tevrat ayetinde de belirtildiği gibi, “güvendikleri Habeş (Etiyopya) ilinden dolayı şaşırmışlar ve yurtları Etiyopya’dan utanmışlardır”, çünkü başkanları Mengistu Mariam kendilerini parayla başkalarına satmıştır. Üstelik yeni sahipleri konumundaki İsrail’in kendilerine kötü davranması, Etiyopyalı yahudilerin eskiden <i>“güvendikleri”</i> Etiyopya’dan, daha da fazla <i>“utanmalarına”</i> sebep olmaktadır.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Düşünce | İslamî Araştırmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/holokost-yalani-ve-yahudilerin-zorla-filistine-getirilisi</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 17:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/04/zorunlu-yahudi-1.jpg" type="image/jpeg" length="28757"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Filistin'in Önemi]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/filistinin-onemi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/filistinin-onemi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İmam Humeyni ve Hatıralar Kitabı'ndan Filistin notları..]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong><i>Allah'a Tevekk</i></strong><strong><i>ül Edin</i></strong></p>

<p style="text-align:justify">İnkılâbın başarıyla sonuçlanmasının ardından, Yaser Arafat İmam Humeyni'nin huzuruna geldi. Ben de birkaç kişiyle birlikte İmam'ın huzurundaydım. İmam o zaman Arafat'a şöyle dedi:<i> "Filistin halkını kurtarmak istiyorsanız bunun yolu, Sovyetler Birliği’nin veya Amerika'nın peşinden gitmek ve diyar diyar dolaşmak değildir. Allah'a tevekkül edip kılıcınızı elinize almaktır. Allah sizin koruyucunuzdur ve halklar da size yardım edecektir."</i> Eğer İmam'ın bu sözlerine dikkat etmiş olsaydılar, Filistinliler bugün çeşitli Arap ülkelerinde muhacir konumunda perişan ve avare olmazlardı.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"><strong><i>Filistin</i></strong></p>

<p style="text-align:justify">İmam Humeyni, Sünni ve Şii İslam fakih ve din büyükleri arasında Filistin konusunu resmen gündeme taşıyan ilk isim olmuştur. Filistin Kurtuluş Örgütü ve o toprakların halkını savunmuştur. İmam, Filistinli mücahitler için şer'i gelirin bir kısmının da onlara verilmesini ve bu şekilde de İsrail'e karşı kendilerini ve vatanlarını korumalarını sağlıyordu.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong><i>Ha Arafat</i></strong><i> <strong>Ha Begin</strong></i></p>

<p style="text-align:justify">Yaser Arafat'ın İran'a ikinci gelişinde İmam onu kabul etmedi ve onun hakkında şöyle dedi: <i>"Arafat</i><a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title=""><sup><sup>[3]</sup></sup></a><i> Begin'den</i><a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title=""><sup><sup>[4]</sup></sup></a><i> daha hain ve alçak değil ama ondan da aşağı kalır yanı da yok."</i> Daha sonra birçok kişinin aracı olması ve Filistin halk direnişinin önemi nedeniyle, İmam Arafat'ı birkaç dakikalığına kabul etti ama onunla hiçbir şey konuşmadılar ve zaten daha sonra onu hiç kabul etmedi.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title=""><sup><sup>[5]</sup></sup></a></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong><i>“Suç Unsurlarını Yok Etmesinler”</i></strong></p>

<p style="text-align:justify">İmam Humeyni 21 Ocak 1969 senesinde İslam Hükümeti başlığı altında yaptığı bir konuşmasında Mescid-i Aksa'nın kundaklanması<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title=""><sup><sup>[6]</sup></sup></a> ve bu olayda Siyonist rejimin parmağının olması, ayrıca restore çalışmaları altında İran Şah'ının bağışları çalmasını dile getirerek şöyle buyurmuştur: <i>"Mescid-i Aksa'yı ateşe verdiler ve bizler onun bu yarı yanmış hali ile kalması için haykırıyoruz ki bu suçun izleri ortadan kalkmasın. Ancak Şah, Mescid-i Aksa'ya yardım adı altında banka hesapları açıyor, her yere yardım sandıkları koyuyor ve kendi cebini doldurmanın hesaplarını yapıyor."</i><a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title=""><sup><sup>[7]</sup></sup></a></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>İmam Humeyni ve İslam Ülkelerine Daveti</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Ve siz, Ey Dünya Mustaz'afları! Ey İslam Ülkeleri! Ey Dünya Müslümanları! Kalkın! Hakkınızı dişinizle tırnağınızla alın! Süper güçlerden, onların satılmış uşaklarının propaganda yaygaralarından korkmayın; emeğinizi sizin ve aziz İslam'ın düşmanlarına teslim eden cani yöneticileri ülkenizden dirayetli olarak kovun! Yönetimi kendiniz, ahdine sadık hizmet ehlinin eline verin! Hepiniz İslam'ın şanlı bayrağı altında toplanarak, İslam'ın ve dünya mahrumlarının düşmanlarına karşı topyekün müdafaaya girişin! Bağımsız ve hür cumhuriyetleri olan İslâm devletine doğru ilerleyin! Çünkü onun kurulmasıyla, dünyanın bütün müstekbirlerine hadlerini bildirecek ve tüm mustaz'afları yeryüzünün imam ve vârisi olma şanına ulaştıracaksınız. Allah Teâlâ'nın vaat etmiş olduğu o günün ümidiyle...</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p><strong><i>Allah Sizinledir</i></strong></p>

<p>Uzun ve orta menzilli füzeler konusunda İmam'ın huzuruna bazı raporlar getirdiğimde şöyle buyurdu:</p>

<blockquote>
<p><strong><i>"Selamımı kardeşlerime iletin ve onlara deyin ki: Her şeyi kendiniz üretmelisiniz. Allah sizinledir ve bu da en büyük dayanaktır."</i></strong><a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a></p>
</blockquote>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>- - - - - - - - - - - - - - -</strong></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a>Refik Dust, General Muhsin, Peyam-i İnkilab, sayı. 135, s. 43</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - - - - - - -</strong></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a> Mahallati, Ayetullah Şehid, Omid-i İnkılab, sayı. 113, s. 21</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a> Hüccetü'l İslam ve'l Müslimin Mahmud Deayi, Yazarla Röportaj</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><sup><sup>[3]</sup></sup></a> <strong>FKÖ'nün lideri ve Filistin Ulusal Yönetimi'nin ilk başkanı olan Yaser Arafat 1988 yılında BM Güvenlik Konseyi'nin kararlarını kabul ederek İsrail'i resmen tanımış oldu.</strong></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><sup><sup>[4]</sup></sup></a> Menahem Begin 1977 – 1983 yılları arasında İsrail Başbakanlığı'nı yapmıştır.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><sup><sup>[5]</sup></sup></a> Hüccetü'l İslam ve'l Müslimin Seyyid Ahmed Humeyni (İmam'ın oğlu), Hemşehri Gazetesi, 15.09.1993</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><sup><sup>[6]</sup></sup></a> <strong>21 Ağustos 1969 yılında Avusturalyalı bir Yahudi olan Denis Michael Rohan, Mescid-i Aksa'yı kundaklama girişiminde bulundu. Daha sonra Denis Rohan, akli dengesi yerinde olmadığı iddiası ile yargılanmadan işgal topraklarından sınır dışı edilmiştir. </strong>(Mütercimin Notu)</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><sup><sup>[7]</sup></sup></a> Hüccetü'l İslam ve'l Müslimin Seyyid Hamid Ruhani, Tahlil-i ez Nehzet-i İmam Humeyni, C.2, S.633</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Düşünce | İslamî Araştırmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/filistinin-onemi</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 16:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/04/filistin-onem1.jpg" type="image/jpeg" length="36318"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Doğruyu Bulmak İçin Ehlibeyt’in Kapısına Gitmek]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/dogruyu-bulmak-icin-ehlibeytin-kapisina-gitmek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/dogruyu-bulmak-icin-ehlibeytin-kapisina-gitmek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Doğru İrfan Yolunu Öğrenmek İçin Ehlibeyt’in Kapısına Gitmeliyiz]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Biz Şii’ler günümüzdeki güvenilir tek nakli yolun, Kur’an-ı Kerim, Peygamber efendimiz (s.a.a) ve Ehlibeyt’in (a.s) buyrukları olduğuna inanıyoruz. Burada Müslümanların büyük bir kısmı “Allah’ın kitabı bize yeter” sloganını rehber edinmiştir ve Kur’an’ın tek başına insanı yaratılış gayesine ulaştırabileceğine inanıyor. Oysa bu düşüncenin yanlış olduğu konu üzerinde kısa bir duraksamayla ortaya çıkıyor.</p>

