<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Ehl-i Beyt Âlimleri Derneği</title>
    <link>https://www.ehlibeytalimleri.com</link>
    <description>Ehl-i Beyt Âlimleri Derneği</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/rss/ailegenc" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2022. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 02 Jun 2026 09:51:26 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/rss/ailegenc"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Göğe Yazılmış İzdivaç]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/goge-yazilmis-izdivac</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/goge-yazilmis-izdivac" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[O hane dünya nimetleri bakımından sade idi; fakat göğün rahmeti oradan eksik olmamıştı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><img alt="" height="402" src="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/05/whatsapp-image-2026-05-19-at-125407.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="640" /></p>

<p style="text-align:center"></p>

<p style="text-align:center"></p>

<h5 style="text-align:right"><strong>Songül Can Ülbeği</strong></h5>

<h5 style="text-align:right"></h5>

<p style="text-align:justify">Bu çizime bakınca insanın içine hüzünle karışık derin bir sükûnet doluyor. Sanki bulutların arasından birbirine uzanan o iki el, yalnızca mazide kalmış bir kavuşmayı değil; çağları aşarak hâlâ yaşayan bir hakikati haber veriyordu. O ellerin arasında açan çiçekler ise bu kutlu izdivacın ardından insanlığa kalan rahmetin, zarafetin ve bereketin sessizlik içindeki yankısı gibiydi.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Çünkü o birliktelikten geriye yalnızca bir soy kalmamıştı; sabır kalmıştı, sadakat kalmıştı, merhamet ve vakar kalmıştı. İnsanı ayakta tutan en derin hasletler, o hanenin gölgesinden çağlara taşmıştı. Bu öyle mukaddes bir emanetti ki insan onu düşündükçe sevginin yalnızca kalpte hissedilen geçici bir meyil olmadığını; ruhun omuzlarında taşınan ağır ve ilahî bir mesuliyet olduğunu idrak ediyordu.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">İnsan bazen kendine sormadan edemiyordu: Bir hane nasıl olur da asırlar sonra bile gönülleri muhabbetiyle diriltirdi? Bir sevgi nasıl olur da zaman eskirken eskimezdi?</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Belki de bunun sırrı, o muhabbetin içinde dünyanın hoyratlığının bulunmamasındaydı. Çünkü orada kalbi incelten bir edep, insanı derinleştiren bir teslimiyet vardı. Sevgi yalnızca bir his değil; bir ahlâk, bir vakar ve birlikte Allah’a yürüyen iki ruhun sessiz ahdi idi.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Onların sevgisi yeryüzünde başlamıştı; fakat semaya ait bir taraf taşıyordu. Sanki gökten inmiş bir nur gibi insan kalbine değiyor, sonra yeniden göğe yükseliyordu. Ancak böyle bir muhabbet çağların üzerinden silinmeyecek izler bırakabilirdi. Bulutların arasından birbirine uzanan o eller ne kadar sade çizilmiş olsa da içinde tarifsiz bir mana taşıyordu: bir tarafta Ali’nin vakarı, heybeti ve adaleti; diğer tarafta Fatıma’nın inceliği, sabrı ve zarafeti vardı.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Ve tam ortalarında açan çiçekler… Sanki bu muhabbetin yeryüzüne bıraktığı rahmetin sessiz şahidi değil; asırlardır dinmeyen duası gibiydi.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong>O hane dünya nimetleri bakımından sade idi; fakat göğün rahmeti oradan eksik olmamıştı. </strong></p>

<p style="text-align:justify">Maddî yoklukların içinde manevî bir saltanat saklıydı. Sessizliklerinin içinde bile bereket türünden bir feryat saklıydı. Çünkü bazı haneler yalnızca içinde yaşayan insanları değil, kendilerinden sonra gelecek bütün kalpleri de terbiye ederdi.</p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Kökleri toprağın altında saklı kalan bir ağacın sesi duyulmazdı; fakat gölgesi asırlar boyunca insanların üzerine düşerdi. Onların sevgisi de böyleydi: sessizdi, gösterişsizdi; ama zamanın üzerine mühür vuracak kadar derin, sarsılmaz ve hakikatliydi.</p>

<p style="text-align:justify"></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Asırlar geçmiş, şehirler yıkılmış, çağların yüzü değişmişti… Fakat o muhabbetin yeryüzüne bıraktığı rahmet gönüllerin üzerinden çekilmemişti. Çünkü bazı sevgiler fânî değildi. Bazı muhabbetler yalnızca iki insanı değil; çağların ruhunu da güzelleştirirdi.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Ve belki de bu yüzden, gökyüzü hâlâ o nikâhın hatırasını taşır gibiydi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/goge-yazilmis-izdivac</guid>
      <pubDate>Wed, 20 May 2026 12:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/05/izdivajz-1.jpg" type="image/jpeg" length="38866"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Aile İlişkileri ve İnatlaşma]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/aile-iliskileri-ve-inatlasma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/aile-iliskileri-ve-inatlasma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA['Secde etmiyorum. Çünkü ben ateşten insan da topraktan yaratıldı.']]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p></p>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Aile ilişkileri</strong></p>

<p></p>

<p style="text-align:justify">Aile ilişkilerinde kadınların ve erkeklerin üstlenmesi gereken görevler ve her iki tarafın sakınıp, uzak durması gereken şeyler vardır.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Bu konu sadece karı-koca ilişkilerinde değil, arkadaş ilişkilerinde, ebeveyn-çocuk ilişkilerinde, iş ilişkilerinde dikkat edilmesi gereken hususlardandır. İlişkilerimizde pürüzlerin, anlaşmazlıkların ortadan kalkması ve huzur ortamı oluşması için bu hususlara dikkat etmeliyiz.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">İkili ilişkilerde yapılması gerekenler örneğin; vefa, sadakat, ihtiram, anlayış ve yapılmaması gereken işler vardır. Ailenin huzuru için bazı şeylerden sakınmak gerekir çünkü karı-koca arasındaki ihtilaflar çocukların evden ve ebeveynlerinden uzaklaşmasına sebep olur.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">İslâm ahlakıyla yoğrulmamış evliliklerde zorluk ve sıkıntılar baş gösterir. Eşler ve çocuklar dinden uzaklaşıp mutsuz bir hayatı yaşamak zorunda kalırlar.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Uzak durulması gereken şeyler.</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>1- Bahane Aramak</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Bahane aramak ve inatçılık en önemli sorunlardan birisidir. İhtilafların birçoğu geçerli sebebi olmayan çocukça inatlaşma ve bahane aramaktan kaynaklanmaktadır. Peygamber Efendimiz (s.a.a) buyurur ki:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><i>"Hayır işleri adet edinin, inatta şer vardır."</i></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">İnsan iyi amelleri adet edinmeli ve onda kararlı olmalıdır. Namazı fazilet vaktinde kılmak için ısrarcı olmak, yalan söylememek için ısrarcı davranmak, kötü söz söylememek için ısrar etmek iyi amellerdendir ve ısrarla iyi amel yapmaya çalışmak çok faziletli, doğru bir iştir. Fakat insan mantık dışı bir konuda ısrar edip, bahane arar ve kötü bahanelerle ailesini huzursuz ederse inat etmiş olur.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">İmam Sadık (as) şöyle buyurmuştur:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><i>Mümin kimsede şu altı haslet bulunmaz.</i></p>

<p style="text-align:justify"></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"><strong>1- </strong>Yersiz şeylerde katı kurallı olmak; Bazı aileler çok sert ve katı oldukları için çocuklarına şiddet uygularlar. Ebeveyn ve çocuklar sürekli bir çatışma halindedir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>2- </strong>Başarısızlık; Yani faydasız olmak. 'نكد' Kuran'da geçmiştir. Hiç bir işe yaramayan ve kimseye faydası olmayan yer anlamındadır. Mümin kişi faydasız olmamalıdır. Hem kendine hem başkalarına hayrı dokunmalıdır.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>3- </strong>Bahane üretmek; Mümin de olmaması gereken hasletlerden bir diğeri bahane üretmek ve inat etmektir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>4-</strong> Yalan söylemek.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>5-</strong> Kıskançlık.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>6- </strong>Eziyet etmek.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Bu hasletlerin en kötüsü boş ve gereksiz şeyler için inat etmektir. İnat Şeytan'ın huylarındandır. Çünkü Şeytan, Allah-u Teâlâ’ya karşı bahane üretti ve dedi ki; <i>'Secde etmiyorum. Çünkü ben ateşten insan da topraktan yaratıldı.'</i></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Sonuçta Allah’ı kabul ediyor ve O'na itaat ediyorsan O secdeye ermeni emrediyor. O, insanda bir cevher görmüşken; sen neden karşı çıkıyorsun? Bilmez misin ki inat iblis'in sıfatlarından ve Şeytan'ın özelliklerindendir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Hz. Ali (a.s): <i>"İnat bütün kötülüklerin kaynağıdır."</i> buyurur.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Musa Kavmi'nin Bahanesi</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Hz. Musa, kavminin bir sorunuyla karşılaştı. Bir şahıs öldürülmüş fakat katilinin kim olduğu bulunamamıştı. Hz. Musa'ya katili nasıl buluruz diye sordular. Allah, Musa peygambere vahiy etti; <i>"Bir ineği öldürün, onun etinden bir parçayı ölünün bedenine sürün ve ölen kişinin tekrar dirilmesini bekleyin."</i></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Musa zamanında faili meçhul bir cinayet meydana gelmişti. Birbirlerini, öldürmekle suçlamışlar ve aralarında hüküm vermek üzere olayı Hz. Musa'ya götürmüşlerdi.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Yüce Allah, gözle görülür maddi bir mucize yolu ile katilin kim olduğunu göstermek istemiş ve Hz. Musa'ya sıradan bir inek kesmeleri gerektiğini iletmesini emretmişti. Herhangi bir ineği alıp kesselerdi emri yerine getirmiş olacaklardı. Ama bu kavim inat ederek ve bahane üreterek ineği kesmek istemediler.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Hz. Musa'ya ineğin yaşını sordular. O da küçük veya büyük olmayıp orta yaşlı olduğunu söyledi.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Rengini sordular. Parlak, sarı renkli ve görenlerin içini açan bir inek olduğunu belirtti.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Ne yaptığını sordular. Sahipleri tarafından sevildiğini, çifteye koşulmadığını ve ekin sulamadığını söyledi. Sonunda ineği kestiler. Onların bu inadı ineği çok pahalıya almalarına sebep oldu.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Sonra, Hz. Musa, kesilen ineğin vücudundan bir parça ile öldürülmüş adama vurmalarını emretti, onlar da vurdular. Ardınca Allah, öldürülen adamı tekrar diriltti, ona ruh verdi ve adam da; 'Beni falan kişi öldürdü!' diyerek katili söyledikten sonra tekrar öldü. Tüm bu olanları da İsrailoğulları şaşkın bakışlarla ve dehşetle izlediler. Ama bitmemişti; onların bahane ve zorluk çıkararak inat etmeleri sonucunda Allah-u Teâlâ, onlara kırk yıl avare bir hayat yaşattı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/aile-iliskileri-ve-inatlasma</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 17:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/05/inadz-1.jpg" type="image/jpeg" length="55431"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sadakatli ve Güvenilir Olmak]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/sadakatli-ve-guvenilir-olmak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/sadakatli-ve-guvenilir-olmak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Emanetlere karşı sadık olmak rızkın bollaşmasına sebep olur. Emanetlere karşı hıyanet etmek ise fakirliğe sebep oluyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Yüce Allah şöyle buyurmuştur:</p>

<p style="text-align:center"><i><strong>“Ey iman edenler Allah’tan korkun ve doğrularla beraber olun.”</strong></i><a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>

<p style="text-align:justify">Yüce Allah şöyle buyurmuştur:</p>

<p style="text-align:center"><i><strong>“Müminler içinde Allah’a verdikleri sözde duran nice erler var”</strong></i>.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<p style="text-align:justify">İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: <i>"Doğru olan kişinin sadık olduğunu herkesten önce Yüce Allah onaylar. Daha sonra nefsi kendisini onaylar ve sadık inanır."</i></p>

<p style="text-align:justify">İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: Her zaman doğru olan kul (belli bir süre sonra) Allah nezdinde “sadık” bir kul olarak yazılır. Sürekli yalan konuşan kul ise (belli bir süre sonra) Allah nezdinde “yalancı” bir kul olarak yazılır. Kul, doğru konuştuğunda Yüce Allah şöyle buyurur: Doğru konuştu ve iyilik yaptı. Kul, yalan konuştuğunda ise Yüce Allah şöyle buyurur: Yalan konuştu ve kötülüğe bulaştı.</p>

<p style="text-align:justify">Diğer bir hadiste şöyle yazar: <i>Kul, doğru olmaya devam ederse (belli bir süre sonra) Allah nezdinde “sıddık” birisi olarak yazılacaktır.</i></p>

<p style="text-align:justify">İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur:<i> İnsanları, dilinizle değil, yaptıklarınızla iyiliğe davet edin. İnsanlar sizdeki azmi, doğruluğu ve takvayı görsünler.</i></p>

<p style="text-align:justify">İmam Cafer-i Sadık (a.s) yarenlerinden birine şöyle buyurdu: <i>Hz. Ali’nin (a.s), Peygamber Efendimize (s.a.a) onca yakın olabilmesinin sırrı üzerinde düşün. Hz. Ali (a.s) doğru olmakla ve emanete sadık olmakla Peygamber Efendimize (s.a.a) yakın olabildi.</i></p>

<p style="text-align:justify">İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: <i>Yüce Allah bütün peygamberleri iyilik yapılması üzere ve verilen emanetleri, ister günahkâr olsun ister iyi olsun sahiplerine geri vermek üzere gönderdi.</i></p>

<p style="text-align:justify">Resulullah’ın (s.a.a) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: <i>Emanetlere karşı sadık olmak rızkın bollaşmasına sebep olur. Emanetlere karşı hıyanet etmek ise fakirliğe sebep oluyor.</i></p>

<p style="text-align:justify">Emirü’l-Müminin Hz. Ali’nin (a.s) şöyle buyurduğu nakledilmiştir:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong><i>Emanetleri geri verin, peygamber evladının katiline ait olsa bile.</i></strong></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: <i>Sana güvenip de emanet bırakan birisinin emanetini kendisine geri ver ve senin vermiş olduğun emanete sadık davranmayana karşı sadakatsizlik yapma.</i></p>

<p style="text-align:justify">İnsan, sözlerinde sadakatli ve doğru olduğu gibi hâl ve hareketlerinde de sadakatli ve doğru olmalıdır. Doğru olmanın en alt seviyesi kişinin her zaman ve her yerde sözlerinde doğru olmasıdır. Yanlış anlaşılmasını önleyebilmek için ve yalancı gibi görünmesini önleyebilmek için elinden geldiği kadar açık konuşmaya çalışan kişi ise bu yönünü kemale ulaştırmıştır.</p>

<p style="text-align:justify">İnsan, diğer insanlara karşı sadık ve dürüst olduğu gibi rabbine karşı da dürüst olmalıdır. Namaza dururken diliyle “yüzümü Allah’a döndürdüm” deyip de kalbiyle bunu yapmayan şahıs, dürüstçe davranmamıştır. Namaz esnasında “ancak sana kulluk ederiz”<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a> deyip de dünyaya kulluk eden şahıs veya “yalnız senden medet umarız”<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a> deyip de başkasından medet uman şahıs, yalan söylemiştir.</p>

<p style="text-align:justify">Bir sonraki aşama niyette sadık olmaktır; yani niyetteki daha önce açıkladığımız muhtemel fazlalıkları söküp atmak. Niyet sonrasında ise azim aşamasında sadık olmak önemlidir; yani güçlü bir şekilde hayır ve iyilik peşinde olmak. Kimi durumlarda insan, daha amel vakti gelmeden önce azim sahibi olur. Örneğin kendi kendine “elime şu para gelirse tamamını veya şu kadarlık bir bölümünü Allah yolunda harcayacağım” der. Ancak bazı durumlarda bu azimde, sadık azimle örtüşmeyen değişik meyiller veya tereddütler de görülebilir.</p>

<p style="text-align:justify">Bir sonraki aşama azme karşı sadık olmak aşamasıdır. İnsanlar, karar alırken veya söz verirken cömert davranabilir;zira söz vermek kolaydır; ancak zamanı geldiğinde, insanın nefsanî istekleri kişinin bu azmini kırabilir ve verdiği sözde durmasını engelleyebilir. İşte bu tür bir davranış azimde sadık olmakla örtüşmez.</p>

<p style="text-align:justify">Yüce Allah şöyle buyurmuştur:</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong>“Müminler içinde Allah’a verdikleri sözde duran nice erler var”.</strong><a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">Sonraki aşama ise amelde ve davranışlarda sadık olmaktır. Bu aşamadaki şahıs, bütün çabasını, dış görünümüyle iç görünümünün farksız olması yönünde kullanacaktır. Bu, bütün amelleri tamamıyla bir kenara bırakmak demek değildir. İnsan, niyetlerini, görünen haliyle uyumlu bir hale getirerek, riya ve benzeri çirkinliklerden uzak durmalı ve olduğu gibi görünmeğe çalışmalıdır. Riya yapan bir insan görünürde Allah için bir ibadet yapıyor olarak görünse de gerçekte insanlar için ibadet yapmaktadır. Nice huşu halinde namaza durmuş gibi görünen insanların bu huşu görüntüsü sadece insanlar içindir. Bakan insanlar bu insanı Allah karşısında huşu ile durmuş birisi olarak görürler ancak gerçekte bu insan nefsanî isteklerinin karşısında eğilmekten başka bir şey yapmaz. Kusursuz bir vakar ve sükûnet ile yürüyen nice insanın iç hali bu dış görünümüyle uyumlu değildir. Böyle bir insan her ne kadar bunu insanlar için yapmasa da amel ve davranış aşamasında sadık ve doğru olduğu söylenemez. Bu durumdan kurtulmanın tek yolu ise iç ve dış görünümü aynı hale getirmeğe çalışmak veya iç görünümü daha da güzelleştirmektir.</p>

