<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Ehl-i Beyt Âlimleri Derneği</title>
    <link>https://www.ehlibeytalimleri.com</link>
    <description>Ehl-i Beyt Âlimleri Derneği</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2022. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 19 Aug 2026 22:40:16 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Allah’la İrtibat Kurulması ve Bunun Korunması]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/allahla-irtibat-kurulmasi-ve-bunun-korunmasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/allahla-irtibat-kurulmasi-ve-bunun-korunmasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bir rivayette Peygamber’den (s.a.a) şöyle nakledilmiştir:
“Allah’ı çokça zikreden kimseyi Allah sever.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right"><strong>.</strong></h6>

<h6 style="text-align:right"><strong>.</strong></h6>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Allah’la İrtibat Kurulması ve Bunun Korunması</strong></p>

<p style="text-align:justify">Allah’la irtibattan kasıt insanın, hayatında bir şeye ihtiyaç duyduğunda ihtiyacını veya sorunu olduğunda çözümünü Allah’tan istemesi, arzusu olduğunda temenna elini ona doğru uzatmasıdır. Diğer bir deyişle Allah’la irtibat, insanın sadece Allah’tan ümit etmesi, havadis meydanında da sadece Allah’a dayanmasıdır. Dua, yakarış ve zikir bu irtibatın türlerindendir. Batınında, içinde, sorunlarını çözebilecek ve kendisini destekleyecek olanın sadece Allah olduğuna inanan kimse, diliyle de Allah’a seslenir, Ona yakarır. Her durumda onu düşünür ve nimetlerine şükreder.</p>

<p style="text-align:justify">Masumlar’ın (a.s) siyeri mütalaa edildiğinde, onların her fırsatta öğrenciyi Allah’la irtibatlandırmaya ve bu irtibatı kuvvetlendirmeye çalıştıkları görülmektedir. Onlar birçok kereler çocuklara ve yetişkinlere dua etmeyi emir ve tavsiye etmişlerdir. Örneğin şöyle rivayet edilmiştir:</p>

<p style="text-align:justify">İmam Sâdık (a.s) ashabından birine şöyle buyurmuştur: “Geceye girerken şu duayı oku: Allahumme inni es’eluke…”<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>

<p style="text-align:justify">İbrahim Kerhî de şöyle diyor:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:center"><i>“İmam Sâdık (a.s) bize bir dua öğretti ve her Cuma o duayı okumamızı emretti.”</i><a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<p style="text-align:justify">Diğer bir rivayette şöyle geçmektedir:</p>

<p style="text-align:justify">Bir gece İmam Sâdık’ın (a.s) oğlu yanına gelerek şöyle dedi:<i> “Baba, uyumak istiyorum.” </i>İmam (a.s) şöyle buyurdu:<i> “Oğulcuğum! De ki: Eşhedu en la ilahe illallah…”</i><a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>

<p style="text-align:justify">Masumlar (a.s) eğer bir yerde, bir kişinin Allah’la irtibatının gevşemekte olduğunu hissederlerse, bu irtibatı kuvvetlendirmeye ve Allah’tan ümidini kesmesine engel olmaya çalışıyorlardı. Örneğin Ebu Basir’den şöyle nakledilmiştir:</p>

<p style="text-align:justify">İmam Sâdık’a (a.s) “Rızkımız gecikti” diye arzettim. O rahatsız oldu ve buyurdu ki:</p>

<p style="text-align:justify">“<i>Şöyle de Allahumme inneke tukeffiltu birızki ve rızkı külli dabbe, feya hayru min dea, ve ya hayri min misli ve ya hayri min u’tiye ve ya efzelu murteca…”</i><a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a></p>

<p style="text-align:justify">Yine Ahmed bin Muhammed bin Ebi Nasr’dan, başka bir rivayette şöyle nakledilmiştir:</p>

<p style="text-align:justify">İmam Hasan’a (a.s) şöyle arzettim: “Fedan olayım! Ben bir haceti kaç yıldır Allah’tan istiyorum. Bu isteğime icabetin gecikmesinden ötürü kalbime şüphe düştü.” İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Ahmed! Şeytanın kalbine nüfuz ederek seni Allah’a karşı ümitsiz etmesinden kork… Allah’a daha fazla ümitli ol, çünkü Allah sana bir söz vermiştir. Allah “Kullarım ne zaman sana beni sorsalar, ben onlara yakınım, dua edenlerin duasına, beni andıklarında icabet ederim” diye buyurmamış mıdır? Yine buyurdu ki “Allah’ın rahmetinden ümitsiz olmayın” ve buyurdu “Allah size mağfiret ve inayet sözü veriyor.” Allah’a başkalarından daha fazla güven ve kalbinde hayırdan başka bir şeye yol verme ki Allah onu bağışlar.”<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a></p>

<p style="text-align:justify">Şimdi, Masumlar’ın (a.s) neden bu konuya önem verdikleri sorusu kendini göstermektedir. Bu sorunun cevabı yakinen olumludur. Burada sadece Allah’la irtibatın inanç eğitimindeki en önemli iki etkisine değineceğiz:</p>

<p style="text-align:justify"><strong>a- Allah’a İmanın Kuvvetlenmesi, Gelişmesi ve Artması</strong></p>

<p style="text-align:justify">Allah’a iman ve inanç kalple ilgili bir durumdur. Mümin, Allah’ın varlığına kalpten inanan ve (iman=emniyet ve inanç) buna mutmain olan kimsedir. Allah’la irtibat (dua, yakarış ve zikir) imanın bir mertebesini gerektirir. Bununla birlikte Allah’la irtibatın kendisi imanın kuvvetlenmesini ve imanın daha yüce bir derecesine ulaşılmasını da sağlar. Çünkü dua, yakarış, zikir ve Allah’ı anmak, özellikle de tekrar edilirse, bu anlamların olabildiğince insan ruhuna oturmasını ve derinleşmesini sağlar. İmam Humeynî (r.a) bu konuda şöyle buyuruyor:</p>

<p style="text-align:justify">İbadetin, zikirlerin ve virdlerin tekrarlanmasındaki noktalardan biri, kalpte onların etkisinin hâsıl ve müteessir olmasıdır. Böylece yavaş yavaş zikrin ve ibadetin hakikati, yolcunun zâtının batınını oluşturur ve kalbi ibadet ruhuyla birleşir.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a></p>

<p style="text-align:justify">Buna ilâveten Allah’la irtibat, kişinin Allah ile karşılıklı iletişime geçmesi ve bu yolla Allah’ın sözlerinin doğruluğunu amelen müşahede etmesi için ortam hazırlar. Allah’tan bir hacetinin gerçekleşmesini isteyen kimsenin duasına Allah icabet ettiğinde, o kimse amelde ve tüm varlığıyla Allah’ın rahmetini, merhametini ve fazlını görür. Bu şekilde günden güne İlâhî sıfatlar hakkındaki bilgisi ve marifeti ve de Allah’a imanı ve inancı fazlalaşır.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>b- Allah’a Yakınlık ve Sevgi</strong></p>

<p style="text-align:justify">Dua ve zikir kalıbında Allah ile irtibat, Allah’ın sevgisinin insanın kalbinde yer etmesini ve kuvvetlenmesini sağlar. Özellikle dua ve yakarış şeklindeki Allah ile irtibatın başta yükümlülükle birlikte olması mümkündür ama zamanla bu anlamlar kalbe yerleştikçe, bu irtibat lezzet verir. Emiru’l-Muminin’den (a.s) şöyle rivayet edilmiştir:</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify">“Allah’ın seni, kendini anmaya yaklaştırdığını ve bunu sevdirdiğini gördüğünde bil ki seni seviyor.”<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">Yani Allah ile irtibat ve ona yakarış, ardından Onun sevgisini getirmektedir. Başka bir rivayette Peygamber’den (s.a.a) şöyle nakledilmiştir:</p>

<p style="text-align:center"><i>“Allah’ı çokça zikreden kimseyi Allah sever.”</i><a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a></p>

<p style="text-align:justify">Peygamber’in (s.a.a) başka bir rivayetinde şöyle geçer:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Subhan olan Allah şöyle buyuruyor: Ne zaman kulum çoğunlukla benimle meşgul olursa isteklerini ve lezzetini kendi zikrime yerleştiririm. İsteklerini ve lezzetini zikrime yerleştirdiğim vakit ise o bana aşk besler ve ben de ona.”</i><a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - - - - -</strong></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a> Kuleynî; El-Kâfî, C. 2, s. 523, 7. rivayet.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a> Kâfî, C. 2, s. 422, 12. rivayet.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><sup><sup>[3]</sup></sup></a> a.g.e.; s. 390, 8. rivayet.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><sup><sup>[4]</sup></sup></a> a.g.e.; C. 2, s. 402, 12. rivayet.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><sup><sup>[5]</sup></sup></a> a.g.e.; C. 2, s. 354, 1. rivayet.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><sup><sup>[6]</sup></sup></a> İmam Humeynî, Âdâb-ı Namaz, s. 16.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><sup><sup>[7]</sup></sup></a> Amedî, Gureru’l-Hikem ve Durru’l-Kelem, c. 2, s. 313.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><sup><sup>[8]</sup></sup></a> Muhammedi Reyşehrî, Muhammed, Mîzânu’l-Hikme, C. 3, s. 421, 6435. rivayet.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><sup><sup>[9]</sup></sup></a> a.g.e.; C. 3, s. 421, 6438. rivayet.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Düşünce | İslamî Araştırmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/allahla-irtibat-kurulmasi-ve-bunun-korunmasi</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 20:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/08/sevgi-1.jpg" type="image/jpeg" length="25607"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Allah’ın Varlık Esası]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/allahin-varlik-esasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/allahin-varlik-esasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İslâmî metinlerde de Allah’ın sıfatlarını tanıtma üzerinde çok durulmuştur. Kur’ân’da Allah, sıfatlar yoluyla insanlara tanıtılmıştır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right"><strong>.</strong></h6>

<h6 style="text-align:right"><strong>.</strong></h6>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Rivayetlerde <i>“Marifetullah”</i> diye tabir edilen Allah’ı tanıma ve Ona iman, İslâm’ın temel taşıdır ve yüce bir değere sahiptir. Emiru’l-Muminin Ali (a.s) şöyle buyuruyor:</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify">“Marifetullah, marifetin en yüce mertebesidir.”<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">Peygamber (s.a.a) de Allah’ı bilmeyi, amellerin en üstünü saymıştır:</p>

<p style="text-align:center"><i>“Amellerin en üstünü, Allah’ı bilmektir.”</i><a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<p style="text-align:justify">Dindarlığın ilk mertebesi de Allah’ı tanımak ve ona iman etmektir. Nitekim dindarlığın en yüce mertebesi de Allah’ı tanıma ve marifette en yüksek ölçüye ulaşmaktır.</p>

<p style="text-align:justify">Bu yüzden İslâmî eğitimin en önemli hedefi, kişileri Allah’ı tanımaya ve Ona inanmaya ulaştırmak ve de Allah’ı tanıma ve Ona inancı artırmaktır.</p>

<p style="text-align:justify">Peygamber (s.a.a) ve Ehl-i Beyt’i (a.s), en büyük dinî eğitimciler unvanıyla bu hedefi takip ediyorlardı ve tüm yaşamlarını halkı bu yöne doğru hidayete vakfetmişlerdi. Bu sebeple bu konuda onların siyerini Allah’ı tanımanın ve Ona imanın eğitimi ve öğretimi alanında inceleyeceğiz. Bu incelemenin hedefi şu sorulara cevap bulmaktır: Acaba Peygamber (s.a.a) ve Ehl-i Beyt (a.s) Allah’ı tanımada Allah’ın varlığı esasını farz ve isbat edilmiş olarak mı kabul ediyorlardı? Allah’ın varlığını isbatlamak için nasıl amel ediyorlardı? Allah’ı tanıtırken nelerin üzerinde duruyorlardı? Kişilerin Allah’a imanını ve tanımalarını sağlayıp kuvvetlendirmek için nasıl amel ediyorlardı?</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Allah’ın Varlık Esasının Kabulü</strong></p>

<p style="text-align:justify">Masumlar (a.s) Allah’ı tanıtırken ve Allah’a imanı oluşturup kuvvetlendirirken Allah’ın varlık esasını kabul ediyorlar ve eğitim alana Allah’ın sıfatlarını ve Allah’a karşı vazifelerini anlatıyorlardı.</p>

<p style="text-align:justify">Elbette bu durum Masumlar’a (a.s) mahsus değildir. Kur’ân’da da Allah’ın varlığı esası kabul edilmiş ve Allah’ın varlığına dair şüphe, inkâr mefhumuyla –ki şüphenin reddi anlamındadır- beyan edilmiştir:</p>

<p style="text-align:center"><i><strong>“Peygamberleri dedi ki: “Allah hakkında mı şüphe (etmektesiniz)? O, gökleri ve yeri yaratandır.”</strong></i><a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a>-<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a></p>

<p style="text-align:justify">Burada şu soru ortaya çıkmaktadır: Neden Masumlar (a.s) eğitim alanların karşısında Allah’ın varlık esasını kabul ediyorlardı?</p>

<p style="text-align:justify">İlk cevap şudur: Masumlar’ın (a.s) muhataplarının büyük çoğunluğu, özellikle İslâm’ın ilk zamanlarında, bir veya üstün birkaç gücü, varlık âlemini yaratan, ortaya çıkaran olarak kabul etmişlerdi. Bu konuda bir şüpheleri yoktu. Cahiliye döneminde Arabistan halkı birkaç inanca sahipti: Bir grup Allah’a ve vahdaniyetine inanıyordu (muvahhitler), bir başka grup Allah’a inanıyor ve kendilerini Allah’a yaklaştırdığı düşüncesiyle putlara tapıyordu (müşrikler), bir grup ise fayda ve zararın putların elinde olduğuna inanarak sadece putlara tapıyordu (putperestler). Yahudi, Hıristiyan, Mecusî, Zındık, Mutavakkıf<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a> olan başka gruplar da vardı.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a></p>

<p style="text-align:justify">Neticede Arap yarımadasındaki dinlerin çoğunda kâinatın yaratıcısı olan daha üstün bir gücün varlığına inanç vardı. Masumlar’ın (a.s) öğrencileriyle Allah’ın varlık esası hakkında ihtilafları olmadığından, delil ve burhanla Allah’ın varlığını isbatlamaya da gerek olmuyordu. İhtilaf konusu olan, Allah’ın birliği konusuydu ve hem Kur’ân’da, hem de Masumlar’ın (a.s) siyerinde Allah Teâlâ’nın vahdaniyetini isbat ve kendisine ortak koşulanların ilahlığı iddiasını reddetmek için birçok delil sunulmuştur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">İkinci cevap şudur: Masumlar (a.s) Allah’ın varlık esasını kabul ediyorlardı. Zira bu işte özel eğitimsel düşünceleri vardı.</p>

<p style="text-align:justify">Eğitimsel düşüncelerin ilki, insanın fıtratı gereği kelâmî delillere ve karmaşık felsefelere ihtiyaç duymadan bu kâinatın bir yaratıcısı olduğu sonucuna ulaşabilmesidir. Kâinatın yaratılışındaki bütün bu azamet, dikkat, ilim ve bilince bakarak bir yaratıcı olmadan meydana gelmesine imkân olmadığı anlaşılabilir. Gazalî bunun hakkında şöyle söylüyor:</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify">“Allah’ın insan kalbine inayeti, onu daha en başında, bir delile ve burhana ihtiyaç duymadan imanı kabule hazır kılmasıdır. Halkın avamının inancı, telkin ve taklitten başka bir yolla mı hâsıl olmuştur? Elbette bu inanç başta zayıftır ve takviye edilmelidir ama bunun yolu cedel (tartışma) ve kelâm değildir. Kur’ân tilâvetiyle, tefsirle, hadisle ve anlamıyla ve de ibadetle meşgul olmaktır. Bu, inançlarını sürekli olarak daha da sağlamlaştırır… Telkin, iman tohumunun göğüse ekilmesi gibi ve bu ameller de onları sulamak ve bakımlarını yapmak gibidir.”<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">Allah’ın varlık esası fıtrata dayanan ve neredeyse kesin bir gerçektir. Her insan, biraz düşünerek onu bulabilir ve karmaşık deliller sunulmasına gerek yoktur. Masumlar (a.s) da bu yüzden Allah’ın varlığını isbata çalışmıyorlardı.</p>

<p style="text-align:justify">Eğitimsel düşüncelerin ikincisi şudur: Allah’ın varlığı konusunda çalışmak ve Allah’ın varlığını isbatlamak için karmaşık kelâm ve felsefeye dayanan delilleri getirme yolu, boş ve faydasız bir iştir. Zira bu delillerde soyut kavramlardan faydalanılır ve bu kavramlar çocukların ve halkın çoğunun anlayacağı türden değildir. Bu sebeple Allah’ın varlığını isbatta ve Allah’a imanın oluşturularak kuvvetlendirilmesinde bir rolleri yoktur. Ayetullah Eminî bu konuda şöyle söylüyor:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Felsefî konular ve deliller, evvela çocukların anlayışı ve gücü dışındadır. Bu konularla karşılaştıklarında onları sadece ezberlerler. İkincisi, felsefî deliller dini savunmada faydalıdır ve iman oluşturulmasında pek tesirleri yoktur. Bu sebeple bu delillerin kullanılmaması gerekir.”</i><a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a></p>

<p style="text-align:justify">Bununla beraber Allah’ın varlık esası üzerinde çalışmak ve felsefe ve kelâma dayalı delil ve burhanlarla isbatlamaya uğraşmak faydasız bir iştir.</p>

<p style="text-align:justify">Eğitimsel düşüncelerin üçüncüsü şudur: Bu konu üzerinde çalışmak sadece faydasız değil, zararlıdır da. Zira bu konuların sunulması, bir tanrının var olmayabileceği anlamına da gelmektedir. Bu nokta, öğrencinin Allah’ın varlığı konusunda şüphe etmesine yol açabilir. Bir eğitimci bununla ilgili şöyle söylüyor:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Çocuk için Allah’ın varlığının isbatı, yüce Allah’ın varlığının olmayabileceği anlamını da taşıyabilir… (Ve bu,) yolu çocuğa açarak varlığı hakkında şüpheye düşürebilir.”</i><a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a></p>

<p style="text-align:justify">Bu şekilde, Masumlar (a.s) Allah’ın varlık esasını kabul ediyor ve felsefe ve kelâma dayalı delillerle isbatı yoluna gitmiyorlardı. Zira bu deliller sadece çocukların ve halkın çoğunluğunun anlayacağı türden olmamakla ve iman ve inançla sonuçlanmamakla kalmıyor, Allah’ın varlığında şüpheye düşme yolunu da açıyorlar.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Açık ve Anlaşılabilir Delillerden Faydalanma</strong></p>

<p style="text-align:justify">Söylenilenler, Masumlar’ın (a.s) hiçbir zaman Allah’ın varlığını isbat için delil sunmadıkları anlamına gelmemektedir. Siyerlerine genel bir bakış, Allah’ın varlığını isbat için çok sayıda delil sunduklarını göstermektedir. Örneğin Kâfî kitabında bir bölümde <i>“Hudusu’l-Âlem ve İsbatu’l-Muhaddis”</i> başlığı açılmış ve burada Allah’ın varlığını ve tevhidi isbat eden rivayetler ve deliller getirilmiştir.<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a> Bu siyerlerden bir tanesini zikretmekle yetiniyoruz:</p>

<p style="text-align:justify">“Mufazzal bin Ömer, Peygamber’in (s.a.a) kabri kenarında İbni Ebi’l-Evca’nın inkârcı sözlerini işitince rahatsız olarak İmam Sâdık’ın (a.s) yanına gidiyor. İmam ona rahatsızlığının sebebini soruyor ve o da sebebini anlatıyor. İmam (a.s) ona şöyle buyuruyor:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Yarın sabah erkenden yanıma gel, sana Allah’ın kâinatı ve kâinattakileri yaratırken kullandığı ilim ve hikmeti öğreteyim. Öyle ki ibret alanlar ondan ibret alsınlar, müminler onunla huzur bulsunlar ve dinsizler hayrete düşerek başıboş dolansınlar.”</i><a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">[11]</a></p>

<p style="text-align:justify">İmamlar’ın (a.s) dostları ve öğrencileri, dinsizlerle münazara ederken Allah’ın varlığını isbat hususunda sorun yaşadıklarında İmamlar (a.s) onları yönlendiriyorlardı. Bu siyerlerden iki örneğe teveccüh ediniz.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>İlk örnek:</strong></p>

<p style="text-align:justify">Bir adam İmam Rıza’nın (a.s) yanına geldi ve şöyle dedi: “Ey Resulullah’ın oğlu! Âlemin yaratılmış olduğunun delili nedir?” Buyurdu ki: “Sen yoktun, oldun. Oysa biliyorsun ki ne kendin kendini yarattın, ne de benzerin seni yarattı.”<a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title="">[12]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>İkinci örnek:</strong></p>

<p style="text-align:justify">Abdullah Deysanî, Hişam bin Hikem’e şöyle sordu: “Acaba bir tanrı var mı?” Hişam “Evet” dedi. “Mutlak kadir midir?” dedi. Hişam “Evet” dedi. Deysanî “Acaba dünya küçülmeden ve yumurta büyümeden, tüm dünyayı bir yumurtanın içine yerleştirebilir mi?” dedi. Hişam “Bana mühlet ver” dedi. Deysanî de “Sana bir yıl mühlet veriyorum…” dedi. Sonra Hişam İmam Sâdık’ın (a.s) yanına giderek konuyu anlattı. O da cevabı ona öğretti.<a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title="">[13]</a></p>

<p style="text-align:justify">Bu siyerlere dikkat edilirse görülmektedir ki evvela Masumlar’ın (a.s) Allah’ın varlığını isbat için sundukları deliller halkın geneli için açık ve anlaşılabilirdi. İkincisi, İmamlar (a.s) öğrencinin kendisi Allah’ın varlığında şüpheye düştüğünde ve İmam’dan (a.s) yol göstermesini istediğinde veya toplumda Allah’ın varlığıyla ilgili şüpheler revaçta olduğunda Allah’ın varlığını isbat konusuna giriyorlardı.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Allah’ın Sıfatlarını Tanıtma Üzerinde Durma</strong></p>

<p style="text-align:justify">Masumlar’ın (a.s) eğitimsel siyerinde olan konulardan bir diğeri, Allah’ın sıfatlarına fazlasıyla teveccüh etmek, üzerinde durmak ve Müslümanları bu sıfatlarla tanıştırmaktır. Şimdi bu siyerlerden iki örnek veriyoruz.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Birinci örnek:</strong></p>

<p style="text-align:justify">Peygamber’in (s.a.a) yanına esirleri getirdiler. Esirlerden bir kadın göğsünden süt sağıyordu, esirlerin arasında bir çocuk gördüğünde onu alarak göğsüne yapıştırıyor ve ona süt veriyordu. Peygamber (s.a.a) bize şöyle buyurdu: “Bu kadın kendi çocuğunu ateşe atar mı?” Dedik ki: “Eğer atmama şansı varsa atmaz.” O zaman Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: “Allah kullarına, bu kadının evladına olduğundan daha şefkatlidir.”<a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title="">[14]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>İkinci örnek:</strong></p>

<p style="text-align:justify">Bir adam içinde yavruların da olduğu bir kuş yuvasını getiriyordu. O yavruların ana-babası da peşinden uçuyor, onun ellerine konuyorlardı. Peygamber (s.a.a) ashabına dönerek şöyle buyurdu: “Bu iki kuşun yavrularına gösterdikleri davranışlara şaşırıyor musunuz? Beni hak üzere gönderene andolsun ki Allah kullarına, bu iki kuşun evlatlarına olduğundan daha şefkatlidir.”<a href="#_ftn15" name="_ftnref15" title="">[15]</a></p>

<p style="text-align:justify">Bu iki siyer açıkça Peygamber’in (s.a.a), Allah’ın sıfatlarını tanıtma üzerinde fazlasıyla durduğu gerçeğini göstermektedir.</p>

<p style="text-align:justify">İslâmî metinlerde de Allah’ın sıfatlarını tanıtma üzerinde çok durulmuştur. Kur’ân’da Allah, sıfatlar yoluyla insanlara tanıtılmıştır. Birçok ayette Allah; Semi’(İşiten), Alîm (Eksiksiz bilen)<a href="#_ftn16" name="_ftnref16" title="">[16]</a>, Zu-Fazl(İhsanı, lütfu olan, Fazilet, erdem sahibi)<a href="#_ftn17" name="_ftnref17" title="">[17]</a>, Hayy (Daima Yaşayan, Diri), Kayyum (her an yarattıklarını tedbîr ve tasarruf edip duran), Ali (Yüce), Azim (Ulu)<a href="#_ftn18" name="_ftnref18" title="">[18]</a>, Ganî (Başkasına ihtiyacı olmayan zengin), Hamîd (Kendisine hamd, sena övgü ve şükredilen)<a href="#_ftn19" name="_ftnref19" title="">[19]</a>, Rauf (mutlak esirgeyici, bağışı olan), Rahîm (Rahmet eden, merhametli)<a href="#_ftn20" name="_ftnref20" title="">[20]</a> ve Gafur (kusurları örten, affedici, bağışlayan)<a href="#_ftn21" name="_ftnref21" title="">[21]</a> olarak sıfatlandırılmıştır.</p>

<p style="text-align:justify">Allah’ın sıfatlarını tanıtmak, marifetin ve Allah’a inancın gelişmesi ve artmasında işe yarar yöntemlerden birisidir. Bu yöntemde eğitimci, Allah Teâlâ’nın mahiyetinin tasvirini resmetmeye yoğunlaşacağına, öğrenci için Allah’ın cemal ve celal sıfatlarını tasvir etmeye çalışmaktadır. Bu yöntemin kendine has üstünlükleri vardır:</p>

<p style="text-align:justify"><strong>1-</strong> Kullanılan kavramlar açık ve halkın çoğu açısından kolaylıkla anlaşılabilirdir. Şefkat, affetme, kesinlik vb. herkesin sürekli kullandığı kavramlardandırlar. Bu yüzden anlaşılmaları, özellikle de –Masumlar’ın (a.s) siyeri gibi- bir örnek sunumuyla beraber olursa kolaydır.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>2- </strong>Bu yöntemde herkes tarafından anlaşılması güç olan intizaî<a href="#_ftn22" name="_ftnref22" title="">[22]</a> ve karmaşık felsefe ve kelâmla ilgili kavramlar kullanılmamıştır.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>3-</strong> Bu yöntemde öğrencinin zihninde, Allah’a dair yanlış tasavvurlar oluşmamaktadır. Bu sebeple rivayetlerde, muhatapta yanlış tasavvur oluşma ihtimali olan her konuda, açıkça uyarı yapılmıştır.<a href="#_ftn23" name="_ftnref23" title="">[23]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>4-</strong> Bu yöntem, öğrencide Allah’a ilgi ve sevgi oluşturmaktadır. Zira insan, fıtratı gereği ve varlığının derinliklerinde, iyi ve güzel sıfatlara sahip kimseyi sever ve kötü sıfatlılardan hoşlanmaz. Bu yüzden insan kendisini “kudretinin yanında esirgeyici ve bağışlayıcı, gazabının yanında hoşgörülü, yaratılmışları yaratan, izzetiyle azizleri mağlup etmiş, büyükler büyüklüğü karşısında mütevazı, çağrıldığında cevap veren, kötü işleri örten, dergâhının kapısı asla kapanmayan, dergâhından dilencileri kovmayan, arzusu olanın dergâhından ümitsiz dönmediği, korkanların sığınağı, Salihlerin kurtarıcısı, mustazafları yücelten, müstekbirleri alçaltan, zalimleri yenilgiye uğratan, onları yok eden, dileyenin feryadına yetişen”<a href="#_ftn24" name="_ftnref24" title="">[24]</a> bir Allah’ı karşısında gördüğünde kendiliğinden Ona ilgi ve sevgi duyacaktır.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>5-</strong> Öğrencinin Allah’ın sıfatlarıyla aşina olması, Allah karşısındaki vazifesini teşhis etmesini sağlar. Hangi işlerin Onun hoşuna gideceği, hangilerinin Onu gazaplandıracağını bilir. Bu da davranışlarına ve amellerine yön vermesinde oldukça etkilidir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - - -</strong></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a> Muhammedi Reyşehrî, Muhammed; Mîzânu’l-Hikme, C. 6, s. 155, 11935. rivayet.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a> a.g.e.; s. 156, 11942. rivayet.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><sup><sup>[3]</sup></sup></a> İbrahim, 10.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><sup><sup>[4]</sup></sup></a> Subhanî, Cafer; Menşur-u Cavid, c. 2, s. 136. Allame Tabatabaî bu ayetin açıklamasında, bu şüphenin Allah’ın varlık esasıyla ilgili değil, Allah’ın vahdaniyeti ile ilgili olduğunu söylemiştir. Bu durumda Kur’ân’a göre Allah’ın varlık esasında şüphe etmenin daha şaşırtıcı olduğunu söylemeliyiz. El-Mizan, C. 12, s. 26-27.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><sup><sup>[5]</sup></sup></a> Zındık’tan kasıt Dehrî dinine mensup (materyalist ve Ateist) olan, fiziksel meâda inanmayanlardır. Mutavakkıf (Agnostik) ise Allah’ın varlığı veya yokluğu konusunda bir görüşü olmayanlardır.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><sup><sup>[6]</sup></sup></a> Ali, Cevad; El-Mufassalu fi Tarihi’l-Arap Kabli’l-İslâm, C. 6, s. 34, Ve’l-Faslu’s-Sani ve’s-Sütun ve’l-Faslu’l-Hamis ve’s-Sütun.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><sup><sup>[7]</sup></sup></a> Gazalî, Muhammed; İhya-u Ulumi’d-Din, C. 1, s. 88.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><sup><sup>[8]</sup></sup></a> Eminî, İbrahim; “Nehve-yi Telif-i Kitapha-yi Talimat-ı Dinî-yi Devre-yi İbtidaî”, Mecmuayı Makalat-ı Sempozyum-u Cayg3ah-i Terbiyet, s. 43.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><sup><sup>[9]</sup></sup></a> Haşimî, Ferişte; “İcad-ı Şınaht ve Gerayiş-i Mezhebî der Kudekân”, Mecmua-yı Makalat-ı Sempozyum-i Caygâh-i Terbiyet, s. 265.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><sup><sup>[10]</sup></sup></a> Kuleynî, Muhammed bin Yâkub; El-Kâfî, C. 1, s. 57-64. Burada İmam’ın Mısır’ın zındığı İbni Ebi’l-Evca ve Abdullah Deysani gibi diğer zındıklarla olan tartışması nakledilmiştir. Ve yine bkz. Meclisî, Muhammed Bâkır, Bihâru’l-Envâr, C. 3, s. 16. Kitab-ı Et-Tevhid, 3. Bab, “İsbatu’s-Sani ve’l-İstidlal-i Biacaibi Saneahu ala Vucudehu ve İlmuhi ve Gudretihi ve Sair Sıfatihi.”</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title=""><sup><sup>[11]</sup></sup></a> Bihâru’l-Envâr, C. 3, s. 57.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title=""><sup><sup>[12]</sup></sup></a> Bihâru’l-Envâr, C. 3, s. 36, 11. rivayet.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title=""><sup><sup>[13]</sup></sup></a> Kâfî, C. 1, s. 62, 4. rivayet. [rivayette bu sorunun cevabının “göz”ün yumurtadan daha küçük olduğu halde kâinatı içine aldığını söylemektedir. Editörün Notu.]</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title=""><sup><sup>[14]</sup></sup></a> Sahih-i Buharî; C. 7, s. 75.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref15" name="_ftn15" title=""><sup><sup>[15]</sup></sup></a> Heysemî, Nureddin Ali bin Ebi Bekir; Mecmau’z-Zevâid ve Menbau’l-Fevâid, C. 9, s. 8.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref16" name="_ftn16" title=""><sup><sup>[16]</sup></sup></a> Bakara, 244.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref17" name="_ftn17" title=""><sup><sup>[17]</sup></sup></a> Bakara, 251.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref18" name="_ftn18" title=""><sup><sup>[18]</sup></sup></a> Bakara, 255.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref19" name="_ftn19" title=""><sup><sup>[19]</sup></sup></a> Bakara, 267.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref20" name="_ftn20" title=""><sup><sup>[20]</sup></sup></a> Nahl, 7.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref21" name="_ftn21" title=""><sup><sup>[21]</sup></sup></a> Nahl, 18.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref22" name="_ftn22" title=""><sup><sup>[22]</sup></sup></a> Soyutlama gücü.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref23" name="_ftn23" title=""><sup><sup>[23]</sup></sup></a> Kuleynî; El-Kâfî, C. 1, s. 83.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref24" name="_ftn24" title=""><sup><sup>[24]</sup></sup></a> Ramazan gecelerinde okunan İftitah duasından parçalar.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kur'an | Ehlibeyt</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/allahin-varlik-esasi</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 19:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/08/merifetiz-1.jpg" type="image/jpeg" length="68615"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İyiliği Emredip, Kötülükten Sakındırmanın Adabı]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/iyiligi-emredip-kotulukten-sakindirmanin-adabi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/iyiligi-emredip-kotulukten-sakindirmanin-adabi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yapılan emir ve nehyin etkili olacağına ihtimal verilmelidir. Aksi takdirde zaman kaybından gayrı bir eylem olmayacaktır..]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Her insan, toplumda kötü bir işin yapılması ya da iyi işlerin terk edilmesi noktasında sorumluluk sahibidir. Bu nedenle farz olan bir amelin terk edilmesi veya haram bir fiilin yapılması durumunda insanın sessiz kalması caiz değildir. Toplumu oluşturan tüm bireyler haramın terk edilmesi farzın yapılması için seferber olmalıdır. İslam literatüründe bu işe <i>‘iyiliği emredip, kötülükten sakındırmak’</i> denir.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Marufu Emretmenin Önemi:</strong></p>

