<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Ehl-i Beyt Âlimleri Derneği</title>
    <link>https://www.ehlibeytalimleri.com</link>
    <description>Ehl-i Beyt Âlimleri Derneği</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2022. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 02 Jun 2026 19:58:12 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ayetullah Hamaneî'nin İmam Humeynî Hakkındaki Konuşması]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/ayetullah-hamaneinin-imam-humeyni-hakkindaki-konusmasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/ayetullah-hamaneinin-imam-humeyni-hakkindaki-konusmasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Şehit Ayetullah Seyyid Ali Hamaneî'nin Merhum İmam Humeynî'nin 34. Vefat Yıldönümü Töreninde Yaptığı Konuşması..]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p></p>

<h5 style="text-align:right"></h5>

<h5 style="text-align:right"><strong>Mekân: İmam Humeynî (ra) Türbesi<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></strong></h5>

<h5 style="text-align:right"><strong>Zaman: 04 Haziran 2023</strong></h5>

<p></p>

<p style="text-align:center"><strong>بسم الله الرّحمن الرّحیم</strong></p>

<p></p>

<p style="text-align:justify">Allah'ın selamı İmamımızın pak ruhu üzerine olsun. Saygıdeğer İmam Humeynî, son asırların silahlı cahiliye devrinde ilâhî risâlet sancağını taşıyan kişiydi.</p>

<p style="text-align:justify">Bu görkemli ve mübarek anma merasimi 34 yıldır yapılmakta ve bütün bu yıllar boyunca tertiplenen tüm toplantıların ana mihverinde Aziz İmamımız olmuştur; bu anma merasimlerinin çoğu zamanı saygıdeğer İmam hakkında konuşmalarla geçmiştir. Ama yine de bu ülkenin yeni nesilleri ve hatta yaşça büyük olan bizlerin de Merhum İmam Humeynî hakkında daha çok şey bilmemiz gerekiyor. Gelin bu çok yönlü ve büyük karakterin farklı boyutlarını daha yakında tanıyalım çünkü buna hepimizin ihtiyacı var. Bu, ilerlememizde, yolumuza devam etmemizde bizlere çokça yardımcı olacaktır.</p>

<p style="text-align:justify">Bugün Merhum İmam hakkında bazı noktaları sizlerle paylaşacağım; kendimiz adına almamız gereken dersler ve yapmamız gereken işler hakkında bir konuşma olacak bu.</p>

<p style="text-align:justify">Kıymettar İmam ile ilgili değinilecek ilk nokta, onun tarihimizin liderlerinden birisi olmasıdır. O yalnızca zamanımızın liderlerinden değildi. Liderler, herhangi bir alanda; insanın yetiştirilmesinde ve eylemsel konularda kendilerini ispatlamış ve büyüklüğünü kanıtlamış kimselerdir. Büyükler ve liderler arasında bazıları da vardır ki; yaptıklarıyla diğer liderlerden çok öndedir ve onlardan bir gömlek üstündür. İşte asıl liderler onlardır. Sözün özü her çağda liderler vardır, ancak bunlardan bazıları bir zamana özgü değil bilakis tüm insanlık tarihinin liderlerindendir.</p>

<p style="text-align:justify">Dikkatimizi çeken önemli nokta şudur; liderler tarihin hafızasından asla silinemezler. Liderleri hasıraltı edemezler, tahrif edip bilerek yanlış aktarmazlar. Bu, muhaliflerin art niyetli propagandaları ile liderlerin çehresini yanlış tanıtamazlar demek değildir; çünkü her geçen gün daha modernleşen, daha gelişen, daha donanımlı hale gelen medya mecraları, geceyi gündüz, gündüzü de gece olarak tanıtabiliyorken pek tabi de önemli ve aydın kişiler hakkında yalanlar söyleyebiliyorlar ama bu yalnızca suyun üzerindeki köpük gibidir; <strong><i>“Köpük, dağılır yok olup gider..”</i></strong><a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a><strong><i> </i></strong>Güneş her zaman bulutların ardında kalmaz. İbn Sinâ, Şeyh Tusî, kendi yaşadıkları dönemden bin yıl sonra yani bugün kendilerini yüksek sesle ifade edebiliyorlar; onların şahsiyetlerini asla yok edemezler, tarihin hafızasından hiç bir suretle silemez ve çarpıtamazlar. Merhum İmam'ın şahsiyetinin boyutları İbn Sinâ ve Şeyh Tusî'den katbekat daha geniş ve çok yönlüdür. İmam-ı Râhil’in şahsiyetinde yer alan özellikler, bu gibi ileri gelenlerin ve liderlerin kişiliğinde bulunan özelliklerden şüphesiz kat kat fazladır.</p>

<p style="text-align:justify">İmam Humeynî çok yönlü bir liderdi; hem dinî konularda bir bilgeydi -İslam hukuku/fıkıh, felsefe ve nazarî irfânda- hem iman ve takva konusunda üstündü, hem güçlü karakteri ve sağlam iradesinde diğerlerinden üstündü hem de ilâhî konulardaki kararlık, devrimci siyaset ve beşerî nizâmda dönüşüm yapma azmi konusunda üstündü. Tüm bu özellikler tarihimizin hiçbir liderinde bir arada bulunmadı ama Merhum İmam'da bu özelliklerin hepsi vardı. Sonuç olarak, ne bugün ne de gelecek asırlarda hiç kimse bu aziz İmamımızı tarihin hafızasından silemeyecek ve onun çehresini kirletemeyecektir. Belki bir kaç gün yalan dolanlarla onun şahsiyetini kötüleyecekler; bu mümkün, ama eninde sonunda İmam'ın o nurlu yüzü kendini yüksek bir sesle yine tanıtacak; bu güneşi bulutlar ardında tutamayacaklar. Bu birinci noktaydı.</p>

<p style="text-align:justify">Bir sonraki önemli nokta da, Merhum İmam'ın üç büyük ve tarihî eyleme imza atmasıydı; bunlarda ilki İran toprakları üzerinde, bir diğeri İslam Ümmeti düzeyinde bir diğeri de dünya çapında olmak üzere üç büyük dönüşüm gerçekleştirmesidir. Bu üç azımsanamayacak dönüşümün hiçbirisinin tarih boyunca bir benzeri olmamıştır, hatta belki de insanoğlu gelecekte dahi bunlara benzer eylemlerin bir daha olacağını tahmin edememektedir; işte bu Aziz İmam'a mahsus eylemlerdendi.</p>

<p style="text-align:justify">Ülke düzeyindeki dönüşüm şuydu: bu topraklarda İslam İnkılabı’nı gerçekleştiren; halkın kendisiydi ama onun önderliğini İmam yaptı. Bu devrim, saltanata dayalı bir siyasî yapıyı yıktı ve onun yerine demokrasiyi getirdi; Bu devrim, güçler nezdinde manipülatif ve aşağılanmış bir sistemi ortadan kaldırmış ve yerine ulusal onura dayanan bağımsız bir sistemi getirmişti. Bu devrim, İslam karşıtı bir hükümeti sahadan uzaklaştırdı ve yerine İslâmî bir hükümet kurdu. Bu devrim, tiranlığı özgürlüğe, bu milletin artan kimliksizliğini ulusal kimliğe ve özgüvene dönüştürdü; Bu devrim, yabancıların gözünü diktiği bir milleti <i>“biz yapabiliriz!”</i> gücüyle donattı. İşte tüm bunlar, İmam-ı Râhil'in memleketimizde gerçekleştirdiği bu büyük devrimin ve bu büyük dönüşümün kerametlerindendi. Az önce söylediğim <i>“Biz yapabiliriz!”</i> cümlesi tüm sorunları çözmenin anahtarıdır. Birçok sorun ve sıkıntılarımız oldu, olacak da ama bu sorunları çözebilecek, geçmişten kalan sorunları bertaraf edecek ve gelecekte vuku bulacak olanları halledecek olan şey, bu topraklarda İmam'ın öncülüğünü yaptığı inkılabın yarattığı devrim ruhu ile vücuda gelen <i>“biz yapabiliriz!”</i> gücüdür.</p>

<p style="text-align:justify">Ama İslam ümmeti düzeyinde olan ve ümmet içerisinde gerçekleşen dönüşüm; İmam'ın İslâmî uyanış sürecini başlatmasıydı. İslam dünyasındaki pasiflik ve hareketsizlik dönemi, İmam'ın eylemleriyle birlikte yavaş yavaş ortadan kalkmaya başladı. Bugün İslam ümmeti, İslam İnkılabı'nın zaferi öncesine ve İmam öncesi döneme göre daha dinamik, daha aktif, daha hazır, daha canlıdır, ancak bu alanda hala daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.</p>

<p style="text-align:justify">Filistin meselesi, Siyonistler ve destekçilerinin artık bitmiş bir mesele olduğunu düşündükleri ve artık Filistin'in gündeme getirilmesi için bir sebep kalmadığı zaman, İmam hareketi ve İslam ümmeti düzeyinde İmam'ın dönüşümü ile İslam dünyasının birinci meselesi haline geldi. Bugün Filistin meselesi İslam âleminin birinci meselesi olarak kabul edilmektedir. Bugün Filistin, Müslüman milletlerin ilgi odağıdır. Devrimin başında Siyonist rejimin Tahran'daki büyükelçiliğinin tepesinden Filistinli liderlerin yankılanan sesleri dünyayı sarstı ve titretti; Filistin konusunda yeni bir dönemin başladığını herkes anladı; O, Filistin ulusunun çökkün bedenine hayat üfledi ve bugün Filistin ulusunun varlığını güç ve kudretle kanıtladığını ve mesajını dünyaya ilettiğini görüyorsunuz. Kudüs Günü'nde sadece İran'da veya Tahran'da değil, gayrimüslim dünyanın başkentlerinde dahi insanlar Filistinlileri destekler ve savunur halde; bu aynı zamanda ümmet düzeyinde bir değişikliktir.</p>

<p style="text-align:justify">Üçüncü dönüşüm ise, dünya çapındaki dönüşümdür. İmam, dünyadaki maneviyat ve manevî atmosferi canlandırmayı başardı hatta bunun örneklerini gayrimüslim memleketlerde de çokça müşahede ettik. Maneviyat, materyalist ve maneviyat karşıtı politikaların ayakları altına alınmasıyla yok olmuştu. Siyonist ellerin ve materyalizmin saldırganlığı karşısında toplumun tepkisi oldukça pasifti. Maneviyat unutulup gitmişti. İmam'ın hareketi, dünyadaki maneviyata yeniden diriliş rengini verdi ve onu tekrar yeşertti.</p>

<p style="text-align:justify">Bu değindiğimiz son nokta, aynı güç odaklarından güçlü bir tepkiyle karşılandı ve bugün, daha büyük sinsi bir yaklaşımla, dünyanın neresinde olursa olsun, hatta bazıları o derece rezalet içeren hamlelerle dolu, adını vermeye dahi utanılacak kendi yöntemleriyle maneviyata yönelik saldırıya devam ediyorlar. İşte bu da İmam ile ilgili bir diğer noktaydı. Öyleyse birinci noktayı hatırlayacak olursak; İmam tarihin hafızasından asla silinemez ve o hala yaşıyor. İmam'ın feryadı, İmam'ın konuşmaları susturulacak cinsten değildir. İkinci nokta da İmamın bu üç büyük dönüşümü büyük şahsiyetiyle gerçekleştirmiş olmasıdır.</p>

<p style="text-align:justify">Bir sonraki nokta ise bir hayli önemlidir; bu noktada kendimize şunu sormamız icap eder: İmam bu büyük işleri hangi donanımın veya enerjinin desteği ve yardımıyla yaptı? İmam’a bu alanda yardım edebilen ve ona rehberlik edebilen faktör neydi ki, o asla kendini yorgun hissetmesin, böylesi büyük işleri yapabilsin ve dağlar kadar engelleri aşabilsin?</p>

<p style="text-align:justify">İmam’ın donanım konusunda herhangi bir yardımcısı yoktu; ne parası vardı, ne propaganda araçları vardı, ne radyosu vardı, ne haber ajansı vardı ve ne de dünyanın hiçbir siyasî otoritesi onu destekleyip yardım etmiyordu. Merhum İmam Humeynî’nin elinde olan donanım araçları; üzerine açıklamalarını yazabileceği bir kâğıt parçası, sesini kaydetmek ve duyulmasını sağlamak için elinin altında bulundurduğu ses bantlarıydı. İşte İmam'ın elinde olan donanın araçları yalnızca bunlardı ama ona yardım eden şey ne elle tutuluyor ve ne de gözle görülüyordu; peki, neydi onlar? İşte bu çok önemli.</p>

<p style="text-align:justify">Bu faktörleri farklı ifadelerle izah edilebiliriz. Ben bugün İmam'a yardımcı olan bu faktörlerin ikisini açıklamak için seçtim ve onları anlatmak istiyorum; Bu iki yardımcı faktör <i>“iman”</i> ve <i>“umut"</i> idi. İmam'ı bu yola sevk eden ve ilerlemesini sağlayan; ülke içerisinde, ümmet düzeyinde, dünya çapında bu büyük ve etkili değişimleri gerçekleştirmesini sağlayıp tarih boyunca anılmasına neden olan şey, inancı ve umuduydu; inanç ve umut.</p>

<p style="text-align:justify">Şehit Mutahharî (ra) İmam ile yurtdışında bir görüşme yapmıştı -Şehid'in kendisi zaten bir inanç dağıydı lakin İmam'ın imanı karşısında şaşkınlığını gizleyememiş ve hayretler içerisinde kalmıştı- sonrasında memlekete döndüğünde şöyle demişti; Ben İmam'da dört imanı birden gördüm: birisi amaca olan iman; amaç ise İslam; İmam'ın hedef ve amacı İslam'dı. Bir diğeri yola olan iman; onun izlediği yol cihâd ve mübâreze yoluydu. Bir diğeri ise insanlara, müminlere olan iman; yani Allah Teâla'nın Hz. Peygamber için buyurduğu şeyin kendisi gibi; <strong><i>"O, Allah'a iman eder, müminlere (sözlerine) inanıp güvenir"</i></strong><a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a> Birazdan bununla ilgili birkaç cümle de sizlerle paylaşacağım. Dördüncüsü ise, hepsinden daha üstün olan Rabb'e olan iman, Allah'a olan iman ve O'na olan inanç. Bu iman -Allah'a olan iman- hakkında kısa bir izahta bulunmak istiyorum.</p>

<p style="text-align:justify">Objektif konularda, istikbârla mücadelede Allah'a iman meselesini anlattığımız zaman, bunun kendine has bir anlamı vardır. Bu durumda Allah'a olan iman, esasında Allah'ın vaatlerine iman etmek demektir. Yüce Allah Kur'an'da öyle sözler vermiştir ki; onlar asla ihlal edilemezlerdir. Vaat etmiştir: <strong><i>"Eğer siz Allah'a yardım ederseniz, Allah da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlam bastırır."</i></strong><a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a> ve yine vaat etmiştir: <strong><i>"And olsun ki, Allah'a (dinine) yardım edenlere O da yardım eder."</i></strong><a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a> ve söz verip buyurmuştur: <strong><i>"Hiç şüphe yok ki Allah, iman edenleri savunur."</i></strong><a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a> vaat etmiştir: <strong><i>"Fakat eğer insanlığın yararına bir şeyse yerli yerinde durur."</i></strong><a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a></p>

<p style="text-align:justify">Eğer siz Allah'ı desteklerseniz, Allah da size istikrâr verir ve sizlere yardım eder; toplumun yararına olan ne varsa kalıcıdır ve suyun üzerindeki köpükler yok olur gider; haksızlar ve batıl olanlar işte bu köpükler gibidir ve hak yani İslam'ın hakikati kalıcı olandır; bunlar ilâhî vaatlerdir: <strong><i>“Şüphe yok ki, Allah verdiği sözden dönmez.”</i></strong><a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a> Allah verdiği sözlerden asla caymaz. Şehit Mutahharî'nin İmam Humeynî'nin sözlerinden aktardığı Allah'a iman, Rabb'e iman şu anlama gelmektedir; yani İlâhî vaatlere iman ettiği manasındadır; işte bu makam nerede ve birilerinin yola koyulup <i>'hadi bakalım şimdi n'olacak!?'</i> demesi nerede? İmam’ın bu yolda emin adımlarla ilerlemesini sağlayan Allah'ın vaadine olan güveniydi.</p>

<p style="text-align:justify">İslam'a iman, İmam Humeynî tarafından nakledilen dört imandan biridir. İmam (ra) birçok farklı açıklamasında bu İslam'dan bahsetmişti. Bu İslam, ne kapitalist bir İslam anlayışıydı, ne de bilgisiz, işin künhüne varamamış entelektüellerin eklektik ve seçmeci İslam'ıydı.</p>

<p style="text-align:justify">İmam, İslam'ı anlamakta ve İslam'ı açıklamakta, ne bu zayıf sözde fikrî görüşleri kabul eder -İslam hukukunu kabul etmeyen, İslam şeriatını görmezden gelen ve İslâmî olduklarını savunan bu kitleyi İmam komple reddeder- ne de İslâmî metinlerden yeni bir çıkarımı anlama, kabul etme ve onu uygulama yeteneğine sahip olmayan; mütehaccir yobazların İslam'ını. İmam bunların hiçbirinden bahsetmez. İmam, Kitap ve Sünnet ile doğru orantıda hareket eden içtihat ve düşünce anlayışını kabul eder; bu, o ulu insanın İslam'ıdır. İslam adını kullanan kemikleşmiş zihin yapısına sahip kimseler her ne kadar İslâmî öğretileri mırıldansalar da, verdikleri hükümlerin çoğu sosyal hayat, devlet ve siyaset ile ilgili olan İslam hükümleri dışında olanlardır. Onlar siyasette ve sosyal işlerde mesuliyet almamayı ilke edindiklerinden toplumsal zayıflığa neden olurlar. İşte İmam bunu asla kabul etmez. Bakın bu da bir İslam anlayışıdır.</p>

<p style="text-align:justify">İnsanlara olan inanç.<strong><i> "O, Allah'a iman eder, müminlere (sözlerine) inanıp güvenir."</i></strong><a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a><strong><i> </i></strong>Kur'an-ı Kerim'de geçen bu ayet-i kerimeyi bazıları farklı yorumlayabilirler; Allah'a iman eden ve müminlere inanan manası daha yerindedir. <i>“İman”</i> ve <i>“inanç”</i>, Kur'an-ı Kerim'deki kullanımlarında <i>'lam'</i> harfi ile çeşitlendirilmiştir; <strong><i>“Bunun üzerine Lut, ona (İbrahim’e) iman etti..”</i></strong><a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a> örneğinde olduğu gibi. Ayette geçen <strong><i>“müminlere inanan”</i></strong> yani halka itimat ve insanlara olan inanç. Bu yıllar içerisinde kimileri İmam'ın yanında, halkın dayanamayıp bu zorlu ve ağır yolu İmam'ın adımlarıyla yürüyemeyebileceği endişesini dile getirmişlerdi; İmam hep <i>'Hayır!'</i> derdi, ben halkı sizlerden daha iyi ve çok tanırım derdi ve haklıydı da; biliyordu ki, insanlar bu yolun Allah'ın yolu olduğunu idrak ederlerse, bu yoldaki tüm sorun ve zorluklara katlanıp tahammül edeceklerdi. Şehit vermiş olan aileler İmam'ın bu anlayışını doğruladı; bu uzun ve meşakkatli yıllar boyunca fedakâr ve sadık gençler, İmam'ın bu görüşünü teyit ettiler; İran halkının dinî ve inkılabî konulardaki büyük gösterilerine iştirakı İmam'ın bu görüşünü doğruladı. İmam halka güvendi; hem insanların eylemlerine hem insanların motivasyonlarına ve hem de insanların sandık başındaki oylarına.</p>

<p style="text-align:justify"><i>'İslam Cumhuriyeti'</i>, İslam Cumhuriyeti'ndeki bu demokrasi, <i>‘Cumhuriyet’</i> kelimesi, saygıdeğer İmam'ın halka olan güveninin sonucuydu. Bazı insanlar kendi yanılgı ve zanlarıyla Merhum İmam'ın bu hareketini farklı anladılar, farklı bir şekilde ifade edip yorumladırlar; İmam'ın <i>'Cumhuriyet' </i>kelimesini insanlar karşısında öylesine kullandığını düşündüler! İmam öylesine konuşacak ve söylediğinin aksini yapacak bir insan değildi. İmam birilerinin hoşuna gidecek diye söz söyleyecek birisi değildi; bu onun inancıydı; bu nedenle demokrasiyi önerdi. Ömürlerinin sonlarına doğru İmam, o ilk cumhurbaşkanına<a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">[11]</a> oy vermediğini açıkladı.<a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title="">[12]</a> Dediler ki; <i>'İmam ona oy verdi!'</i> ama İmam <i>‘ben falancaya oy vermedim’</i> açıklamasını yaptı, lakin İmam'ın kabul etmediği ve ona oy vermediği o cumhurbaşkanını görevinde tuttu. Peki, neden? Çünkü insanlar oy kullanmıştı; halkın kullandığı oyu muteber sayıyordu; İmam Humeynî'nin temel düşüncesi buydu. Evet, İmam'ın farklı boyutlarıyla iman ve inancının kısaca izahını yaptım.</p>

<p style="text-align:justify">Şimdi ise İmam'ın <i>‘umud’</i>u. Umut, İmam'ın kalbinde değişmez bir unsurdu. Umut, İmam'ın hareket motorunun asıl unsuruydu. Bu umut, her daim İmam'ın davranışlarında ve konuşmalarında açıkça görülmekteydi. İmam 40'lı yıllarda, o meşhur ve bilindik yazısında Allah'ın Kıyamı'ndan<a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title="">[13]</a> bahsediyordu; orada <strong><i>"Allah için ikişer ikişer, teker teker kalkın"</i></strong><a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title="">[14]</a> ayeti yazıyordu. İmam tarafından yazılan ve bugün Merhum Vezirî'nin Yezd şehrindeki kütüphanesinde muhafaza edilen bu yazı 40'lı yıllara aittir. 60'lı yıllarda ise bu kıyamı fiilen kendisi gerçekleştirmiş ve kıyam sahasına inmiştir. 80'li yıllar korkunç askerî ve siyasî fırtınalarla dolu yıllar olmuştu, ama İmam gözünü dahi kırpmadı. 40'lı, 60'lı ve 80'li yıllar boyunca o sonsuz umut ırmağı hep vardı. İmam'ın kalbinden kaynayan bu umut pınarının etkilerini hep onda müşahede ettik. O büyük İmam'ın kendisi, kaleme aldığı ve yayımladığı bir beyanatında, zafere ulaşana kadarki mücadele yıllarında asla yılmadığını ve millet eğer bir şey istiyorsa mutlaka onun yerine geleceğine inandığını yazmıştır.<a href="#_ftn15" name="_ftnref15" title="">[15]</a> İmam’ın bu umudu da imanındandı. Asıl kaynağa ve Cenâb-ı Hakk'a doğru açık bir imana sahip olduğunuzda, bu ümit alevi kalbinizde parlayacak ve sönmeyecektir. Umut ve inanç birbirlerine etki ederler. İnanç ve iman umut vericidir. Umuda ulaşmak imanı artırır; Bunlar birbirini etkiler.</p>

<p style="text-align:justify">Elbette umut dediğimizde umut, aldatıcı hayallerle karıştırılmamalıdır. Umut, hareketin eşlik ettiği durum anlamına gelir; tembellik ve durgunlukla bu vuku bulmaz. Eve ulaşmayı uman insan yürür. Bir insanın hem oturup hem de eve ulaşacağını umması imkânsızdır. Bu aldatmaca, hadislerde ve dualarda <i>"Allah'ı aldatmaya çalışmak"</i> olarak yorumlanmış ve kınanmıştır; Kişinin bir amaca hareket etmeden, çaba harcamadan ulaşmayı istemesi imkân dışıdır; Hayır, çaba gereklidir; İmam’ın bu umudu vardı ve çabalıyordu.</p>

<p style="text-align:justify">Buraya kadar, Merhum İmam'la alakalı olarak, bu üç temel noktayı arz ettik. Şimdi biz varız ve ders alacağımız kişi İmam. Peki, bugün bize ne tavsiye ediyor? Sevgili kardeşlerim, değerli bacılarım, büyük İran milleti, ülkenin ruhiyesi yüksek ve çalışkan gençliği! İmam'ın tavsiyeleri mutlaka dinlemeli. İmam büyüktür, güzel bir liderdir, diridir, daha bizimle konuşacakları vardır ve bizimle konuşmaktadır. Ayrıca daha gidecek çok yolumuz var; Önümüzde de büyük işler var; [yani] İmam'ın tavsiyelerine ihtiyacımız var. İmam bize ne öğüt veriyor? Elbette İmam’ın en büyük nasihati yoluna devam etmektir, mirasına sahip çıkmaktır; Bu, muhterem İmamımızın en büyük nasihatidir.</p>

<p style="text-align:justify">İmam'ın ülke içinde, millet düzeyinde ve dünya çapında yarattığı aynı üç dönüşümü takip etmeli ve muhafaza etmeliyiz.</p>

<p style="text-align:justify">Bugün bu gayenin peşinden koşmanın elbette İmam devrinin gereklerinden farklı gerekleri vardır; Bunu biliyoruz. Elbette yapay zekâ, kuantum, internet ve benzeri bilimsel gelişmelerin yaşandığı bir çağda, bugün o araçlarla, 40 yıl önceki bin bir meşakkatli telefon ve kayıt cihazları çağındaki yöntemlerle çalışmak mümkün değildir. Günümüzde bu hedefi ilerletmek için araçlar zamana göre seçilmeli; Bunda hiç şüphe yok. Aletler değişir ama değişmeyen cephelerdir.</p>

<p style="text-align:justify">Cepheler değişmedi ve değişmeyecek. Hedefler değişmez; Cepheler değişmez; Düşman cephesi, istikbâr cephesi, despotluk cephesi, Siyonizm cephesi ve dünyanın baskıcı ve saldırgan güçleri dün olduğu gibi bugün de İran milletinin önünde saf tutmaktadır; Elbette bugün bu cephe oluşumunda yaratılan fark şu ki, İran milleti güçlendi ve onlar zayıfladı; Ama cephe yine aynı cephedir.</p>

<p style="text-align:justify">Hareketimizin önünde tehlikeli bir vadi gibi görünen şey ise; bu husumeti unutmamız ve bu cepheleşmeyi aklımızdan çıkarmamızdır. Ne zaman unutsak, vuruluyoruz. İmam’ın yarattığı ve bugün İran milletinin ihtiyacı olan bu dönüşümlere uymak zorundayız ve İran milletinin hayatı, gücü, şerefi, işlerinin reformu, İmam’ın bu dönüşümlerini takip etmeye bağlıdır, bu dönüşümlerin inatçı düşmanları vardır, kin ve nefret dolu düşmanları vardır.</p>

<p style="text-align:justify">Dünyanın her yerinde başka ulusları ve ülkeleri işgal etmeyi düşünenler, saldırabildikleri her ülkeye saldırıyor, üs kuruyor, petrolünü alıyor, halkını katlediyor; Yapabildikleri her yerde, ellerinden gelen her türlü suçu işliyor; bizler bunu zaten her zaman görüyoruz. Peki, İran milleti bu eylemlere karşı harekete geçmek istiyorsa neye ihtiyacı vardır? İmam’ın vücudunda bulunan ve insanlara salık verip tavsiye ettiği uygulamalarının aynısına ihtiyacı var diyorum; <i>‘inanç’</i> ve <i>‘umut’</i> diyorum.</p>

<p style="text-align:justify">Bilhassa gençlerimiz şunu iyi bilsinler ki; istikbâr güçlerinin İran halkına olan kini ve düşmanlığı bizim geri çekilmemizle ortadan kalkacak değildir. Birileri hala hata yapıyor, bunu görüyoruz. Bir konuda geri adım atarsak Amerika'nın düşmanlığının, küresel istikbârın ya da Siyonistlerin düşmanlığının bize karşı azaltacağını düşünüyorlar; Hayır, bu büyük bir hatadır. Pek çok durumda, geri çekilmemiz onların öne çıkmasına ve daha saldırgan olmasına neden oldu. Bu birkaç on yılın bazı hükümetlerinde karşı tarafa, karşı cepheye taviz vermemiz ve biraz geri çekilmemiz gerektiğine inananlar vardı. Bu hükümetlerden birinde, kendileri karşısında geri çekildiğimiz ülkeler, cumhurbaşkanımız gıyabında mahkemeler kurdular; Mahkemede İran cumhurbaşkanı hakkında iddianame yayınladılar.<a href="#_ftn16" name="_ftnref16" title="">[16]</a> Ne yazık ki Amerikalılara yardım etmiş gibi görünen bu hükümetlerden birinde İran, <i>"şer ekseni"</i> olarak adlandırılıyordu.<a href="#_ftn17" name="_ftnref17" title="">[17]</a> Onlar hiçbir zaman bu geri adım atmalardan, çekilmelerden memnun olmadılar. İstedikleri, İran'ı devrimden önceki döneme geri döndürmek; bağımlı bir İran, kimliksiz bir İran, başkalarının eline bakan bir İran’dı; bunu istiyorlar. Bu geri çekilmelerle yetinmiyorlar; hata yapmamalıyız.</p>