<p style="text-align:justify">Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:</p>

<p dir="RTL" style="text-align:center"><strong> وَأَنْزَلْنا إِلَيْكَ الذِّكْرَ لِتُبَيِّنَ لِلنّاسِ ما نُزِّلَ إِلَيْهِمْ </strong></p>

<p style="text-align:center"><strong><i>“İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman için ve düşünüp anlasınlar diye sana da bu Kur’an’ı indirdik.”</i></strong><a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title=""><strong><i>[</i></strong>1]</a></p>

<p style="text-align:justify">Bu ayet-i kerimede Kur’an’ın, (anlaşılabilmek için) Peygamber efendimizin (s.a.a) anlatımıyla birlikte olması gerektiği açıkça ifade edilmiştir. Bu nedenle ve bu ayet gereğince Kur’an ayetlerinin inmiş olması, Peygamber efendimizin (s.a.a) anlatımı olmaksızın yeterli olmayacaktır ve ayrıca Peygamber efendimizin (s.a.a) ayetlerin açıklamasıyla ilgili buyrukları Kur’an ayetleriyle eşdeğerdir.</p>

<p style="text-align:justify">Resulullah’ın (s.a.a) buyruklarının Kur’an’la eşdeğer olduğu gerçeğine dikkat çekerek Peygamber efendimizin (s.a.a) bizi kendisinden sonra Ehlibeyt’e (a.s) yönlendirdiğine değinmek istiyorum. Konuyla ilgili birçok hadis-i şerif nakledilmiştir ve Peygamber efendimiz (s.a.a) mübarek hayatının farklı dönemlerinde defalarca bu gerçeğe vurgu yapmıştır. Bu hadislerin başında Şia ve Sünni kaynaklarında nakledilmiş olan ‘Sekaleyn Hadisi’ yer alıyor. Bu hadis-i şerifte Peygamber efendimiz (s.a.a) şöyle buyuruyor:</p>

<p dir="RTL" style="text-align:center"><strong>اِنّي تارِكٌ فيكُمُ الثَّقَلَيْنِ كِتابَ اللّٰهِ وَ عِتْرَتي اَهْلَ بَيْتي وَ إنَّهُما لَنْ يَفْتَرِقا حَتّى يَرِدا عَلَىَّ الْحَوْضَ ما اِنْ تَمَسَّكْتُمْ بِهِما لَنْ تَضِلُّوا</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong>“Sizin için iki değerli emanet bırakıyorum; Allah’ın kitabı ve Ehlibeyt’im. Bu iki emanet Kevser havuzu başında bana gelene dek birbirinden ayrılmayacaktır ve siz bu iki emanete sarıldığınız sürece sapkınlığa uğramayacaksınız.”</strong><a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">Bu ve benzeri hadisler gereğince Peygamber efendimizin (s.a.a) yanı sıra masum on iki imamlar (a.s) da Kur’an’ın açıklayıcısıdırlar ve onların sözü aynen Peygamber efendimizin (s.a.a) sözü gibi geçerlidir.</p>

<p style="text-align:justify">İşte sırtımızı bu gerçeklere dayayarak İslam’ın kıyamet gününe dek insanların tüm ihtiyaçlarına yanıt verebileceğini haykırabiliyoruz. Peygamber efendimiz (s.a.a) ve Ehlibeyt’in buyruklarını bir kenara bırakıp da hayatımızdaki tüm soruların yanıtını yalnızca Kur’an-ı Kerim’de ararsak, örneğin namaz gibi en önemli dini vecibelerimizde bile büyük sorunlar yaşarız. Detayları ve ince noktaları şöyle dursun, örneğin gün içinde bir Müslüman’ın yerine getirmesi gereken namazların sayısı bile Kur’an’da açıklanmamıştır. Bu nedenle gerçek anlamda “Allah’ın kitabı bize yeter” sloganını benimseyecek olursak ve bu slogandan vazgeçmezsek namaz gibi en belirgin dini vecibelerimizi bile yapamaz hale geliriz.</p>

<p style="text-align:justify">Aynı şekilde Ehlibeyt’in (a.s) buyruklarını hiçe sayıp da yalnızca Peygamber efendimizin (s.a.a) buyruklarıyla yetinmek dinî hükümler ve hakikatlerin önemli bölümünü bize kapatacaktır. On iki İmamların (a.s) sünnetini göz ardı etmek birçok İslamî hükmün bizim için açığa kavuşmamasına, çaresizlik içinde kalmamıza ve İslamî konularda eli kolu bağlı bir şekilde sorularımıza yanıt bulamaz hale gelmemize sebep olacaktır. Ehl-i Sünnet kanalıyla Peygamber efendimizden (s.a.a) nakledilen hadislerin sayısının bin hadise bile varmaması durumun vahametini göstermek için yeterlidir. Yalnızca bin hadisle bir yere varamayız ve Müslümanların birçok sorunu çözümsüz kalır. Bu yüzden Ehl-i Sünnet camiası tarih boyunca sürekli sıkıntılarla boğuşmuştur ve günümüzde de aynı sıkıntılar devam ediyor.</p>

<p style="text-align:justify">Biz Şia olarak Peygamber efendimizden (s.a.a) sonra On iki İmamların (a.s) masum birer halef olarak iki yüz elli yıl boyunca insanları doğruya yönlendirdiklerine, bu zaman zarfında İslam’ın temellerini sağlamlaştırdıklarına ve İslamî hükümleri detaylarıyla birlikte insanlara aktardıklarına inanıyoruz. Bu büyük zatlar en çalkantılı dönemlerde bile ilahi tedbirler ve yardımlarla İslamî hükümleri halka aktarmayı başardılar ve yanlarındaki özel yarenlerinin yardımıyla İslamî hükümleri koruyabildiler. İşte bu nedenle günümüzdeki Şii topluluğu Kur’an ve Peygamber efendimizin (s.a.a) buyruklarıyla sınırlı olmayan ve Ehlibeyt’in (a.s) buyruklarını da içine alan çok zengin bir kaynağa sahiptir. Bu kaynak sayesinde güncel sorunlara yanıt bulabiliyoruz. Şii camiasında durum böyle iken diğer İslamî camialar Ehlibeyt’in (a.s) iki yüz elli yıllık öğretisinden yoksun olmakla kalmayıp ellerindeki sınırlı sayıdaki Peygamber efendimizin (s.a.a) hadisleri konusunda bile sıkıntılar yaşıyorlar. Ayrıca Peygamber efendimizden (s.a.a) nakledilen hadisler konusunda Ehli Sünnet camiası içinde büyük ihtilaflar yaşanıyor. Bu ihtilaflar detaylarla sınırlı kalmayıp Peygamber efendimizin (s.a.a) neredeyse her gün insanların içinde tekrarlamış olduğu konularda bile yaşanıyor. Peygamber efendimiz (s.a.a) uzun yıllar boyunca insanların gözü önünde abdest alıyordu ancak Peygamber efendimizin (s.a.a) vefatından sonra abdest alma şekliyle ilgili birçok ihtilaflar yaşandı. Aynı şekilde Peygamber efendimiz (s.a.a) yıllarca insanların gözü önünde namaz kıldı; ancak Peygamber efendimizin (s.a.a) vefatından sonra namaz esnasında ellerimizi birbirinin üzerine mi koymalıyız yoksa eller yanda mı durmalıdır konusunda ihtilaflar yaşandı. Bunca basit ve gözle görülür konularda ihtilaf yaşanıyorsa, ancak bilgin ve uzman insanların aklına gelebilecek konuların halini artık siz düşünün.</p>

<p style="text-align:justify">Masum bir imamın varlığını gerektirecek sebeplerden birisi peygamberin görevini tamamına erdirmektir. Masum on iki imam (a.s) olmayacak olsaydı Peygamber efendimizin (s.a.a) peygamberliği sonuçsuz kalırdı. Konunun önemini daha da belirginleştiren şey bu imamların (a.s) masum olması ve Peygamber efendimizin (s.a.a) buyruklarını kusursuz bir şekilde bize aktarabilmesi gerçeğidir.</p>