<p style="text-align:justify">Emirü’l-Müminin Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: <i>Allah’a yemin ederim ki sizi yönlendirdiğim bütün iyiliklere sizden önce kendimi yönlendiririm ve sizi sakındırdığım bütün kötülüklerden sizden önce kendimi sakındırırım.</i></p>

<p style="text-align:justify">Aynı zamanda sadakat ve doğruluğun en üst ve en değerli aşaması olan sonraki aşama, inançta doğru ve sadık olmaktır. Örneğin Allah korkusu, Allah’a ümit bağlamak, Allah sevgisi, tevekkül, zahitlik ve benzeri diğer sıfatlar konusunda sadık olmak gibi. Bu sıfatların her biri bir başlangıç noktasına sahiptir ve insan bu başlangıç noktasına geldiğinde bu sıfata sahip olduğunu söyleyebiliriz. Ancak bu sıfatlar aynı zamanda bir de kemal ve zirve noktasına sahiptir ve gerçek anlamda bu sıfatlara sahip olan şahıs, taşıdığı bu sıfatı kemal ve zirve noktasına ulaştırabilen kişidir.</p>

<p style="text-align:justify">Yüce Allah şöyle buyurmuştur:</p>

<p style="text-align:justify"><i><strong>“Müminler ancak Allah’a ve Resulüne iman eden, ondan sonra asla şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla savaşanlardır. İşte doğrular ancak onlardır.”</strong></i><a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a></p>

<p style="text-align:justify">Yüce Allah şöyle buyurmuştur:</p>

<p style="text-align:justify"><strong><i>“İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, o kimsenin yaptığıdır ki, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır. (Allah’ın rızasını gözeterek) yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve kölelere sevdiği maldan harcar, namaz kılar, zekât verir. Antlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirir. Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder. İşte doğru olanlar, bu vasıfları taşıyanlardır. Muttakiler ancak onlardır.”</i></strong><a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a></p>

<p style="text-align:justify">Resulullah’ın (s.a.a) sadık sahabesi Ebuzer’e <i>“İman nedir?”</i> diye sorulduğunda bu ayeti kerimeyi okudu. Kendisine <i>“size imanın ne olduğunu sorduk”</i> söylenince şöyle cevap verdi: Peygamber Efendimize (s.a.a) imanın ne olduğunu sorduğumda bana bu ayeti okudu.</p>

<p style="text-align:justify">Allah korkusu konusunda sadık ve doğru olmanın anlamına gelince; Hiç şüphesiz Allah’a inanan müminler Allah korkusu dediğimiz bu korkuya sahiptirler. Ancak bütün bu korkuların <i>“doğruluk”</i> ve <i>“sadakat”</i> aşamasında olduğunu söyleyemeyiz. Bu sebeple hükümdardan korkan insanların veya yolculuk esnasında eşkıyaların saldırısına uğrayan kişinin yüz renginin değiştiğini, titremeğe başladığını, artık hayattan tat almadığını, yemekten içmekten kesildiğini, kimi durumlarda şuurunu bile kaybettiğini, kendi ve ailesinin ihtiyaçlarını karşılayamaz hale geldiğini, insanlardan uzaklaşıp şehir dışına çıktığını ve korktuğu şeyden uzak durabilmek için kendini dağa taşa vurduğunu görürüz.</p>

<p style="text-align:justify">Bütün bunlar kişideki korkunun birer belirtisidir. Ancak her nedense aynı şahıs Allah’tan korktuğunu söylediği, ilahi azaptan korktuğunu söylediği halde Allah’ın emirlerine karşı gelip günah işledikten sonra bu belirtilerin hiçbirisine sahip olmayabiliyor.</p>

<p style="text-align:justify">Hz. Peygamber (s.a.a) bu gerçeğe işaretle şöyle buyurmuştur: <i>Cehennemin, ondan kaçanların uykuda olduğu başka bir benzerini görmedim; cennetin, onu arzulayanların uykuya daldığı başka bir benzerini görmedim.</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">İlahi ümit konusunda sadık ve doğru olmak da aynı şekildedir. <i>Bu konuya daha önce açıklık getirdiğimiz için burada tekrar açıklamaya gerek görmüyorum.</i></p>

<p style="text-align:justify">Bazı kullar taşıdıkları bütün bu iyiliklerde ve iyi sıfatlarda, sadakat ve doğruluk aşamasına ulaşmayı başarmışlardır. İşte bu insanlara <i>“sıddık” </i>sıfatı verilir. Bazı insanlar ise tüm bu sıfatlarda değil de bu sıfatların bir bölümünde kemal haddine ulaşmış ve doğruluk derecesini elde edebilmişlerdir. Bu insanlar konusunda ise örneğin <i>“sözünde sadıktır”,</i> <i>“davranışlarında doğrudur”</i> ve benzeri ifadeler kullanılır.</p>

<p style="text-align:justify">Misbâhu’ş-Şerîa kitabında İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: Sadık olup olmadığını bilmek istiyorsan, kıyamette, Allah’ın karşısında hesap veriyormuşçasına niyetini ve dile getirdiğin şeyi hesaba çek. Yüce Allah şöyle buyurmuştur:<i><strong> “O gün tartı haktır”.</strong></i><a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a> Kalbinde taşıdığınla dille söylediğini bir bulur isen, işte o zaman sadık olduğuna inanabilirsin.</p>

<p style="text-align:justify">Sadakatin en düşük aşaması ise kalbin dilden korkmadığı ve dilin kalpten çekinmediği haldir. Sadık bir insan, sadakatin hakikatine ve zirvesine vardığında ise ölüm döşeğinde ölümü arzulayan insana benzer. Bu insan, ölümü arzulamasın da ne yapsın?</p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - - - - - - - - </strong></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a> Tevbe, 119.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a> Ahzab, 23.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><sup><sup>[3]</sup></sup></a> Fatiha, 5.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><sup><sup>[4]</sup></sup></a> Fatiha, 5.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><sup><sup>[5]</sup></sup></a> Ahzab, 23.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><sup><sup>[6]</sup></sup></a> Hucurat, 15.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><sup><sup>[7]</sup></sup></a> Bakara, 177.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><sup><sup>[8]</sup></sup></a> A’raf, 8.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/sadakatli-ve-guvenilir-olmak</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 18:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/05/sadakatz-1-1.jpg" type="image/jpeg" length="92019"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kevser Akademi Seminerinde "Bilinçli Aile” Konuşuldu]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/kevser-akademi-seminerinde-bilincli-aile-konusuldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/kevser-akademi-seminerinde-bilincli-aile-konusuldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kevser Akademi olarak, kaliteli örgün eğitim hizmetleri ile öğrencilerimizin gelişimine destek sağlıyoruz. Deneyimli akademik kadromuz ve ilmi-manevi eğitim yaklaşımımızla fark yaratıyoruz..]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><br />
<strong>Kevser Akademi Seminerinde "Bilinçli Aile” Konuşuldu</strong></p>

<p style="text-align:justify">Kevser Akademi’de gerçekleştirilen seminerde konuşmacı olarak Üstad Yusuf Töre yer aldı. Seminere katılan gençler, <i>“dindarlığın hakikati”, “amel ve ahlak ilişkisi”</i> ile <i>“huy terbiyesi”</i> üzerine önemli değerlendirmeler dinledi.</p>

<p style="text-align:justify">Programda, dinin yalnızca bilgi edinmekten ibaret olmadığı; gerçek dönüşümün insanın davranışlarına, ahlakına ve huylarına yansıması gerektiği vurgulandı.</p>

<p style="text-align:justify">Üstad Yusuf Töre, kişinin sadece dini bilgi sahibi olmasının yeterli olmadığını, bilginin amele ve güzel ahlaka dönüşmesi gerektiğini ifade etti.</p>

<p style="text-align:justify">Seminerde özellikle evlilik sürecine dair dikkat çekici tavsiyeler de paylaşıldı. Evlilikte duygusal bağdan önce karakter ve huyların önemine değinilerek, insanın gerçek ahlakının aile ortamında ortaya çıktığı belirtildi. Huy değişiminin manevi yolculuğun temel şartlarından biri olduğu ifade edilirken; cimrilik, öfke, hırs ve kırıcı davranışlar gibi kötü huylarla mücadele edilmesi gerektiği anlatıldı.</p>

<p style="text-align:justify">Kur’an-ı Kerim’den ayetler ve Ehl-i Beyt’ten rivayetlerle desteklenen seminerde, ilmin insanı Allah’a kulluğa ve nefis terbiyesine ulaştırması gerektiği vurgulandı.</p>

<p style="text-align:justify">İmam Bakır (a.s) ve İmam Kâzım’dan (a.s) nakledilen rivayetlerle, ilimle amel eden kişinin değerine dikkat çekildi.</p>

<p style="text-align:justify">Program sonunda katılımcılara düzenli muhasebe yapmaları, güzel huyları bilinçli şekilde kazanmaya çalışmaları ve manevi gelişimlerini sürekli canlı tutmaları tavsiye edildi.</p>

<p style="text-align:justify"></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"><strong>Ehlader HABER</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<h5 style="text-align:center"><strong><a href="http://www.kevserakademi.com" rel="nofollow"><span style="color:#e74c3c">http://www.kevserakademi.com</span></a></strong></h5>

<p></p>

<p></p>

<p style="text-align:center"><strong><span style="color:#e74c3c"><img alt="1 (1)-2" height="451" src="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/05/1-1-2.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></span></strong></p>

<p style="text-align:center"><strong><span style="color:#e74c3c"><img alt="Photo 2026 05 11 07 52 46" height="450" src="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/05/photo-2026-05-11-07-52-46.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></span></strong></p>

<p style="text-align:center"></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/kevser-akademi-seminerinde-bilincli-aile-konusuldu</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 15:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/05/12semi.jpg" type="image/jpeg" length="30559"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tuzsuz Ekmek İnfak Etmek]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/tuzsuz-ekmek-infak-etmek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/tuzsuz-ekmek-infak-etmek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İmam Cafer-i Sadık diye meşhur olan Cafer bin Muhammed bin Ali bin Hüseyin (Medine, h. 83/Medine, h. 148), On İki İmam'ın (a.s) altıncısıdır.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Yağmurlu bir gece İmam Cafer-i Sadık (a.s) gecenin karanlığından istifade ederek tek başına evden dışarı çıkıp <i>“Zılle-i Beni Saide”</i><a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a> tarafına yola koyuldu.</p>

<p style="text-align:justify"></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Mualla bin Huneys, İmam Sadık’ı bu karanlık gecede yalnız bırakmamak için az bir mesafeyle sessizce Hazretin arkasından yürüyordu.</p>

<p style="text-align:justify">Derken İmam’ın omzundan bir şeyin yere düştüğünü fark etti. O anda İmam’ın yavaş bir sesle; <i>“Allah’ım! Bunu bana geri çevir”</i> dediğini duydu.</p>

<p style="text-align:justify">Mualla bu durumu görünce yakına gidip selam verdi. İmam (a.s) Mualla’nın sesinden onu tanıyıp şöyle buyurdu:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Mualla sen misin?”</i></p>

<p style="text-align:justify">Mualla, <i>“Evet, ben Mualla’yım.” </i>dedi.</p>

<p style="text-align:justify">Mualla İmam’ın (a.s) cevabını verdikten sonra, yere düşen şeyin ne olduğuna dikkat ederken bir miktar ekmeğin yere düşmüş olduğunu gördü.</p>

<p style="text-align:justify">İmam: <i>“Mualla! Bunları yerden topla bana ver” </i>diye buyurdu.</p>

<p style="text-align:justify">Mualla da ekmekleri yerden toplayıp İmam’a verdi. Mualla sonrasını şöyle anlatır; inanın İmam’ın omzundaki yük çok büyüktü, bir insan onu ancak zorlanarak taşıyabilirdi.</p>

<p style="text-align:justify">İmam’a; <i>“Müsaade buyurun bu yükü ben omzuma alayım”</i> dedim. Ama İmam; <i>“Ben bu işe senden daha meyilliyim”</i> buyurdu.</p>

<p style="text-align:justify">İmam (a.s) ekmekle dolu olan koca bohçayı omzuna alınca birlikte <i>“Zılle-i Beni Saide”</i> tarafına doğru hareket ettik ve nihayet oraya vardık. Orası yoksul ve çaresizlerin, evi ve barkı olmayanların dinlenmek için toplandığı bir yer idi.</p>

<p style="text-align:justify">Herkes uykuya dalmıştı; bir kişi bile uyanık değildi. İmam (a.s) ekmekleri birer-ikişer onların elbiselerinin altına bırakıyordu; öyle ki ekmek verilmemiş hiç kimse baki kalmadı. İmam (a.s) sonra dönmeye azmetti.</p>

<p style="text-align:justify">Mualla İmam’a dönerek şöyle dedi: <i>“Efendim! Bu gecenin karanlığında kendilerine ekmek getirdiğin bu kimseler, Şiileriniz mi ve sizin imametinizi kabul ediyorlar mı?"</i> İmam (a.s) cevaben: <i>“Hayır! Bunlar benim imametime inanmıyorlar; eğer imamete itikatları olsaydı (onlara) tuz da getirirdim!”</i> buyurdular.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - - - -</strong></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title="">[1]</a> Zille-i Beni Saide: halkın sıcak günlerde, sıcaktan korunması için altında toplandıkları bir gölgelik, geceleri ise fakir ve garip kimselerin orada istirahat etmeleri için uygun bir yer idi.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title="">[2]</a> Biharu’l-Envar, c. 47, s. 20.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/tuzsuz-ekmek-infak-etmek</guid>
      <pubDate>Mon, 04 May 2026 19:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/05/somun-1.jpg" type="image/jpeg" length="58364"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İyilik Neydi?]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/iyilik-neydi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/iyilik-neydi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çünkü biz, iyiliğin ne olduğunu biliyorduk.
Ama gereğini yapmadık..]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h5 style="text-align:right"><strong>Songül Can Ülbeği</strong></h5>

<p style="text-align:justify">İyilik neydi?<br />
Bir mazlumun yanında durmak mıydı,<br />
yoksa zalimin karşısında susmamak mı?<br />
İyilik neydi?<br />
Bir çocuğun gözyaşını görüp içinin sızlaması mıydı,<br />
yoksa o gözyaşını durdurmak için elini taşın altına koymak mı?<br />
İyilik neydi?<br />
Bir annenin ağıdını duyup gözlerini kaçırmamak mıydı,<br />
yoksa o ağıdın sebebini değiştirmek için yola çıkmak mı?<br />
İyilik neydi?<br />
Bir yetimin başını okşamak mıydı,<br />
yoksa o başın neden eğik kaldığını sorgulamak mı?<br />
İyilik neydi?<br />
Hatırlamak mıydı,<br />
yoksa unutmamak için direnmek mi?<br />
İyilik neydi?<br />
Sadece dua etmek mi,<br />
yoksa dua ederken bile sorumluluğu omuzda taşımak mı?<br />
İyilik neydi?<br />
Bir anlık bir merhamet kırıntısı mıydı,<br />
yoksa kalıcı bir yükümlülük mü?<br />
İyilik neydi?<br />
Bir tercih mi,<br />
yoksa insanın varlığına yazılmış bir sorumluluk mu?<br />
İyilik neydi?<br />
Kendini korumak mıydı,<br />
yoksa başkası için risk alabilmek mi?<br />
İyilik neydi?<br />
Bir çocuğun uykusunu korumak mıydı,<br />
yoksa uykusuz kaldığını bilip buna sessiz kalamamak mı?<br />
İyilik neydi?<br />
Sadece konuşmak mıydı,<br />
yoksa susmanın bile hesap sorulacağı bir yerde susmamak mı?<br />
Belki de artık bu sorunun cevabı kelimelerde değil,<br />
eksik bıraktıklarımızda saklıydı.<br />
Çünkü biz, iyiliğin ne olduğunu biliyorduk.<br />
Ama gereğini yapmadık.<br />
Gördük… ama yönümüzü çevirdik.<br />
Duyduk… ama kalbimizi kısmaya çalıştık.<br />
Bildik… ama yorgunluğumuzu bahane ettik.<br />
Oysa iyilik, gelip geçen bir his değil;<br />
insanın kendine uzattığı elin, başkasında görünür hâliydi.<br />
Ve belki de insanın kendine yapabileceği en büyük iyilik,<br />
ötekine uzattığı o elde gizliydi.</p>

<p style="text-align:justify">Biz eğer kendimize iyilik etseydik, yeryüzünde bir tek mustazaf kalır mıydı; yoksa biz, iyilik sandığımız suskunluklarla mı çoğalttık zulmü?</p>