<p style="text-align:justify">Ehl-i Beyt İmamlarından nakledilen hadislerde şöyle denilir;</p>

<p style="text-align:justify">- İyiliği emredip kötülükten sakındırmak, en önemli ve en değerli farzlardadır.</p>

<p style="text-align:justify">- İslami hükümler, iyiliği emredip kötülükten sakındırma farizası ile ayakta kalır.</p>

<p style="text-align:justify">- İyiliği emredip kötülükten sakındırmak, dinin zaruretlerindendir ve kim onu inkâr derse kâfir olur.</p>

<p style="text-align:justify">- Eğer insanlar iyiliği emredip kötülükten sakındırmaktan vazgeçerse nimetler alınır ve dualar kabul olmaz.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Maruf (İyilik) ve Münker’in (Kötülük) Tanımı:</strong></p>

<p style="text-align:justify">İslam dininde tüm farz ve müstehaplara maruf, haram ve mekruhlara ise münker denir. Bu tanıma göre toplumda farz ve müstehap amellerin yapılması için çalışmak ‘marufu emretmek’, haram ve mekruh işlerin terk edilmesini sağlamak ‘münker’densakındırmak’tır.</p>

<p style="text-align:justify">Marufu emretmek ve münkerden sakındırmak, farz-ı kifayedir. Bu görev, bazı mükelleflerin yerine getirmesiyle başkalarının üzerinden kalkmış olur. Eğer insanların tamamı bu görevi terk ederse belirtilen şartların gerçekleşmesiyle farz olur.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Marufu Emretmek ve Münkerden Sakındırmanın Şartları:</strong></p>

<p style="text-align:justify">Marufu emretmek ve münkerden sakındırmak bazı şartların var olması durumda farz olur. Aksi durumda farz olmaktan çıkar. Gerekli olan dört şart:</p>

<p style="text-align:justify">1- Emir ve nehiyde bulunan kimse, mükellefin terk ettiği şeyin farz ve yaptığı şeyin haramolduğunu bilmelidir. Eğer yapılan işin hangi hükmün sınıfına girdiğini bilmezse emir ve nehiyde bulunulması farz değildir.</p>

<p style="text-align:justify">2- Yapılan emir ve nehyin etkili olacağına ihtimal verilmelidir. Eğer etki etmeyeceği bilinir veya şüphe edilirse, farz olmaz.</p>

<p style="text-align:justify">3- Günah işleyen kimsenin yapmış olduğu günahı tekrarlayacağı bilinmelidir. Bu nedenle eğer muhatap günahı tekrarlamama kararı almış veya tekrarlanmayacağı bilinir ya da zannedilirse farz olmaz.</p>

<p style="text-align:justify">4- Emir ve nehiyde bulunulduğunda kendisinin, ailesinin, yakınlarının hatta diğer Müslümanların can, haysiyet ya da önemsenecek kadar mal ile ilgili olarak bir zarara uğrayacağı bilinir veya zannedilirse, farz olmaz.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Marufu Emretmek ve Münkerden Sakındırmanın Merhaleleri:</strong></p>

<p style="text-align:justify">Marufu emretmek ve münkerdennehiyetmede gözetilmesi gereken birkaç merhale vardır. Aşağı merhalenin uygulanması durumunda maksada varılacağı ihtimali olursa, sonraki merhalelerin uygulanması caiz olmaz.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>İlk Merhale:</strong></p>

<p style="text-align:justify">Bu merhalede, günah işleyen kimseye karşı, günah işlediğinden dolayı olduğunu anlayacağı şekilde farklı davranılmalıdır. Örneğin ona sırt çevirmek veya onunla asık suratla görüşmek veya onunla olan irtibatı kesip ondan uzak durmak vb.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>İkinci Merhale:</strong></p>

<p style="text-align:justify">Bu merhalede görev, dille yapılır. Yani farzı terk edene onu yapmasını ve günah işleyene günahı terk etmesini söylemek<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Üçüncü Merhale:</strong></p>

<p style="text-align:justify">Bu merhalede güç ve baskıya başvurulur. Yani kötü işin yapılmasını engellemek ve farzın yapılmasını sağlamak için günahkâr insana güç ve baskı uygulanır.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Marufu Emretmek ve Münkerden Sakındırmanın Hükümleri:</strong></p>

<p style="text-align:justify">1- İyiliği emredip kötülükten sakındırmak farizasının İslami çizginin dışına çıkmaması için gerekli şartların doğmuş olması gerekir.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a></p>

<p style="text-align:justify">2- Eğer emir ve nehiy etmenin nasihat ve öğütle mümkün olacağı bilinirse sadece bu kadarı ile yetinilmeli ve sınırlar aşılmamalıdır.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a></p>

<p style="text-align:justify">3- Eğer emir ve nehyin tekrar edilmesi halinde etkili olacağı bilinirse, tekrar edilmesi farz olur.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a></p>

<p style="text-align:justify">4- ‘Günahta ısrar etmek’ten kasıt, fiilin devam ettirilmesi değildir. Kasıt, günaha bir kere dahi olsa mürtekip olmaktır. Öyleyse; namazı bir defa terk eder ve ikinci defa terk etmeye niyeti olursa, iyiliği emretmek farz olur.<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a></p>

<p style="text-align:justify">5- Kötülüğü önlemek ve farzları yerine getirmek, yaralamaya veya öldürmeye bağlı olursa, bu iş şer’i hâkimin iznine bağlıdır. Ancak münker, İslam dininin çok önem verdiği şeylerden biri olursa örneğin; eğer günahsız bir insanın öldürülmesini önlemek, sadece zalimin öldürülmesiyle mümkün olursa, zalimi öldürmek için şer’i hâkimden izin almak gerekmez.<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Marufu Emretmek ve Münkerden Sakındırmanın Adabı:</strong></p>

<p style="text-align:justify">İyiliği emredip kötülükten sakındırma farizasına amel edecek kişinin aşağıdaki şeylere dikkat etmesi gerekir;</p>

<p style="text-align:justify">· Merhametli bir baba ve şefkatli bir doktor gibi davranmalıdır.</p>

<p style="text-align:justify">· Marufu emredip kötülükten sakındırmak, sadece kurbet (Allah'a yaklaşma) niyetiyle yapılmalı, üstünlük sağlama vb. şeylerden uzak olmalıdır.</p>

<p style="text-align:justify">· İnsan kendisini pak ve hatadan münezzeh görmemelidir. Çünkü her ne kadar günahkâr insanın yaptığı amel Allah’ın onaylamadığı bir iş olsa bile belki de o insanın ilahi muhabbeti hak eden güzel sıfatları vardır.<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Özet:</strong></p>

<p style="text-align:justify">1-İslam dininde tüm farz ve müstehaplara “maruf”, haram ve mekruhlara ise “münker” denir.</p>

<p style="text-align:justify">2-İyiliği emredip kötülükten sakındırmak farz-ı kifaye’dir.</p>

<p style="text-align:justify">3-iyiliği emredip kötülükten sakındırmanın şartları şöyledir;</p>

<p style="text-align:justify">· Emir ve nehiyde bulunacak kimse, maruf ve münkeri bilmelidir.</p>

<p style="text-align:justify">· Yapılan emir ve nehyin etkili olacağına ihtimal verilmelidir.</p>

<p style="text-align:justify">· Günah işleyen kimsenin yapmış olduğu günahı tekrarlayacağı bilinmelidir.</p>

<p style="text-align:justify">· Emir ve nehiyde bulunma mefsedeye (zarara) yol açamamalıdır.</p>

<p style="text-align:justify">4-İyiliği emredip kötülükten sakındırmanın merhaleleri şöyledir;</p>

<p style="text-align:justify">· Günah işleyen kimseyle dostluk ve irtibatı kesmek</p>

<p style="text-align:justify">· Dil ile (sözlü uyarı) emir ve nehiyde bulunmak</p>

<p style="text-align:justify">· Günahkâra karşı güç ve baskı uygulamak</p>

<p style="text-align:justify">5-Emir ve nehiyde bulunmak için gerekli şartların oluşmuş olması ve merhalelere riayet edilmesi farzdır.</p>

<p style="text-align:justify">6-Eğer günahı önlenmek için emir ve nehyin tekrar edilmesi gerekirse, tekrar etmek farzdır.</p>

<p style="text-align:justify">7-Günahkârın yaralanması veya öldürülmesi şer’i hâkimin izni olmadan caiz değildir. Ancak münker, İslam dininin çok önem verdiği şeylerden biri olursa şer’i hâkimden izin almak gerekmez.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - - -</strong></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title="">[1]</a>Tahrir’ul Vesile C.1 S.463, 2.mesele</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title="">[2]</a>Tahrir’ul Vesile C.1 S.465 ve 472, 1.mesele</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title="">[3]</a> Ayetullah Gulpaygani’nin ilmihal kitabında şöyle geçer; “İkinci merhalede güzel bir ahlak ve güzel bir dille iyiliği emredip kötülükten sakındırmak gerekir.”</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title="">[4]</a>Tahrir’ul Vesile C.1 S.476</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title="">[5]</a>Tahrir’ul Vesile C.1 S.476</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title="">[6]</a>Tahrir’ul Vesile C.1 S.467, 3.mesele</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title="">[7]</a>Tahrir’ul Vesile C.1 S.467, 5.mesele</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title="">[8]</a>Tahrir’ul Vesile C.1 S.460, 4.mesele</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title="">[9]</a>Tahrir’ul Vesile C.1 S.481, 11 ve 12.mesele (Bu mesele Ayetullah Gulpaygani’nin ilmihal kitabında yer almıyor.)</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title="">[10]</a>Tahrir’ul Vesile C.1 S.481, 14.mesele</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/iyiligi-emredip-kotulukten-sakindirmanin-adabi</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 19:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/08/iyiliksiz-1.jpg" type="image/jpeg" length="37986"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Namaz Vakitleri]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/namaz-vakitleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/namaz-vakitleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ayat namazı, deprem, güneş tutulması, ay tutulması vb. tabiat olaylarının gerçekleşmesine bağlıdır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"><strong>Namaz Vakitleri</strong></p>

<p style="text-align:justify">Her şeyden önce namazın ya vacip ya da müstehap olduğunu bilmek gerekir. Yine vacip namazlar ya her gün günün belirli vakitlerinde kılınması gereken günlük (yevmiye) namazlardır ya da belirgin bir zamanı olmayan ama bazı özel sebeplerden sonra vacip olan namazlardır.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Namazın Kısımları:</strong></p>

<p style="text-align:justify">Farz Namazlar:</p>

<p style="text-align:justify"><strong>1- Günlük (yevmiye) Namazlar:</strong></p>

<p style="text-align:justify">· Sabah namazı</p>

<p style="text-align:justify">· Öğle namazı</p>

<p style="text-align:justify">· İkindi namazı</p>

<p style="text-align:justify">· Akşam namazı</p>

<p style="text-align:justify">· Yatsı namazı</p>

<p style="text-align:justify"><strong>2- Günlük olmayan namazlar:</strong></p>

<p style="text-align:justify">· Ayat namazı</p>

<p style="text-align:justify">· Farz tavaf namazı</p>

<p style="text-align:justify">· Meyyit namazı</p>

<p style="text-align:justify">· Büyük oğlun üzerine farz olan babanın kaza namazı</p>

<p style="text-align:justify">· Nezir etmekle farz olan namaz</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Müstehap Namazlar:</strong></p>

<p style="text-align:justify">Birçok müstehap namaz vardır.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Günlük Namazların Vakitleri:</strong></p>

<p style="text-align:justify">Yevmiye namazlar beş vakit ve toplam 17 rekâttır.</p>

<p style="text-align:justify">Sabah Namazı: İki rekât</p>

<p style="text-align:justify">Öğle Namazı: Dört rekât</p>

<p style="text-align:justify">İkindi Namazı: Dört rekât</p>

<p style="text-align:justify">Akşam Namazı: Üç rekât</p>

<p style="text-align:justify">Yatsı Namazı: Dört rekât</p>

<p style="text-align:justify">Yevmiye namazların hakkın sorulması gereken ilk soru; namazların günün hangi vakitlerinde kılınması gerektiğidir.</p>

<p style="text-align:justify">Sabah Namazının Vakti: Sabah ezanından güneşin doğmaya başladığı ana kadar</p>

<p style="text-align:justify">Öğle ve İkindi Namazının Vakti: Şer’i öğle vakti girdikten sonra güneş batana kadar</p>

<p style="text-align:justify">Akşam ve Yatsı Namazının Vakti: Güneş battıktan sonra gece yarısına kadar<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Açıklama:</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Sabah Namazının Vakti:</strong></p>

<p style="text-align:justify">Sabah ezanına yakın ufkun doğusundan <i>“birinci fecir”</i> denilen bir aydınlık yükselir. Bu aydınlık yayılınca <i>“ikinci fecir”</i> denen aydınlıkla sabah namazının vakti girmiş olur.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Öğle Namazının Vakti:</strong></p>

<p style="text-align:justify">Çubuk veya benzeri bir şey düz bir yere dikilirse, güneş yükseldikçe dikilen şeyin gölgesi kısaldıktan sonra yeniden uzayıp artmaya başladığı an şer’i öğle namazının başlangıç vaktidir.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Akşam Namazının Vakti:</strong></p>

<p style="text-align:justify">Güneş battıktan sonra doğu tarafında beliren kızıllığın kaybolduğu an akşam namazının başlangıç vaktidir.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Gece Yarısı:</strong></p>

<p style="text-align:justify">Güneş battıktan sonraki zamanla sabah ezanı arasındaki zamanı<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a> ikiye bölersek, tam ortası gece yarısı ve yatsı namazının son vaktidir.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Namaz Vaktine Ait Bazı Hükümler:</strong></p>

<p style="text-align:justify">1- Günlük namazlar dışındaki namazların belirlenmiş vakitleri yoktur. Bu namazların vakti namazın vacip olmasına sebep olacak durumun vuku bulmasına bağlıdır.</p>

<p style="text-align:justify">Örneğin: Ayat namazı, deprem, güneş tutulması, ay tutulması vb. tabiat olaylarının gerçekleşmesine bağlıdır. Yine meyyit namazı Müslüman bir kimsenin ölmesiyle vacip olur. Her bir namaza ait detaylı bilgiler ileriki bölümlerde verilecektir.</p>

<p style="text-align:justify">2- Vaktinden önce kılınan batıl olduğu gibi namazı bilerek vaktinden önce kılmakta namazı batıl eder.</p>

<p style="text-align:justify">Kendi vaktinde kılınan namaza ıstılahta <i>“eda namazı”</i> denir. Vakti geçtikten sonra kılınan namaza ise <i>“kaza namazı”</i> denir.</p>

<p style="text-align:justify">3- Namazın ilk vaktinde kılması müstehaptır. Her ne kadar ilk vakte yakın bir zamanda kılmak müstehap olsa da örneğin namazı cemaatle kılmak gibi iyi bir nedenden dolayı namazı geciktirmenin bir sakıncası yoktur.</p>

<p style="text-align:justify">4- Namazın vakti dar olduğu durumlarda namazın müstehaplarını yerine getirmek namazın bir miktarını vaktin dışında kılınmasına sebep olacaksa müstehaplar yapılmamalıdır. Örneğin; kunut okunduğu zaman namazın bir miktarı vakit dışında kılınacaksa kunut okunmamalıdır.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Özet:</strong></p>

<p style="text-align:justify">1- Vacip namazlar; günlük namazlar ve bazı vakitler vacip olan namazlar diye ikiye ayrılır.</p>

<p style="text-align:justify">2- Günlük namazlar; sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarıdır.</p>

<p style="text-align:justify">3- Bazen vacip olan namazlar; ayat namazı, tavaf namazı, cenaze namazı, büyük oğlun üzerine farz olan babanın kaza namazları ve nezir namazlarıdır.</p>

<p style="text-align:justify">4- Günlük namazların vakitleri şöyledir:</p>

<p style="text-align:justify">Sabah Namazı: Sabah ezanında güneş doğana kadar</p>

<p style="text-align:justify">Öğle ve İkindi Namazı: Şer’i öğle vaktinden güneş batana kadar</p>

<p style="text-align:justify">Akşam ve Yatsı Namazı: Gün batımından gece yarısına kadar</p>

<p style="text-align:justify">5- İkinci fecrin doğuşu sabah ezanının vakti ve sabah namazının başlangıç anıdır.</p>

<p style="text-align:justify">6- Yere dikilen şeyin gölgesi kısaldıktan sonra yeniden uzayıp artmaya başladığı an, öğle namazının başlangıç vaktidir.</p>

<p style="text-align:justify">7- Güneş battıktan sonra doğu tarafında beliren kızıllığın kaybolduğu an akşam namazının başlangıç vaktidir.</p>

<p style="text-align:justify">8- Güneş battıktan sonraki zamanla sabah ezanı arasındaki zaman ikiye bölündüğünde, tam ortası gece yarısı ve yatsı namazının son vaktidir.</p>

<p style="text-align:justify">9- Vaktinden önce kılınan namaz batıldır.</p>

<p style="text-align:justify">10- Kendi vaktinde kılınan namazlara “eda namazı”, vakti geçtikten sonra kılınan namazlara ise “kaza namazı” denir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - - - -</strong></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title="">[1]</a>Tevzih’ulMesail Vacip Namazlar Bölümü</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title="">[2]</a>Tevzih’ulMesail 731 ve 736.mesele</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title="">[3]</a> Diğer müçtehitler: …</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title="">[4]</a> Ayetullah Hoi: Güneşin battığı ilk andan güneşin doğduğu an arasındaki zaman hesaplanmalıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Fıkıh | Ahkam</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/namaz-vakitleri</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 17:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/08/namazsiz-1.jpg" type="image/jpeg" length="52846"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Lokman Hekim'den Nasihatler]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/lokman-hekimden-nasihatler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/lokman-hekimden-nasihatler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Lokman, oğluna şöyle tavsiye etti: “Ey oğul! Komik olmadıkça çok gülme; gayen olmadıkça yola çıkma ve seni ilgilendirmeyen şey hakkında kimseye soru sorma."]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><i>Tenbîhü’l-Havâtır:</i> Adamın biri Lokman’a sordu:<i> “Sen falan kabilenin kölesi değil misin?”</i></p>

<p style="text-align:justify">Lokman, <i>“Evet.” </i>dedi.</p>

<p style="text-align:justify">Adam,<i> “Öyleyse sana bu saygınlığı kazandıran şey nedir?”</i> diye sordu.</p>

<p style="text-align:justify">Lokman şöyle cevap verdi:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify">“Doğru sözlü olmam, emaneti korumam, beni ilgilendirmeyen şeylerden yüz çevirmem, namahreme bakmamak için gözlerimi kapatmam, dilimi korumam ve helal yiyecekler yemem bana bu saygınlığı kazandırmıştır. Her kim bunlardan azını yaparsa benden aşağı, fazlasını yaparsa benden üstün ve aynını da yaparsa benimle eşittir.”</p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify">“Ey oğul! Tövbe etmeyi geciktirme, zira ölüm aniden çıkagelmektedir.”</p>

<p style="text-align:justify">“Ey oğul! Ateş ateşle söndürülemeyeceği gibi, kötülük de kötülükle yatıştırılamaz. Kötülük iyilikle yatıştırılır, ateş ise suyla söndürülür.”</p>

<p style="text-align:justify">“Ey oğul! Ölümü basite alma, ihtiyacı olan kimseyi maskara etme ve iyiliğe daveti de terk etme.”</p>

<p style="text-align:justify">“Ey oğul! Takvayı kendine kılavuz edin ki yararı kendiliğinden seni bulsun. Günah işlediğinde, hemen sadaka ver ki bağışlanasın.”</p>

<p style="text-align:justify">“Ey oğul! Yükseğe tırmanmak yaşlı kimseye nasıl zor geliyorsa, nasihati kabul etmek de sefih kimseye zor gelmektedir.”</p>

<p style="text-align:justify">“Ey oğul! Zulme uğradığında sessiz kaldığın kimseye ağlama; asıl sessiz kalmakla kendine yaptığın kötülük için ağla. Elindeki gücün seni halka zulüm yapmaya iterse Allah’ın gücünü hatırla.”<strong> </strong></p>

<p style="text-align:justify">“Ey oğul! Âlimlerden bilmediklerini öğren, öğrendiklerini de halka öğret.”<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><i>İhyâu Ulûmi’d-Din</i>:<strong> </strong>Oğlu, babası Lokman’a sordu: “Babacığım! İnsanda hangi özelliğin belirgin ve baskın olması daha iyidir?”</p>

<p style="text-align:justify">Lokman: “Din.” dedi.</p>

<p style="text-align:justify">Oğlu babasına sordu: “Eğer iki tane olursa hangileri olmalıdır?”</p>

<p style="text-align:justify">Lokman, “Din ve mal olmalıdır.” dedi.</p>

<p style="text-align:justify">Oğlu babasına sordu: “Eğer üç tane olursa hangileri olmalıdır?”</p>

<p style="text-align:justify">Lokman: “Din, mal ve hayâ.” dedi.</p>

<p style="text-align:justify">Oğlu babasına sordu: “Eğer dört tane olursa hangileri olmalıdır?”</p>

<p style="text-align:justify">Lokman: “Din, mal, hayâ ve iyi huy.” dedi.</p>

<p style="text-align:justify">Oğlu babasına sordu: “Eğer beş tane olursa hangileri olmalıdır?”</p>

<p style="text-align:justify">Lokman: “Din, mal, hayâ, iyi huy ve cömertlik.” dedi.</p>

<p style="text-align:justify">Oğlu babasına sordu: “Eğer altı tane olursa hangileri olmalıdır?”</p>

<p style="text-align:justify">Lokman: “Ey oğul! Eğer bu beş özellik bir insanda bir araya gelirse, o kimse kötülüklerden sakınmış, temizlenmiş, Allah’a dost olmuş ve şeytandan uzaklaşmıştır, altıncıya ne gerek.” dedi.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><i>Ravzatu’l-Ukalâ ve Nüzhetü’l-Fuzelâ:</i> Mecae b. Zübeyir’den naklettiğine göre Lokman, oğluna: “Ey oğul! En az bulunan şey nedir? Ve en çok olan şey nedir? Ve en şirin olan şey nedir? Ve en sevimli olan şey nedir? Ve en nefis olan şey nedir? Ve en korkunç olan şey nedir? Ve en yakın olan şey nedir? Ve en uzak olan şey nedir?” diye sordu. Ardından şöyle cevapladı:</p>