<p style="text-align:justify">Masum On iki İmamlara (a.s) yüce Allah tarafından masum olma özelliğine ilaveten âlim olma özelliğinin verilmiş olması bu zatların elini İslam dini ve Peygamber efendimizin (s.a.a) sünnetini koruyabilmeleri yönünde önemli ölçüde güçlendiriyordu. Bu sayede bu zatlar İslam dininin temellerini binlerce yıl sarsılmadan korunabilecek şekilde güçlendirebildiler. Bu süreç içinde şeytanlar seyirci kalmadı elbet ve uydurma hadislerle, Müslümanların arasını açmakla ve türlü araçlarla İslam’ı tamamen yok etmeye çalıştılar. Ancak Ehlibeyt’in (a.s) tedbirleri bu planların dinin esasına zarar vermesini önledi. Günümüzdeki İslam’da birtakım eğrilikler veya eksiklikler görünüyorsa da bu olumsuzluklar teferruatlarla sınırlıdır ve dinin esası korunabilmiştir.</p>

<p style="text-align:justify">Sonuç olarak Allah’a giden yolu öğrenmek istiyorsak kitap ve sünnete başvurmalıyız. İnsanın tekâmülü ve yücelmesi alanında başka bir kaynağa başvuracak olursak karşılaşacağımız sonuç, çıkmaz bir durum veya sapma olacaktır. Kur’an-ı Kerim’in nur saçan ayetleri, Peygamber efendimiz (s.a.a) ve Ehlibeyt’in (a.s) yol gösterici buyrukları elimizde duruyor iken belki de İslam’a karşı kin duyan bilmem nereli oryantalist, tarihçi veya bilim adamının dediklerini referans göstermeye ne gerek var? Elimizde bunca değerli ve güvenilir kaynaklar var iken yabancı kaynaklara ne ihtiyacımız olabilir? Bu gerçek bunca açık olasına rağmen maalesef tarih boyunca yaşanan gafletler ve İslam camiasındaki diğer olumsuz olaylar birçok Müslüman’ın bu süreç içinde doğru yolu bulamamasına sebep olmuştur.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - - - - - - -</strong></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a> Nahl, 44.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a> Biharu’l- Envar cilt: 35, sayfa: 184, 4’üncü bab, 2’inci hadis.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kur'an | Ehlibeyt</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/dogruyu-bulmak-icin-ehlibeytin-kapisina-gitmek</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 16:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/04/kapiz-1.jpg" type="image/jpeg" length="97568"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kıymetli Olanın Sahtesi Çoktur]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/kiymetli-olanin-sahtesi-coktur</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/kiymetli-olanin-sahtesi-coktur" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[“Biz, Kur’an’dan öyle bir şey indiriyoruz ki o, müminler için şifa ve rahmettir; zalimlerin ise yalnızca ziyanını artırır.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Belirleyici Özellikleri Bilmenin Önemi Nedir?</strong></p>

<p style="text-align:justify">Pahalı olan ürünlerin sahtesi de çoktur. Pırlanta çok pahalı ve çok değerli bir üründür; ancak çok az ürün bu kadar sahte ürüne sahiptir. Altın çok değerlidir; ancak altına benzer ürünler çok fazladır. Piyasada birçok türde ve renkte değerli taş mevcuttur; ancak bu ürünlere benzer cam ve plastik ürünler de çok fazladır. İşi bilmeyen insanlar farkında olmadan kandırılıp gerçek ürün yerine sahte ürünler alabiliyor. Gerçek ve sahte altın birbirine çok benziyor olabilir ve birçok kişi bu ikisini ayırt edemeyebilir; ancak işi bilen bir insan elindeki mihenk taşıyla kolaylıkla sahte altınları ayırıp bir kenara koyabiliyor.</p>

<p style="text-align:justify">İrfan da aynı şekilde birçok sahtesi olan çok değerli bir cevherdir. Birçok sahtekâr insan bu cevherin adını kullanarak temiz kalpli insanları kendi amacı doğrultusunda kullanmaya çalışıyor. Birçok kişi benzer amaçlarla türlü dergâhlar açmıştır ve maalesef birçok insan bu tuzaklara düşmüştür. Bu işi bilip de işin uzmanı sayılabilecek insanlar ise maalesef sayıca çok azdır. İrfan iddiasında bulunan insanlar çoktur; ancak irfân cevherine ulaşmış olup da irfânî kemallere sahip olan ve bu yoldaki doğru ve yanlışları birbirinden ayırabilen insanlar çok azdır.</p>

<p style="text-align:justify">İrfan çok değerli ve yüce bir gerçektir, insanın kemali yönündedir ve hatta insanın kemal halinin ta kendisidir; ancak arif olarak tanınan kişilerin tümü veya bu yolda ilerliyor gibi görünen insanların tamamı irfânın gerçeğine ulaşmış değildir ve bu insanların tamamı bu yüce makama varmış olamaz. Aynen Kur’an gibi. Kur’an-ı Kerim yüce bir hakikatten ibarettir ve tamamen nur ve aydınlıktır. Ancak Kur’an üzerinde çalışan insanların tümü bu hakikatten yararlanmış değildir ve yararlanan insanlar da aynı seviyede yararlanmış değildir.</p>

<p style="text-align:justify">Kur’an-ı Kerim şöyle buyuruyor:</p>

<p dir="RTL" style="text-align:center"><strong> قَدْ جاءَكُمْ مِنَ اللّٰهِ نُورٌ وَكِتابٌ مُبِينٌ ! يَهْدِي بِهِ اللّٰهُ مَنِ اتَّبَعَ رِضْوانَهُ سُبُلَ السَّلامِ </strong></p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong>“Gerçekten size Allah’tan bir nur, apaçık bir kitap geldi. Rızasını arayanı Allah onunla kurtuluş yollarına götürür ve onları iradesiyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır, dosdoğru bir yola iletir.”<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></strong></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">Bu ayeti kerime gereğince Kur’an’a yönelen bütün insanlar ondan faydalanamaz ve ancak Allah’ın rızasını göz önünde bulundurarak hareket edenler bu nurdan bir pay alabilirler. İşte bu özelliğe sahip olan insanlar Allah’ın rızası yönünde harcadıkları çaba miktarınca Kur’an nurundan yararlanacaklardır. Diğer insanlara menfaat ve yarar sağlayan Kur’an nuru bu özellikten yoksun olan insanlar için herhangi bir yarar taşımadığı gibi aksine zarar veriyor.</p>

<p style="text-align:justify">Kur’an-ı Kerim şöyle buyuruyor:</p>

<p dir="RTL" style="text-align:center"><strong> وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْآنِ ما هُوَ شِفاءٌ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِنِينَ وَلا يَزِيدُ الظّالِمِينَ إِلاّ خَسارا </strong></p>

<p style="text-align:justify"><i><strong>“Biz, Kur’an’dan öyle bir şey indiriyoruz ki o, müminler için şifa ve rahmettir; zalimlerin ise yalnızca ziyanını artırır.”</strong></i><a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<p style="text-align:justify">Kur’an-ı Kerim tamamıyla nur olmasına rağmen bu grupta yer alan insanlar için karanlıktan başka bir sonuç doğurmayacaktır. Bu gruptaki insanlar, Allah’ın rızasını umursamayan insanlardır ve doğru yolda ilerlemek gibi bir niyet taşımıyorlar. Bu insanlar, Kur’an-ı Kerim’i bir basamak ve bir araç olarak kullanarak kendi karanlık emellerine ulaşmayı amaç edinen insanlardır. Allah’ın dinini maddi menfaatlere ulaşmak için bir araç olarak kullanan bu insanlar kesinlikle Kur’an’ın nurundan faydalanamazlar.</p>

<p style="text-align:justify">Dolayısıyla çok dikkatli olmalıyız ve isimler ve unvanların bizi kandırmasına müsaade etmemeliyiz. İrfan, arif ve seyr u sülûk denilen her yerde bu hakikatler olmayabilir. Temiz niyetli olmasına rağmen gerçek irfânın özelliklerini bilmediği için sahte irfâncıların tuzağına düşen insanlar az değildir. Bu yolun özelliklerinden habersiz olduğu için doğru yolda ilerleyeyim derken kendisini sapkınlıkların ortasında bulan temiz kalpli insanlar az değildir.</p>