<p style="text-align:justify">İran halkına ve değerli gençlerimize söylemek istediğim şudur: İran'ı seven, ülkenin ulusal çıkarlarını seven, iktisadî durumun düzelmesinden, ekonomik ve geçim sıkıntısı çekenlerden ve bunları düzeltmek isteyenlerden, İran'ın yeni dünya düzeninde onurlu konumunu isteyen, bunları seven herkes, millete inanç ve umut aşılamak için çalışmalıdır; Bu bir görevdir; Bu hepimizin görevidir; Tüm sözlerim seçkinlere, devrimci çekirdeklere, siyasî gruplara, halkın tüm üyelerine adanmıştır. Hepimiz bu ülkede inancı ve umudu canlı tutmaya çalışmalıyız. Benim tavsiyem, inancı ve umudu güçlendirmenizdir ve unutmamalıyız ki; düşmanın hedefi de aynı inanç ve umuttur.</p>

<p style="text-align:justify">Şimdi birkaç cümleyle anlatacağım şey; düşmanların büyük gayesi, halktaki inancı ve umudu yok etmeye yönelik olmasıdır; halkın imanını zayıflatmak, başta gençler olmak üzere halkın kalbindeki umut alevini söndürmek bu onların en büyük gayesidir. İnancın ve umudun güçlendirilmesini öneriyoruz. Düşman, inancı ve umudu yok etmeye çalışır. Ulusal bağımsızlığı sürdürmek, inanç ve umuda bağlıdır. Ulusal onurun korunması, ulusal çıkarların korunması, inanç ve ümitle olur; Hepsinin düşmanı var. Ulusal çıkarlarımızı korumanın muannit düşmanları, inatçı düşmanları vardır; Bugüne kadar ellerinden geleni yaptılar ve yapmaya da devam edecekler. Bu son birkaç on yılda, her türlü çirkefliğe ve inada başvuran İstikbâr, sömürgeci güçler, kurumlar ve onların güvenlik aygıtları, siyasî aygıtları ve malî destekleri, İran ulusuna karşı ellerinden gelen her şeyi yaptılar; Birkaç durumda ilerleme kaydettiler, ancak çoğu durumda, Allah'ın lütfuyla, İran milleti tarafından yenildiler ve mağlup oldular.</p>

<p style="text-align:justify">Herkes dikkat etsin! Düşmanın son girişimi -elbette şimdiye kadarki son girişimi; gelecekte yine bu gibi işleri olacak- bu geçen sonbaharın sokak ayaklanmalarıydı. Dikkat buyurun lütfen! Geçen sonbaharda bu isyanların tasarımı Batı ülkelerinin düşünce kuruluşlarında yapıldı; bunun planlaması orada yapıldı. Oldukça kapsamlı bir tasarım da yaptılar; Batılı düşünce kuruluşlarından tasarım, finans ve medya desteği ve Batılı güvenlik kurumları tarafından da silahlar ile bunu desteklediler; malî destek, silahlı destek ve kapsamlı medya desteği sağladılar. Ayak işlerini vatanlarına sırtını dönen bir dizi hainler tarafından yürüttüler; kampanyalarını ülkelerine ihanet eden unsurlar tarafından yaptılar; buradan yurtdışına çıkıp paralı askerler oldular ve İran'a karşı düşman siyasetinin neferleri oldular; yalnızca İslam düşmanı ve İslam Cumhuriyeti düşmanı olmadılar, [aynı zamanda] İran'a da düşman kesildiler. Piyadelerinden bazıları içerideydi. Bu piyade birliği, az sayıda önyargılı insan, çok sayıda cahil, duygusal ve sığ insan ve bir grup hayduttan oluşuyordu; Bunlar, bu kargaşanın piyadeleriydi. Batı ülkelerindeki düşmanların düşünce kuruluşlarından Tahran ve diğer bazı şehirlerin caddelerindeki haydutlara ve çeteler; bu hareketin derlemesiydi. Her şeyi düşünmüşlerdi; Yabancı ülkelerin radyo ve televizyonları dikkatsizce ve insafsızca insanlara el bombası yapmayı öğrettiler. Dillerine İran'ın parçalanması sloganını yerleştirdiler; silahlı hareketi sokaklarda kaçak silahlarla desteklediler; Haydutları ve çeteleri genç öğrencileri ve Besici öğrencileri veya kolluk kuvvetlerini sokaklarda, halkın gözü önünde işkence ederek şehit ettiler.</p>

<p style="text-align:justify">İran milletinin büyüklüğüne ve bu aziz millette olan motivasyon ve inancın büyüklüğüne dikkat edin. İçeride haydutlar ve çeteler bu şekilde hareket ediyor, önyargılı insanlar böyle sloganlar atıyor ve dışarıda bazı üst düzey hükümet politikacıları aynı düşmanlarla hatıra fotoğrafları çektiriyor. İş bitti sandılar. Tasarladıkları plan da öyleydi ki, İslam Cumhuriyeti'nin işinin bittiğini düşündüler, İran milletini kendi saflarına katabileceklerini sandılar. Ahmaklar yine hata yaptılar milleti yine tanımadılar. Elbette İran milleti onları görmezden geldi, çağrılarına kulak asmadı. Kendini adamış gençler sokaklarda ve üniversitelerde harika şeyler yapabildiler. Öğrenci seferberliği, memleketin şehirlerinde sınıf seferberliği, kararlı ve dindar insanlar görevlerini yerine getirdiler, düşmanı yendiler. Düşmanın şom planları yine geçersiz kılındı, ancak herkes düşmanın varlığını ihmal etmemesi konusunda uyarıldı; Düşmanın varlığını asla ihmal etmeyin!</p>

<p style="text-align:justify">Düşmanın teşebbüsü, İran gençliğini hayal kırıklığına uğratmaktır. Peki, ülkede sorunlar yok mu? Maalesef var; bu sorunlarla genç İranlılar düzenli olarak karşılaşıyor. Geçim sorunu var, enflasyon sorunu var, pahalılık sorunu var; Bu problemlerin hepsi var; Düşman, bu sorunların hepsini -bu sorunların hepsi çözülebilir ve Allah'ın izniyle inşallah da çözülecektir- gençlerin kalbindeki umut ışığını söndürmek için bir araç olarak kullanmaya çalışmaktalar. Bunlar çözülebilir komplikasyonlar olsa da. Zorluklar ümidi baltalamamalıdır. Sorunlar gördüğümüzde, sorunu çözmenin yollarını bulmak ve bu sorunların önünde duran ve çözmeye çalışanlara yardımcı olmak için motivasyonumuz güçlendirilmelidir. Elbette sorunlarımız var ama bunun aksine hepimize umut olan dolu dolu olgularımız da var. Sevgili gençlerimize söylüyorum, düşman bu ümit verici olayları görmemize izin vermek istemiyor. Umut verici olgular, sorunlardan kat kat fazladır: Ülkenin bilim alanında, teknoloji alanında, endüstriyel ve tarımsal altyapının oluşturulmasında, çok önemli ulaşım yapılarının hayata geçirilmesinde, insan gücü yetiştirmede, inşaat faaliyetlerinin ülkenin ücra ve yoksun bölgelerine getirilmesinde ilerlemesi bunlar oldukça ümit vericidir. Uluslararası siyasette, ulusal onurun korunmasında, ülkenin askerî ve savunma alanında otorite kurması; Bunlar umut verici gerçeklerdir; Düşman bizden bu gerçekleri unutmamızı, aklımızdan çıkarmamızı, gençliğimizin bunlardan haberdar olmamasını istiyor. Bu gerçekler parlak bir geleceğe işaret ediyor.</p>

<p style="text-align:justify">Umuttan bahsettiğinizde, bazı insanlar yaşanan sorunlardan bahsederek umudunuzu baltalamayı seviyor; Umuttan bahsedersen gerçekleri bilmediğinizi söylerler. Kimsenin gerçekleri bilmemesi nasıl mümkün olabilir? Söyledikleri gerçek; aynı ekonomik gerçeklik, aynı geçim sıkıntısı gibi; bunu herkes bilir, herkes bundan mustariptir; Buna hiç şüphe yok. Bazı kimseler, toplumsal tabakada dine, inanca ve devrime önem vermeyenlerin olduğuna dikkat çekerler; Evet, [ama] bu bugüne mahsus değildir; 1980'lerde cepheler bu kadar dindar gençlerle doluyken, bazıları büyük şehirlerde, Tahran'da umursamazca yürüdüler, kendilerini sorumlu hissetmemekle kalmadılar, hatta yetkililerle alay ettiler! Şehitlerin, savaşçıların yaşam öyküsüne bakıyorsunuz; özellikle büyük şehirlere geldiklerinde bu olaylar yüzünden vatan hasreti çekiyorlardı. Devrimin ilk on yılı olan 80'lerde böyle olaylar yaşanıyordu; Bu hiç şaşırtıcı değil. Bugün elbette devrime, İslam'a hatta İran’a karşı bağlılıkları olmayanlar var; Evet, ama bunlar İran halkını temsil etmiyorlar.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Peygamber Efendimiz (saa) zamanında bazı kimseler şehadeti sevmişler, cihad için can atmışlar, cepheye gidemezlerse ağlamışlardır. Medine'de <strong><i>“İkiyüzlülüğe iyice alışmış münafıklar vardır.”</i></strong><a href="#_ftn18" name="_ftnref18" title="">[18]</a> olan bir kısım kimseler de vardı; Kur'an onlar hakkında <strong><i>“ikiyüzlülüğü huy edinmiş”</i></strong><a href="#_ftn19" name="_ftnref19" title="">[19]</a> diyor veya başka bir yerde <strong><i>“Andolsun, iki yüzlüler, kalplerinde hastalık bulunanlar, şehirde kötü haberler yayanlar”</i></strong><a href="#_ftn20" name="_ftnref20" title="">[20]</a> Hz. Peygamber'in Medine'sinde, Kur’an'ın <i>“murcifûn/ kötü haberler yayanlar”</i> olarak bahsettiği kimseler vardı; Söylenti yayıcılar, korku yayıcılar, şüphe yayıcılar, vesvese yayıcılar; hem de Peygamber döneminde! Peygamber zamanında internet yoktu, sosyal medya yoktu, televizyon yoktu. Bugün, tüm bu cihazlara rağmen, bakın ve İran gençliğinin ne kadar büyük olduğunu görün!</p>

<p style="text-align:justify">Bugün ülke genelinde camilerde, heyetlerde binlerce direniş grubumuz var; Bu direniş gruplarından, gençler kutsal türbelerin savunucuları olarak ayaktadırlar. Gençler güvenlik savunucuları olarak ayaktadırlar, üniversite öğrencileri birer besici olarak ayaktadırlar. Umut verici olan nokta şudur; Düşmanın bu topyekûn hamlesi karşısında gördüğünüz gibi, böyle bir durumda düşman kılıcını çektiğinde bile bazı üniversitelerdeki devrimci öğrenciler ağır hakaretlere maruz kalır, ama buna rağmen meydanı boş bırakmaz; talebeleri işkence altında şehit ederler, ama düşmanın söylemek istediğini söylemeye asla hazır değillerdir. Fedakâr mücahitleri, kutsal türbe savunucuları, her şeye göğüs geren aktivistleri, dini yardım grupları vb. bunların hepsi bu ülkenin gençleridir. İnternete rağmen, sosyal ağlara rağmen, tüm bu kaymalara rağmen gençlerimiz bu yolda ilerliyor.</p>

<p style="text-align:justify">Bazen bir köyden aydınlanmış bir kişiliğin yükseldiğini görürsünüz; Şehriyâr civarındaki bir köyden Mustafa Sadrzâde gibi özverili ve zeki bir genç doğar. Bu Mustafa'lardan ülkenin her yerinde çokça var, binlercesi var; Bütün bunlar umut vericidir. Hepimize bir görev düşüyor; nitelikli kitlelerin bir görevi var; devrimci çekirdeklerin bir görevi vardır; akademik aktivistlerin, dinî medrese aktivistlerinin, sosyal konum haiz kimselerin, özellikle sözleri insanların kulağına çokça ulaşan ve sözleri dinlenenlerin, görevleri vardır; Görev, inançları güçlendirmek, umutları güçlendirmek, şüpheleri ortadan kaldırmak, düşmanın şüphe ve umutsuzluk yaratma yöntemlerini etkisiz hale getirmektir.</p>

<p style="text-align:justify">Bir de şunu söyleyeyim; düşmanın yollardan biri de gençliği ülkenin yetkililerine, ülke hareketine, ülke siyasî aksiyonuna, ülkenin ekonomik hareketine karşı karamsar hale getirmek ve insanları birbirine bedbin hale getirmektir; Bu, düşmanın kullandığı yollarından biridir; Bununla mutlaka ilgilenin. Düşmanın yöntemlerinden biri de seçimler konusunda karamsarlığa düşürmektir. Yılsonunda yapılacak seçimlere gelince Allah'ın izniyle hayatta olursam bu konuda kapsamlı açıklamalarda bulunacağım. Burada bu seçimin çok önemli bir seçim olduğunu ve düşmanın şimdiden ağır silahlarını bu seçime çevirdiğini ve daha o seçime en az dokuz ay kalmış olmasına rağmen bombalamakla meşgul olduğunu söylemekle yetiniyorum. Allah'ın izniyle İran'ın sevgili gençleri bu uyanışı, bu uyanıklığı, bu motivasyonu, bu inancı ve umudu her geçen gün artırıp düşmanı yeneceklerdir.</p>

<p style="text-align:justify">İlahî! Muhammed'in ve ailesinin yüzü suyu hürmetine rahmetiyle, bereketiyle, hidayetiyle bu ümmete tam bir zafer nasip eyle. İlahî! Merhum İmam’ın pak ruhunu Peygamber Efendimiz ile buluştur. İlahî! Bizi İmam-ı Zaman'ın askerlerinden eyle. İlahî! O asilzadenin mukaddes kalbini bizden razı et; İmam-ı Zaman'ın dualarına bizim hallerimizi, bilhassa gençlerimizin hallerini de kat. İlahî! Muhammed'in ve ailesinin yüzü suyu hürmetine yetkililerin azim ve kararlılığı ile ülkenin sorunlarını çöz.</p>

<p style="text-align:justify">Vesselâmu aleykum; Allah'ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun..</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - - - - - - - -</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title="">[1]</a> Anma merasiminin açılış konuşmasını İmam Humeynî'nin Türbesi'nden de sorumlu olan Hüccetü'l İslâm ve'l Müslimin Seyyid Hasan Humeynî yapmıştı.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title="">[2]</a> Rad suresi 17. ayet-i kerimenin bir bölümü "فَاَمَّا الزَّبَدُ فَيَذْهَبُ جُفَٓاءًۚ"</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title="">[3]</a> Tevbe suresi 61. ayet-i kerimenin bir bölümü "يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَيُؤْمِنُ لِلْمُؤْمِن۪ينَ"</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title="">[4]</a> Muhammed suresi 7. ayet-i kerimenin bir bölümü "اِن تَنصُرُوا اللَهَ یَنصُرکُم وَ یُثَبِّت اَقدامَکُم"</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title="">[5]</a> Hac suresi 40. ayet-i kerimenin bir bölümü "وَلَيَنْصُرَنَّ اللّٰهُ مَنْ يَنْصُرُهُۜ"</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title="">[6]</a> Hac suresi 38. ayet-i kerimenin bir bölümü "اِنَّ اللّٰهَ يُدَافِعُ عَنِ الَّذ۪ينَ اٰمَنُواۜ"</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title="">[7]</a> R’ad suresi 17. ayet-i kerimenin bir bölümü "وَ اَمّا ما یَنفَعُ النّاسَ فَیَمکُثُ فِی الاَرض‌"</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title="">[8]</a> Âl-i İmrân suresi 9. ayet-i kerimenin bir bölümü "اِنَّ اللّٰهَ لَا يُخْلِفُ الْم۪يعَادَ۟"</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title="">[9]</a> Tevbe suresi 61. ayet-i kerimenin bir bölümü "يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَيُؤْمِنُ لِلْمُؤْمِن۪ينَ"</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title="">[10]</a> Ankebut suresi 26. ayet-i kerimenin bir bölümü "فَاٰمَنَ لَهُ لُوطٌۢ"</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title="">[11]</a> Ebû'l-Hasan Benî Sadr, 04 Şubat 1980-22 Haziran 1981 tarihleri arası İran İslam Cumhuriyeti cumhurbaşkanı.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title="">[12]</a> Bakınız: Sahife-yi İmam, cilt 21, sayfa 330; Muntazerî Bey'e Mektup (26 Mart 1989)</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title="">[13]</a> Sahife-yi Nur, cilt1, sayfa3, (5 Mayıs 1944) – <i>‘Kıyâmullah’</i></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title="">[14]</a> Sebe’ suresi 46. ayet-i kerimenin bir bölümü "اَنْ تَقُومُوا لِلّٰهِ مَثْنٰى وَفُرَادٰى"</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref15" name="_ftn15" title="">[15]</a> Sahife-yi İmam, cilt 9, sayfa 181; Avrupalı ​​ve Amerikalı öğrencilere hitaben (21 Temmuz 1979)</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref16" name="_ftn16" title="">[16]</a> 17 Eylül 1992'de Almanya'nın Berlin kentindeki Mykonos Yunan restoranında gerçekleşen suikastta Alman mahkemeleri, suikastçıların İran istihbaratıyla bağlantılı olduğuna hükmetti. 1981'de yaptığı usulsüzlükler nedeniyle görevden alındıktan sonra ülkeden kaçan ve o zamandan beri geri dönmeyen muhalif eski İran Cumhurbaşkanı Ebû'l-Hasan Benî Sadr, duruşma sırasında tanık olarak ifade vermiş ve mahkemeye cinayetlerin şahsen Ayetullah Ali Hamaneî ve dönemin cumhurbaşkanı Ali Ekber Haşimî Rafsancanî tarafından emredildiğini söylemişti. Alman Hükümeti’ne konuyla alakalı tüm kanıtları sunan ve her türlü işbirliğine açık olduğunu belirten dönemin İran hükümetinin bu teklifi Almanlar tarafından dinlenmemiş ve İran aleyhine mahkemeyi sonuçlandırmışlardı.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref17" name="_ftn17" title="">[17]</a> 11 Eylül 2001 olayından sonra İran Hükümeti Terörle Mücadele Koalisyonunun Afganistan merkezli el-Kâide terör grubuyla başa çıkmasına yardım etti, ancak bu durumdan yararlanıp Afganistan'a saldırdıktan sonra Amerikan Başkanı (George Walker Bush) aynı yılın temmuz ayında İran'ı bir şer ekseni olarak nitelendirdi ve askerî saldırı tehdidinde bulundu.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref18" name="_ftn18" title="">[18]</a> Tevbe suresi 101. ayet-i kerimenin bir bölümü "مَرَدوا عَلَی النِّفاق"</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref19" name="_ftn19" title="">[19]</a> Meradû: şeytanî bir nitelik olan mârid ile aynı kökten; “İkiyüzlülüğü ileri derecede olan”.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref20" name="_ftn20" title="">[20]</a> Ahzab suresi 60. ayet-i kerimenin bir bölümü "لَئِن لَم یَنتَهِ المُنافِقونَ وَ الَّذینَ فی قُلوبِهِم مَرَضٌ وَ المُرجِفونَ فِی المَدینَة"</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Düşünce | İslamî Araştırmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/ayetullah-hamaneinin-imam-humeyni-hakkindaki-konusmasi</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 15:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/06/humeyni-imamz-1.jpg" type="image/jpeg" length="60867"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Amerikan Üsleri Barış Değil Savaş Getiriyor]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/amerikan-usleri-baris-degil-savas-getiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/amerikan-usleri-baris-degil-savas-getiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD’nin Fars Körfezi’ndeki askerî üslerinin, yıllardır vaat edilen “güvenlik”i sağlamak bir yana, ev sahibi ülkeleri saldırılara daha açık hale getirdiği belirtiliyor. 2026 savaşı sırasında İran’ın bu üsleri doğrudan hedef alması, Washington’ın caydırıcılık kabiliyetine ilişkin ciddi soru işaretleri doğurduğu şeklinde değerlendiriliyor. Gözlemciler tarafından, “ithal güvenlik” modelinin iflas ettiği ve bölge ülkelerinin artık yerli bir güvenlik mimarisine yönelmeleri gerektiği vurgulanıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Amerika'nın Basra Körfezi ülkelerindeki askerî varlığı, 1971 yılında İngiltere’nin <i>“Doğu Süveyş”</i>ten çekilmesinin ardından ABD Donanması’nın Bahreyn’e ayak basmasıyla başladığı aktarılıyor. Ancak asıl dönüm noktasının, 1990’da Irak’ın Kuveyt’i işgali sonrasında yaşandığı ifade ediliyor. Bu tarihten itibaren ABD’nin Kuveyt ile on yıllık bir savunma paktı imzaladığı, Arefican Kampı gibi büyük üsler inşa ettiği kaydediliyor.</p>

<p style="text-align:justify">Zaman içinde bu ağın Katar’daki El-Udeyd Hava Üssü (bölgenin en büyüğü olarak gösteriliyor), BAE’deki El-Zafra Hava Üssü, Bahreyn’deki Beşinci Filo ve Suudi Arabistan’daki Prens Sultan Hava Üssü’nü kapsayacak şekilde genişlediği belirtiliyor. Toplamda 40 ila 50 bin askerî personelin konuşlandırıldığı bu üslerin, Körfez Arap ülkelerine “güvenlik teminatı” vaadiyle kurulduğu ifade ediliyor.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<h3 style="text-align:justify"><strong>“Güvenlik sigortası” işlemedi</strong></h3>

<p style="text-align:justify">Analistlere göre, bu güvenlik vaadinin karşılığında ev sahibi ülkelerin ağır maliyetlere katlandığı değerlendiriliyor. ABD’nin, bu ülkelerin savunma bütçelerine büyük yükler getirdiği ve aynı zamanda onları dolaylı olarak bölgesel gerilimlerin içine çektiği gözlemleniyor.</p>

<p style="text-align:justify">Konuya ilişkin belgelere atıfla, ABD’nin onlarca yıllık varlığına rağmen ev sahibi ülkelerin kritik altyapılarına yönelik saldırıları engelleyemediği hatırlatılıyor. Örneğin, 2019 yılında Suudi Arabistan’ın Aramco tesislerine düzenlenen ve tarihin en karmaşık İHA saldırılarından biri olarak nitelendirilen operasyonda, ülkenin petrol üretiminin yarısının geçici olarak felç olduğu kaydediliyor. Bu durum, ABD savunma sistemlerinin ne denli etkisiz kaldığı sorusunu gündeme getirdiği şeklinde yorumlanıyor.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<h3 style="text-align:justify"><strong>Kalkan değil, saldırı mıknatısı</strong></h3>

<p style="text-align:justify">Gözlemciler tarafından en çarpıcı tespitlerden biri olarak, ABD üslerinin ev sahibi ülkeler için caydırıcılık sağlamak şöyle dursun, adeta “saldırı mıknatısına” dönüştüğü ifade ediliyor. Orta Doğu Enstitüsü’nün (Middle East Institute) konuya ilişkin bir analizinde, “Bu üsler ev sahiplerine güvenlik getiriyor mu, yoksa onları saldırı hedefi mi haline getiriyor?” sorusunun sorulduğu aktarılıyor.</p>

<p style="text-align:justify">2026 savaşında İran’ın, ABD’nin bölgedeki üslerini doğrudan hedef alması, bu sorunun cevabını fiilen gösterdiği şeklinde değerlendiriliyor. Washington Post gazetesinin uydu görüntülerine dayandırdığı bir haberde, İran saldırılarının daha önce rapor edilenden çok daha fazla hasara yol açtığının ortaya konduğu belirtiliyor. Uzmanlara göre, bu durum Washington’ın bölgedeki stratejik güvenilirliğine ciddi bir darbe vurduğu ifade ediliyor.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<h3 style="text-align:justify"><strong>Tahran’dan net mesaj: “İthal güvenlik” iflas etti</strong></h3>

<p style="text-align:justify">İslam Devrimi Lideri Ayetullah Seyyid Mücteba Hamaney’in, ilk resmî mesajında komşu ülkelere yönelik önemli bir uyarıda bulunduğu aktarılıyor. Lider’in, “Onlara tavsiyem, o üsleri bir an önce kapatmalarıdır; çünkü artık ABD’nin güvenlik ve barış sağlama iddiasının yalandan ibaret olduğunu anlamış olmalılar” dediği kaydediliyor. Bu açıklama, <i>“ithal güvenlik”</i> politikasının stratejik başarısızlığına dair bir analiz ve bölgede yeni bir güvenlik mimarisine davet olarak yorumlanıyor.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<h3 style="text-align:justify"><strong>Batılı analistlerden de çekilme tartışmaları</strong></h3>

<p style="text-align:justify">Bu stratejik başarısızlığın, yalnızca bölgesel aktörler tarafından değil, Batılı analistler tarafından da tartışıldığı belirtiliyor. ABD Savunma Bakan Yardımcılığı eski görevlilerinden Mark Kimmitt’in, bir televizyon programında ABD kuvvetlerinin Basra Körfezi’nden çekilmesi ihtimalini gündeme getirdiği aktarılıyor. Katar’daki Hamad bin Halife Üniversitesi’nden Profesör Sultan Barakat’ın ise, <strong><i>“ABD askerî varlığının asıl amacının Arap ülkelerinin güvenliği değil, İsrail’in güvenliğini korumak ve Washington’ın bölgedeki egemenliğini sürdürmek olduğu”</i></strong> değerlendirmesinde bulunduğu ifade ediliyor.</p>

<p style="text-align:justify">Aynı zamanda, bölge ülkelerinin de yeni bir yol arayışına girdiği gözlemleniyor. Bazı kaynaklara göre, Suudi Arabistan ve İran’ın <i>“bölgesel saldırmazlık paktı”</i> olasılığını görüştüğü aktarılıyor.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<h3 style="text-align:justify"><strong>Yeni bir dönem: İç güvenlik mimarisi önerisi</strong></h3>

<p style="text-align:justify">Analistler tarafından, elde edilen bu deneyim ışığında bölge ülkelerinin yeni bir sayfa açması gerektiği belirtiliyor. Bu bağlamda öne çıkan önerilerden biri, ABD askerî personelinin bölgeden çıkarılmasına yönelik bir takvimin, İran ile kapsamlı bir anlaşmanın “temel taşı” olarak Körfez liderleri tarafından gündeme getirilebileceği ifade ediliyor. Bu üslerin kapatılmasının, İran’ın Hürmüz Boğazı yönetimine ilişkin yeni düzenlemelerden komşuların yararlanmasının ön koşullarından biri olarak görüldüğü aktarılıyor.</p>

<p style="text-align:justify">İkinci adım olarak, bölge ülkelerinin ortak katılımıyla “yerli ve içsel” bir güvenlik mimarisine yönelmeleri gerektiği değerlendiriliyor. Pentagon’a akan petrodolarlar yerine, karşılıklı güven ve ortak çıkarlara dayalı bir modelin inşa edilmesi öneriliyor.</p>

<p style="text-align:justify">Gözlemciler, İran’ın sekiz yıllık Irak savaşı, onlarca yıl süren ağır ambargolar ve üst düzey liderlerine yönelik suikastlara rağmen yıkılmadığı gibi daha da dirençli hale geldiğini hatırlatıyor. Buna karşın, Körfez ülkelerinin vekâlet savaşları ve misilleme saldırılarında en büyük zararı gördüğü ifade ediliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Sonuç olarak, bazı çevrelerce şu değerlendirmenin yapıldığı aktarılıyor: <strong>“Onlarca yılda alınması gereken ders şu ki, güvenliğin yolu onu kilometrelerce öteden satın almaktan değil, komşuyu kabul etmek ve onunla ortak bir ev inşa etmekten geçiyor.”</strong> “ABD askerlerinin çekilmesi karşılığında İran ile kapsamlı bir güvenlik anlaşması” önerisinin, bu yeni dönemin temel taşı olabileceği belirtiliyor. Körfez liderlerinin, Washington’ın harekete geçmesini beklemek yerine inisiyatif alarak halklarına kalıcı güvenlik getirmeleri gerektiği yönünde görüşler dile getiriliyor.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p><strong>Tarihsel Kırılma Noktaları</strong></p>

<ul jsaction="" jscontroller="mPWODf" jsuid="iu3Wzd_1x">
 <li jsaction="" jscontroller="oSLmPe" jsuid="iu3Wzd_1y" style="text-align:justify"><strong jsaction="" jscontroller="zYmgkd" jsuid="iu3Wzd_20">1979 İran İslam Devrimi:<!--TgQPHd|[]--></strong> ABD'nin bölgedeki en büyük müttefiki olan şah rejiminin yıkılması, Washington'ı doğrudan askeri varlık arayışına itti.<!--TgQPHd|[]--><!--TgQPHd|[]--></li>
 <li jsaction="" jscontroller="oSLmPe" jsuid="iu3Wzd_25" style="text-align:justify"><strong jsaction="" jscontroller="zYmgkd" jsuid="iu3Wzd_27">Carter Doktrini (1980):<!--TgQPHd|[]--></strong> Dönemin ABD Başkanı Jimmy Carter, Körfez bölgesinin ABD'nin milli çıkarları için hayati olduğunu ve burayı korumak için askeri güç kullanılacağını ilan etti.<!--TgQPHd|[]--><!--TgQPHd|[]--></li>
 <li jsaction="" jscontroller="oSLmPe" jsuid="iu3Wzd_2c" style="text-align:justify"><strong jsaction="" jscontroller="zYmgkd" jsuid="iu3Wzd_2e">1990 Körfez Savaşı (Kuveyt'in İstilası):<!--TgQPHd|[]--></strong> Saddam Hüseyin liderliğindeki Irak'ın Kuveyt'i işgal etmesi, Körfez ülkelerinin kapılarını kalıcı olarak Amerikan üslerine açmasına neden oldu.<!--TgQPHd|[]--><!--TgQPHd|[]--></li>
 <li jsaction="" jscontroller="oSLmPe" jsuid="iu3Wzd_2j" style="text-align:justify"><strong jsaction="" jscontroller="zYmgkd" jsuid="iu3Wzd_2l">11 Eylül Sonrası Dönem:<!--TgQPHd|[]--></strong> 2001'de Afganistan ve 2003'te Irak'ın işgalleriyle birlikte bu üsler, yüz binlerce Amerikan askerinin konuşlandığı ana lojistik merkezlere dönüştü.</li>
</ul>