<p style="text-align:justify">Ve bütün bu soruların ardından, geriye tek bir hitap kalır:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><i><strong>“Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve ‘Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan bu şehirden çıkar, bize katından bir veli gönder, bize katından bir yardımcı gönder’ diyen mustazaf erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz?”</strong></i></p>
</blockquote>

<h5 style="text-align:right"><br />
<strong>Nisâ Suresi</strong></h5></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/iyilik-neydi</guid>
      <pubDate>Fri, 01 May 2026 19:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/05/songulcan-2.jpg" type="image/jpeg" length="21980"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Merak Üzerine]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/merak-uzerine</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/merak-uzerine" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA["Küçüklükte soru soran kimse büyüdüğünde cevap veren biri olur."]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Merak</strong></p>

<p style="text-align:justify">Bebek dünyaya ayak bastığında dış âlemde neler olup bittiğini bilmez. Her şey onun açısından birdir. Şekiller, renkler ve şahıslar arasında fark gözetmez. Çeşitli şekiller ve seslerden etkilendiği halde onları ayırt edemez. Ama o andan itibaren büyük bir hırs ile eşyaları tanımaya çalışır. Devamlı etrafına bakar, gözlerini insanların üzerine diker.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Çocuk, duyu organlarını ve merak hissini kullanarak bilgi kazanır ve bilgisini çoğaltır. Allah Teâla Kur'an'da buyuruyor ki:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><i>"Allah sizleri hiçbir şey bilmediğiniz halde annelerinizin karnından çıkardı ve O'nun nimetlerini tanımanız ve şükretmeniz için sizlere kulak, göz ve kalp verdi."<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title=""><strong>[1]</strong></a></i></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Kısa bir süre sonra çocuk, dış âleme dikkat eder. Eşyaları eli ile hisseder, alır, hareket ettirir, yere vurur, ağzına götürür, sesleri dinler, gözü ile insanların hareketlerini takip eder. Bu şekilde merak hissini doyurmuş olur ve âlemi tanımak için çaba sarf eder.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Allah Teâla insana kendi çabası ile âlemin sırlarını keşf ve yaratılışın gayesini idrak edebilmesi için merak ve araştırma hissini vermiştir. Çocuktaki merak ve araştırma hissi fıtri bir özelliktir. Baba ve anne, bu hissini kullanmasında çocuğa yardımcı olabilirler. Aynı şekilde, çocuğun bu iç isteğini sert bir şekilde kırabilirler de. Eğer araştırması için gerekli olan alet ve oyuncakları ona verir, deneylerini yapabilmesi için ona serbestlik tanır ve yaşına uygun faydalı oyuncakları verirlerse, onun merak ve araştırma hissini güçlendirmiş olurlar. İşte bu çocukça araştırmalar, gelecekte bilim alanında yapılmış keşifler şeklinde ortaya çıkar. Çeşitli eşyalar ile dolu bir oda dağınık ve kullanışsız olsa bile bu yaşlardaki bir çocuk için çok faydalı olacaktır. Ama eğer baba ve anne çocuğun bu iç isteğini doyurmaz, gereken eşya ve oyuncakları temin etmez, onu araştırma ve deneyden mahrum edecek olurlarsa ondaki merak ve araştırma hissi ezilmiş olur. Gelecekte karşılaşacağı ilmi konularda çok çabuk ümitsizliğe kapılır.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Bu aşamadan daha önemlisi sorgu-sual kademesidir. İki-üç yaşından itibaren soru yaşı başlar. Çocuk, akıl ve zekâsının bir yere kadar tekâmüle eriştiği ve konuşmayı öğrendiği bu yaşlarda anne ve babasını soru yağmuruna tutar.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Mesela, şunları sorar: Acaba ben anne mi olacağım, yoksa baba mı? Babam neden her gün dışarı çıkıyor? Neden taş sert, su ise yumuşaktır? Ben büyükannemi sevmiyorum; öyleyse neden evine gideyim? Neden yağmurda oynamayacakmışım?</p>

<p style="text-align:justify">Paslanmamdan mı korkuyorsunuz? Neden balıklar suda boğulmuyorlar? Siz niçin her gün namaz kılıyorsunuz? Namaz nedir? Güneş geceler nereye gidiyor? Yağmur ve kar nereden geliyor? Yıldızlar nedir ve kim onları yapmış? Sinek ve sivrisineğin ne faydası var? Büyükbaba öldüğünde neden toprağa gömdüler? O nereye gitti? Ne zaman dönecek? Ölüm nedir? vb. yüzlerce soruyu sorarlar.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Bütün çocukların zihnini kurcalayan sorular bir değildir. Zeki çocukların yönelttikleri sorular oldukça dakik ve incedir. Bilgileri çoğaldıkça daha dakik sorular sormaya başlarlar.</p>

<p style="text-align:justify">Çocuk, sorduğu sorular ve yaptığı araştırmalarıyla dış âlemi tanımada başkalarının bilgi ve tecrübelerinden faydalanmak ister. Merak ve araştırma hissi insanın çok değerli içgüdülerinden biridir. Bu içgüdü vasıtası ile insan kemale ulaşır, yaratılış âlemindeki sırların birçoğunu keşfeder ve çeşitli ilimler dalında büyük başarılar elde eder.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Çocuklarının ve insan toplumunun gelişmesi ve tekâmüle ulaşmasından taraftar olan baba ve anneler, çocuğu yetiştirme hususunda Allah'ın vermiş olduğu bu içgüdüden, ellerinden geldiği kadar faydalanmaya çalışırlar.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Bazı baba ve anneler çocuksu soruları bir nevi gevezelik ve başkalarının işine burnunu sokma telakki eder, cevap vermeye gerek duymayarak şöyle derler: "Çocuk bir şey anlamaz ki. Büyüdüğü zaman anlar. Biz onun sorularına nasıl cevap verelim?" Çocuklar soru sordukları zaman derler ki: "Yavrum! Çok konuşma, başkalarının işine burnunu sokma, ben ne bileyim? Büyüdüğün zaman anlarsın. Şimdi bu soruların zamanı değil. Beni rahat bırak." Bu gibi baba ve anneler, çocuklarının yaratılışındaki en değerli insani içgüdüyü söndürürler, böylece onun ruhuna en büyük darbeyi indirmiş ve onun akli ilerlemesini durdurmuş olurlar. Sonra da çocuklarının bilimsel keşiflere isteksizliğinden ve ilmi soruları halletme hususundaki acizliğinden yakınırlar. Hâlbuki çocuğun bu duruma düşmesine kendileri sebep olmuştur.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Eğer bu içgüdü doğru bir şekilde tatmin edilmezse asıl yaratılış hedefinden sapması ve ileride başkalarını eleştirme ve sırlarını keşfetme şeklinde ortaya çıkabilir.</p>

<p style="text-align:justify">Bazı baba ve anneler çocuklarını razı etmek için onların sorularına cevap verirler. Ama verdikleri cevabın doğru olup olmadığına fazla ehemmiyet vermezler. Onlar için önemli olan çocuğun susmasıdır. Cevap ister doğru olsun ister yanlış önemli değil. Çocuğun anlayabileceği seviyede doğru cevap vermek de çok zordur. Böylelikle çocuğu kısa ve geçici bir süre için ikna edip sustururlar. Ama ondaki araştırma duygusu tatmin olmayıp tekâmüle ulaşmamakla birlikte saptırılmış ve gerçekten uzaklaştırılmış olur. Bu çocuk büyüyüp gerçeği keşfettiği zaman kendisini gerçeklerden saptıran baba ve annesine karşı güvenini kaybeder. Hatta böyle bir çocuğun vesvas bol vesveseli, her konuda ve herkese karşı karamsar olması mümkündür.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Ama vazifelerinin bilincinde olan baba ve anneler, Allah'ın vermiş olduğu bu değerli içgüdüyü kendi haline bırakmazlar, ondan en iyi şekilde faydalanırlar. Onlar, çocukların sorularına cevap vermeyi bir vazife bilirler. Cevap vermeden önce düşünürler ve eğer gerekirse konu hakkında bilgi edinirler. Çocuğun anlayabileceği bir dille konuşurlar, onun sorularını iyice dinledikten sonra cevap verirler. Hiçbir zaman gerçek dışı bir şey söylemezler. Eğer bazı soruları yanıtlamaktan aciz olurlarsa, açıkça bilmediklerini söylerler.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Böylece hem çocuktaki araştırma hissini teşvik etmiş olurlar, hem de ona bir şeyi bilmediği takdirde bilgisizliğini belirtmekten utanmaması gerektiğini öğretirler. Bazı baba ve anneler de çocukların sorularını cevaplandırmada aşırı giderler. Yani kısa bir sorunun cevabında teferruata inerek o konuda bildikleri her şeyi söylemeye çalışırlar. Ama ne yazık ki bu yöntem de doğru değildir. Zira çocuğun fazla konuşmadan sıkıldığı tecrübe ile ispatlanmıştır. Çocuk sadece kendi cevabını ister. Fazla söz dinlemekten yorulur.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Çocukları yaptıkları araştırmalarda teşvik edin. Onlara, tartışma ve delil getirmeyi öğretin. Eğer mümkünse onları deney ve tecrübe etmeye sevk edin. Çocuk düşünen bir insandır. İçinde gizli olan değerleri kullanabilmesi, zihninden faydalanabilmesi ve gelecekteki yaşantısına hazırlanabilmesi için onun düşüncesini güçlendirin.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Hz. Ali (a.s) buyuruyor ki:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong><i>"Küçüklükte soru soran kimse büyüdüğünde cevap veren biri olur."</i></strong><a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Yine Hz. Ali (a.s) şöyle buyuruyor:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><i>"Çocuğun kalbi hiç ekilmemiş bir tarla gibidir. Ona ne verilirse kabul eder."</i><a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">...Hanım mektubunda şöyle yazıyor: Bir gece babam eve gelince bana bir bulmaca sordu ve meslektaşlarının bu bulmacayı çözemediklerini söyledi. Herkes uyudu; ama ben bulmacayı çözmeye karar verdim. Geç vakitlere kadar düşündüm ve sonuçta onu çözdüm. Büyük bir sevinçle babamı uyandırdım ve bulmacanın cevabını dedim. Babam sevinerek bana <i>"aferin"</i> dedi. Babam daima üzerinde düşünülmesi gereken soruları bana yöneltiyor ve bu konuda beni teşvik ediyordu. Böylece ben, bulmacaları ve ilmi soruları cevaplandırmada büyük bir ölçüde geliştim. Ben artık hayatımdaki sorularımı düşünerek halledebiliyorum.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - - - -</strong></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title="">[1]</a> Nalh, 78.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title="">[2]</a> Gurer-ul Hikem, s.645.</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title="">[3]</a> Gurer-ul Hikem, s.302.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/merak-uzerine</guid>
      <pubDate>Fri, 01 May 2026 19:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/05/merak-2.jpg" type="image/jpeg" length="76675"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Eğitimde Saygınlığın Kaybolması]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/egitimde-sayginligin-kaybolmasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/egitimde-sayginligin-kaybolmasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[“Her kim bir müminin günahını öğrense, o günahı gizlemese ve o mümin için af dilemese, Allah katında o günahı işlemiş gibidir…”]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Öğrencide Güvensizlik Oluşturması</strong></p>

<p style="text-align:justify">Eğitim ve öğretimde en önemli temel, eğitmen ve öğrenci arasındaki güvendir. Öğrencinin eğitmenine güveni ne kadar güçlü olursa, eğitmenin etkisi o kadar fazla olur; öğrendiği her şey daha sağlam ve zihnine nüfuzu daha derin olur. Zira öğrendiklerini güvendiği bir kaynaktan almaktadır ve onları kabul etmede herhangi bir endişesi yoktur. Ancak bu güven zayıflarsa, temelleri de, eğitmenin etkisi de zayıflar ve öğrencinin öğrenmeye ve öğretim programına yaklaşımı gevşek olur.</p>

<p style="text-align:justify">Bu güvene darbe vuran ve temellerini sarsan, eğitmenin söz ve eylemlerinin birbiriyle çelişkisidir. Eğitmenin sözleriyle eylemlerinin arasındaki farklılıkları görmek öğrenciyi şaşkınlığa düşürür ve kendine şu soruyu sormasına neden olur: “Eğitmenin sözleri mi yoksa davranışları mı doğru? Eğer sözleri doğruysa neden farklı davranıyor? Eğer davranışları doğruysa neden farklı konuşuyor?” böylelikle eğitmenine duyduğu güven yok olur. Bu güvensizlik yavaş yavaş başka işlere de sirayet ederek öğrenciyi çeşitli bilişselliğe ve eylemselliğe karşı şüpheci yaklaşmaya sevk eder. Bu tehlikeli davranış, öğrencinin eğitmeninin devamlı söz ve eylem farklılığına şahit olduğunda ve onların yalancılıklarını gördüğünde daha da pekişir. Emirülmüminin Ali (a.s) bu konuda şöyle buyurmaktadır:</p>

<p style="text-align:center"><i>“Her kim yalancılıkla tanınırsa, halkın ona olan güveni azalır.”</i><a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>

<p style="text-align:justify">Böyle bir şahıs, yalancı çoban gibi doğru bile söylese, insanların inanmasını sağlayamaz.</p>

<p style="text-align:center"><i>“Her kim yalancılıkla tanınırsa, doğru sözü bile kabul edilmez.”</i><a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong>“Çok yalan söyleyen, doğrulanmaz.”</strong><a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">İmam başka bir hadisinde yalancı ile ölüyü bir tutmaktadır. Zira canlı insanın ölüye olan üstünlüğü onun güvenirliliğindedir. Canlı insandan bir şey istendiğinde yerine getirir veya ona bir sorumluluk verilebilir. Ölü ise canlının aksine bunları yapamaz. Yani bir kimseye güvenip de sorumluluk veremiyorsan görünüşte canlı olsa ve nefes alsa da ölüdür. Yalancı bir kimse aynen bu durumdadır.</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Çok yalan söyleyen ve meyyit aynıdırlar. Canlının meyyite üstünlüğü doğru söylemededir. O halde sözüne güvenilmeyenin hayatı geçersizdir.”</i><a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a></p>

<p style="text-align:justify">Her halükârda bu güvensizlik öğrencinin hayatının değişik boyutlarına da bulaşacak, diğer insanlarla ilişkilerini etkileyecek ve inancı ve öğrendikleri sarsıntıya uğrayacaktır.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Riya ve Nifakı Öğretmek</strong></p>

<p style="text-align:justify">Eğitmenin söylem ve eylem farklılığının sonuçlarından birisi de öğrenciye riya ve nifakı öğretmektir. Öğrenci bu davranışa şahit olduğunda riya ve nifaka izin verildiğini sanmaktadır. Böylelikle hedefe ulaşabilmek için zahirde bir şekilde, batında farklı bir şekilde davranılabileceği veya konuşma esnasında istediğini söyleyebileceği ve sözler verebileceği ancak iş uygulamaya geldiğinde konuşma ve sözlere uyulmayabileceği yargısına varır. Bu yargıyı eğitmen ona söylememektedir. Öğrenci bu yargıya kendisi varmaktadır. Zira o eğitmene örnek alabileceği birisi gözüyle bakmakta ve eğitmen ona söylemeden o eğitmenin söylem ve eylemlerinden örnekler almaktadır.</p>

<p style="text-align:justify">Nehlavî Usulu’l-Terbiyeti’l-İslâmiyye ve Esalibuha adlı eserinde eğiticinin özelliklerinden birisinin sadakat olduğunu beyan etmekte, ilmiyle amelinin birbiriyle uyumluluğunun da bunun işareti olduğunu söylemekte ve ancak bu şekilde eğitilenin onun söylem ve eylemlerine tabi olacaklarına değinmektedir. Sonra şöyle demektedir: “Eğer eğiticinin söylem ve eylemi birbiriyle uyuşmazsa, eğitilenler onun sözlerinde ciddi olmadığı ya da söylediklerine güvenmeme yargısına varırlar.” Sadakatsizlik hakkında da şunları söylemektedir: “Eğiticinin sadakatsiz olması, öğrenciye bazen riyayı öğretir. Hem de eğitici istemediği halde bu gerçekleşir. Zira özellikle yeni başlayanlar olmak üzere eğitilenler, eğitimcinin sözlerinden etkilendikleri gibi davranışlarından da etkilenirler. O halde eğitimci, söyledikleriyle ve yaptıklarıyla eğitilenlere örnek teşkil etmektedir. O sadakatsizliğiyle, eğittiği çocuklara kötülük yapmış ve onların ahlâkî arınmalarını sağlayacakken bataklığa sürüklemiştir.” <a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Saygınlığı Kaybetmek</strong></p>

<p style="text-align:justify">Şimdiye kadar beyan edilen sonuçlar öğrencilere yönelik sonuçlardı. Saygınlığı kaybetmek gibi daha başka sonuçlar da vardır ki bunlar eğitmene yönelik sonuçlardır. İmam Cafer Sadık (a.s), Hz. İsa’nın (a.s) ağzından şöyle nakletmektedir: <i>“Yalanı çoğalan kimsenin saygınlığı yok olur.”</i><a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a> Çok az kimse onun sözüne değer verir ve onunla arkadaş olur. Hadislerde de böyle kimselerle arkadaşlık edilmesi yasaklanmıştır.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>İnsanların Saygınlığını Görmezden Gelmek</strong></p>

<p style="text-align:justify">İmam Ali Hadi’den (a.s) nakledilen bir hadiste şöyle geçmektedir:</p>