<p style="text-align:justify">“En az bulunan şey yakindir. En çok olan şey şüphedir. En şirin olan şey Allah’ın rahmet esintisinin insanlar arasında olmasıdır ki onunla birbirlerini severler. En nefis olan şey, Allah’ın kullarını affetmesi ve insanların birbirlerinin hatalarını bağışlamasıdır. En sevimli olan şey dosttur. En korkunç olan şey ölünün bedenidir ki ondan daha korkunç bir şey yoktur. En yakın olan şey dünyaya oranla ahiretin insanlara yakınlığıdır. En uzak olan şey ise ahirete oranla dünyanın insanlara uzaklığıdır.”<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title=""><sup><sup>[3]</sup></sup></a></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><i>İhyâu Ulûmi’d-Din:</i> Lokman, oğluna şöyle tavsiye etti: “Ey oğul! Her kim başkasına rahmederse, merhamet görür; her kim susar ve dilini korursa selamet bulur; her kim iyiliği söylerse yararını görür, her kim kötülüğü söylerse kötülük görür ve her kim de dilini korumazsa pişman olur.”<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title=""><sup><sup>[4]</sup></sup></a></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"><i>ed-Dürrü’l-Mansûr:</i> Şurahbil b. Müslim’den naklettiğine göre Lokman şöyle dedi: “Ben, kimseyle herhangi bir konuda inatlaşmıyorum, beni ilgilendirmeyen hususlarda konuşmuyorum, çok komik olmadıkça gülmüyorum ve gayem olmaksızın da yola çıkmıyorum.”<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title=""><sup><sup>[5]</sup></sup></a></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><i>Feyzu’l-Kadîr: </i>Lokman, oğluna şöyle tavsiye etti: “Ey oğul! Komik olmadıkça çok gülme; gayen olmadıkça yola çıkma ve seni ilgilendirmeyen şey hakkında kimseye soru sorma.”<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - - - - - -</strong></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title="">[1]</a>- <i>Tenbîhü’l-Havâtır</i>, c. 2, s. 230. <i>Bihâru’l-Envâr</i>, c. 13, s. 426,h.21.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title="">[2]</a>- <i>İhyâu Ulûmi’d-Din</i>, c. 3, s. 82. <i>Nüzhetü’l-Mecâlis</i>, c. 2, s. 82.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title="">[3]</a>- <i>Ravzatu’l-Ukalâ ve Nüzhetü’l-Fuzelâ</i>, s. 342.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title="">[4]</a>- <i>İhyâu Ulûmi’d-Din</i>, c. 4, s. 80.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title="">[5]</a>- <i>ed-Dürrü’l-Mansûr</i>, c. 6, s. 518.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title="">[6]</a>- <i>Feyzü’l-Kadîr</i>, c. 1, s. 162. <i>İhyâu Ulûmi’d-Din</i>, c. 4, s. 80.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Düşünce | İslamî Araştırmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/lokman-hekimden-nasihatler</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 14:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/08/lokmansiz-1.jpg" type="image/jpeg" length="93754"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kur'an'ın Bilime Desteği]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/kuranin-bilime-destegi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/kuranin-bilime-destegi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kur’an-ı Kerim’in hükümleri ile buyrukları, insan fıtratına uygundur ve insanın içindeki potansiyeli keşfedip, onu pratiğe dökmesine imkân verir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Kur'an'ın ebediliği, uzun zamandır Kur'an alimlerinin üzerinde durduğu, aklî ve naklî yollarla ispatlanan bir prensiptir. Kur’an'ın mesajlarının mekân ve zaman ötesi doğası dikkate alındığında, belirli zaman ve mekân koşullarında vahyedilmesi göz önüne alındığında bu makalenin amacı, Kur’an'ın ebediliğinin belgelenmesini ve mekanizmasını açıklamak ve Kur’an'da bahsedilen genel olarak bilimlere, özel olarak ise beşerî bilimlere atıfta bulunan ana örnekleri, mevcut olan ve yeni ortaya çıkan konularda kullanmaktır. Analitik ve çıkarımsal bir yaklaşımla vahiy rivayeti yöntemiyle düzenlenen ve kütüphane verilerine dayanan bu araştırmanın sonuçları, Kur’an sözlerinin doğruluğunu, Kur'an öğretilerinin rasyonelliğini, Kur'an öğretilerinin rasyonelliğini, kullanımını göstermektedir. Genel ifadelerle insan tipinin ihtiyaç ve gereksinimlerine uyum sağlama, maddilik, maneviyat ve uygulama arasında denge kurma, Ku'an-ı Kerim’in ebediliğinin belgelenmesinin bilimsel teoriyi destekleyebilecek esnek başlıklarıdır. Kur’an'ın ilmî otoritesi orijinallik, ilham, muhakemenin tamlığı ve içgörünün etkisi yoluyla sağlanır. Bu araştırma, Kur'an mesajlarının tarihselliği sorusuna mantıklı bir cevap olabilecekken, Kur'an'a dayalı bilimlerin İslamileştirilmesi hareketini ilerletme yolunda bir adımdır.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>Esirgeyen ve Bağışlayan Allah’ın Adıyla</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Bilimlerdeki Etkili Kuramlara, Kur’an-ı Kerim’in Temel Oluşturması</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Her düşünce ve bilimde kuramlar, o düşünce ve bilimin felsefesi sayılırlar. Kur’an-ı Kerim’in bilimselliği ise kendi başına bilimsel kuramsallaştırmaya zemin hazırlayıp, felsefî bir kaynak olarak insanın Ku’ran’dan beklentisini yükseltmiş, İslamî ve beşerî gibi pek çok bilimin sahasına da nüfuz etmiştir. Bu temel kuramlar, insanın büyükçe çevre ve sosyal yaşantısını Kur’an ile aynı yöne yönlendirmektedir. Çünkü bir yandan insanın çevre ve sosyal yaşantısının gereksinimleri daimi bir değişim halindedir ve insan hayatı, aklı ile yaratıcılığını kullanarak bu değişen şartlara ayak uydurmalıdır. Buna karşın bu değişen şartlarla savaşa kalkışmak ne bu döneme uygun ne de mümkündür. Bir yandan da yeni getirilerin tamamı bilindiği ve tecrübe edildiği üzere saadet kapısına ermemektedir, kusurdan da uzak kalamamaktadır. Akışın koşullarına mutabık olmada anılan kuramlar, dönemin kontrolüne ve ıslahına yol açmakta, zamanın getirilerine ayak uydurup, eğrilikleri ile mücadele etmesine olanak sağlamaktadır. Kuramlar ise şunlardır:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>1. </strong>Kur'an, insanın ihtiyaçlarına rehberlik eden ve sonsuza kadar geçerli olan, İslam medeniyeti ve İlahî Medine-i Fazıla’nın oluşmasına aracılık etmiş, İslamî ve insan bilimlerine büyük etki bırakmıştır; Kur'an, belirli bir zamana veya yere özgü değildir ve zamanın ve kültürün değişmesiyle değişmez.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>2. </strong>Kur’an-ı Kerim'in öğretileri, dünya ve ahiret hayatıyla ilgili kapsamlı rehberliklerin yanı sıra insanı nihai mükemmelliğe ulaştıracak bir yol gösterir. Bu öğretiler, bilimsel önermeleri ve sistemleri keşfetmek veya bilimsel temelleri, önermeleri, konuları ve teorileri değerlendirmek için bir ölçüt olarak kullanılabilirler. Ayrıca bu öğretiler, insanı bilimlerin, sistemlerin ve düşünsel alanların hedefleri doğrultusunda yönlendirebilirler.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>3. </strong>Kur'an-ı Kerim'in öğretileri, genel kuramlarla uyumlu olmanın ötesinde çeşitli durumlara uygulanabilen ifadelerle donatılmış, genel hükümlerin, gözlemsel ve tecrübî hükümlerle bitişmesiyle ortaya çıkan evrensel hükümlere dönüşen hakiki hükümlere sahip olma bakımından sistematik bir yapıttır. Bu öğretiler, kültürel, sosyal, ekonomik, siyasi ve alt sistemler dâhil olmak üzere çeşitli sistemleri ve alt sistemlerini iyileştirir ve geliştirirken İslam medeniyetinin canlanmasına ve Kur’an-ı Kerim'in çağlar ötesi boyutunu kanıtlamaya yol açar. Ancak tarihsel yaklaşım, Kur'an'ın evrensel boyutunu geçersiz kılma eğilimidir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>4. </strong>Kur’an-ı Kerim’in hükümleri ile buyrukları, insan fıtratına uygundur ve insanın içindeki potansiyeli keşfedip, onu pratiğe dökmesine imkân verir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>5.</strong> Kur’an’daki bilgi ve anlamlar, maddî ve manevî dünya arasında bir denge durumu kurmuştur.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>6.</strong> Kur’an’ın öğretileri akılcıdır. Din bakımından akıl, sadece İslam’ı anlama kaynağı olmakla kalmaz, aynı zamanda onun yorumlayıcısıdır da.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>7.</strong> Kur’an’daki hükümler, ilksel hükümler ardından ortaya çıkan ikincil koşullara uyum sağlama bakımından esneklik gösterir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>8.</strong> Kur’an ve sünnetin birbirinden ayrılamaması, Kur’an-ı Kerim’in bilimsel kaynaklığının ve otoritesinin göstergelerinden biridir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Burada bahsi geçen bu kuramlara, genel yönteme, mantıklı yorumlama yoluna uyarak, Kur’an-ı Kerim’in bilimler üzerine etki edebilmesinin muhakkak yolu açılmış olur.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Kur'an'ın Bilimlerle Etkileşim Biçimi</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Bu makalede, bilimin neliğini açıkladıktan sonra, filozofların <i>“adalet”</i> gibi kavramları tanımlamakta gösterdikleri aczin, dilbilgisel ve kavramsal anlamlar arasındaki tüm farklılıklara rağmen, tüm kullanımlarında <i>"bilme"</i> durumunun mevcut olduğunu ifade etmekteyiz. Burada şu konulara odaklanılmıştır:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>1.</strong><i> </i>Kur’an-ı Kerim’de <i>“ilim”</i> sözcüğü ile benzer anlamda pek çok sözcük, insanı öğrenmeye davet eder: tefekkür, taakkul, tedebbür, tezekkür, idrak, marifet vs. Ayırca Allah’ın, bilimin mertebesini yücelttiği ve insana da bunu, varlığın en kıymetli yönü yaptığı aktarılmıştır. İşte bu durum, hakikî ve hayatî olan Kur’an öğretileri ile Eski ve Yani Ahit’teki öğretilerin temel farkıdır. Neuwirth, şöyle diyor: <i>“İslam Peygamberi, daima Kur’an’ın yazılması, okunması ve ezberlenmesine özen göstermiştir. Halkın Kur’an metnine aşinalığı göz önüne alındığında Kur’an metnine ekleme veya çıkartmanın yapmak mümkün değildir. Hâlbuki </i><i>Eski ve Yani Ahit, çeşitli asırlarda, kimliğini bilmediğimiz farklı yazarlar tarafından sonraki kuşaklara aktarılmıştır.”</i></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>2.</strong> Peygamberlerin ve imamların Ledün ilmine vakıf olmasının yanında, bazı insanlar takva koşullarını yerine getirmekle ilmin özel bir türüne vakıf olabilirler. Nitekim Kur’an ayetleri, insana gereken bilime doğru toplumu, öğrenmeye yönlendirir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>3.</strong> Bu temele göre insana yarayan ilim sadece ilim ile ilgili olan değil topluma faydası olacak farklı ilimlere doğru genişlemektedir. Buna dayanarak ve Kur’an’ın hükümlerinin hakikiliğini istinaden Kur’an’ı anlatmak, hakkında yazmak, açıklamak ve Kur’an-ı Kerim’in kati görüşlerini, metodik ve tecrübî bilgi yöntemi olarak irdelemek, haklı bir eylemdir. Buna dayanarak insanî ilimlerden çıkacak sonuçlar da seküler olmayacaklardır.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>4. </strong>Kur’an, bilimsel hedeflere varmak için çabalamayı onaylamakla yaratılışın hedefinin, varoluşun beyhudeliğini reddetmenin ve insanın yaratılıştaki yerine dikkat edilmesi gerektiğini vurgular. Ayrıca insanın bilimsel hedefleri takip ederken yaratılışın asli gayesinden sapmamalı ve insanın yaratılış amacının felsefesi ve hedefini gözetmeden dünyaya dair gerçek ve işe yarar bir bilgi elde edemeyeceğini bilmesi gerekliliğini vurgular. Kur’an’ın bu yöntemi (insan bilgisinin ardındaki temel ve yönlendirilmesi), bilimi insanın hizmetine sunar ve bilim ile toplumdaki pek çok köklü değişim, bu yolla mümkün olur. Şüphe yok ki insan, ilahî gayesini ve sonunu yani Allah’a dönüp, O’nun huzurunda hesap vereceğini bilerek, tüm bilgisini insanlığa hizmet ve Allah’ın rızasını almak için işe koşacaktır.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>5. </strong>Her ne kadar insan ilmî açıdan gelişmek için tecrübî bilime özen gösteriyor, Kur’an-ı Kerim de bu yolda insanı teşvik ediyorsa da bu yolda bilimcilikten kaynaklanan bulanıklıkları, ahlakî çöküntüleri, savaşları, derin ve acıklı sınıfsal çatışma vs. oluşabilme olasılığından gafil olmamalıdır. Bu sebeple Kur’an, bir yandan insanı bilgi ve bilimi, özellikle düşman tecavüzüne karşı mazlum insanların hakkını korumaya yönlendiriyorsa da öbür yandan, ilmin kötüye kullanılması konusunda uyarmaktadır.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Bazı yetersizlikler, gözlemlere dairdir, şöyle ki deneysel bilimlerin belirli bir teorik bakış açısına sahip olduğu ve deneyimlere dayanmanın kabul edilebilir olduğu şeklinde ifade edilir. Ancak bu durumda deneysel bilim, kapasitesinin ötesine geçer ve yetkinliği olmayan şeyleri kanıtlamaya veya çürütmeye çalışır. Örneğin, hatalı olabilecek bilgiyi kesin olarak almak ve bunu, kısmen eksik bir çıkarım yoluyla genellemek gibi. Bu tür sonuçlar, eksik bir tümevarıma dayanır ve kesin bir sonuca ulaşmaz. Buna göre bilim, gözlem ve deneyime dayanan sonuçların bağımlılığını ifade eder, sınırlıdır ve sadece ispat tarafında yer alır. Ancak, bilimin bir görüşünün kendi yetki ve algısının dışında ve kesinmiş gibi hüküm yürütmesi, onun belirli zararlarının ortaya çıkmasına yol açar. Örneğin, ışık gözle algılanabilir, ancak ışığın varlığına ve karanlığın reddedilmesine yönelik kesinlik, <i>“zıtların bir arada olma imkânsızlığı”</i> ilkesini kullanarak elde edilir. Sonuç olarak, duyusal bilgiye güvenilmesi için her zaman akıl ön koşuluna dayanmak gerekir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>6.</strong> Beşerî bilimlerde hata payı, pozitif bilimlere göre daha fazladır. Çünkü maddî bir unsur üzerinde araştırma yapmak, insan ve toplumu üzerinde etkili faktörleri, beşerî bilimlerdeki farklı görüşlere göre irdelemeye nazaran daha kolaydır. Pozitif bilimlerdeki genellemeye nazaran beşerî bilimlerde yapılan genelleme ve verilen kati hükümlerin sonucu daha yıkıcıdır. Buna göre, Auguste Comte'un iddialarına göre, teolojik ve felsefî dönemlerden pozitivist döneme (pozitivizm, dünyanın tanrı olana kadar) bir geçiş vardır; din, bilimin ilerlemesi önünde engeldir, insan bir makinedir ve <i>“ahlakî, metafizik ve dinî konuların gerçek değerinin olmadığı meselelerdir”</i>. Bu savlar, bilimin müdahale etme yetkisinin olmadığı sahalardır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>7.</strong> Bilimcilikteki bir sakatlık, doğrulukçuluk yerine işlevselliğe odaklanmasıdır. Batı'da yaygın olan bu yaklaşım, bilimsel teorilerin, dünya işlevlerinin ve bunların bireysel ve toplumsal yaşamdaki pratik etkilerinin doğrulanması ve savunulması için temeldir. Bu yaklaşım, bir teorinin doğruluğuna ve hakikatine dair kanıtları göz ardı eder. İşlevselliğin egemenliği, gerçeğin unutulmasına ve bilimin giderek sapması ve sonuç olarak da görecelikçiliğin ve bilgisel anarşinin artmasına neden olur.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>8. </strong>Bilimin, ispat bakımından yetersizlikleri ve zararları vardır. Bilim, Neden buradayız? Nereye gideceğiz? Yaratılışın felsefesi nedir? Hayatın ve dünyanın bir amacı var mı? Hayat nedir ve nereden gelir? Varlığımızdaki amacımız nedir? gibi soruları yanıtlamaktan acizdir ve sonuç olarak dinin ferdî ve toplumsal tesirlerini ya sekteye uğratır ya da sıkıntıya sokar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kur'an | Ehlibeyt</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/kuranin-bilime-destegi</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 13:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/08/yaradan1.jpg" type="image/jpeg" length="22814"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Üç Rüya Sırrı]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/uc-ruya-sirri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/uc-ruya-sirri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kur’ân-ı Kerîm’in on ikinci sûresi Hz. Yûsuf’un (a.s) adını taşır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>Bismillahirrahmanirrahîm</strong></p>

<h5 style="text-align:right"><strong>Fahrettin Güngör</strong></h5>

<p style="text-align:justify">Kur’ân-ı Kerîm’in on ikinci sûresinin tek bilinen ismi <i>“Yûsuf Sûresi”</i>dir. Bu sûre, baştan sona Hz. Yûsuf’un (a.s) kıssasını anlatığı için bu adı alır. [1]</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Kur’ân’da üç sûrede hakkında bilgi verilmiş ve bu sûrelerin yirmi yedi âyettinde ise, ismen Hz. Yûsuf’un (a.s) adı zikredilmiştir. [2]</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Yüz on bir âyet olan Yûsuf sûresinin doksan sekiz âyetin [3] yirmi beşi Hz. Yûsuf’un (a.s) adıyla, yetmiş üç âyet atıfla Hz. Yûsuf'tan (a.s) [4] bahseder.</p>

<p style="text-align:justify">Sûrenin amacı, hikâye anlatmak değil, <strong><i>mesaj </i></strong>vermektir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Kur’ân-ı Kerîm’deki kıssalar, bazı hikmetlere dayanmaktadır. Özellikle peygamberlerin kıssaları, alınması gereken ibretlerle doludur.</p>

<p style="text-align:justify">Nitekim bu sûrede yüce Allah şöyle buyurmaktadır:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><i><strong>“</strong></i><i><strong>Andolsun onların </strong></i><i>(Enbiyâ ve Evliyâ’nın Kur’ân’da anlatılan) <strong>kıssaları, temiz akıl sahipleri </strong>(ve vicdan ehli) <strong>için </strong>(pek çok)<strong> ibretler içermektedir.”</strong></i> [5] Hz. Yûsuf’un (a.s) kıssası hakkında da şöyle buyurmuştur: <strong>“</strong><strong>Andolsun, Yûsuf ve kardeşlerinde </strong>(ve onların hikâyesinde; gerçeği araştırıp) <strong>soranlar için </strong>(birçok) <strong>âyetler vardır. </strong>(Ve önemli hikmetler, ibretler ve dersler içermektedir.)<strong>” </strong>[6]</p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Sûrenin ana fikri ve hedefi, <i>bir kişiden ne çıkar?</i> sorusunun cevabıdır: İman, ihlâs, ilim, liyakat, ehliyet, iffet, gayret, sabır ve sebatla bir kişi koca bir topluma istikâmet verir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Sûrenin konusu, peygamber ocağından dünyaya gelen, küçük yaşta annesini kaybederek öksüz kalan, kıskançlığa kapılan kardeşlerince kuyuya atılan, köle diye satılan, iftiralarla zindanlarda tutulan Hz. Yûsuf’un (a.s),<i> Mısır’a yönetici oluş </i>hikâyesidir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Kur’ân-ı Kerîm’de diğer peygamberlere ait kıssalar farklı sûrelerde yer aldığı hâlde, Hz. Yûsuf (a.s) kıssası tâbi hikâye, gerçek kıssa unvanıyla <i>ahsenü’l-kasas </i>(kıssaların en güzeli ve sözün en güzel anlatımı) [7] nitelemesiyle tek bir sûrede ismen ve atıfla doksan sekiz âyette nakledilmektedir. Yûsuf sûresi Kur’ân’da baştanbaşa bir konuyu anlatan tek sûredir. Sûrenin tümü, bölünmez bir bütün hâlindedir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Sûre, yüce Allah’ın övgüsüne mazhar olan ve eriştiği manevî yüksek makamlara ulaşan, Hz. İbrâhîm (a.s) soyundan gelen Hz. İshâk’ın (a.s) torunu, Hz. Yâ’kûb’un (a.s) oğlu Hz. Yûsuf’un (a.s) hikmetlerle dolu olan hayat hikâyesini anlatır.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Yüce Allah, Hz. Yûsuf’a (a.s) hadiselerin ve düşlerin yorumundan kaynaklanan bilgiyi öğretmiştir (ve yu’allimuke min te’vîli-l-ehâdîsi). Hz. Yûsuf (a.s) seçkin kılınmış (yectebîke) ve yüce Allah onun üzerindeki nimetini tamamlamıştır (ve yutimmu ni’metehu aleyke). [8]</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Yüce Allah, Hz. Yûsuf’a (a.s) hikmet ve ilim vermiştir (âteynâhu hukmen ve ilmâ<i>)</i>. [9]</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Hz. Yûsuf (a.s), yüce Allah’ın muhlis kullarından kılmıştır (innehu min ibâdinâ’l-muhla<strong>s</strong>în). [10]</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Hz. Yûsuf (a.s), olağan dışı güzelliğe sahipti (in hâzâ illâ melekun kerîm). [11]</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Yüce Allah, onun duasını kabul etmiş ve duası kabul olunan bir kuldu (festecâbe lehu rabbuhu). [12]</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Hz. Yûsuf (a.s), muhsin kullardan; iyilerdendi (innâ nerâke mine-l’muhsinîn). [13]</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">O, doğru sözlüydü; sözünde ve özünde, her hâliyle dosdoğru idi (Yûsufu eyyuhâs’siddîk). [14]</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">O, güvenilir mevki sahibiydi (inneke’l-yevme ledeynâ mekînun emîn). [15]</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Yüce Allah’tan kendisine ulvî mevki verilmiştir (mekennâ liyûsufe fîl’arz). [16]</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Hz. Yûsuf (a.s), ataları Hz. İbrâhîm (a.s), Hz. İshâk (a.s) ve Hz. Yâ’kûb’un (a.s) dinine tâbi olandı (vet’teba’tu millete âbâ-î İbrâhîme ve İshâka Yeya’<strong>k</strong>ûb). [17]</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Yûsuf sûresindeki <i>rüya</i> sırrı nedir?</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Birincisi,</strong> <i>Nübüvvet Rüyasıdır. </i>Hz. Yûsuf (a.s) kuvvetli çağına erişince, genç yaşta [18] kendi rüyası ki bu rüyada on bir yıldız [19], bir ay ve bir de güneşin [20] kendini saygıyla yerlere kapanarak selâmladıklarını, boyun eğdiklerini görmüştür. [21]</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>İkincisi,</strong> <i>Mahkûmiyet Rüyasıdır. </i>Zindandaki iki delikanlı kölenin rüyası ki Hz. Yûsuf (a.s), Aziz’in karısının iftirası yüzünden hapistedir. Hapisteyken mahkûmların [22] rüyasını tabir eder.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>”Onunla </strong>(Hz. Yûsuf’la)<strong> birlikte iki delikanlı </strong>(köle) [23]<strong> da zindana girmişti. </strong>[24]<strong> Onlardan biri: ‘Ben </strong>(rüyamda) <strong>kendimi şarap </strong>(üzüm) <strong>sıkıyorken gördüm’ dedi. Öbürü ise: ‘Ben de </strong>(rüyamda) <strong>kendimi başımın üstünde ekmek taşıyorken gördüm; kuş da ondan yemekteydi’ demişti. ‘Bunun yorumundan bize haber ver.’ Doğrusu, biz seni iyilerden görüyoruz” </strong>(diye Hz. Yûsuf’tan rica etmişlerdi). [25]</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Üçüncüsü,</strong> <i>Hükümdârın Rüyasıdır. </i>Melik’in rüyası ki Hz. Yûsuf (a.s) kralın tabir edilemeyen rüyasını tabir eder.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>“</strong>(Bir gün) <strong>Melik </strong>[26]<strong> dedi ki: ‘Ben, rüyamda </strong>[27] <strong>yedi semiz </strong>(besili)<strong> inek görüyorum, bunları yedi zayıf inek yiyor; ayrıca </strong>(bir de)<strong> yedi yeşil, yedi de kuru başak </strong>(görüyorum).<strong> Ey ileri gelenler! Eğer siz rüya tabir ediyorsanız bu rüyamın tabirini bana anlatın." </strong>[28]</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Âyette, kralın bir rüya gördüğü ve bu rüyasını ileri gelenlere, devletin üst düzey görevlilerine haber verdiği anlatılıyor. Bunu, <strong>“Ey ileri gelenler! Bana rüyam hakkında görüşünüzü bildirin” </strong>sözünden anlıyoruz. Melik, gördüğü bu rüyadan oldukça ürkmüş ve kafası karışmıştı. Bu yüzden ülke çapında bir ferman çıkararak tüm bilgin, kâhin ve sihirbazları bu rüyayı yorumlamaya çağırmıştı. Bu üç rüya da müjdeli işaretlerle doludur.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:right"><strong>Geniş bilgi için: <a href="https://kevser.com.tr/yazarlar/fahrettin-gungor/hz-y-suf-a-s/217/" rel="nofollow">https://kevser.com.tr/yazarlar/fahrettin-gungor/hz-y-suf-a-s/217/</a></strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - - -</strong></p>

<p style="text-align:justify">[1]- Kur’ân-ı Kerîm’de indirilişte 53. ve tertipte 12. sırada Yûsuf sûresi yer alır. Bu mübarek sûre, Mekke’de nâzil olmuştur. Yûsuf sûresi 111 âyet, 1.706 kelime ve 7.166 harften ibarettir.</p>

<p style="text-align:justify">[2]- 6/En’âm: 84; 12/Yûsuf: 4, 7, 8, 9, 10, 11, 17, 21, 29, 36, 51, 56, 58, 69, 76, 77, 80, 84, 85, 87, 89, 90, 90, 94, 99; 40/Mü’min: 34.</p>

<p style="text-align:justify">[3]- 12/Yûsuf: 4-101.</p>

<p style="text-align:justify">[4]- Ebû’l-Kâsım Mahmûd b. Ömer b. Muhammed el-Hârizmî ez-Zemahşerî (ö. 538/1144) şöyle der: Doğrusu <strong><i>Yûsuf</i> </strong>kelimesi, İbrânice bir isimdir. Çünkü eğer o Arapça bir isim olsaydı mârife oluşunun dışında başka bir sebep bulunmadığı için, munsârif olurdu. Bazıları bu kelimeyi sîn harfinin kesresi ile <strong><i>Yûsif</i></strong>; bazılarıda sîn harfinin fethasıyla <strong><i>Yûsef</i></strong> şeklinde okumuşlardır. Bu üç şekil aynen <strong><i>Yûnus</i></strong> lafzı için de geçerlidir. Yani <strong><i>Yûnus</i></strong><i>; <strong>Yûnis</strong> </i>ve <strong><i>Yûnes</i></strong> şeklinde okunmuştur<i>. </i>(<i>el-Keşşâf an hakâikı ğavâmidı’t-tenzîl ve uyûni’l-ekâvîl fî vucûhi’t-te’vîl</i>, c. 2, s. 42).</p>

<p style="text-align:justify">[5]- 12/Yûsuf: 111.</p>

<p style="text-align:justify">[6]- 12/Yûsuf: 7.</p>

<p style="text-align:justify">[7]- 12/Yûsuf: 3.</p>

<p style="text-align:justify">[8]- 12/Yûsuf: 6.</p>

<p style="text-align:justify">[9]- 12/Yûsuf: 22.</p>

<p style="text-align:justify">[10]- 12/Yûsuf: 24.</p>

<p style="text-align:justify">[11]- 12/Yûsuf: 31.</p>

<p style="text-align:justify">[12]- 12/Yûsuf: 34.</p>

<p style="text-align:justify">[13]- 12/Yûsuf: 36.</p>

<p style="text-align:justify">[14]- 12/Yûsuf: 46.</p>

<p style="text-align:justify">[15]- 12/Yûsuf: 54.</p>

<p style="text-align:justify">[16]- 12/Yûsuf: 56.</p>

<p style="text-align:justify">[17]- 12/Yûsuf: 38.</p>

<p style="text-align:justify">[18]- 12/Yûsuf: 22. Mollâ Muhsin Muhammed b. Şâh Murtazâ b. Şâh Mahmûd-ı Kâşânî (ö. 1090/1679) şöyle nakleder: Hz. Yûsuf (a.s) bu rüyayı gördüğünde dokuz yaşında idi. Meşhur görüş budur. Bu konuda farklı rivâyetler de nakledilmiştir (<i>Tercume-i şerif tefsir-i Sâfî</i>, c. 3, s. 518).</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">[19]<strong>- <i>Kevkeb</i>,</strong><i> yıldız, gezegen</i> demektir. <i>Kevkeb</i>, <i>ışığın en parlak gök cisimlerini</i> ifade eder (<i>Gerekçeli Meâl Tefsiri</i>, c. 1, s. 429).</p>

<p style="text-align:justify">[20]- Ebû Câ‘fer Muhammed b. el-Hasen b. Ferrûh es-Saffâr el-Kummî (öl. 290/903) şöyle nakleder: <strong><i>Güneş</i></strong>, yani Hz. Yûsuf’un (a.s) annesi <i>Râhîl</i>; <strong><i>Ay</i></strong>, yani Hz. Yûsuf’un (a.s) babası <i>Hz. Ya’kûb</i> (a.s) ve <strong><i>Yıldızlar</i></strong>, yani Hz. Yûsuf’un (a.s) <i>on bir erkek kardeşleridir:</i> <i>Rûbîl, Şem’ûn, Lâvî, Yehûda, Reyâlûn, Yeşcer, Binyamîn, Dân, Neftâlî, Hâd ve Âşır</i> (<i>Tefsîr-i Kummî</i>, c. 1, s. 239).</p>

<p style="text-align:justify">[21]- 12/Yûsuf: 4.</p>

<p style="text-align:justify">[22]- Ebû’l-Abbâs Muhammed b. İshâk b. İbrâhîm es-Serrâc es-Sekafî (ö. 313/925) şöyle der: İki delikanlı kölenin adları <strong><i>Nebvâ </i></strong>ve <strong><i>Micles</i></strong>’dir (<i>Tefsîr-i ibn Kesîr</i>, c. 8, s. 4067).</p>

<p style="text-align:justify">[23]- Muhammed Hüseyin Tabâtabâî (ö. 1981) şöyle nakleder: Âyetin orijinalinde geçen <strong><i>el-fetâ</i></strong><i>; köle </i>anlamına gelir. Âyetlerin akışından anladığımız kadarıyla bunlar kralın köleleriydiler (<i>el-Mîzân fî tefsîri’l-Kur</i><i>ʾ</i><i>â</i><i>n</i>, c. 11, s. 267).</p>

<p style="text-align:justify">[24]- Ebû’l-Hattâb Katâde b. Diâme b. Katâde es-Sedûsî el-Basrî (ö. 117/735) şöyle der: İki genç delikanlıdan biri Mısır hükümdârının aşçıbaşısı (sâkisi), diğeri ise fırıncıbaşısı (ekmekçisi) idi. Yine Ebû Muhammed İsmâîl b. Abdirrahmân b. Ebî Kerîme el-A‘ver es-Süddî el-Kebîr el-Kûfî (ö. 127/745) ise şöyle der: Kralın yemek ve içeceği ile kendisini zehirlemeyi planladıkları gerekçesiyle bu iki delikanlı köle mahkûm edilmişlerdi (<i>Tefsîr-i ibn Kesîr</i>, c. 8, s. 4067).</p>

<p style="text-align:justify">[25]- 12/Yûsuf: 36.</p>

<p style="text-align:justify">[26]- Nâsırüddîn Ebû Saîd (Ebû Muhammed) Abdullâh b. Ömer b. Muhammed el-Beyzâvî (ö. 685/1286) şöyle der: Hz. Yûsuf’u (a.s) satın alan Mısır hâzinedârı <strong><i>Aziz</i></strong>’in adı <strong><i>Kıtfîr</i></strong>, <strong><i>Melik</i></strong>’in adı <strong><i>Reyyân b. Velîd</i></strong><i>’</i>dir (<i>Envâru’t-tenzîl ve esrâru’t-te’vîl</i>, c. 1, s. 491). Kur’ân’da baştan sona eski Mısır yöneticilerini <strong><i>Firavûn</i></strong> adıyla anarken, istisna olarak Yûsuf sûresinde onları <strong><i>Melik</i></strong> adıyla anar (<i>Hayat Kitabı Kur’ân Gerekçeli Meâl Tefsiri</i>, c. 1, s. 429).</p>

<p style="text-align:justify">[27]- <strong><i>Rüya</i></strong>, Kur’ân’da hep müfred/tekil gelir. Tâbire lâyık olan sâdık rüya budur. <strong><i>Hulm</i></strong> ise hep çoğul <i>ahlâm</i> gelir ve <i>karma karışık (ağdas)</i> sıfatını alır. Mısır kralının gördüğü <i>ahlâm</i> değil, <i>rüya </i>olduğunu vahiy onayladı, fakat görevliler onu <i>karma karışık düşler </i>sınıfına sokmuştur. <strong>“Bir tuhaf, karma karışık düşler bunlar dediler; zaten biz, bu tür rüyaların altında yatan gerçek anlamı bilmekten de âciziz.” </strong>(12/Yûsuf: 44) (<i>Hayat Kitabı Kur’ân Gerekçeli Meâl Tefsiri</i>, c. 1, s. 439).</p>

<p style="text-align:justify">[28]- 12/Yûsuf: 43.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kur'an | Ehlibeyt</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/uc-ruya-sirri</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/08/gungor-1.jpg" type="image/jpeg" length="47397"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Harika Bir Yakarış]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/harika-bir-yakaris</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/harika-bir-yakaris" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kur’ân-ı Kerîm’in on dördüncü sûresi Hz. İbrâhîm’in (a.s) adını taşır ve sûrenin ana teması kayıtsız şartsız teslimiyettir. [1]]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<h5 style="text-align:right"><strong>Fahrettin Güngör</strong></h5>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>Bismillahirrahmanirrahîm</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify">Hz. İbrâhim (a.s), Kur’ân’da yirmi beş sûrede hakkında bilgi verilmiş ve altmış dokuz âyette de ismen zikredilmiştir.</p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Kur’ân-ı Kerîm onun şahsiyet özelliklerini, mânevî ve ahlâkî niteliklerini şöyle açıklar:</p>

<p style="text-align:justify">Hz. İbrâhim (a.s), Hz. Nûh’un (a.s) milletindendir (min şî’atihi le’İbrâhîm). [2] Hz. Nûh’a (a.s) verilenler Hz. İbrâhîm’e (a.s) tavsiye edilmiştir (şera’a lekum mine’d-dîni mâ vassâ bihi nûh). [3] Ona sahîfeler (suhuf-i İbrâhîm) verilmiştir. [4]</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Hz. İbrâhîm (a.s), inananların babasıdır (millete ebîkum İbrâhîm). [5] Onun soyuna da peygamberlik kitap (fî zurriyyetihimâ’n-nubuvvete vel’kitâb) ve büyük bir mülk (âteynâhum mulken azîmân) verilmiştir. [6] Bütün insanlara imâm, önder, örnek ve rehber (lin’nâsi imâm) kılınmıştır. [7] Onda (a.s) güzel bir örnek (lekum usvetun hasenetun) vardır. [8]</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Hz. İbrâhîm’in (a.s) kendisine, göklerin ve yerin muhteşem yaratılışı ve esrarı, tasarruf ve hikmeti gösterilmiştir (nurî İbrâhîme melekûte’s-semâvâti vel’arz). [9] Rabbinin emrettiği yere (zâhibun ilâ rabbi) hicret etmiştir. [10] Gerçekten yumuşak huylu (halîm), bağrı yanık (evvâh) ve yüce Allah’a yönelen (munîb) bir kimseydi. [11] Çok misafirperver (an zayfi İbrâhîm) [12] ve yüce Allah’ın dostu idi (et’tehaza’llâhu İbrâhîme halîlâ). [13]</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Hz. İbrâhîm (a.s), yüce Allah tarafından seçilmiş (Ellâhe’stafâ) [14], Rabbi tarafından vahiy almış (evhaynâ ileyke) [15], hakkı hemen gönülden onaylayan ve doğruluktan asla ayrılmayan (sıddîk) [16] güçlü ve bâsiret sahibi bir kul idi (ibâdenâ İbrâhîme ulî’l-eydî vel’eb<strong>s</strong>âr). [17]</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Kur’ân’da, Hz. İbrâhîm’in (a.s) tevhîd akîdesini (millete İbrâhîme hanîfâ) [18] tesis etmesinin yanında, oğlu Hz. İsmâîl (a.s) ile birlikte Kâbe’yi kurması da (el-kavâide mine’l-beyt) [19] Müslümanlardan biri olarak gösterilmesine (kâne hanîfen muslimen) [20] ve kendisine itibarlı bir yer (vet’tehizû min mekâm-i İbrâhîm’e musallâ) [21] verilmesine vesile olmuştur.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Hz. İbrâhîm (a.s) kavmine hitâp etmiş olduğu harika bir duası şöyledir:</p>