<h5 style="text-align:right"><strong><a href="http://www.on4haber.com" rel="nofollow">http://www.on4haber.com</a></strong></h5></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Ehla-Der Haber</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/amerikan-usleri-baris-degil-savas-getiriyor</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 07:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/06/screenshot-4-36.jpg" type="image/jpeg" length="25834"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ehlader’den Kurban Bayramı Mesajı]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/ehladerden-kurban-bayrami-mesaji-2</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/ehladerden-kurban-bayrami-mesaji-2" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ehlibeyt Âlimleri Derneği (Ehla-Der) - Mayıs / 2026 - İstanbul]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>Rahman ve Rahim Allah’ın Adıyla</strong></p>

<p style="text-align:center"><i><strong>“İnsanlar arasında haccı ilan et ki, gerek yaya, gerek de uzak yollardan binekler üzerinde sana gelsinler.” </strong></i></p>

<h5 style="text-align:right"><strong>[Hac/27]</strong></h5>

<p style="text-align:justify">Aziz Kardeşlerimiz!</p>

<p style="text-align:justify">Bugün; fakir ve yoksulları, yetim ve kimsesizleri koruyup gözeten engin yürekli, şefkat ve merhamet kahramanı mü’minlerin bayramıdır. Bugün, büyüklerini ziyaret ederek gönüllerini hoş eden, küskünleri barıştıran, uzakları yakın kılarak yüreğindeki neşeyi ve sevincini başkalarına taşıyan iyilik erlerinin bayramıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Fakat maalesef bayram coşkusunu bu yıl da oldukça buruk yaşamaktayız, zira Siyonist gasıp rejim ile büyük şeytan Amerika’nın bitmek bilmeyen azgınlıkları, Müslüman coğrafyayı kana bulamaya devam etmektedir.</p>

<p style="text-align:justify">İbrahimî Hac farizası bizlere Hak ve Batıl meydanında olup Hak’tan yana taraf olmayı emreder, Emperyal güçlere, Siyonistlere ve İslamî gibi görünüp davranan kuklalara karşı uyanık olup, direnişçi bir kimlik kazanmamızı öğütler.</p>

<p style="text-align:justify">Bu bağlamda İran İslam Cumhuriyeti ve halkı müthiş bir direniş örneği sergilemiş; azgın düşmanları perişan eylemiş ve eğilip bükülmeden Hüseynî duruşun nasıl olduğunu tüm dünyaya göstermiştir.</p>

<p style="text-align:justify">Allah’a tevekkül edip, yola çıkanların nasıl bir zafere imza attığını görmek nispeten yüreklerimize su serpmekte ve bizlerin de bu şer gözüken tüm sıkıntıların aslında doğacak nice güzel günlerin habercisi olduğuna inanmamız gerektiğine işaret etmektedir.</p>

<p style="text-align:justify">Hac, dilleri, renkleri, giyimleri ve ülkeleri farklı ama gayeleri ve yürekleri bir, milyonlarca Müslümanın mal, mülk, makam ve mevki gibi tüm dünyevî kaygıları geride bırakarak Yüce Rabbimizin huzurunda toplanma ve bu bakışta İslamî Vahdeti diriltmede eşsiz bir role sahiptir. Eğer bu fırsatı iyi ve yerinde değerlendirmesini bilirsek İslam Ümmeti şahlanacak ve Muhammedî İslam tekrar dirilecektir.</p>

<p style="text-align:justify">Rabbimiz bu güzel bayram gününde hac ibadetini ifa etmek için kutsal beldelerde bulunan kardeşlerimizin haclarını mebrur eylesin. Gidemeyen ama gitmek için niyet eden kardeşlerimizin niyetlerini makbul eylesin.</p>

<p style="text-align:justify">Bu duygu ve temennilerle Türkiye’de yaşayan Müslüman kardeşlerimiz başta olmak üzere aziz milletimizin ve âlem-i İslam’ın bayramını tebrik ediyoruz. Bayramlarımızın mesrur olmasını Yüce Rabbimizden niyaz ediyoruz.</p>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlibeyt Âlimleri Derneği</strong></p>

<p style="text-align:center"><strong>(Ehla-Der)</strong></p>

<p style="text-align:center"><strong>26 Mayıs 2026</strong></p>

<p style="text-align:center"><strong>İstanbul</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Ehlader HABER</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Ehla-Der Haber</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/ehladerden-kurban-bayrami-mesaji-2</guid>
      <pubDate>Tue, 26 May 2026 20:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/05/kurban-1.webp" type="image/jpeg" length="17488"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kurban Kesmek ve Sırları İle İlgili Nükteler]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/kurban-kesmek-ve-sirlari-ile-ilgili-nukteler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/kurban-kesmek-ve-sirlari-ile-ilgili-nukteler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[“Gelsinler de çeşitli yararlarını gözleri ile görsünler ve Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanları belirli günlerde kurban ederken O’nun adını ansınlar…”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:center">Ehlader Araştırma Bölümü</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Kurban Kesmek ve Esrarı İle İlgili Nükteler</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>1. </strong>Kurban kesmenin hikmeti, kurban kesen şahıs ve sahip olduğu takvanın Allah’a yakınlaşması ve ona doğru yücelmesidir.</p>

<p style="text-align:center"><strong><i>“Onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır; fakat O’na sadece sizin takvanız ulaşır.”</i></strong><a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>

<p style="text-align:justify">Demek ki kurban, sadece takva ile kesildiği zaman ve bu amelin ruhu takva olduğu vakit makbul olur. Zira “Allah ancak takva sahiplerinden kabul eder”<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a> ayet-i şerifesi mucibince, hiçbir amel, takva olmaksızın kabul olunmaz. Ancak, sadece bir hususta takvaya riayet edip de diğer amellerde bunu gözetmeyen bir insanın o mahsus ameli kabul görse de hakkıyla ve müstahakkıyla Hakk’ın dergâhına yükselmez. Zira Yüce Allah, hayatının bütün boyutlarında; hem o mahsus amelde hem de bütün diğer işlerinde takvayı gözeten kimselerin amellerini hakkıyla kabul eder.</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Binasının temelini, Allah korkusu ve hoşnutluğu üzerine kuran kimse mi hayırlıdır, yoksa binasının temelini göçecek bir yarın kenarına kurup onunla birlikte kendisi de cehennem ateşi içine yuvarlanan kimse mi? Allah, zulme sapan bir topluluğa hidayet vermez.”</i><a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>

<p style="text-align:justify">Allah’a ulaşan yegâne şey, amellerin iç yüzü ve ruhudur. Kurban kesmenin de bir hakikati vardır: Takva. Bir kurbanın Hakk’ın dergâhına varması, takva vesilesiyledir; kurbanlığın eti ve kanı ile değil. “O’na sadece sizin takvanız ulaşır.” Aynı şekilde hac menasikinin hiçbiri, özü ve ruhu yani haccın sahip olduğu sırlar olmaksızın Allah’ın katına yükselemez.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>2. </strong>Allah’a yakınlaşmak kastıyla yapılan her amel, aslında kurbanlıktır. Bir hadiste varit olduğu üzere ‘zekât ve namaz, Müslümanların kurbanlıklarıdır: “Zekât, namazla birlikte her bir Müslüman için kurbanlık kılınmıştır.”<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a> Bu demektir ki, Allah’a yakınlaşma kastı taşıyan her amel, kurbanlıktır. Zira Rabbimiz ilk evvela sadece takva ile yapılan bir ameli kabul eder:</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong>“Allah ancak takva sahiplerinden kabul eder”</strong><a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">İkinci olarak, her amelin taşıdığı takva, sadece Allah’a doğru yücelmekle kalmaz, onun kendisine nâil olur: “O’na sadece sizin takvanız ulaşır.” Üçüncüsü, takva, bu sıfatı taşıyan bir insanın canı ve ruhundan ayrı olmayıp, takva sahiplerinin ruhanî bir melekesidir. Dolayısıyla, eğer takva Allah’a nâil olacak olursa, sülûk ehli olan insan da ölmeden önce ‘ilâhî lika’ya nâil olur.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>3. </strong>Kurban kesmenin sırrı, İmam Seccad’ın (a.s) nûrânî beyanı mucibince şudur ki: Kurban kesmek isteyen bir hacı, takvanın hakikatine sığınarak, bu ameliyle hırs ve aç gözlülük şeytanını boğazlamalıdır.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a> Dolayısıyla, bir koyun, sığır yahut deveyi kesip kurban kesmenin sırrına vakıf olmaksızın onu bir kenara atmakla haccın vesilesi olduğu terakki elde edilemez. Bu itibarla makulün mahsusa teşbihi babından, bu ameli yerine getirirken, derûnî şeytanı öldürmek kast edilmelidir.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>4. </strong>Rivayetlere göre ‘kurban kesmek’ çok önemli bir konuma sahiptir. Örneğin İmam Bakır (a.s) şöyle buyurur:</p>

<p style="text-align:center"><i>“Yüce Allah yemek ikramı ve kurban kesmeyi sever.”</i><a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a></p>

<p style="text-align:justify">Bu amelin bir hikmeti de yoksullar ve açların kurban etlerinden faydalanmaları da olabilir. Elbette “Allah’ın ayetlerini esir almış olanlar”<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a> tarih boyunca ne kendileri bu ilâhî geleneği yaşatmış ne de başkalarının, gerektiği veçhiyle ve doğru bir şekilde bu amelin faydalarının umumileşmesine müsaade etmişlerdir.</p>

<p style="text-align:justify">Kurban Kesme’nin önemini açık bir ifadeyle beyan eden bir hadis-i şerifte İmam Sadık (a.s) şöyle buyurur:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Resul-i Ekrem (s.a.a) Veda Haccı’nda beraberinde yüz deve götürmüştü. Bu develerin 30 adedini Emirülmüminin Ali’ye (a.s) bağışladı. O da bu develeri kurban kesti. Resul-i Ekrem (s.a.a) de geri kalanları kurban etti.”</i><a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a></p>

<p style="text-align:justify">Başka bir rivayette ise o yıl Resulullah’ın (s.a.a) Medine’den 66 baş deve ve o sıralar Yemen’e gönderilmiş olan Ali (a.s) da Yemen’den 34 baş deve getirdiği nakledilir.<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>5. </strong><i>“Gelsinler de çeşitli yararlarını gözleri ile görsünler ve Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanları belirli günlerde kurban ederken O’nun adını ansınlar…” </i>ayeti celilesi, İslam ümmetinin maddî çıkarlarını ve manevî nasiplerini kapsamakla birlikte, Allah’ın adının anılmasını nihâî gaye olarak yâd etmektedir. Bununla ‘kurban kesmekten’ muradın, ‘Allah’ı zikretmek’ olduğu ve sırf hayvan boğazlamak olmadığı anlatılmak istenmiştir. Ayette ‘kurban kessinler’ yerine ‘Allah’ı ansınlar ve onlara bahşettiği bu helal nimetlerin kadrini bilsinler’ anlamında bir ifade tercih edilmiştir. Bu itibarla, kurban kesme esnasında ilkin Allah’ın adı anılmalı ve insanoğlu ömrü boyunca kendisine nimet olarak sunulan bu hayvanları hep Allah’ın adını hatırlatan nimetler olarak görmelidir.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>6. </strong>Şehitlerin Efendisi İmam Hüseyin (a.s) hicrî 60 yılında temettu haccına niyet etmedi ve Mina’ya gitmedi. Ancak buna mukabil Allah’ın dergâhına, paha biçilmez kurbanlar sundu. Tüm her şeyiyle birlikte o mübarek varlığını da feda etti. Tek gayesi Mekke ve Mina’nın baki kalmasıydı. Bu yüzden, İmam Seccad (a.s) Şam’da kendisini ‘Mekke ve Mina’nın oğlu’ diye tanıttı:</p>

<p style="text-align:center"><i>“Ben Mekke ve Mina’nın oğluyum! Ben Merve ve Safa’nın oğluyum!”</i><a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">[11]</a></p>

<p style="text-align:justify">Dolayısıyla, kendi canını Hakk uğruna feda eden bir insan, aynı zamanda Mina’nın, Arafat’ın ve… Mirasçısı olur. Zira hem yeryüzü Allah’ındır ve onu istediğine miras olarak verebilir ki “şüphesiz yeryüzü Allah’ındır ve istediğine miras olarak verebilir…”<a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title="">[12]</a> Hem de kemal yurdu ona aittir ve istediğine bahşedebilir. Bu itibarla bütün şehitler ve İmam’ın yolunda yürüyen herkes, aynı zamanda Arafat, Meş’ar ve Mina’nın varisleridir. Zira bu yolda canını ortaya koymak ve evlatlarını kurban vermek, insanı Mina’daki sırların mirasçısı kılar; sırf fiziksel anlamda orada bulunmak ve koyun ve benzeri hayvanları kurban kesmek değil!</p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - - - - - - - - -</strong></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a> Hac: 37</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a> Maide: 27</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><sup><sup>[3]</sup></sup></a> Tevbe: 109</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><sup><sup>[4]</sup></sup></a> Nehcu’l Belağa, 199. Hutbe</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><sup><sup>[5]</sup></sup></a> Maide: 27</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><sup><sup>[6]</sup></sup></a> Bkz. Elinizdeki kitap, ‘Şiblî Hadisi’</p>

<p style="text-align:justify"></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><sup><sup>[7]</sup></sup></a> El Kâfi, c.4, s.51; Vesail, c.24, s.92; İmam Sadık’tan (a.s) aynı anlamda rivayetler vardır.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><sup><sup>[8]</sup></sup></a> Nehcu’l Belağa, 53. Mektup</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><sup><sup>[9]</sup></sup></a> Vesail, c. 11, s.222-223, 231 ve 236</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><sup><sup>[10]</sup></sup></a> Age. s.213-215 ve 235-236</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title=""><sup><sup>[11]</sup></sup></a> Bkz. El İhticac, s.310- 311, Bihar, c.45, s. 161. Birinci Bölüm, Beşinci Derste “Hac Ve Velayet Arasındaki Bağ” başlığı altında yukarıdaki hadisle alakalı nispeten geniş bir açıklamaya yer vermiştik.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title=""><sup><sup>[12]</sup></sup></a> A’raf: 128</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Düşünce | İslamî Araştırmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/kurban-kesmek-ve-sirlari-ile-ilgili-nukteler</guid>
      <pubDate>Tue, 26 May 2026 12:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/05/esari-kurban-1.jpg" type="image/jpeg" length="21995"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Takva Ehli Bir Hacının Allah’ın Dergâhına Nâil Olması]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/takva-ehli-bir-hacinin-allahin-dergahina-nail-olmasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/takva-ehli-bir-hacinin-allahin-dergahina-nail-olmasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kurban hakkında bir izahat yapmak gerekirse; “Onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır; fakat O’na sadece sizin takvanız ulaşır.” ayet-i kerimesi yeterli olacaktır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Kurban</strong></p>

<p style="text-align:justify">Hacı adayları, Akabe Cemresi’ni taşladıktan sonra ve ‘halk’ ya da ‘taksir’den önce Mina’da koyun, sığır ya da deve kurban etmelidirler.</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Kurbanlık, yerine varıncaya kadar başınızı tıraş etmeyin… Kim hac günlerine kadar umre ile faydalanmak isterse, kolayına gelen bir kurban kesmek gerekir.”</i><a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>

<p style="text-align:justify">Hacca özgü bu ilâhî gelenek, diğer ibadetlerle çok az hâsıl olabilecek bir Allah’a yakınlık vesilesidir.</p>

<p style="text-align:justify">Açıklamak gerekirse, câhiliye döneminde sunulan kurbanlar, şirkten arınmış değillerdi. Bilakis, tıpkı müşriklerin namaz ve telbiye gibi diğer ibadetlerinde de olduğu üzere, şirkle iç içe eda edilirdi. Daha öncede değindiğimiz üzere, müşrikler telbiye esnasında şöyle derlerdi:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Lebbeyk Allahumme lebbeyk, yoktur senin şerikin lebbeyk! Ancak yine senin olan şerik ve onu sahip oldukları hariç lebbeyk!”</i><a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Kâbe’nin civarında eda ettikleri namaz ise, el çırpmak ve ıslık çalmaktan ibaretti.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a> Aynı şekilde kurban hususunda da câhilî töreye göre, kurbanlıkların kanlarını Kâbe’ye sürerlerdi ve etlerin bir kısmını Kâbe’nin bir köşesine asar Allah’ın kabul buyurmasını beklerlerdi!<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a> İslam’a gelince, İslam, kurban amelini ilâhî şiarlar arasında görmüş ve bu amelin hürmetinin çiğnenmesini reva görmemiştir.</p>

<p style="text-align:justify"><strong><i>“Allah’ın şiarlarına, haram olan aya, kurbanlık hayvanlara, (onlardaki) gerdanlıklara ve Rablerinden bir fazl ve hoşnutluk isteyerek Beyt-i Haram’a gelenlere sakın saygısızlık etmeyin.”</i></strong><a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a></p>

<p style="text-align:justify">Rabbimiz bu çirkin câhilî töreyi reddetmek ve kurban vesilesiyle hâsıl olan Allah’a yakınlaşma (takarrub) izahı sadedinde şöyle buyurur:</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong>“Onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır; fakat O’na sadece sizin takvanız ulaşır.”</strong><a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">Ki zaten bu amelin ‘kurban’ diye anılmasının hikmeti de bu ‘yakınlığın’ husulüdür. Zira bu Ayet-i Kerime, Kâbe-i Şerif’i câhilî törelerden beri bilmenin yanı sıra şu evhamı da izale etmektedir ki “Allah, bütün mahlûkattan müstağni olduğuna göre, hacıların kurban kesmeleri de vacip sayılmamalıdır!” Bu evhama mukabil, kurban kesmenin farz olduğunu ilan eder. Evet, Allah müstağnîdir, lakin bu kurban vesilesiyle Allah’a ulaşan, bu amelin ruhu ve özü; yani takvadır, hayvanların kanı ya da eti değil.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Takva Ehli Bir Hacının Allah’ın Dergâhına Nâil Olması</strong></p>

<p style="text-align:justify">Ayette geçen <i><strong>“…Fakat O’na sadece sizin takvanız ulaşır (nâil olur)” </strong></i>cümlesinin açıklamasında şu nükte göz önünde bulundurulmalıdır: “Bu salih ameli Yüce Allah kabul buyurur” ifadesiyle “O’na ancak güzel sözler yükselir (ulaşır). Onları da Allah’a amel-i sâlih ulaştırır”<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a> ayetindeki anlam ve “O’na sadece sizin takvanız ulaşır” cümlesinin manası arasında çok fark vardır. Bu tabirler, aynı anlama gelmezler. Zira ‘kabul’ kavramının manası ayrı ‘suud’ (yükselme) kavramındaki derinlik o mânâdan daha yüce ve apayrıdır. ‘Nâil olmak’ tabiriyse bambaşka bir anlam ifade eder ki söz konusu iki kavramın manasının çok fevkindedir.</p>

<p style="text-align:justify">‘Allah’a doğru yükselmek’ tabiriyle ‘Ona nâil olmak’ tabiri arasında çok büyük fark vardır. Zira ikincisi, ‘Allah’a nâil olmuş takva’ ile Allah arasında hiçbir perdenin kalmadığını açık bir dille ifade etmektedir. Birinci tabir ise; yani ‘Allah’a doğru yükselmek’ tabiri, bu anlamı dışlamasa da açık bir dille beyan etmez. ‘Nâil olmak’ tabiriyle ‘yükselmek’ tabirini aynı anlamda kullanmamız için herhangi bir delil de söz konusu değildir. Zira bunu doğrulayacak hiçbir naklî ya da aklî burhan da mevcut değildir.</p>

<p style="text-align:justify">‘Nâil olmak’ tabirinin müteali bir anlama geldiği ve Allah’ın münezzeh olduğu her tür maddi anlamdan beri olduğunu ispatlayan hadisler “Allah’ın kendisini perdeleyecek bir perde olmaksızın gizli ve onu hicaplara bürüyecek bir engel olmaksızın gözlerden ırak olduğu ve onunla kulları arasında, yine kulların kendileri dışında bir hicap bulunmadığı”<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a> hakikatine işaret ederler. Yani bir kul, sırf kendi varlığına odaklandığı müddetçe, bir hicap olmaya ve Rabbinden ırak bulunmaya mahkûmdur. Dolayısıyla burada söz konusu olan perde ve hicap, perdelere bürünen şahsın kendisidir; kendisiyle, hicap içre bulunan varlık arasına girecek üçüncü bir nesne değil. Tıpkı ‘işrakî irtibat’ ve ‘varoluşsal ihtiyaç’ teorisinde olduğu gibi ki buna göre irtibatın ve ihtiyacın kendisi yine bu ilişkiyi taşıyan varlığın aynısıdır. Zira burada da irtibat ve irtibat kurulan arasında üçüncü bir ilişkiden söz edilemez.</p>

<p style="text-align:justify">Sonuçta mümkün bir varlığın kendisi bizzat, hem hicaptır hem de hicaba bürünen. Bu varlık, kendi zatına teveccühten sıyrılır da kendi şahsını görmez olur ve kendi öznel bekasının idamesini öncelemez, bilakis Rabbimize yakınlaşır, benlik merkebinden iner ve Mevla Teâlâ dışında hiçbir şeyi görmez olur ve Allah Teâlâ’dan gayri hiçbir şeye muhabbet duymaz olursa, söz konusu hicap ortadan kalkar. Neticede hesap defteri dürülür ve göklerin ve yerlerin nuru; yani Yüce Allah tecelli eder. Onun nezdinde artık parıldayıp duran yıldızlar nursuz görünür ve nur halesi taşıyan mehtaplar silinir. İşte bu noktada ancak hassın da hassı olan takva Allah’a erişir; umumî anlamıyla takva bir yana has anlamıyla takva dahi bu makama erişemez.</p>

<p style="text-align:justify">Takva özel bir nitelik ve sıfat olduğu hasebiyle bu sıfatı taşıyan şahısla özdeşleşir. Zira soyut nefis, bu tür yüce sıfatlarla birleşir ve ahlakî melekelere dönüşür. Demek oluyor ki takva ile donanmış bir ruhla takva sıfatı arasında ontolojik anlamda hiçbir fark yoktur. Dolayısıyla takva, eğer nihâî kemaline ve ulaşabileceği en son zirveye erişirse, mümkün olabildiğince ve makul anlamıyla Allah Teâlâ’ya erişmiş sayılır. Bu durumda takva sıfatını taşıyan şahsın o makama erişmemesi düşünülemez. Zira takva, varoluşsal bir gerçekliği olan somut bir hakikat olup bu hakikatle özdeşleşmiş nefis ve ruhla hiçbir ayrı gayrılığı yoktur ve birbirlerinden ayrıştırılamazlar. Bu demektir ki ihlâslı bir kalple Allah için kurban kesen ve bu ameliyle Allah’tan başkasını gözetmeyen bir hacının takvası nasıl Allah’a ulaşıyorsa aynı şekilde bizzat kendisi de Allah’a erişir. Zira takva, onun varlık sahasının dışında değildir. Ne mutlu ona ve ne güzel bir akıbettir bu!</p>

<p style="text-align:justify">Kurban kesmekle alakalı vaat edilmiş bu çok değerli azık; yani takva sebebiyle olsa gerektir ki kurban kesilen gün ‘Hacc-ı Ekber’ diye isimlendirilmiştir. Bu doğrultuda İmam Sadık (a.s) şöyle buyurur:</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong>“Kurbanlığını satın aldıktan sonra, onu kıbleye doğru çevir ve kurban et. Bu esnada şöyle de: “Ben hanîf olarak, yüzümü gökleri ve yeri yoktan yaratan Allah’a çevirdim ve ben müşriklerden değilim. Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm hepsi âlemlerin Rabbi Allah içindir. Onun ortağı yoktur. Bana sadece bu emrolundu ve ben Müslümanlardanım. Allah’ım, her şey sendendir ve senin içindir. Bismillah ve billah Allah’ım, bu amelimi kabul eyle!”</strong><a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">Zira kurban kesmek, Allah’tan gayrısının gözetilmediği takva ile birlikte ona nâil olma liyakatine sahiptir. Aynı şekilde ibadetleri, hayatı, ölümü ve kısacası her şeyi âlemlerin Rabbi için olan ve kurban esnasında sırf Allah’ı gözeten bir muttakinin Allah’a nâil olması daha evla ve daha layıktır. İşte bu, haccın bütün ayin ve adabıyla insanlığa göstermek istediği o yüce gayenin ta kendisidir. ‘Haccın esrarı ve semereleri’ başlığı altında bu konuyu daha önce ele almıştık.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - - - - - - - -</strong></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a> Bakara: 196</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a> El Kâfi, c.4, s.542</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><sup><sup>[3]</sup></sup></a> Enfal: 35; bkz. Elinizdeki Kitap, ‘Cahili Tavaf’ başlığı</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><sup><sup>[4]</sup></sup></a> Bihar, c.67, s.275</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><sup><sup>[5]</sup></sup></a> Maide: 2</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><sup><sup>[6]</sup></sup></a> Hac: 37</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><sup><sup>[7]</sup></sup></a> Fatır: 10</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><sup><sup>[8]</sup></sup></a> Et Tevhid, Saduk (ra), s. 279; El Kâfi, c. 1, s. 105; Bihar, c.3, s.327</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><sup><sup>[9]</sup></sup></a> El Kâfi, c.4, s. 498; Vesail, c.14, s.152-153</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Düşünce | İslamî Araştırmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/takva-ehli-bir-hacinin-allahin-dergahina-nail-olmasi</guid>
      <pubDate>Tue, 26 May 2026 11:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/05/takva-ehli-2.jpg" type="image/jpeg" length="27174"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Müminler Arasındaki Derece Farkları]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/muminler-arasindaki-derece-farklari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/muminler-arasindaki-derece-farklari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[“Rabbim benim ilmimi ziyade eyle!” diye yakarmalıdırlar. Durmadan duraksamadan ilerlemeli hiçbir menzil ile yetinmemelidirler. “Oku, yüksel”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p style="text-align:justify">Şu hususa dikkat edilmelidir ki, takva türünden olan melekeler, zihinsel kurgular veya ilineksel nitelikler cinsinden değildirler. Bu hususun kanıtı, Allah Teâlâ’nın bazı müminler hakkındaki şu buyruğudur:</p>

<p style="text-align:center"><strong><i>“Onların kendileri derece derecedirler.”</i></strong><a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>

<p style="text-align:justify">Bu tabir Allah Teâlâ’nın şu buyruğuna göre daha dakiktir:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"><strong><i>“Onların dereceleri vardır.”</i></strong><a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<p style="text-align:justify">Zira birinci cümle, takva ehli içerisindeki seçkinlerle alakalıyken ikinci cümle orta düzeydeki takva sahipleri hakkındadır.</p>

<p style="text-align:justify">Bir diğer kanıt, ‘mukarreb’ sıfatına sahip bir insanın zatının ‘ferahlık’ canının ‘ıtırlı bir gül bahçesi’ ve kalbinin ‘bir nimetler cenneti’ olduğunu bildiren ayettir:</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><i><strong>“Yakın kılınan (mukarreb olanlardan)kimse ise, işte odur esenlik, ıtırlı çiçekler ve bol nimetli cennet!”</strong></i><a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">Allah Teâlâ’nın bu beyanı <i>“Altından nehirler akan cennetler”</i><a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a> tabirine göre daha latif ve zariftir. Zira birinci zümre, ihlâslı kılınmış nadir insanlar iken ikinci zümre, orta düzeydeki ihlâs ehlidir.</p>

<p style="text-align:justify">Bu konu, diğer bazı ayetlerde de göze çarpmaktadır. Örneğin:</p>

<p><strong><i>“Rabbine dönüver, sen razı, O da senden razı olarak. Artık kullarımın arasına gir. Gir, cennetime.”</i></strong><a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a></p>

<p style="text-align:justify">Diğer yandan <i>“Oraya güven içinde, esenlikle girin!”</i><a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a> Ayetine rastlarız ki birinci ayet ikinciye göre çok daha latif ve zarif anlamlar içermektedir. Aynı şekilde “Allah elbette daha hayırlı ve O, daha daim ve bakidir”<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a> ayeti ile “Allah’ın indinde olan daha hayırlı ve bakidir”<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a> ayeti arasında da bu tarz bir münasebet vardır.<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a></p>

<p style="text-align:justify">Elbette bu terakki, tam anlamıyla soyutluk ve tenezzüh makamına erişme ve mukarreb meleklerle aynı mahiyete bürünme anlamında değildir. Zira insan tenezzüh ve teşebbüh vasıflarını bir arada bulunduran bir varoluşa sahiptir. Bu özelliğiyle, aynı anda şu ayetlerin kâmil bir mazharı olabilir:</p>

<p style="text-align:justify"><strong><i>“Takva sahipleri cennetlerde ve ırmaklardadırlar. Güç sahibi hükümdar ve Yüce Allah’ın huzurunda hak meclisindedirler.”</i></strong><a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a></p>