<p style="text-align:center"><i>“Nefsini aşağılık görenin şerrinden âmânda olma.”</i><a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>

<p style="text-align:justify">Gerçekten de kendine değer vermeyen ve insanî değerini unutmuş bir kimse, başkalarına saygı göstermez ve değer vermez. Her türlü kötü ve aşağılık işleri yapabilir ve diğer insanlara türlü davranışlarda bulunabilir. İmam bundan dolayı buyurmaktadır; bu tür şahısların şerrinden âmânda olma, onlarla karşı karşıya gelme veya onlara bahane verme.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Öğrencinin Saygınlığının Korunması</strong></p>

<p style="text-align:justify">Öğrencinin saygınlığının ve şahsiyetinin korunması, kendisinden gaflet edilmemesi gereken önemli konulardan birisidir. Zira o, insandır ve ilâhî bir saygınlığı vardır. Bundan dolayı mümkün olduğu kadar bu saygınlığın korunması gerekir. Bu amaçla, eğitmen iki şey yapmak zorundadır: ilki öğrencinin hatasının ispat edilmemesi, onu gizlide yaptığı hatadan dolayı tövbeye teşvik etmesi ve öğrencinin yaptığı hatayı itiraf etmesi için eğitmenin acele etmemesi<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a>; ikincisi öğrencinin hatasının ispatlanmış olması ve eğitmenin bunu öğrenmesi durumunda bu hatayı diğer kimselerin yanında dillendirmemesi ve o hatayı gizlemek için çaba sarfetmesi. Bunun sonucu, öğrencinin gurur ve şahsiyetinin korunması olacaktır. İslâmî kaynaklarda nakledilen hadislerde buna önemle vurgu yapılmıştır. İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmaktadır:</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong>“Her kim bir müminin günahını öğrense, o günahı gizlemese ve o mümin için af dilemese, Allah katında o günahı işlemiş gibidir…”</strong><a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
</blockquote>

<p></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a> Tehzibu’l-Ahkâm, c. 10, s. 8, 22 ve 23. Hadisler. Sahih-i Buharî, c. 8, s. 24, 1. Satırdan 5. Satıra kadar.</p>

<p></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a> Mustedreku’l-Vesail, c. 9, s. 134, 6. Hadis. Kenzu’l-Ummal, c. 3, s. 250, 6391 ve 6392. Hadisler.</p>

<p></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a> Tuhefu’l-Ukul, s. 362.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a> Şerhu Gureri’l-Hikem ve Dureri’l-Kelim, Honsarî, c. 5, s. 390.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a> Şerhu Gureri’l-Hikem ve Dureri’l-Kelim, Honsarî, c. 5, s. 209.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><sup><sup>[3]</sup></sup></a> Şerhu Gureri’l-Hikem ve Dureri’l-Kelim, Honsarî, c. 5, s. 208.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><sup><sup>[4]</sup></sup></a> Şerhu Gureri’l-Hikem ve Dureri’l-Kelim, Honsarî, c. 2, s. 139.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><sup><sup>[5]</sup></sup></a> Usulu’l-Terbiyeti’l-İslâmiyye ve Esalibuha, Abdurrahman Nehlavî, s. 173.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><sup><sup>[6]</sup></sup></a> Usulu Kafi, c. 2, Babu’l-Kizb, s. 255, 13. Hadis.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><sup><sup>[7]</sup></sup></a> Usulu Kafi, c. 2, Babu’l-Kizb, s. 255, 14. Hadis.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/egitimde-sayginligin-kaybolmasi</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 21:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/04/oklar1.jpg" type="image/jpeg" length="64854"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Söz ve Eylem Çelişkisi ve Sonuçları]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/soz-ve-eylem-celiskisi-ve-sonuclari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/soz-ve-eylem-celiskisi-ve-sonuclari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[“Halk âlimlerin ilimlerine amel etmediğini çok fazla gördüklerinden dolayı ilim öğrenmeye de rağbet göstermezler.”]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Konuşmak ve hayır işlere davet etmek, konuşanın sözlerini eylemle tasdik ettiği zaman etkili olur. Yani şahıs söylediği şeyi yapıyor olmalıdır, hatta söylemeden önce onu uyguluyor olması gerekir. Şehit Mutahharî bu konuda şöyle demektedir: “Halkın peygamberlere ve evliyalara pek fazla tâbi olduklarını ancak filozoflara ve ilim adamlarına pek de o kadar bağlı olmadıklarını görüyorsunuz. Niçin? Çünkü filozoflar yalnızca konuşurlar. Yalnızca öğretileri vardır, yalnızca teori üretirler. Odalarının bir köşesinde oturur durmadan kitap yazar ve halka dağıtırlar. Fakat peygamberler ve evliyalar, sadece teorilere sahip değiller, amele de sahiptirler. Söyledikleri şeye ilk önce kendileri amel ederler, hatta önce söyleyip sonra amel etmezler, önce amel edip sonra başkalarına söylerler. Bu durumda söylediklerinin etkisi kat kat fazla olur (ve bu yüzden tâbileri çoktur).<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>

<p style="text-align:justify">Sözle birlikte eylem de olmazsa, etkisi olmaz. Allah Resulü eylemsiz söylemi, oku olmadan ok atmaya çalışan okçuya benzetmektedir:</p>

<p style="text-align:center"><i>“Ey Ebu Zer! Amelsiz dua eden, yaysız ok atana benzer.”</i><a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<p style="text-align:justify">Ok yaya yerleştirilip ipi gerilmedikçe ok atmaya çalışmak beyhudedir. Eylemsiz söylem de etkisizdir ve kalplere ulaşmaz. İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmaktadır:</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong>“Ne zaman bir âlim, ilmine amel etmezse, yağmurun düz kayaya etki etmediği gibi sözleri ve nasihatleri kalplere etki etmez.”</strong><a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">Sadî’nin dediği gibi:</p>

<p style="text-align:center"><i>Sadece konuşsa ameli olmasa âlimin<br />
Kimse almaz nasihat ne derse desin</i><a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a></p>

<p style="text-align:justify">Amelsiz âlimin sözünün etkisi yoktur derken kasıt, müspet etkisi olmadığıdır. Ama menfi etkisi oldukça fazladır. Şimdi bu davranışın yıkıcı etkilerine değineceğiz.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Öğrencide Nefret Uyandırması</strong></p>

<p style="text-align:justify">Bu davranışın kötü sonuçlarından biri, öğrencinin ilme, âlime, eğitmene ve eğitim programına karşı rağbetini azaltmasıdır. Hatta bunlara yönelik nefret de oluşturabilir. Emirülmüminin İmam Ali (a.s) şöyle buyurmaktadır:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Halk âlimlerin ilimlerine amel etmediğini çok fazla gördüklerinden dolayı ilim öğrenmeye de rağbet göstermezler.”</i><a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a></p>

<p style="text-align:justify">Gazalî Mizanu’l-Amel adlı eserinde eğitmenin sekiz görevinden birinin ilmine amel etmek olduğu beyan etmekte ve devamında şöyle demektedir: <i>“Eğitmen sözünü, eylemiyle yalanlamamalıdır. Yoksa insanlar gelişim talep etmekten ve gelişimden nefret ederler. Bu, davranışın gözle hissedilmesinden dolayıdır. Zira ilim (ve söylem), göz ile derk edilir ve birçok göz sahibi akil kimselerdir.”</i><a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a></p>

<p style="text-align:justify">İnsanlar duyduklarından ziyade gördüklerine dikkat ederler. Psikolojide insanın en fazla görerek öğrendiği tespit edilmiştir. O halde ebeveynin ve eğitmenlerin konuşmaktan daha çok amel etmeleri ve söylemek istedikleri şeyleri eylemleriyle göstermeleri gerekmektedir. Gazalî sözüne bir örnekle devam etmektedir: “Bir doktor kendisi yiyip de insanlara “yemeyin, çünkü öldürücü zehri var” dese, onu aptallıkla ve bilgisizlikle suçlayıp yediği şeyi faydalı görürler. Doktor men ederek insanların onu yememesini ister, ancak yemesiyle de insanlar o yiyeceğe daha fazla yönelirler. Muhatabın nasihatçiyle nispeti, killi toprağın kalıpla ve gölgenin eğri çubukla nispeti gibidir. Deseni olmayan bir kalıp killi toprak hamuruna nasıl desen verebilir? Eğri çubuğun gölgesi nasıl düz görülebilir? Bundan dolayı şiirde şöyle denmiştir:</p>

<p style="text-align:center"><i>Nehyetme yaptığın halde bir (kötü) ahlâktan<br />
Büyük ayıp sanadır eğer nehyettiğini yaparsan</i><a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a></p>

<p style="text-align:justify">O halde bu davranışın ilk sonucu, eğitim programına yönelik nefretin oluşmasıdır. Hatta öğrencilerin programın tersine yönlendirmektedir. Zira söylediklerine imanı olmayan ve söylediklerini yapmayan birisi, muhataplarının yanındaki itibarını kaybeder. Kendisi söylediklerine değer vermediğinden dolayı, muhatapları da onun söylediklerine dikkat etmez ve konuşmanın sonunda söylenenleri unutulmaya bırakır.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - -</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a> Hamase-i Huseyni, c. 2, s. 106. Tercümesi: İmam Hüseyin ve Kerbela, Çeviri : Hasan Kanaatlı, Evrensel Değerler ve Kevser Yayınları, s. 91.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a> el-Hayat, s. 287.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><sup><sup>[3]</sup></sup></a> el-Hayat, s. 287.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><sup><sup>[4]</sup></sup></a> Kulliyat-ı Sadî, Muhammed Ali Furuğî, s. 92.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><sup><sup>[5]</sup></sup></a> el-Hayat, c. 2, s. 287. Şerhu Gureri’l-Hikem ve Dureri’l-Kelim, Honsarî, c. 3, s. 86.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><sup><sup>[6]</sup></sup></a> Mizanu’l-Amel, Muhammed Gazalî, Ahmed Şemsuddin haşiyesiyle, s. 150.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><sup><sup>[7]</sup></sup></a> Mizanu’l-Amel, Gazalî, s. 150. İhyau Ulumi’d-Din, Gazalî, c. 1, s. 58. Muhaccetu’l-Beyza, Feyz Kaşanî, c. 1, s. 124.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/soz-ve-eylem-celiskisi-ve-sonuclari</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 21:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/04/eylemler-1-1.jpg" type="image/jpeg" length="67971"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Evlilikte Olgunluk ve Niyetin Tekâmülü]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/evlilikte-olgunluk-ve-niyetin-tekamulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/evlilikte-olgunluk-ve-niyetin-tekamulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Allah, hakkımızda hayırdan başka bir şey istemez..]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<h5 style="text-align:right"><strong>Sena Tozluoğlu</strong></h5>

<p style="text-align:justify">​İnsan bazen durup kendine bakmalı; dışarıdan görünen hazırlıkların ötesinde, ruhunun o büyük adıma ne kadar hazır olduğunu tartmalı. Evlilik dediğimiz müessese; sadece yemek yapmak, temizlik, kişisel bakım ya da bedensel tatminden ibaret bir yapı değildir. Bunlar hayatın akışındaki rutinlerdir ancak bir yuvayı ayakta tutan asıl kolonlar bu kadar yüzeysel olamaz.</p>

<p style="text-align:justify">Hakiki manada evlilik olgunluğu; birini gerçekten ve Allah rızası için tanımaya elverişli hale gelmek, yola çıkınca pes etmeksizin o niyetin arkasında durabilme kararlılığıdır. Şayet bir insan tam bir idrak ve bilinç seviyesine ulaşmışsa, karşısındakini tanımaya yetecek o içsel gücü ve kudreti de kendinde bulabilir. Aksi halde, geçici heveslerin ve malayani niyetlerin peşindeki insanlarla karşı karşıya gelip zamanı ziyan etmekten öteye geçilemez.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">​Bu olgunluk yolculuğu, her şeyden önce aynayı kendine tutmayı ve yolda istikrarla yürümeyi gerektirir. Önemli olan, sabır ve niyaz ile fıtratı temiz tutmaya gayret etmek, ruhu o büyük buluşmaya hazırlamaktır.</p>

<p style="text-align:justify">Sosyal medyanın sunduğu o yanıltıcı pürüzlere düşmeden, niyetin temizliğine sığınmak gerekir. Niyetin varlığı yetmez; onu beslemek, büyütmek ve sarsılmayacak bir sağlamlığa ulaştırmak esastır. Bazen insan çevresindeki <em>"kendini bilmezlerin"</em> kolayca evlendiğini görüp bir siteme kapılabilir; ancak bu durum bir haksızlık değil, bir lütuftur. Allah, temiz bir dünya ve ahiret saadeti isteyen kulu için en güzelini hazırlarken, kulun da o güzelliğe layık olacak bir kıvama gelmesini bekler. Ameller niyetlere göredir ve niyetin doğruluğu, amelin de doğrulmasını beraberinde getirir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">​Şimdi odak noktasını <em>"evlilik"</em> kavramından çıkarıp, <em>"kendi yolculuğuna"</em> çevirme vaktidir. Çünkü zihin ve gönül sadece evliliğe kilitlendiğinde, imtihanlar ve sisli düşünceler insanın dünyasını daraltmaya başlar. Oysa insan; <em>"Allah’ım, senin rızan için kuracağım yuvaya hazırlık olarak bugün şu eksiğimi tamamlamaya, şu ahlakımı düzeltmeye niyet ettim"</em> diyerek kendi ruhunu beslemeye başladığında, yolun manzarası değişir. Kendi aklını, fikrini ve benliğini geliştirmeye yönelik atılan her adım, insanı yolda tutar. Ve nihayetinde, o yolda layığıyla yürüyen kişi, yolun ilerleyen safhalarında o yola yakışır bir kimseyle rızıklanacaktır.</p>

<p style="text-align:justify">Sınırlarının farkında olmak ve bu bilinçle niyetini olgunlaştırmak, en hayırlı başlangıçtır; çünkü Allah, hakkımızda hayırdan başka bir şey istemez.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/evlilikte-olgunluk-ve-niyetin-tekamulu</guid>
      <pubDate>Wed, 25 Mar 2026 18:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/03/evlilikte-1.jpg" type="image/jpeg" length="90539"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sadaka Vermek]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/sadaka-vermek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/sadaka-vermek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sadaka verecek kişi niyetinde samimi olmalı, yalnız Allah’ın hoşnutluğunu gözetmeli, gösterişten kaçınmalı, sadakayı başa kakmamalı, sadaka alanı rencide etmemelidir..]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Sadaka</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify">Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için ihtiyaç sahiplerine yapılan gönüllü veya dinen zorunlu maddî yardımları, bu çerçevede verilen para ve eşyayı ifade eder. Kelime Türkçe’de daha çok dilencilere yapılan küçük para yardımını belirtmek üzere kullanılır. Sadaka vermeye tasadduk denilir. İnsanın doğasında bulunan yardımlaşma ve muhtaç olana yardım etme duygusu yanında dinlerin ve ahlâkî öğretilerin teşvikiyle, devlet tarafından zorunlu biçimde tahsil edilen vergilerden ayrı olarak başkalarına maddî destek sağlamak için özveride bulunma uygulamaları değişik şekiller altında gelişerek sosyal yaraların sarılmasına ve toplumsal barışın sağlanmasına önemli katkılar sağlamıştır.</p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">İmam Zeynelâbidin (as) “Hukuk Risalesi”nin bir bölümünü “sadaka hakkına” tahsis etmiştir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Bu konuda İmam Seccad (as) şöyle buyurmuştur:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong><em>“Sadakanın senin üzerinde olan hakkı şudur: Bilmelisin ki sadaka, Rabbinin katındaki azığın ve şahit gerektirmeyen emanetindir. Bunu bildiğinde, gizli verdiğin emanete, açıktan ver­diğin emanetten daha emin olacaksın ve aşikâr etmekte olduğun şeyi gizlice Allah’a emanet vermeye daha fazla liyakat kazanacaksın. Her halükârda bu iş seninle O’nun arasında bir sır olmalıdır. </em></strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong><em>(Sakın) Allah’a emanet verdiğin şeyde, kulak ve gözleri şahit tutmayasın. Allah’a emanet vermede kulak ve gözlere daha çok itimat etmeyesin ve Allah’a güvenmeyen birisi gibi davranmayasın. Daha sonra sadakada hiç kimseye minnet et­memelisin. Çünkü o senin kendin içindir (kendin için biriktirdiğin bir maldır). Onunla bir kim­seye minnet ettiğinde senin durumunun da karşı tarafın durumu gibi kötü olmayacağına güvenme. Zira minnet etmen, onu kendin için biriktirmediğine bir delildir. Eğer kendin için biriktirmiş olsaydın, (o zaman) onunla bir kimseye min­net etmez olurdun. Ve kuvvet ancak Allah’tandır.”</em></strong></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify">Sadaka, Kur’ân’da ve hadislerde önemle vurgu yapılan çok değerli İslâmî amellerden biridir. İslâm dini açısından sadaka, geniş kapsamlı bir kavramdır; insanlara malî yardımda bulunmak ve faydası insanlara dokunan bütün hayır işler <em>“sadaka”</em> kavramı dâhilindedir.</p>