<p style="text-align:center"><strong>اَلَّذ۪ي خَلَقَن۪ي فَهُوَ يَهْد۪ينِۙ</strong></p>

<p style="text-align:center"><strong>“Ki beni yaratan ve bana hidayet veren </strong>(sürekli doğru yolu gösteren)<strong> O’dur.”</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>وَالَّذ۪ي هُوَ يُطْعِمُن۪ي وَيَسْق۪ينِۙ</strong></p>

<p style="text-align:center"><strong>“Bana yediren ve içiren O’dur.” </strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:center"></p>

<p style="text-align:center"><strong>وَاِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْف۪ينِۖ</strong></p>

<p style="text-align:center"><strong>“Hastalandığım zaman bana şifâ veren O’dur.”</strong></p>

<p style="text-align:center"></p>

<p style="text-align:center"><strong>وَالَّذ۪ي يُم۪يتُن۪ي ثُمَّ يُحْي۪ينِۙ</strong></p>

<p style="text-align:center"><strong>“Beni öldürecek, sonra diriltecek olan da O’dur.”</strong></p>

<p style="text-align:center"></p>

<p style="text-align:center"><strong>وَالَّذ۪ٓي اَطْمَعُ اَنْ يَغْفِرَ ل۪ي خَط۪ٓيـَٔت۪ي يَوْمَ الدّ۪ينِۜ</strong></p>

<p style="text-align:center"><strong>“</strong>(Ahirette) <strong>Din </strong>(hesap ve ceza) <strong>günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum da O’dur.”</strong></p>

<p style="text-align:center"></p>

<p style="text-align:center"><strong>رَبِّ هَبْ ل۪ي حُكْمًا وَاَلْحِقْن۪ي بِالصَّالِح۪ينَۙ</strong></p>

<p style="text-align:center"><strong>“Rabbim! Bana hüküm </strong>(adaleti yürütme ve hikmetli düşünme yeteneği) <strong>bağışla ve beni sâlih kullarına kat.”</strong></p>

<p style="text-align:center"></p>

<p style="text-align:center"><strong>وَاجْعَلْ ل۪ي لِسَانَ صِدْقٍ فِي الْاٰخِر۪ينَۙ</strong></p>

<p style="text-align:center"><strong>“</strong>(Bundan) <strong>Sonra gelecek </strong>(nesil)<strong>ler arasında bana bir doğruluk dili </strong>(lisan-ı sıdk) <strong>ver. </strong>(Kıyamete kadar beni hayırla andır.)<strong>” </strong></p>

<p style="text-align:center"></p>

<p style="text-align:center"><strong>وَاجْعَلْن۪ي مِنْ وَرَثَةِ جَنَّةِ النَّع۪يمِ</strong></p>

<p style="text-align:center"><strong>“Beni nimetlerle-donatılmış </strong>(nâîm)<strong> cennetin mirasçılarından kıl!”</strong></p>

<p style="text-align:center"></p>

<p style="text-align:center"><strong>وَاغْفِرْ لِاَب۪ٓي اِنَّهُ كَانَ مِنَ الضَّٓالّ۪ينَۙ</strong></p>

<p style="text-align:center"><strong>“Atamı </strong>(amcamı)<strong> da bağışla, çünkü o şaşırıp sapanlardandır.”</strong></p>

<p style="text-align:center"></p>

<p style="text-align:center"><strong>وَلَا تُخْزِن۪ي يَوْمَ يُبْعَثُونَۙ</strong></p>

<p style="text-align:center"><strong>“</strong><strong>Ve beni </strong>(insanların) <strong>diriltilecekleri gün </strong>(hatalarımı açığa vurup) <strong>küçük düşürme</strong> (Allah’ım!)<strong>.</strong>”</p>

<p style="text-align:center"></p>

<p style="text-align:center"><strong>يَوْمَ لَا يَنْفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَۙ</strong></p>

<p style="text-align:center"><strong>“O gün ne mal ne de çocuklar bir yarar sağlamayacaktır.”</strong></p>

<p style="text-align:center"></p>

<p style="text-align:center"><strong>اِلَّا مَنْ اَتَى اللّٰهَ بِقَلْبٍ سَل۪يمٍۜ</strong></p>

<p style="text-align:center"><strong>“Ancak Allah'a tertemiz bir kalple </strong>(hâlis niyetle ve sâlih amelle) <strong>gelenler bunun dışındadır.” </strong>[22]</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Geniş bilgi için: <a href="https://www.ehlibeytalimleri.com/hz-ibrahim-as">https://www.ehlibeytalimleri.com/hz-ibrahim-as</a></strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>-----------</strong></p>

<h5 style="text-align:justify">[1]- Kur’ân-ı Kerîm’de indirilişte 72. ve tertipte 14. sırada İbrâhîm sûresi yer alır. Bu mübarek sûre, Mekke’de nâzil olmuştur. Bu sûre 52 âyet, 831 kelime ve 6.434 harften ibarettir.</h5>

<h5 style="text-align:justify">[2]- 37/Sâffât: 83.</h5>

<h5 style="text-align:justify">[3]- 42/Şûrâ: 13.</h5>

<h5 style="text-align:justify">[4]- 87/A’lâ: 19.</h5>

<h5 style="text-align:justify">[5]- 22/Hac: 78.</h5>

<h5 style="text-align:justify">[6]- 57/Hadîd: 26; 4/Nisâ: 54.</h5>

<h5 style="text-align:justify">[7]- 2/Bakara: 124.</h5>

<h5 style="text-align:justify">[8]- 60/Mümtehine: 4.</h5>

<h5 style="text-align:justify">[9]- 6/En‘âm: 75.</h5>

<h5 style="text-align:justify">[10]- 37/Sâffât: 99.</h5>

<h5 style="text-align:justify">[11]- 11/Hûd: 75.</h5>

<h5 style="text-align:justify">[12]- 15/Hicr: 51.</h5>

<h5 style="text-align:justify">[13]- 4/Nisâ: 125.</h5>

<h5 style="text-align:justify">[14]- 3/Âl-i İmrân: 33.</h5>

<h5 style="text-align:justify">[15]- 4/Nisâ: 163.</h5>

<h5 style="text-align:justify">[16]- 19/Meryem: 41.</h5>

<h5 style="text-align:justify">[17]- 38/Sâd: 45.</h5>

<h5 style="text-align:justify">[18]- 6/En’âm: 161.</h5>

<h5 style="text-align:justify">[19]- 2/Bakara: 127.</h5>

<h5 style="text-align:justify">[20]- 3/Âl-i İmrân: 67.</h5>

<h5 style="text-align:justify">[21]- 2/Bakara: 125.</h5>

<h5 style="text-align:justify">[22]- 26/Şu’arâ: 78-89.</h5></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kur'an | Ehlibeyt</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/harika-bir-yakaris</guid>
      <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 21:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/08/harika-bir-yakaris-1.jpg" type="image/jpeg" length="47537"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kevser Kültür Merkezin’de Erbain Matem Merasimi]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/kevser-kultur-merkezinde-erbain-matem-merasimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/kevser-kultur-merkezinde-erbain-matem-merasimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Milyonlarca Müslüman Irak’ta Erbain merasimlerine katılırken, birçok ülkede ve Kevser Kültür Merkezin’de matem merasimi düzenlendi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify">Kevser Kültür Merkezi bünyesinde bulunan Kevser Ehlibeyt Mescidi’nde düzenlenen Erbain merasimi Kadir Akbalık’ın okuduğu Kur’an-ı Kerim tilaveti ile başladı.</p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Programında Ehla-Der Genel Sekreteri Yusuf Tazegün kapsamlı bir konuşma gerçekleştirdi.</p>

<p style="text-align:justify">Tazegün, Erbain yürüyüşünün Batı hegemonyasına, Siyonizme ve küresel adaletsizliğe karşı sivil bir direniş manifestosu olduğunu vurguladı.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><i>“Bölgesel gelişmeler, Direniş Cephesi'nin mevcut durumu ve Erbain'in jeopolitik yansımaları”</i> üzerine odaklanan Ehlibeyt âlimimiz Yusuf Tazegün, kitlelerin Necef'ten Kerbela'ya uzanan yürüyüşünün siyasi ve toplumsal dinamiklerini analiz etti.</p>

<p style="text-align:justify"></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Konuşmasına 20. yüzyılın sonlarında Batı'da gelişen sekülerleşme ve laiklik akımlarının dinin toplumsal hayattan silindiği algısını yarattığını hatırlatarak başlayan Ehlader Genel Sekreteri Yusuf Tazegün, İran İslam İnkılabı'nın bu küresel dengeyi altüst ettiğini belirtti. Mezkur devrimin yalnızca bir mezhebin veya dinin değil, vahyin ve metafiziğin yeryüzündeki yeniden hakimiyeti olduğunu ifade eden Tazegün, Merhum İmam Humeyni'nin <i>"Neyimiz varsa Muharrem ve Sefer'dendir"</i> sözüne atıfta bulunarak, devrimci hareketin temelinde Kerbela kültürünün yattığını vurguladı.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Erbain merasimlerini dışarıdan izleyenlerin bu durumu sadece bir <i>"matem ve gözyaşı"</i> ritüeli olarak algıladığını belirten Yusuf Tazegün, bunun stratejik bir yanılgı olduğunun altını çizdi. Yürüyüşün temel motivasyonunun İmam Hüseyin'in <i>"Heyhat minne’z-zille"</i> (Zillete boyun eğmeyiz) şiarı olduğunu belirten Tazegün, bu duruşun günümüzdeki bölgesel çatışmalara doğrudan yansıdığını ifade etti.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Konuşmasında Filistin, Yemen ve Lübnan'daki direniş güçlerine dikkat çeken Yusuf Tazegün, şu ifadeleri kullandı:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><i>"Yemen'deki kardeşlerimiz bu düstur ile hareket etmiyor mu? Lübnan'da bu kadar sıkıntılara, evleri başlarına yıkılanlara rağmen analar, babalar 'Biz İsrail'in karşısında teslim olmayacağız' diyorlar. Bizler hiçbir zaman küffar ile aynı masaya oturmadık, topraklarımızda onların elçilikleri bulunmadı. Müminlerin füzesi İsrail'e, Amerika'ya atıldığı zaman engellemedik."</i></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Yusuf Tazegün'ün konuşmasındaki en dikkat çekici bölümlerden biri, <i>“apolitikleştirilmiş din anlayışına yönelttiği sert eleştiriler”</i> oldu. Gazze, Lübnan ve İran'da yaşanan can kayıplarına ve yıkımlara sessiz kalan bir inanç sistemini reddeden Yusuf Tazegün, bu durumu Merhum İmam Humeyni'nin <i>"Amerikancı İslam"</i> ve Şehit Ayetullah Hamanei’nin <i>"İngiliz Şiiliği"</i> tanımlamalarıyla açıkladı. Yusuf Tazegün, Erbain'de dökülen gözyaşlarının eyleme, yumrukları sıkmaya ve direniş bayraklarını dalgalandırmaya dönüşmesi gerektiğini belirtti.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Ehlader Genel Sekreteri Yusuf Tazegün, konuşmasının son bölümünde Erbain yürüyüşündeki toplumsal dayanışmayı, Hz. Muhammed (s.a.a) dönemindeki Medine toplumunun (Asr-ı Saadet) modern bir yansıması olarak değerlendirdi. Güzergâh boyunca Iraklıların sunduğu karşılıksız hizmet, fedakârlık ve <i>"isar"</i> (kendinden geçerek başkasını önceleme) kültürünün hiçbir devlet aygıtı tarafından zorla organize edilemeyeceğini belirterek, bu sivil inisiyatifin gelecekteki adaletli bir dünya düzeninin (Zuhur dönemi) altyapısını oluşturduğunu söyledi.</p>

<p style="text-align:center"><img alt="" class="" height="422" src="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/08/1zz132.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="750" /></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" height="372" src="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/08/1-1zz6.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="750" /></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" height="417" src="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/08/4zz98.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="750" /></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<h5 style="text-align:right"><strong><a href="http://www.kevser.com.tr" rel="nofollow">http://www.kevser.com.tr</a></strong></h5></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Ehla-Der Haber</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/kevser-kultur-merkezinde-erbain-matem-merasimi</guid>
      <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 14:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/08/basliksiz-erbain1.jpg" type="image/jpeg" length="73761"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bir Kimlik İnşası Olarak Erbaîn Yürüyüşü]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/bir-kimlik-insasi-olarak-erbain-yuruyusu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/bir-kimlik-insasi-olarak-erbain-yuruyusu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Modern Dönem Şiî Düşüncesinde Bir Kimlik İnşası Olarak Erbaîn Yürüyüşü]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<h5 style="text-align:right"><strong>Habip Demir</strong></h5>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong>Ritüeller, zamanın belirli bir kısmında tekrarlanan olgular olmanın ötesinde çeşitli işlevlere sahiptir. Onun en önemli işlevlerinden biri, tekrarlama yoluyla kültürün yeni kuşaklara aktarılması sürecinde grup kimliği ve aidiyetlerini korumasıdır. İnancın ve buna dayalı olarak ritüellerin bireyler arasındaki gelenekle birlikte oluşmuş toplumsal bağları güçlendirdiği ve toplumsal değerleri kalıcı hale getirdiği sosyolojik bir gerçeklik olarak kabul edilmektedir. Yıl boyunca tekrar eden ve belirli ritüellerle sürekli olarak kendini yenileyen kutsal zamanlar, zamanın yeniden dirilmesini, böylece yapılan ritüellerle geçmişte yaşanmış bazı anların ebedileştirilmesini sağlamaktadır.</strong></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Bu çalışmamızda, Erbaîn’in Şiî gelenekteki yeri ve önemine değindikten sonra modern bir olgu olarak Erbaîn yürüyüşleri özelinde Şiî düşüncenin geçirmekte olduğu yeni dönemin izleri takip edilmeye çalışılacaktır.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * * </strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Şiî Gelenekte Erbaîn ve Önemi</strong></p>

<p style="text-align:justify">Şiîlik’te toplumsal bilinci diri tutmak, bireyler arasındaki iletişimi kuvvetlendirmek ve mezhebin pratiklerini geniş bir toplumsal tabana yaymak, son derece önemli bir olgudur. Bu kapsamda Şiî toplumunun günlük, haftalık, aylık ve yıllık olmak üzere çeşitli zaman dilimlerine has aktiviteleri bulunmaktadır. İmamların ve diğer mezhep büyüklerinin doğum ve ölüm yıldönümlerinde düzenlenen faaliyetler yanında <i>“Kumeyl”</i> ve <i>“Tevessül”</i> duaları gibi haftalık olarak toplumu birleştirici ve bir arada tutmaya yarayan etkinlikler en önde gelenler arasındadır. Ancak diğer ritüel ve uygulamaların yanında Şiî düşüncede Hz. Hüseyin’in şehadeti ve onun etrafında ortaya konulan birçok sembolik ve teolojik öğe, mezhebin adeta hayat kaynağı durumundadır.</p>

<p style="text-align:justify">Bu öğeler arasında en müstesna yeri olan ritüellerden birisi de Hz. Hüseyin’in şehadetinin kırkıncı günü olarak anılan Erbaîn ziyareti ve onunla birlikte geliştirilen etkinliklerdir. Şiî geleneğin en önemli günlerinden biri olarak görülen hicrî takvime göre 20 Safer günü, <i>“Erbaîn-i Hüseynî”</i> ya da <i>“Erbaîn-i Seyyidü’ş-Şü- hedâ”</i> olarak anılmaktadır. Bu günde Hüseyin’in kabrinin ziyaret edilmesi ve çeşitli dualar okunması mezhebin en önemli ritüelleri arasına dâhil edilmiştir.</p>

<p style="text-align:justify">Şiî gelenekte <i>“Erbaîn”</i> ya da <i>“Erbaîn-i Hüseynî”</i> olarak anılan Safer ayının 20. günü oldukça önemli bir simge haline gelmiştir. Hatta bu yönüyle kırkıncı günde özel olarak düzenlenen bir ziyaret şekli, Hüseyin dışında ne peygambere ne de imamların herhangi birisine atfedilmiştir. Dolayısıyla Erbaîn, bir ritüel olmanın ötesine geçerek başlı başına sembolik değere sahip bir olgu haline gelmiştir.</p>

<p style="text-align:justify">Şiî gelenekte bugünün tarihî süreci tartışılırken ziyaretin bizatihi kendisi hakkında tartışma bulunmamaktadır. Henüz ilk dönemlerden itibaren Hz. Hüseyin’in kabrini ziyaret etmenin fazileti ve ayrıcalıkları üzerine geniş bir edebiyatın oluşmaya başladığı bilinmektedir. Onun kabrini ziyaret etmenin günahların bağışlanmasını sağlayacağı, meleklerin, enbiyanın orada hazır bulunduğu vb. çok sayıda rivayet ile bu ziyaret, Şiî kültürün vazgeçilmez pratikleri arasında yer almıştır.<sup>19</sup> Ancak ziyaret alanındaki klasik dönemin ilk müstakil eseri olan <i>Kâmilu’z-Ziyârât</i>’ta imamların kabirlerinin ziyaretleri yanında Şaban ayının ortası ve Receb aylarına özel çeşitli ziyaret günlerinden bahsedilmişken, Safer ayının yirminci gününe denk gelen Erbaîn’e özel bir ziyaretin kutsiyetine yer verilmemiş olması oldukça ilginçtir.<sup>20</sup> Ancak söz konusu eserde kırk sayısına verilen özel önemin ve bu konuya yapılan bir vurgunun sonucu olsa gerek, <i>“gökyüzünün Hüseyin’in ölümünden sonra kırk gün boyunca kan ağladığı, yeryüzünün kapkara olduğu, güneşin nurunu söndürdüğü vb.”</i> şeklinde bir rivayete yer verildiği görülmektedir.</p>

<p style="text-align:justify">Müstakil olarak Erbaîn gününün önemine ilk değinen müelliflerden olan Şeyh Müfid (ö. 413/1022), <i>Mesâru’ş-Şîa </i>adlı eserinde Safer ayının yirmisinde gerçekleşen iki önemli olaya değinmiştir. Ona göre, İmam Hüseyin’in ailesi bu günde Şam’dan Medine’ye hareket etmiş ve yine sahabeden Câbir b. Abdullah, aynı gün Hüseyin’in kabrini ziyaret etmiştir. Bîrûnî (ö. 440/1048) ise Safer ayının yirmisinde Hz. Hüseyin’in başının bedenine iade edilerek defnedildiğini ve Şam’dan gelen Ehl-i Beyt’e mensup bir grubun onun kabrini ziyaret ettiğini ifade etmektedir.</p>

<p style="text-align:justify">Erbaîn günü Hüseyin’in kabrinin ziyaret edilmesinin önemine dair ilk rivayetin yine Şeyh Müfîd tarafından aktarıldığı görülmektedir. Onun <i>“Erbaîn Ziyaretinin Fazileti Hakkında”</i> başlığıyla verdiği rivayete göre İmam Hasan el-Askerî’nin, <i>“Müminin alâmeti beştir: günlük 51 rekat namaz [farz, nafile ve gece namazı], erbain ziyareti, sağ ele yüzük takmak, secdeden alnı kaldırmak ve [namazda] Bismillahirrahmanirrahimi </i>yüksek sesle söylemek.” dediği aktarılmıştır. Bu rivayetin, sonraki kaynaklara da aynı şekilde geçtiği görülmektedir.</p>

<p style="text-align:justify">Erbaîn ziyaretinden bahseden ilk kişi Şeyh Müfîd olmasına rağmen bu konuyu çeşitli yönleriyle müstakil hale getirip vurgulayan ise, onun öğrencisi Şeyh Tûsî (ö. 460/1067) olmuştur. Şeyh Tûsî’nin, Şiî geleneğin dua kitaplarının şaheseri olarak kabul edilen <i>Misbâhu’l-Müteheccid </i>adlı eserinde konuya özel bir başlık açtığı görülmektedir. Yine Şeyh Tûsî’nin bununla bağlantılı rivayetleri <i>Kütübü Erba‘a </i>arasında yer alan eserinde de naklettiği görülmektedir. Şeyh Tûsî, eserinde Erbaîn günü ile ilgili olarak şu ifadelere yer vermektedir:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Safer’in 20’si yani Erbaîn, İmam Hüseyin’in haremi yani esir kervanı, Şam’dan Medine’ye hareket etmiştir. Yine bugün Res</i>û<i>lullah’ın sahabesi Câbir b. Abdullah b. Harâm el-Ensârî (r.a.), Medine’den Kerbelâ’ya gelmiş ve burada Ebî Abdillah’in (a.s.) kabrini ziyaret etmiştir. O, onun kabrini ziyaret eden ilk kişidir. Bugün onu ziyaret etmek müstehabtır. Bu ziyaret “Ziyâretü’l-Erbaîn” olarak anılır.”</i></p>

<p style="text-align:justify">Şeyh Tûsî, bunun ardından Erbaîn ziyaretinde okunacak özel bir duayı İmam Câfer es-Sâdık’tan nakleder. Bu dua, halen ziyaret kitaplarında ve dua mecmualarında yer alan metinlere kaynaklık eden rivayet olarak öne çıkmaktadır.</p>

<p style="text-align:justify">Erbaîn günü gerçekleşen olaylarla ilgili rivayette dikkat çeken önemli noktalardan biri, Kerbelâ olayı sonrasında Şam’a götürülen esirlerin dönüşü meselesidir. İbn Tâvûs (ö. 664/1266), dua türünde klasik olarak kabul edilen <i>İkbâlu’l-A‘mâl </i>adlı eserinde, Şeyh Tûsî’nin, Şam’da bulunan esirlerin Medîne’ye doğru gittikleri yönündeki rivayetini naklettikten sonra bu esirlerin Medine’den önce Kerbelâ’ya doğru gittikleri yönünde de farklı bir rivayet olduğunu kaydeder ve ilgili rivayeti naklettikten sonra bunun aklen mümkün olamayacağını açıklar. İbn Tâvûs’un eserinde esirlerin Medîne’den önce Kerbelâ’ya gidip Erbaîn gününde Hüseyin’in kabrini ziyaret etmiş olduğu yönündeki zayıf rivayet, günümüze kadar Şiî müelliflerin tartıştığı meselelerden biri haline gelmiştir. Abbas Kummî, <i>Müntehiye’l-Âmal</i>’da Kerbelâ olayı sonrasında geride kalan esirlerin önce Kûfe, ardından Şam’a doğru olan yolculukları hakkında detaylı bilgi vermektedir. Ancak İbn Tâvûs’un rivayetini aktardıktan sonra, esirlerin Şam’dan Medine’ye doğru hareket ettiklerini vurgular ve onların haklı olarak böyle bir hengâmede Şam’dan Kerbelâ’ya dönmelerinin mümkün olamayacağını belirtir.</p>

<p style="text-align:justify">Kerbelâ esirlerinin, Safer ayının yirmisinde, yani Erbaîn günü, Hz. Hüseyin’in kabrine yolculuk etmediklerini iddia edenlerin fazla olması, bununla ilgili eleştirilere cevap vermek üzere müstakil eserler yazılmasına neden olmuştur. Çağdaş yazarlardan Muhammed Tabatabâî, konuyu irdelediği hacimli eserinde, Kerbelâ esirlerinin Şam’dan sonra Hüseyin’in kabrini ziyaret ettiklerini çok sayıda rivayete dayandırmaya çalışmış, böyle bir iddianın aksinin tarih kitaplarında doğrulanamadığını belirtmiştir. Onunla aynı görüşü savunan başka yazarlar da mevcuttur. Ancak Allâme Tabâtabâî’nin halen ses getirmeye devam eden eseri hakkında Resul Ca‘feriyân, oldukça hacimli olmasına rağmen bu eserin bu konuda tatmin edici bir sonuca ulaşamadığı yönünde eleştiriler yöneltmiştir.</p>

<p style="text-align:justify">Erbaîn gününe özel zikredilen konulardan birisi de Câbir b. Abdullah’ın Hüseyin’in kabrini ziyaret etmesidir. Câbir’in Kerbelâ’yı Erbaîn günündeki ziyareti hakkındaki en detaylı bilgileri, muahhar yazarlardan Muhammed Bâkır el-Meclisî (ö.1110/1698) vermektedir. Buna göre, Câbir’in önemi, Kerbelâ olayından sonra burayı ilk ziyaret eden ve bu geleneği başlatan kişi olmasından kaynaklanmaktadır.</p>

<p style="text-align:justify">Erbaîn gününü Şiî gelenekte farklı kılan özelliklerden olan ve bu günün <i>“Reddu’r-Re’s”</i> olarak anılmasına sebep olan olaylardan biri de Hz. Hüseyin’in kesik başının bedenine iadesinin bu günde gerçekleşmiş olduğu yolundaki rivayetlerdir. Bu konudaki ilk rivayetlerden biri İbn A‘sem Kûfî (ö. 320/932’den sonra) tarafından dile getirilmiştir. O, Yezîd’in Kerbelâ’da öldürülen kişilerin başlarını Ali b. Hüseyin’e (İmam Zeynelâbidîn) emanet ettiği ve 20 Safer günü başların bedenlerine iade edildiği bilgisini aktarır. Ancak İbn A’sem’in rivayetinde esirlerin yanlarında bulunan başlarla birlikte Kerbelâ’ya değil Medîne’ye yöneldiklerini ilave eder. Böylece bu iadenin başka bir Erbaîn günü olup olmadığı konusu muallakta kalmıştır. Bu konuda erken dönem müelliflerinden olan Şeyh Sadûk’un da (ö. 381/991) bir rivayet aktardığı görülmektedir. Şeyh Sadûk, Ali b. Hüseyin Zeynelâbidîn’in, babasının ve Kerbelâ’da katledilen diğer fertlerin başlarını alarak Kerbelâ’da defnettiğini belirtir. Ancak bunun Safer ayının yirmisinde olup olmadığına dair bir bilgi vermez. İbn Şehrâşûb da (ö. 588/1192) Erbaîn ziyaretinin öneminin sebebi olarak Hüseyin’in başının Kerbelâ’da bedenine iadesi olduğunu zikreder. Ancak buna rağmen bu olayın Erbaîn günü mü yoksa başka bir gün mü olduğuna dair bir bilgi vermez.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Kimlik İnşa Edici Bir Sembol Olarak Erbain Ziyareti ve Yürüyüşü</strong></p>

<p style="text-align:justify">Modernleşme ile birlikte insanlar, yerel ve kısıtlayıcı her türlü kimliğin dışına çıkmaya, sosyal alana dair bütüncül kimliklerden uzaklaşıp daha fazla bireyselleşme, özgürleşme eğilimleri göstermeye başlamışlardır. Böyle bir ortamda özel olarak mezhepler tarafından sunulan daha dar kalıplı kimlik arayışlarına mesafeli bir tavrın giderek geliştiği gözlemlenmektedir. Ancak diğer yandan modernleşmenin getirdiği yalnızlık ve kimliksizlik gibi duyguların, insanları belli noktalarda birleştirecek üst kimliklere duyulan ihtiyacı artırdığını söylemek gerekmektedir. Bu bağlamda Şiîliğin, mezhep aidiyeti üzerinden mensuplarını konsolide edecek, belli noktalarda birleştirecek etkinlikleri önemsediği sıklıkla görülmektedir. Bu yönüyle Şiîliğin ritüel merkezli bir din anlayışı geliştirdiğini söylemek de mümkündür. Kerbelâ ve onunla bağlantılı olan ritüeller de Şiîlik’te bir toplum yaratmanın, bu ritüellerde uygulanan ve topluma öğretilen gelenekler kanalıyla ahlakî bir yol çizmenin, böylece Şiî toplumunu bir arada tutmaya yarayacak bir <i>“toplum”</i> inşa etmenin aracı olarak görülmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Şiîliğin, özellikle ulemanın ön plana çıktığı 19. yüzyıldan itibaren sistematik olarak kurumsal bir yapıya büründüğü, merci-i taklid makamının ortaya çıkmasıyla da toplumsal alandaki birtakım ritüellerin siyasî bir anlam kazanmaya doğru evrildiği görülmüştür. Bunun ilk tezahürlerini 1906 yılında İran’da gerçekleşen Meşrutiyet devriminde görmekteyiz. Devrime giden süreçte ulemanın da etkisiyle taziye merasimleri, adeta siyasi birliktelik ve kamuoyu oluşturmada bir araç olarak kullanılmıştır. Bu merasimler, bir yandan devlet idarecilerinin törenlere katılarak toplumun nabzını tuttuğu, istek ve şikâyetleri yerinde gördüğü sosyal bir platform iken, diğer yandan çeşitli yerlerden katılan geniş halk kitlelerinin belirli bir siyasî propaganda etrafında kamuoyu oluşturulabilmesi için potansiyel olarak görülmüştür.</p>

<p style="text-align:justify">Şiîliğin toplumsal yönünü öne çıkaran çok sayıda merasimin yanında son dönemlerde Safer ayının yirminci gününe denk gelen Erbaîn’in siyasî ve sosyal bir işlev üzerinden Şiî kimliğini inşa etme görevi üstlendiği gözlenmektedir. Erbaîn’in böyle bir işlev kazandığı Şiî yazarlar tarafından da sıklıkla ifade edilmektedir. Erbaîn’i diğer merasimlere nazaran ön plana çıkaran ve onu bu derece farklı bir anlama büründüren en önemli faktörlerden birisi de Necef ve Kerbelâ şehirleri arasındaki mesafede geniş katılımla gerçekleştirilen yürüyüş etkinliğidir. Bu yürüyüş, günümüzde Şiîlerin en büyük merasimlerinden birisi haline gelmiştir.<sup>46</sup> Öyle ki bu yürüyüş, sadece dinî anlam taşımaktan ziyade siyasî, sosyal, kültürel ve jeopolitik anlamları da kapsayan çeşitli boyutlara sahip bir etkinlik olarak ön plana çıkmıştır. 2015 yılında Iraklı resm<strong>î </strong>kanalların verdiği bilgiye göre bu yürüyüşe 26 milyon ziyaretçinin katılmış olması,<sup> </sup>yürüyüşün söz konusu anlamları da beraberinde getiren oldukça büyük bir organizasyon haline geldiğini göstermektedir.</p>