<p style="text-align:justify">Dolayısıyla, insanlardan çok az bir kesim, iki cennete sahiptirler: Biri “Cennetime gir” hitabına konu olan ‘Cennet-i Lika’, diğeri “altından ırmaklar akan cennetler” ayetinde sözü edilen cennet. Cennet,<i> “Güçlü bir hükümdarın nezdinde” </i>olan cennetlerden ibaret değildir. Zira Yüce Allah sarih bir dille şöyle buyurur:</p>

<p style="text-align:justify"><strong><i>“Takva sahipleri cennetlerde ve ırmaklardadırlar.”</i></strong></p>

<p style="text-align:justify">Evet, orta düzeydeki müminler için yalnızca bir cennet vardır: Altından ırmaklar akan cennetler; ama ‘Cennet-i Lika’ onlar için değildir.</p>

<p style="text-align:justify">Cennet mertebeleri, Kur’an’daki ayetler adedincedir.<a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">[11]</a> Her bir cennet arasında da nice mesafeler vardır.<a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title="">[12]</a> Dolayısıyla ‘yüce bir ahlak’ ile donanmak isteyen herkes, ‘yüce bir ahlakın’ mücessem timsali olana; yani Resulullah’a (s.a.a) tabi olup onun izini sürmelidir. O, “Rabbim benim ilmimi ziyade eyle”<a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title="">[13]</a> diye buyurmuşsa eğer, onu hakkıyla takip etmek isteyenlerde<i> “Rabbim benim ilmimi ziyade eyle!” diye yakarmalıdırlar. Durmadan duraksamadan ilerlemeli hiçbir menzil ile yetinmemelidirler. <strong>“Oku, yüksel”</strong></i><a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title="">[14]</a> düsturu mucibince her daim hareket halinde olmalı, bütün engelleri aşmalı ve sadece dümdüz zeminde yürümekle kalmamalıdırlar. “Beni yâd edin; ben de sizi yâd edeyim”<a href="#_ftn15" name="_ftnref15" title="">[15]</a> hitabına muhatap olduğuna göre “Benim size bahşettiğim nimetimi yâd edin” düsturuna imtisal etmekle yetinmemelidirler. Gözlerinin önünde “Bu, Allah’ın has kullarının içip, istedikleri yere akıttıkları bir kaynaktır”<a href="#_ftn16" name="_ftnref16" title="">[16]</a> ayeti celilesi dururken sadece “İyi insanlar ise, kâfur suyu ile hazırlanmış içecek kâselerini yudumlarlar”<a href="#_ftn17" name="_ftnref17" title="">[17]</a> vaadine göz dikmemelidirler. Zira Allah’ın has kullarının içtikleri pınar, saf ve halis iken ‘ebrar’ (iyi insanların) içtikleri pınarlar o halis çeşmelerden taşan feyzin bir miktarına başka şeyler karışmış pınarlardır. O has pınarların kendisi değil! Demek ki ‘ebrar’ için ‘şarab-ı memzuc’ (içinde katkı bulunan içecekler) vaat edilmişken, ‘mukarreb’ kullar için ‘şarab-ı halis’ vaat edilmiştir. Bu nükteyi diğer bazı ayetlerden de anlamak mümkündür:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Onlara karışımında zencefil bulunan kadehler ikram edilir. Bu içecekler, adı Selsebil olan pınardandır.”</i><a href="#_ftn18" name="_ftnref18" title="">[18]</a> Ve <i>“Kendilerine rahik-i mahtum (ağzı mühürlü) saf şaraplardan ikram edilir. Hitamı misktir, içildiğinde sonu mis gibi kokar. İşte yarışacaklarsa insanlar, bu cennet devletine konmak için yarışsınlar! Karışımı tesnîmdendir. Bir çeşme ki mukarreb olanlar ondan içerler.”</i><a href="#_ftn19" name="_ftnref19" title="">[19]</a></p>

<p style="text-align:justify">Bu ayetler, ‘ebrar’a ‘tesnim’in kendisi değil onunla karıştırılmış bir içecek ikram edileceğine işaret buyurmaktadır. Zira ‘şarab-ı halis’ yani ‘tesnim’ mukarreb kulların nasibidir. Mukarreb bir kul, ebrara göre bir üst mertebededirler ve hatta onların ‘kitaplarını’ (amel defterlerini) görür ve şahitlik ederler. Aynı şekilde Resulullah’ın (s.a.a) izinden yürüyen bir insan, “Rableri, onlara tertemiz kılınmış bir şarap ikram etti”<a href="#_ftn20" name="_ftnref20" title="">[20]</a> ayetini gördüğünde, ‘ebrar’ bir yana, artık ‘mukarreb kulların’ yetindikleri mertebe ile dahi yetinmemelidirler. Kur’an-ı Kerim’de sadece bir kez ifade olunan, bir benzeri daha bulunmayan ve Allah’ın ihlâs ehli kullarına lütfunun bir izahı niteliğindeki bu ayetle ilgili birkaç nükteye değinmeye çalışacağız:</p>

<p style="text-align:justify"><strong>1. </strong>Allah’ın saki (ikramda bulunan) konumunda olduğunu gösteren tek yer, bu ayettir: “Rableri onlara ikram eder!” Oysa diğer ayetlerde “İkram olunurlar” tabiri kullanılır.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>2.</strong> Söz konusu içecek için ayette bir kadeh, piyale ya da herhangi bir kaptan söz edilmemiştir. Zira hiçbir kap onu içine sığdıramaz. Zira sakisinin Allah olduğu bir içecek için hiçbir sınır, miktar ve ölçü öngörülemez. Fakat diğer ayetlerde sözü edilen içecekler için aynı zamanda bir kaptan da bahsedilmiştir.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>3.</strong> Bu içecek için, bir pınar ya da kaynak gösterilmemiştir. Fakat ebrar ve mukarreb kullar için vaat edilen diğer içecekler için bir pınar ve kaynaktan söz edilmiştir.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>4.</strong> Bu içecek, diğer içeceklere isnat edilmeyen bir vasıfla nitelendirilmiştir; ‘tahur’ (tertemiz) sıfatı. Kendisi de bizzat bu içeceğin lezzetini tatmış olan İmam Sadık (a.s) bu tabirin tefsirinde şöyle buyurur:</p>

<p style="text-align:center"><i>“Yani bu içecek onları, Allah’ın dışındaki her şeyden arındırır!”</i><a href="#_ftn21" name="_ftnref21" title="">[21]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - - - - - - -</strong></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a> Al-i İmran: 163</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a> Enfal: 4</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><sup><sup>[3]</sup></sup></a> Vakıa: 88-89</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><sup><sup>[4]</sup></sup></a> Bakara: 25</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><sup><sup>[5]</sup></sup></a> Fecr: 29-30</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><sup><sup>[6]</sup></sup></a> Hicr: 46</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><sup><sup>[7]</sup></sup></a> Taha: 73</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><sup><sup>[8]</sup></sup></a> Kasas: 60</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><sup><sup>[9]</sup></sup></a> El Futuhatu’l Mekkiyye, c.10, s.194</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><sup><sup>[10]</sup></sup></a> Kamer: 54-55</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title=""><sup><sup>[11]</sup></sup></a> El Kâfi, c.2, s. 606, 10. Hadis</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title=""><sup><sup>[12]</sup></sup></a> Vesail, c.6, s.460-461; c. 8, s. 288; Bihar, c. 8, s. 89 ve 170-179</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title=""><sup><sup>[13]</sup></sup></a> Taha: 114</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title=""><sup><sup>[14]</sup></sup></a> El Kâfi, c.2, s. 606</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref15" name="_ftn15" title=""><sup><sup>[15]</sup></sup></a> Bakara: 152</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref16" name="_ftn16" title=""><sup><sup>[16]</sup></sup></a> İnsan: 6</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref17" name="_ftn17" title=""><sup><sup>[17]</sup></sup></a> İnsan: 5</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref18" name="_ftn18" title=""><sup><sup>[18]</sup></sup></a> İnsan: 17-18</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref19" name="_ftn19" title=""><sup><sup>[19]</sup></sup></a> Mutaffifin: 25-28</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref20" name="_ftn20" title=""><sup><sup>[20]</sup></sup></a> İnsan: 21</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref21" name="_ftn21" title=""><sup><sup>[21]</sup></sup></a> Mecma’ul Beyan, c.9-10, s.623</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Düşünce | İslamî Araştırmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/muminler-arasindaki-derece-farklari</guid>
      <pubDate>Fri, 22 May 2026 22:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/05/mumin-2-1.jpg" type="image/jpeg" length="65964"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şems’in Kimyagerliği]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/semsin-kimyagerligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/semsin-kimyagerligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kim bilir… Belki Kimya’nın içinde kanatlanan o kuşlar da Şems’e değil; ilk kez gerçekten hissedebildiği kendine uçuyordu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<h5 style="text-align:right"><strong>Songül Can Ülbeği</strong></h5>

<h5 style="text-align:justify"></h5>

<p style="text-align:justify"></p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify">İnsan, bir insanın varlığıyla kendi kalbinin sesini yeniden duyabilir miydi?</p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">İnsan, bir insanın varlığıyla kendi kalbinin sesini yeniden duyabilir miydi?</p>

<p style="text-align:justify">Kimya Hatun, Şems’i gördüğü vakit içindeki bütün kuşların aynı anda kanatlanıyormuş gibi oluşunu nasıl açıklayabilirdi? İnsan bazen birine bakınca neden sebepsiz yere içini toparlamak isterdi?</p>

<p style="text-align:justify">Şems’in sesi nasıldı acaba… Bir nehir gibi mi akıyordu, yoksa gece vakti uzaktan gelen bir ney sesi gibi mi dokunuyordu insanın içine? Neden onun konuştuğu yerde zaman biraz yavaşlıyor gibiydi? Neden insanlar onu dinlerken yalnız kulaklarıyla değil, yaralarıyla da dinliyordu?</p>

<p style="text-align:justify">Nasıl bir dilnişin sesti bu? İnsan işittikçe yalnız kulağıyla değil, kalbinin en tenha yeriyle dinliyordu onu.</p>

<p style="text-align:justify">Ama ne gariptir… Bu çözülüş yalnızca hüzün getirmiyordu. İnce, utangaç bir sevinç de bırakıyordu insanın içine. Uzun zamandır unutulmuş bir çocukluk gibi… Sabah erken saatlerde açan bir gül gibi… Kimsenin bilmediği bir iç tebessümü gibi…</p>

<p style="text-align:justify">Şems kimdi ki, bir bakışıyla insanın içindeki yıllanmış hüznü inceltebiliyordu? Kimdi ki, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî gibi koskoca bir gönlü bile yeniden çiçeklendirebiliyordu? Nasıl bir sır taşıyordu ki kalbinde, yanında duran herkes kendi içine daha derin bakmaya başlıyordu?</p>

<p style="text-align:justify">Belki de çaydan yükselen buhar, taş avludan geçen serinlik, akşamüstü kandillerinin mahzun ışığı… onun yanında başka bir dile dönüşüyordu. Her şey daha şiirli, daha açık, daha görünür oluyordu.</p>

<p style="text-align:justify">Belki onların hikâyesi tam da bu yüzden bu kadar derindi. Birbirine kavuşmaktan çok, birbirinin ruhunda iz bırakmanın hikâyesiydi bu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Şems biraz ateşti. Kimya biraz bahar. Ve ateş bazen baharı yakmaz; onu daha görünür kılar.</p>

<p style="text-align:justify">Şems kimdi ki, bir insanın içine aynı anda hem kıyamet hem bahar indirebiliyordu?</p>

<p style="text-align:justify">Ve Kimya Hatun… Ah Kimya… Sen kimdin ki, böylesine yakıcı bir hakikatin gölgesinde bile kalbin çiçek açabiliyordu?</p>

<p style="text-align:justify">Bu muhabbete insan hem yanıyor hem diriliyordu; hem eksiliyor hem çoğalıyordu.</p>

<p style="text-align:justify">Kim bilir... Çünkü insan bazen birinin varlığıyla bütün âlemi yeniden görmeye başlar. Şems kimdi gerçekten… Neden bir tek bakışı insanın ömrüne dönüşebiliyordu? Neden onun sesi sustuktan sonra bile insanın içinde yankılanmaya devam ediyordu? O ses ki, gecenin en tenha saatlerinde bile insanın içine umut bırakan bir dilnişinlikti.</p>

<p style="text-align:justify">Ve belki de bütün mesele buydu…</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify">Kim bilir… Belki Kimya’nın içinde kanatlanan o kuşlar da Şems’e değil; ilk kez gerçekten hissedebildiği kendine uçuyordu. Sîmurg misali..</p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify">Bu metne sesiyle yoldaşlık eden <i>"Arman Garshasbi - Benshin Tamashayat konam"</i> ezgisine minnetle…</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Düşünce | İslamî Araştırmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/semsin-kimyagerligi</guid>
      <pubDate>Fri, 22 May 2026 16:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/05/basliksiz-1478.jpg" type="image/jpeg" length="69595"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şeytan Taşlama ve Tarihçesi]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/seytan-taslama-v</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/seytan-taslama-v" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Şeytan taşlamak, İslam’dan önce de biliniyor, uygulanıyor ve Hz. İbrahim’in (a.s) miras bıraktığı menâsik kapsamında ele alınıyordu..]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Şeytan Taşlama</strong></p>

<p style="text-align:justify">Bitkiler, hayvanlar, insanlar ve diğer bütün varlıklar doğal olarak kendileriyle uyumlu olmayan her şeyi def edip iterken kendileri için münasip buldukları her şeyi cezb eder ve çekerler. İtme ve çekme, doğal âlemde ve normal insanî hayatta bazen şehvet ve gazap, bazen düşmanlık ve sevgi ve bazı durumlarda da arzulamak ve nefret etmek ikilemleri arasında cereyan eder. Ancak müminler için bu ikilem, bütün bu ikilemlerin en saf hali; yani tevelli ve teberri şeklinde tecelli bulur. Mina’da gecelediği saatler daha ziyade cezb ve tevellinin zuhuruna şahit olurken, gündüz vaktine girildiğinde hac ibadetinin def ve teberri boyutu ön plana çıkar.</p>

<p style="text-align:justify">Tıpkı Yüce Rabbimizin kurbanlıklarla ilgili: <i>“Onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır; fakat ona sadece sizin takvanız ulaşır”</i><a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a> buyruğunda da olduğu gibi teberrinin hacdaki mazharı; yani şeytan taşlamanın asıl mahiyeti çakıl taşları ile şeytanı kovup uzaklaştırmak değildir. Bilakis insanî ve cinnî şeytanları bizlerden uzaklaştıran, yüreğimizde beslediğimiz öfkedir. İşte bu duygu, bizleri bütün iç ve dış şeytanlıklardan muhafaza eder ve korur.</p>

<p style="text-align:justify">Şeytan taşlamakla ilgili şu hususa dikkat edilmelidir ki, ne o cemreler şeytandır ne de çakıl taşlarıyla onu hedef almak şeytanı taşlamaktır. Zira şeytan taşlamak, câhiliye döneminde de vardı. Hatta günümüzde dahi kendileri bizzat insanî şeytan olan bazıları da şeytan taşlamaktadırlar. Çok açık olsa gerektir ki, şeytan asla yedi adet taş atmakla kovulamaz. Onu kovmanın ve onun kötülüklerinden güvende kalmanın yegâne yolu, Allah’ın dergâhına istiaze etmek ve Allah’a sığınmaktır.</p>

<p style="text-align:center"><strong><i>“Eğer şeytanın fitlemesi seni dürterse hemen Allah’a sığın.”</i></strong><a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Bu ayet mucibince, her daim iç, dış, insanî ve cinnî şeytanların saldırısına maruz kalan insanoğlu, bu saldırılar esnasında Allah’a sığınmak zorundadır. Tabi ki sırf<i> “Euzu billahi mine’ş şeytani’r recim” </i>demek yeterli değildir. Dil ile ifade olunan istiaze, her ne kadar bizzat ibadet sayılsa da, semere ve sonucu yine lafız ve söz düzeyinde kalır. Bu, tıpkı dış düşmanlar saldırıya geçtiklerinde, birisinin tehlike alarmını çalması ve bu alarmı duyanların meydanın ortasında<i> “evet, biz sığınağa girmeliyiz!”</i> diye durup kalmalarına benzer. Sırf bu cümleyi dile getirmiş olmak, güvenli bir sığınağa girildiği anlamına gelmez. Zira bu durumda yapılması gereken tek iş sığınağın içine girmektir. Günaha heveslenmek ve meyletmek, bir tehlike alarmıdır. Bu tehlikenin zararlarından korunmak için Allah’tan başka sığınacak hiçbir yeri bulunmayanlar ona koşup sığınmalıdırlar.</p>

<p style="text-align:center"><i>“Ondan gayri sığınak bulman da mümkün değildir.”</i><a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>

<p style="text-align:justify">İşin hakikati şu ki, insanoğlu melekleşmeden, şeytan onun yaşam alanından çıkıp gitmez ve o, onun şeytanlıklarından güvende kalamaz. Hac, melek ahlakına bürünebilmek için en uygun zemindir. Özellikle de şeytan taşlamak ki bütünüyle her tür şeytanlık ve kötülükten teberri ve uzak olmayı sembolize etmektedir.</p>

<p style="text-align:justify">Sözün özü, cemreleri taşlamak, hem içimizdeki şeytanı taşlamak hem de dışımızdaki insanî ve cinnî şeytanları kovma girişiminin temsili bir ifadesidir. Demek ki kendisi bizzat insanî şeytanlar zümresinden sayılan bir insan, asla gerçek anlamıyla teberri ve şeytan taşlama liyakatine erişecek bir güce erişemez. Aynı şekilde şeytan eğer bir insanın yol arkadaşı olmuşsa, bu insanın şeytanı yani her daim beraber olduğu yoldaşını kovması düşünülemez bile.</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Her kim Rahman’ın zikrinden körlük edip görmemezlikten gelirse biz ona bir şeytan musallat ederiz ve artık o ona arkadaş olur.”</i><a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong><i>“Şeytan kimin arkadaşı olursa, artık o arkadaşların en kötüsüne düşmüş demektir.”</i></strong><a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">Allah’ın yâdı ve zikrinden gâfil kalan bir kimsenin cezası, Allah’ın onu, şeytana arkadaş kılmasıdır. Şeytan ile arkadaş ve yoldaş olan biri ise, çok kötü bir arkadaşa müptela olmuş demektir. Böyle birinin aynı zamanda arkadaşını taşlayabileceği düşünülebilir mi? Şeytan taşlamanın esrarına vakıf olamamış birinin bu ameli abes ve yaptığı hac da nakıstır.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Şeytan Taşlamanın Tarihçesi</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>1. </strong>Şeytan taşlamak, İslam’dan önce de biliniyor, uygulanıyor ve Hz. İbrahim’in (a.s) miras bıraktığı menâsik kapsamında ele alınıyordu. Denildiğine göre, Hz. Mesih (a.s) bir gün bir incir yemek istedi ve incir ağacının yanına gitti. Ağacı meyvesiz bulunca da ona lanet etti. O günden sonra Hıristiyanlar, o lanetli ağacın bulunduğu mekânı taşlarlar. Matta İncilinin Ishah Babı 19. ayet bu konuya işaret eder.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>2. </strong>Arap geleneğinde, bir insan özel bir suç dolayısıyla gazaba uğradığında diri ya da ölü recmedilirdi. Bu doğrultuda, Ebrehe’nin ordusuna komutanlık eden ve Mekke’ye varmadan önce ölen Ebu Regal’in kabrini taşlarlardı. Yine bu anlamda Farazdak’ın meşhur rakibi Cerir’den şu kıta nakledilir:</p>

<p style="text-align:center"><i>Farazdak ölürse eğer, onu recmedin<br />
Tıpkı Ebu Regal’in kabrini taşladığınız gibi</i><a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - - - - - - - -</strong></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a> Hac: 37</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a> A’raf: 200</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><sup><sup>[3]</sup></sup></a> Kehf: 27</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><sup><sup>[4]</sup></sup></a> Zuhruf: 36</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><sup><sup>[5]</sup></sup></a> Nisa: 38</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><sup><sup>[6]</sup></sup></a> Bkz. Dairetu’l Maarif-i El Karni’l İşrin, c.9, s.464-465</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Düşünce | İslamî Araştırmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/seytan-taslama-v</guid>
      <pubDate>Wed, 20 May 2026 17:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/05/seytantaslama-1.jpg" type="image/jpeg" length="20971"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ayetullah Hamaneî'nin Türkçeye Tercüme Edilen Tüm Kitapları]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/ayetullah-hamaneinin-turkceye-tercume-edilen-tum-kitaplari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/ayetullah-hamaneinin-turkceye-tercume-edilen-tum-kitaplari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kevser Yayınları / İstanbul]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p></p>

<p>Kevser Yayınları Şehid Ayetullah Seyyid Ali Hamaneî ait tercüme eserleri siz değerli okuyucuları ile buluşturuyor.</p>

<p></p>

<p></p>

<p>1992 yılında yayın hayatına başlayan Kevser Yayınları, kurulduğu günden bugüne kadar yapmış olduğu kitap, tercüme, CD, dergi gibi çalışmalarda Ehl-i Beyt ekolünü vizyon edinmiştir.</p>

<p></p>

<p>Şehid Ayetullah Seyyid Ali Hamaneî'nin Türkçeye tercüme edilen tüm kitaplarına buradan ulaşabilirsiniz:</p>

<p></p>

<p style="text-align:center"><strong><a href="https://www.kevseryayincilik.com/ayetullah-hamanei" rel="nofollow">https://www.kevseryayincilik.com/ayetullah-hamanei</a></strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:center"></p>

<p><strong>Ehlader HABER</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Ehla-Der Haber</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/ayetullah-hamaneinin-turkceye-tercume-edilen-tum-kitaplari</guid>
      <pubDate>Wed, 20 May 2026 16:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/05/kvseryay-1.jpg" type="image/jpeg" length="47286"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Göğe Yazılmış İzdivaç]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/goge-yazilmis-izdivac</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/goge-yazilmis-izdivac" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[O hane dünya nimetleri bakımından sade idi; fakat göğün rahmeti oradan eksik olmamıştı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" height="402" src="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/05/whatsapp-image-2026-05-19-at-125407.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="640" /></p>

<p style="text-align:center"></p>

<p style="text-align:center"></p>

<h5 style="text-align:right"><strong>Songül Can Ülbeği</strong></h5>

<h5 style="text-align:right"></h5>

<p style="text-align:justify">Bu çizime bakınca insanın içine hüzünle karışık derin bir sükûnet doluyor. Sanki bulutların arasından birbirine uzanan o iki el, yalnızca mazide kalmış bir kavuşmayı değil; çağları aşarak hâlâ yaşayan bir hakikati haber veriyordu. O ellerin arasında açan çiçekler ise bu kutlu izdivacın ardından insanlığa kalan rahmetin, zarafetin ve bereketin sessizlik içindeki yankısı gibiydi.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Çünkü o birliktelikten geriye yalnızca bir soy kalmamıştı; sabır kalmıştı, sadakat kalmıştı, merhamet ve vakar kalmıştı. İnsanı ayakta tutan en derin hasletler, o hanenin gölgesinden çağlara taşmıştı. Bu öyle mukaddes bir emanetti ki insan onu düşündükçe sevginin yalnızca kalpte hissedilen geçici bir meyil olmadığını; ruhun omuzlarında taşınan ağır ve ilahî bir mesuliyet olduğunu idrak ediyordu.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">İnsan bazen kendine sormadan edemiyordu: Bir hane nasıl olur da asırlar sonra bile gönülleri muhabbetiyle diriltirdi? Bir sevgi nasıl olur da zaman eskirken eskimezdi?</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Belki de bunun sırrı, o muhabbetin içinde dünyanın hoyratlığının bulunmamasındaydı. Çünkü orada kalbi incelten bir edep, insanı derinleştiren bir teslimiyet vardı. Sevgi yalnızca bir his değil; bir ahlâk, bir vakar ve birlikte Allah’a yürüyen iki ruhun sessiz ahdi idi.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Onların sevgisi yeryüzünde başlamıştı; fakat semaya ait bir taraf taşıyordu. Sanki gökten inmiş bir nur gibi insan kalbine değiyor, sonra yeniden göğe yükseliyordu. Ancak böyle bir muhabbet çağların üzerinden silinmeyecek izler bırakabilirdi. Bulutların arasından birbirine uzanan o eller ne kadar sade çizilmiş olsa da içinde tarifsiz bir mana taşıyordu: bir tarafta Ali’nin vakarı, heybeti ve adaleti; diğer tarafta Fatıma’nın inceliği, sabrı ve zarafeti vardı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Ve tam ortalarında açan çiçekler… Sanki bu muhabbetin yeryüzüne bıraktığı rahmetin sessiz şahidi değil; asırlardır dinmeyen duası gibiydi.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong>O hane dünya nimetleri bakımından sade idi; fakat göğün rahmeti oradan eksik olmamıştı. </strong></p>

<p style="text-align:justify">Maddî yoklukların içinde manevî bir saltanat saklıydı. Sessizliklerinin içinde bile bereket türünden bir feryat saklıydı. Çünkü bazı haneler yalnızca içinde yaşayan insanları değil, kendilerinden sonra gelecek bütün kalpleri de terbiye ederdi.</p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Kökleri toprağın altında saklı kalan bir ağacın sesi duyulmazdı; fakat gölgesi asırlar boyunca insanların üzerine düşerdi. Onların sevgisi de böyleydi: sessizdi, gösterişsizdi; ama zamanın üzerine mühür vuracak kadar derin, sarsılmaz ve hakikatliydi.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Asırlar geçmiş, şehirler yıkılmış, çağların yüzü değişmişti… Fakat o muhabbetin yeryüzüne bıraktığı rahmet gönüllerin üzerinden çekilmemişti. Çünkü bazı sevgiler fânî değildi. Bazı muhabbetler yalnızca iki insanı değil; çağların ruhunu da güzelleştirirdi.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Ve belki de bu yüzden, gökyüzü hâlâ o nikâhın hatırasını taşır gibiydi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/goge-yazilmis-izdivac</guid>
      <pubDate>Wed, 20 May 2026 12:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/05/izdivajz-1.jpg" type="image/jpeg" length="18293"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Aile İlişkileri ve İnatlaşma]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/aile-iliskileri-ve-inatlasma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/aile-iliskileri-ve-inatlasma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA['Secde etmiyorum. Çünkü ben ateşten insan da topraktan yaratıldı.']]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p></p>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Aile ilişkileri</strong></p>

<p></p>

<p style="text-align:justify">Aile ilişkilerinde kadınların ve erkeklerin üstlenmesi gereken görevler ve her iki tarafın sakınıp, uzak durması gereken şeyler vardır.</p>