<p style="text-align:justify">Yüce İslâm Peygamberi (s.a.a) bu bağlamda şöyle buyurmaktadır:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p><em>“Her Müslüman her gün sadaka vermelidir.”</em></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Soruldu: “Buna kim güç yetirebilir?”</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Peygamberimiz (s.a.a) buyurdu ki:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong><em>“Yol üstündeki zararlı maddeleri kaldırmak bile sadakadır; (soran) kimseye yolu göstermek sadakadır; hasta görüşüne gitmek sadakadır; iyiliği buyurmak sadakadır; kötülükten sakındırmak sadakadır ve selâmın cevabını vermek sadakadır.”</em></strong></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Peygamberimizin (s.a.a) buyruğunda sıralanan hususlar, sadakanın örnekleridir; düşkün ve muhtaç insanlara malî yardımda bulunmak ise, sadakanın en önemli ve belirgin örneğidir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Hemen belirtmek gerekir ki İslâm dini, dilenme konusunu ortadan kaldırmak için bir mücadele süreci başlatmış ve çalışma gücü olan kimselere dilenme ve insanlardan yardım isteme izni vermemiştir. Çalışma gücü olduğu hâlde insanlara el açıp dilenen kimseler, günah işlemekle birlikte topladıkları paralar da haram para kategorisindedir. İmam Cafer Sadık (as) şöyle buyurmaktadır:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><em>“Yüce Allah, ihtiyacı olmadığı hâlde dilencilik eden kimseyi muhtaç duruma düşürür ve yerini de cehennem ateşi kılar.”</em></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Ancak her toplumda elden-ayaktan düşmüş, güçsüz, düşkün ve muhtaç ama onurlu insanların var olduğu da inkâr edilemez bir gerçektir ki, bu insanlar ne çalışabiliyor ve ne de yaşamlarını temin edebiliyorlar. Maddî gücü uygun olan herkes, bu insanlara yardım etmeli, bunların eksikliklerini gidermeli ve yaşam çarklarını döndürmelidirler.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmaktadır:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><em>“Kendi malından fakirlere veren ve insaf üzere insanlara muamelede bulunan kimse, gerçek mümindir.”</em></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Başkalarına infak etmek, malî yardımda bulunmak ve sadaka vermek hakkında din önderlerimizden o kadar çok hadis rivayet edilmiştir ki, zaman olarak çerçevesi belli bu makalede tümüne yer vermek olanaksızdır. Ancak Kur’ân-ı Kerim’den bir ayet ve sonra da İmam Zeynelâbidin’in (a.s) buyruğunun yorumunu sunacağım.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Şanı yüce Allah, Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong><em>“Mallarını gece ve gündüz, gizli ve açık harcayanlar yok mu, onların mükâfatları Rableri katındadır ve onlara ne korku vardır, ne de mahzun olurlar onlar.”</em><a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title=""><strong>[1]</strong></a></strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">İslâm dininin infak, sadaka... bağlamındaki yüce öğretileriyle ilintili olarak araştırma yapmak isteyenler, öncelikle Kur’ân’dan ve özellikle de Bakara Suresi’nin 261 ilâ 274. ayetlerinden yararlanabilirler.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">İmam Zeynelâbidin’in (a.s) <em>“Hukuk Risalesi”</em>ndeki buyruğuna gelince, İmam (a.s) sadakanın hakkını şöyle açıklamaktadır:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><em>“Sadakanın senin üzerinde olan hakkı şudur: Bilmelisin ki sadaka, Rabbinin katındaki azığın ve şahit gerektirmeyen emanetindir.”</em></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">İmam Zeynelâbidin (a.s) buyruğunun bu diliminde, öncelikle sadakanın, malı zayi ve heder etmek olmadığına dikkat çekmekte ve Allah katında kalıcı bir azık ve emanet olduğuna ve de insanın hem bu dünyada, hem ahiret yurdunda sadakanın faydasından yararlanacağına vurgu yapmaktadır.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Şu da bir gerçektir ki, insan sadaka vermeye niyetlendiği zaman şeytan devreye girer ve bir yandan insanı yoksul duruma düşmekle korkutur, öte yandan da kötülüklere çağırır. Yüce Allah ise, başkalarına yardımda bulunan, infak ederek ve sadaka vererek muhtaç insanların yaşamına katkı sağlayan imanlı kullarını, nimetlerini artırmakla ve bağışlamakla müjdelemekte ve Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong><em>“Şeytan, sizi yoksulluğa çağırır, size kötülüğü buyurur. Allah’sa yarlıgamasına, ihsanına davet eder ve Allah’ın ihsanı boldur, her şeyi o bilir.”</em><a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title=""><strong>[2]</strong></a></strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">İmam Zeynelâbidin (a.s) buyruğunun bir diğer diliminde, sadakanın hakkının gizli yapılması olduğunu şöyle buyurur:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><em>“Bunu bildiğinde, gizli verdiğin emanete, açıktan ver­diğin emanetten daha emin olacaksın ve aşikâr etmekte olduğun şeyi gizlice Allah’a emanet etmeye daha fazla liyakat kazanacaksın.”</em></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Aslına bakılırsa İmam’ın (a.s) bu buyruğu, Kur’ân-ı Kerim’in şu ayetinden iktibas edilmiştir:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong>“Sadakalarınızı açık verirseniz ne hoş, fakat gizlice yoksullara verecek olursanız bu, size daha hayırlıdır ve bu, günahlarınızın keffareti olur. Allah ne yaparsanız, hepsinden haberdardır.”<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title=""><strong>[3]</strong></a></strong><em> </em></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Şüphesiz ki açık veya gizli olarak verilen her sadakanın yararlı ve yapıcı sonuçları vardır. İnsan alenî olarak Allah yolunda sadaka vermekle, gerçekte amelî tebliğde bulunmuş olur ve diğer insanları da iyilikte bulunmaya, yoksulları korumaya ve sosyal iyilikleri gerçekleştirmeye teşvik eder. Gizli olarak yapılan infak ve insanların gözünden uzak olarak verilen sadaka ise, bir yandan kesinlikle riya ve gösteriş tehlikesinden korunmuş olur ve öte yandan ihlâs olarak daha yüce bir seviyede olur. Sadakanın gizli olarak verilmesiyle, yardım edilen yoksulların onur, kişilik ve haysiyetleri de daha iyi korunmuş olur.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">İmam Cafer Sadık (a.s) bu bağlamda şöyle buyurmaktadır:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><em>“Övülesin diye insanların gözü önünde sadaka vermeyesin! Çünkü eğer böyle yapacak olursan, (insanlar tarafından övülmekle) mükâfatını almış olursun. Oysaki sağ elinle sadaka verdiğinde, sol elin bundan haberdar olmamalıdır. Çünkü gizli sadaka vermekle rızasını gözettiğin, alenî olarak senin mükâfatını verecektir.”</em></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">İmam Zeynelâbidin (a.s) buyruğunun bir diğer bölümünde ise bir başka noktaya dikkat çekmekte ve sadakanın minnetten uzak olması gerektiğini şöyle vurgulamaktadır:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><em>“Daha sonra sadakada hiç kimsenin başına kakmamalısın.”</em></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">İmam’ın (a.s) bu buyruğu ise şu ayetin tefsiri gibidir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong><em>“Ey inananlar, malını insanlara gösteriş için harcayan ve Allah’a, ahiret gününe inanmayan kişi gibi sadakalarınızı, başa kakmak, minnet ve eziyetle hiç verilmemiş bir hâle getirmeyin.”</em><a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title=""><strong>[4]</strong></a></strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Bu ayetten anlaşılmaktadır ki, bazı ameller, yapılan hayırlı ve iyi amelleri etkisiz hâle getirir. İslâmî literatürde buna <em>“ihbat” </em>denilmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Allah Resulü (s.a.a) bir hadisinde şöyle buyurmaktadır:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><em>“Üç insan vardır ki, şanı yüce Allah onlarla konuşmaz: Minnet etmedikçe bir şey vermeyen... ”</em></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Sadaka, İslâmî öğretilerde geniş bir şekilde yer almış ve önemli değerlerden biridir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - - -</strong></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title="">[1]</a> (Bakara / 274)</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title="">[2]</a> <strong> </strong>(Bakara / 268)</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title="">[3]</a> <strong> </strong>(Bakara / 271)</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title="">[4]</a> <strong> </strong>(Bakara / 264)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/sadaka-vermek</guid>
      <pubDate>Mon, 23 Mar 2026 15:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/03/sadakaz-1.jpg" type="image/jpeg" length="93757"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Önyargılı Olmamak]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/onyargili-olmamak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/onyargili-olmamak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avam halkla oturup kalkma. Zira onlar en ufak hatayı bile affetmez, hiçbir kusurun üstünü örtmezler.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Haklar konusunda kısaca önemsenmesi gereken önemli konu; hayatta olsun veya olmasın din kardeşlerimizin hiçbirini küçük görmemektir. Bu hata, insanın helak olmasına bile yol açabilir. Nereden biliyorsun, belki hatalı gördüğün bu şahıs senden daha iyidir. Şu anda fâsık birisi olarak görünüyor olsa bile belki ileride doğru yolda ilerlerken amel defteri kapanacak ve sen onun şimdiki halindeyken hayata veda edeceksin.</p>

<p style="text-align:justify">Hiçbir zaman dünya varlığı için kimseyi büyük görme. Zira dünya ve içindeki her şey Allah nezdinde küçüktür. Dünya ehli olan insanları gözünde büyüttüğünde ise aslında dünyayı kendi gözünde büyütmüşsündür ve bunun sonucunda Allah nezdindeki değerini kaybedebilirsin.</p>

<p style="text-align:justify">Onların elindeki dünya malına varmak için inancından ödün verme. Zira bunu yaparsan onların gözünde küçülürsün ve onların elindeki dünyaya da ulaşamazsın. Ulaşsan bile değerli bir şeyi değersiz bir şeyle değiştirmiş olursun.</p>

<p style="text-align:justify">Açıkça onlara düşman kesilme. Zira bunu yaparsan bu düşmanlık çok uzun sürecektir ve bu süreç içinde inancını ve mal varlığını bu yolda kaybettiğin gibi onların inancının da kaybolmasına sebep olacaksın. Ancak açıkça Allah’ın emirlerine karşı geldiklerini görürsen onların bu yaptıklarıyla savaşmalısın.</p>

<p style="text-align:justify">Onlara acıyıp rahmet gözüyle onlara bakmalısın. Zira Allah’ın emirlerine karşı geldikleri için onun gazap ve kahrına uğrayacaklardır ve varacakları cehennem ateşi onlar için fazlasıyla yeterlidir.</p>

<p style="text-align:justify">Kalbinde onlara karşı kin besleme. Senin yüzüne karşı dile getirdikleri övgüler, sevgi sözcükleri ve gülümsemelere inanma. Zira işin gerçeğini araştıracak olursan bu görüntünün ancak yüzde bir doğruluk payına sahip olduğunu ve belki de bu kadar bile doğruluk payı taşımadığını göreceksin.</p>

<p style="text-align:justify">Sıkıntılarını onlara götürme. Zira bunu yaparsan Yüce Allah seni onlara havale eder. Kendi içlerinde oldukları gibi açıkta da sana karşı aynı olmalarını bekleme. Zira bu boş bir hayalden başka bir şey değildir.</p>

<p style="text-align:justify">Onların elindekine göz dikme. Zira bunu yaparsan ancak zillete varmayı kendin için çabuklaştırmış olursun ve dilediğine de varamazsın.</p>

<p style="text-align:justify">Onlara ihtiyacın olmadığını düşünerek onlara karşı böbürlenip kibirlenme. Zira bunu yaparsan kibirlenmenin cezasını ödemek için Yüce Allah seni onlara havale eder.</p>

<p style="text-align:justify">Zengin bir arkadaşına ihtiyacını götürürsen ve o da ihtiyacını karşılarsa bu durumda faydalı bir arkadaş olduğuna inanabilirsin. Ancak ihtiyacını karşılamazsa ona kızmamalısın. Zira bu durumda sana düşmen kesilebilir ve bu düşmanlık çok uzun sürebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Söylediklerini kabul etmeyen birisine öğüt vermeğe kalkışma. Zira söylediklerini kabul etmediği gibi bu iş, bir düşmanlığın başlamasına bile sebep olabilir. Bu nedenle söyleyeceğin öğütleri genel bir ifadeyle dile getir ve kimseyi muhatap alma.</p>

<p style="text-align:justify">Zengin kişilerden sana bir menfaat ulaşırsa, bu insanları aracı kılan Allah’a şükret ve seni onlara havale etmemesi için dua et.</p>

<p style="text-align:justify">Bu insanların senin arkanda konuştuklarını duyarsan veya sana herhangi bir zarar verirlerse onları Allah’a havale et ve onların şerrinden Allah’a sığın. Onların kötülüğünü telafi etmeğe kalkma. Zira bunu yaparsan ancak ömrünü zayi etmiş olur ve daha çok zarar görürsün.</p>

<p style="text-align:justify">Onlara <em>“siz benim değerimi bilmiyorsunuz” </em>deme. Her zaman şuna inan ki bu sevgiyi hak edecek olursan zaten Yüce Allah onu onların kalbine verir. Kuşkusuz kalplerdeki sevgi ve nefret, Yüce Allah’ın elindedir.</p>

<p style="text-align:justify">Dile getirdikleri doğru sözleri dinle ancak söyledikleri yanlış sözleri duyma, onların iyi yönlerini dile getir ve yanlışlıklarını açığa vurma.</p>

<p style="text-align:justify">Avam halkla oturup kalkma. Zira onlar en ufak hatayı bile affetmez, hiçbir kusurun üstünü örtmezler. En ufak şeyler için seni yargılayabilir, sahip olduğun az veya çok her şey için seni kıskanabilir, senin insaflı olmanı bekler ama kendilerine gelince insaf nedir bilmezler. Unutmuş olduğun şeyler için seni yargılar ve oradan buraya söz taşıyarak veya iftiralarla arkadaşların arasını bozarlar. Dolayısıyla onların birçoğuyla beraber olmanın zarardan başka bir getirisi yoktur ve onlardan uzak durmak en doğru seçenektir. Memnuniyet taşıdıkları durumlarda dalkavukluk yapmaktan çekinmezler. Kızgın oldukları durumlarda ise içten içe kin beslerler. Kinlerinden vazgeçmezler ve güler yüzlerine güven olmaz. Görünürde hoş görünümlü bir insan gibi durur ama içlerinde yırtıcı bir kurt saklıdır. Zanlar üzerine hayatlarına şekil verir, senin arkanda gözleriyle işaretleşip dururlar. Kıskandıkları arkadaşlarının ölümünü arzular, ileride yeri geldiğinde yüzüne vurmak için şimdiden senin kusur ve yanlışlarını akıllarında tutmaya çalışırlar.</p>

<p style="text-align:justify">Tam anlamıyla sınamadığın kişiye bel bağlama. Yani bir süre aynı yeri veya aynı evi paylaşmadan, makam veya para sahibi olmadığı hallerini makam ve para sahibi olduktan sonraki halleriyle karşılaştırmadan, beraber yolculuğu çıkmadan, para konusu üzerine sınamadan ve sıkıntılarda düşüp de sana yardım edip etmediğini görmeden kimseye bel bağlama. Bu imtihanlardan başarılı geçen bir arkadaşını ise yaş olarak senden büyük ise kendi baban, yaş olarak senden küçük ise kendi evladın, aynı yaşlarda iseniz eğer bir arkadaş gibi görmelisin.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/onyargili-olmamak</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 20:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/03/yargi-1-1.jpg" type="image/jpeg" length="75876"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Savaşlar ve Silahlar]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/savaslar-ve-silahlar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/savaslar-ve-silahlar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Allâme Muhammed Takî Caferî Tebrizî ve Hatıralar]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h6 style="text-align: right;">.</h6>

<h6 style="text-align: right;">.</h6>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: center;"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Şu anda bu cümleleri yazarken, bugün (11 Haziran 1988) uluslararası tüm kural ve yasalara aykırı olarak korkunç ve ölümcül füzeler, birbiri ardına insanî yerleşim alanlarını, yani insanların yaşamak ve yerleşik hale getirmek için inşa ettikleri evleri ve barınakları, enkaz yığınlarına dönüştürüyor ve gençlerin, yaşlıların, çocukların, kadınların, erkeklerin, hastaların ve sağlıklı olanların yaşam nurlarını okullarda, camilerde, hastanelerde karanlıklara gömüyorlar.</p>

<p style="text-align: justify;">Tam da o gece birkaç arkadaş, gücün olgusunu ve insanlığın onu doğru ve mantıklı bir şekilde kullanmaktan aciz olduğunu tartışıyorduk ki; ansızın dehşet verici bir roket sesi ile sohbetimiz bir an için kesildi. Hepimizi birbirimize baktık ve <i>“şu anda masum insanlar toprak ve kan içinde yatıyorlar”</i> dedik. Aynı esnada erdemli ve bilgili bir arkadaş içeri girdi ve şöyle dedi:</p>

<p style="text-align: justify;"><em>"Dün gece, demokrasiyi kanıtlayan, insanlık için ilerlemenin ve medeniyetin bir göstergesi olan bir olaya şahit oldum, aynı zamanda tarihin cebri ve gelişmelerin zoruyla insan hayatına girmiş sosyalizmi yorumluyordu adeta”</em></p>