<p style="text-align:justify">Şiî gelenekte, başta Hz. Hüseyin olmak üzere imamların kabirlerine yürüyerek gitmenin sevabı hakkında çeşitli rivayetler yer almaktadır. Hz. Hüseyin’in ziyaretine yürüyerek gidenlerin her bir adımının sevap olduğu, Hz. Ali’nin ziyaretine yürüyerek gidenlerin her bir adımına iki hac ve iki umre sevabı verileceği şeklindeki rivayetler, ilk dönemlerden itibaren Şiî gelenekte yürüyüşle ilgili motiflerin yer aldığını göstermektedir. Her ne kadar günümüz Şiî eserlerinde bu şekilde yürüyerek ziyaretin, imamlar zamanında mevcut olduğu kaydedilmekteyse de Erbaîn’e özel yürüyüşün yakın zamanlara kadar yalnızca Irak Şiîlerinin yerel sâiklerle gerçekleştirdikleri bir faaliyet olduğu, uluslararası bir boyuta ulaşmasının son dönemlere denk geldiği görülmektedir. İranlı Siyaset Bilimcilerden Musa Necefî de geçmişte böyle bir yürüyüşün ve ziyaretin olduğunu kabul etmekle birlikte mevcut düzen ve ölçüde yapılan şeyin modern bir olgu olduğunu ifade etmekte ve bunu Batı medeniyeti karşısında İslam Medeniyeti’nin kendine özgü bir şekil alma çabası olarak betimlemektedir.<sup> </sup>Nitekim, Şeyh Murtazâ Ensarî’nin (ö. 1864) Irak’ta merci-i taklîd olarak ön plana çıktığı dönemde uygulanan, ancak onun ölümüyle unutulan bu yürüyüşün, onun öğrencisi Muhaddis Nurî (ö. 1902) tarafından yeniden canlandırıldığı ifade edilmektedir. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından kurulan yeni siyasî ortamla birlikte de devam eden bu etkinlik, yüzyılın ikinci yarısından itibaren daha geniş kitlelerce gerçekleştirilmeye başlanmıştır. Örneğin, 1967 yılında basılan Edebu’t-Taff adlı esere göre Erbaîn’de yapılan bu merasimler ve toplanan kalabalığın bir milyon kişiyi aştığı belirtilerek Hac sırasında Mekke’de oluşan kalabalığa benzetilmiştir.</p>

<p style="text-align:justify">Irak’ta Baas’ın iktidara gelmesiyle birlikte yasaklanan bu yürüyüşler, siyasî sıkıntıları da beraberinde getirmiştir. Örneğin, 1977’de 30 bin kişilik bir gruba ordunun müdahale etmesi sonucunda çok sayıda kişinin yaşamını yitirdiği kaydedilmiştir. Tarihe <i>“Kanlı Erbaîn”</i> olarak geçen bu tören, Şiî toplumsal bünyede önemli bir yara açmıştır. Dönemin ünlü müçtehitleri Muhammed Bâkır Sadr ve Muhammed Bâkır Hekîm’in böyle bir ortamda bu yürüyüşün ve burada elde edilen mücadelenin kutsallığına yönelik vurguları, Erbaîn’in zihinlerde daha da kökleşmesini sağlamıştır. 2003 yılında Baas iktidarının ortadan kalkmasıyla, Şiîlerin toplumsal ve siyasal alandaki görünürlükleri oldukça artmış ve yeni bir döneme girilmiştir. Böyle bir ortamda Erbaîn yürüyüşü, her yıl daha ihtişamlı bir şekilde gerçekleştirilmeye, yeni olgularla ve yorumlarla genişletilmeye devam etmiştir.</p>

<p style="text-align:justify">Iraklılar, Erbaîn gününe birkaç gün kala, geçmişten bu yana yaptıkları gibi kendi yerleşim yerlerinden Kerbelâ’ya doğru yürürken, başta İranlılar olmak üzere diğer milletlerden katılımcılar, Necef’ten Kerbelâ’ya doğru yürümektedir. Bu iki şehir arasındaki yaklaşık 80 km’lik mesafede 50 m’de bir olmak üzere 1452 adet sütun/direk bulunmakta, böylece yürüyüşün düzeni sağlanarak toplamda 1-2 günde yürüyüş tamamlanmaktadır. Yürüyüşün sorunsuz bir şekilde devamı ve ziyaretçilere iaşe sağlamak için ise <i>“Mevkib”</i> adı verilen yerler yapılmıştır. Yol boyunca taklit mercilerinin ofisleri tarafından oluşturulmuş bu kulübelerde Şiî düşüncenin çeşitli yönlerine dair konuşmalar, broşürler ve etkinlikler yürüyüş boyunca yapılmaktadır. Yol üzerinde <i>“Hûsehânî”</i> adı verilen kasidelerle birlikte ziyaretçilere kahramanlık ve cesaret temalı şiirler okunup kalabalıkların tekrarlaması sağlanmakta ve böylece yürüyüşün sosyal bir hareket görünümü kazanması amaçlanmaktadır. Bu yönüyle faaliyet, kültürel kimliğin korunması ve özellikle gençler üzerinde bırakılan derin tesirlerinin sonucu olarak Şiî kültürün gelecek nesillere aktarılmasında önemli bir görev ifa etmektedir. Kerbelâ merasimlerinde Hz. Hüseyin’in katledilmesi hatırlanarak keder ve üzüntü temaları ön plana çıkartılırken, Erbaîn’in bunun ötesinde anlamlar kazandığı görülmektedir. Bu yürüyüşün, insanlar üzerinde bir arınma psikolojisi oluşturduğu, <i>“herhangi bir devletin organizasyonu olmaması nedeniyle” </i>insanların kendi arzularıyla böyle bir arınma ihtiyacına cevap vermek üzere bu etkinliklere katıldığı vurgulanmaktadır.</p>

<p style="text-align:justify">Erbaîn yürüyüşü, zaman zaman çeşitli provokatif girişimlere sahne olsa da Şiîlerin, burada insanların kendilerini emniyette hissettiklerini, farklı kültürlerden gelen ziyaretçilerin, bu uzun yürüyüş sırasında tanışıp kültürlerarası irtibatların arttığını vurguladıkları görülmektedir. Bu yürüyüş sırasında herkesin birbirine bir şeyler ikram etme telaşı içine girdiği, böylece ziyaretçilerin bu ritüel sırasında hiçbir mali yüke uğramadan misafirperverlikle karşılandıkları vurgusu, yürüyüşün sosyal yönünün ön plana çıkarıldığını göstermektedir. Böylece bu yürüyüş, Şîa’nın kendine mahsus bir toplum olma yolunda önemli bir işlev üstlenmektedir. En küçüğünden en büyüğüne kadar çeşitli yaşlardan Şiîler, böyle bir etkinlikte gönüllü olarak iş bölümü içerisinde görevler üstlenmekte, bu görevler onların sosyalleşmesine imkân sağlamaktadır. Hatta daha da ileri giderek bu yönüyle yürüyüşü, Şiî toplumunu aşarak evrensel boyutta İslam medeniyetinin yeniden ihya edilmesinde bir araç olarak tanımlayan Şiî yazarlar da bulunmaktadır.</p>

<p style="text-align:justify">Buraya kadar anlatılanlardan yola çıkarak, Erbaîn günü yapılan yürüyüş ve etkinliklerin sadece Şiîler açısından değil, dünya Müslümanlarının da sömürgeci güçlere karşı verdiği birlik ve beraberlik mesajı olduğu ifade edilmektedir. Bu bağlamda <i>“Hep birlikte Allah’ın ipine sarılın”</i> ayetindeki Allah’ın ipinin, Ehl-i Beyt soyu olarak yorumlandığı Şiî düşüncede bilinen bir olgudur. Bu noktada Erbaîn’de çeşitli millet ve kültürlerden gelen insanların yürüyüş esnasında taşıdıkları farklılıkları bir kenara bırakarak bütünleştiklerinin ifade edilerek bu durumun, ayetin manasının tecellilerinden biri olarak yorumlanması, burada kastedilen birliğin niteliğini göstermesi açısından dikkate değer bir yaklaşımdır. Böyle bir yaklaşımın en bariz izleri, 1979’da gerçekleşen İslam Devrimi’nin ardından Ayetullah Humeynî’nin <i>“Vahdet”</i> olarak nitelendirdiği ve milliyet gözetmeksizin dünyadaki tüm Müslümanların ortak hareket edip bir bütün haline gelmelerini amaçlayan politikalarını akla getirmektedir.</p>

<p style="text-align:justify">Ayetullah Humeynî’nin en büyük ideallerinden biri olan İslam ümmeti oluşturma gayretleri, bu vahdetin siyasi, iktisadi ve kültürel anlamda birlik sağlanarak gerçekleştirileceği düşüncesinden yola çıkmaktadır. İmam Humeynî’den sonra liderliği üstelenen Seyyid Ali Hamaneî, 1987 yılında yaptığı bir konuşmada Erbaîn’in Şiîler açısından birlik ve beraberlik işareti bir nevi mahşer yerini andıran bir simge olduğundan bahsetmektedir. Aynı konuşmalarını her yıl Erbaîn gününde benzeri ifadelerle tekrarlamaktadır. Hamaneî, Erbaîn gününün birçok bakımdan bir başlangıç noktası olarak kabul edilmesi gerektiğini ifade etmektedir. Dolayısıyla Erbaîn ritüelinin bu anlamda İslam İnkılabı’nın hedefinin milletlerarası boyutuna katkı yaptığı, böylece aslında evrensel bir söyleme sahip olduğu sıklıkla vurgulanmaktadır.</p>

<p style="text-align:justify">Şiî çevrelerde Erbaîn’in, yalnızca İmam Hüseyin’in ziyareti olarak sınırlandırılamayacağı, aynı zamanda seküler Batı medeniyeti karşısında İslâmî bir modelin mümkün olduğu, yerli unsurlarla desteklenen ve İslam’ın kucaklayıcı yönünü vurgulayan, tamamen İslâmî unsurlarla bezeli bir faaliyet olduğu sıklıkla vurgulanarak, bu faaliyet üzerinden yeni bir ümmet ve nihayetinde yeni bir medeniyet oluşturmanın mümkün olduğu dile getirilmektedir. Yürüyüşe katılanlar arasında yalnızca Şiîler değil, Sünnîler, Hristiyanlar, Yezîdîler, Zerdüştler gibi çeşitli tabakalardan insanların yer alması Erbaîn’i, dinler ve mezhepler üstü bir hüviyete büründürdüğü kabul edilmektedir. Farklı ülkelerden ve inanç gruplarından gelen ziyaretçiler ara- sında kültürel işbirliğinin geliştirilmesi, kalacak yer ve yiyecek giderlerinin yerel imkânlarla karşılanması, milletler arasında yakınlık ve duygu birliğinin artmasına katkıda bulunduğu dile getirilmektedir.</p>

<p style="text-align:justify">Erbaîn’in, sosyal ve kültürel olarak çeşitli anlamlara büründürülmesinin yanında onun son yıllarda üstlendiği en önemli işlevlerden birisi de giderek siyasî boyut kazanmasıdır. Bu yürüyüşün siyasî boyut kazanması, özellikle 2011 sonrası bölgede başlayan Arap Baharı’nın Şiî dünyadaki izdüşümü olarak da okunabilmektedir. Erbaîn’in <i>“İslamî Uyanış”</i> kavramıyla iç içe bir anlam kazanarak simge haline getirilmeye başlandığı gözlenmektedir. Şiî yazarların söylemlerinde Erbaîn’in tarih ve şimdi arasında kurulan bir köprü görevi üstlenmeye doğru evrildiği, Kûfelilerin Hüseyin’i Kerbelâ’da yalnız bırakmalarının ardından Erbaîn’le birlikte zihinlerinin açıldığı, cihad, şehadet ve diriliş kavramlarının anlam kazandığı, zaman ve mekân üstü bir nitelikte, çok sayıda Müslümanın sömürgeci güçler karşısında dimdik duruşlarının siyasi bir sembolü ve Şiîlerin kendileri dışındaki zalim yönetimler karşısında bir karşı duruşu olarak görülmektedir. Bu yürüyüşe katılanların tamamının özgürlük ve kurtuluş temalı sloganlar attıkları, tıpkı Hüseyin’in zulüm ve zalimden kurtulduğu gibi Şiîlerin de zalim düzenden kurtulmaları için bir haykırış olduğu, Şiîlerin tüm dünyaya birlikte verdikleri, Şiî coğrafyasının sınırlarını aşan bir nevi gövde gösterisi olduğu vurgusu, bu faaliyetin kazandığı anlamlar arasında yer almaktadır.<sup>77</sup></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Günümüz İsnâaşerî Şiîliği’nde Erbaîn’in en önemli işlevlerinden birisi de Şiî gelenek tarafından güçlü bir şekilde vurgulanan Mehdî inancının somut bir tezahürü olmasıdır. Mehdî beklentisinin aynı zamanda siyasî bir anlamı olduğu bilinen bir olgudur. Bu bağlamda Erbaîn’in mehdînin zuhurunun bir provası olduğuna ve bu inancı takviye edici bir işlev üstlendiğine de işaret edilmektedir. Burada milyonlarca Şiî’nin ortak bir gaye etrafında bir araya gelmesi,<i> “İslamî Uyanış”</i> olarak adlandırılan olgunun somut bir göstergesi olduğu ve böylece toplumu Mehdî’nin zuhuruna hazırlama görevini oldukça başarılı bir şekilde canlı tuttuğu dile getirilmektedir.</p>

<p style="text-align:justify">Uluslararası ilişkilerde devletlerin başka devletler üzerindeki egemenlik kurma aracı olarak “güç” kullanımlarının çeşitli biçimlerde gerçekleştiğini ilk kez Bertrand Russell’ın tasniflerinde görmekteyiz. O, güç kavramının zenginlik, silahlanma, sivil otorite gibi formlarla etkili olduğunu belirtmiştir. Russell’ın ardından Joseph Nye, 1990 yılında halen tartışılan ve büyük ölçüden kabul edilen <i>“yumuşak güç”</i> kavramını literatüre kazandırmıştır. Nye’e göre başkaları üzerinde istediğiniz şeyleri gerçekleştirmenin, silah kullanma dışında da yöntemleri olmalıdır. Onun yumuşak güç olarak tarif ettiği, çeşitli enstrümanlarla diğerleri üzerinde istendik davranışlar geliştirmenin mümkün olduğunu savunan tezi oldukça ses getirmiştir. Ona göre bu güç unsurunun diğer unsurlardan en bariz farkı, sert gücün bir şeyi iterek, yumuşak gücün ise kendine doğru çekerek başarıyı hedeflemesidir. Nye, sinema, televizyon, uluslararası markalar, popüler kültür unsurları, İngilizce, uluslararası öğrenciler, müzik vb. araçlarla ABD’nin başka ülkeler üzerinde güç kullanımının mümkün olduğunu belirtmiş ve bunlar arasında <i>“kültür”</i> kavramına özel olarak değinmiştir. O, kültürün diğer ülkeler nezdinde oldukça önemli bir yumuşak güç unsuru olduğu, gelecekte siyasî arenada kültür üzerinden sürdürülecek bir mücadelenin mümkün olacağını belirtmektedir. Örneğin böyle bir mücadelede Suudi Arabistan’ın Vehhabîlik üzerinden gücünü artırmaya çalıştığını örnekleriyle ifade etmektedir.<sup>83</sup></p>

<p style="text-align:justify">Bu bağlamda mezheplerin ve bunlara ait her türlü ritüelin, dinî ve mezhebî unsurların yanında yumuşak güç malzemesi olarak siyasî alanda kendine yer bulmaya oldukça müsait olduğunu belirtmek gerekir. Şiîliğin gerek nüfus gerekse de türbeler kanalıyla en yoğun yaşandığı ülkelerden biri olan Irak, geçmişte ve günümüzde her bakımdan İran için oldukça önemli bir ülke konumundadır. Özellikle Saddam Hüseyin sonrası dönemde Şiîlerin nüfusa paralel olarak etki güçlerini artırmaları, bu bölgenin yeni dönemde İran’ın yumuşak güç unsurlarını kullanmak isteyeceği önemli bir alan haline gelmesine neden olmuştur.<sup> </sup>İran’ın kullandığı bu enstrümanlar arasında siyasî yardımlar, kültürel iş birlikleri ve diplomasinin yanında en önemli faktörlerden birisi mezhep birlikteliğine dayalı faaliyetlerdir.</p>

<p style="text-align:justify">Nitekim İranlı yazarlar tarafından da Erbaîn yürüyüşünün <i>“yumuşak güç”</i> unsurlarından biri olduğu sıklıkla vurgulanmaktadır. İslam Cumhuriyeti’nin burada olması, Suudi Arabistan gibi ülkelerin buraya dikkat kesilmesine neden olmuştur. Çünkü Irak, Arap ve Şiî bir kimliğe sahip olması dolayısıyla İslam inkılabının dünyaya açılan kapılarından birisidir. Yürüyüş, İran’ın Irak ile olan insanî faaliyetlerinin artması ve Iraklıların kültürel anlamda desteklenmesiyle iki ülke arasında iş birliğinin artmasını sağlamaktadır. Özellikle İran-Irak savaşından sonra İran’ın Irak üzerindeki jeopolitik üstünlüğünü kullanmaya yönelik en önemli girişimler Erbaîn’in devletin bütün gücüyle desteklenmesi yönünde olmuştur. Böylece hem Irak’taki Şiîlerin ülke için etkin bir güç olarak öne çıkması hızlanmış hem de İran’ın Şiîler üzerinden nüfuz kazanmasında önemli bir adım gerçekleşmiştir. Bu durum, İran tarafından daha önceleri dile getirilen <i>“Şiî Hilali”</i> anlayışının da bir sonucu olarak görülebilir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Düşünce | İslamî Araştırmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/bir-kimlik-insasi-olarak-erbain-yuruyusu-1</guid>
      <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 14:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/08/basliksiz-1derds.jpg" type="image/jpeg" length="94671"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İnsanlığın İlk Tövbesi]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/insanligin-ilk-tovbesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/insanligin-ilk-tovbesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kur’ân-ı Kerîm’de, Hz. Âdem (a.s) hakkında yedi sûrede bilgi verilmiş ve yirmi beş âyette de ismen zikredilmiştir…]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>Bismillahirrahmanirrahîm</strong></p>

<h5 style="text-align:right"><strong>Fahrettin Güngör</strong></h5>

<p style="text-align:justify">Kur’ân-ı Kerîm’de, Hz. Âdem (a.s) hakkında yedi sûrede bilgi verilmiş ve yirmi beş âyette de ismen zikredilmiştir.[1] Hz. Âdem’in (a.s) kıssası Bakara, A’râf, İsrâ, Kehf ve Tâ-Hâ sûrelerinde adı ve sıfatıyla anlatılır; Hicr ve Sâd sûrelerinde ise, sadece sıfatıyla dile getirilir.</p>

<p style="text-align:justify"></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Hz. Âdem (a.s) <i>ilk insan</i>, <i>beşer</i>, insanlığın atası olması sebebiyle <i>ebû’l-beşer</i>, <i>hâlife</i> ve<i> Âdem</i> olmak üzere beş ismi vardır. Yüce Allah’ın <i>seçkin kıldığı kişiler</i> arasında olduğundan <i>sâfiyyullah </i>unvanıyla anılır.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Kur’ân-ı Kerîm’de, Hz. Âdem’in (a.s) nebî veya resûl olduğunu açık ve kesin olarak ifade eden bir âyet yoksa da yine Kur’ân’ın açıkladığına göre <strong><i>“Âdem, Rabbinden kelimât </i></strong><i>(öğretici sözler ifade eden vahiyler)<strong> almıştır.”</strong></i> [2]</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Hz. Âdem’e (a.s) yüce Allah hitap etmiş, yükümlülük ve sorumluluğunu bildirmiştir. [3]</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Hz. Âdem’i (a.s) yüce Allah âlemlere üstün kılmış, böylece dolaylı olarak onun peygamber olduğunu işaret etmiştir. <strong><i>“Allah Âdem'i, Nûh'u, İbrâhîm ailesini ve İmrân ailesini seçip âlemlere üstün kıldı.”</i></strong> [4]</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>رَبَّنَا ظَلَمْنَٓا اَنْفُسَنَا وَاِنْ لَمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<h5 style="text-align:center">(Hz. Âdem ve Hz. Havvâ vâlidemizin duaları, her ikisi de dediler ki:)</h5>

<p style="text-align:justify"></p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong>“Ey Rabbimiz! Biz öz benliklerimize zulmettik, eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan elbette ki biz, hüsrana uğrayanlardan oluruz.”</strong> [5]</p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Bu âyet Hz. Âdem’in (a.s) eşi ile birlikte yaptığı bir yakarıştır. Aynı zamanda insanoğlunun kendisini yaratan yüce Allah’tan ilk defa bağışlanma istediği bir tevbedir. Duanın yapılış nedenini Kur’ân-ı Kerîm şöyle açıklamaktadır:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><i><strong>“Andolsun, Biz sizi </strong>(hiç yoktan)<strong> yarattık, sonra size sûret </strong>(biçim, şekil)<strong> verdik, sonra meleklere: ‘Âdem’e secde edin!’ dedik. Onlar da İblîs'in dışında secde ettiler; o </strong>(İblîs)<strong> ise, secde edenlerden olmadı</strong> (kibirlendi ve küfre kaydı).<strong>”</strong></i></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><i><strong>“</strong>(Yüce Allah İblîs’e) <strong>Dedi: ‘Sana emrettiğimde, seni secde etmekten alıkoyan neydi?’ </strong>(İblîs)<strong> Dedi ki: ‘Ben ondan hayırlıyım. </strong>(Çünkü)<strong> Beni ateşten yarattın, onu ise, çamurdan yarattın’ (üstünlük benim hakkımdır demeye yeltendi).”</strong></i></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><i><strong>“</strong>(Yüce Allah İblîs’e:) <strong>‘Öyleyse oradan </strong>(cennet’ten def'olup aşağı) <strong>in, orada büyüklenmen senin </strong>(hakkın)<strong> olamaz. Hemen </strong>(huzurumdan)<strong> çık. Gerçekten sen </strong>(bâsit, adî ve değersiz),<strong> küçük düşünenlerdensin </strong>(artık zelîl ve hâkîrsin)’ <strong>dedi.”</strong></i></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><i><strong>“O da: </strong>(İnsanlar öldükten sonra) <strong>‘Dirilecekleri güne kadar beni gözle’ diye </strong>(mühlet istedi)<strong>.”</strong></i></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>“</strong>(Cenâb-ı hâk bu isteğini kabul etmiş ve)<strong> ’Haydi sen kendisine mühlet </strong>(fırsat)<strong> verilenlerdensin’ demişti.”</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><i><strong>“</strong>(İblîs) <strong>Dedi ki: ’Madem öyle, </strong>(Hz. Âdem’e secde etmek gibi nefsime ağır gelen bir imtihana tâbi tutmakla) <strong>beni azdırmana karşılık; ben de onları </strong>(Âdemoğulları’nı)<strong> saptırmak için senin istikâmet yolunun üzerinde oturup tuzak kuracağım. </strong>(En haklı ve hayırlı davanın ortasında pusu kurup, duracağım).<strong>”</strong></i></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><i><strong>“Sonra; ön taraflarından, arkalarından, sağlarından ve sollarından muhakkak </strong>(kullarına) <strong>sokulup saptıracağım. Ki onların çoğunu </strong>(dinin ve nimetlerin sayesinde eriştikleri lezzet ve fâziletlere)<strong> şükredici bulmayacaksın. </strong>(Çünkü onlara nânkörlük ve hıyânet yaptıracağım!)<strong>”</strong></i></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><i><strong>“</strong>(Cenâb-ı hâk da:) <strong>’Haydi def’ol! Aşağılanmış ve kovulmuş olarak çık oradan! Yemin olsun </strong>(insanlardan)<strong> onlardan kim sana uyarsa, sizin hepinizi cehenneme dolduracağım’ buyuruvermişti.”</strong></i></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><i><strong>“</strong>(Cenâb-ı hâk:) <strong>‘Ve ey Âdem, sen ve eşin cennete yerleşin. İkiniz dilediğiniz yerden </strong>(ve şeylerden) <strong>yiyin </strong>(için)<strong>; ama şu ağaca yaklaşmaktan </strong>(nefsin arzusuna uymaktan sakınıverin.) <strong>Yoksa zâlimlerden olursunuz’ </strong>(demişti).<strong>”</strong></i></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><i><strong>“Şeytan kendilerinden örtünüp gizlenmesi </strong>(gereken)<strong> çirkin-edep yerlerini </strong>(âvret mahallerini)<strong> açığa çıkarmak için onlara vesvese verip </strong>(akıllarını çeldi)<strong> ve dedi ki: Rabbinizin size bu </strong>(şehvet)<strong> ağacı yasaklaması, sadece, sizin iki melek olmamanız veya cennette ebedî kalmamanız içindir.”</strong></i></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><i><strong>“Ve </strong>(İblîs)<strong>: ’Gerçekten ben, size öğüt verenlerdenim’ diye </strong>(yalan yere)<strong> yemin de etmişti.”</strong></i></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>“</strong>(Şeytan bu sûretle)<strong> onları aldattı. Ağacı tadınca çirkin yerleri kendilerine göründü ve </strong>(o çıplak vaziyetlerinden utanarak) <strong>cennet yapraklarıyla üzerlerini örtmeye başladılar. </strong>(O zaman)<strong> Rableri kendilerine: ‘Ben sizi bu ağaçtan men etmemiş miydim? Ve şeytanın sizin gerçekten apaçık bir düşmanınız olduğunu söylememiş miydim?’ diye seslendi.”</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>“</strong>(Hz. Âdem:) <strong>‘Rabbimiz! Biz ikimiz kendi nefislerimize zulmettik. Eğer bizi, mağfiret edip bağışlamazsan, bize acıyıp merhamet buyurmazsan mutlaka hüsrana uğrayanlardan oluruz’ diyerek </strong>(hatalarını kabul edip, bağışlanma dilemişlerdi)<strong>.”</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>“</strong>(Yüce Allah ise:)<strong> ’Şimdi birbirinize düşman </strong>(gibi ayrı kalmak için)<strong> inin. Yeryüzünde belli bir vakte kadar sizin için bir yerleşip kalma ve metâ </strong>(geçim yapma)<strong> vardır’ buyuruvermişti.”</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><i><strong>“Orada yaşayacak, orada ölecek ve oradan </strong>(dirilip mahşere)<strong> çıkarılacaksınız’ demişti.”</strong> [6]</i></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Bu sınav sonucu, yeryüzüne indirilen Hz. Âdem (a.s) ve eşi Hz. Havvâ vâlidemiz yukarıda sözünü ettiğimiz duayı yaptılar. Yüce Allah da onların bu duasını kabul ederek kendilerini bağışladı.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Yüce Allah, tüm insanları Hz. Âdem (a.s) ile şeytan arasında geçen bu olaydan ders ve ibret almaya çağırarak şöyle uyarmaktadır:</p>

<p style="text-align:justify"><i><strong>“Ey Âdemoğulları! Şeytan </strong>(ilk defa)<strong> ana babanızı </strong>(Hz. Âdem ile Hz. Havvâ vâlidemizi yanıltıp)<strong>, edep yerlerini yerlerini kendilerine göstermek </strong>(ve şehvetlerini tâhrîk etmek)<strong> için; elbiselerini sıyırtıp soyarak, onları cennetten çıkardığı gibi, </strong>(dikkat edin)<strong> sizi de </strong>(çıplaklık modasıyla böyle) <strong>bir fitneye düşürmesin </strong>(ve cinsî azgınlığa sürüklemesin)<strong>. Çünkü o </strong>(şeytan)<strong> ve tarafları, </strong>(kendilerini göremeyeceğiniz yerden)<strong> sizleri görmekte </strong>(ve izlemektedir)<strong>. Biz gerçekten şeytanları, inanmayanların dostları kıldık. </strong>(Siz mümin iseniz açıklık-saçıklıktan ve ahlâksızlıktan sakınıverin.)<strong>” </strong>[7]</i></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Anlaşılan o ki, insan kusur edebilir, hata işleyebilir; fakat önemli olan işlediği hatadan bir an önce pişman olarak yüce Allah’ına yönelmesi ve O’ndan bağışlanmasını ve affını istemesidir.</p>

<p style="text-align:center"><i><strong>“</strong>(Hz. Âdem samîmi bir pişmanlıkla yalvarınca:)<strong> Sonra Rabbi, onu </strong>(kendisi için)<strong> seçti. Tevbesini kabul etti ve onu hidayet etti.”</strong> [8]</i></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Başka bir âyette ise, <strong>“Bunun üzerine </strong>(yüce Allah da)<strong> tevbesini kabul etti.” </strong>[9]</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><i><strong>“Allah onu </strong>(şeytanı ve şeytanlaşmış insanları)<strong> lânetleyip </strong>(rahmetinden uzaklaştırmıştır)<strong>.”</strong> [10]</i></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Ardından da <i><strong>“Allah Âdem'i, Nûh'u, İbrâhîm ailesini ve İmrân ailesini seçip âlemlere üstün kıldı.”</strong></i> [11]</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - -</strong></p>

<h5 style="text-align:justify">[1]- 2/Bakara: 31, 33, 34, 35, 37; 3/Âl-i İmrân: 33, 59; 5/Mâide: 27; 7/A’râf: 11, 19, 26, 27, 31, 35, 172; 17/İsrâ: 61, 70; 17/İsrâ: 61, 70; 18/Kehf: 50; 19/Meryem: 58; 20/Tâ-Hâ: 115, 116, 117, 120, 121; 36/Yâsîn: 60.</h5>

<h5 style="text-align:justify">[2]- 2/Bakara: 37.</h5>

<h5 style="text-align:justify">[3]- 2/Bakara: 33, 35; 7/A‘râf: 19; 20/Tâ-Hâ: 117.</h5>

<h5 style="text-align:justify">[4]- 3/Âli-İmrân: 33.</h5>

<h5 style="text-align:justify">[5]- 7/A’râf: 23.</h5>

<h5 style="text-align:justify">[6]- 7/A’râf: 11-25.</h5>

<h5 style="text-align:justify">[7]- 7/A’râf: 27.</h5>

<h5 style="text-align:justify">[8]- 20/Tâ-Hâ: 122.</h5>

<h5 style="text-align:justify">[9]- 2/Bakara: 37.</h5>

<h5 style="text-align:justify">[10]- 4/Nisâ: 118.</h5>

<h5 style="text-align:justify">[11]- 3/Âli-İmrân: 33.</h5>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Düşünce | İslamî Araştırmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/insanligin-ilk-tovbesi</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 15:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/08/fhrtin-1.jpg" type="image/jpeg" length="43260"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İmam Hüseyin Ekseninde Bir Yaşam Tarzı: Erbain]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/imam-huseyin-ekseninde-bir-yasam-tarzi-erbain</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/imam-huseyin-ekseninde-bir-yasam-tarzi-erbain" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Erbain günümüz dünyasında küresel ölçekte yankı bulan ve İmam Hüseyin’in (a.s) öğretilerine dayanan bir yaşam tarzını içerir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p style="text-align:justify"></p>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<h5 style="text-align:right"><strong>Muhammed Bakır Puremini</strong></h5>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Erbain inananların yeniden güç kazanmalarının bir sembolü olarak görülebilir. Genel bir kavram olarak güç, tüm sosyal, teolojik ve doğa bilimlerinde vb. kullanılabilir. Ancak siyaset bilimi alanındaki önemi hayati bir soruyu gündeme getiriyor: İslam ümmeti, Ehl-i Beyt (a.s) odaklı gücünü nasıl gösterebilir?</p>

<p style="text-align:justify">Bazıları gücü öncelikle askeri güç ve savunma yetenekleriyle ilgili olduğunu düşünürken, diğerleri bir ulusun gücünün nüfus büyüklüğü, yönetim ve daha geniş toprağa sahip olmakta yattığını savunuyor. Oysa liderlik, hükümet ve cemiyetin kalitesi daha büyük bir etkiye sahiptir. Geçtiğimiz yirmi yılda Erbain, müstehab kişisel bir ibadetten, müstehab güçlendirici etkisini gösteren toplumsal bir ibadete dönüştü.</p>