<p style="text-align:justify">İşte bu gerçekler, gerçek irfânın özelliklerini bilmenin ne denli önemli olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Ayrıca bu özellikleri bilmek bizi sahte irfânların tuzağına düşmek tehlikesinden koruduğu gibi doğru irfân yolunda ilerlemek için içimizde yeni bir şevk yeni bir istek yaratabilir.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - - - - - -</strong></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a> Maide, 15 ve 16.</p>

<p style="text-align:justify"></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a> İsra, 82.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Düşünce | İslamî Araştırmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/kiymetli-olanin-sahtesi-coktur</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 15:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/04/irfani-1.jpg" type="image/jpeg" length="60500"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eğitimde Saygınlığın Kaybolması]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/egitimde-sayginligin-kaybolmasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/egitimde-sayginligin-kaybolmasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[“Her kim bir müminin günahını öğrense, o günahı gizlemese ve o mümin için af dilemese, Allah katında o günahı işlemiş gibidir…”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Öğrencide Güvensizlik Oluşturması</strong></p>

<p style="text-align:justify">Eğitim ve öğretimde en önemli temel, eğitmen ve öğrenci arasındaki güvendir. Öğrencinin eğitmenine güveni ne kadar güçlü olursa, eğitmenin etkisi o kadar fazla olur; öğrendiği her şey daha sağlam ve zihnine nüfuzu daha derin olur. Zira öğrendiklerini güvendiği bir kaynaktan almaktadır ve onları kabul etmede herhangi bir endişesi yoktur. Ancak bu güven zayıflarsa, temelleri de, eğitmenin etkisi de zayıflar ve öğrencinin öğrenmeye ve öğretim programına yaklaşımı gevşek olur.</p>

<p style="text-align:justify">Bu güvene darbe vuran ve temellerini sarsan, eğitmenin söz ve eylemlerinin birbiriyle çelişkisidir. Eğitmenin sözleriyle eylemlerinin arasındaki farklılıkları görmek öğrenciyi şaşkınlığa düşürür ve kendine şu soruyu sormasına neden olur: “Eğitmenin sözleri mi yoksa davranışları mı doğru? Eğer sözleri doğruysa neden farklı davranıyor? Eğer davranışları doğruysa neden farklı konuşuyor?” böylelikle eğitmenine duyduğu güven yok olur. Bu güvensizlik yavaş yavaş başka işlere de sirayet ederek öğrenciyi çeşitli bilişselliğe ve eylemselliğe karşı şüpheci yaklaşmaya sevk eder. Bu tehlikeli davranış, öğrencinin eğitmeninin devamlı söz ve eylem farklılığına şahit olduğunda ve onların yalancılıklarını gördüğünde daha da pekişir. Emirülmüminin Ali (a.s) bu konuda şöyle buyurmaktadır:</p>

<p style="text-align:center"><i>“Her kim yalancılıkla tanınırsa, halkın ona olan güveni azalır.”</i><a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>

<p style="text-align:justify">Böyle bir şahıs, yalancı çoban gibi doğru bile söylese, insanların inanmasını sağlayamaz.</p>

<p style="text-align:center"><i>“Her kim yalancılıkla tanınırsa, doğru sözü bile kabul edilmez.”</i><a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong>“Çok yalan söyleyen, doğrulanmaz.”</strong><a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">İmam başka bir hadisinde yalancı ile ölüyü bir tutmaktadır. Zira canlı insanın ölüye olan üstünlüğü onun güvenirliliğindedir. Canlı insandan bir şey istendiğinde yerine getirir veya ona bir sorumluluk verilebilir. Ölü ise canlının aksine bunları yapamaz. Yani bir kimseye güvenip de sorumluluk veremiyorsan görünüşte canlı olsa ve nefes alsa da ölüdür. Yalancı bir kimse aynen bu durumdadır.</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Çok yalan söyleyen ve meyyit aynıdırlar. Canlının meyyite üstünlüğü doğru söylemededir. O halde sözüne güvenilmeyenin hayatı geçersizdir.”</i><a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a></p>

<p style="text-align:justify">Her halükârda bu güvensizlik öğrencinin hayatının değişik boyutlarına da bulaşacak, diğer insanlarla ilişkilerini etkileyecek ve inancı ve öğrendikleri sarsıntıya uğrayacaktır.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Riya ve Nifakı Öğretmek</strong></p>

<p style="text-align:justify">Eğitmenin söylem ve eylem farklılığının sonuçlarından birisi de öğrenciye riya ve nifakı öğretmektir. Öğrenci bu davranışa şahit olduğunda riya ve nifaka izin verildiğini sanmaktadır. Böylelikle hedefe ulaşabilmek için zahirde bir şekilde, batında farklı bir şekilde davranılabileceği veya konuşma esnasında istediğini söyleyebileceği ve sözler verebileceği ancak iş uygulamaya geldiğinde konuşma ve sözlere uyulmayabileceği yargısına varır. Bu yargıyı eğitmen ona söylememektedir. Öğrenci bu yargıya kendisi varmaktadır. Zira o eğitmene örnek alabileceği birisi gözüyle bakmakta ve eğitmen ona söylemeden o eğitmenin söylem ve eylemlerinden örnekler almaktadır.</p>

<p style="text-align:justify">Nehlavî Usulu’l-Terbiyeti’l-İslâmiyye ve Esalibuha adlı eserinde eğiticinin özelliklerinden birisinin sadakat olduğunu beyan etmekte, ilmiyle amelinin birbiriyle uyumluluğunun da bunun işareti olduğunu söylemekte ve ancak bu şekilde eğitilenin onun söylem ve eylemlerine tabi olacaklarına değinmektedir. Sonra şöyle demektedir: “Eğer eğiticinin söylem ve eylemi birbiriyle uyuşmazsa, eğitilenler onun sözlerinde ciddi olmadığı ya da söylediklerine güvenmeme yargısına varırlar.” Sadakatsizlik hakkında da şunları söylemektedir: “Eğiticinin sadakatsiz olması, öğrenciye bazen riyayı öğretir. Hem de eğitici istemediği halde bu gerçekleşir. Zira özellikle yeni başlayanlar olmak üzere eğitilenler, eğitimcinin sözlerinden etkilendikleri gibi davranışlarından da etkilenirler. O halde eğitimci, söyledikleriyle ve yaptıklarıyla eğitilenlere örnek teşkil etmektedir. O sadakatsizliğiyle, eğittiği çocuklara kötülük yapmış ve onların ahlâkî arınmalarını sağlayacakken bataklığa sürüklemiştir.” <a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"><strong>Saygınlığı Kaybetmek</strong></p>

<p style="text-align:justify">Şimdiye kadar beyan edilen sonuçlar öğrencilere yönelik sonuçlardı. Saygınlığı kaybetmek gibi daha başka sonuçlar da vardır ki bunlar eğitmene yönelik sonuçlardır. İmam Cafer Sadık (a.s), Hz. İsa’nın (a.s) ağzından şöyle nakletmektedir: <i>“Yalanı çoğalan kimsenin saygınlığı yok olur.”</i><a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a> Çok az kimse onun sözüne değer verir ve onunla arkadaş olur. Hadislerde de böyle kimselerle arkadaşlık edilmesi yasaklanmıştır.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>İnsanların Saygınlığını Görmezden Gelmek</strong></p>

<p style="text-align:justify">İmam Ali Hadi’den (a.s) nakledilen bir hadiste şöyle geçmektedir:</p>

<p style="text-align:center"><i>“Nefsini aşağılık görenin şerrinden âmânda olma.”</i><a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>

<p style="text-align:justify">Gerçekten de kendine değer vermeyen ve insanî değerini unutmuş bir kimse, başkalarına saygı göstermez ve değer vermez. Her türlü kötü ve aşağılık işleri yapabilir ve diğer insanlara türlü davranışlarda bulunabilir. İmam bundan dolayı buyurmaktadır; bu tür şahısların şerrinden âmânda olma, onlarla karşı karşıya gelme veya onlara bahane verme.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Öğrencinin Saygınlığının Korunması</strong></p>