<p style="text-align:justify"></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Bu konu sadece karı-koca ilişkilerinde değil, arkadaş ilişkilerinde, ebeveyn-çocuk ilişkilerinde, iş ilişkilerinde dikkat edilmesi gereken hususlardandır. İlişkilerimizde pürüzlerin, anlaşmazlıkların ortadan kalkması ve huzur ortamı oluşması için bu hususlara dikkat etmeliyiz.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">İkili ilişkilerde yapılması gerekenler örneğin; vefa, sadakat, ihtiram, anlayış ve yapılmaması gereken işler vardır. Ailenin huzuru için bazı şeylerden sakınmak gerekir çünkü karı-koca arasındaki ihtilaflar çocukların evden ve ebeveynlerinden uzaklaşmasına sebep olur.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">İslâm ahlakıyla yoğrulmamış evliliklerde zorluk ve sıkıntılar baş gösterir. Eşler ve çocuklar dinden uzaklaşıp mutsuz bir hayatı yaşamak zorunda kalırlar.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Uzak durulması gereken şeyler.</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>1- Bahane Aramak</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Bahane aramak ve inatçılık en önemli sorunlardan birisidir. İhtilafların birçoğu geçerli sebebi olmayan çocukça inatlaşma ve bahane aramaktan kaynaklanmaktadır. Peygamber Efendimiz (s.a.a) buyurur ki:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><i>"Hayır işleri adet edinin, inatta şer vardır."</i></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">İnsan iyi amelleri adet edinmeli ve onda kararlı olmalıdır. Namazı fazilet vaktinde kılmak için ısrarcı olmak, yalan söylememek için ısrarcı davranmak, kötü söz söylememek için ısrar etmek iyi amellerdendir ve ısrarla iyi amel yapmaya çalışmak çok faziletli, doğru bir iştir. Fakat insan mantık dışı bir konuda ısrar edip, bahane arar ve kötü bahanelerle ailesini huzursuz ederse inat etmiş olur.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">İmam Sadık (as) şöyle buyurmuştur:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><i>Mümin kimsede şu altı haslet bulunmaz.</i></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>1- </strong>Yersiz şeylerde katı kurallı olmak; Bazı aileler çok sert ve katı oldukları için çocuklarına şiddet uygularlar. Ebeveyn ve çocuklar sürekli bir çatışma halindedir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>2- </strong>Başarısızlık; Yani faydasız olmak. 'نكد' Kuran'da geçmiştir. Hiç bir işe yaramayan ve kimseye faydası olmayan yer anlamındadır. Mümin kişi faydasız olmamalıdır. Hem kendine hem başkalarına hayrı dokunmalıdır.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>3- </strong>Bahane üretmek; Mümin de olmaması gereken hasletlerden bir diğeri bahane üretmek ve inat etmektir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>4-</strong> Yalan söylemek.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>5-</strong> Kıskançlık.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>6- </strong>Eziyet etmek.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Bu hasletlerin en kötüsü boş ve gereksiz şeyler için inat etmektir. İnat Şeytan'ın huylarındandır. Çünkü Şeytan, Allah-u Teâlâ’ya karşı bahane üretti ve dedi ki; <i>'Secde etmiyorum. Çünkü ben ateşten insan da topraktan yaratıldı.'</i></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Sonuçta Allah’ı kabul ediyor ve O'na itaat ediyorsan O secdeye ermeni emrediyor. O, insanda bir cevher görmüşken; sen neden karşı çıkıyorsun? Bilmez misin ki inat iblis'in sıfatlarından ve Şeytan'ın özelliklerindendir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Hz. Ali (a.s): <i>"İnat bütün kötülüklerin kaynağıdır."</i> buyurur.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Musa Kavmi'nin Bahanesi</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Hz. Musa, kavminin bir sorunuyla karşılaştı. Bir şahıs öldürülmüş fakat katilinin kim olduğu bulunamamıştı. Hz. Musa'ya katili nasıl buluruz diye sordular. Allah, Musa peygambere vahiy etti; <i>"Bir ineği öldürün, onun etinden bir parçayı ölünün bedenine sürün ve ölen kişinin tekrar dirilmesini bekleyin."</i></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Musa zamanında faili meçhul bir cinayet meydana gelmişti. Birbirlerini, öldürmekle suçlamışlar ve aralarında hüküm vermek üzere olayı Hz. Musa'ya götürmüşlerdi.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Yüce Allah, gözle görülür maddi bir mucize yolu ile katilin kim olduğunu göstermek istemiş ve Hz. Musa'ya sıradan bir inek kesmeleri gerektiğini iletmesini emretmişti. Herhangi bir ineği alıp kesselerdi emri yerine getirmiş olacaklardı. Ama bu kavim inat ederek ve bahane üreterek ineği kesmek istemediler.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Hz. Musa'ya ineğin yaşını sordular. O da küçük veya büyük olmayıp orta yaşlı olduğunu söyledi.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Rengini sordular. Parlak, sarı renkli ve görenlerin içini açan bir inek olduğunu belirtti.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Ne yaptığını sordular. Sahipleri tarafından sevildiğini, çifteye koşulmadığını ve ekin sulamadığını söyledi. Sonunda ineği kestiler. Onların bu inadı ineği çok pahalıya almalarına sebep oldu.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Sonra, Hz. Musa, kesilen ineğin vücudundan bir parça ile öldürülmüş adama vurmalarını emretti, onlar da vurdular. Ardınca Allah, öldürülen adamı tekrar diriltti, ona ruh verdi ve adam da; 'Beni falan kişi öldürdü!' diyerek katili söyledikten sonra tekrar öldü. Tüm bu olanları da İsrailoğulları şaşkın bakışlarla ve dehşetle izlediler. Ama bitmemişti; onların bahane ve zorluk çıkararak inat etmeleri sonucunda Allah-u Teâlâ, onlara kırk yıl avare bir hayat yaşattı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/aile-iliskileri-ve-inatlasma</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 17:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/05/inadz-1.jpg" type="image/jpeg" length="27758"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İhram Halinde Haram Olan İşler]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/ihram-halinde-haram-olan-isler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/ihram-halinde-haram-olan-isler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İhram süreci, sayısız semereleriyle insan kimliğinin şekillenmesinde çok köklü bir rol oynar..]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>İhram Halinde Haram Olan İşler</strong></p>

<p style="text-align:justify">Hac, özel bir takım ayinler zincirinden ibaret belirli bir intizam ve disiplin ile yerine getirilen bir ibadettir. Bu zincirin her bir halkası tek başına dikkate şayan özellikler içerir. Namaz esnasında ‘ihram tekbiri’ ile ibadetin ruhuyla bağdaşmayan birçok iş haram oluyor ve namazın son selamı ile birlikte yeniden helal oluyorsa; yine nasıl oruç niyeti ve tan yerinin ağarmasıyla birlikte bu ilâhî imtihanın ruhuyla bağdaşmayan işler oruçlu kişiye haram oluyor ve gün batımı ile birlikte yeniden helal oluyorsa, aynı şekilde hac ve umrede de ihrama bürünüp<i> ‘lebbeyk’</i> dedikten sonra, terk edilmesiyle kulluk bilincini takviye eden ve ilâhî imtihanın ruhuyla bağdaşmayan birçok şey haram olur.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a> Böylece bütün ihram süreci, kulluk bilincinin en zirvede temsil olunduğu bir süreç haline dönüşür.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a> Hac merasimi sona erdikten ve ‘tahlil’ aşamasına gelindikten sonra ise, ihram elbisesinden çıkılır ve ihramlı şahıs için haram sayılan her şey helal hükmünü kazanır.</p>

<p style="text-align:justify">İhram ve bu amele dair ahkâma riayet etmek, insanın ruhunu bütün kayıtlardan özgürleştirir, bütün şehvet ve gazap girdaplarından kurtarır. Bu amel beyinleri bütün batıl fikirlerden arındırır ve kalpleri bütün ham arzulardan temizler. Zira ruhun kararması ve kalplerin paslanmasına yol açan bütün ameller İhram esnasında haram kılınmıştır. Böylece insanın, pak bir ruh ve temiz bir kalple bütün karanlıklar ve paslardan arındırılmış bir<i> “Beyt’i”</i> tavaf edebilme liyakatine erişmesi amaçlanmıştır.</p>

<p style="text-align:justify">Maksat şu ki, Yüce Rabbimiz, teşri’ âlemiyle tekvin âlemi arasında bir ahenk bütünlüğü yaratmak gayesiyle iki mukaddes insan, iki peygamber (a.s) mimarlığı aracılığıyla mukaddes bir mekân inşa etmiştir. Birçok peygamberin tavafgâhı olan ve aynı zamanda birçok peygamberin öldüğü ve toprağa gömüldüğü bu mekânı, emniyetli bir yer kılmıştır. Sonuç olarak mümin kullarını bütün aidiyetlerden ve çirkinliklerden arındırmak maksadıyla bu ekin bitmez, ürün yeşermez ve hiçbir yaşam emaresi taşımayan bu coğrafyada imtihana tabi tutmuştur. Oysaki yine Rabbimizin yarattığı nice güzel ve mutedil coğrafyalar daha vardır ki oralarda iklim müsait ve yaz ve kış ayları arasındaki sıcaklık oranı gayet orantılıdır. Eğer Beytullah bu coğrafyalardan birinde inşa olunacak olsaydı, daha ziyade refah ehli için bir tatil yeri olurdu; mahrum ve mustazaflar için bir sığınak değil. Bu itibarla özellikle bu coğrafyayı seçmiştir ki kulları, ilâhî rızaya mazhar bir riyazet, ihram esnasındaki yasaklar ve hac ve umre esnasındaki özel ahkâm vesilesiyle bütün çirkeflerden arınıp bütün aidiyetlerden kurtulabilsinler.</p>

<p style="text-align:justify">Bu söz konusu imtihanın bir örneği güzel koku kullanma yasağıdır. Oysaki ihram halinde yasak olan bu amel, normal şartlarda teşvik olunur ve faziletli ameller içerisinde addolunur. Tabi Rabbimiz bu ameli sadece yasaklamakla kalmaz aynı zamanda hac ve umre amellerini yerine getirirken kötü kokan insanlarla muaşeret esnasında ya da kurban kesilen yerlerden geçerken ortalığa yayılan kötü kokular karşısında burnu tutmak ve bu kokulardan kurtulmak için başka bir iş yapmayı da haram kılmıştır. Bu tür yasaklar, insandaki enaniyeti kırmak ve ruhlarda yer etmiş kendini beğenmişlik ve kibri ayaklar altına almak gayesini taşır. Dolayısıyla, hac ve umre vazifesini yerine getirmiş bir insan nihayetinde Hakk’ın arınmış ve faziletlere bürünmüş bir kulu düzeyine yükselir.</p>

<p style="text-align:justify">İlahi imtihanın bir diğer örneği, avlanma yasağıdır. Zira bir yandan <i><strong>“İhramlı iken av hayvanlarını öldürmeyin”</strong></i><a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a> buyruğuyla sahra hayvanlarını avlamak ihramlı kişilere yasaklanırken, diğer yandan deniz hayvanları dışındaki bütün hayvanlar örneğin ceylanlar, güvercinler ve sair av hayvanları bu mevsimde ihram halindeki insanların çevresinde dolanmaya başlarlar. Maksat, kimin bu ilâhî imtihana takat yetiremeyeceği ve kimin bu ilâhî farizadan yüzünün akıyla çıkacağını göstermektir.</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong>“Allah sizi ellerinizin ve mızraklarınızın erişeceği bir avlanma ile (onu yasak ederek) imtihan eder.”</strong><a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">Hürriyet âbidesi ve özgürlük yörüngesi çevresinde yer almak isteyen ihramlı mümin, harem bölgesinde yer alan hiçbir canlıyı esir etme, yakalanması için yardımcı olma, av hayvanını kovalama ya da avcıya yol gösterme hakkına sahip değildir. Zira bu işlerin hiçbiri özgürlük arzusu taşıyan bir yürekle bağdaşmaz. İnsan tam anlamıyla özgürleşmedikçe de özgürlük anıtını tavaf etme salahiyetine erişemez.</p>

<p style="text-align:justify">Bu terbiye sistemi, bir İslam toplumunun oluşumunda öylesine etkili olmuştur ki daha düne kadar vahşi cahiliye döneminde iken bir kertenkeleden dahi vazgeçmeyen ve onu yemek için birbiriyle yarışan insanlar, şimdi artık İslami medeniyetin gölgesinde ilâhî vahyin fermanına boyun eğerek bütün arzularına gem vurmayı başarmış hatta taptaze ceylanları dahi avlamayacak bir düzeye yükselmişlerdi.</p>

<p style="text-align:justify">İhram süreci, sayısız semereleriyle insan kimliğinin şekillenmesinde çok köklü bir rol oynar. Bu semere, apaçık görülebilecek bir keyfiyet ile hac ve ziyarete inanan ve gereklerine bağlı olan bir toplum hüviyetinde zuhur bulmuştur.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - - - - - - - - -</strong></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a> Mükelleflerin cinsiyeti açısından İhram esnasında haram olan şeyler üç kısma ayrılır:</p>

<p style="text-align:justify"><strong>a) </strong>Erkek ve kadınlar arasında müşterek haramlar:</p>

<p style="text-align:justify">1- Kendi ya da ihramlı olsun olmasın bir başkasının bedendeki kılları yolmak.</p>

<p style="text-align:justify">2- Bedenden kan çıkarmak.</p>

<p style="text-align:justify">3- Tırnak kesmek.</p>

<p style="text-align:justify">4- Diş çekmek</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">5- Harem’deki bitki ya da otları yolmak</p>

<p style="text-align:justify">6- Zaruret hali dışında silah taşımak</p>

<p style="text-align:justify">7- Avlanmak (korkulacak durumlar dışında)</p>

<p style="text-align:justify">8- Güzel koku kullanmak</p>

<p style="text-align:justify">9- Sürme çekmek</p>

<p style="text-align:justify">10- Aynaya bakmak</p>

<p style="text-align:justify">11- Tartışmak</p>

<p style="text-align:justify">12- Vücudu yağlamak</p>

<p style="text-align:justify">13- Daimi ya da geçici nikâh ve nikâh şahitliği</p>

<p style="text-align:justify">14- Mastürbasyon</p>

<p style="text-align:justify">15- Şehvetle bakmak, öpüşmek, cinsi münasebet ve benzeri cinsel zevkler</p>

<p style="text-align:justify">16- Süslenmek maksadıyla yüzük takmak ve kına yakmak</p>

<p style="text-align:justify">17- Yalan, övünmek-kibirlenmek, küfürleşmek ve benzeri fısk sayılan ameller</p>

<p style="text-align:justify">18- Bedende bulunan haşereleri öldürmek ya da herhangi bir şekilde izale etmek.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>b) </strong>Erkeklere özgü haramlar:</p>

<p style="text-align:justify">1- Başı örtmek</p>

<p style="text-align:justify">2- Gölgeli yerlerde hareket etmek</p>

<p style="text-align:justify">3- Dikişli elbise giyinmek</p>

<p style="text-align:justify">4- Ayağın üst kısmını tamamen kapatan ayakkabı ya da çorap giyinmek.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>c) </strong>Kadınlara özgü haramlar:</p>

<p style="text-align:justify">1- Yüzü kapatmak</p>

<p style="text-align:justify">2- Süslenmek maksadıyla süs eşyası takınmak.</p>

<p style="text-align:justify">Bu yirmi dört maddelik haram işlerin ayrıntılı açıklaması ve riayet edilmemesi durumunda her biri için öngörülen kefaretlerle ilgili Hac menasiki ile ilgili kitaplara başvurmak gerekir.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a> Nehcu’l Belağa, 192. Hutbe (Kasıa Hutbesi)</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><sup><sup>[3]</sup></sup></a> Maide: 95</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><sup><sup>[4]</sup></sup></a> Maide: 94</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Fıkıh | Ahkam</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/ihram-halinde-haram-olan-isler</guid>
      <pubDate>Wed, 13 May 2026 20:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/05/ihramiz-1.jpg" type="image/jpeg" length="12083"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İnsanların Tövbe Hakkında Farklı Tutumları]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/insanlarin-tovbe-hakkinda-farkli-tutumlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/insanlarin-tovbe-hakkinda-farkli-tutumlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İçinizdeki en iyi insanlar, günah yaptıktan sonra tövbe edenlerdir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>İnsanların Tövbe Hakkında Farklı Tutumları</strong></p>

<p style="text-align:justify">Tövbe kapısını aralayan insanları birkaç bölüme ayırabiliriz:</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Birinci bölüm: </strong>Tövbe ettikten sonra hayatının sonuna kadar güzel bir hayat benimseyen, geçmişte yapmış oldukları hataları telafi eden ve bir daha asla aynı hataya düşmeyen, genel olarak bütün insanların yapabileceği ufak hatalar dışında hiç günaha bulaşmayan insanlar. Bu tür bir tövbeye “Nesuh tövbe” denilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"><strong>İkinci bölüm:</strong> İbadetlerini yerine getirmek ve büyük günahlardan uzak durmak konusunda oldukça azimli olan insanlar. Her ne kadar isteyerek de olmasa farkında olmadan herhangi bir günaha düşecek olurlarsa fark ettikleri anda bu hatadan dönen ve telafi yolunu tutan kişilerdir. Bu gruptaki insanlar her ne kadar birinci gruptan daha aşağı bir aşamada yer alsalar da yine de çok büyük bir makama sahiptirler. Genel olarak hakiki bir tövbeyle günahından dönen insanlar bu grupta yer alır. Zira kötülükler insanoğlunun varlığıyla bütünleşmiştir ve çok az insan tamamıyla bu yönünün etkisinden kurtulabilmektedir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur:</p>

<p style="text-align:justify">Ufak tefek kusurları dışında, büyük günahlardan ve edepsizliklerden kaçınanlara gelince, bil ki Rabbin, affı bol olandır.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>

<p style="text-align:justify">Yine Allah diğer bir ayeti kerimede şöyle buyurmuştur:</p>

<p style="text-align:justify"><i>Yine onlar ki, bir kötülük yaptıklarında, ya da kendilerine zulmettiklerinde Allah’ı hatırlayıp günahlarından dolayı hemen tövbe-istiğfar ederler. Zaten günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir ki! Bir de onlar, işledikleri kötülüklerde, bile bile ısrar etmezler.</i><a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<p style="text-align:justify">Bir hadiste şöyle yazar: <i>İçinizdeki en iyi insanlar, günah yaptıktan sonra tövbe edenlerdir.</i></p>

<p style="text-align:justify">Diğer bir hadiste de şöyle yazar: <i>Mümin, buğday başağına benzer. Zaman zaman eğilir, ancak tekrar doğrulur.</i></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Üçüncü bölüm:</strong> Tövbe ettikten sonra bir süre günahtan uzak durup da daha sonra yeniden nefsine yenik düşen insanlar. Bu gruptaki insanlar genel olarak ibadetlerini yerine getirmek konusunda ve günahlardan uzak durmak konusunda ciddi bir tutum içinde olmalarına rağmen kimi zaman nefislerine yenik düşüp bilerek bir günah işlerler. Yani nefsanî istekleri onları türlü günahlara sürüklemek istemesine rağmen bu isteklerine karşı koyar ve doğru yoldan sapmamaya çalışırlar. Ancak sadece bir veya iki günah konusunda zaman zaman nefislerine yenik düşerler. Buna rağmen bu insanların ana hedefi tamamıyla doğru bir hayat benimsemektir ve “inşallah ileride böyle bir hayat benimseyeceğim” düşüncesiyle tövbe etmeği her gün ertelerler. Yüce Allah şöyle buyurmuştur:</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong>Diğerleri ise günahlarını itiraf ettiler, iyi bir ameli diğer kötü bir amelle karıştırdılar. (Tövbe ederlerse) umulur ki Allah onların tövbesini kabul eder.</strong><a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">Bu gruptaki insanlar tövbe edecek olurlarsa, Yüce Allah katında bu tövbenin kabul edilmesi ve geçmişteki tüm günahlarının affedilmesi büyük bir olasıdır.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Dördüncü bölüm: </strong>Tövbe sonrasında bir süre azimli bir şekilde doğru yolda ilerledikten sonra ansızın hiçbir şey olmamış gibi yeniden eski hayatlarına geri dönen insanlar. Bu tür bir tövbe en değersiz tövbedir ve bu insanların sonunun ne olacağı ise Allah’ın iradesine bağlıdır.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - - - - - - - - - -</strong></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a> Necm, 32.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a> Âl-i İmrân 135.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><sup><sup>[3]</sup></sup></a> Tövbe, 102.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Düşünce | İslamî Araştırmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/insanlarin-tovbe-hakkinda-farkli-tutumlari</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 20:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/05/tevbeler-1-1.jpg" type="image/jpeg" length="36184"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tevekkülün Kaynağı ve Aşamaları]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/tevekkulun-kaynagi-ve-asamalari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/tevekkulun-kaynagi-ve-asamalari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bu, Allah’ın, dilediğine verdiği lütfudur..]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Tevekkülün Kaynağı ve Aşamaları</strong></p>

<p style="text-align:justify">Allah’tan başka hiçbir fail olmadığına inanıp da ancak onun, güç ve kuvvet sahibi olduğuna, kullarının her halini bildiğine inanıp da onların bütün ihtiyaçlarını gidermeğe kadir olduğuna, bütün kullarına karşı ilgili ve şefkatli olduğuna inanıp da ondan başka hiçbir güç sahibi olmadığına, ondan başka hiçbir ilim sahibi olmadığına inanıp da onun ilgisinin ötesinde bir ilgi ve şefkat olmadığına inanan şahıs ister istemez kalbini yalnızca ve yalnızca Allah’a bağlayacaktır. Açık veya gizli hiçbir şekilde de başka birisine ilgi göstermeyecektir.</p>

<p style="text-align:justify">İnsanda bu hallerin olmaması iki şeyden kaynaklanır. Bu durum bazen yakin zayıflığından bazen de kalp güçsüzlüğünden kaynaklanır.</p>

<p style="text-align:justify">Kalbin hasta olması ve zayıf düşmesi genellikle korkulara yenilmesi ve evhamlara kapılmasından kaynaklanır. İnsan, her ne kadar güçlü bir yakine sahip olsa da korkuların peşinde giderse ve korkularını fazlasıyla önemserse kalbini hasta bir hale getirebilir. Örneğin hiçbir cansız varlıktan korkmayan şahıs, bir cenazeyle beraber aynı kabirde veya aynı evde uyumaktan korku duyabilir. Dolayısıyla tevekkül, ancak güçlü bir kalp ve yakin özelliğine aynı anda sahip olmakla elde edilebilir. Zira ancak bu iki özelliğin bir araya gelmesi kişide itminan ve sükûnet oluşmasına sebep olur. Kalbin sükûnet içinde olması ve yakin özelliğine sahip olması iki farklı şeydir. Nice yakin sahibi kalpler sükûnet içinde değildir. Yüce Allah, Kur’ân-ı Kerim’de Hz. İbrahim’le ilgili şöyle buyurmuştur:</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong>“Rabbi ona: Yoksa inanmadın mı? dedi. İbrahim: Hayır! İnandım, fakat kalbimin mutmain olması için (görmek istedim), dedi.”</strong><a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">Buna karşın diğer din ve mezheplere mensup olan insanlarda görüldüğü gibi nice itminan ve sükûnet içindeki insan yakin sahibi değildir. Örneğin Yahudiler, kalplerinde taşıdıkları Yahudilik inancında zerre kadar kuşku duymayabilirler ve bu büyük bir itminanla bu inanca bağlı olabilirler. Hıristiyanlar için de aynı durum geçerlidir. Ancak bu insanlar zerre kadar yakin sahibi olamazlar. Yüce Allah şöyle buyurmuştur:</p>

<p style="text-align:center"><strong><i>“Onlar ancak zanna ve nefislerinin arzusuna uyuyorlar.”</i></strong><a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<p style="text-align:justify">Bu yanlış inançlarına tam bir güvenle bakan bu insanlar, Allah’ın son dinine uymadıkları için yakinden nasipsiz kalmışlardır.</p>

<p style="text-align:justify">İnsanların tevekkül oranı, taşıdıkları yakinin azlığı veya çokluğuyla, arzularının uzun veya kısa ve arzularına göre biriktirmiş olduklarının az veya çok olmasıyla, az veya çok olabilir. Kimi insanlar mukarreb kullardandır, kimileri eshâbu’l-yemîn kullardandır ve kimileri hiç tevekkül sahibi değildir. Bu, tamamen kişinin zahiri sebeplere ne kadar güvendiğine bağlıdır.</p>

<p style="text-align:justify">Eksiksiz bir imana sahip olanlar kesinlikle sebeplere hiç güvenmez ve rızık peşinde gitseler de gitmeseler de Yüce Allah onlara hiç ummadıkları yerden rızık ulaştırır. Ancak bu insanlar Yüce Allah’ın rızık konusundaki emirlerine uymak amacıyla rızık peşinde gitmeyi bir kenara bırakmazlar. Buna rağmen onların bütün güveni kazandıklarına değil Allah’adır.</p>

<p style="text-align:justify">İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: <i>Yüce Allah, müminlerin rızkını, umdukları yerin dışında bırakmayı reddeder.</i></p>

<p style="text-align:justify">İmam Cafer-i Sadık (a.s), bu kuralı sadece müminler için söylemiştir. Zira kâmil ve eksiksiz bir iman, sebepleri tamamıyla gözden çıkarmayı gerektirir ve bu tür bir imana sahip olan insan sadece ve sadece Allah’a tevekkül edip onunla itminan bulur. Ancak eksiksiz bir iman sadece Yüce Allah’ın seçip de kendisine ilim vermiş olduğu peygamberler, vasileri ve benzeri insanlarda görülebilir. “Bu, Allah’ın, dilediğine verdiği lütfudur”<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a>.</p>

<p style="text-align:justify">İmam Zeynel Abidin (a.s) şöyle buyurmuştur: Hayrın tamamını insanların elindekine tamah etmemekte buldum. Yüce Allah, hiçbir işinde insanlara bel bağlamayıp da bütün işlerinde Allah’a güvenen şahısın dualarını kabul eder.</p>

<p style="text-align:justify">İmam Muhammed Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: Ne kötü kuldur tamahının peşinde koşan kul ve ne kötü kuldur kendisini küçük düşürecek bir isteği olan kul.</p>

<p style="text-align:justify">İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: Mümin kulun şerefi gece ibadetidir, onuru ise insanlara el açmamaktır.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - - - - - </strong></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a> Bakara, 260.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a> Necm, 23.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><sup><sup>[3]</sup></sup></a> Maide, 54.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Düşünce | İslamî Araştırmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/tevekkulun-kaynagi-ve-asamalari</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 18:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/05/tevekkkul-1.jpg" type="image/jpeg" length="20552"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sadakatli ve Güvenilir Olmak]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/sadakatli-ve-guvenilir-olmak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/sadakatli-ve-guvenilir-olmak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Emanetlere karşı sadık olmak rızkın bollaşmasına sebep olur. Emanetlere karşı hıyanet etmek ise fakirliğe sebep oluyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Yüce Allah şöyle buyurmuştur:</p>

<p style="text-align:center"><i><strong>“Ey iman edenler Allah’tan korkun ve doğrularla beraber olun.”</strong></i><a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>

<p style="text-align:justify">Yüce Allah şöyle buyurmuştur:</p>

<p style="text-align:center"><i><strong>“Müminler içinde Allah’a verdikleri sözde duran nice erler var”</strong></i>.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<p style="text-align:justify">İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: <i>"Doğru olan kişinin sadık olduğunu herkesten önce Yüce Allah onaylar. Daha sonra nefsi kendisini onaylar ve sadık inanır."</i></p>

<p style="text-align:justify">İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: Her zaman doğru olan kul (belli bir süre sonra) Allah nezdinde “sadık” bir kul olarak yazılır. Sürekli yalan konuşan kul ise (belli bir süre sonra) Allah nezdinde “yalancı” bir kul olarak yazılır. Kul, doğru konuştuğunda Yüce Allah şöyle buyurur: Doğru konuştu ve iyilik yaptı. Kul, yalan konuştuğunda ise Yüce Allah şöyle buyurur: Yalan konuştu ve kötülüğe bulaştı.</p>

<p style="text-align:justify">Diğer bir hadiste şöyle yazar: <i>Kul, doğru olmaya devam ederse (belli bir süre sonra) Allah nezdinde “sıddık” birisi olarak yazılacaktır.</i></p>

<p style="text-align:justify">İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur:<i> İnsanları, dilinizle değil, yaptıklarınızla iyiliğe davet edin. İnsanlar sizdeki azmi, doğruluğu ve takvayı görsünler.</i></p>

<p style="text-align:justify">İmam Cafer-i Sadık (a.s) yarenlerinden birine şöyle buyurdu: <i>Hz. Ali’nin (a.s), Peygamber Efendimize (s.a.a) onca yakın olabilmesinin sırrı üzerinde düşün. Hz. Ali (a.s) doğru olmakla ve emanete sadık olmakla Peygamber Efendimize (s.a.a) yakın olabildi.</i></p>

<p style="text-align:justify">İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: <i>Yüce Allah bütün peygamberleri iyilik yapılması üzere ve verilen emanetleri, ister günahkâr olsun ister iyi olsun sahiplerine geri vermek üzere gönderdi.</i></p>

<p style="text-align:justify">Resulullah’ın (s.a.a) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: <i>Emanetlere karşı sadık olmak rızkın bollaşmasına sebep olur. Emanetlere karşı hıyanet etmek ise fakirliğe sebep oluyor.</i></p>

<p style="text-align:justify">Emirü’l-Müminin Hz. Ali’nin (a.s) şöyle buyurduğu nakledilmiştir:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong><i>Emanetleri geri verin, peygamber evladının katiline ait olsa bile.</i></strong></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: <i>Sana güvenip de emanet bırakan birisinin emanetini kendisine geri ver ve senin vermiş olduğun emanete sadık davranmayana karşı sadakatsizlik yapma.</i></p>

<p style="text-align:justify">İnsan, sözlerinde sadakatli ve doğru olduğu gibi hâl ve hareketlerinde de sadakatli ve doğru olmalıdır. Doğru olmanın en alt seviyesi kişinin her zaman ve her yerde sözlerinde doğru olmasıdır. Yanlış anlaşılmasını önleyebilmek için ve yalancı gibi görünmesini önleyebilmek için elinden geldiği kadar açık konuşmaya çalışan kişi ise bu yönünü kemale ulaştırmıştır.</p>

<p style="text-align:justify">İnsan, diğer insanlara karşı sadık ve dürüst olduğu gibi rabbine karşı da dürüst olmalıdır. Namaza dururken diliyle “yüzümü Allah’a döndürdüm” deyip de kalbiyle bunu yapmayan şahıs, dürüstçe davranmamıştır. Namaz esnasında “ancak sana kulluk ederiz”<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a> deyip de dünyaya kulluk eden şahıs veya “yalnız senden medet umarız”<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a> deyip de başkasından medet uman şahıs, yalan söylemiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Bir sonraki aşama niyette sadık olmaktır; yani niyetteki daha önce açıkladığımız muhtemel fazlalıkları söküp atmak. Niyet sonrasında ise azim aşamasında sadık olmak önemlidir; yani güçlü bir şekilde hayır ve iyilik peşinde olmak. Kimi durumlarda insan, daha amel vakti gelmeden önce azim sahibi olur. Örneğin kendi kendine “elime şu para gelirse tamamını veya şu kadarlık bir bölümünü Allah yolunda harcayacağım” der. Ancak bazı durumlarda bu azimde, sadık azimle örtüşmeyen değişik meyiller veya tereddütler de görülebilir.</p>

<p style="text-align:justify">Bir sonraki aşama azme karşı sadık olmak aşamasıdır. İnsanlar, karar alırken veya söz verirken cömert davranabilir;zira söz vermek kolaydır; ancak zamanı geldiğinde, insanın nefsanî istekleri kişinin bu azmini kırabilir ve verdiği sözde durmasını engelleyebilir. İşte bu tür bir davranış azimde sadık olmakla örtüşmez.</p>