<p style="text-align: justify;">Bu patlayan yıkıcı bir saldırıydı ve hemen ailemi sakinleştirdikten sonra hızla roketin çarptığı yere gittim. Gördüğüm manzara o kadar korkunçtu ki onu tanımlama yeteneğim yok ve bu olayın ruhsal darbesini de son nefesime kadar içimde taşıyacağımı düşünmüyorum. Bir ailenin tüm fertlerini kana bulanmış, toprak yığını altında buldum. Sadece henüz sütten kesilmemiş bir bebeğin başını ve küçük eli topraktan dışarıda kalmıştı. Yavaşça ve çok nazik bir şekilde toprağı onun etrafında sıyırdım, çocuğun yüzü ortaya çıktı. Ağzı açık ve emziği, ağzından az ötedeydi. İçimden dedim ki</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><i>“Keşke sesim yüksek olsaydı ve kanun koyuculara, uluslararası insani yardım örgütlerine seslenip, ‘efendiler, buyrun ağzını size soru sormak için açmış bu bebeğe cevap verin’ diyebileydim”</i>.&nbsp; Ama heyhat!…</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Toplantıya katılanlardan biri şöyle dedi:</p>

<p style="text-align: justify;"><em>"Allah rızası için siz ne yaşıyorsunuz böyle? Zaten ne dediğiniz ayan beyan belli değil mi? Onlar burada neler yaşandığını bilmiyorlar mı sanki? Siz yalnızca bir gün boyunca dünya medyasının söylediklerini dinlerseniz göreceksiniz ki, silah satıcılarının nasıl bu ölüm saçan silahları sattığını, bunun sayesinde yaşamlarını, fildişinden saraylarını nasıl kanla inşa ettiklerini ve sonra da medyanın nasıl haber yapacağının sınırlarını çiziyorlar.</em></p>

<p style="text-align: justify;"><em>Peki, şimdi ben tartışmanıza engel olmayayım, siz devam edin lütfen ve şu soruya cevap arayın; acaba insanın tüm ilerleyiş ve medeniyeti meydana getirme iddiasında olduğu bu noktada, güce ulaştığı anda aciz bir hayvana dönüşmemesi ve o gücü, yapıcılık yolunda kullanması için bir yol bulabilir mi bunu düşünün"</em></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/savaslar-ve-silahlar</guid>
      <pubDate>Fri, 19 Jan 2024 14:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2024/01/black-silhouette.jpg" type="image/jpeg" length="67552"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Askeri Üs Demek..]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/askeri-us-demek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/askeri-us-demek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gazeteci Yazar Banu Avar - Ocak / 2024]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h6 style="text-align: right;">.</h6>

<h6 style="text-align: right;">.</h6>

<p style="text-align: justify;"></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em>“Üs demek ‘Ben sana baskın yaparım’ demektir”</em><br />
<br />
Art arda şehitler verdik. Ellerimiz böğrümüzde, yürekler alev alev!<br />
Oturacağımıza<em> ‘Neden?’</em> sorusunu sormalıyız.<br />
<br />
Hepimizin tahmin ettiği bilgilerdi bunlar ama kanıtlıydı. Bu bilgilere göre saldırıyı, Suriye’nin Kamışlı bölgesinden gelen bir Amerikan özel askerî şirketinin mensupları yapmıştı. Bildiğiniz paralı askerler yani. Zaten Amerika kendi ordusu ve kiralık ordusuyla PKK ve PYD’ye askeri eğitim verdiğini kendi açık açık söylüyor.<br />
<br />
Saldırı sırasında öldürülen kiralık askerlerden ikisinin kasklarındaki kameraların kayıtları incelenmiş ve bu kayıtlardan, Mehmetçiklerin, saldırı sırasında doğru yönetilmediği ve bu nedenle bu kadar kayıp verildiği de değerlendirilmişti.<br />
<br />
15 gün sonra yine aynı üs bölgesinde evlatlarımızı teröre şehit verdik. Mehmetçiklerin ısrarla aynı üs bölgesinde ve aynı tepede tutulması konusu medyada daha geniş şekilde konuşuluyor.<br />
<br />
Bakın Pamukoğlu ne diyor:<br />
<br />
<em>“Biz oralarda üsler kuruyoruz. Bu üs meselesi benim Hakkâri’ye atandığımdan beri kabul etmediğim, uygulamadığım bir şey. Çünkü bizim toprakla ilgimiz yok ki. Biz gireriz, 2-3 günde darmadağın ederiz. 3-4 günden fazla kalmayız.<br />
Hududu korumak başka bir şey, teröristleri bulup yok etmek başka bir şey. Gayrinizami harpte tek bir formül vardır: Ara, bul, yok et! Ne üssü?!”</em><br />
<br />
ABD, Vietnam'da üsleri basılarak 56 bin ölü verdi. Üs demek, sen sabitsin demek, sen gözetleniyorsun, sen takip ediliyorsun demek. <em>‘En zayıf anında mutlaka ben sana baskın yaparım’ </em>demek.<br />
<br />
İkinci saldırının aynı üs bölgesine yapılması ve şehitler verilmesi, bu sözlerin hiç dikkate alınmadığını gösteriyor! Böyle gaflet olmaz.<br />
<br />
Arslan Bulut özetliyor:<br />
<br />
<em>“Türkiye ısrarla gayrinizami harp gereklerine ve millî dış politikaya uygun hareket etmediği için kayıplar veriyor. Terörün sona erdirilmesi, örgüte doğrudan destek veren ABD’nin bundan vazgeçmeye mecbur edilmesiyle mümkün olabilir.Tabii bunun için de Amerika’ya boyun eğen değil,ABD’ye karşı kozlar ileri sürebilen çok güçlü bir siyasi irade gerekir.Halkın görevi,böyle bir siyasi irade ortaya çıkarmaktır.”</em><br />
<br />
Ağlamaya son verip ne yapacağımızı düşünmeye başlamalıyız. Bir kez daha başımız sağ olsun!</p>

<p style="text-align: center;"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align: center;"></p>

<p style="text-align: center;">Suriye bölünürse sıra İran ve Türkiye’ye gelir</p>

<h5 style="text-align: center;"><strong><a href="https://www.instagram.com/p/C2E6-hgtYnX/" rel="nofollow">https://www.instagram.com/p/C2E6-hgtYnX/</a></strong></h5>

<p style="text-align: center;"><a href="https://youtu.be/Ta_6O1C-0bc?si=TgpEx5VzhR8nt8Nz" rel="nofollow">https://youtu.be/Ta_6O1C-0bc?si=TgpEx5VzhR8nt8Nz</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/askeri-us-demek</guid>
      <pubDate>Tue, 16 Jan 2024 21:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2024/01/abd-ypg.jpg" type="image/jpeg" length="94918"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İnsan ve Bilgelik]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/insan-ve-bilgelik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/insan-ve-bilgelik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hangi iş kalpten yapılmadıysa akim kaldı. Eksikti ve tadı da yoktu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h6 style="text-align: right;">.</h6>

<h6 style="text-align: right;">.</h6>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align: center;"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">İnsan bilgiye sahip olabilir ama bilgeliğe sahip olamaz.</p>

<p style="text-align: justify;">Bilgi kolaydır. Sadece biraz zihinsel çaba gerektirir. Hafızanıza doldurmak ve biraz da efor harcamak yeterli olacaktır. Hafızanız bir bilgisayar hafızası gibidir. Dünyanın bütün kütüphanelerini içine işleyebilirsiniz.</p>

<p style="text-align: justify;">Ancak bilgelik biriktirilebilecek bir şey değildir çünkü bilgelik zihinden gelmez. Bilgelik mantık ve akıl yürütmeyle değil, kalple, sevgiyle, mahabbetle kazanılır.</p>

<p style="text-align: justify;">Hayatın ne olduğuna, kim olduğunuza ve neden burada olduğunuza dair derin bir anlayıştır.</p>

<p style="text-align: justify;">Hikmeti kalpten öğrendiğinde aklını da faydalı bir kul, bir hizmetçi olarak kullanabilirsin.</p>

<p style="text-align: justify;">Zihninizde biriktirdiğiniz bilgiyi kullanabilirsiniz; ancak bilgeliği kalp aracılığıyla bilmeden bunu yapamazsınız.</p>

<p style="text-align: justify;">Nitekim hangi iş kalpten yapılmadıysa akim kaldı. Eksikti ve tadı da yoktu.</p>

<p style="text-align: justify;">Enerjinizi kalbinize yönlendirin. Şaşırmak için âşık olun. Sevgi çiçek açtıkça ve sevgi çiçeğinin yaprakları kalbinizde açıldıkça, üzerinize sonsuz güzellikte bir şeyler iner; bu bilgeliktir. Bilgelik nurdur. Karanlık kalplerde yer bulmaz.</p>

<p style="text-align: justify;">Ve bilgelik sonunda özgürlük getirir. Öğrenmek beraberinde bilgiyi getirir ama bilgelik dönüşüm ve devrimi getirir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/insan-ve-bilgelik</guid>
      <pubDate>Sat, 13 Jan 2024 17:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2024/01/hikmet-2.jpg" type="image/jpeg" length="87779"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kültürden Yoksun Bırakılan İnsan]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/kulturden-yoksun-birakilan-insan</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/kulturden-yoksun-birakilan-insan" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[''Neden acı çekiyoruz'' Çok kestirme bir cevap vermem gerekirse ''bilgisizlikten'' diyebilirim; bilgisizlikten ve bilgisizliğin yarattığı sonuçlardan..'']]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h6 style="text-align: right;">.</h6>

<h6 style="text-align: right;">.</h6>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: center;"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>Kültürden Yoksun Bırakılan İnsan</strong></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Mesele bir parçadan bütüne ulaşabilmek ama ne yazık ki bütüne ulaşabilmek de sınıfsal.</p>

<p style="text-align: justify;">Emeğini, alın terini satan, hayatta kalmaya çalışan, eve geldiğinde televizyonun karşısında yorgunluktan sızıp kalan bir insan nasıl bir parçadan bütüne ulaşabilecek eğitime, kültüre sahip olsun.</p>

<p style="text-align: justify;">Tüm bunlar kendine zaman ayırıp araştırabilmek, okuyabilmek, gezip görebilmekle ilintili. Zaten ay sonunu zor getiren aileler, evlatları -ki herkesi aynı düzlemde eşitlemiyorum, baskın olanı vurguluyorum- böyle bir bilinç seviyesine varamıyor.</p>

<p style="text-align: justify;">Dar alanda sıkışan bireyler hayatı bugünden ibaret görüyor, öğrendiği de kulaktan dolma, günün egemenlerine meşruiyet sağlayan çarpıtılmış, uydurulmuş hikâyeler oluyor. Ayrıca alanda, derste anlatılan da ötekiler yadsınarak egemenlerin çerçevesinde anlatılıyor. Oysa hepsinde ötekilerin sırtında yükselen ihtişamlar, lüksler, propagandalar, dinin araçsallaştırılması ballandıra ballandıra aktarılıyor.</p>

<p style="text-align: justify;">Bugün arkeoloji, arkeolojinin zamanda boyut kattıkları belli kesime hitap eden bir olay gibi algı yaratılıyor. Oysa tüm bu eserlerin arkasındaki sınıfsallığı, işçi mücadelesini, haksızlığa isyanları, birikimsel süreci, bugünkü haklara hangi acıların sırtında elde edildiği, edileceğini halka indirmemiz elzem. Yoksa bu alanlar toplumun bir kesiminden daha avantajlı olanların kendini pohpohladığı, kariyerist hesapların aracı, üzerinden para kazanmak için turizme meze olan, baskın ideolojinin rant elde ettiği bir duruma bürünür.</p>

<p style="text-align: center;"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>Kendini Bilmek!</strong></p>

<p style="text-align: right;"><strong>Olcay Kasımoğlu</strong></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">İnsan kaynaklı sorunların temelinde insanın kendini bilmemesi ve bilgisizliği yatar.<br />
İnsanın kendini bilmesi, aynı zamanda varoluşun getirdiği insan gereksinimlerinin en temel belirleyicisidir.<br />
İnsanın kendini bilme ve tanıma yolculuğu aynı zamanda kişinin kendi iç sesiyle mücadeleye girmesi ve kendini bağımlı kılan birçok şeyden kurtulması demektir.<br />
<br />
Altı’ncı yüzyılda yaşayan ve halkın kendini tanrılaştırdığı Yedi Bilge arasında yer alan Spartalı Khilon tarafından ilk kez Delfi’deki Apollon Tapınağı’na yazılmıştır bu sözler: “Kendini Bil.”<br />
<br />
İlk bakışta “Kendini bil” farklı bir ifade gibi gelir insana. Oysa her insanın içinde birçok parçanın bulunduğu ve bu parçalardan hangisini daha çok kullanılması gerektiğinin çoğu zaman farkına varmayız. Bu nedenle kendini tanıma bir yerde bu parçaları anlama, güçlü ve zayıf yanlarının farkına varma uğraşıdır.<br />
<br />
Kendini tanımak, öncelikle insanın iç dünyasıyla, başka bir deyişle kendisiyle iletişime geçmesidir. İnsanoğlunun kendi dışındaki dünyayı anlamlandırabilmesi için de önce kendini bilmesi gerekmektedir; ancak o zaman bütün varlıkların anlamı ve amacı konusunda derinlikli bir bakış açısına sahip olur.<br />
Kendini bilmek aynı zamanda, insanlarla güçlü iletişim kurmayı sağlıyor ve olayların, dünyanın farkında olup bunları doğru değerlendirme bilgeliği katıyor. Çünkü insan tek başına medeniyet ve kültür oluşturamaz.<br />
<br />
Bunun yanında, kendini bilmeyen insan, her şeyi bildiğini sanır, bilmediği konularda ahkâm kesilir.<br />
Sokrates: “Bildiğim tek bir şey var, o da hiçbir şey bilmediğimdir” derken, aslında hayatın anlamıyla ilgili sağlam bir kavrayıştan bahseder.</p>

<p style="text-align: justify;"><br />
Kendini bilen insanın akılla bağlantılı bir eylemi vardır. Kendine özgü bir canlı olmanın da ötesine geçerek insanca yaşama anlam katar buda haddini bilme, bilgi sahibi olma ve yürekliliktir. Bu olumlu özelliklerin varlığıyla belli bir zihinsel olgunluğa erişince insan, sahip olunan bilgileri anlamlı ve sağlıklı kullanma, yaşamı doğru ve anlamlı bir şekilde yorumlayabilme bilgeliğine de ulaşmış oluyor. Hayatın anlamına da derinlikli bir bakış açısı kazandırıyor.<br />
<br />
Kendini bilmenin yaratacağı bilgeliği anlatan Farsça dörtlükteki uyandırmayı, izlemeyi, şahitlik etmemeyi görmemek mümkün mü?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align: center;"><br />
<br />
<em>“- ki, bilmiyor ama biliyor bilmediğini; çocuktur, onu eğitin/yetiştirin.<br />
– ki, bilmiyor ama bilmiyor bilmediğini; cahildir, ondan uzak durun.<br />
– ki, biliyor ama bilmiyor bildiğini; uykudadır, onu uyandırın.<br />
– ki, biliyor ama biliyor bildiğini; bilge kişidir, onu izleyin.”</em></p>

<p style="text-align: justify;"><br />
Dünyanın en büyük temel sorununun, insanın kendini bilmemesinden kaynaklanan bilgisizlikten ve bilgiye duyulan ilgisizlikten kaynaklandığını söyleyebiliriz.<br />
<br />
Türkiye felsefe kurumu başkanı, ulusal ve uluslararası yirmiye yakın derneğin aktif üyesi olan İoanna Kuçuradî'nin seslenişi oldukça manidardır:</p>

<blockquote>
<p style="text-align: justify;"><br />
<br />
<strong>''Neden acı çekiyoruz'' Çok kestirme bir cevap vermem gerekirse ''bilgisizlikten'' diyebilirim; bilgisizlikten ve bilgisizliğin yarattığı sonuçlardan..''</strong></p>
</blockquote>

<p style="text-align: justify;"><br />
<br />
Yunus Emre’nin dizelerinde hayat bulan “Kendini Bilmek”deki hikmetin güzelliğine hayran olmamak mümkün mü?</p>

<p style="text-align: center;"><br />
<br />
<em>“İlim ilim bilmektir<br />
İlim kendin bilmektir<br />
Sen kendini bilmezsin<br />
Ya nice okumaktır”</em></p>

<p style="text-align: justify;"><br />
<br />
<em>“İnsan niçin okur? Hem kendi, hem de başkalarının “hakkı”nı bilmek için. Yani “kul hakkını ve sınırlarını” bilmek için. Bu, Tanrı’nın da insanlardan isteğidir. Gönül dünyasında da, toplum yaşayışında da düzen ve huzur böyle sağlanacaktır. İnsan okuyor ama “hak-hukuk” bilmiyorsa, kul hakkı yiyorsa her şey boştur. Kuru, işlevsiz bilgi yüklemesidir yapılanlar.”</em><br />
<br />
Kendini bilmeyen, hatta aramayan kişi, yaşamını da boşa geçirmiş, eserini verememiş ve kendini gerçekleştirememiştir. İnsanın hayattaki en büyük başarısı kendini bilmesidir. Bilgi, her şeyden önce insanın kendini bilmesini sağlamalıdır. Kendini bilmek de önümüzü aydınlatır. İnsanın kendisini bilmesi kadar büyük nimet yoktur.<br />
<br />
&nbsp;</p>