<p style="text-align:justify">Öğrencinin saygınlığının ve şahsiyetinin korunması, kendisinden gaflet edilmemesi gereken önemli konulardan birisidir. Zira o, insandır ve ilâhî bir saygınlığı vardır. Bundan dolayı mümkün olduğu kadar bu saygınlığın korunması gerekir. Bu amaçla, eğitmen iki şey yapmak zorundadır: ilki öğrencinin hatasının ispat edilmemesi, onu gizlide yaptığı hatadan dolayı tövbeye teşvik etmesi ve öğrencinin yaptığı hatayı itiraf etmesi için eğitmenin acele etmemesi<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a>; ikincisi öğrencinin hatasının ispatlanmış olması ve eğitmenin bunu öğrenmesi durumunda bu hatayı diğer kimselerin yanında dillendirmemesi ve o hatayı gizlemek için çaba sarfetmesi. Bunun sonucu, öğrencinin gurur ve şahsiyetinin korunması olacaktır. İslâmî kaynaklarda nakledilen hadislerde buna önemle vurgu yapılmıştır. İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmaktadır:</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong>“Her kim bir müminin günahını öğrense, o günahı gizlemese ve o mümin için af dilemese, Allah katında o günahı işlemiş gibidir…”</strong><a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>
</blockquote>

<p></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a> Tehzibu’l-Ahkâm, c. 10, s. 8, 22 ve 23. Hadisler. Sahih-i Buharî, c. 8, s. 24, 1. Satırdan 5. Satıra kadar.</p>

<p></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a> Mustedreku’l-Vesail, c. 9, s. 134, 6. Hadis. Kenzu’l-Ummal, c. 3, s. 250, 6391 ve 6392. Hadisler.</p>

<p></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a> Tuhefu’l-Ukul, s. 362.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a> Şerhu Gureri’l-Hikem ve Dureri’l-Kelim, Honsarî, c. 5, s. 390.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a> Şerhu Gureri’l-Hikem ve Dureri’l-Kelim, Honsarî, c. 5, s. 209.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><sup><sup>[3]</sup></sup></a> Şerhu Gureri’l-Hikem ve Dureri’l-Kelim, Honsarî, c. 5, s. 208.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><sup><sup>[4]</sup></sup></a> Şerhu Gureri’l-Hikem ve Dureri’l-Kelim, Honsarî, c. 2, s. 139.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><sup><sup>[5]</sup></sup></a> Usulu’l-Terbiyeti’l-İslâmiyye ve Esalibuha, Abdurrahman Nehlavî, s. 173.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><sup><sup>[6]</sup></sup></a> Usulu Kafi, c. 2, Babu’l-Kizb, s. 255, 13. Hadis.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><sup><sup>[7]</sup></sup></a> Usulu Kafi, c. 2, Babu’l-Kizb, s. 255, 14. Hadis.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/egitimde-sayginligin-kaybolmasi</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 21:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/04/oklar1.jpg" type="image/jpeg" length="31859"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Söz ve Eylem Çelişkisi ve Sonuçları]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/soz-ve-eylem-celiskisi-ve-sonuclari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/soz-ve-eylem-celiskisi-ve-sonuclari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[“Halk âlimlerin ilimlerine amel etmediğini çok fazla gördüklerinden dolayı ilim öğrenmeye de rağbet göstermezler.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Konuşmak ve hayır işlere davet etmek, konuşanın sözlerini eylemle tasdik ettiği zaman etkili olur. Yani şahıs söylediği şeyi yapıyor olmalıdır, hatta söylemeden önce onu uyguluyor olması gerekir. Şehit Mutahharî bu konuda şöyle demektedir: “Halkın peygamberlere ve evliyalara pek fazla tâbi olduklarını ancak filozoflara ve ilim adamlarına pek de o kadar bağlı olmadıklarını görüyorsunuz. Niçin? Çünkü filozoflar yalnızca konuşurlar. Yalnızca öğretileri vardır, yalnızca teori üretirler. Odalarının bir köşesinde oturur durmadan kitap yazar ve halka dağıtırlar. Fakat peygamberler ve evliyalar, sadece teorilere sahip değiller, amele de sahiptirler. Söyledikleri şeye ilk önce kendileri amel ederler, hatta önce söyleyip sonra amel etmezler, önce amel edip sonra başkalarına söylerler. Bu durumda söylediklerinin etkisi kat kat fazla olur (ve bu yüzden tâbileri çoktur).<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>

<p style="text-align:justify">Sözle birlikte eylem de olmazsa, etkisi olmaz. Allah Resulü eylemsiz söylemi, oku olmadan ok atmaya çalışan okçuya benzetmektedir:</p>

<p style="text-align:center"><i>“Ey Ebu Zer! Amelsiz dua eden, yaysız ok atana benzer.”</i><a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<p style="text-align:justify">Ok yaya yerleştirilip ipi gerilmedikçe ok atmaya çalışmak beyhudedir. Eylemsiz söylem de etkisizdir ve kalplere ulaşmaz. İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmaktadır:</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong>“Ne zaman bir âlim, ilmine amel etmezse, yağmurun düz kayaya etki etmediği gibi sözleri ve nasihatleri kalplere etki etmez.”</strong><a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">Sadî’nin dediği gibi:</p>

<p style="text-align:center"><i>Sadece konuşsa ameli olmasa âlimin<br />
Kimse almaz nasihat ne derse desin</i><a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a></p>

<p style="text-align:justify">Amelsiz âlimin sözünün etkisi yoktur derken kasıt, müspet etkisi olmadığıdır. Ama menfi etkisi oldukça fazladır. Şimdi bu davranışın yıkıcı etkilerine değineceğiz.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Öğrencide Nefret Uyandırması</strong></p>

<p style="text-align:justify">Bu davranışın kötü sonuçlarından biri, öğrencinin ilme, âlime, eğitmene ve eğitim programına karşı rağbetini azaltmasıdır. Hatta bunlara yönelik nefret de oluşturabilir. Emirülmüminin İmam Ali (a.s) şöyle buyurmaktadır:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Halk âlimlerin ilimlerine amel etmediğini çok fazla gördüklerinden dolayı ilim öğrenmeye de rağbet göstermezler.”</i><a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a></p>

<p style="text-align:justify">Gazalî Mizanu’l-Amel adlı eserinde eğitmenin sekiz görevinden birinin ilmine amel etmek olduğu beyan etmekte ve devamında şöyle demektedir: <i>“Eğitmen sözünü, eylemiyle yalanlamamalıdır. Yoksa insanlar gelişim talep etmekten ve gelişimden nefret ederler. Bu, davranışın gözle hissedilmesinden dolayıdır. Zira ilim (ve söylem), göz ile derk edilir ve birçok göz sahibi akil kimselerdir.”</i><a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a></p>

<p style="text-align:justify">İnsanlar duyduklarından ziyade gördüklerine dikkat ederler. Psikolojide insanın en fazla görerek öğrendiği tespit edilmiştir. O halde ebeveynin ve eğitmenlerin konuşmaktan daha çok amel etmeleri ve söylemek istedikleri şeyleri eylemleriyle göstermeleri gerekmektedir. Gazalî sözüne bir örnekle devam etmektedir: “Bir doktor kendisi yiyip de insanlara “yemeyin, çünkü öldürücü zehri var” dese, onu aptallıkla ve bilgisizlikle suçlayıp yediği şeyi faydalı görürler. Doktor men ederek insanların onu yememesini ister, ancak yemesiyle de insanlar o yiyeceğe daha fazla yönelirler. Muhatabın nasihatçiyle nispeti, killi toprağın kalıpla ve gölgenin eğri çubukla nispeti gibidir. Deseni olmayan bir kalıp killi toprak hamuruna nasıl desen verebilir? Eğri çubuğun gölgesi nasıl düz görülebilir? Bundan dolayı şiirde şöyle denmiştir:</p>

<p style="text-align:center"><i>Nehyetme yaptığın halde bir (kötü) ahlâktan<br />
Büyük ayıp sanadır eğer nehyettiğini yaparsan</i><a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a></p>