<p style="text-align:justify">Erbain yürüyüşü sırasında insanlar Ehl-i Beyt ekseninde müstesna, birleştirici, kapasite artırıcı ve maksatlı bir şekilde bir araya gelir. İmam Hüseyin (a.s) ziyareti bu yürüyüşün ana eksenini oluşturmaktadır.</p>

<p style="text-align:justify">İmam Hadi, İmamların ziyareti hakkında önemli bir noktaya dikkat çekerek ziyaretçilerin Ehl-i Beyt (a.s) ile olan sevgi ve dostluklarının yanı sıra düşmanlarıyla da yollarını ayırmaları gerektiğini söyler. Biz buna Tevella ve Teberra diyoruz.</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify">Tevella ve teberra birbirinin tamamlayıcısı olan iki temel ilkedir. Tevella, Allah'ın dostlarını (Ehl-i Beyt ve peygamber soyunu) sevmek ve onlara bağlanmak iken; teberra, bu değerlere düşman olanlardan ve zalimlerden uzak durmak, onları reddetmektir. Bu kavramlar, inançta net bir duruşu temsil eder</p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">Neticede Erbain yürüyüşü milyonlarca kişinin bir hedef doğrultusunda ortak olarak güç gösterisi için hareket etmesidir. Erbain belirli bir dönemde dünyanın en büyük toplantısına ev sahipliği yapmaktadır. Bunun farklı tarihsel dönemlerde dünyanın hiçbir yerinde örneği görülmemektedir.</p>

<p style="text-align:justify">Bu tür bir bakış açısı, sarsılmaz sadakat, Ehl-i Beyt’e destek beyanları ve düşmanlara karşı düşmanlıkla birleştiğinde, çeşitli toplumsal ve dini yönelimlerde eşi benzeri olmayan evrensel bir boyut kazanır.</p>

<p style="text-align:justify">Erbain özünde sadece dini ibadetlerle sınırlı olmayıp aynı zamanda İmam Hüseyin’in (a.s) öğretilerine dayanan kapsamlı bir yaşam biçimini temsil eder. Siyaseti, ahlakı, bilimi ve bilgiyi içine alır. Bu özgürleştirici din çağdaş dünya düzenini yeniden şekillendirebilir ve beklenen ilahi hükümetin önünü açabilir. Allah’ın lütfu ve yardımıyla İmam Mehdi’nin gelişini hızlandırabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Düşünce | İslamî Araştırmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/imam-huseyin-ekseninde-bir-yasam-tarzi-erbain</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Jul 2026 18:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/07/erbahsyn-1.jpg" type="image/jpeg" length="97418"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Erbaîn-i İmam Hüseyin]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/erbain-i-imam-huseyin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/erbain-i-imam-huseyin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mümin insan, Âşûra günü ve yasıyla adeta kırk günlük bir çileye girmiş gibi olur. Bu çileden çıkmak büyük bir ritüelle gerçekleştirilmektedir ki bu da Erbaîn Ziyareti ile olmaktadır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<h5 style="text-align:right"><strong>Hasan Hüseyin Güneş </strong></h5>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><i>Erbaîn</i>, Arapça kırk sayısını karşılayan tabirdir. Kırk gün ve benzeri kesitler, İslam açısından vurgulanmış birer zaman dilimleridir. Örneğin; Müslümanların sayısı kırkı bulduktan sonra Hz. Muhammed (saa) İslam'ı açıkça tebliğe başlamıştır. Hz. Yunus (as) balığın karnında kırk gün kalmıştır. Akrabayı ziyarette kırk günü geçirmemelidir. Kırk koyundan biri zekât olarak verilir. Ruh, anne karnındaki bebeğe kırkıncı gününde verilir. Kadınlarda hamilelik süresi kırk hafta sürer. Olumlu/olumsuz bir davranışın insana kırk gün tesiri olduğu söylenir.</p>

<p style="text-align:justify">Kırk sayısı İslam vahiy ve hadis geleneğinde yer almıştır. Aşağıdaki ayet buna işaret etmektedir.</p>

<p style="text-align:center"><i>“Musa ile otuz gece sözleştik ve ona bir on daha ekleyerek tamamladık. Böylece rabbinin belirlediği süre, kırk gece olarak tamamlanmış oldu</i>.”<a name="_ftnref1"></a><a href="http://intizar.web.tr/#_ftn1" rel="nofollow">[1]</a></p>

<p style="text-align:justify">Bu ayette işaret edilen husus muhtemelen, Hz. Musa (as)'ın kutsal levhaları alabilmesi için kırk günü oruç ile geçirerek nefsini manevî olarak hazırlamasıdır. Bunun haricinde Kur'ân'da insanın olgunluk yaşının kırk olarak belirlenmesi<a name="_ftnref2"></a><a href="http://intizar.web.tr/#_ftn2" rel="nofollow">[2]</a> -nitekim Hz. Peygamber (saa)'e de risâlet bu yaşta tevcih edilmiştir<a name="_ftnref3"></a><a href="http://intizar.web.tr/#_ftn3" rel="nofollow">[3]</a>- İsrail oğullarına Arz-ı Mukaddes'in kırk yıl yasaklanışı,<a name="_ftnref4"></a><a href="http://intizar.web.tr/#_ftn4" rel="nofollow">[4]</a> yine kırk sayısıyla ilişkilidir.</p>

<p style="text-align:justify">Kur'ân dilinin kırk sayısına bu vurgusu haricinde hadislerde de benzer bir vurguya rastlanmaktadır. Aşağıdaki örnekler bu minvalde serdedilen hadislerden küçük bir seçkidir.</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><i>“Resulullah şöyle buyurdu: Bir kul Allah azze ve celle'ye olan amelini kırk gün hâlis kılarsa, hikmet pınarları muhakkak kalbinden diline yansır</i>.”<a name="_ftnref5"></a><a href="http://intizar.web.tr/#_ftn5" rel="nofollow">[5]</a></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify"><i>“İmam Muhammed Bâkır aleyhisselâm şöyle buyurdu: Bir kul Allah azze ve celle'ye olan imanını kırk gün hâlis kılarsa (veya şöyle dedi: bir kul için kırk gün Allah'ı zikretmekten başka daha güzel ne olabilir ki;) muhakkak bunun neticesinde Allah onu dünyada zâhid kılar ve dünyanın dert ve dermanını ona gösterir. Hikmeti (bu müminin) kalbinde sabit ve dilini de bu hikmetle nâtık kılar</i>.”<a name="_ftnref6"></a><a href="http://intizar.web.tr/#_ftn6" rel="nofollow">[6]</a></p>

<p style="text-align:justify">Benzer bir şekilde, kişi öldükten kırk gün sonra yasının tazelenmesi de üzerinde durulan bir meseledir. Burada üzerinde durmaya çalışacağımız husus, İmam Hüseyin (as)'ın şehâdetinin kırkıncı gün münasebetine dair -bu güne denk gelmesi dolayısıyla- bazı hususlara işaret etmektir.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>1- </strong><i>Erbaîn Ziyareti</i>, İmam Hüseyin (as)'ın şehadetinin kırkıncı günü okunmaktadır. Bu günde Şia dünyasında Hazret için özel anma ve ezâ meclisleri tertip edilmektedir. Bu durum diğer on üç Masumun hiç biri için uygulanmamaktadır. Seyyid İbni Tavus'un <i>İkbâl</i> adlı eserinde İmam Hasan Askerî (as)'dan rivayeti, bu hususta bizlere bazı çağrışımlarda bulunabilir. Bu hadiste İmam Hasan Askerî (as), mümin birinin beş özelliğini saymakta ve bunlar arasında <i>Erbaîn Ziyareti</i>ni ilk sıraya yerleştirmektedir.<a name="_ftnref7"></a><a href="http://intizar.web.tr/#_ftn7" rel="nofollow">[7]</a> O halde mümin olma yolunda mesafe kat etmek isteyen her Sünnî ve Şiî bu hasleti kazanmak için çaba sarf etmelidir.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>2- </strong>Şu konuda teemmülde bulunmamız gerekmektedir; neden diğer on üç Masumun değil de İmam Hüseyin (as) için <i>Erbaîn Ziyareti</i> bulunmakta ve bunun yerine getirilmesi için ısrarla vurgu yapılmaktadır? Kanaatimizce bunun muhtemel sebeplerinden bazıları aşağıda sıralanan hususlar olabilir:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"><strong>a) </strong>Hazretin kıyamının canlı tutulması. Mümin insan, Âşûra günü ve yasıyla adeta kırk günlük bir <i>çile</i>ye<a name="_ftnref8"></a><a href="http://intizar.web.tr/#_ftn8" rel="nofollow">[8]</a> girmiş gibi olur. Bu çileden çıkmak büyük bir ritüelle gerçekleştirilmektedir ki bu da <i>Erbaîn Ziyareti</i> ile olmaktadır. Muhlis kul, manevî merhaleleri kat etmek için girdiği bu <i>seyr û sülûk</i>a adeta İmam Ebâ Abdillâh Hüseyin (as)'ın manevî önderliğinde başlamakta ve yine O'nun yol göstericiliği eşliğinde bu yolu kendi istidadınca kat edip bitirmektedir. Bu kırk günlük arada hiçbir Masumu ilgilendiren ve Müslümanların sevincine neden olacak bir hadisenin bulunmaması da mümin kişinin hüznüne odaklanmasına ve dünya lezzetlerinden el etek çekmesine zemin hazırlamaktadır.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>b) </strong>Âşûra günü sadece bir güne ve Kerbela mekânı da bir yere mahsus kılınmamalıdır. Muharremin onuncu gününün mesajını kırk gün boyunca İslam âlemine taşıyan mukaddes insanlar; İmam Cafer-i Sadık (as)'ın “Her gün Âşûra, her yer Kerbela” düsturunu işitmişçesine, Şam diyarında ve daha sonrasında başka beldelerde yayarak, birçok yürekte devrimler gerçekleştirmişlerdir.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>c) </strong>Bu nedenle <i>Âşûra</i> gününden <i>Erbaîn</i> gününe dek Hüseyin öğretilerin farkında olup Hüseynî farkındalık yaratmak, İmam Zeynelabidin ve Zeyneb-i Kübra'nın (Allah'ın salât ve selamı onların üzerine olsun) ne yaptıklarının farkında olmaktan geçer.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>d) </strong>Kırk gün “Ya Hüseyin” deyip, Hazretin acısıyla dağlanıp Hüseynîleşmemek mümkün mü? “<i>Bir kul Allah azze ve celle'ye olan amelini kırk gün hâlis kılarsa, hikmet pınarları muhakkak kalbinden diline yansır</i>” hadisini anımsayalım.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>e) </strong>Bu Hüseynî ruhu yakalamak, zamanımız Müslümanları için elzem bir hâl almıştır. İslamî mukaddesatın tam anlamıyla ortaya konulması, masumların ve güzide sahabenin öğretilerinin muhafazasından geçtiği gibi, bu öğretilerin her türlü tahrif ve inhiraftan ârî kılınması da Hüseynî öğretilerin muhafazasından geçer.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>3- </strong>Tüm bunları göz önünde bulundurduğumuzda İmam Hüseyin (as)'a ağlama, onun için yas tutup gözyaşı dökme ve benzeri eylemlerin -ki her biri birer teberra ve tevella eylemi olup kimin safında olduğunu gösterme ameliyesidir-, neden bidat olarak sunulmaya çalışıldığı meselesini düşünmemiz icap etmektedir. Dün, Hz. Hüseyin (as)'ı ve yarenlerini karalama kampanyası var olduğu gibi bu gün de tüm Hüseynîler hakkında bu manipülasyon kampanyası devam etmekte, ettirilmektedir.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>4- </strong>Hakikate gölge düşürüp insaniyetten nasibini almayanlara çanak tutan dünya medyasında, haklarında terörist algısı yaratılmaya çalışılan bu Hüseynîlerin; zalimler nazarında Sünnî-Şiî, Arap-Acem, Türk-Kürt, Siyah-Beyaz vb. ârızî tanımlanmaları önemli değildir. Filistin'de Siyonizm'e karşı mücadele eden ve bu mücadelesinde Hazretin ortaya koyduğu insanî müştereklerinden ilham alan sosyalist bir devrimci; müstekbirler için, satılmış bir Şiî âlimden çok, ama çok daha tehlikelidir.</p>

<p style="text-align:justify">Elbette İmam Hüseyin (as)'ın kıyamı hakkında söylenebilecek birçok husus ve işaret edilmesi gereken nükte bulunmaktadır. Ama bu kadarıyla iktifa edelim. Rabbim bizleri Hüseynîlerden eylesin. (Âmîn)</p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - -</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a name="_ftn1"></a><a href="http://intizar.web.tr/#_ftnref1" rel="nofollow">[1]</a> A‘râf Sûresi: 142.</p>

<p style="text-align:justify"><a name="_ftn2"></a><a href="http://intizar.web.tr/#_ftnref2" rel="nofollow">[2]</a> Ahkâf Sûresi: 15.</p>

<p style="text-align:justify"><a name="_ftn3"></a><a href="http://intizar.web.tr/#_ftnref3" rel="nofollow">[3]</a> Yûnus Sûresi: 16.</p>

<p style="text-align:justify"><a name="_ftn4"></a><a href="http://intizar.web.tr/#_ftnref4" rel="nofollow">[4]</a> Mâide Sûresi: 26.</p>

<p style="text-align:justify"><a name="_ftn5"></a><a href="http://intizar.web.tr/#_ftnref5" rel="nofollow">[5]</a> İmam Gazali, <i>İhyâu'l-Ulûmu'd-Dîn</i>, C.IV., s. 376.</p>

<p style="text-align:justify"><a name="_ftn6"></a><a href="http://intizar.web.tr/#_ftnref6" rel="nofollow">[6]</a> Şeyh Kuleynî, <i>el-Kâfî mine'l-Usûl</i>, C. II, , 1388, Hadis no: 6, s. 16.</p>

<p style="text-align:justify"><a name="_ftn7"></a><a href="http://intizar.web.tr/#_ftnref7" rel="nofollow">[7]</a> Seyyid Muhammed Muhsin Tehranî, <i>Erbaîn der Ferheng-i Şi‘a</i>, Arş-i Endişe Kum, 1426 (Kamerî), s. 75.</p>

<p style="text-align:justify"><a name="_ftn8"></a><a href="http://intizar.web.tr/#_ftnref8" rel="nofollow">[8]</a> <i>Çil</i>, Farsça kırk demektir; <i>Çile</i> kelimesi de bu kelimeden türemiştir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Düşünce | İslamî Araştırmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/erbain-i-imam-huseyin</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 19:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/07/h-h-g-u-n-e-sz-1.jpg" type="image/jpeg" length="69234"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Neden Milyonlarca İnsan Erbain İçin Kerbela'ya Akın Ediyor?]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/neden-milyonlarca-insan-erbain-icin-kerbelaya-akin-ediyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/neden-milyonlarca-insan-erbain-icin-kerbelaya-akin-ediyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Artık hemen hemen her sene Hüseyni Erbain ziyaretçilerinin sayısı 20-22 milyon badında Kerbela'ya gidiyor. Peki, bu ne sırdır ki; siyahından beyazına, Avrupa'dan Asya ve Afrika'ya kadar, Müslümanından Hristiyanına herkes İmam Hüseyin'e (a.s.) karşı aşk besliyor ve o Hazret'e gönül vererek Kerbela'ya akın ediyor?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Evet, bir kez daha Hüseyni Erbain'in arifesinde dünyanın hür insanlarının yürekleri bir kez daha büyük buluşma için daha hızlı atmaya başladığı günleri idrak ediyoruz. Şimdi dünya halkı bir kez daha, milyonlarca âşık ve hayranın son ilahi Peygamberin (s.a.a.) sevgili torunu İmam Hüseyin'in (a.s) türbesinin çevresinde ve dünyanın en büyük beşeri aktivitesinde bir araya gelişine şahit olmasına sadece bir kaç gün kaldı. Şimdi yüce Allah'ın onu kurtuluş gemisi ve beşeriyetin cahillik karanlığından kurtuluşunun hidayet meşalesi olarak nitelediği Hz. Seyyid-i Şüheda (a.s.) türbesinin çevresi tıklım tıklım dolmuştur. Bu günlerde İmam Hüseyin (a.s.) âşıkları dünyanın dört bir yanından büyük Erbain yürüyüşüne katılmak için sırt çantasını alıyor ve maddi dünyanın tüm zenginliklerinden el çekerek Ninova çöllerine doğru yola çıkarak adını Erbain ziyaretçileri arasında kaydettiriyor. Şimdi aşk atışları âlemin dört bir yanında yankı buluyor, öyle ki adeta insaniyetin cansız bedenine yeniden bir can ve bir ruh kazandırıyor.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Bu muazzam buluşma ve etkinlik, dünyanın dev medya organlarının hiç bir propagandası olmaksızın ve yıllardır iç ve dış savaşla uğraşan ülkenin devletinden hiç bir maddi destek alınmaksızın ve ancak İmam Hüseyin (a.s.) hayranlarının aşk ve sevgi gücü ile düzenleniyor. Şaka değil, 25 milyon insan, evet, 25 milyon insan dünyanın dört bir yanından Kerbela'ya akın ediyor ve İmam Hüseyin'in (a.s.) yalnız olmadığını ve kameri 61 yılında ve Aşura gününün İmam Hüseyin (a.s.) ve vefakâr arkadaşlarının kanına bulanan yeşil bayrağın yere düşmediğini haykırmak istiyor.</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Peki, bu ne sırdır ki dünyada siyahından beyazına, Avrupa'dan Asya ve Afrika'ya kadar, Müslümanından Hristiyanına ve Zerdüştisine kadar herkes İmam Hüseyin'e (a.s.) karşı aşk besliyor ve o hazrete gönül vererek Kerbela'ya akın ediyor?</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify">Bu sırrı öğrenmek üzere İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei bu aşkın ve bu hayranlığın sırrını beyan ettiği beyanatının içinde aramak ve bulmak istiyoruz.</p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei, Erbain'i İmam Hüseyin'in (a.s.) cazibesinin başlangıç noktası olarak yorumluyor, öyle bir cazibe ki Cabir bin Abdullah'ı Medine'den kaldırıyor ve Kerbela'ya kadar getiriyor. Allah Resulü'nün (s.a.a.) has sahabesinden ve asr-ı saadetin mücahitlerinden biri olan Cabir bin Abdullah, Kerbela'nın bilinen ilk ziyaretçisidir. Cabir bin Abdullah Aşura'nın üzerinden kırk gün geçtiği bir sırada ileri yaşı ve görmeyen gözlerine rağmen İmam Hüseyin'in (a.s.) mutahhar mezarına geldi ve o hazret için yas tuttu.</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei şöyle buyuruyor:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><i>"O gün, yani Erbain gününde Cabir bin Abdullah'ı Kerbela'ya çeken cazibe, bugün o acı hadisenin üzerinden asırlar geçtiği halde Ehli Beyt (a.s.) hayranlarını Kerbela'ya çeken cazibenin aynısıdır."</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Şehit Rehber Ayetullah Hamanei, Hüseyni Erbain'in önemini, Kerbela şehitlerinin anılarının yeniden canlanması ve bu insanların o gün verdikleri mesajın ebedileşmesinde buluyor</strong> ve şöyle diyor:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><i>"Eğer bu muazzam şehadet tarihte yaşansaydı, yani Hüseyin bin Ali (a.s.) ve diğer şehitler Kerbela'da şehit olsaydı, ama aynı zamanda Emeviler Hüseyin bin Ali (a.s.) ve aziz arkadaşlarını katlederek pak cisimlerini toprağın altına gizledikleri gibi onların yâdını ve anısını da insanların hafızalarından silseydi, acaba bu şehadet İslam âlemi için bir faydası olur muydu? <strong>Eğer Hüseyin (a.s.) şehit olsaydı, fakat o dönemde yaşayan insanlar ve sonraki kuşaklara ait insanlar Hüseyin'in (a.s.) şehit edildiğini öğrenmeseydi, bu hadise milletlerin ve toplumların hareketlenmesine ve hidayete ermesine ve tarih üzerinde nasıl bir etkisi olabilir ve nasıl bir rol ifa edebilirdi?"</strong></i></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Dünya Şii Müslümanlarının önderi ve İslam İnkılabı Lideri Şehit Ayetullah Hamanei şöyle devam ediyor:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><i>"Gerçi tüm şehitlerin ve hatta gurbette ve sessizlikte şehit düşen şehitlerin ahirette ilahi rıdvan ve mükâfata kavuştuklarını biliyoruz, ancak, <strong>şehadeti ve şehadetinin mesajını çağdaş ve gelecek kuşakların öğrendiği ve duyduğu bir şehit örnek ve tarih yazan bir şehit olabilir ve bu bilinçlendirme ve mesajı ulaştırma işi Aşura mesajı konusunda Erbain'de ve Kerbela faciasından geriye kalanlarca gerçekleştirildi.</strong>"</i></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Aşura gününde, Resulullah efendimizin (s.a.a.) pak hanedanı üyelerinin kanlara bulaşan naşı Kerbela'nın kurak toprakları üzerinde yerde yatarken ve görecede zafer kazanan zalim düşman sevinç naraları atarken, Hz. Zeyneb (s) şöyle buyurdu: <strong><i>“Bu cenazeler bu şekilde yerde kalmayacak ve burada hiç bir zaman inmeyecek bir bayrak dikilecektir.”</i></strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Bu acı olaydan kırk gün sonra, yani Erbain gününde Ayetullah Hamanei'nin tabiri ile uyanış ağacının ilk filizleri açmaya ve Hüseyni aşk çeşmesi fışkırmaya başladı.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Ayetullah Hamanei:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong><i>"Kerbela'dan geriye kalanların esaret günlerinde yaptığı ifşaat, halkın aydınlanmasına ve bilinçlenmesine vesile oldu, fakat Emevilerin baskıları yüzünden hiç kimse hakikati beyan etmeye cesaret etmiyordu. Ancak mevcut şartlara karşı kıyam cesareti Erbain gününde kendini göstermeye başladı."</i></strong></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Şehit Ayetullah şöyle devam ediyor:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><i><strong>"İlk hareket Kerbela'da Erbain gününde yaşandı. Tarih yazarlarının yazdığına göre Hz. Zeyneb (s) ve diğer esirlerden oluşan kafile Erbain gününde Kerbela'ya geldiklerinde, orada sadece Cabir bin Abdullah Ensari ve Atiyye Ufi yoktu ve onlardan başka Haşimoğulları ve Ehli Beyt (s.a) sevenlerinden bir grup Hz. Seyyidi Şüheda (a.s.) mezarının çevresinde toplanmıştı ve Hz. Zeyneb'i (s) onlar karşıladı. Tevvabin adı ile anılan tevbe edenlerin macerası buradan başladı. Gerçi Tevvabin hareketi bastırıldı, fakat kısa bir süre sonra Muhtar kıyamı macerası ve Kufeli diğer cesur insanların macerası yaşandı ve zalim ve habis Emevi sülalesinin dosyasının dürülmesine vesile oldu."</strong></i></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Ayetullah Hamanei'nin Erbain hakkındaki beyanatında üzerinde durduğu önemli bir nokta da, <strong>Allah'ın dinine düşmanlık edenlerin zehirli propagandaları karşısında aydınlatıcı propagandaların zarureti</strong>dir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Erbain'in bizlere dersi, düşmanın propaganda fırtınasına karşı şehadetin hakikatini ve anısını canlı tutmaktan ibaret olduğunu beyan eden Ayetullah Hamanei şöyle diyor:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><i><strong>"Tüm propaganda sistemleri Aşura meselesini ve Ehli Beyt (a.s.) konusunu marjinalleştirmek için seferber olmuştu, çünkü halkın neler yaşandığını öğrenmesini engellemek istiyordu. O günlerde günümüzde olduğu gibi zalim güçler yalan ve garezkar ve şeytani propagandalardan azami ölçüde yararlanıyordu. Böyle bir ortamda bunca azameti ile İslam dünyasının bir köşesinde bir çölde yaşanmış Aşura kıyamı bu denli coşkulu ve canlı olarak hafızalarda kalabilir miydi? Kuşkusuz o çabalar sarf edilmeden bu kıyam yok olurdu. Bu kıyamı canlı tutan şey ise İmam Hüseyin'in (a.s.) hanedanından geriye kalanların çabalarıydı. Yani her ne kadar Hüseyin bin Ali (a.s.) ve arkadaşları bu bayrağı taşıyan insanlar olarak engellerle karşılaştıysa ve zorluk çektiyse, bir o kadar da Hz. Zeyneb'in (s) çabaları ve İmam Seccad'ın (a.s.) mücadeleleri ve diğer esirlerin çabaları zor bir işti. Gerçi bunların mücadele arenası askeri arena değil, propaganda alanı ve kültürel alandı."</strong></i></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Ayetullah Hamanei'ye göre, <strong>Ehli Beyt (a.s.) fertlerinin Hz. Seyyid-i Şüheda'nın (a.s.) mezarının başına gelme meselesi gerçekte Aşura kıyamının devamı ve uzantısıydı.</strong> Ayetullah Hamanei şöyle diyor:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><i><strong>"Onlar bu amelleri ile Hüseyin bin Ali (a.s.) ve Resulullah'ın (s.a.a.) Ehli Beytinin (a.s.) sevenleri ve bu hadiseden etkilenen Müslümanlara bu hadisenin bitmediği mesajını iletmek istiyordu. Yani mesele onların katledilmesi, defnedilmesi, esir alınması ve sonra da bırakılması ile bitmemişti. Mesele devam ediyordu. Onlar Şii Müslümanlara burası sizin toplanma yerinizdir, mesajını verdi. Burası büyük bir buluşma yeridir ki bu buluşma yerinde toplanmakla Şii caminın hedefi ve Müslümanlar camiasının büyük İslamî hedefi hatırlanacaktı. İslamî nizamı kurmak ve bu nizam uğruna çaba harcamak, hatta şehit olmak, hem de o şekilde. Bu, Müslümanların unutacağı bir şey değildi ve anısı ebediyen yaşayacaktı."</strong></i></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Şehit Ayetullah Hamanei ayrıca <strong>büyük Erbain yürüyüşünde Müslümanların vahdetinin sergilendiği</strong>ni belirterek şöyle diyor:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><i><strong>"Hüseyni Erbain'de milyonlarca insan yan yana geldi. Bu muazzam hareket, ki sadece Şii Müslümanlara özel değildir ve Sünni Müslümanlar da katılıyor, tüm dünyada yankı buldu ve büyük takdir topladı. Yani hatta cisimler yan yana gelince bu denli yankı bulduğuna göre eğer hepimiz gönülden bir olursak, İslam ülkeleri, Müslüman milletler, ister Sünni ister Şii ve bu mezheplerin tarikatları, gönülleri bir olursa, birbirine art niyetle bakmazsa, birbirine hakaret etmezse, o zaman bakın dünyada neler olacak, İslam dini nasıl bir izzete kavuşacaktır."</strong></i></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei <strong>muazzam ve eşsiz Erbain yürüyüşünü kalıcı bir hasene ve ilahi şiarların saygı ile anılmasının simgesi olduğu</strong>nu belirterek şöyle diyor:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><i><strong>"Aşk ve iman, akıl ve duygu birleşmesi, Ehli Beyt (a.s.) mektebinin eşsiz özelliklerindendir ve dünyanın çeşitli ülkelerinden insanların büyük bir aşk ve imanla bu eşsiz etkinliğe katılması hiç kuşkusuz ilahi şiarların gerçekleşmesidir."</strong></i></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Ayetullah Hamanei ayrıca Irak halkının Erbain ziyaretçilerini sevgi ile ağırlamalarına işaretle bu anlamlı etkinliğe katılanlara da bu fırsatın kıymetini bilmelerini tavsiye ediyor ve onlara eşlik etmeyi arzu ettiğini vurguluyor.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Düşünce | İslamî Araştırmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/neden-milyonlarca-insan-erbain-icin-kerbelaya-akin-ediyor</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 17:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/07/erbaainhuseyn-11.jpg" type="image/jpeg" length="63838"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Müçtehitlerin Erbain Hakkında Tavsiyeleri]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/muctehitlerin-erbain-hakkinda-tavsiyeleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/muctehitlerin-erbain-hakkinda-tavsiyeleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ayetullah Seyyit Ali Hamaneî: “Hiç kuşkusuz bu yürüyüş ilahi sembollerden biridir”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Şehit Ayetullah Seyyit Ali Hamaneî</strong>: Erbain <i>“aşk ile iman”</i> ve <i>“akıl ile duygu”</i>nun Ehl-i Beyt ekolünün kendine has özelliklerinden olduğuna dikkat çekmektedir. Çeşitli ülkelerden bu ziyarete emsali görülmemiş bir katılımın olduğunu vurgular ve <i>“hiç kuşkusuz bu yürüyüş ilahi sembollerden biridir”</i> derdi.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Irak halkının Ehl-i Beyt’e olan sevgisini ve misafirperverliğini de hep öven Ayetullah Hamanei, bu yürüyüşe katılanlara şu tavsiyede bulundu: Bu fırsatı bir ganimet olarak görün ve en iyi şekilde değerlendirin. Biz uzaktan Erbain ziyaretçilerinin durumuna gıpta ediyoruz ve keşke bizler de onların arasında olsaydık diyoruz. Devlet tarafından yurt dışına çıkış konusunda belirlenmiş olan kurallara tam olarak uymanızı istiyorum. Erbain yürüyüşü Ehl-i Beyt Mektebi’nin özelliklerini en güzel şekilde yansıtan bir aşk ve iman tablosudur.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Ayetullah Zencanî:</strong> Erbain yürüyüşünün Şia’nın azametinin tecellisi olarak niteledi ve şöyle konuştu: Keşke bu yürüyüşe katılacak gücüm olsaydı da ben de yürüyebilseydim. Ehlibeyti sevenlerin kalpleri Ehlibeytin haremidir. Dolayısıyla bu ziyaret esnasında müminlere hizmet etmenin büyük fazileti vardır.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Ayetullah Alevi Gorganî</strong>: Bu yürüyüş şunu gösteriyor İmam Hüseyin’in sevgisi şah- dilenci, küçük-büyük ayrımı yapmıyor. Herkes onun aşkının cazibesine kapılıp yollara dökülüyor. Mukaddes-i Erdebili bir gün âlimlerin hazır bulunduğu bir mecliste şu soruyu sordu: İmam Hüseyin Kerbela’da sahip olduğu her şeyi ihlas ile feda etti. Şimdi eğer Allah onun bu fedakârlığının karşılığını verecekse ona ne vermelidir? Mecliste hazır olan âlimler farklı farklı cevaplar verdiler. Orada bulunan bir genç şöyle dedi: Eğer Allah İmam Hüseyin’in fedakârlığına karşılık ona her şeyi verirse bu durumda onunla aynı seviyede olur! Bu cevap Mukaddes Erdebili’yi öyle bir duygulandırdı ki gözlerinden yaşlar akmaya başladı. Sonra şöyle dedi: Bu cevap sana ait değil, Allah onu senin diline düşürdü.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Ayetullah Gorgani bu hareketten azami düzeyde istifade edilmesini ve mektebi değerlerin dünyaya tanıtılması için tebliğ metodunda iyi kullanılması gerektiğini söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Ayetullah Nuri Hamedanî:</strong> Erbain yürüyüşünü İmam Hüseyin’in <i>“zillet bizden uzaktır”</i> ifadesinin bir tezahürü olarak değerlendirdi ve şöyle konuştu: Dünyanın hiçbir yerinde 20 milyon insan aynı düşünce ve duygu ile bir yerde buluşmamış ve böylesine azametli bir buluşmayı sevgi, saygı, barış, yardımlaşma gibi değerlerle icra etmemiştir. Erbain ziyareti bu mektebin azametini göstermekle birlikte İslam düşmanlarının korkulu kâbusu olmuştur. Tarih boyunca zalimler hep bu selin önünü almaya çalışmışlar ama başarılı olamamışlardır.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Ayetullah Cafer Subhanî:</strong> Her müminin bu azametli yürüyüşe katılmak istediğine dikkat çekti ve şöyle konuştu: Ama maalesef olanaklar sınırlıdır ve bu olanakların da göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Güvenlik konusu bu sebeple ciddi bir sorundur ve bu sadece Erbain ziyareti için söz konusu değildir; yılın her dönemi için Irak’ta gerekli güvenlik sağlanmalıdır.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Ayetullah Cevad-i Amulî:</strong> Erbain ziyaretinin bir eğitim okulu olduğuna dikkat çekti ve bu ziyarete katılan müminlerin tertemiz ve İslam ahlakı ile donanmış insanlar olarak geri dönmeleri gerektiğini söyledi.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Ayetullah Erdebilî</strong>: Kerbela kentindeki olanakların geçmişte çok kısıtlı olduğuna dikkat çekti ve her geçen gün durumun biraz daha iyiye gittiğini vurgulayarak şöyle konuştu: Allah’ın izni ve zikri ile inşallah sorunlar çözüme kavuşacaktır.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Ayetullah Safi Gulpeyganî</strong>: İmam Hüseyin ziyaretçilerine hizmet etmenin mükâfatı pek büyüktür. Ehlibeyt aşkı biz Şiilerin en büyük iftiharıdır ve her geçen gün bu aşk seli artarak yoluna devam etmektedir. Özellikle bu ziyaret esnasında İmam Hüseyin’in (a.s) hedefleri anlatılmalı, emri maruf ve nehyi münker farizası layıkıyla yerine getirilmelidir.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Ayetullah Vahid-i Horasanî:</strong> Hz. Hüseyin (a.s) ziyareti için atılan her adıma hac sevabı yazıldığına dikkat çekti ve şöyle konuştu: Hiçbir peygamber ve mukarreb melek yoktur ki İmam Hüseyin ziyaretini arzu etmemiş olsun. İmam Hüseyin ziyaretinin sevabı söze sığmaz ve aynı şekilde İmam Hüseyin ziyaretçilerine hizmetin sevabını da hiçbir söz ifade edemez.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Ayetullah Sistanî</strong>’nin tam yetkili vekili Seyyit Cevad <strong>Şehristanî:</strong> Bu ziyarette iki ülkenin (Irak ve İran) olanakları seferber edilmeli ve bu azametli yürüyüş en güzel şekilde icra edilmelidir. Ziyaretçiler Irak’a girdiklerinde kalacakları yer ve yiyecek konusunda sıkıntı çekmemelidirler. Fakat son zamanlarda yapılan ciddi çalışmalar neticesinde İranlı ziyaretçilerin yer sıkıntısı minimum seviyeye indirilmiştir. Ümit ediyorum ki her geçen gün daha da iyi olacaktır. Erbain günlerinde Irak halkının Ehl-i Beyt aşkı doruk noktasına gelmekte ve hepsi ziyaretçilere hizmet etmek için yarışmaktadır. Bu da ziyaretçilerin işini büyük ölçüde kolaylaştırmaktadır. İmam Hüseyin aşkı parayla-pulla elde edilmez büyük bir değerdir. Elhamdülillah Irak ve İran halkı arasında Ehl-i Beyt aşkı artık bir kültüre dönüşmüştür. Bunun değerini bilmek ve geliştirmek gerekir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<h5 style="text-align:right"><strong><a href="https://kevser.com.tr/muctehitlerin-erbain-hakkinda-tavsiyeleri/1175/" rel="nofollow">https://kevser.com.tr/muctehitlerin-erbain-hakkinda-tavsiyeleri/1175/</a></strong></h5></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Fıkıh | Ahkam</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/muctehitlerin-erbain-hakkinda-tavsiyeleri</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 22:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/07/805901-360.jpg" type="image/jpeg" length="14019"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA["Marifetullah ve Kulluk" Kevser Akademi'de Düzenlenen Seminerde Ele Alındı]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/marifetullah-ve-kulluk-kevser-akademide-duzenlenen-seminerde-ele-alindi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/marifetullah-ve-kulluk-kevser-akademide-duzenlenen-seminerde-ele-alindi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Marifetullah ve Kulluk / Üstad Ayetullah Furuği - Kevser Akademi - Temmuz / 2026 - İstanbul]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"><br />
 </p>