<p style="text-align: justify;"><strong>“Hoca öğretir, öğrenci ezberler” kalıbını yıkma zamanı gelmedi&nbsp;mi?</strong></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Hocalık, öğretmenlik, bu böyle olacaktır diye bir fikri öğretmekten çok öğrenciye kendi gerçeğini keşfedebilme fırsatı sağlamak olmalıdır.</p>

<p style="text-align: justify;"><em>“Hoca öğretir, öğrenci ezberler” </em>kalıbını hocalar da, öğrenciler de unutmalı.</p>

<p style="text-align: justify;">Anlatılanlar kafamızda canlanıp, sorgulanarak irdelendiğinde ancak bir şeyleri öğrenmiş oluyoruz..</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/kulturden-yoksun-birakilan-insan</guid>
      <pubDate>Fri, 12 Jan 2024 20:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2024/01/kultur-1.jpg" type="image/jpeg" length="80791"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Arkadaşlık ve Hakları + Grafik]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/arkadaslik-ve-haklari-grafik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/arkadaslik-ve-haklari-grafik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sadi Şirâzî şöyle demiştir: Kimlerle yaşadığını söyle bana Kim olduğunu söyleyeyim sana..]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h6 style="text-align: right;">.</h6>

<h6 style="text-align: right;">.</h6>

<p></p>

<p style="text-align: center;"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p>Muhakkak her birimizin aynı vatandan, aynı şehirden veya aynı dinden seçmiş olduğumuz arkadaşlarımız vardır. Onlarla daha samimi ilişkilerimiz vardır. Bu mevzu, üzerimize ahlaki açıdan birtakım görevler yüklemektedir. Bu tür muaşeretlerin insanın kişiliği üzerinde olağanüstü etkisi bulunduğu için İslam dini, din önderleri ve ahlâk âlimleri bu konuyu ciddi şekilde ele almıştır. Bu alanda birçok rivayet gelmiş, bu tür muaşeretler için özel kıstaslar sunulmuştur. Bazı rivayetlerde bireylerin din ve mektebini tanımanın yollarından birinin onların dostlarını tanımak olduğu beyan edilmiştir<a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa/4- Word/33- IslamiYasamTarzi.docx#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a>. Yine kişilerin şahsiyeti hakkında yargıda bulunmanın ilk yollarından biri muaşeret kurduğu arkadaşlarını tanımak sayılmıştır.&nbsp;<a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa/4- Word/33- IslamiYasamTarzi.docx#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<p></p>

<p>Sadi Şirazi de şöyle demiştir:</p>

<p></p>

<p style="text-align: center;"><em>Kimlerle yaşadığını söyle bana<br />
Kim olduğunu söyleyeyim sana</em></p>

<p></p>

<p>Buna karşılık kötü arkadaşlara sahip olmak, ateşten bir parça<a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa/4- Word/33- IslamiYasamTarzi.docx#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a>ve hayrın afeti<a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa/4- Word/33- IslamiYasamTarzi.docx#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a>sayılmıştır. Kötü arkadaşlarla muaşeret etmek, insanı istese de istemese de kötülüğe doğru yöneltir. Esasen arkadaşın özellikleri gizli yollardan arkadaşa sirayet etmektedir. İmam Ali (a.s) bu hususta şöyle buyurmuştur:</p>

<p></p>

<p dir="RTL" style="text-align: center;"><strong>لاتَصحَب الشريرَ فاِنَّ طبعَك يَسرِقُ من طبعهِ شَراً و انتَ لاتعلم</strong></p>

<p>“Kötü kimseyle arkadaş olma; zira senin tabiatın onun tabiatından kötülük kapar ve sen farkında [dahi] olmazsın.”&nbsp;<a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa/4- Word/33- IslamiYasamTarzi.docx#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a></p>

<p></p>

<p>Nuh’un oğlu, kötü arkadaşlarla düşüp kalktığı için nübüvvet ailesinden koparıldı.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align: center;"><em>Eğer canavarla dost olursa melek<br />
Öğrenir ondan vahşet, hıyanet ve kelek<br />
Kötülerden iyilik öğrenemezsin sen<br />
Kurttan dericilik bekleyemezsin sen</em></p>

<p dir="RTL" style="text-align: center;"><strong>و احذَرْ صحابةَ من يَفيل رأيُهُ و يُنكَر عملُهُ فان الصاحبَ مُعتَبَر بصاحبِهِ</strong></p>

<p></p>

<p>“Görüşü gevşek ve ameli hoş olmayan kişiyle arkadaşlık yapmaktan sakın. Çünkü kişiyi değerlendirirken arkadaşına itibar ederler.”&nbsp;<a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa/4- Word/33- IslamiYasamTarzi.docx#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a></p>

<p></p>

<p>İnsanın arkadaşları, onun şahsiyetini tanımada güzel bir test aracıdır. Eğer insanın yalancı, dalkavuk, sahtekâr ve hain kimselerle arkadaşlığı varsa bu şunu gösterir: Demek ki her ne kadar kendisi bu işleri yapmamış olsa bile kalbi ve ruhu bu tür kötülüklere pek de yabancı değildir.</p>

<p></p>

<p>Bir gün Calinus, etrafındaki dostlarına: “Beni falan tabibin yanına götürün de filan ilacı versin” dedi. İçlerinden birisi: “Ey üstad, dedi, bu ilacı delilik için verirler. Delilik ise senden uzaktır”. Bana bir deli baktı, dedi Calinus. Bir müddet yüzümü seyretti. Bana göz kırptı, sonra yenimi yakamı yırttı. Onunla bir münasebetim olmasaydı nasıl olur da yüzünü bana çevirirdi?! Benim onunla bir ilgim olmasaydı, nasıl olur da gelir bana çatardı?<a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa/4- Word/33- IslamiYasamTarzi.docx#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a>İki kişi uzlaştı mı, aralarında ortak bir özellik var demektir. Kuş ancak kendi cinsinden olan kuşlarla uçar. Kendi cinsinden olmayanla sohbet, adeta mezara girmedir<a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa/4- Word/33- IslamiYasamTarzi.docx#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a>.</p>

<p></p>

<p>İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur:</p>

<p></p>

<p>“Babam [İmam Seccad (a.s)] bana şöyle buyurdu: Oğlum, sakın beş kişiyle arkadaşlık etme, sohbete dalma ve onlarla yola çıkma!</p>

<p></p>

<p>“Onlar kimdir, babacığım?” diye sordum. Buyurdu: “Yalancıyla dost olma; çünkü yalancı serap gibidir; uzağı yakın ve yakını ise uzak gösterir sana. Fâsıkla arkadaş olma; çünkü o, bir öğün yemeye veya ondan daha aza seni satar. Cimri insanla dost olmaktan kaçın; zira o, kendisine en çok muhtaç olduğun zaman seni yalnız bırakır. Ahmakla dost olma; çünkü o sana fayda vermek isterken zarar verir. Sıla-i rahmi kesenle arkadaş olmaktan sakın; zira onun Allah’ın kitabında lanetlenmiş olduğunu gördüm…”<a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa/4- Word/33- IslamiYasamTarzi.docx#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a></p>

<p></p>

<p style="text-align: center;"><em>Zahmete düşmekten korkuyorsan ehil olmayanlarla sohbeti kesmelisin<br />
Alçak insanların tuzağından kurtulmak için inzivaya çekildi Anka kuşu</em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa/4- Word/33- IslamiYasamTarzi.docx#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a></p>

<p style="text-align: center;"></p>

<p style="text-align: center;"><img alt="" src="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/ehlibeytalimleri-com/uploads/2024/01/beraber.jpg" style="width: 489px; height: 800px;" /></p>

<p style="text-align: center;"></p>

<p style="text-align: center;"><img alt="" src="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/ehlibeytalimleri-com/uploads/2024/01/ihanet.jpg" style="width: 489px; height: 800px;" /></p>

<p style="text-align: center;"></p>

<p style="text-align: center;"><img alt="" src="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/ehlibeytalimleri-com/uploads/2024/01/ktlk.jpg" style="width: 489px; height: 800px;" /></p>

<p style="text-align: center;"></p>

<p style="text-align: center;"><img alt="" src="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/ehlibeytalimleri-com/uploads/2024/01/nankrlk.jpg" style="width: 489px; height: 800px;" /></p>

<p style="text-align: center;"></p>

<p style="text-align: center;"><img alt="" src="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/ehlibeytalimleri-com/uploads/2024/01/vefa-1.jpg" style="width: 489px; height: 800px;" /></p>

<p style="text-align: center;"></p>

<p style="text-align: center;"><img alt="" src="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/ehlibeytalimleri-com/uploads/2024/01/yardim.jpg" style="width: 489px; height: 800px;" /></p>

<p style="text-align: center;"></p>

<p style="text-align: center;"><img alt="" src="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/ehlibeytalimleri-com/uploads/2024/01/zme.jpg" style="width: 489px; height: 800px;" /></p>

<p style="text-align: center;"></p>

<p style="text-align: center;"></p>

<p style="text-align: center;"></p>

<p><strong>- - - - - - - -</strong></p>

<h5 style="text-align: justify;"><strong><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa/4- Word/33- IslamiYasamTarzi.docx#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bihar’ul Envar, c. 74, s. 192 – Peygamberimiz (s.a.a) şöyle buyurmuştur:</strong></h5>

<h5 dir="RTL" style="text-align: justify;"><strong>المرءُ على دِين خليلِهِ فَلْيَنْظُرْ احدُكم من يُخالِل</strong></h5>

<h5 style="text-align: justify;"><strong><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa/4- Word/33- IslamiYasamTarzi.docx#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; A.g.e, s. 188 – Hz. Süleyman’dan şöyle nakledilmiş:</strong></h5>

<h5 dir="RTL" style="text-align: justify;"><strong>لاتَحكُمُوا على رجل بشيئ حتى تَنْظُرُوا الى مَن يُصاحِب فاِنَّما يُعَرفُ الرجلُ باَشكالِهِ و&nbsp;اَقرانهِ و يُنصَبَ الى اصحابه و اخوانه</strong></h5>

<h5 style="text-align: justify;"><strong><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa/4- Word/33- IslamiYasamTarzi.docx#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><sup><sup>[3]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Gureru’l-Hikem, c. 1, Fasıl 44, s. 413, h. 14 - İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur:</strong></h5>

<h5 dir="RTL" style="text-align: justify;"><strong>صاحِبُ السوءِ قطعةٌ من النارِ</strong></h5>

<h5 style="text-align: justify;"><strong><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa/4- Word/33- IslamiYasamTarzi.docx#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><sup><sup>[4]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Uyunu’l-Hikem ve’l-Mevaiz, s. 181, no. 3697 – İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur:</strong></h5>

<h5 dir="RTL" style="text-align: justify;"><strong>لِكُلِ شئ آفةً و آفةُ الخيرِ قرينُ السوءِ</strong></h5>

<h5 style="text-align: justify;"><strong><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa/4- Word/33- IslamiYasamTarzi.docx#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><sup><sup>[5]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Şerh-i Nehc’ül Belaga, İbn Ebi’l-Hadid, c. 20, Kelime 147, s. 272.</strong></h5>

<h5 style="text-align: justify;"><strong><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa/4- Word/33- IslamiYasamTarzi.docx#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><sup><sup>[6]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Nehc’ül Belaga, 69. Mektup, s. 353.</strong></h5>

<h5 style="text-align: justify;"><strong><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa/4- Word/33- IslamiYasamTarzi.docx#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><sup><sup>[7]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bazı kaynaklarda yukarıdaki hikâyede sözü geçen asıl şahsiyetin Muhammed b. Zekeriya Razi olduğu kaydedilmiştir. Bkz. Meahiz-i Kasas ve Temsilatı Mesnevi, Bediuzzeman Feruzanfer, s. 66.</strong></h5>

<h5 style="text-align: justify;"><strong><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa/4- Word/33- IslamiYasamTarzi.docx#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><sup><sup>[8]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Mesneviyi Manevi, Defteri Dovvom, 2097. beyit ve sonrası.</strong></h5>

<h5 style="text-align: justify;"><strong><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa/4- Word/33- IslamiYasamTarzi.docx#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><sup><sup>[9]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; el-Kâfi, c. 2, Kitabu’l-İşre, babu men tekrehu mucalesetehu ve murafeketeh, h. 7, ayrıca bkz. Aynı Bab, h. 1.</strong></h5>

<h5 style="text-align: justify;"><strong><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa/4- Word/33- IslamiYasamTarzi.docx#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><sup><sup>[10]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Divanı Eş’ar, Hakim Senayi Gaznevi, s. 62.</strong></h5></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/arkadaslik-ve-haklari-grafik</guid>
      <pubDate>Thu, 11 Jan 2024 12:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2024/01/dostluk-1.jpg" type="image/jpeg" length="48107"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gazneli Mahmud ve Ayaz]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/gazneli-mahmud-ve-ayaz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/gazneli-mahmud-ve-ayaz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Nereden geldiğimi de asla unutmamaya çalıştım ve bu yüzden kendime eskiden ne olduğumu hatırlatmak için her gün bu odaya geldim.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h6 style="text-align: right;">.</h6>

<h6 style="text-align: right;">.</h6>

<p style="text-align: justify;"></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align: center;"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Ayaz, büyük fatih, Put Kıran Gazne Hükümdarı Mahmut’un ahbabı ve kuluydu. Hükümdarın sarayına sefil bir köle olarak gelmiş, Mahmut onu fikir danıştığı bir dostu haline getirmişti...<br />
<br />
Diğer saray mensupları Ayaz’ı kıskanıyor ve bir kusurunu bulup da onu padişaha şikâyet etmek ve ayağını kaydırmak için her hareketini takip ediyorlardı.<br />
<br />
Bir gün onu kıskanan bu kimseler Mahmut’un huzuruna çıkıp;</p>

<p style="text-align: justify;"><br />
<em>“Allah’ın yeryüzündeki gölgesi! Bilesiniz ki yorulmak bilmeden hizmetinizde olan bizler, kulunuz Ayaz’ı yakından izliyoruz. Şunu bildirmeye geldik ki, Ayaz her gün huzurunuzdan ayrılır ayrılmaz asla başka kimsenin girmesine izin verilmeyen bir odaya giriyor. Orada belli bir vakit geçirdikten sonra kendi odasına çekiliyor. Onun bu alışkanlığının altında gizli bir suçun yattığından korkuyoruz: kim bilir belki işbirliği ettiği entrikacılarla buluşuyor o odada. Hayatınıza kastetmiş kimseler bile olabilir bunlar."</em><br />
<br />
Mahmut epeyce bir süre Ayaz aleyhinde herhangi bir şey duymayı reddetti. Ama bu kilitli odanın esrarı içini kemirip durunca sonunda Ayaz’ı sorgulaması gerektiğine karar verdi.</p>

<p style="text-align: justify;">Bir gün Ayaz kendi özel odasından gelirken Mahmut yanında saray mensuplarıyla birlikte belirip, odanın kendisine gösterilmesini emretti. <em>“Hayır”</em>, dedi Ayaz. <em>“Odaya girmeme izin vermezsen güvenilir ve sadık biri olduğuna dair kanaatim uçup gidecek ve aramız asla eskisi gibi olamayacak. Seçimini yap” </em>dedi kızgın Hükümdar.</p>

<p style="text-align: justify;"><br />
Ayaz ağladı ve kapıyı ardına kadar açıp Mahmut ve adamlarının odaya girmelerine izin verdi. Odada hiçbir eşya yoktu. İçeride olan tek şey duvardaki bir askıdan ibaretti. Askıda yırtık pırtık, yamalı bir cübbe, bir asa ve bir dilenme tası asılıydı. Kral ve adamları ortaya çıkan sırrın anlamını kavrayamamışlardı.<br />
<br />
Mahmut bir açıklama istediğinde Ayaz şöyle dedi:</p>

<p style="text-align: justify;"><em>“Mahmut, yıllardır senin kulun, dostun ve danışmanın oldum. Ama nereden geldiğimi de asla unutmamaya çalıştım ve bu yüzden kendime eskiden ne olduğumu hatırlatmak için her gün bu odaya geldim. Ben sana aitim, bana ait olan tek şey ise paçavralarım, sopam, tasım ve dünyanın üzerinde dolaşmışlığımdır."</em></p>