<p style="text-align:justify">Yüce Allah şöyle buyurmuştur:</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong>“Müminler içinde Allah’a verdikleri sözde duran nice erler var”.</strong><a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">Sonraki aşama ise amelde ve davranışlarda sadık olmaktır. Bu aşamadaki şahıs, bütün çabasını, dış görünümüyle iç görünümünün farksız olması yönünde kullanacaktır. Bu, bütün amelleri tamamıyla bir kenara bırakmak demek değildir. İnsan, niyetlerini, görünen haliyle uyumlu bir hale getirerek, riya ve benzeri çirkinliklerden uzak durmalı ve olduğu gibi görünmeğe çalışmalıdır. Riya yapan bir insan görünürde Allah için bir ibadet yapıyor olarak görünse de gerçekte insanlar için ibadet yapmaktadır. Nice huşu halinde namaza durmuş gibi görünen insanların bu huşu görüntüsü sadece insanlar içindir. Bakan insanlar bu insanı Allah karşısında huşu ile durmuş birisi olarak görürler ancak gerçekte bu insan nefsanî isteklerinin karşısında eğilmekten başka bir şey yapmaz. Kusursuz bir vakar ve sükûnet ile yürüyen nice insanın iç hali bu dış görünümüyle uyumlu değildir. Böyle bir insan her ne kadar bunu insanlar için yapmasa da amel ve davranış aşamasında sadık ve doğru olduğu söylenemez. Bu durumdan kurtulmanın tek yolu ise iç ve dış görünümü aynı hale getirmeğe çalışmak veya iç görünümü daha da güzelleştirmektir.</p>

<p style="text-align:justify">Emirü’l-Müminin Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: <i>Allah’a yemin ederim ki sizi yönlendirdiğim bütün iyiliklere sizden önce kendimi yönlendiririm ve sizi sakındırdığım bütün kötülüklerden sizden önce kendimi sakındırırım.</i></p>

<p style="text-align:justify">Aynı zamanda sadakat ve doğruluğun en üst ve en değerli aşaması olan sonraki aşama, inançta doğru ve sadık olmaktır. Örneğin Allah korkusu, Allah’a ümit bağlamak, Allah sevgisi, tevekkül, zahitlik ve benzeri diğer sıfatlar konusunda sadık olmak gibi. Bu sıfatların her biri bir başlangıç noktasına sahiptir ve insan bu başlangıç noktasına geldiğinde bu sıfata sahip olduğunu söyleyebiliriz. Ancak bu sıfatlar aynı zamanda bir de kemal ve zirve noktasına sahiptir ve gerçek anlamda bu sıfatlara sahip olan şahıs, taşıdığı bu sıfatı kemal ve zirve noktasına ulaştırabilen kişidir.</p>

<p style="text-align:justify">Yüce Allah şöyle buyurmuştur:</p>

<p style="text-align:justify"><i><strong>“Müminler ancak Allah’a ve Resulüne iman eden, ondan sonra asla şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla savaşanlardır. İşte doğrular ancak onlardır.”</strong></i><a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a></p>

<p style="text-align:justify">Yüce Allah şöyle buyurmuştur:</p>

<p style="text-align:justify"><strong><i>“İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, o kimsenin yaptığıdır ki, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır. (Allah’ın rızasını gözeterek) yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve kölelere sevdiği maldan harcar, namaz kılar, zekât verir. Antlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirir. Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder. İşte doğru olanlar, bu vasıfları taşıyanlardır. Muttakiler ancak onlardır.”</i></strong><a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a></p>

<p style="text-align:justify">Resulullah’ın (s.a.a) sadık sahabesi Ebuzer’e <i>“İman nedir?”</i> diye sorulduğunda bu ayeti kerimeyi okudu. Kendisine <i>“size imanın ne olduğunu sorduk”</i> söylenince şöyle cevap verdi: Peygamber Efendimize (s.a.a) imanın ne olduğunu sorduğumda bana bu ayeti okudu.</p>

<p style="text-align:justify">Allah korkusu konusunda sadık ve doğru olmanın anlamına gelince; Hiç şüphesiz Allah’a inanan müminler Allah korkusu dediğimiz bu korkuya sahiptirler. Ancak bütün bu korkuların <i>“doğruluk”</i> ve <i>“sadakat”</i> aşamasında olduğunu söyleyemeyiz. Bu sebeple hükümdardan korkan insanların veya yolculuk esnasında eşkıyaların saldırısına uğrayan kişinin yüz renginin değiştiğini, titremeğe başladığını, artık hayattan tat almadığını, yemekten içmekten kesildiğini, kimi durumlarda şuurunu bile kaybettiğini, kendi ve ailesinin ihtiyaçlarını karşılayamaz hale geldiğini, insanlardan uzaklaşıp şehir dışına çıktığını ve korktuğu şeyden uzak durabilmek için kendini dağa taşa vurduğunu görürüz.</p>

<p style="text-align:justify">Bütün bunlar kişideki korkunun birer belirtisidir. Ancak her nedense aynı şahıs Allah’tan korktuğunu söylediği, ilahi azaptan korktuğunu söylediği halde Allah’ın emirlerine karşı gelip günah işledikten sonra bu belirtilerin hiçbirisine sahip olmayabiliyor.</p>

<p style="text-align:justify">Hz. Peygamber (s.a.a) bu gerçeğe işaretle şöyle buyurmuştur: <i>Cehennemin, ondan kaçanların uykuda olduğu başka bir benzerini görmedim; cennetin, onu arzulayanların uykuya daldığı başka bir benzerini görmedim.</i></p>

<p style="text-align:justify">İlahi ümit konusunda sadık ve doğru olmak da aynı şekildedir. <i>Bu konuya daha önce açıklık getirdiğimiz için burada tekrar açıklamaya gerek görmüyorum.</i></p>

<p style="text-align:justify">Bazı kullar taşıdıkları bütün bu iyiliklerde ve iyi sıfatlarda, sadakat ve doğruluk aşamasına ulaşmayı başarmışlardır. İşte bu insanlara <i>“sıddık” </i>sıfatı verilir. Bazı insanlar ise tüm bu sıfatlarda değil de bu sıfatların bir bölümünde kemal haddine ulaşmış ve doğruluk derecesini elde edebilmişlerdir. Bu insanlar konusunda ise örneğin <i>“sözünde sadıktır”,</i> <i>“davranışlarında doğrudur”</i> ve benzeri ifadeler kullanılır.</p>

<p style="text-align:justify">Misbâhu’ş-Şerîa kitabında İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: Sadık olup olmadığını bilmek istiyorsan, kıyamette, Allah’ın karşısında hesap veriyormuşçasına niyetini ve dile getirdiğin şeyi hesaba çek. Yüce Allah şöyle buyurmuştur:<i><strong> “O gün tartı haktır”.</strong></i><a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a> Kalbinde taşıdığınla dille söylediğini bir bulur isen, işte o zaman sadık olduğuna inanabilirsin.</p>

<p style="text-align:justify">Sadakatin en düşük aşaması ise kalbin dilden korkmadığı ve dilin kalpten çekinmediği haldir. Sadık bir insan, sadakatin hakikatine ve zirvesine vardığında ise ölüm döşeğinde ölümü arzulayan insana benzer. Bu insan, ölümü arzulamasın da ne yapsın?</p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - - - - - - - - </strong></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a> Tevbe, 119.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a> Ahzab, 23.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><sup><sup>[3]</sup></sup></a> Fatiha, 5.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><sup><sup>[4]</sup></sup></a> Fatiha, 5.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><sup><sup>[5]</sup></sup></a> Ahzab, 23.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><sup><sup>[6]</sup></sup></a> Hucurat, 15.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><sup><sup>[7]</sup></sup></a> Bakara, 177.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><sup><sup>[8]</sup></sup></a> A’raf, 8.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/sadakatli-ve-guvenilir-olmak</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 18:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/05/sadakatz-1-1.jpg" type="image/jpeg" length="22726"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kevser Akademi Seminerinde "Bilinçli Aile” Konuşuldu]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/kevser-akademi-seminerinde-bilincli-aile-konusuldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/kevser-akademi-seminerinde-bilincli-aile-konusuldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kevser Akademi olarak, kaliteli örgün eğitim hizmetleri ile öğrencilerimizin gelişimine destek sağlıyoruz. Deneyimli akademik kadromuz ve ilmi-manevi eğitim yaklaşımımızla fark yaratıyoruz..]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><br />
<strong>Kevser Akademi Seminerinde "Bilinçli Aile” Konuşuldu</strong></p>

<p style="text-align:justify">Kevser Akademi’de gerçekleştirilen seminerde konuşmacı olarak Üstad Yusuf Töre yer aldı. Seminere katılan gençler, <i>“dindarlığın hakikati”, “amel ve ahlak ilişkisi”</i> ile <i>“huy terbiyesi”</i> üzerine önemli değerlendirmeler dinledi.</p>

<p style="text-align:justify">Programda, dinin yalnızca bilgi edinmekten ibaret olmadığı; gerçek dönüşümün insanın davranışlarına, ahlakına ve huylarına yansıması gerektiği vurgulandı.</p>

<p style="text-align:justify">Üstad Yusuf Töre, kişinin sadece dini bilgi sahibi olmasının yeterli olmadığını, bilginin amele ve güzel ahlaka dönüşmesi gerektiğini ifade etti.</p>

<p style="text-align:justify">Seminerde özellikle evlilik sürecine dair dikkat çekici tavsiyeler de paylaşıldı. Evlilikte duygusal bağdan önce karakter ve huyların önemine değinilerek, insanın gerçek ahlakının aile ortamında ortaya çıktığı belirtildi. Huy değişiminin manevi yolculuğun temel şartlarından biri olduğu ifade edilirken; cimrilik, öfke, hırs ve kırıcı davranışlar gibi kötü huylarla mücadele edilmesi gerektiği anlatıldı.</p>

<p style="text-align:justify">Kur’an-ı Kerim’den ayetler ve Ehl-i Beyt’ten rivayetlerle desteklenen seminerde, ilmin insanı Allah’a kulluğa ve nefis terbiyesine ulaştırması gerektiği vurgulandı.</p>

<p style="text-align:justify">İmam Bakır (a.s) ve İmam Kâzım’dan (a.s) nakledilen rivayetlerle, ilimle amel eden kişinin değerine dikkat çekildi.</p>

<p style="text-align:justify">Program sonunda katılımcılara düzenli muhasebe yapmaları, güzel huyları bilinçli şekilde kazanmaya çalışmaları ve manevi gelişimlerini sürekli canlı tutmaları tavsiye edildi.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Ehlader HABER</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h5 style="text-align:center"><strong><a href="http://www.kevserakademi.com" rel="nofollow"><span style="color:#e74c3c">http://www.kevserakademi.com</span></a></strong></h5>

<p></p>

<p></p>

<p style="text-align:center"><strong><span style="color:#e74c3c"><img alt="1 (1)-2" height="451" src="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/05/1-1-2.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></span></strong></p>

<p style="text-align:center"><strong><span style="color:#e74c3c"><img alt="Photo 2026 05 11 07 52 46" height="450" src="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/05/photo-2026-05-11-07-52-46.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></span></strong></p>

<p style="text-align:center"></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/kevser-akademi-seminerinde-bilincli-aile-konusuldu</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 15:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/05/12semi.jpg" type="image/jpeg" length="91580"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Antik ve Modern Cahiliyetten Teberri]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/antik-ve-modern-cahiliyetten-teberri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/antik-ve-modern-cahiliyetten-teberri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hacı adayı, ‘lebbeyk’ derken hakikatte Allah’la ahitleşir. “Ona itaat maksadı dışında asla ağzını açmayacağına ve dilinin kapısını tüm günahlara kilitleyeceğine” dair söz verir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Antik ve Modern Cahiliyetten Teberri</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Hac, o özel lebbeyk nidalarıyla; ister kısa ve sessiz ister uzun ve yüksek sesle dile getirilsin hem gelmiş geçmiş ve varolan tüm cahiliyetlerden teberri etmektir hem de ister elle yontulmuş tüm putlar olsun ister şirke bulanmış tüm câhilî göstergeler, tüm putları kırıp parçalamaktır. Hac, ister yeni ister eski bâtılın tüm mazharlarını ayaklar altına almaktır. Dolayısıyla hac, riya, heva-heves, cimrilik ve kibir gibi tüm şirk kokan hastalıklardan kurtulmak için bir ilaçtır.</p>

<p style="text-align:justify">Açıklamak gerekirse, câhiliye dönemlerinde ‘lebbeyk’ bir şirk ve putperestlik nidasıydı. Zira müşrikler nezdinde ‘telbiye’ şu sözlerle ifade edilirdi:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Lebbeyk Allah’ım lebbeyk, yoktur bir şerikin lebbeyk! Tek bir şerikin vardır ki o da senindir. Sen o ve onun sahip olduğu her şeyin mâlikisin!”</i><a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>

<p style="text-align:justify">Bu sözlerle Allah için bir ortak ve şerik ispatlıyorlardı; tabi bu şeriki de yine ona ait biliyorlardı! Fakat İslam’a göre telbiye, eşsiz ve benzersiz Rabbimizin dergâhında bir yalvarış ve yakarıştır. Telbiye, gizli açık bütün şirk göstergeleri karşısında bir nida, bir haykırıştır. Dolayısıyla, Allah Teâlâ’nın gayrı için hiçbir zuhurdan söz edilemez. Haliyle ondan gayri sığınılacak bir dergâh yoktur. Ondan gayrı hiçbir kudret kaynağından söz edilemez. Haliyle Ondan gayri hiç kimseye imdat eli uzatılamaz. Zira orada ‘mutlak velayet’ artık bir tek hak olan Allah’a mahsustur:</p>

<p style="text-align:center"><i><strong>“İşte burada velayet, hak olan Allah’a mahsustur.”</strong></i><a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<p style="text-align:justify">Bu hakikat, lebbeyk nidalarının bütün sahra ve ovalarda, her bir tepeye tırmanırken her tepenin eteklerine inerken hiç durmaksızın tekrarlanan yankısını duyup görebilenler nezdinde şüphe götürmez bir açıklıktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Nübüvvet hanedanından (a.s) varit olan naslar da bu hakikatin şahididir. Örneğin: “Câhilî geleneklerle hareket eden ya da haram mal çirkefine bulaşanlar lebbeyk deseler de bu esnada ona “Ey kulum, ne lebbeyk denir sana ne senin için bir saadet vardır!” cevap verilir.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a> Bu doğrultuda İmam Kazım (a.s) şöyle buyurur:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Biz Ehlibeyt, ilk haccımız (Sarure Haccı), kadınlarımızın mihriyesi ve kefenlerimizin masrafı malımızın en temiz olanındandır.”</i><a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a></p>

<p style="text-align:justify">Bu tutumun yegâne sebebi şudur: Hac’da ‘lebbeyk’ demek, Peygamberlerin yeryüzünde Meleklerin Arş’ın çevresinde dile getirdikleri ‘lebbeyk’ nidalarının bir tekrarıdır. Bu hususu daha önce açıklamıştık.</p>

<p style="text-align:justify">Haccın câhiliyete karşı bir haykırış olduğunu araştırmak ve bu ilâhî ahdin sırrını naslarda bulmak isteyen bir araştırmacının ulaşacağı nüktelerden biri de şu olacaktır: İbrahim Halil, (a.s) Musa Kelim (a.s) ve Hatemü’l Enbiya’nın (s.a.a) ‘telbiye’si ile alakalı rivayetler diğer Peygamberler (a.s) ile ilgili varit olan rivayetlerden ziyadesiyle fazladır.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a> Elbette biz nübüvvet, risâlet, hilafet ve sair makamlarla ilgili temel ilkeler söz konusu olduğu zaman peygamberler arasında bir fark gözetmeyiz.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a> Ancak Rabbimiz, onların bazılarını diğerlerine göre daha faziletli kılmıştır.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a> Biz de bu fazilet derecelerine göre onların birbirlerine karşı daha imtiyazlı nitelikleri olduğuna inanırız. Özellikle de tağutlara karşı başkaldırı, alçakları alaşağı etmek ve iç-dış tüm cahiliyetin defi noktasında her birinin farklı bir duruşu vardır. Nitekim İbrahim Halil (a.s) tağutları “Size de, Allah’ı bırakıp tapmakta olduğunuz şeylere de yuh olsun!”<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a> diye haykırırken Musa Kelim (a.s) “Ey Firavun! Ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim”<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a> diye alçaklara karşı cephe almış ve Hatemü’l Enbiya (s.a.a) cahiliyeti “Câhiliye devri hükmünü mü istiyorlar? Yakînen bilen bir millet için Allah’tan daha iyi hüküm veren kim vardır?”<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a> Haykırışıyla defetmiştir.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Telbiyenin Hikmeti</strong></p>

<p style="text-align:justify">İhrama bürünmek ve <i>“Lebbeyk”</i> demek, Vahyin nidasına bir cevap ve ilâhî davete bir icabettir. Bu itibarla gerçek anlamıyla hac eda edenler ve Kâbe’yi ziyarete gelenler telbiye esnasında aklî boyutuyla öylesine bir ürperiş ve korku hali yaşarlar ki renkleri sararır ve sesleri kısılır. Bazen de öylesine bir dehşet yaşarlar ki olmaya ki bize de “sizin için ne lebbeyk ne de saadet vardır” diye nida edilir endişesine kapılırlar.<a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">[11]</a></p>

<p style="text-align:justify">Hacı adayı, ‘lebbeyk’ derken hakikatte Allah’la ahitleşir. <i>“Ona itaat maksadı dışında asla ağzını açmayacağına ve dilinin kapısını tüm günahlara kilitleyeceğine”</i><a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title="">[12]</a> dair söz verir. Evet, dilin cirmi (cismi) küçük ama cürümü büyüktür. Hakkı inkâr, bâtıl iddialar, gıybet, iftira, yalan, söz taşıyıcılık, küfürleşmek, alay etmek ve benzeri büyük günahların birçoğu hep dil ile işlenir. İşte telbiye, dili bütün bunlardan arındırmaktır. Bu itibarla Beytullah ziyaretçisinin dili, tertemiz ve tâhir bir dildir. Yani asla yalan yere şahitlik etmez, gıybet etmez, yalan söylemez, iftira atmaz ve hiç kimseyle alay etmez.</p>

<p style="text-align:justify">Demek ki, telbiyenin sırrı, dili hak söz ve Hakk’a itaat maksadıyla kullanmaya ahdetmek ve bâtıl söz ve günahlardan uzak tutmaya söz vermektir. Tabi bu, sırf sadece hac ve umre dönemleri için değil, bütün zamanlar için verilen bir sözdür.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>‘Lebbeyk’ Diyenlerin Derece ve Mertebeleri</strong></p>

<p style="text-align:justify">Nasıl iman mertebelerine göre müminlerin dereceleri farklılaşıyorsa, aynı şekilde “Lebbeyk” diyenlerin dereceleri de ‘telbiye’ mertebelerine göre farklılık arz eder. Zira bir kesim, Peygamberlerin çağrısına ‘lebbeyk’ derken diğer bir kesim bizzat Allah’ın davetine icabet eder. Bazıları, “Ey bizleri Allah’a çağıran davetçi lebbeyk! Ey bizleri Allah’a çağıran davetçi Lebbeyk!”<a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title="">[13]</a> diye nida ederler. Bu kesim, İbrahim Halil’in (a.s) davetine icabet ederek Beytullah’ı ziyarete giden orta düzeydeki hac yolcularıdır. Zaten İbrahim’de (a.s) Allah’ın fermanı mucibince insanları hacca davet ediyordu:</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong>“İnsanlar arasında haccı ilân et ki, gerek yaya olarak, gerekse nice uzak yoldan gelen yorgun develer üzerinde sana gelsinler!”</strong><a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title="">[14]</a></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">Bu kesimin daha fevkinde bulunanlar Allah’ın şu davetine icabet ederek lebbeyk derler:</p>

<p style="text-align:center"><i>“…Oraya yol bulabilenlerin Allah için Kâbe’yi haccetmesi gerekir.”</i><a href="#_ftn15" name="_ftnref15" title="">[15]</a></p>

<p style="text-align:justify">Bu düzeydeki bir hacı adayı, insanlar arasında ancak parmakla sayılabilecek kadardırlar. Onlar Hakk’ın davetini duyar duymaz şöyle icabet ederler: ‘Lebbeyk Allah’ım lebbeyk! … Lebbeyk miraçlar sahibi lebbeyk, lebbeyk ey selamet diyarının davetçisi lebbeyk! … Lebbeyk ey hem korkulan ve hem arzulanan lebbeyk!”<a href="#_ftn16" name="_ftnref16" title="">[16]</a> Bu ‘telbiyeler’ ile bizzat Allah’ın davetine icabet edilir. Elbette Halilullah’a (a.s) verilen cevap da aynı zamanda Allah’ın davetine bir icabettir. Nitekim Allah’a icabet ile İbrahim Halil’in (a.s) davetine de icabet edilmiş olunur. Lakin aradaki fark, Beytullah ziyaretçisinin şuhûd düzeyiyle alakalıdır. Zira herkes imanın hüviyet derecesi ve mertebesi ile orantılı bir şekilde Allah’ı tanır, onunla ahitleşir ve emirlerine itaat eder. Bazıları bir vasıtaya ihtiyaç duyar. Bazılarıysa; örneğin peygamberler hiçbir vasıta olmaksızın Allah’ı tanır, onunla ahitleşir ve ahkâmıyla amel ederler. Şahadet âleminde zuhur eden her şey, gayb âleminde imzalanan ahit ve sözleşmenin bir ürünüdür. Binaenaleyh, özü itibarıyla her ne kadar herkes aslında bizzat Rabb-ı Celil ile ahitleşmiş olsa da; lakin bazıları İbrahim-i Halil vasıtasıyla, bazılarıysa vasıtasız bu ahde taraf olmuşlardır. Dolayısıyla her ‘telbiye’ bir değildir. Yani birileri “Lebbeyk miraçlar sahibi lebbeyk” diye nida ederken dahi aslında “insanlar arasında haccı ilan et” emri gereğince İbrahim-i Halil’e cevap verirken diğer bazıları Rabb-ı Celil’e icabet eder. Zira bir insan, ilâhî misak âleminde Allah’a nasıl cevap vermişse, zuhur âleminde de aynı şekilde ‘lebbeyk’ der.</p>

<p style="text-align:justify">Açıklamak gerekirse, bütün insanlar iki kez ‘lebbeyk’ derler. Bu iki ‘lebbeyk’ birbirinin kapsamındadır. Bu icabet ve cevap, tarihi bir vaka olmadığından, geçmişte vaki olmuştur denilemez. Bu ahitleşme her daim süredurmaktadır. İlk ‘lebbeyk’ zer ve zürriyet âleminde gerçekleşen misak ve sözleşme esnasında dile gelmiştir. Orada, Yüce Allah insanlardan taahhüt alıp onlara kendi hakikatlerini göstermiştir. Öyle ki, her kul orada Allah’ın Rububiyyetini ve kendi ubudiyetini müşahede ve bunu ikrar etmiştir.</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Rabbinin Âdem evlatlarından, misak aldığını da düşünün: Rabbin onların bellerinden zürriyetlerini almış ve onların kendileri hakkında şahitliklerini isteyerek «Ben sizin Rabbiniz değil miyim?» buyurunca onlar da «Elbette!» diye ikrar etmişlerdi.”</i><a href="#_ftn17" name="_ftnref17" title="">[17]</a></p>

<p style="text-align:justify">İkinci<i> ‘lebbeyk’ </i>ise umum insanların ve tüm herkesin hacca davet edilmeleri esnasında vaki olur:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“İnsanlar arasında haccı ilân et ki, gerek yaya olarak, gerekse nice uzak yoldan gelen yorgun develer üzerinde sana gelsinler!”</i><a href="#_ftn18" name="_ftnref18" title="">[18]</a></p>

<p style="text-align:justify">İbrahim Halil’in (a.s) bu umumi daveti de insanların kulağına erişmiş ve hatta babalarının sulbünde bulunanlar dahi bu davete ‘lebbeyk’ demişlerdir. İmam Sadık (a.s) bu hususta şöyle buyurur:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“İbrahim ve İsmail (a.s) Beyt’i inşa etmekle emrolunup Beyt’in inşası bittikten sonra İbrahim rüknün üzerine oturdu ve: “Hacca gel! Hacca gel!” diye seslendi. Eğer “hepiniz hac için geliniz” deseydi, o gün için yaratılmış insanlar dışında hiç kimse hacca gitmezdi. Lakin o: “Hacca gel!” deyince, babalarının sulbünde bulunan insanlar: “Lebbeyk ey Allah’ın davetçisi! Lebbeyk ey Allah’ın davetçisi!” diye icabet ettiler. Her kim on kez ‘lebbeyk’ dediyse on kez hac edecektir. Her kim beş kez dediyse, beş kez haccedecektir. Her kim daha fazla dediyse kaç kez ‘lebbeyk’ demişse o kadar haccedecektir. Bir kez diyen, bir kez haccedecek; hiç söylemeyen ise hiç etmeyecektir.”</i><a href="#_ftn19" name="_ftnref19" title="">[19]</a></p>

<p style="text-align:justify">İbrahim Halil’in (a.s) davetiyle şekillenen bu ‘lebbeyk’ sahnesi, Allah’ın insanları davet ettiği zer ve zürriyet âlemindeki Lebbeyk sahnesine benzemektedir. O ilk sahne nasıl halen canlılığını koruyorsa, Halilullah’ın (a.s) davetiyle şekillenen sahne de halen devam ededurmaktadır. Zira burada söz konusu olan, fıtrat ve ruhun o davete muhatap olmasıdır; babaların sulbü ve anaların rahimlerindeki küçücük zerrelerin değil.</p>

<p style="text-align:justify">Lebbeyk nidasını dillendirenler arasındaki farklar, diğer birçok dini mesele için de geçerlidir. Örneğin Kur’an-ı kerim tilavet edenler de derece derecedirler. Birçok Kur’an okuyucusu, bu sözleri kimin dilinden işittiğinin bilincinde değildir. Fakat Allah velileri, arif ve gönül ehli müminler, Kur’an’ı sanki bizzat Peygamber Efendimizin (s.a.a) dilinden dinliyorlarmışçasına okur ve idrak ederler. Evliya içerisinde çok az bir kesim ise Kur’an’ı sanki doğrudan Allah’tan işitiyormuşçasına tilavet eder. Örneğin İmam Sadık kendisine namaz esnasında Kur’an tilavet ederken oluşan bir halden ayıldıktan sonra şöyle buyurmuştur:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Kur’an ayetlerini o kadar çok tekrarladım ki, en son bana bir hal oldu ve ben bu ayetleri nazil kılanın bizzat kendisinden şifahi olarak dinledim.”</i><a href="#_ftn20" name="_ftnref20" title="">[20]</a></p>

<p style="text-align:justify">Binaenaleyh, bir kesim Kur’an tilaveti esnasında, ayetleri bizzat Allah’tan işitiyormuşçasına okurlar. Örneğin bazıları Resulullah’ın (s.a.a) huzurunda onun Kur’an tilavetini, sanki Allah nezdinden tilavet olunuyormuşçasına dinlerlerdi:</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify">“<strong>Ve eğer müşriklerden biri senden aman dilerse, Allah’ın kelâmını işitip dinleyinceye kadar ona aman ver.”</strong><a href="#_ftn21" name="_ftnref21" title="">[21]</a></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">Zira bu kitap herkes için nâzil olmuştur. Elbette vahye direkt muhatap olan ve onu doğrudan alan tek insan Resulullah’ın (s.a.a) kendisidir.</p>

<p style="text-align:center"><i>“Sana da (ey Resulüm) bu zikri indirdik ki kendilerine indirileni insanlara açıklayasın.”</i><a href="#_ftn22" name="_ftnref22" title="">[22]</a></p>

<p style="text-align:justify">Allah’ın selamına muhatap olan insanlar da sınıf sınıftırlar. Bir sınıf, bu selamı meleklerin diliyle işitirler:</p>

<p style="text-align:center"><strong><i>“Odur size salât eyleyen ve onun melekleri!”</i></strong><a href="#_ftn23" name="_ftnref23" title="">[23]</a></p>

<p style="text-align:justify">Müminlerden bir sınıf, o ‘selam’ı Resulullah’ın (s.a.a) diliyle işitirler:</p>

<p style="text-align:center"><i><strong>“Ayetlerimize inananlar sana geldiğinde onlara de ki: Selâm size!”</strong></i><a href="#_ftn24" name="_ftnref24" title="">[24]</a></p>