<p style="text-align:justify"></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"><br />
Kevser Akademi tarafından düzenlenen ve yoğun ilgi gören eğitim programları kapsamında, İranlı değerli âlim Üstad Ayetullah Furuği'nin katılımıyla <i>"Marifetullah ve Kulluk" </i>başlıklı iki oturumluk kapsamlı bir seminer gerçekleştirildi. Seminerde, insanın varlık dünyasındaki yeri, kulluk şuuru ve manevi uyanış konuları derinlemesine işlendi.</p>

<p style="text-align:justify">Kadir Akbalık ve Muhammed Karaduman hocalarımızın Kur'an-ı Kerim tilavetiyle başlayan programın birinci oturumunda, gerçek âlimlerin toplum üzerindeki etkisine dikkat çekilerek, bu şahsiyetlerin duruşları ve yaşantılarıyla Allah'ın sıfatlarını yeryüzünde nasıl tecelli ettirdikleri vurgulandı.</p>

<p style="text-align:justify">Üstad Furuği, insanın <i>"Ahsen-i Takvim"</i> (en güzel yaratılış) ile <i>"Esfel-i Safilin"</i> (aşağıların en aşağısı) arasındaki manevi yolculuğuna değindi. Hz. Ali'nin <i>“İnsan, okunması gereken bir kitaptır”</i> hadisine atıfta bulunarak, insanın manevi kemale erebilmesi için kendi nefsini tanımasının zorunlu olduğunu belirtti.</p>

<p style="text-align:justify">Seminerin ikinci oturumunda ise insanın yaratılış gayesi ve kâinatla olan ilişkisi üzerinde duruldu. İnsanın sadece maddiyattan ibaret olmadığı; hayal, akıl, kalp ve sır âlemlerinden oluşan çok katmanlı bir varlık olduğu ifade edildi.</p>

<p style="text-align:justify">Üstad Furuği konuşmasında, <i>“Ey insan, sen kendini küçük bir beden mi zannediyorsun? Oysa bütün kâinat sende gizlidir”</i> diyerek insanın manevi potansiyeline dikkat çekti.</p>

<p style="text-align:justify">Yaratılışın asıl gayesinin Allah'ı tanımak (Marifetullah) olduğunu belirten Üstad, bu yoldaki en büyük engelin insanın <i>"benlik"</i> (nefis) davası olduğunu ifade etti. Marifete ulaşmanın yegâne yolunun, Allah'ın karşısında acizliğini kabul edip <i>"hiçlik"</i> makamına erişmekten ve tam bir teslimiyetle kulluk görevlerini yerine getirmekten geçtiği vurgulandı.</p>

<p style="text-align:justify">Yakaza (manevi uyanış), Ehlibeyt'e tevessül ve şeriata bağlılığın hakikat yolundaki üç temel esas olarak sıralandığı seminer, katılımcıların manevi sıkıntılarının giderilmesi ve İmam Mehdi'nin zuhuru için edilen toplu dualarla sona erdi.</p>

<p style="text-align:justify">Kevser Akademi yetkilileri, toplumsal bilinçlenmeye katkı sunan bu tür manevi ve ilmi eğitim programlarının periyodik olarak devam edeceğini duyurdu.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<h5 style="text-align:center"><strong><a href="https://kevserakademi.com/article_detail.php?id=318" rel="nofollow">https://kevserakademi.com/article_detail.php?id=318</a></strong></h5>

<p></p>

<p style="text-align:center"><strong><img alt="" height="473" src="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/07/sem1.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></strong></p>

<p style="text-align:center"><strong><img alt="" height="564" src="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/07/sem2.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="960" /></strong></p>

<p style="text-align:center"><strong><img alt="" height="437" src="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/07/sem3.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></strong></p>

<p style="text-align:center"><strong><img alt="" height="444" src="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/07/sem4.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></strong></p>

<p style="text-align:center"><strong><img alt="" height="426" src="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/07/sem5.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></strong></p>

<p style="text-align:center"></p>

<p><strong>Ehlader HABER</strong></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Ehla-Der Haber</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/marifetullah-ve-kulluk-kevser-akademide-duzenlenen-seminerde-ele-alindi</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 16:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/07/seminer1.jpg" type="image/jpeg" length="90686"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Mahşerde Onlara Acı Bir Azap Var]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/mahserde-onlara-aci-bir-azap-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/mahserde-onlara-aci-bir-azap-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[“Allah bizim yolumuzu izleyenlere rahmet etsin! Onlar uzun süren hüzün ve hasretleriyle bizim acılarımızı paylaşırlar.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">İmam Cafer-i Sadık’tan (as) nakledildiğine göre Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><i>“Kıyamet günü geldiğinde Fatıma için nurdan bir kubbe yapılacak ve Hüseyin de kesik başını eline alarak mahşer sahrasına gelecektir. Fatıma Hüseyin’i görünce öyle yakınacak ve feryat edecek ki, ilâhî dergâha yakın melekleri ve peygamberleri ağlatacaktır.</i></p>

<p style="text-align:justify"><i>Yüce Allah, Hüseyin’i en iyi şekilde Fatıma’ya gösterecektir. Hüseyin, başı kesik olarak katilleriyle husumet edecektir. Allah Teâla, Hüseyin’in katillerini, öldürmek için hazırlık yapanları ve öldürülmesinde parmağı olan herkesi Fatıma’nın huzurunda bir araya toplayacaktır. Ben de onları tek tek öldüreceğim. Onlar yeniden diriltilecekler. Müminlerin Emiri Ali, Hasan ve sonra Hüseyin onları tek tek katledecekler. Onlar tekrar diriltilecekler. Bizim neslimizden olan herkes bir defa onları öldürecektir. Daha sonra gazabımız dinecek ve acılar unutulacaktır.”</i></p>

<p style="text-align:justify">İmam Cafer-i Sadık (a.s) sonra şöyle buyurdu:</p>

<blockquote>
<p><strong>“Allah bizim yolumuzu izleyenlere rahmet etsin! Onlar uzun süren hüzün ve hasretleriyle bizim acılarımızı paylaşırlar.”</strong></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">Bir başka kaynakta Fahr-i Kâinat Efendimiz Resulullah’tan (s.a.a) şöyle rivayet edilmiştir:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Kıyamet günü olduğunda Fatıma bir grup kadınla birlikte mahşere gelecek. Ona denecektir: ‘Cennete gir!’ diyecektir ki: ‘Benden sonra oğluma yapılanları öğrenmedikçe cennete girmem.’ denecektir ki: ‘O zaman kıyametin kalbine bak.’ Fatıma, gösterilen yere bakacak ve başı kesik hâlde duran Hüseyin’i görüp feryat edecek. Hem ben ve hem de melekler onunla birlikte sızlayacak ve ağlayacağız.”</i></p>

<p style="text-align:justify">Bu bağlamdaki başka bir rivayet de şöyledir:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Fatıma, Hüseyin’i görünce feryat edecek, “Yavrucuğum! Kalbimin meyvesi!” diyecektir.</i></p>

<p style="text-align:justify"><i>Bu esnada Yüce Allah, Fatıma’nın hürmetine gazaba gelecek ve Hubhub adındaki ateşi, Hüseyin’in katillerini yok etmekle görevlendirecek. Ateş onları halkın arasından seçip çıkaracak ve kendi içine alacaktır. Ateş kükredikçe körüklenecektir. Onlar da çığlık çığlığa şöyle diyecekler: Rabbimiz, neden putperestlerden önce bizi ateşe atıp azaplandırdın?</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"><i>Bunlara şu cevap verilecektir: “Şüphesiz ki bilen, bilmeyen gibi değildir.”</i></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify">İbn-i Babuye bu iki rivayeti “İkabu’l-A’mal” kitabında nakletmiştir.</p>

<p style="text-align:justify">Şeyhu’l-Muhaddisin-i Bağdat Muhammed b. Neccar da “Tezyil” kitabının otuzuncu cildinde onları Ebu’l-Azdî kızı Fatıma hakkında nakletmiştir. Kendi isnadıyla Talha’dan şöyle nakleder:</p>

<p style="text-align:justify">Allah Resulü’nün (s.a.a) şöyle buyurduğunu duydum:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Musa b. İmran ölen kardeşi Harun için Allah’tan yarlıgama ve bağış dilediğinde yüce Allah şöyle buyurdu: Ey Musa! Geçmiş ve gelecek bütün insanları bağışlamamı isteyecek olsan, bu isteğini kabul ederim; fakat Hüseyin b. Ali b. Ebu Talib’in katillerini asla affetmem!”</i></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kur'an | Ehlibeyt</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/mahserde-onlara-aci-bir-azap-var</guid>
      <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 23:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/07/mahserde1.jpg" type="image/jpeg" length="19638"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Erbain Kültürü]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/erbain-kulturu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/erbain-kulturu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Erbain, kanın kılıca nasıl galip geldiğinin tefsiridir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<h5 style="text-align:right"><strong>Musa Güneş</strong></h5>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Erbain</strong>, her ne kadar Hz. Hüseyin'in (a.s) şahadetinden kırk günün geçtiği safer ayının yirminci gününün adı olup, o güne ait birtakım amellere dair bilgiler çeşitli hadis ve dua kaynaklarında yer almış, öyle ki İmam Hasan Askerî'den (a.s) nakledilen bir hadiste Erbain Ziyaret-namesini okumak mümin kimsenin nişanelerinden biri sayılmıştır. Ancak Hz. Hüseyin'in kıyamından önce özel bir günün adı olarak bilinen <i>"Aşura"</i> Hüseynî şahadetten sonra özel bir günün adı olmaktan, yine Irak'ta belli bir çölün ismi olarak anılan <i>"Kerbela"</i> da Hüseynî şahadet sonrası normal bir yerin adı olmaktan çıkmış, <i>"<strong>Her gün Aşura, her yer Kerbela</strong>"</i> sloganıyla tüm zamanları ve mekânları kapsayan farklı bir özelliğe sahip olmuştur.</p>

<p style="text-align:justify">Bu sebeple de gerçek manada <i>"<strong>Erbain</strong>"</i>, Hz. Hüseyin'in adının, yâdının ve uğruna şehit olduğu hedeflerin ihyası ve kıyamete kadar bütün insanlara ulaştırılması yolunda başlatılan iblağ sürecinin adı olmuştur diyebiliriz. Ki bu süreci başlatan da İlahî takdir ve Hüseynî tedbir gereği İmam Hüseyin'in kıyama başlarken yanına aldığı Resul-i Ekrem'in (s.a.a) evlatlarından müteşekkil Kerbela'nın esirler kafilesi ve hiç kuşkusuz bu kafilenin başını çeken İmam Zeynelabidin (a.s) ve Hz. Zeynep'tir. (Allah'ın selamı Resul hanedanının tümünün üzerine olsun.)</p>

<p style="text-align:justify">Dolayısıyla <strong>Erbain</strong>, Zeynebî kafilenin tebliği sonucu Hüseynî kıyamın hedeflerinin temelinin atıldığı, Kerbela'da canlarını Allah ve din yolunda feda eden yüce şehitlerin adlarının ve yâdlarının ebedîleştirildiği, başta Emevî saltanat olmak üzere bütün zulüm saraylarının temellerinin sarsılmaya başladığı bir sürecin adıdır. İşte Kerbela'nın kahraman elçilerinin Aşura gününden başlamak üzere başlattığı <strong>Erbain</strong> süreci, Kerbela olayının, zamanın geçmesiyle unutulan ve tarihin karanlık müzelerine gömülen trajedilerle dolu basit bir olay türünden olmadığını ortaya koymaktadır.</p>

<p style="text-align:justify">Evet, gerçi Ümeyye Oğulları İmam Hüseyin'i ve vefakâr yâranını feci şekilde öldürüp ortadan kaldırdı ve bedenlerinin toprak altında gizlenmesine neden oldu; ancak <strong>Erbain</strong> süreciyle başlatılan Seccadî ve Zeynebî taktik sayesinde o eşsiz kahramanların adları, yolları, amaçları, hedefleri ve şahadet sebepleri asla unutturulamadı. Böylece <strong>Erbain</strong> gerçek manada İmam Hüseyin'in (a.s) başlattığı İslamî kıyamının devam etmesini ve arzulanan hedeflere ulaşmasını sağlayan aslî bir faktördür.</p>

<p style="text-align:justify">Eğer İmam Hüseyin (a.s) ve yâranı gözlerden uzak bir yerde öldürülür ama mesajları o günün insanlarının ve gelecek nesillerin kulaklarına ulaştırılmasaydı, tarihte vuku bulan birçok hâdise gibi Aşura da, İmam Hüseyin'in (a.s) adı ve yâdı da tarihe kavuşmuş ve kutsal hedefler uğruna başlatılan bu kıyam sonuçsuz kalmış olacaktı.</p>

<p style="text-align:justify">Bu sebeple de Hz. Hüseyin'in (a.s) şahadetinin yâdı <strong>Erbain</strong> sayesinde zinde kalmıştır. Çünkü anılmayan, yâd edilmeyen, hatıralara ve vicdanlara nakşedilmeyen, gönüllere aşılanmayan, akıllara kazınmayan, coşturmayan bir şahadetin ve şehit kanının fertlerin, toplumların ve milletlerin üzerinde hiçbir etkisi olmaz.</p>

<p style="text-align:justify">Eğer ilk Erbain gününde Kerbela'nın Cabir bin Abdullah ve Atiyye adında sadece iki ziyaretçisi vardıysa, ama o geleneği bugün ihya eden milyonlarca insan ve Hüseyin (a.s) âşıkları <strong>Erbain</strong> yürüyüşüne gidiyorlarsa, bunların tek amaçları Hz. Zeynep (s.a) ile İmam Seccad'ın (a.s) başlattığı bu <strong>Erbain</strong> hareketine katılma ilanında bulunmak ve Aşura günü Kerbela'da yankılanan Hüseynî nidaya "Lebbeyk" demektir.</p>

<p style="text-align:justify">Eğer Hz. Zeyneb'in (s.a) ve İmam Zeynelabidin'in (a.s) esaret döneminde, Kerbela'da Aşura günü öğle sonrasında, Aşura'dan sonra Kûfe ve Şam yolunda, ardından Erbain'de Kerbela'yı ziyaret edişlerinde, Medine'ye geldikten sonra ve yaşadıkları sürece sergiledikleri çabalar, konuşmalar olmasaydı, İmam Hüseyin'in (a.s) hedeflerini açıklamış olmasaydılar, Aşura vakıası asla günümüze kadar canlılığını, coşkusunu ve etkisini koruyamazdı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Eğer esirler kervanının başlattığı mücadeleden sonra da İmam Cafer Sadık (a.s) ve diğer Ehlibeyt İmamları Hz. Hüseyin'in (a.s) adı, Kerbela ve Aşura unutulmasın ve sürekli yâd edilsin diye onca tavsiyelerde bulunmuş, hatta İmam Hüseyin (a.s) hakkında bir beyit şiir okumanın bile cennete girmeye sebep olacağını vurgulamışlarsa bunda çok büyük bir hikmet vardır demektir. Zira düşmanın tüm propaganda araçları ve uşakları Aşura olayını, hatta din işlerinden sorumlu saray mollaları bile bizzat Ehlibeyt'i topyekûn unutturmak, rollerini ve başlarına gelenleri tarihin karanlık kuyusuna gömmek maksadıyla tüm imkânlarını seferber etmiş ve böylece halkın gerçekleri öğrenmesini engellemek için her türlü yola başvuruyor, türlü propagandalar yapıyorlardı. Nitekim Abbasî hilafetin orta dönemlerinde bile korkuya kapılan Abbasî halifesi tarafından İmam Hüseyin'in (a.s) türbesinin tahrip edilmesi, sırf onun adını ve yâdını unutturmak için başlatılmış bir girişimdi. Ne var ki, İmamet hanedanının doğru tutum ve taktikleri düşmanın her türlü yalan propagandasını, plan ve düzenlerini geçersiz kılarak gerçeklerin gün gibi ortaya çıkmasına vesile olmuş, böylece İslam dininin her türlü tahrip ve eğrilikten uzak bir şekilde korunmasını sağlamıştır.</p>

<p style="text-align:justify">İşte bundan dolayı diyoruz ki, İslam dünyasının ıssız bir bölgesi olan Kerbela'da Aşura günü İslam ağacını yeşertmek, derin gaflet uykusuna dalmış Müslümanların vicdanlarını uyandırmak, insanlara fitne içinde basiret bahşetmek için dökülen kanın ve bu amaçla başlatılan kıyamın amaca ulaşmasında ve Aşura'nın hâlâ bunca coşkuya, inkılaba, harekete yol açmasında elbette ki Kerbela elçilerinin; İmam Seccad'ın (a.s) ve Zeyneb-i Kübra'nın (s.a) çalışmalarının etkisi oldukça büyüktür. O elçiler ki ilahî aşk, sabır ve teslimiyet, cesaret ve yılmazlık, basiret ve feraset, azim ve irade, görev bilincinde olmak ve Aşura mesajını bütün insanlarla ulaştırmak için hiçbir sorumluluktan geri durmamak gibi özelliklerle donanmışlardı.</p>

<p style="text-align:justify">Evet, Aşura günü İslam bayrağını dalgalandırılanlar olarak İmam Hüseyin (a.s) ve yâranının savaş meydanındaki cihatları birçok engel ve zorluklarla iç içeydi; fakat bir sonraki aşamada o bayrağı taşıma görevi üstlenen İmam Zeynelabidin (a.s) ile Hz. Zeyneb'in (s.a) önderliğindeki Aşura elçilerinin, tebliğ ve propaganda sahasındaki mücadele ve çabaları da türlü zorluklarla, engellerle karşı karşıyaydı. Tek farkla; bunlar askerî sahada değil, kültürel ve tebligat sahasında bir cihat başlatmışlardı. Ki bu da bir bakıma çok büyük zahmetler ve fedakârlıklar isteyen bir sorumluluktu.</p>

<p style="text-align:justify">İşte bu sebeple diyoruz:</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Erbain</strong>, kanın kılıca nasıl galip geldiğinin tefsiridir.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Erbain</strong>, yeniden dirilişin harekete geçişinin adıdır.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Erbain</strong>, direnişin zafere ulaşmasının tezahürüdür.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Erbain</strong>, İslam'ın bekası için başlatılan Hüseynî kıyamın devamıdır.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Erbain</strong>, azimle aşkın, akılla kalbin el ele vererek kutsal Hüseynî kıyamı amacına ulaştıran, şahadetin saadet olduğunu gösteren ikinci bir kıyamdır.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Erbain</strong>, Hüseynî mıknatısın cazibesinin başladığı gündür; Cabir bin Abdullah'ı Medine'den çekip Kerbela'ya getirmekte, asırlar geçmesine rağmen Hüseyin sevdalıların kalbini bugün de o âşıklar diyarına çekmekte...</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Erbain</strong>, genelde bütün insanlığa, özelde her kesimden Müslümana bilincin aşılandığı, Hüseynî kanın ve aşkın bütün kalplere akıtıldığı gündür.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Erbain</strong>, Hüseynî kıyam ve şahadet sayesinde sapıklık şaşkınlığından ve cehalet karanlığından kurtulmak isteyenlerin harekete geçtiği yeni bir devrimin başlangıcıdır.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Erbain</strong>, mazlumiyetin feryada dönüştüğü ve bütün kulaklara ulaştığı gündür.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Erbain</strong>, Kerbela'da yere düşen bayrağın yeniden havaya kaldırıldığı, şahadet mesajının perçeminin dalgalandırıldığı gündür.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Erbain</strong>, Hak şehidi Hüseyin (a.s) âşıklarının ahit tazeleme günüdür.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Erbain</strong>, Kerbela kıyamının daha yeni başladığının ilanıdır.</p>

<p style="text-align:justify">Kısacası, İmam Hüseyin'in (a.s) Kerbela kıyamı ancak Aşura gününden itibaren <strong>Erbain</strong> süreci olarak başlatılan faaliyetler sonucu etkisini yaratmış ve bütün zamanlara ışık tutmayı başarmıştır.</p>

<p style="text-align:justify">Böylece Kerbela'daki şahadetin anısını, şehitlerin hatırasını ve uğruna can verdikleri hedefleri dile getirerek, Hüseynî meclislere katılarak ve <strong>Erbain</strong> yürüyüşüne giderek <strong>Hüseynî</strong> yolu canlı tutmanın, yani <strong>Erbain</strong> diye bir kültürü toplum içinde yer etmenin gerekliliği, anlamı ve önemi bu sayede belirginlik kazanmış oluyor.</p>

<p style="text-align:justify">Selam olsun Kerbela şehitlerine!</p>

<p style="text-align:justify">Selam olsun Kerbela şehitlerinin şahitlerine!</p>

<p style="text-align:justify">Selam olsun Kerbela elçilerine!..</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Kur'an | Ehlibeyt</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/erbain-kulturu</guid>
      <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 20:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/07/musagunesss1.jpg" type="image/jpeg" length="30938"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Ayetullah Hamanei'nin Dilinden Erbain Yürüyüşü]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/sehit-ayetullah-hamaneinin-dilinden-erbain-yuruyusu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/sehit-ayetullah-hamaneinin-dilinden-erbain-yuruyusu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Şehit İran İslam Devrimi Lideri Ayetullah Hamanei, son yıllarda birçok kez Erbain yürüyüşüne değinmiş veya bu konuda konuşmalar yapmıştı. Ayetullah Seyyid Ali Hamanei, konuşmalarında 9 önemli konuya dikkat çekmiştir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify">Şehit Ayetullah Hamanei, son yıllarda birçok kez Erbain yürüyüşüne değinmiş veya bu konuda konuşmalar yapmıştı. Bu konuşmaların ortak noktası ise, Erbain yürüyüşünün büyük bir birlik gösterisi olarak değerlendirilmesidir.</p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">Erbain yürüyüşünün başlamasına birkaç gün kala, şehit liderin bu büyük manevi tören hakkında işaret ettiği 9 önemli konuyu yeniden gözden geçirelim:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>1. Erbain töreni ilahi şiarlardan biridir</strong></p>

<p style="text-align:justify">"Bu nedenle, bu törene katılma ve ilahi bir lütufla şereflenen ziyaretçiler, Allah'ın şiarlarından birini koruma şerefine eriştiklerini daima hatırlamalıdır."</p>

<p style="text-align:justify"><strong>2. Erbain, Hüseyni Hareketin ebedi simgesidir</strong></p>

<p style="text-align:justify">"Erbain'in önemi, bu günün, Hz. Peygamber (s.a.a.) ailesinin ilahi takdiriyle Hüseyni hareketin ebediyen hatırlanacak bir simge haline gelmiş olmasıdır. Eğer şehitlerin ardında kalanlar ve bu olayın gerçek sahipleri, Hz. Hüseyin’in (a.s.) Kerbela’da şehit düşmesi gibi olayları unutmamaya çalışmazlarsa, gelecek nesiller bu şehadetin faydalarından pek yararlanamayacaktır."</p>

<p style="text-align:justify"><strong>3. Erbain'den öğrenilecek dini ve kültürel mesajlar</strong></p>

<p style="text-align:justify">"Hz. Hüseyin'in ve yarenlerinin mücadelesi ne kadar zorsa, Hz. Zeyneb'in (a.s.) ve İmam Seccad'ın (a.s.) mücadelesi de o kadar zordu. Ancak onların sahnesi askeri değil, tebliğ ve kültürel bir sahneydi. Bu noktalara dikkat etmeliyiz. Erbain’in bize verdiği ders, hakikatin ve şehadetin anısını düşman propagandaları karşısında diri tutmamız gerektiğidir."</p>

<p style="text-align:justify"><strong>4. İslam dünyasının birlik ve büyüklüğü</strong></p>

<p style="text-align:justify">"Sadece sözlerimizde bile yan yana durmamız, İslam dünyasına büyüklük kazandırır; İslam ümmetinin kişiliğini yükseltir; bu tür toplantılardan ne zaman bir örnek gördüysek, bedenler yan yana gelse bile, bunun dünyadaki yansıması İslam ve Müslümanlar için şeref ve itibar kaynağı olmuştur; Peygamber Efendimiz (s.a.a.) için itibar kaynağı olmuştur... Eğer biz birlikte olursak, İslam ülkeleri, Müslüman milletler - Sünni ve Şii, farklı mezhepler - birbirlerine karşı kötü niyet beslemezlerse, birbirlerine saygısızlık etmezlerse, dünyada ne olacağını düşünün; İslam için ne büyük bir onur yaratılacaktır! Birlik; birlik."</p>

<p style="text-align:justify"><strong>5. Milyonların katılımı, mücadele düşüncesinin yükseldiğinin işaretidir</strong></p>

<p style="text-align:justify">"Dünyanın dört bir yanından gelen bu muazzam milyonlarca kalabalık - birkaç milyon İranlı ve milyonlarca Iraklı ve diğer ülkelerden gelen - bu büyük hareket, her zaman var olan ve bugün de var olan terör tehdidine rağmen, son derece büyük bir olaydır; çok önemlidir. Bu, Allah yolunda ve İslam yolunda mücadele düşüncesinin yükselişini ve bu yolda genel ve yaygın bir hazırlığı gösteriyor. Ve umarız ki Allah-u Teâla, bu hareketlere ve insanlara bereket verir."</p>

<p style="text-align:justify"><strong>6. İran ve Irak arasındaki dostane ilişkiler</strong></p>

<p style="text-align:justify">"Erbain töreni yürüyüşü, İran ve Irak halkları arasındaki bu dostane ilişkinin bir örneğidir; öyle ki, Irak halkı, İranlı ziyaretçilere ikramda bulunmak için hiçbir şeyden geri kalmaz. İki ülke yetkilileri, bu atmosferden ve fırsattan iki ülkenin çıkarları için en iyi şekilde yararlanmalıdır."</p>

<p style="text-align:justify"><strong>7. Irak halkının misafirperverliği</strong></p>

<p style="text-align:justify">"Tüm İranlı ziyaretçilerin geri dönüşlerinde kalpleri, Irak halkının misafirperverliğine olan şükran duygularıyla doluydu; bu, Iraklıların İranlı ziyaretçilere gösterdiği en büyük misafirperverliğin bir göstergesidir ve bu misafirperverlik ve iki halk arasındaki sevgi ve dostluk dolu ilişki, ancak sanat diliyle ifade edilebilir."</p>

<p style="text-align:justify"><strong>8. Maddi dünyada Irak halkının manevi sevgisi</strong></p>

<p style="text-align:justify">"Erbain ziyaretçilerini karşılarken gösterilen misafirperverlik ve cömertlik, Irak halkının seçkin özelliklerinden biridir. Bu manevi sevgi dolu davranış, bugünün maddi dünyasında çok önemli ve dikkat çekicidir ve henüz Irak halkının bu erdeminin derinliği tam olarak anlaşılamamıştır."</p>