<p style="text-align:justify">O halde bu davranışın ilk sonucu, eğitim programına yönelik nefretin oluşmasıdır. Hatta öğrencilerin programın tersine yönlendirmektedir. Zira söylediklerine imanı olmayan ve söylediklerini yapmayan birisi, muhataplarının yanındaki itibarını kaybeder. Kendisi söylediklerine değer vermediğinden dolayı, muhatapları da onun söylediklerine dikkat etmez ve konuşmanın sonunda söylenenleri unutulmaya bırakır.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - -</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a> Hamase-i Huseyni, c. 2, s. 106. Tercümesi: İmam Hüseyin ve Kerbela, Çeviri : Hasan Kanaatlı, Evrensel Değerler ve Kevser Yayınları, s. 91.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a> el-Hayat, s. 287.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><sup><sup>[3]</sup></sup></a> el-Hayat, s. 287.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><sup><sup>[4]</sup></sup></a> Kulliyat-ı Sadî, Muhammed Ali Furuğî, s. 92.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><sup><sup>[5]</sup></sup></a> el-Hayat, c. 2, s. 287. Şerhu Gureri’l-Hikem ve Dureri’l-Kelim, Honsarî, c. 3, s. 86.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><sup><sup>[6]</sup></sup></a> Mizanu’l-Amel, Muhammed Gazalî, Ahmed Şemsuddin haşiyesiyle, s. 150.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><sup><sup>[7]</sup></sup></a> Mizanu’l-Amel, Gazalî, s. 150. İhyau Ulumi’d-Din, Gazalî, c. 1, s. 58. Muhaccetu’l-Beyza, Feyz Kaşanî, c. 1, s. 124.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/soz-ve-eylem-celiskisi-ve-sonuclari</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 21:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/04/eylemler-1-1.jpg" type="image/jpeg" length="42084"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bush’tan Trump’a Aynı Hikaye: ‘Nükleer Tehdit’ Bahanesi]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/bushtan-trumpa-ayni-hikaye-nukleer-tehdit-bahanesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/bushtan-trumpa-ayni-hikaye-nukleer-tehdit-bahanesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[20 Mart 2003’te Beyaz Saray’ın Irak’a girişini meşrulaştıran kilit kelime ‘kitle imha silahları’ydı. 23 yıl sonra, aynı kelimenin farklı bir versiyonu, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a karşı başlattığı savaşın temel dayanağı oldu. ‘Saddam nükleer bomba yapmak üzere’ yalanı, yerini ‘İran’a nükleer silah sahibi olmasına asla izin veremeyiz’ söylemine bıraktı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>20 Mart 2003’te Beyaz Saray’ın Irak’a girişini meşrulaştıran kilit kelime ‘kitle imha silahları’ydı. 23 yıl sonra, aynı kelimenin farklı bir versiyonu, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a karşı başlattığı savaşın temel dayanağı oldu. ‘Saddam nükleer bomba yapmak üzere’ yalanı, yerini ‘İran’a nükleer silah sahibi olmasına asla izin veremeyiz’ söylemine bıraktı. Coğrafya değişti, aktörler değişti, ancak emperyalist savaşların en kadim bahanesi değişmedi: Düşmanı ‘varoluşsal tehdit’ olarak resmet, ardından ‘meşru müdafaa’ kılıfıyla saldır. Irak’ta kanlı bir yenilgiyle sonuçlanan senaryo, şimdi İran’da çok daha büyük bir hezimetle karşı karşıya.</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Bu iki başkanlık dönemi arasında çarpıcı bir paralellik var. Dönemin ABD Başkanı George W. Bush, Başkan Yardımcısı Dick Cheney ve Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, Irak’ın ‘kitle imha silahlarına’ sahip olduğu konusunda o kadar ısrarcıydı ki, BM Güvenlik Konseyi kürsüsünde dönemin Dışişleri Bakanı Colin Powell elinde bir tüp ile ‘kanıt’ sundu. Savaşın ardından yapılan onca aramaya rağmen tek bir kitle imha silahı bulunamadı. Duelfer Raporu, Irak’ın silahları yıllar önce imha ettiğini itiraf ettiğinde, milyonlarca insan çoktan ölmüş, ülke yakılıp yıkılmıştı. Bugün aynı sahne İran için kuruluyor. Trump, Fox News röportajında “Eğer İran’a saldırmasaydık, şu an nükleer silahlı bir İran’la karşı karşıya olacaktık” diyor. Oysa Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Başkanı Rafael Grossi, savaşın başlamasından hemen önce yaptığı açıklamada, “İran’ın nükleer silah programına dair hiçbir kanıt yok” demişti. Yani Bush’ın Irak için kullandığı yalanın aynısı, Trump tarafından İran için tekrarlanıyor. Üstelik bu kez yalan daha da büyük: Çünkü Irak en azından 1990’larda bazı kimyasal silah programlarına sahipti; oysa İran’ın barışçıl nükleer programının dışında askeri bir hedefi olduğu hiçbir zaman kanıtlanamadı. Emperyalist güçlerin bu ısrarlı “nükleer tehdit” korkusu, aslında kendi yayılmacı politikalarını meşrulaştırmak için kullandıkları bir araçtan ibarettir. Zira aynı ABD, dünyanın en büyük nükleer cephaneliğine sahiptir ve Ortadoğu’da nükleer silaha sahip tek ülke olan İsrail’in NPT’ye taraf olmasını bile talep etmemektedir. Bu çifte standart, “nükleer tehdit” söyleminin aslında ne kadar samimiyetsiz olduğunu göstermektedir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Sahadaki gerçeklik ise her iki senaryoda da emperyalist planları altüst etti.</strong> Bush’ın Irak işgali, “çiçeklerle karşılanma” hayaliyle başladı, ancak kısa sürede kanlı bir gerilla savaşına dönüştü. ABD, Irak’ta on binlerce askerini kaybetti, trilyonlarca dolar harcadı ve ülkeyi istikrara kavuşturamadan çekilmek zorunda kaldı. Trump’ın İran macerası ise çok daha kısa sürede iflas etti. 40 günlük savaşta ABD-İsrail ortak ordusu, İran’ın füze ve İHA fırtınası karşısında ne hava sahasını kontrol edebildi ne de stratejik hedeflerini vurabildi. İran’ın Hürmüz Boğazı’nda kurduğu “akıllı yönetim” ise küresel enerji piyasalarını felç ederek Washington’u ateşkes masasına oturmaya mecbur bıraktı. Her iki örnek de emperyalist güçlerin askeri üstünlük mitinin ne kadar kırılgan olduğunu göstermektedir. Irak’ta kitle imha silahı yalanıyla başlatılan savaş, ABD’nin Ortadoğu’daki itibarını yerle bir etmişti. İran’da ise aynı yalan, ABD’yi doğrudan bir askeri yenilgiye ve stratejik bir geri çekilmeye sürüklemiştir. Tarihsel referansla bakıldığında, ABD’nin “nükleer tehdit” kartını her elediğinde kaybettiği açıktır. 2003’te Irak’ta kaybetti, 2026’da İran’da daha büyük bir kayıp yaşadı.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Karşıt görüşteki Batılı stratejistler, <i>“Irak ile İran arasında fark var; İran gerçekten nükleer kapasiteye yaklaşmıştı”</i> iddiasında bulunsa da, bu argüman UAEA’nın raporlarıyla çürütülmektedir. Ayrıca, 2015’te imzalanan KOEP anlaşması, İran’ın programını sıkı denetim altına almış ve hiçbir sapma tespit edilmemiştir. Trump’ın 2018’de anlaşmadan tek taraflı çekilmesi ve ardından “maksimum baskı” politikası izlemesi, aslında sorunun İran’ın nükleer programı değil, bölgedeki bağımsız İran duruşu olduğunu göstermiştir. Bugün <i>“nükleer tehdit”</i> bahanesi, tıpkı 2003’te olduğu gibi, emperyalist emelleri gizlemeye yetmemektedir. Ne Irak’ta kitle imha silahı vardı, ne de İran’da nükleer bomba programı. Olan, on binlerce masum insanın hayatını kaybetmesi, ülkelerin harabeye dönmesi ve ABD’nin itibarının yerle bir olması oldu.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Sonuç olarak,</strong> Bush’ın Irak’ı işgalinden Trump’ın İran’a saldırısına kadar geçen çeyrek asırda, ABD aynı oyunu aynı hatalarla tekrarlamış, ancak sonuç her seferinde daha da ağır olmuştur. Irak’taki yenilgi, en azından bir süre saklanabilmişti. İran’daki yenilgi ise 40 gün gibi kısa bir sürede tüm dünyanın gözü önünde gerçekleşti. Artık emperyalist güçlerin “nükleer tehdit” yalanına kimse inanmıyor. Sırada hangi ülke var? Kim bilir, belki de aynı bahane ile başka bir coğrafya daha ateşe verilecek. Ancak Ortadoğu halkları bu oyunu çözmüş durumda. Ve tarih göstermiştir ki, yalan üzerine kurulan hiçbir savaş, işgalciye zafer getirmemiştir.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<h5 style="text-align:right"><strong><a href="http://www.on4haber.com" rel="nofollow">http://www.on4haber.com</a></strong></h5></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Düşünce | İslamî Araştırmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/bushtan-trumpa-ayni-hikaye-nukleer-tehdit-bahanesi</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 20:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/04/bush-1.jpg" type="image/jpeg" length="51997"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Nehcü’l-Belağa Dersleri]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/nehcul-belaga-dersleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/video/nehcul-belaga-dersleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ehla-Der Genel Başkanı Kadir Akaras ile Nehcü’l-Belağa Dersleri]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">📚 Nehcü’l-Belâğa Dersleri</p>