<p style="text-align:justify">Zira Resulullah’ın her sözü vahiydir ve bu kuralı müminlere iletmek da Allah Teâlâ’nın emriyledir. Müminler ve Allah’ın seçkin kulları içerisinde çok küçük bir sınıf, Allah’ın selamını vasıtasız bir şekilde idrak liyakatine sahiptirler. Nitekim Allah’ın bazı peygamberlerini bizzat selamladığı örnekler Kur’an-ı Kerimde yer alır:</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong>“(O’nun) seçtiği kullarına da selâm olsun!”<a href="#_ftn25" name="_ftnref25" title="">[25]</a> “Bütün âlemlerde Nuh’a selam olsun! Biz, işte böyle ihsan ehlini mükâfatlandırırız.”</strong><a href="#_ftn26" name="_ftnref26" title="">[26]</a></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">Bu ayet-i kerimede ‘Biz, işte böyle…’ tabirinden anlaşıldığı kadarıyla, Allah’ın özel selamı, ihsan sahibi bütün mümin kullarını da kapsar.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - - - - - - - -</strong></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a> El Kâfi, c. 4, s.542</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a> Kehf: 44</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><sup><sup>[3]</sup></sup></a> Men La Yahduruhu’l Fakih, c.2, s. 317-318; Vesailu’ş Şia, c.11,s. 144</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><sup><sup>[4]</sup></sup></a> Vesailu’ş Şia, c.11,s. 144</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><sup><sup>[5]</sup></sup></a> Vesailu’ş Şia, c.12,s. 370-393</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><sup><sup>[6]</sup></sup></a> Bakara: 285</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><sup><sup>[7]</sup></sup></a> Bakara: 253</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><sup><sup>[8]</sup></sup></a> Enbiya: 67</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><sup><sup>[9]</sup></sup></a> A’raf: 104</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><sup><sup>[10]</sup></sup></a> Maide: 50</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title=""><sup><sup>[11]</sup></sup></a> El Kâfi, c. 5, s.124; Vesailu’ş Şia, c.17, s. 19; Bihar, c.47, s.16 ve c. 64, s. 337</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title=""><sup><sup>[12]</sup></sup></a> Hadis-i Şibli, bkz. Elinizdeki Kitap,</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title=""><sup><sup>[13]</sup></sup></a> El Kâfi, c.4, s. 206</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title=""><sup><sup>[14]</sup></sup></a> Hac: 27</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref15" name="_ftn15" title=""><sup><sup>[15]</sup></sup></a> Al-i İmran: 27</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref16" name="_ftn16" title=""><sup><sup>[16]</sup></sup></a> Tehzibu’l Ahkâm, c.5, s.91–92; Vesailu’ş Şia, c.12, s.282–283 (Tam Metin)</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref17" name="_ftn17" title=""><sup><sup>[17]</sup></sup></a> A’raf: 172</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref18" name="_ftn18" title=""><sup><sup>[18]</sup></sup></a> Hac: 27</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref19" name="_ftn19" title=""><sup><sup>[19]</sup></sup></a> El Kâfi, c.4, s.206–207</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref20" name="_ftn20" title=""><sup><sup>[20]</sup></sup></a> Bihar, c. 47, s. 58</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref21" name="_ftn21" title=""><sup><sup>[21]</sup></sup></a> Tevbe: 6</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref22" name="_ftn22" title=""><sup><sup>[22]</sup></sup></a> Nahl: 44</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref23" name="_ftn23" title=""><sup><sup>[23]</sup></sup></a> Ahzab: 43</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref24" name="_ftn24" title=""><sup><sup>[24]</sup></sup></a> En’am: 54</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref25" name="_ftn25" title=""><sup><sup>[25]</sup></sup></a> Neml: 59</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref26" name="_ftn26" title=""><sup><sup>[26]</sup></sup></a> Saffat: 79-80</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kur'an | Ehlibeyt</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/antik-ve-modern-cahiliyetten-teberri</guid>
      <pubDate>Thu, 07 May 2026 16:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/05/antik-teberri-1.jpg" type="image/jpeg" length="60451"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İslam Ümmetinin Ruhbaniyeti]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/islam-ummetinin-ruhbaniyeti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/islam-ummetinin-ruhbaniyeti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İnsan, “Ben senin fermanını işittim ve huzuruna vardım” demeli yani her daim ‘lebbeyk’ nidasını dillendirmelidir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right"></h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>İslam Ümmetinin Ruhbaniyeti</strong></p>

<p style="text-align:justify">Resul-i Ekrem telbiye hakkında şöyle buyurur:</p>

<p style="text-align:center"><i>“Ruhbaniyete karşılık bize cihad ve tüm yüksekliklerde tekbir getirmek verildi.”</i></p>

<p style="text-align:justify"><i>‘Yüksek yerlerde tekbir’</i> tabiri ile<i> ‘telbiye’</i> kastedilmiştir. Zira Beytullah ziyaretçileri, yüksek bir yere her çıktıklarında yüksek sesle ‘lebbeyk’ derler. İşte bu, Allah’ın insanları davet etmiş olduğu makbul ve övgüye değer ruhbaniyettir:</p>

<p style="text-align:center">“Beni, yalnız beni gözetin/ Benden sakının!”<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>

<p style="text-align:justify">Gerçek bir <i>‘rahip’</i> sadece ve sadece Allah’tan sakınır. Onun Allah korkusu, aklî bir korkudur nefsanî değil. Dolayısıyla hep onu gözeterek yaşar.</p>

<p style="text-align:justify">Hep onu gözeterek yaşamaktan maksat, mekânsal ya da zamansal bir boyut taşımaz. Zira Allah, her durumda herkesle beraberdir ve hiçbir şeyde içkinleşmeksizin her şey ve her yerde bir huzur ve zuhuru vardır:</p>

<p style="text-align:center"><i><strong>“Nerede olursanız olun o sizinle beraberdir.”</strong></i><a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<p style="text-align:justify">İnsanlar kendi aralarında örneğin: <i>“Üstadı gözetin; ona karşı saygılı olun”</i> dediklerinde bu, <i>‘üstadın yanı başında ya da ondan daha yüksek bir yerde oturmayın’ </i>anlamına gelir. Lakin bu tarz bir ‘gözetme’ ve ‘saygı ifadesi’ Yüce Rabbimiz için tasavvur dahi edilemez. Dolayısıyla “Beni, yalnız Beni gözetin/ Benden sakının!” ayetinde emrolunan ‘gözetme, sakınma ve korku duyma’ itikâdî anlamda onun harimini korumaktır. Yani insan, Hak Teâlâ’nın huzurunda öylesine bir teslimiyet içerisinde olmalıdır ki, ondan başkasını görmemeli, ondan gayrisine bel bağlamamalı ve ondan gayrisine gönül vermemeli ve her daim: “Ben senin fermanını işittim ve huzuruna vardım” demeli yani her daim ‘lebbeyk’ nidasını dillendirmelidir. İşte bu bilinçte bir hac ziyaretçisi, gerçek anlamda Allah’ın ‘rahib’ bir kuludur. Övgü ve methe şayan ruhbanlık da işte böylesi bir hac eda edebilmektir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Tevhidin Telbiye İle Tecelli Bulması</strong></p>

<p style="text-align:justify">İmam Sadık (a.s) telbiye zikriyle ilgili olarak şöyle buyurur:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Lebbeyk Allahumme lebbeyke, lebbeyk senin yoktur bir şerikin lebbeyk, hamd ve nimet sana aittir, mülk de yoktur senin bir şerikin lebbeyk, lebbeyk miraçlar sahibi lebbeyk, lebbeyk ey selamet diyarının davetçisi lebbeyk, lebbeyk ey günahların bağışlayıcısı lebbeyk, lebbeyk ey telbiye ehli lebbeyk, lebbeyk ey celal ve ikram sahibi lebbeyk, lebbeyk ey sen ki yaratırsın ve dönüş yine sanadır lebbeyk, lebbeyk ey istiğna eden ve her şeyin kendisine muhtaç olduğu lebbeyk, lebbeyk ey hem korkulan ve hem arzulanan lebbeyk, lebbeyk ey hak ilah lebbeyk, lebbeyk ey nimet ve tüm iyi ve güzel fazl sahibi lebbeyk, lebbeyk ey büyük sıkıntıları gideren lebbeyk, lebbeyk ben senin kulun ve iki kulunun evladıyım lebbeyk, lebbeyk ey kerim lebbeyk!</i></p>

<p style="text-align:justify"><i>Bu zikirleri farz ve nafile tüm namazlardan sonra, bir bineğe bineceğin esnada, hareket edeceğin zaman, yüksek bir yere her çıktığında ya da bir düzlük ve ovaya indiğinde, bineğine binmiş birini gördüğünde, uykudan uyandığında ve seher vakitlerinde okuyabildiğin kadar oku! Bu zikirleri yüksek sesle dile getir! …</i></p>

<p style="text-align:justify"><i>Şunu bilmelisin ki zikirlerin ilk kısmındaki dört lebbeyk farzdır. Bu cümleler, tevhidin beyanıdır. Bütün peygamberler bu cümlelerle lebbeyk demişlerdir. Ey miraçlar sahibi (Lebbeyk ey miraçlar sahibi lebbeyk) nidasını çokça dile getir. Zira Peygamber Efendimiz (s.a.a) bu zikri daha çok dile getirirdi. İlk kez lebbeyk diyen kişi, Hz. İbrahim (a.s) idi…”</i><a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>

<p style="text-align:justify">İmam Bakır’a (a.s): <i>“Telbiye niçin ‘telbiye’ diye isimlendirilmiştir?”</i> diye sorulduğunda şöyle buyurur:</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><i>“Bu, Hz. Musa’nın (a.s) Rabbinin nidasına verdiği cevaptır.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a> Musa b. İmran beraberinde Benî İsrail’den yetmiş peygamber olduğu halde hac eda etmişti… Onlar ‘lebbeyk’ derken, dağlar onlara karşılık veriyorlardı. Musa Kelim (a.s) şöyle diyordu: “Lebbeyk, ben senin kulunum ve kulunun (iki kulunun) evladıyım!”</i><a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">İmam Sadık (a.s) haccın bazı kısımlarında ‘telbiye’ yerine geçen ‘İş’ar-ı Budn’<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a> hakkında bir soru üzerine şöyle buyurur:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“… Sonra de ki: Bismillah, Allahım, her şey sendendir ve yine senin içindir. Allah’ım, ibadetimi kabul eyle…” Bu hadis-i şerif, şu ihram duası ile birlikte, daha önce de izah ettiğimiz üzere tevhidin hacda tecessüm bulduğuna delalet eder: “Allah’ım, benim senden dileğim, beni sana icabet edenlerden, vaadine iman edenlerden, emrine boyun eğenlerden kılmandır! Şüphesiz ben senin kulunum ve sana teslimim! Senin koruman dışında bir korunağım yoktur ve ben senin ita buyurduğundan başkasını alamam!”</i><a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a></p>

<p style="text-align:justify">Demek ki hacda yegâne maksat, Allah’ın didarına nâil olmak ve ondan başka her şeyden teberri etmektir.</p>

<p style="text-align:justify">‘Telbiye’ ihlâslı bir şekilde Allah’a icabet etmektir. Dolayısıyla bu amel, bütün çirkinlikleri izale eder ve tüm habis ve asi şeytanları kovar. Bu anlamda İmam Sadık (a.s) Resulullah’ın (s.a.a) ‘telbiye’ getirdiği ‘Beyda’<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a> mevkii ile ilgili şöyle buyurur:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“İşte burada tüm habislikler, Karun ve hazineleri nasıl yere gömülmüşse aynı şekilde gömülür!”</i></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Nükte:</strong></p>

<p style="text-align:justify">Meşhur Şair Ebu Nuvas, Hasan b. Hani Ahvazî, ‘telbiye’ ile ilgili şöyle der:</p>

<p style="text-align:justify">İlahım, ne adilsin sen!<br />
Meliklerin melikisin<br />
Lebbeyk, icabet ederim sana<br />
Lebbeyk, hamd ancak sanadır<br />
Mülk de senindir, yoktur şerikin<br />
Senden dileyen kul, asla ümitsiz olmaz<br />
Senden ne dilerse icabet edersin<br />
Sen olmazsan ya Rab, o helak olur<br />
Lebbeyk, hamd ancak sanadır<br />
Mülk de senindir, yoktur şerikin<br />
Gece karanlığa büründüğünde<br />
Gezegenler feleklerde yüzerken<br />
Kendilerine tayin olunan yörüngelerde<br />
Her bir nebi her bir melek<br />
Ve sana lebbeyk diyen herkes<br />
Tespih de etse lebbeyk de dese hep sanadır<br />
Ey günahkâr kul, niçin böyle gâfilsin<br />
Acele et, koş eceline<br />
Amelini hayırla sonlandır<br />
Lebbeyk, hamd ancak sanadır<br />
Mülk de senindir, yoktur şerikin<br />
Hamd ve nimet ancak sana aittir.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - -</strong></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a> Tehzibu’l Ahkâm, c.5, s.91-92; Vesailu’ş Şia, c.12, s.282-283</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a> Men La Yahduruhu’l Fakih, c.2, s. 234-235; Vesailu’ş Şia, c.12,s.375</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><sup><sup>[3]</sup></sup></a> El Kâfi, c.4, s.214; Vesailu’ş Şia, c.12, s.386</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><sup><sup>[4]</sup></sup></a> Hac üç kısımdır: Temettü, ifrad ve kıran. Umre-i müfrede, temettü umresi, temettü’ haccı ve ifrad haccının ihramı, ‘telbiye’ olmaksızın bağlanamaz. Ancak ‘kıran haccı’nda, hacı adayı ‘lebbeyk’ demekle ‘iş’ar’ ya da ‘taklîd’ arasında muhayyerdir. ‘İş’ar’ kurbanlık develere mahsustur. ‘Taklîd’ ise deve ve diğer kurbanlık hayvanlar arasında müşterektir. ‘İş’ar’, kurbanlık devenin hörgücünün sağ tarafında bir kesik oluşturmak ve akan kanı devenin devenin bedenine sürmektir. ‘Taklîd’ ise kurbanlık hayvanın boynuna bir ayakkabı asmaktır. Daha geniş açıklama için hac menasiki ile ilgili kitaplara bakılabilir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><sup><sup>[5]</sup></sup></a> El Kâfi, c.4, s.331; Vesailu’ş Şia, c.12, s.340-341</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><sup><sup>[6]</sup></sup></a> Beyda’ Şecere Mescidi yakınlarında bir mevkidir. (bkz. El Kâfi, c.4, s.245, 248, 296, 321 ve 333-334) bazı rivayetlere göre, âhir zamanda Mekke’ye doğru hareket eden küfür orduları burada yere gömüleceklerdir. (bkz. El İhtisas, s.255-256; Bihar, c. 52, s. 119, 186 ve 203-204)</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><sup><sup>[7]</sup></sup></a> Mir’atu’l Harameyn, c.1, s.46; Ayrıca bkz. Taruh-u Medinet-i Dımeşk, c.13, s.454-455</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a> Bakara: 40</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a> Hadid: 4</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Düşünce | İslamî Araştırmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/islam-ummetinin-ruhbaniyeti</guid>
      <pubDate>Thu, 07 May 2026 15:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/05/telbiye-1.jpg" type="image/jpeg" length="53545"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İbrahim Makamı]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/ibrahim-makami</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/ibrahim-makami" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Makam-ı İbrahim</strong></p>

<p style="text-align:justify">Allah Tealâ’nın Mekke’deki şiar ve apaçık ayetlerinden biri de Makam-ı İbrahim’dir. Bu doğrultuda İmam Sadık’a (a.s) <strong><i>“orada apaçık ayetler vardır”</i></strong><a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a> ayet-i kerimesinden murat nedir diye sorulduğunda şöyle buyurur:</p>

<p style="text-align:justify"><i><strong>“(Kâbe’nin inşası esnasında İbrahim’in) üzerine çıktığı ve ayaklarının iz bıraktığı taş; yani Makam-ı İbrahim, Hacer-i Esved ve İsmail’in indiği yerdir.”</strong></i><a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<p style="text-align:justify">Bu taş ilk zamanlar Kâbe’nin kenarında orta yerde bulunmaktaydı. Sonra onu yeri değiştirilmesin diye ‘Mültezem’in üzerine koydular. Günümüzde ise Makam, belirgin bir konuma sahip olup metal bir mahfaza içerisinde korunmaktadır.</p>

<p style="text-align:justify">Makam-ı İbrahim’in yerinin değiştirildiğine dair bazı hadisler varit olmuştur. Örneğin İmam Bakır (a.s) şöyle buyurur:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Başlangıçta Makam Kâbe’nin duvarına yakın bir yerdeydi. İslam’dan önce onu şimdi bulunduğu yere taşıdılar. Resul-i Ekrem (s.a.a) Mekke’nin fethinden sonra onu asıl yerine taşıdı. Lakin Halifeler döneminde yeniden yerini değiştirdiler.”</i><a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>

<p style="text-align:justify">Elbette Makam’ın mevcut konumunun Masum İmamların (a.s) onayına mazhar olması ve Nübüvvet Hanedanı’nın (a.s) bu durumun fıkhî sonuçlarıyla ilgili farklı bir beyanının bulunmaması dolayısıyla mevcut mekânda eda edilen namaz ve tavaf yeterli ve sahihtir.</p>

<p style="text-align:justify">Tabi, hatırlatmak gerekir ki bu rivayetin ilk bölümünde İmam Bakır (a.s) şöyle buyurur:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Mescid-i Haram’ın sel baskınına uğradığı yıl ben de İmam Hüseyin’le (a.s) beraber Mekke’deydim.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a> Hz. Seyyid-i Şüheda, Makam-ı İbrahim’in yok olmasından endişelenen halka: Hiçbir endişeniz olmasın! Sel asla Makam-ı İbrahim-i götüremez. Zira Yüce Allah onu kendi nişanesi kılmıştır.”</i><a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a></p>

<p style="text-align:justify">Dikkate şayan bir diğer nokta da şu ki, “orada apaçık ayetler vardır” ayetine istinat ederek Mekke ile ilgili nâzil olmuş ve bu ayetin kapsamına giren her şey, mucizevî ve harikulade bir yöne sahiptir denilemez. Zira ‘ayet’ kavramı sadece Salih’in Devesi, Ay’ın Yarılması ve benzeri olağanüstü olgu ve olaylara delalet etmez. Ayet, bazen tekvinî bir nişane bazen teşriî bir alamet ve bazen de hem tekvinî hem de teşriî boyutları olan bir şiar anlamına gelir. Ayet, Hak Teâlâ’yı gösteren ve insanlara onu hatırlatan nişane ve alamet anlamına gelir. Örneğin “Siz her yüksek yere bir alâmet dikerek eğleniyor musunuz?” ve “Biz, bir ayetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya onu unutturursak (ertelersek) mutlaka daha iyisini veya benzerini getiririz” ayetlerinde ‘ayet’ alamet ve nişane anlamında kullanılmıştır. Demek ki insana Hakk Teâlâ’yı hatırlatan her şeye, ‘ayet’ denmektedir.</p>

<p style="text-align:justify">Bütün ‘apaçık ayetlerin’ mutlaka harikulade ve tabiatüstü bir boyutunun olması gerekmez iddiasını teyit eden husus, yine söz konusu ayetin devamında yer alır:</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong>“Oraya giren emniyette olur.”</strong><a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">Bu cümle ‘apaçık ayetler’ tabirinden sonra gelir. Ki icmalden sonra tafsil babından söz konusu ‘emniyet’ apaçık ayetlerin bir örneği olarak gösterilir. Bu husus, hiçbir harikuladelik olmaksızın Hakk’ı hatırlatan alamet ve ilâhî nişanelerden sayılmıştır. Daha zarif bir ifade ve Üstat Allame Tabatabaî’nin (ks) beyanıyla açıklayacak olursak: “İbrahim’in makamı vardır. Oraya giren emniyette olur. Yoluna gücü yetenlerin o evi haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır” cümlesinin ‘apaçık ayetler’ tabiri için bir ‘bedel’ olduğu söylenir. Lakin bu görüşü kabul edecek olsak dahi, burada sadece ‘İbrahim’in makamı’ bedeldir denebilir. Diğer iki cümle, yani ‘Oraya giren emniyette olur’ ve ‘Yoluna gücü yetenlerin o evi haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır’ cümleleri bağımsız ve tek başına bir mana ifade eden cümleler olup iki hazfedilmiş bedel; yani ‘girenin emniyeti’ ve ‘gücü yetene haccın farz oluşu’na delalet eder.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Sadece ‘İbrahim’in makamı’ ‘apaçık ayetler’ tabirinin ‘beyanıdır’ diyecek olursak, buradan çıkarabileceğimiz nükte şu olur: “Gerçekten İbrahim, hak dine yönelen, Allah’a itaat üzere bulunan tek başına bir ümmet idi” ayetinde söz konusu olan ‘tek başına bir ümmet’ nitelendirmesinde olduğu gibi ‘Makam-ı İbrahim’ de; onun ayak izi ve makamı da mucizevî bir hakikat olarak tek başına ‘apaçık ayetler’ sayılmış ve ‘tek başına bir ümmet’ bilinmiştir.</p>

<p style="text-align:justify">‘Ayetler’ tabirinin çoğul olmasının bir diğer hikmeti de şöyle açıklanabilir: Bir: Sert bir taş tıpkı hamur misali yumuşamıştır. İki: Taşın tamamı değil, belirli bir kısmı hamur gibi yumuşamıştır. Üç: Belirli bir derinliğe kadar ayak izi belirmiş ve taşın geri kalan kısmı olduğu gibi kalmıştır. Dört: Bu izi yok etmek isteyen tuğyancılara karşı korunmuştur. Beş: İslam ülkelerindeki değerli eşya ve değerli ve kutsal bilinen kültür miraslarını çalma peşinde olan sanat eseri ve antik eşya hırsızlarının şerrinden muhafaza edilmiştir.<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a></p>

<p style="text-align:justify">‘Apaçık ayetler’ tabirinin Makam-ı İbrahim dışında diğer birçok şeye; örneğin Harem bölgesi sakinlerinin emniyette oluşu gibi Mekke ve Harem-i İlâhî’de var olan diğer birçok hakikate de şamil geldiğini iddia edenler, çok açık oldukları için ayrıca dile gelmeyen ve Allah Teâlâ’nın tasrih buyurmadığı birçok husus zikrederler. Örneğin: 1. Kuşların Kâbe’nin üzerinden uçmaması ve o bölgeye geldiklerinde yönlerini değiştirmeleri 2. Kuşların Kâbe’yi kirletmemesi 3. Hayvanların Harem bölgesinde barış içerisinde yaşamaları ve yırtıcıların dahi diğer hayvanlara saldırmaması 4. Ashab-ı Fil örneğinde olduğu gibi Kâbe’ye yönelik kötü emeller besleyen zalimlerin helak olması 5. Hacıların ne bedensel ne de ruhsal açıdan yorgunluk ve bitkinlik hissetmemeleri ki ne kadar uzak ve meşakkatli yollardan gelmiş olurlarsa olsunlar defalarca hac ziyaretiyle müşerref olmayı arzularlar.</p>

<p style="text-align:justify">Bu açıdan bakıldığında Makam-ı İbrahim, Allah’ın Mekke’de zuhur bulan sayısız ayet ve nişanelerinden biridir. Buna göre Yüce Allah en genel çerçevesiyle ilâhî nişanelerden bahsettikten sonra özel olarak ve Hz. İbrahim’in (a.s) Kâbe’yi inşa ederken üzerine çıktığı bu Makam’ın önemi ve değerine binaen ‘genel bir ifadeden sonra özel bir manayı zikretmek’ babından ona atıfta bulunmuştur.</p>

<p style="text-align:center"><i><strong>“Orada apaçık ayetleri; İbrahim’in makamı vardır. Oraya giren emniyette olur.”</strong></i><a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a></p>

<p style="text-align:justify">Zira onun ayak izleri sert ve pek bir taşın üzerinde kalmış ve onun mübarek ayak izi, sadece o cansız taşın belirli bir bölgesinde ve belirli bir derinlikte günümüze kadar gelmiştir. Bunu bugün dahi apaçık bir şekilde görebilmekteyiz ki bugün o taşın çevresini kuşatan metal kaplamanın yüzüne Harem sorumlularının yerinde bir seçimiyle şu ayet işlenmiştir:</p>

<p style="text-align:center"><i><strong>“Bunları koruyup gözetmek O’na ağır gelmez.”</strong></i><a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Hatırlatma:</strong></p>

<p style="text-align:justify">Kuşların uçması ile ilgili söylenenlerin ispatı, bu hususa yöneltilen bazı eleştiriler göz önüne alındığında gayet zor olduğundan apaçık ilâhî ayetler kapsamında değerlendirilmesi de problemlidir.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Makam-ı İbrahim Nasıl Şekillenmiştir?</strong></p>

<p style="text-align:justify">Makam-ı İbrahim’in nasıl şekillendiğine dair birkaç görüş ileri sürülmüştür:</p>

<p style="text-align:justify"><strong>1.</strong> Kâbe’yi inşa ederken Hz. İbrahim (a.s) bu taşın üzerine çıkıyordu. Bu esnada, ilâhî mucize eseri taş yumuşamış ve onun ayak izleri üzerinde kalmıştır.<a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">[11]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>2. </strong>Hz. İbrahim ikinci kez Mekke’ye geldiğinde Hz. İsmail’in (a.s) eşi: “Atlarınızdan ininiz, sizleri yıkayayım” demiş ve o, ayaklarını bu taşın üzerine koymuş sonrada ayak izleri bu şekliyle kalmıştır<a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title="">[12]</a>.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>3.</strong> “İnsanlar arasında haccı ilân et” emrini icra ederken bu taşın üzerine çıkmış ve insanları, Kâbe’ye gelerek hac farizasını eda etmeye çağırmıştır. İşte bu esnada, ayak izleri bu taşın üzerinde kalmıştır.<a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title="">[13]</a> Hz. İbrahim’in çağrısı ve gelecek zamanlardaki tüm hacıların ‘lebbeyk lebbeyk’ diye cevap vermeleri<a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title="">[14]</a> hadisesiyle –ki bu hadise alelade bir olaydan daha ziyade ilâhî misak hadisesine benzemektedir- ile ilgili rivayetlerden anlaşılan, Kâbe’nin duvarına bitişik duran bu taşın, onun Kâbe’nin duvarlarını örerken üzerine çıktığı taş olduğu hususudur.<a href="#_ftn15" name="_ftnref15" title="">[15]</a></p>

<p style="text-align:justify">Mamafih, kesin ve herkesçe kabul gören husus, Hz. İbrahim’in ayağını sert bir taşın üzerine koyması, ayaklarının bu taşta iz bırakması ve bu izin günümüze kadar kalmış olmasıdır. İşte bu iz onun mucizesi olarak telakki edilmiştir.<a href="#_ftn16" name="_ftnref16" title="">[16]</a> Ancak bu olayın hangi durumda vuku bulduğu; bu durumlardan birinde mi yoksa her üçünde mi sorusunun cevabını bu konuya dair rivayetlerde araştırmak gerekir.</p>

<p style="text-align:justify">Bu mucizenin bir benzeri de Hz. Davud (a.s) hakkında gerçekleşmiştir. Buna göre Allah, sert ve soğuk demiri onun ellerinde yumuşatmıştır:</p>

<p style="text-align:justify"><i><strong>“And olsun, Davud’a tarafımızdan bir üstünlük verdik. Ey dağlar ve kuşlar! Onunla beraber tesbih edin dedik. Ona demiri yumuşattık.”</strong></i><a href="#_ftn17" name="_ftnref17" title="">[17]</a></p>

<p style="text-align:justify">Bu arada dikkate şayan bir diğer nükte, ‘zırh yapmak’ hususunda ‘talim ve öğretmek’ tabirinin kullanılmış olmasıdır:</p>

<p style="text-align:center"><strong><i>“Ona, sizin için zırh yapmayı öğrettik.”</i></strong><a href="#_ftn18" name="_ftnref18" title="">[18]</a></p>

<p style="text-align:justify">Zira ‘zırh yapma zanaatı’ bütün diğer bilim dalları ve zanaatlar gibi başkalarına öğretilebilir. Ancak sert ve soğuk demiri elle yumuşatmak harikulade bir iştir. Burada söz konusu olan demir çelik entegre fabrikası kurmak –ki bu bir ilim ve sanayidir; mucize değil- değildir. Bu yüzden “Biz ona demiri yumuşatmayı öğrettik” diye buyrulmaz. Bilakis “sert ve soğuk demirin Davud’un (a.s) ellerinde yumuşadığından” söz edilir.</p>

<p style="text-align:justify">Aynı konu Makam-ı İbrahim için de geçerlidir. Bir iki farkla ki, evvela burada konu “Biz ona taşı yumuşattık” mealinde bir ilâhî müdahaledir. Yani sert bir taş ilâhî bir mucize eseri yumuşamış ve Hz. İbrahim’in (a.s) mübarek ayakları onun üzerinde iz bırakacak kadar içine girmiştir. İkincisi, söz konusu mucize Davud (a.s) için sürekli iken Hz. Halil (a.s) için geçici ve sadece bir olaya mahsus idi.</p>

<p style="text-align:justify">Makam-ı İbrahim’de Hz. İbrahim’in (a.s) mübarek ayaklarının ‘izi’ muhafaza edilmiştir<a href="#_ftn19" name="_ftnref19" title="">[19]</a>, tıpkı Davud (a.s) kıssasında demirin onun ‘bedenini’ muhafaza ettiği gibi.</p>

<p style="text-align:justify">Yukarıdaki malumat doğrultusunda, bazı müfessirlerin ‘apaçık ayetler’ tabirinin sırf alelade hususlara işaret ettiğine dair iddialarının zayıflığı da anlaşılmış olmalıdır. Şöyle diyorlar:</p>