<p style="text-align:justify"><strong>9. Irak halkının eşsiz cömertliği</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">"Nasıl ki Erbain yürüyüşü tarihte benzersizse, sizin cömert davranışlarınız da gerçekten benzersiz ve benzeri yoktur. Siz, İslam'ın ve Arap dünyasının cömertliğini kendi davranışlarınızda ve eylemlerinizde gösterdiniz ve hepsi de Seyyidü’ş-Şüheda'ya (a.s.) olan sevgi içindir... Hüseyin bin Ali'ye (a.s.) olan bu sevgi, olağanüstü bir şeydir; bunun benzerini ne bir yerde ne de bir zaman diliminde bulamadık ve bulamayacağız."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Düşünce | İslamî Araştırmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/sehit-ayetullah-hamaneinin-dilinden-erbain-yuruyusu</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 13:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/07/erbaahamane00i-1.jpg" type="image/jpeg" length="50774"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İnanç Psikolojisi ve Erbain Yürüyüşü: Manevi Bağların Psikolojik Etkileri]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/inanc-psikolojisi-ve-erbain-yuruyusu-manevi-baglarin-psikolojik-etkileri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/inanc-psikolojisi-ve-erbain-yuruyusu-manevi-baglarin-psikolojik-etkileri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Milyonlarca insan bu sıcaklıkların altında nasıl 80 km yürüyorlar? Bu kadar farklı coğrafyalardan, farklı mezheplerden, farklı yaş gruplarından insanları birleştiren şey nedir?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<h5 style="text-align:right"><strong>Rugeyye Öz</strong></h5>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify">Daha önce hiç inanmayan birisini gördünüz mü?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">Bir yaratıcıya inanmadığını söyleyen biri bile aslında yokluğa inanıyordur. İnanma ihtiyacı insanın devredilemez temel varoluşsal ihtiyacıdır. Tarih boyunca insanlar bir yaratıcıya inanmış ve bu inançlar farklı dönem ve kültürlerde çeşitlilik göstermiştir. Şüphesiz ki dinler ve etrafında oluşan inançlar da insan yaşamının temel yapı taşlarını oluşturmuştur. Varoluşçu psikoloji temsilcilerinden Avusturyalı nörolog ve psikiyatrist Viktor Emil Frankl insanın içgüdüsel bir anlam arayışına sahip olduğunu, bu anlam arayışının bireyin kendisi tarafından bulunması gerektiğini ancak o zaman kişi içindeki anlam istemini doyurabileceğini savunur.</p>

<p style="text-align:justify">John Hopkins Üniversitesi tarafından 48 üniversitenin 7948 öğrencisiyle yürütülen çalışmada kendileri için neyin <i>"çok önemli"</i> olduğu sorulduğunda, öğrencilerin yüzde 16'sı <i>"çok para kazanmak"</i>, buna karşılık yüzde 78'i <i>"yaşamımda bir amaç ve anlam bulmak"</i> şıkkını işaretlemiştir. Bu çalışmadan da görüldüğü üzere yaşamda bir anlam arayışı insandaki temel güdülendirici bir güçtür.</p>

<p style="text-align:justify">Eğer insan bu yaşama bir anlam atfedemez ise ruhsal zorlantı yaşar. Batı toplumlarında bu anlam arayışını keşif ve icat olarak ortaya çıkarken, İslam toplumlarında bu anlam arayışı Allah’a bağlılık, ibadet, ahlaki değerler ve maneviyat gelişimi olarak görülür. İnsan ruh yapısının en belirgin özelliklerinden biri de bir yaratıcının varlığına inanmaktır. Bir yaratıcının varlığına inanmak kişide evreni anlama çabası içerisinde ruhsal bir rahatlatma yaratır. İnanan kişi evrenle bütünleştiğini, bu dünyada yalnız olmadığını ve karşılaştığı zorluklar karşısında yardım isteyeceği biri olduğunu bilir.</p>

<p style="text-align:justify">Batı toplumlarının güncel sorunlarından biri de artan refah düzeyine karşılık insanlarda düşen mutluluk düzeyidir. İnançlar beyinde mutluluk hormonu salgılayarak psikolojik iyi oluş hali yaratırlar ve bu iyi oluş hali insanın psikolojik sağlamlığını artırır. Yaşam birçok belirsizlik ve bilinmezliklerle doludur. Bu belirsizliklerle başa çıkma konusunda başarısız kişilerde bir kaygı duygusu doğar. Eğer bu kaygı kontrolü sağlanamazsa kişinin yaşam kalitesi oldukça düşer. Bu kaygının kontrolünde inançlar bir nevi kişinin elinden tutar ve yaşam merdivenlerini daha rahat çıkmasında ona yardımcı olur. Bu uzatılan bu eli sıkı tutabilmek için de kişinin Allah'a karşı tam bir teslimiyet duygusu geliştirmesi gereklidir. Allah'a teslimiyetini oluşturan kişi hem ruhen hem de aklen dengeli bir yaşam sürer. Bu dengeli yaşam hali insanın tekâmül yolculuğu veya Abraham Maslow'un tabiri ile kendini gerçekleştirme yolunda önemli bir adım almasına yardımcı olur.</p>

<p style="text-align:justify">İnancı pratiğe dökme ve Allah ile ilişkileri geliştirmek için dini ritüeller devreye girer. Dini ritüeller Allah'a adanmışlığın ve teslimiyetin göstergeleridir. Dini ritüeller aracılığıyla Allah'a teslimiyet ifade edilir. Her kültürde farklı şekillerde ortaya çıkan dini ritüeller insanın manevi ve duygusal ihtiyaçlarını karşılar.</p>

<p style="text-align:justify">Psikoloji dünyasındaki ünlü kişilik kuramcılarından Carl Jung her insanın bir kolektif bilinçdışına sahip olduğunu savunur. Kolektif bilinçdışı, atalardan gelen kalıtsal yolla aktarılmış ve kuşaklarca tekrar eden ortak deneyimlerin kaydı olarak tanımlanabilir. Kısaca özetlemek gerekirse kolektif bilinçdışı aslında bizlerin ruhsal mirasıdır. Kolektif bilinçdışı toplumsal ritüellerin, inançların ve anlamların kökeni olarak görülür. Dini ritüeller de bu kolektif bilinçdışının bir ifadesidir. Ritüeller aracılığıyla toplumsal bellek canlı tutulur. Zamanla daha da büyüyen dini ritüeller topluluklara geleneksel bir kimlik de yaratır. Yaşam içerisinde kendisine rol bulmakta zorlanan kişi dini ritüeller aracılığı ile kendisine bir yaşam amacı bulup bir kimlik oluşturabilir. Bir gruba ait olma duygusu ve bir amaç uğruna belirli eylemlerde bulunmak kişinin kendisini keşfetmesi yolunda işlerini kolaylaştırmakla beraber teslimiyet inancı geliştirmesine vesile olur. Teslimiyet inancı ve dini ritüeller birlikte gerçekleştirildiğinde kişinin yaşam kalitesini artırır.</p>

<p style="text-align:justify">Bu bağlamda Erbain yürüyüşü dünyada sayılı olarak görebileceğiniz bir teslimiyet inancını içerir. Erbain yürüyüşü Jung’un kuramındaki kolektif bilinçdışının bir yansımasıdır. Erbain ziyaretinde katılımcılar bir araya gelerek Hz. Hüseyin ve onun yarenlerini anarak toplumsal belleklerini canlı tutmanın yanı sıra maneviyat bağlarını da güçlendirirler. Erbain yürüyüşü sefer ayının 20. günde yani Hz. Hüseyin'in şahadetinin 40. gününde dünyanın her ülkesinden, din ve mezhep fark etmeksizin ziyaretçilerinin bulunduğu Necef’ten Kerbela’ya kadar yaklaşık 80 km yürünülen bir dini ritüeldir.</p>

<p style="text-align:justify">Milyonlarca insan bu sıcaklıkların altında nasıl 80 km yürüyorlar? Bu kadar farklı coğrafyalardan, farklı mezheplerden, farklı yaş gruplarından insanları birleştiren şey nedir? İşte bu soruların cevabı teslimiyettir. Hz. Hüseyin’e saygı duymak onun mesajını devam ettirmek aslında Allah’la kurulan ünsiyetin sonucudur.</p>

<p style="text-align:justify">Erbain için bırakın yola çıkmayı, gitme fikrine niyet ettiğiniz ilk andan geri döndüğünüz ana kadar içinizi bir heyecan kaplar. Irak’a yolculuğunuzda başınıza ne kadar aksilik gelirse gelsin yolun sonunda Kerbela’ya varma hayalini kurup yaşadığınız tüm sıkıntıları unutursunuz. Yolda giderken davet edilme sebebinizi düşünürsünüz <i>“Ben ne yaptım da bu sene Erbain bana nasip oldu?”</i> Bu soruyu düşünüp cevabını bulmaya çalışmak yaşamdaki olumlu taraflarınızın hatırlamanızı ve bunun sonucunda özsaygınızın artmasına vesile olabilir. Erbain’in öyle bir etkisi vardır ki belki günlük hayatınız da 2 saat yürümek çok yorucu gelirken Erbain’de yürürken sanki ayaklarınız Hz. Hüseyin'in haremine doğru çekilir sırtınızdan da bir el yürümenize yardımcı olur gibi hissedersiniz.</p>

<p style="text-align:justify">Yol boyunca bebekler, yaşlılar, tekerlekli sandalye ile yürüyüşe devam edenler, engeli bulunan insanlar, tanınmış kişiler, farklı sosyoekonomik düzeyden, farklı mesleklerden insanlarla <i>“aynı”</i> olarak yürürsünüz. Bu <i>“aynı“</i> olarak yürümek evrenle bütünleşmiş, tamamlanmış hissettirir ve anlarsınız ki burada olan şeyin sadece bir yürüyüş değil çok daha derin anlamlar içerir.</p>

<p style="text-align:justify">Erbain öyle bir yerdir ki aklınızdan su geçse hemen önünüzde su çıkar veya herhangi bir yemeği canınız çekse bir bakarsınız ki ileride o yemek dağıtılıyor. Yürüyüş yolu boyunca sayısız yemek, su ikramları, hasta olanlar için sağlık hizmetleri hatta ayakkabısı, kıyafeti yırtılanlar için terzi hizmeti gibi çok ince düşünülmüş dünyanın hiçbir yerinde görülemeyecek bir ev sahipliği sunuluyor. Yolda yürürken sizi evlerine davet eden gelmeniz için ağlayan çocuklar görürseniz şaşırmayın.</p>

<p style="text-align:justify">Bu bahsettiğim hizmetler belirli bir yerde değil tüm yol boyunca mevcut. Evlerine misafir olduğunuz ev sahipleri sizleri öyle bir ağırlar ki onların bu ev sahipliği karşısında kendinizi mahcup hissedersiniz. Ev sahipleri sizleri hiç tanımıyor hatta dilinizi dahi bilmiyorken nasıl sizlere böyle kucak açtığını düşünürken aslında unuttuğumuz gerçek İslam kökenlerini hatırlarsınız. Aynı dili konuşmadığınız daha önce hiç görmediğiniz bu insanlarla sohbetten nasıl olur da bu kadar keyif alırım sorusu aklınıza geldiğinde anlaşılır ki bir kişiyle iletişimde aynı dili konuşmaktan daha öte ögeler vardır. Aynı değerlere sahip olmak. Evet belki ne dediğini tam olarak anlayamazsınız fakat bilirsiniz ki bu kişinin kalbi ile sizin kalbiniz aynı dili konuşuyor.</p>

<p style="text-align:justify">İnsan sadece var olduğu bu dünya ile sınırlı bir varlık değildir. Ne zaman ki gözleriniz artık var olduğunuz dünya ile sınırlı kalmaması gerektiğini öğrenirse işte o zaman yaşamın farklı boyutları ile tanışırsınız. Bu konuda Erbain bu farklı boyutlarla sizi tanıştırır. Daha önce de belirtiğim teslimiyet inancını Irak halkında o kadar net görülür ki onların bu inançları karşısında bir anda kendinizi sorgulamaya başlıyorsunuz; <i>“Ben olsam ne yapardım?”</i> sorusunun cevabı ile kendiniz hakkında bir keşfe çıkıyorsunuz. Erbain yürüyüşü kişisel olarak sizlere sayısız mesaj verir. Bu mesajların en büyüğü ve en önemlisi tabi ki Hz. Hüseyin’in mesajıdır.</p>

<p style="text-align:justify">Onun bu mesajını algılayabilenler kalpten bir şekilde <i>“lebbeyk ya Hüseyin biz senin mesajını aldık biz buradayız mesajını canı gönülden kabul ettik!”</i> derler. Bu mesajları alabilmek için de tabi ki alıcı konumunda olmalısınız. Eğer yürüyüş yolu boyunca sizden farklı olan bu kültürün size göre eksikliklerine odaklanırsanız alıcı konumundan çıkarsınız. Erbain başta olmak üzere tüm yaşamınızdaki yaşadıklarınız ve gördüklerinizdeki manayı görmeye odaklanmalısınız. Yani bir elmaya bile baktığınızda elmanın içindeki çekirdeği değil çekirdeğin içindeki tohumları gördüğünüz takdirde yaşamınızın birçok alanı değişmeye ve gelişmeye başlar.</p>

<p style="text-align:justify">Kerbela’ya vardığınız ilk andan kalbiniz sanki sıkılıyor gibi olur. Su içmeden geçirdiğiniz 1 saat sonunda dudaklarınız kuruduğunda yıllardır bildiğiniz, duyduğunuz İmam'ın o susuzluğunu ancak şimdi anlarsınız. Ya Hüseyin ben 1 saat dayanamadım peki sen nasıl dayandın diye düşünürken gözlerinizden yaşlar süzülebilir. Psikolojik araştırmalar okumayı seviyorsanız bilirsiniz denize veya nehre bakmanın insan üzerindeki olumlu etkilerinin çeşitli araştırmalarla kanıtlanmışken Fırat nehrine bakınca neden insanın içini bu kadar hüzün kaplar? Koskoca Fırat nehrinin bir şişe suyu mu Peygamber’in Ehlibeyt’ine çok geldi diye düşünürken Kerbela olayıyla alakalı bazı kısımları yeni idrak ediyor olabilirsiniz. Hz. Hüseyin’in haremini görür görmez kalp atışlarınız hızlanmaya başlar. Selamınızı verirken tüm vücudunuzun titremeye başladığını hissedersiniz.</p>

<p style="text-align:justify">Mahşer yerini anımsatan Hz. Hüseyin’in hareminde farklı ırktan, yaştan, mezhepten, dinden insanlarla bir olmanın <i>”aynı”</i> olmanın hep birlikte <i>“Hüseynî”</i> olmanın tadı yaşamda deneyimlenebilecek sayılı tecrübelerdendir. Haremden dönüş yolunda ise sanki ayaklarınız geri çekilir gibi hissedebilirsiniz.</p>

<p style="text-align:justify">Dönüş için yola çıktığınız anda Kerbela özlemi başlar kalbinizde. Keşke bir şey olsa da geri dönsem diye kalbinizden geçer. Dönüş yolunda burada gördükleriniz, yaşadıklarınız hakkında düşünmek ve bilinçli farkındalık ile kendinizin daha iyi bir versiyonu olmanız için size kapılar açar. Hz. Hüseyin bir öğretmen, yolunuzu aydınlatan bir ışık gibi sizdeki eksiklikleri sizlere fark ettirir. Bu ziyarette bulunmanız basit bir ziyaret gibi değildir burada yaşadıklarınızdan kendiniz hakkında en doğru mesajı alıp bunu yaşamında uygulamaya döken kişiler en faydalılar olarak Kerbela’dan ayrılır.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Düşünce | İslamî Araştırmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/inanc-psikolojisi-ve-erbain-yuruyusu-manevi-baglarin-psikolojik-etkileri</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 21:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/07/oz-inanczzz-1.jpg" type="image/jpeg" length="48845"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Nehcü’l-Belağa Dersleri]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/nehcul-belaga-dersleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/video/nehcul-belaga-dersleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ehla-Der Genel Başkanı Kadir Akaras ile Nehcü’l-Belağa Dersleri]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">📚 Nehcü’l-Belâğa Dersleri</p>

<p style="text-align:justify">🎙 Üstad Kadir Akaras</p>

<p style="text-align:justify">🔢 1. Ders: Nehcü’l-Belâğa ile Tanışma</p>

<p style="text-align:justify">Konu ve Amaç • Ders, Nehcü’l-Belâğa’yı tanıma ve onu okuma/yaşama yöntemi üzerine bir giriş sunar.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Çalışma, Şehid Murtazâ Mutahharî’nin Nehcü’l-Belâğa üzerine kitabını ve serbest okumayı birlikte önerir.</p>

<p style="text-align:justify">Temel Kavramlar</p>

<p style="text-align:justify">• Belâgat: Maksadı en doğru kelime ve cümlelerle ifade etme.</p>

<p style="text-align:justify">• Fesâhat: İfadenin açık ve anlaşılır oluşu. “Nehc” ve Kitabın Adı</p>

<p style="text-align:justify">• Nehc = yol, yöntem → Nehcü’l-Belâğa: “Belâgatın yolu/yordamı.” Derleyici ve Yapı</p>

<p style="text-align:justify">• Eser, İmam Ali’nin (a) sözlerinin edebî seçkisi olup Seyyid Râzî tarafından derlenmiştir.</p>

<p style="text-align:justify">• Üç bölüm: Hutbeler, Mektuplar, Kısa sözler (hikmetler).</p>

<p style="text-align:justify">İçerik Çeşitliliği (İmam Ali’nin Çok-Yönlülüğü)</p>

<p style="text-align:justify">• Savaş meydanından ibadet hayatına, devlet idaresinden ahlâka kadar geniş yelpaze.</p>

<p style="text-align:justify">• Okur, siyasetten zühde, kişisel ahlâktan toplumsal düzene çoklu “manzaralar” görür. Pratik Okuma Tavsiyeleri</p>

<p style="text-align:justify"></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Konuşmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/nehcul-belaga-dersleri</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Oct 2025 13:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2025/10/f967a307-713c-476f-85d4-8c6ea9622c41-12.jpg" type="image/jpeg" length="95496"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Mizaçlar ve Evlilik | Zehra Erdoğan Hekimoğlu]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/mizaclar-ve-evlilik-zehra-erdogan-hekimoglu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/video/mizaclar-ve-evlilik-zehra-erdogan-hekimoglu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[el-Mustafa Eğitim Televizyonu]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Konuşmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/mizaclar-ve-evlilik-zehra-erdogan-hekimoglu</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Sep 2025 13:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/YFUOJ5Qagf4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="34625"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Erbain ve Fotoğraflar]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/erbain-ve-fotograflar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/erbain-ve-fotograflar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fotoğrafların açılması için lütfen biraz bekleyin..]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p></p>

<p style="text-align:justify">Erbain (kırkıncı gün); hicrî takvime göre Safer ayının 20’isi İmam Hüseyin’in Erbain günüdür. İmam Hüseyin ve yârenlerinin hicretin 61. Yılında Kerbela’da şehit edilişlerinin üzerinden kırk gün geçmesi temsil edilmektedir.</p>

<p style="text-align:justify">Erbain yürüyüşünden maksat, Ehlibeyt dostlarının çeşitli yerlerinden İmam Hüseyin’in (a.s) Erbain münasebeti ile Kerbela’ya akın etmeleridir. İnsan selini andıran bu yürüyüşlere milyonlarca insan katılmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Erbain günü, Irak dışından başta İran olmak üzere Türkiye, Pakistan, Lübnan, Bahreyn, Yemen vb. gibi ülkelerden de çok sayıda Ehl-i Beyt dostları bu yürüyüşlere katılarak Erbain günü Kerbela’da hazır bulunmaktadır. Veriler katılım oranının her yıl daha da arttığını ve yaklaşık 20-22 milyon civarına ulaştığını göstermektedir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/erbain-ve-fotograflar</guid>
      <pubDate>Sat, 24 Aug 2024 19:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2024/08/basliksiz-2-3.jpg" type="image/jpeg" length="58535"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İmam Humeyni ve Hatıralar - Halk]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/imam-humeyni-ve-hatiralar-halk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/video/imam-humeyni-ve-hatiralar-halk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İmam Humeyni ve Hatıralar - Halk]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Bu kitap Humeyn şehrinde başlayan ama alelade olmayan bir yolculuğun Kum, Tahran, Bursa, Necef, Paris ve tekrar Tahran ile harmanlanmış; kâh insanı silkeleyen, kâh derin düşüncelere sevk eden bir hayat hikâyesine değinmektedir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/imam-humeyni-ve-hatiralar-halk</guid>
      <pubDate>Fri, 09 Aug 2024 14:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/FLAuPq2Dvro/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="65671"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kerbela Matemi - Mehdi Resuli - İstanbul]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/kerbela-matemi-mehdi-resuli-istanbul</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/video/kerbela-matemi-mehdi-resuli-istanbul" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kerbela Matemi - Mehdi Resuli - İstanbul]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ehlibeyt Gençlik Derneği (EGDER) tarafından Kerbela Matem Merasimi programı düzenlendi. Ehlibeyt meddahı Mehdi Resuli'nin de katılımıyla gerçekleşen programa yoğun katılım gerçekleştirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Programlar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/kerbela-matemi-mehdi-resuli-istanbul</guid>
      <pubDate>Fri, 09 Aug 2024 14:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2024/07/mehdi-resuli6.jpg" type="image/jpeg" length="40340"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kerbela Matemi - Mehdi Resuli - Iğdır]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/mehdi-resuli-kerbela-matemi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/video/mehdi-resuli-kerbela-matemi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kerbela Matemi - Mehdi Resuli / Iğdır]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h2 itemprop="description">Iğdır'da ünlü Ehl-i Beyt meddahı Mehdi Resuli'nin katılımıyla Hz. Hüseyin'i Anma ve Matem Programı Düzenlendi..</h2></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Programlar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/mehdi-resuli-kerbela-matemi</guid>
      <pubDate>Fri, 09 Aug 2024 14:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2024/08/adsiz-12.webp" type="image/jpeg" length="39941"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Fotoğraflarla Osmanlı'da Aşura Merasimi]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/fotograflarla-osmanlida-asura-merasimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/fotograflarla-osmanlida-asura-merasimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[https://www.ehlibeytalimleri.com/fotograflarla-osmanli-istanbulu-ve-asura-merasimi]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>https://www.ehlibeytalimleri.com/fotograflarla-osmanli-istanbulu-ve-asura-merasimi</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/fotograflarla-osmanlida-asura-merasimi</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jul 2024 14:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2024/07/uskudar-1.jpg" type="image/jpeg" length="90566"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gazze ile Dayanışma Gecesi]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/gazze-ile-dayanisma-gecesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/video/gazze-ile-dayanisma-gecesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[GAZZE İLE DAYANIŞMA GECESİ]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Programlar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/gazze-ile-dayanisma-gecesi</guid>
      <pubDate>Fri, 05 Apr 2024 08:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/R8cF7PHY_Ew/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="60345"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[3. Kadir Gecesi | Yusuf Tazegün]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/3-kadir-gecesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/video/3-kadir-gecesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[3. Kadir Gecesi | Kadir Gecesinde Allah'tan Ne İsteyelim?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Konuşmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/3-kadir-gecesi</guid>
      <pubDate>Fri, 05 Apr 2024 08:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/VcLXm4pmYYA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="39327"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[1. Kadir Gecesi | Kadir Akaras]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/1-kadir-gecesi-kadir-akaras</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/video/1-kadir-gecesi-kadir-akaras" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Konuşmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/1-kadir-gecesi-kadir-akaras</guid>
      <pubDate>Fri, 05 Apr 2024 08:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/ENg5Yl3yi7s/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="16481"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ayetlerden Elde Edilen Çıkarımlar | Dr. Mahmut Acar]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/ayetlerden-elde-edilen-cikarimlar-dr-mahmut-acar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/video/ayetlerden-elde-edilen-cikarimlar-dr-mahmut-acar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Konuşmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/ayetlerden-elde-edilen-cikarimlar-dr-mahmut-acar</guid>
      <pubDate>Fri, 05 Apr 2024 08:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/KLxPtG1FZp0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="83546"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kudüs Günü'nün Önemi | Musa Aydın]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/kudus-gununun-onemi-musa-aydin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/video/kudus-gununun-onemi-musa-aydin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Konuşmalar</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/video/kudus-gununun-onemi-musa-aydin</guid>
      <pubDate>Fri, 05 Apr 2024 08:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUuRyEctT64/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="34389"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şia Âlimlerinin Eylem ve Düşüncelerinde Ehl-i Sünnet’e Bakış]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/sia-alimlerinin-eylem-ve-dusuncelerinde-ehl-i-sunnete-bakis</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/sia-alimlerinin-eylem-ve-dusuncelerinde-ehl-i-sunnete-bakis" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Alimler</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/sia-alimlerinin-eylem-ve-dusuncelerinde-ehl-i-sunnete-bakis</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Oct 2023 15:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2023/10/ehl-i-sunnet01.jpg" type="image/jpeg" length="24900"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gençlere 14 Tavsiye]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/genclere-14-tavsiye</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/genclere-14-tavsiye" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/genclere-14-tavsiye</guid>
      <pubDate>Wed, 04 Oct 2023 12:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2023/10/0440.jpg" type="image/jpeg" length="56254"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İslamî Vahdet]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/islami-vahdet</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/islami-vahdet" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İmam Humeynî: Şi'î ile Sünnî arasındaki farklılıklar İslam düşmanlarının lehinedir.. Tüm Müslümanlar Kardeştir ve Eşittir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/islami-vahdet</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Oct 2023 15:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2023/10/vahdet-humeyni-01a.jpg" type="image/jpeg" length="92082"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Aşura'nın Yedi Perdesi]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/asuranin-yedi-perdesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/asuranin-yedi-perdesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><a href="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/ehlibeytalimleri-com/uploads/2023/09/yedi-perde-asura.pdf" rel="nofollow" target="_blank">Yedi Perde Aşura</a></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p style="text-align: center;"><strong><em>'Aşura'nın Yedi Perdesi'</em></strong> adlı çalışmanın tüm resimlerini ihtiva eden PDF dosyasını aşağıdaki 'Yedi Perde Aşura' linkten temin edebilirsiniz..</p>

<p style="text-align: center;"></p>

<p style="text-align: center;"><strong><a href="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/ehlibeytalimleri-com/uploads/2023/09/yedi-perde-asura.pdf" rel="nofollow" target="_blank"><span style="color:#c0392b;">Yedi Perde Aşura</span></a></strong><a href="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/ehlibeytalimleri-com/uploads/2023/10/yedi-perde.pdf" rel="nofollow" target="_blank">Yedi Perde</a></p>

<p style="text-align: center;"><strong>- - - - - - - - - - -</strong></p>

<p style="text-align: center;"><strong>/|\</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/asuranin-yedi-perdesi</guid>
      <pubDate>Thu, 07 Sep 2023 10:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2023/10/karbala-2.jpg" type="image/jpeg" length="79068"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ayetullah Hamaneî’nin Tebliğ Üzerine Tavsiyeleri]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/ayetullah-hamaneinin-teblig-uzerine-tavsiyeleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/ayetullah-hamaneinin-teblig-uzerine-tavsiyeleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ayetullah el-Uzman Seyyid Ali Hamaneî - Temmuz / 2023 - Tahran / İran İslam Cumhuriyeti]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/ayetullah-hamaneinin-teblig-uzerine-tavsiyeleri</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Jul 2023 17:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2023/10/teblig-hamanei.jpg" type="image/jpeg" length="61472"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kerbela Tarihi]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/kerbela-tarihi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/kerbela-tarihi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/kerbela-tarihi</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Jul 2023 17:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2023/07/kerbela-tarihi.jpg" type="image/jpeg" length="14321"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Aşura Gazetesi]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/asura-gazetesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/asura-gazetesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/asura-gazetesi</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Jul 2023 13:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2023/07/gazete.jpg" type="image/jpeg" length="38475"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kerbela Vakıası - Zaman Çizelgesi]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/kerbela-vakiasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/kerbela-vakiasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">MS 680</p>

<p style="text-align: justify;">Recep 15: Muaviye b.&nbsp;Ebu Süfyan’ın ölümü ve Yezid'in hilafet iddiası.</p>

<p style="text-align: justify;">Receb 28: İmam Hüseyin'in (a.s) Yezid'e biat etmemek için Medine'den ayrılması.</p>

<p style="text-align: justify;">Şaban 3: İmam Hüseyin'in (a.s) Mekke'ye gelişi.</p>

<p style="text-align: justify;">Ramazan 10: Kûfelilerin İmam'a (a.s) ilk mektubunun gelişi.</p>

<p style="text-align: justify;">Ramazan 12: Kûfe'den 150 mektup geldi.</p>

<p style="text-align: justify;">Ramazan 14: Kûfe’nin ileri gelenlerinden mektubun gelmesi.</p>

<p style="text-align: justify;">Ramazan 15: Müslim ibn Akîl, Mekke'den Kûfe'ye doğru hareket etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align: justify;">Zilhicce 8: İmam Hüseyin'in (a.s) Mekke'den ayrılışı.</p>

<p style="text-align: justify;">Zilhicce 8: Kûfe'de Müslim ibn Akîl'in kıyamı.</p>

<p style="text-align: justify;">Zilhicce 9: Müslim ibn Akîl'in şehadeti.</p>

<p style="text-align: justify;">Muharrem 2: İmam Hüseyin'in (a.s) Kerbela'ya gelişi.</p>

<p style="text-align: justify;">Muharrem 3: Ömer ibn. Sa'd'ın 4000 kişiyle Kerbela'ya gelişi.</p>

<p style="text-align: justify;">Muharrem 6: Habib ibn Mezâhir'in en ünlü Arap kabilelerinden biri olan Benî Esad'dan yardım istemesi ve reddedilişi.</p>

<p style="text-align: justify;">Muharrem 7: Ömer ibn Sa'd tarafından İmam Hüseyin (as) ve ailesine su kaynaklarının kesilmesi.</p>

<p style="text-align: justify;">Muharrem9: Şimr ibn Zi’l-Cevşen'ın Kerbela'ya gelişi.</p>

<p style="text-align: justify;">Muharrem 9: Savaşın Ömer ibn Sa'd tarafından duyurulması ve İmam'ın (a.s) izin istemesi.</p>

<p style="text-align: justify;">Muharrem 10: Aşura Günü, İmam Hüseyin (a.s) ve ashabının şehadetleri.</p>

<p style="text-align: justify;">Muharrem 11: Hz. Zeyneb (sa) ve İmam Seccad (as) dâhil tutsakların Kûfe'ye doğru hareket ettirilmesi.</p>

<p style="text-align: justify;">Muharrem 11: Şehitlerin Benî Esad kabilesi tarafından defnedilmesi.</p>

<p style="text-align: justify;">Muharrem 13: Esirlerin Kûfe'ye gelişi.</p>

<p style="text-align: justify;">Muharrem 19: Esirlerin Kûfe'den Şam’a götürülmesi.</p>

<p style="text-align: justify;">Safer 1: Esirlerin Şam’a varışı.</p>

<p style="text-align: justify;">Safer 20: Erbain; İmam Seccad (as) ile Ehl-i Beyt'in (as) Kerbela'ya dönüşü.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/foto-galeri/kerbela-vakiasi</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Jul 2023 15:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2023/07/kerbela-grafik01.jpg" type="image/jpeg" length="74554"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