<p style="text-align:justify">🎙 Üstad Kadir Akaras</p>

<p style="text-align:justify">🔢 1. Ders: Nehcü’l-Belâğa ile Tanışma</p>

<p style="text-align:justify">Konu ve Amaç • Ders, Nehcü’l-Belâğa’yı tanıma ve onu okuma/yaşama yöntemi üzerine bir giriş sunar.</p>

<p style="text-align:justify">Çalışma, Şehid Murtazâ Mutahharî’nin Nehcü’l-Belâğa üzerine kitabını ve serbest okumayı birlikte önerir.</p>

<p style="text-align:justify">Temel Kavramlar</p>

<p style="text-align:justify">• Belâgat: Maksadı en doğru kelime ve cümlelerle ifade etme.</p>

<p style="text-align:justify">• Fesâhat: İfadenin açık ve anlaşılır oluşu. “Nehc” ve Kitabın Adı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">• Nehc = yol, yöntem → Nehcü’l-Belâğa: “Belâgatın yolu/yordamı.” Derleyici ve Yapı</p>

<p style="text-align:justify">• Eser, İmam Ali’nin (a) sözlerinin edebî seçkisi olup Seyyid Râzî tarafından derlenmiştir.</p>

<p style="text-align:justify">• Üç bölüm: Hutbeler, Mektuplar, Kısa sözler (hikmetler).</p>

<p style="text-align:justify">İçerik Çeşitliliği (İmam Ali’nin Çok-Yönlülüğü)</p>

<p style="text-align:justify">• Savaş meydanından ibadet hayatına, devlet idaresinden ahlâka kadar geniş yelpaze.</p>

<p style="text-align:justify">• Okur, siyasetten zühde, kişisel ahlâktan toplumsal düzene çoklu “manzaralar” görür. Pratik Okuma Tavsiyeleri</p>

<p style="text-align:justify"></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Konuşmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/nehcul-belaga-dersleri</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Oct 2025 13:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2025/10/f967a307-713c-476f-85d4-8c6ea9622c41-12.jpg" type="image/jpeg" length="63020"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Mizaçlar ve Evlilik | Zehra Erdoğan Hekimoğlu]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/mizaclar-ve-evlilik-zehra-erdogan-hekimoglu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/video/mizaclar-ve-evlilik-zehra-erdogan-hekimoglu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[el-Mustafa Eğitim Televizyonu]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Konuşmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/mizaclar-ve-evlilik-zehra-erdogan-hekimoglu</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Sep 2025 13:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/YFUOJ5Qagf4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="29474"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Erbain ve Fotoğraflar]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/erbain-ve-fotograflar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/erbain-ve-fotograflar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fotoğrafların açılması için lütfen biraz bekleyin..]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p></p>

<p style="text-align:justify">Erbain (kırkıncı gün); hicrî takvime göre Safer ayının 20’isi İmam Hüseyin’in Erbain günüdür. İmam Hüseyin ve yârenlerinin hicretin 61. Yılında Kerbela’da şehit edilişlerinin üzerinden kırk gün geçmesi temsil edilmektedir.</p>

<p style="text-align:justify">Erbain yürüyüşünden maksat, Ehlibeyt dostlarının çeşitli yerlerinden İmam Hüseyin’in (a.s) Erbain münasebeti ile Kerbela’ya akın etmeleridir. İnsan selini andıran bu yürüyüşlere milyonlarca insan katılmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Erbain günü, Irak dışından başta İran olmak üzere Türkiye, Pakistan, Lübnan, Bahreyn, Yemen vb. gibi ülkelerden de çok sayıda Ehl-i Beyt dostları bu yürüyüşlere katılarak Erbain günü Kerbela’da hazır bulunmaktadır. Veriler katılım oranının her yıl daha da arttığını ve yaklaşık 20-22 milyon civarına ulaştığını göstermektedir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/erbain-ve-fotograflar</guid>
      <pubDate>Sat, 24 Aug 2024 19:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2024/08/basliksiz-2-3.jpg" type="image/jpeg" length="47995"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İmam Humeyni ve Hatıralar - Halk]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/imam-humeyni-ve-hatiralar-halk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/video/imam-humeyni-ve-hatiralar-halk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İmam Humeyni ve Hatıralar - Halk]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Bu kitap Humeyn şehrinde başlayan ama alelade olmayan bir yolculuğun Kum, Tahran, Bursa, Necef, Paris ve tekrar Tahran ile harmanlanmış; kâh insanı silkeleyen, kâh derin düşüncelere sevk eden bir hayat hikâyesine değinmektedir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/imam-humeyni-ve-hatiralar-halk</guid>
      <pubDate>Fri, 09 Aug 2024 14:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/FLAuPq2Dvro/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="68515"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kerbela Matemi - Mehdi Resuli - İstanbul]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/kerbela-matemi-mehdi-resuli-istanbul</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/video/kerbela-matemi-mehdi-resuli-istanbul" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kerbela Matemi - Mehdi Resuli - İstanbul]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ehlibeyt Gençlik Derneği (EGDER) tarafından Kerbela Matem Merasimi programı düzenlendi. Ehlibeyt meddahı Mehdi Resuli'nin de katılımıyla gerçekleşen programa yoğun katılım gerçekleştirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Programlar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/kerbela-matemi-mehdi-resuli-istanbul</guid>
      <pubDate>Fri, 09 Aug 2024 14:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2024/07/mehdi-resuli6.jpg" type="image/jpeg" length="48876"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kerbela Matemi - Mehdi Resuli - Iğdır]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/mehdi-resuli-kerbela-matemi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/video/mehdi-resuli-kerbela-matemi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kerbela Matemi - Mehdi Resuli / Iğdır]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h2 itemprop="description">Iğdır'da ünlü Ehl-i Beyt meddahı Mehdi Resuli'nin katılımıyla Hz. Hüseyin'i Anma ve Matem Programı Düzenlendi..</h2></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Programlar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/mehdi-resuli-kerbela-matemi</guid>
      <pubDate>Fri, 09 Aug 2024 14:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2024/08/adsiz-12.webp" type="image/jpeg" length="11668"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Fotoğraflarla Osmanlı'da Aşura Merasimi]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/fotograflarla-osmanlida-asura-merasimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/fotograflarla-osmanlida-asura-merasimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[https://www.ehlibeytalimleri.com/fotograflarla-osmanli-istanbulu-ve-asura-merasimi]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>https://www.ehlibeytalimleri.com/fotograflarla-osmanli-istanbulu-ve-asura-merasimi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/fotograflarla-osmanlida-asura-merasimi</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jul 2024 14:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2024/07/uskudar-1.jpg" type="image/jpeg" length="10312"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gazze ile Dayanışma Gecesi]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/gazze-ile-dayanisma-gecesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/video/gazze-ile-dayanisma-gecesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[GAZZE İLE DAYANIŞMA GECESİ]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Programlar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/gazze-ile-dayanisma-gecesi</guid>
      <pubDate>Fri, 05 Apr 2024 08:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/R8cF7PHY_Ew/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="72935"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[3. Kadir Gecesi | Yusuf Tazegün]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/3-kadir-gecesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/video/3-kadir-gecesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[3. Kadir Gecesi | Kadir Gecesinde Allah'tan Ne İsteyelim?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Konuşmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/3-kadir-gecesi</guid>
      <pubDate>Fri, 05 Apr 2024 08:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/VcLXm4pmYYA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="87714"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[1. Kadir Gecesi | Kadir Akaras]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/1-kadir-gecesi-kadir-akaras</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/video/1-kadir-gecesi-kadir-akaras" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Konuşmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/1-kadir-gecesi-kadir-akaras</guid>
      <pubDate>Fri, 05 Apr 2024 08:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/ENg5Yl3yi7s/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="74134"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ayetlerden Elde Edilen Çıkarımlar | Dr. Mahmut Acar]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/ayetlerden-elde-edilen-cikarimlar-dr-mahmut-acar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/video/ayetlerden-elde-edilen-cikarimlar-dr-mahmut-acar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Konuşmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/ayetlerden-elde-edilen-cikarimlar-dr-mahmut-acar</guid>
      <pubDate>Fri, 05 Apr 2024 08:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/KLxPtG1FZp0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="33465"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kudüs Günü'nün Önemi | Musa Aydın]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/kudus-gununun-onemi-musa-aydin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/video/kudus-gununun-onemi-musa-aydin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Konuşmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/kudus-gununun-onemi-musa-aydin</guid>
      <pubDate>Fri, 05 Apr 2024 08:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUuRyEctT64/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="63790"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şia Âlimlerinin Eylem ve Düşüncelerinde Ehl-i Sünnet’e Bakış]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/sia-alimlerinin-eylem-ve-dusuncelerinde-ehl-i-sunnete-bakis</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/sia-alimlerinin-eylem-ve-dusuncelerinde-ehl-i-sunnete-bakis" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Alimler</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/sia-alimlerinin-eylem-ve-dusuncelerinde-ehl-i-sunnete-bakis</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Oct 2023 15:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2023/10/ehl-i-sunnet01.jpg" type="image/jpeg" length="93903"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gençlere 14 Tavsiye]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/genclere-14-tavsiye</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/genclere-14-tavsiye" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/genclere-14-tavsiye</guid>
      <pubDate>Wed, 04 Oct 2023 12:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2023/10/0440.jpg" type="image/jpeg" length="18681"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İslamî Vahdet]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/islami-vahdet</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/islami-vahdet" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İmam Humeynî: Şi'î ile Sünnî arasındaki farklılıklar İslam düşmanlarının lehinedir.. Tüm Müslümanlar Kardeştir ve Eşittir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/islami-vahdet</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Oct 2023 15:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2023/10/vahdet-humeyni-01a.jpg" type="image/jpeg" length="48007"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Aşura'nın Yedi Perdesi]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/asuranin-yedi-perdesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/asuranin-yedi-perdesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><a href="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/ehlibeytalimleri-com/uploads/2023/09/yedi-perde-asura.pdf" rel="nofollow" target="_blank">Yedi Perde Aşura</a></p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align: center;"><strong><em>'Aşura'nın Yedi Perdesi'</em></strong> adlı çalışmanın tüm resimlerini ihtiva eden PDF dosyasını aşağıdaki 'Yedi Perde Aşura' linkten temin edebilirsiniz..</p>