<p style="text-align:justify">“Makam-ı İbrahim’den murat, Hz. İbrahim’in (a.s) ibadet ettiği yerdir. Kâbe ziyaretçileri de orada namaz kılmakla mükelleftirler: “Siz de İbrahim’in makamından bir namaz yeri edinin.” Bundan kasıt, onun ayağını üzerine koyduğu ve ayak izini taşıyan taş değildir. Öyle olacak olsa dahi, bu taş muhtemelen ilkin çamur yığını gibi bir şey iken Hz. Halil’in (a.s) ayak izleri üzerinde kalmış ve bu yığın zamanla yapışkan bir hale gelmiş ve gitgide sertleşerek şimdiki kıvamını bulmuştur.”<a href="#_ftn20" name="_ftnref20" title="">[20]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Hatırlatma:</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>a) </strong>Söz konusu taşın ‘Makam’ oluşu hakkında, eğer Hz. İbrahim’in (a.s) Kâbe’nin duvarlarını örerken üzerine çıktığı taş olduğu söylenecek olursa, şu iki husus göz önünde bulundurulmalıdır: Bir: bu durumda bu taşın Kâbe’ye bitişik durması gerekir ki üzerine çıkılıp duvar örülebilsin. İki: Bu taşın kesinlikle sabit bir yerde olmayıp Kâbe’nin dört köşesine taşınmış ve bu Beyt-i Şerif’in her dört duvarı örülünceye kadar çevresinde gezdirilmiş olması gerekir. Evet, duvarlar örüldükten sonra Allah tarafından Hz. İbrahim’e gelen bir emir gereğince söz konusu taş, belirli bir yere yerleştirilmiş ve mevcut fıkhî ahkâmın konusu olmuş olabilir. Dolayısıyla söz konusu iki hususa artık istinat edilemez ve şu iki husus da ispatlanmış olur: Bir: Kâbe ile belirli bir mesafede bulunuyor olması; İki: Sabit bir yerde bulunması.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>b) </strong>Eğer bu söz konusu taşın Makam oluşunun sebebi, Hz. İbrahim’in (a.s) Mekke’ye yeniden döndüğünde Hz. İsmail’in (a.s) eşi yıkasın diye mübarek ayaklarını onun üzerine koyması ise, yukarıdaki hususlardan hiçbirini gündeme getirmemek gerekir; yani ne Kâbe’ye bitişik olması ne de sabit bir mevkiinin bulunması bir problem teşkil etmez. Ancak mevcut konumunu onaylayacak muteber nakillere ihtiyaç doğar.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>c)</strong> Daha önce de değindiğimiz üzere, Makam’ın hâlihazırdaki mevkii, Masum İmamlarca (a.s) da onaylanmış ve bu hususa dair fıkhî ahkâm sorgulanmamıştır. Dolayısıyla bu mevkide yapılan tavaf ve kılınan namazlar sahihtir.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>d)</strong> Mescid-i Haram’da Makam’ın bulunduğu ve tavaf ve namaz mahalli olan mıntıkaya da Makam-ı İbrahim denir.<a href="#_ftn21" name="_ftnref21" title="">[21]</a> Aynı şekilde Kâbe’nin kendisi de bu isimle anılır.<a href="#_ftn22" name="_ftnref22" title="">[22]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Nükte:</strong></p>

<p style="text-align:justify">İmam Seccad (a.s) şöyle buyurur:</p>

<p style="text-align:center"><i>“Tüm mekânların en faziletlisi, Rükün (Hacer-i Esved) ile Makam-ı İbrahim arasındaki yerdir.”</i><a href="#_ftn23" name="_ftnref23" title="">[23]</a></p>

<p style="text-align:justify">Bu nükteye ‘Huteym’ ile ilgili bölümde İmam Sadık’ın (a.s) nûrânî beyanında da işaret olunmuştu. İmam Bakır’dan (a.s) rivayet olunur ki:</p>

<p style="text-align:center"><i>“Rükün ile Makam arası enbiya kabirleriyle doludur.”</i><a href="#_ftn24" name="_ftnref24" title="">[24]</a></p>

<p style="text-align:justify">Bu mekân, İmam-ı Zaman Hz. Bakiyetullah’ın (af) evrensel kıyamının başlangıç noktasıdır. Bu itibarla da çok yüce ve özel bir öneme sahiptir. Bu doğrultuda İmam Bakır (a.s) şöyle buyurur:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Ben Hz. Kaim’in (af) bir aşura günü; bir cumartesi günü kıyam ettiğini görür gibiyim. O, Rükûn ve Makam arasındaki mevkide duracak ve Cebrail (a.s) insanları ona Allah için biate çağıracaktır. Sonra yeryüzü nasıl zulüm ve haksızlıkla dolmuşsa aynı şekilde adaletle dolduracaktır.”</i><a href="#_ftn25" name="_ftnref25" title="">[25]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - - - - -</strong></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a> Al-i İmran/97</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a> El-Kâfi, c.4, s.223</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><sup><sup>[3]</sup></sup></a> El-Kâfi, c.4,s. 223</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><sup><sup>[4]</sup></sup></a> Bu rivayet, İmam Bakır’ın mübarek yaşı göz önünde bulundurularak tarihsel açıdan analiz edilmeli ve ciddi bir şekilde araştırılmalıdır.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><sup><sup>[5]</sup></sup></a> El-Kâfi, c.4,s. 223; ayrıca bkz. elinizdeki kitap ‘Mekke’nin Tarihi’ konusu.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><sup><sup>[6]</sup></sup></a> Al-i İmran: 97</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><sup><sup>[7]</sup></sup></a> El Mizan, c.3, s.405</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><sup><sup>[8]</sup></sup></a> Bkz. El Keşşaf, c.1, s.387-388</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><sup><sup>[9]</sup></sup></a> Al-i İmran: 97</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><sup><sup>[10]</sup></sup></a> Bakara: 255</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title=""><sup><sup>[11]</sup></sup></a> Ravdatu’l Muttakin, c.4, s.114</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title=""><sup><sup>[12]</sup></sup></a> Mecma’ul Beyan, c.1-2 s. 384; Bihar, c.12, s.116-117</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title=""><sup><sup>[13]</sup></sup></a> Tefsiru’l Kumî, c.2, s.83; Bihar, c.12, s.116-117 ve c.96, s.182</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title=""><sup><sup>[14]</sup></sup></a> El Kâfi, c.4, s.206-207; ayrıca bkz. elinizdeki kitap Üçüncü Bölüm Üçüncü Ders</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref15" name="_ftn15" title=""><sup><sup>[15]</sup></sup></a> Bkz. Tefsiru’l Kumî, c.2, s.83</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref16" name="_ftn16" title=""><sup><sup>[16]</sup></sup></a> Et Tibyan, c.1, s.452; Et Tefsiru’l Kebir, c.3-4, s. 53</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref17" name="_ftn17" title=""><sup><sup>[17]</sup></sup></a> Sebe: 10</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref18" name="_ftn18" title=""><sup><sup>[18]</sup></sup></a> Enbiya: 80</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref19" name="_ftn19" title=""><sup><sup>[19]</sup></sup></a> Enes b. Malik’ten rivayet olunduğuna göre o: “Ben ayak parmakları ve ayak ayasının izini taşın üzerinde gördüm. Lakin zamanla insanların o makama sürekli el sürmeleri sonucu bu izler düzleşti” demiştir. (Tefsiru’t Tahrir ve’t Tenvir, c.1, s.691)</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref20" name="_ftn20" title=""><sup><sup>[20]</sup></sup></a> Tefsiru’l Menar, c.1, s.461-462 ve c.4, s.13</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref21" name="_ftn21" title=""><sup><sup>[21]</sup></sup></a> Bihar, c. 96, s. 241 ve 381-382</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref22" name="_ftn22" title=""><sup><sup>[22]</sup></sup></a> Tefsiru’t Tahrir ve’t Tenvir, c.1, s.691</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref23" name="_ftn23" title=""><sup><sup>[23]</sup></sup></a> Men la Yahduruhu’l Fakih, c.2, s. 245</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref24" name="_ftn24" title=""><sup><sup>[24]</sup></sup></a> El Kâfi, c.4, s.214</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref25" name="_ftn25" title=""><sup><sup>[25]</sup></sup></a> El Gaybe, Tusî, s. 453; Bihar, c.52, s.290</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Düşünce | İslamî Araştırmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/ibrahim-makami</guid>
      <pubDate>Tue, 05 May 2026 17:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/05/makam1.jpg" type="image/jpeg" length="48796"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Direniş Kaybederse Tüm Ümmet Kaybeder!]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/direnis-kaybederse-tum-ummet-kaybeder</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/direnis-kaybederse-tum-ummet-kaybeder" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yemen’den Lübnan’a, İran’dan Filistin’e bu mukaddes cihat sürüyor, direniş bayrağı göklerde dalgalanıyor..]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<h5 style="text-align:right"><strong>Sadullah Aydın</strong></h5>

<p style="text-align:right"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">İslam tarihinde Müslümanların yaşadığı en çetin en hayati savaşlardan biri hiç kuşkusuz Uhud Savaşı’dır. Uhud, Müslümanlar için bir varlık savaşıydı. Uhud’ta Müslümanlardan iki grup vardı. Biri bizzat meydanda, sıcak çatışmanın içindeydi. Diğeri ise savaşan grubu arkadan koruyan, kollayan, Okçular Tepesi’ndeki gruptu.</p>

<p style="text-align:justify">Uhud’ta savaşan grup, içlerinde Resulullah gibi biri olmasına rağmen, Hamza, Ali, Musab gibi cengâver yiğitler olmasına rağmen, Okçular Tepesi’ndeki grubun desteğini yitirince büyük bir yara aldı ve yenilginin eşiğinde geldi.</p>

<p style="text-align:justify">Bugün de Müslümanlar tarihlerinin en çetin en hayati savaşlarından birini veriyorlar. Bir varlık savaşı veriyorlar. Biz bu hayati savaşta da varlık savaşında da İslam ümmetinin bilinçli kesimini iki gruba ayırabiliriz. Bizzat cihat meydanlarında savaşan grup ile cihat eden grubu diliyle, malıyla, duasıyla destekleyen grup…</p>

<p style="text-align:justify">İran İslam Cumhuriyeti, Lübnan Hizbullah’ı, Filistin’deki İslami Direniş Güçleri, HAMAS ile İslami Cihat, Yemen’deki Ensarullah, Irak’taki İslami Direniş Güçleri bizzat savaş meydanında olan, cihat meydanlarında olan grubu oluşturmaktadırlar. Ümmetin diğer bilinçli, uyanık, gayretli kesimleri ise şimdilik destekçi konumundadırlar.</p>

<p style="text-align:justify">Ümmet, cihat eden kardeşlerine olan desteklerini hiç aksatmamalı, hep canlı tutmalı, bu desteği her geçen gün daha da artırmalı. Amerika ve Siyonist rejimin öncülüğündeki barbar düşmanın saldırı ve istilası karşısında ümmetin ileri karakolu görevini gören, ümmetin özgürlüğü ve kurtuluşu için savaş meydanlarına inmiş olan kardeşlerinin bu cihadına olan ilgisini yitirmemeli. Bu varlık savaşını kanıksamamalı… İlk günkü heyecan sürmeli…</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Yemen’den Lübnan’a, İran’dan Filistin’e bu mukaddes cihat sürüyor, direniş bayrağı göklerde dalgalanıyor. Şehitler kervanı her gün yeni İsmaillerin katılımıyla yürüyüşünü sürdürüyor. Ümmet, Okçular Tepesi’ndeki Müslümanların yanlışına düşmemeli, benim desteğimden ne çıkar, ben olmasam da olur gafletine kapılmamalı. Elinden gelen her imkânla direnişi desteklemeli, cihat eden kardeşlerinin yanında durmalı.</p>

<p style="text-align:justify">Bu mücadeleye herkes katkı sunmalı, az veya çok herkes imkânı nispetinde bu safta yer almalı. Bu mücadele bir devletin, bir örgütün, bir hareketin, bir kavmin, bir mezhebin mücadelesi değildir. Bu cihat, bu direniş tüm ümmetin cihadıdır, direnişidir. Ümmetin varlık savaşıdır. Adalet ve özgürlük savaşıdır. İzzet ve namusunu koruyabilme savaşıdır.</p>

<p style="text-align:justify">Erkeğinden kadınına, yaşlısından gencine, çocuğuna; âliminden avamına, zengininden fakirine, okumuşundan köydeki çobanına herkes ama herkes üzerine düşeni yapmalı, direnişi desteklemelidir. Kültürel olarak, siyasi olarak, ekonomik olarak direnişe güç vermeli, direnişin feryat eden sesi, uyandıran çığlığı olmalıdır.</p>

<p style="text-align:justify">Sosyal medya platformları, iletişim araçları direnişin haklılığını herkese ulaştırmalı, halkların gönülleri, zihinleri direnişle meşgul olmalı; direniş ruhlarda hep canlı ve diri tutulmalı… Direniş ekonomik olarak desteklenmeli…</p>

<p style="text-align:justify">Kardeşlerimizle omuz omuza cihat etme imkânına sahip değilsek malımızla, paramızla, infaklarımızla cihatlarına katkı sunmalı, direnişi güçlendirmeliyiz. Aynı şekilde boykot silahına dört elle sarılarak düşmanı ekonomik olarak çökertme gayreti içinde olmayı sürdürmeliyiz.</p>

<p style="text-align:justify">Direnişi zafere götürecek mücadeleye olan katkımızı asla küçümsememeliyiz. Afgan Cihadı, Bosna Cihadı, Çeçenya Cihadı ümmetin maddi ve manevi katkıları sayesinde büyük destanlara imza atıp düşmana ölümcül darbeler vurmuştu.</p>

<p style="text-align:justify">Bugün kardeşlerimiz ümmetin en büyük en azgın en küstah en alçak düşmanlarıyla savaşmaktadırlar. Hiçbir düşman, ümmete, Amerika ve Siyonist rejim kadar zarar verebilmiş değildir. Ümmetin ayaklarındaki esaret prangalarının en büyük müsebbipleri Büyük Şeytan Amerika ve Siyonist rejimdir. Kardeşlerimizin savaşımının kendi savaşımımız olduğunun farkına varmalı, kazanılacak zaferin ümmetin zaferi olduğunun bilincinde olmalı, onları zafere götürecek her türlü katkıyı kardeşlerimizden esirgeme gafletine düşülmemeli…</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<h5 style="text-align:right"><strong><a href="http://dogruhaber.com.tr" rel="nofollow">http://dogruhaber.com.tr</a></strong></h5></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Düşünce | İslamî Araştırmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/direnis-kaybederse-tum-ummet-kaybeder</guid>
      <pubDate>Tue, 05 May 2026 14:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/05/saaadullah-1.jpg" type="image/jpeg" length="67392"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Nehcü’l-Belağa Dersleri]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/nehcul-belaga-dersleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/video/nehcul-belaga-dersleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ehla-Der Genel Başkanı Kadir Akaras ile Nehcü’l-Belağa Dersleri]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">📚 Nehcü’l-Belâğa Dersleri</p>

<p style="text-align:justify">🎙 Üstad Kadir Akaras</p>

<p style="text-align:justify">🔢 1. Ders: Nehcü’l-Belâğa ile Tanışma</p>

<p style="text-align:justify">Konu ve Amaç • Ders, Nehcü’l-Belâğa’yı tanıma ve onu okuma/yaşama yöntemi üzerine bir giriş sunar.</p>

<p style="text-align:justify">Çalışma, Şehid Murtazâ Mutahharî’nin Nehcü’l-Belâğa üzerine kitabını ve serbest okumayı birlikte önerir.</p>

<p style="text-align:justify">Temel Kavramlar</p>

<p style="text-align:justify">• Belâgat: Maksadı en doğru kelime ve cümlelerle ifade etme.</p>

<p style="text-align:justify">• Fesâhat: İfadenin açık ve anlaşılır oluşu. “Nehc” ve Kitabın Adı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">• Nehc = yol, yöntem → Nehcü’l-Belâğa: “Belâgatın yolu/yordamı.” Derleyici ve Yapı</p>

<p style="text-align:justify">• Eser, İmam Ali’nin (a) sözlerinin edebî seçkisi olup Seyyid Râzî tarafından derlenmiştir.</p>

<p style="text-align:justify">• Üç bölüm: Hutbeler, Mektuplar, Kısa sözler (hikmetler).</p>

<p style="text-align:justify">İçerik Çeşitliliği (İmam Ali’nin Çok-Yönlülüğü)</p>

<p style="text-align:justify">• Savaş meydanından ibadet hayatına, devlet idaresinden ahlâka kadar geniş yelpaze.</p>

<p style="text-align:justify">• Okur, siyasetten zühde, kişisel ahlâktan toplumsal düzene çoklu “manzaralar” görür. Pratik Okuma Tavsiyeleri</p>

<p style="text-align:justify"></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Konuşmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/nehcul-belaga-dersleri</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Oct 2025 13:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2025/10/f967a307-713c-476f-85d4-8c6ea9622c41-12.jpg" type="image/jpeg" length="81729"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Mizaçlar ve Evlilik | Zehra Erdoğan Hekimoğlu]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/mizaclar-ve-evlilik-zehra-erdogan-hekimoglu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/video/mizaclar-ve-evlilik-zehra-erdogan-hekimoglu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[el-Mustafa Eğitim Televizyonu]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Konuşmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/mizaclar-ve-evlilik-zehra-erdogan-hekimoglu</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Sep 2025 13:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/YFUOJ5Qagf4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="14341"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Erbain ve Fotoğraflar]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/erbain-ve-fotograflar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/erbain-ve-fotograflar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fotoğrafların açılması için lütfen biraz bekleyin..]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p></p>

<p style="text-align:justify">Erbain (kırkıncı gün); hicrî takvime göre Safer ayının 20’isi İmam Hüseyin’in Erbain günüdür. İmam Hüseyin ve yârenlerinin hicretin 61. Yılında Kerbela’da şehit edilişlerinin üzerinden kırk gün geçmesi temsil edilmektedir.</p>

<p style="text-align:justify">Erbain yürüyüşünden maksat, Ehlibeyt dostlarının çeşitli yerlerinden İmam Hüseyin’in (a.s) Erbain münasebeti ile Kerbela’ya akın etmeleridir. İnsan selini andıran bu yürüyüşlere milyonlarca insan katılmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Erbain günü, Irak dışından başta İran olmak üzere Türkiye, Pakistan, Lübnan, Bahreyn, Yemen vb. gibi ülkelerden de çok sayıda Ehl-i Beyt dostları bu yürüyüşlere katılarak Erbain günü Kerbela’da hazır bulunmaktadır. Veriler katılım oranının her yıl daha da arttığını ve yaklaşık 20-22 milyon civarına ulaştığını göstermektedir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/erbain-ve-fotograflar</guid>
      <pubDate>Sat, 24 Aug 2024 19:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2024/08/basliksiz-2-3.jpg" type="image/jpeg" length="37834"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İmam Humeyni ve Hatıralar - Halk]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/imam-humeyni-ve-hatiralar-halk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/video/imam-humeyni-ve-hatiralar-halk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İmam Humeyni ve Hatıralar - Halk]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Bu kitap Humeyn şehrinde başlayan ama alelade olmayan bir yolculuğun Kum, Tahran, Bursa, Necef, Paris ve tekrar Tahran ile harmanlanmış; kâh insanı silkeleyen, kâh derin düşüncelere sevk eden bir hayat hikâyesine değinmektedir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/imam-humeyni-ve-hatiralar-halk</guid>
      <pubDate>Fri, 09 Aug 2024 14:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/FLAuPq2Dvro/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="21322"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kerbela Matemi - Mehdi Resuli - İstanbul]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/kerbela-matemi-mehdi-resuli-istanbul</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/video/kerbela-matemi-mehdi-resuli-istanbul" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kerbela Matemi - Mehdi Resuli - İstanbul]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ehlibeyt Gençlik Derneği (EGDER) tarafından Kerbela Matem Merasimi programı düzenlendi. Ehlibeyt meddahı Mehdi Resuli'nin de katılımıyla gerçekleşen programa yoğun katılım gerçekleştirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Programlar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/kerbela-matemi-mehdi-resuli-istanbul</guid>
      <pubDate>Fri, 09 Aug 2024 14:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2024/07/mehdi-resuli6.jpg" type="image/jpeg" length="59252"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kerbela Matemi - Mehdi Resuli - Iğdır]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/mehdi-resuli-kerbela-matemi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/video/mehdi-resuli-kerbela-matemi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kerbela Matemi - Mehdi Resuli / Iğdır]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><h2 itemprop="description">Iğdır'da ünlü Ehl-i Beyt meddahı Mehdi Resuli'nin katılımıyla Hz. Hüseyin'i Anma ve Matem Programı Düzenlendi..</h2></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Programlar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/mehdi-resuli-kerbela-matemi</guid>
      <pubDate>Fri, 09 Aug 2024 14:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2024/08/adsiz-12.webp" type="image/jpeg" length="40605"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Fotoğraflarla Osmanlı'da Aşura Merasimi]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/fotograflarla-osmanlida-asura-merasimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/fotograflarla-osmanlida-asura-merasimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[https://www.ehlibeytalimleri.com/fotograflarla-osmanli-istanbulu-ve-asura-merasimi]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>https://www.ehlibeytalimleri.com/fotograflarla-osmanli-istanbulu-ve-asura-merasimi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/fotograflarla-osmanlida-asura-merasimi</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jul 2024 14:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2024/07/uskudar-1.jpg" type="image/jpeg" length="33772"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gazze ile Dayanışma Gecesi]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/gazze-ile-dayanisma-gecesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/video/gazze-ile-dayanisma-gecesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[GAZZE İLE DAYANIŞMA GECESİ]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Programlar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/gazze-ile-dayanisma-gecesi</guid>
      <pubDate>Fri, 05 Apr 2024 08:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/R8cF7PHY_Ew/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="10243"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[3. Kadir Gecesi | Yusuf Tazegün]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/3-kadir-gecesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/video/3-kadir-gecesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[3. Kadir Gecesi | Kadir Gecesinde Allah'tan Ne İsteyelim?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Konuşmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/3-kadir-gecesi</guid>
      <pubDate>Fri, 05 Apr 2024 08:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/VcLXm4pmYYA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="61019"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[1. Kadir Gecesi | Kadir Akaras]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/1-kadir-gecesi-kadir-akaras</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/video/1-kadir-gecesi-kadir-akaras" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Konuşmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/1-kadir-gecesi-kadir-akaras</guid>
      <pubDate>Fri, 05 Apr 2024 08:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/ENg5Yl3yi7s/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="10528"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ayetlerden Elde Edilen Çıkarımlar | Dr. Mahmut Acar]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/ayetlerden-elde-edilen-cikarimlar-dr-mahmut-acar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/video/ayetlerden-elde-edilen-cikarimlar-dr-mahmut-acar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Konuşmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/ayetlerden-elde-edilen-cikarimlar-dr-mahmut-acar</guid>
      <pubDate>Fri, 05 Apr 2024 08:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/KLxPtG1FZp0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="91445"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kudüs Günü'nün Önemi | Musa Aydın]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/kudus-gununun-onemi-musa-aydin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/video/kudus-gununun-onemi-musa-aydin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Konuşmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/kudus-gununun-onemi-musa-aydin</guid>
      <pubDate>Fri, 05 Apr 2024 08:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUuRyEctT64/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="28850"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şia Âlimlerinin Eylem ve Düşüncelerinde Ehl-i Sünnet’e Bakış]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/sia-alimlerinin-eylem-ve-dusuncelerinde-ehl-i-sunnete-bakis</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/sia-alimlerinin-eylem-ve-dusuncelerinde-ehl-i-sunnete-bakis" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Alimler</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/sia-alimlerinin-eylem-ve-dusuncelerinde-ehl-i-sunnete-bakis</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Oct 2023 15:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2023/10/ehl-i-sunnet01.jpg" type="image/jpeg" length="77370"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gençlere 14 Tavsiye]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/genclere-14-tavsiye</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/genclere-14-tavsiye" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/genclere-14-tavsiye</guid>
      <pubDate>Wed, 04 Oct 2023 12:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2023/10/0440.jpg" type="image/jpeg" length="97181"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İslamî Vahdet]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/islami-vahdet</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/islami-vahdet" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İmam Humeynî: Şi'î ile Sünnî arasındaki farklılıklar İslam düşmanlarının lehinedir.. Tüm Müslümanlar Kardeştir ve Eşittir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/islami-vahdet</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Oct 2023 15:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2023/10/vahdet-humeyni-01a.jpg" type="image/jpeg" length="84602"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Aşura'nın Yedi Perdesi]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/asuranin-yedi-perdesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/asuranin-yedi-perdesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><a href="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/ehlibeytalimleri-com/uploads/2023/09/yedi-perde-asura.pdf" rel="nofollow" target="_blank">Yedi Perde Aşura</a></p>

<p></p>

<p style="text-align: center;"><strong><em>'Aşura'nın Yedi Perdesi'</em></strong> adlı çalışmanın tüm resimlerini ihtiva eden PDF dosyasını aşağıdaki 'Yedi Perde Aşura' linkten temin edebilirsiniz..</p>

<p style="text-align: center;"></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align: center;"><strong><a href="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/ehlibeytalimleri-com/uploads/2023/09/yedi-perde-asura.pdf" rel="nofollow" target="_blank"><span style="color:#c0392b;">Yedi Perde Aşura</span></a></strong><a href="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/ehlibeytalimleri-com/uploads/2023/10/yedi-perde.pdf" rel="nofollow" target="_blank">Yedi Perde</a></p>

<p style="text-align: center;"><strong>- - - - - - - - - - -</strong></p>

<p style="text-align: center;"><strong>/|\</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/asuranin-yedi-perdesi</guid>
      <pubDate>Thu, 07 Sep 2023 10:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2023/10/karbala-2.jpg" type="image/jpeg" length="30618"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ayetullah Hamaneî’nin Tebliğ Üzerine Tavsiyeleri]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/ayetullah-hamaneinin-teblig-uzerine-tavsiyeleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/ayetullah-hamaneinin-teblig-uzerine-tavsiyeleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ayetullah el-Uzman Seyyid Ali Hamaneî - Temmuz / 2023 - Tahran / İran İslam Cumhuriyeti]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/ayetullah-hamaneinin-teblig-uzerine-tavsiyeleri</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Jul 2023 17:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2023/10/teblig-hamanei.jpg" type="image/jpeg" length="48809"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kerbela Tarihi]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/kerbela-tarihi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/kerbela-tarihi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/kerbela-tarihi</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Jul 2023 17:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2023/07/kerbela-tarihi.jpg" type="image/jpeg" length="51323"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Aşura Gazetesi]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/asura-gazetesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/asura-gazetesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/asura-gazetesi</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Jul 2023 13:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2023/07/gazete.jpg" type="image/jpeg" length="96848"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kerbela Vakıası - Zaman Çizelgesi]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/kerbela-vakiasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/kerbela-vakiasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">MS 680</p>

<p style="text-align: justify;">Recep 15: Muaviye b.&nbsp;Ebu Süfyan’ın ölümü ve Yezid'in hilafet iddiası.</p>

<p style="text-align: justify;">Receb 28: İmam Hüseyin'in (a.s) Yezid'e biat etmemek için Medine'den ayrılması.</p>

<p style="text-align: justify;">Şaban 3: İmam Hüseyin'in (a.s) Mekke'ye gelişi.</p>

<p style="text-align: justify;">Ramazan 10: Kûfelilerin İmam'a (a.s) ilk mektubunun gelişi.</p>

<p style="text-align: justify;">Ramazan 12: Kûfe'den 150 mektup geldi.</p>

<p style="text-align: justify;">Ramazan 14: Kûfe’nin ileri gelenlerinden mektubun gelmesi.</p>

<p style="text-align: justify;">Ramazan 15: Müslim ibn Akîl, Mekke'den Kûfe'ye doğru hareket etti.</p>

<p style="text-align: justify;">Zilhicce 8: İmam Hüseyin'in (a.s) Mekke'den ayrılışı.</p>

<p style="text-align: justify;">Zilhicce 8: Kûfe'de Müslim ibn Akîl'in kıyamı.</p>

<p style="text-align: justify;">Zilhicce 9: Müslim ibn Akîl'in şehadeti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align: justify;">Muharrem 2: İmam Hüseyin'in (a.s) Kerbela'ya gelişi.</p>

<p style="text-align: justify;">Muharrem 3: Ömer ibn. Sa'd'ın 4000 kişiyle Kerbela'ya gelişi.</p>

<p style="text-align: justify;">Muharrem 6: Habib ibn Mezâhir'in en ünlü Arap kabilelerinden biri olan Benî Esad'dan yardım istemesi ve reddedilişi.</p>

<p style="text-align: justify;">Muharrem 7: Ömer ibn Sa'd tarafından İmam Hüseyin (as) ve ailesine su kaynaklarının kesilmesi.</p>

<p style="text-align: justify;">Muharrem9: Şimr ibn Zi’l-Cevşen'ın Kerbela'ya gelişi.</p>

<p style="text-align: justify;">Muharrem 9: Savaşın Ömer ibn Sa'd tarafından duyurulması ve İmam'ın (a.s) izin istemesi.</p>

<p style="text-align: justify;">Muharrem 10: Aşura Günü, İmam Hüseyin (a.s) ve ashabının şehadetleri.</p>

<p style="text-align: justify;">Muharrem 11: Hz. Zeyneb (sa) ve İmam Seccad (as) dâhil tutsakların Kûfe'ye doğru hareket ettirilmesi.</p>

<p style="text-align: justify;">Muharrem 11: Şehitlerin Benî Esad kabilesi tarafından defnedilmesi.</p>

<p style="text-align: justify;">Muharrem 13: Esirlerin Kûfe'ye gelişi.</p>

<p style="text-align: justify;">Muharrem 19: Esirlerin Kûfe'den Şam’a götürülmesi.</p>

<p style="text-align: justify;">Safer 1: Esirlerin Şam’a varışı.</p>

<p style="text-align: justify;">Safer 20: Erbain; İmam Seccad (as) ile Ehl-i Beyt'in (as) Kerbela'ya dönüşü.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/kerbela-vakiasi</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Jul 2023 15:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2023/07/kerbela-grafik01.jpg" type="image/jpeg" length="56030"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