<p style="text-align: center;"></p>

<p style="text-align: center;"><strong><a href="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/ehlibeytalimleri-com/uploads/2023/09/yedi-perde-asura.pdf" rel="nofollow" target="_blank"><span style="color:#c0392b;">Yedi Perde Aşura</span></a></strong><a href="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/ehlibeytalimleri-com/uploads/2023/10/yedi-perde.pdf" rel="nofollow" target="_blank">Yedi Perde</a></p>

<p style="text-align: center;"><strong>- - - - - - - - - - -</strong></p>

<p style="text-align: center;"><strong>/|\</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/asuranin-yedi-perdesi</guid>
      <pubDate>Thu, 07 Sep 2023 10:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2023/10/karbala-2.jpg" type="image/jpeg" length="24854"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ayetullah Hamaneî’nin Tebliğ Üzerine Tavsiyeleri]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/ayetullah-hamaneinin-teblig-uzerine-tavsiyeleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/ayetullah-hamaneinin-teblig-uzerine-tavsiyeleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ayetullah el-Uzman Seyyid Ali Hamaneî - Temmuz / 2023 - Tahran / İran İslam Cumhuriyeti]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/ayetullah-hamaneinin-teblig-uzerine-tavsiyeleri</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Jul 2023 17:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2023/10/teblig-hamanei.jpg" type="image/jpeg" length="16077"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kerbela Tarihi]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/kerbela-tarihi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/kerbela-tarihi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/kerbela-tarihi</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Jul 2023 17:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2023/07/kerbela-tarihi.jpg" type="image/jpeg" length="91477"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Aşura Gazetesi]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/asura-gazetesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/asura-gazetesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/asura-gazetesi</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Jul 2023 13:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2023/07/gazete.jpg" type="image/jpeg" length="23092"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kerbela Vakıası - Zaman Çizelgesi]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/kerbela-vakiasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/kerbela-vakiasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">MS 680</p>

<p style="text-align: justify;">Recep 15: Muaviye b.&nbsp;Ebu Süfyan’ın ölümü ve Yezid'in hilafet iddiası.</p>

<p style="text-align: justify;">Receb 28: İmam Hüseyin'in (a.s) Yezid'e biat etmemek için Medine'den ayrılması.</p>

<p style="text-align: justify;">Şaban 3: İmam Hüseyin'in (a.s) Mekke'ye gelişi.</p>

<p style="text-align: justify;">Ramazan 10: Kûfelilerin İmam'a (a.s) ilk mektubunun gelişi.</p>

<p style="text-align: justify;">Ramazan 12: Kûfe'den 150 mektup geldi.</p>

<p style="text-align: justify;">Ramazan 14: Kûfe’nin ileri gelenlerinden mektubun gelmesi.</p>

<p style="text-align: justify;">Ramazan 15: Müslim ibn Akîl, Mekke'den Kûfe'ye doğru hareket etti.</p>

<p style="text-align: justify;">Zilhicce 8: İmam Hüseyin'in (a.s) Mekke'den ayrılışı.</p>

<p style="text-align: justify;">Zilhicce 8: Kûfe'de Müslim ibn Akîl'in kıyamı.</p>

<p style="text-align: justify;">Zilhicce 9: Müslim ibn Akîl'in şehadeti.</p>

<p style="text-align: justify;">Muharrem 2: İmam Hüseyin'in (a.s) Kerbela'ya gelişi.</p>

<p style="text-align: justify;">Muharrem 3: Ömer ibn. Sa'd'ın 4000 kişiyle Kerbela'ya gelişi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align: justify;">Muharrem 6: Habib ibn Mezâhir'in en ünlü Arap kabilelerinden biri olan Benî Esad'dan yardım istemesi ve reddedilişi.</p>

<p style="text-align: justify;">Muharrem 7: Ömer ibn Sa'd tarafından İmam Hüseyin (as) ve ailesine su kaynaklarının kesilmesi.</p>

<p style="text-align: justify;">Muharrem9: Şimr ibn Zi’l-Cevşen'ın Kerbela'ya gelişi.</p>

<p style="text-align: justify;">Muharrem 9: Savaşın Ömer ibn Sa'd tarafından duyurulması ve İmam'ın (a.s) izin istemesi.</p>

<p style="text-align: justify;">Muharrem 10: Aşura Günü, İmam Hüseyin (a.s) ve ashabının şehadetleri.</p>

<p style="text-align: justify;">Muharrem 11: Hz. Zeyneb (sa) ve İmam Seccad (as) dâhil tutsakların Kûfe'ye doğru hareket ettirilmesi.</p>

<p style="text-align: justify;">Muharrem 11: Şehitlerin Benî Esad kabilesi tarafından defnedilmesi.</p>

<p style="text-align: justify;">Muharrem 13: Esirlerin Kûfe'ye gelişi.</p>

<p style="text-align: justify;">Muharrem 19: Esirlerin Kûfe'den Şam’a götürülmesi.</p>

<p style="text-align: justify;">Safer 1: Esirlerin Şam’a varışı.</p>

<p style="text-align: justify;">Safer 20: Erbain; İmam Seccad (as) ile Ehl-i Beyt'in (as) Kerbela'ya dönüşü.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/kerbela-vakiasi</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Jul 2023 15:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2023/07/kerbela-grafik01.jpg" type="image/jpeg" length="38250"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