<h5 style="text-align: right;"><br />
<strong>Sır, Osho</strong></h5></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/gazneli-mahmud-ve-ayaz</guid>
      <pubDate>Wed, 10 Jan 2024 15:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2024/01/mahmud.jpg" type="image/jpeg" length="69714"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Toplumu Bozanlar ve Akıbetleri]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/toplumu-bozanlar-ve-akibetleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/toplumu-bozanlar-ve-akibetleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bozgunculuk ıslah karşısında olup tahrip edici işe denir. Bundan dolayı noksanlık ve tahrip cihetinde yer alan her iş veya bireysel ve toplumsal meselelerdeki ifrat ve tefrit bozgunculuk sıfatıyla anılır.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Kur’an-ı Kerim’de bozgunculuk ve bozgunculuk çıkarmak hakkında belirtilen âyetleri beyan etmeden önce bozgunculuğun manasını açıklamak gerekir. Kur’an-ı Kerim bozgunculuğun sadece sözlük manasını belirtmekle mi yetinmiştir yoksa bozgunculuk Kur’an’da yeni ve başka bir manayla mı gelmiştir? Böylece bu da anlaşılacaktır. Mecmeu’l-Bahreyn’de bozgunculuk şöyle tanımlanmıştır: Bozgunculuk dürüstlüğün karşı manasındadır.<a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a>&nbsp;Bu tanım Lisanu’l-Arab’ta da gelmiş ama sonra şöyle eklenmiştir: Bozgunculuk maslahat karşısında ve bozgunculuk istemi de ıslah isteminin karşısında yer alır.<a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a>Ragıb, Müfredat’ta şöyle demektedir: Bozgunculuk ister az olsun ister çok, itidal halinden çıkmadır ve karşıtı da doğruluktur. Kullanıldığı yer can, beden ve de itidal ve doğruluk haddinden çıkan eşyalardır.<a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a>Her tahripkâr fiil için kullanılır. Dolayısıyla kendisinde noksanlık olan her işe ve de bireysel ve toplumsal meselelerdeki her ifrat ve tefrite bozgunculuk denir ve bunlar bozgunculuğun örnekleri sayılır. Kur’an-ı Kerim’de bozgunculuk çıkarmak ıslah etmenin karşısında zikredilmiştir.</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong><em>“O aşırı gidenler ki yeryüzünde bozgunculuk ederler de ıslah etmezler.”</em></strong><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“Allah, bozguncuyu yapıcı olandan ayırır.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“Islah et ve bozguncuların yolunu tutma.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Aynı şekilde iman ve salih amel de bozgunculuğun karşısında zikredilmiştir ki Yüce Allah şöyle buyuruyor:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“Yoksa Biz, iman edip salih amellerde bulunanları yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlar gibi (bir) mi tutacağız?”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a>&nbsp;ve&nbsp;<a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a>Kur’an’ın misyonu ister dinî işlerde olsun ve ister dünyevî işlerde olsun insanları her bozgunculuktan çıkarmaktır ve Allah Resulü (s.a.a) insanları hakka, bozgunculukla mücadele etmeye, iyilikleri ve yüce güzel ahlâkı yaymaya çağırmak için gönderilmiştir:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong><em>“Ben sadece ahlakın üstünlüklerini tamamlamak için gönderildim.”</em></strong><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulmaktadır:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“Allah, rızasına uyanları bununla kurtuluş yollarına ulaştırır ve onları kendi izniyle karanlıklardan nura çıkarır. Onları dosdoğru yola yöneltip iletir.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Bu âyetler çok fazla olduğundan ve Kur’an’ın büyük bir bölümünü kendine ayırdığından bozgunculuk ve bozgunculuk çıkarmak âyetlerini saymak mümkün değildir. Örneğin bozgunculuk manasında olan bazı ıstılahların bozgunculuk kavramıyla kullanılmadığını ve başka bir kavramla kullanıldığını görmekteyiz. Bozgunculukta ileriye gitmek anlamındaki “el-hebal”, bozgunculukta çokluk anlamındaki “latasava”<a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn11" name="_ftnref11" title="">[11]</a>ve Yüce Allah’ın “dahala beynekum” sözündeki “ed-dahl” ve el-fahşa, esbur ve elbuvar gibi kelimeler bunun birer örneğidir. Bunların hepsi bozgunculuk anlamını vermektedir. Dolayısıyla direkt ve endirekt olarak bozgunculuk meselesini belirten tüm âyetlere değinmek istersek detaylı bir yazıya ihtiyaç duyarız. Bu yüzden burada sadece “bozgunculuk” maddesinin yer aldığı âyetleri beyan etmekle yetiniyoruz:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>1.&nbsp;</strong>Yeryüzünde Bozgunculuğu Meydana Getiren Etkenler:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Yeryüzünde bozgunculuğun ortaya çıkmasına sebep olan bazı etkenler şunlardır:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>A)&nbsp;</strong>İnsanların Allah’ın emirlerine muhalefet etmesi ve hak yolundan ayrılması. Yüce Allah şöyle buyuruyor:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“İnsanların kendi işledikleri (kötülükler) sebebiyle karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn12" name="_ftnref12" title="">[12]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>B)</strong>&nbsp;İnsanlara egemenlik kurmak da bozgunculuğun ortaya çıkmasına neden olur. Yüce Allah şöyle buyuruyor:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“O, (senin yanından) ayrılınca yeryüzünde bozgunculuk yapmaya, ekin ve nesli yok etmeye çalışır. Allah ise bozgunculuğu sevmez.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn13" name="_ftnref13" title="">[13]</a><em><strong>“Demek, yüz çevirdiğinizde yeryüzünde bozgunculuk çıkaracak ve akrabalık bağlarını koparacaksınız, öyle mi?”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn14" name="_ftnref14" title="">[14]</a><em><strong>“Dedi ki: Gerçekten hükümdarlar bir ülkeye girdikleri zaman, orasını bozguna uğratırlar ve halkından onur sahibi olanları hor ve aşağılık kılarlar; işte onlar, böyle yaparlar.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn15" name="_ftnref15" title="">[15]</a><em><strong>“Kazıklar sahibi Firavun’a ne yaptığını görmedin mi? Bunlar şehirlerde azgınlık eden ve oralarda pek çok bozgunculuk çıkaran kimselerdi.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn16" name="_ftnref16" title="">[16]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>2.&nbsp;</strong>Tanrıların Çokluğu ve Kâfirlerin Nefsani İsteklerine Uymak Yeryüzü ve Göklerde Bozgunculuğun Çıkmasına Neden Olur:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Yüce Allah şöyle buyuruyor:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">“<em><strong>Eğer hak onların arzularına uysaydı, gökler ile yer ve onlarda bulunanlar elbette bozulur giderdi. Hayır, biz onlara şereflerini (Kur’an’ı) getirdik. Onlar ise bu şereflerinden yüz çeviriyorlar.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn17" name="_ftnref17" title="">[17]</a><em><strong>“Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka ilâhlar olsaydı, kesinlikle ikisinin de düzeni bozulurdu.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn18" name="_ftnref18" title="">[18]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>3.&nbsp;</strong>Peygamberlerin Bozgunculuklara Karşı Yardım ve Galip Olma İstemi:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>(Lût) “Ey Rabbim! Şu bozguncu kavme karşı bana yardım et” dedi.</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn19" name="_ftnref19" title="">[19]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>4.&nbsp;</strong>Çağrılarını Lekelemek için Peygamberleri Bozgunculukla Yaftalamak:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Yüce Allah bu hususta şöyle buyuruyor:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“Firavun kavminin önde gelenleri, dediler ki: “Musa ve kavmini bu toprakta (Mısır’da) bozgunculuk çıkarmaları, seni ve ilahlarını terk etmeleri için mi (serbest) bırakacaksın?”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn20" name="_ftnref20" title="">[20]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Aynı şekilde şöyle buyuruyor:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“Firavun dedi ki: Bırakın beni, Musa’yı öldüreyim. (Faydası olacaksa) Rabbini yardıma çağırsın! Çünkü ben onun, dininizi değiştireceğinden yahut yeryüzünde bozgunculuk çıkaracağından korkuyorum.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn21" name="_ftnref21" title="">[21]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>5.&nbsp;</strong>Bozguncuların Hükmünün Beyanı:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“İnkâr eden ve insanları Allah’ın yolundan alıkoyanların, yapmakta oldukları bozgunculuklarına karşılık azaplarının üstüne azap ekleriz.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn22" name="_ftnref22" title="">[22]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Aynı şekilde şöyle buyuruyor:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“Allah’a ve Resulüne savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası; ancak öldürülmeleri yahut asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut o yerden sürülmeleridir. Bu cezalar onlar için dünyadaki bir rezilliktir. Ahirette de onlara büyük bir azap vardır.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn23" name="_ftnref23" title="">[23]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Bir başka yerde ise şöyle buyuruyor:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“İnkâr eden ve insanları Allah’ın yolundan alıkoyanların, yapmakta oldukları bozgunculuklarına karşılık azaplarının üstüne azap ekleriz.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn24" name="_ftnref24" title="">[24]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>6.&nbsp;</strong>Bozgunculuktan Uzak Duran Kimselerin Alacağı Sevap:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“İşte ahiret yurdu. Biz, onu yeryüzünde büyüklük taslamayan ve bozgunculuk çıkarmayanlara has kılarız. Sonuç, Allah’a karşı gelmekten sakınanlarındır.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn25" name="_ftnref25" title="">[25]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>7.&nbsp;</strong>Allah’ın Bozgunculardan Uzak Oluşu:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“Onlar yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışırlar. Allah, bozguncuları sevmez.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn26" name="_ftnref26" title="">[26]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Aynı şekilde şöyle buyuruyor:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“Yeryüzünde bozgunculuk isteme. Çünkü Allah, bozguncuları sevmez.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn27" name="_ftnref27" title="">[27]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>8.&nbsp;</strong>Müminler ve Bozguncular Arasında Fark Gözetmek:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“Yoksa Biz, iman edip salih amellerde bulunanları yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlar gibi (bir) mi tutacağız? Ya da muttakileri facirler gibi (bir) mi tutacağız?”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn28" name="_ftnref28" title="">[28]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>9.</strong>&nbsp;Bozguncuların Bozgunculuğu İnkâr Etmeleri ve Islah İddiasında Bulunmaları:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“Onlara, “Yeryüzünde bozgun çıkartmayın” dendiğinde, “Tam tersine, bizler barış ve esenlik getirenleriz” demişlerdir.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn29" name="_ftnref29" title="">[29]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>10.&nbsp;</strong>Bozguncuların Takipçilerini Uyarmak:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“Allah’ın sana iyilik yaptığı gibi sen de iyilik yap ve yeryüzünde bozgunculuk isteme. Çünkü Allah, bozguncuları sevmez.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn30" name="_ftnref30" title="">[30]</a>&nbsp;<em><strong>Aynı şekilde şöyle buyuruyor: “Musa, kardeşi Harun’a, “Kavmim arasında benim yerime geç ve yapıcı ol. Sakın bozguncuların yoluna uyma dedi.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn31" name="_ftnref31" title="">[31]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>11.&nbsp;</strong>İsrailoğullarının Yeryüzünde Çıkaracakları Bozgunculukların Bildirilmesi:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“Biz, Kitap’ta (Tevrat’ta) İsrailoğullarına, “Yeryüzünde muhakkak iki defa bozgunculuk yapacaksınız ve büyük bir kibre kapılarak böbürleneceksiniz diye hükmettik.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn32" name="_ftnref32" title="">[32]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>12.&nbsp;</strong>Bozgunculuğun Gitmesini Sağlayan Şeyler:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“Eğer Allah’ın; insanların bir kısmıyla diğerlerini savması olmasaydı, yeryüzü bozulurdu. Ancak Allah, bütün âlemlere karşı lütuf sahibidir.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn33" name="_ftnref33" title="">[33]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>13.&nbsp;</strong>Bozguncuların Sınıf ve Örnekleri:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>- Firavun</strong></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“Şüphe yok ki, Firavun yeryüzünde (ülkesinde) büyüklük taslamış ve ora halkını sınıflara ayırmıştı. Onlardan bir kesimi eziyor, oğullarını boğazlıyor, kadınlarını ise sağ bırakıyordu. Şüphesiz o, bozgunculardandı.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn34" name="_ftnref34" title="">[34]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>- Karun</strong></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“Şüphesiz Kârûn, Mûsâ’nın kavmindendi. Onlara karşı azgınlık etti. Biz ona, anahtarlarını (bile taşımak) güçlü bir topluluğa ağır gelecek hazineler verdik. Hani, kavmi kendisine şöyle demişti: Böbürlenme! Çünkü Allah, böbürlenip şımaranları sevmez.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn35" name="_ftnref35" title="">[35]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>- Yahudiler</strong></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“Bir de Yahudiler, “Allah’ın eli bağlıdır” dediler. Söylediklerinden ötürü kendi elleri bağlansın ve lânete uğrasınlar! … Her ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa, Allah onu söndürmüştür. Onlar yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışırlar. Allah, bozguncuları sevmez.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn36" name="_ftnref36" title="">[36]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>- Hud Kavmi</strong></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“(Ey Muhammed!) Rabbinin, (Hûd’un kavmi) Âd’e, şehirler içinde benzeri kurulmamış olan, sütunlarla dolu İrem’e, vadide kayaları oyan (Salih’in kavmi) Semûd’a, kazıklar sahibi Firavun’a ne yaptığını görmedin mi? Bunlar şehirlerde azgınlık eden ve oralarda pek çok bozgunculuk çıkaran kimselerdi. Bu yüzden Rabbin onların üzerine azap kamçısı yağdırdı.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn37" name="_ftnref37" title="">[37]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>- Salih Kavmi</strong></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“Hatırlayın ki Allah Âd kavminden sonra, sizi onların yerine getirdi ve sizi yeryüzünde yerleştirdi. Yerin ovalarında köşkler kuruyor, dağları oyup evler yapıyorsunuz. Artık Allah’ın nimetlerini anın da yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn38" name="_ftnref38" title="">[38]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>- Şuayb Kavmi</strong></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Yüce Allah şöyle buyuruyor:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“Ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. İnsanların eşyalarını (mallarını ve haklarını) eksiltmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn39" name="_ftnref39" title="">[39]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>-Lût Kavmi</strong></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“Lût’u da peygamber olarak gönderdik. Hani o, kavmine şöyle demişti: “Gerçekten siz, sizden önce dünyada hiçbir toplumun yapmadığı bir hayâsızlığı işliyorsunuz.” Siz hâlâ erkeklere yanaşacak, yol kesecek ve toplantılarınızda edepsizlik yapacak mısınız?” Kavminin cevabı, “Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi Allah’ın azabını getir bize” demeden ibaret oldu. (Lût) “Ey Rabbim! Şu bozguncu kavme karşı bana yardım et dedi.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn40" name="_ftnref40" title="">[40]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>- Adil İmama Başkaldıran Kimseler</strong></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“Allah’a ve Resulüne savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası; ancak öldürülmeleri, yahut asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut o yerden sürülmeleridir.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn41" name="_ftnref41" title="">[41]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>- Padişahlar</strong></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“Dedi ki: Gerçekten hükümdarlar bir ülkeye girdikleri zaman, orasını bozguna uğratırlar ve halkından onur sahibi olanları hor ve aşağılık kılarlar.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn42" name="_ftnref42" title="">[42]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>- Münafıklar</strong></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“Bunlara, “Yeryüzünde fesat çıkarmayın” denildiğinde, “Biz ancak ıslah edicileriz!” derler.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn43" name="_ftnref43" title="">[43]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>- İsraf Edenler</strong></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“Yeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyen aşırı gidenlerin emrine uymayın.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn44" name="_ftnref44" title="">[44]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>- Akrabalık Bağını Koparanlar&nbsp;</strong></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“Demek, yüz çevirdiğinizde yeryüzünde bozgunculuk çıkaracak ve akrabalık bağlarını koparacaksınız, öyle mi?”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn45" name="_ftnref45" title="">[45]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align: justify;">Yüce Allah şöyle buyuruyor:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“Allah’a verdikleri sözü, onu kesin olarak onayladıktan sonra bozanlar, Allah’ın ulaştırılmasını emrettiği şeyi kesip koparanlar ve yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlar; işte onlar, lanet onlar içindir ve yurdun kötü olanı da onlar içindir.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn46" name="_ftnref46" title="">[46]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>- Sihirbazlar</strong></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“Sihirbazlar gelince Musa onlara, “Atacağınızı atın (hünerinizi ortaya koyun)” dedi. Sihirbazlar atacaklarını atınca, Musa dedi ki: “Sizin bu yaptığınız sihirdir. Allah, onu elbette boşa çıkaracaktır. Çünkü Allah, bozguncuların işini düzeltmez.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn47" name="_ftnref47" title="">[47]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Bu örneklere ek olarak başka bir cihete işaret eden âyetler de mevcuttur ve biz kısa kesmek açısından onları beyan etmedik.<a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn48" name="_ftnref48" title="">[48]</a>&nbsp;Bozgunculuk ve bozgunculuk çıkarmanın değişik mertebelere sahip olduğunu belirtmek gerekir. Örneğin çok açık olduğu üzere israf eden bir şahsın çıkardığı bozgunculuk, Firavun’un çıkardığı bozgunculuk zümresinden değildir.</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>14.&nbsp;</strong>Bozguncuların Akıbeti</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Yüce Allah şöyle buyuruyor:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“Sonra onların ardından Musa’yı, apaçık mucizelerimizle Firavun’a ve onun ileri gelen adamlarına peygamber olarak gönderdik de onları (mucizeleri) inkâr ettiler. Bak, bozguncuların sonu nasıl oldu.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn49" name="_ftnref49" title="">[49]</a><em><strong>&nbsp;“Allah’a verdikleri sözü, onu kesin olarak onayladıktan sonra bozanlar, Allah’ın ulaştırılmasını emrettiği şeyi kesip koparanlar ve yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlar; işte onlar, lanet onlar içindir ve yurdun kötü olanı da onlar içindir.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn50" name="_ftnref50" title="">[50]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<hr align="left" size="1" width="33%" />
<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Mecmeu’l-Bahreyn, c. 7, s. 231.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Lisanu’l-Arab, c. 3, s. 335.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><sup><sup>[3]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; el-Müfredat, Fesad maddesi.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><sup><sup>[4]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Şuara, 152.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><sup><sup>[5]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bakara, 220.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><sup><sup>[6]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Araf, 142.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><sup><sup>[7]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sad, 28.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><sup><sup>[8]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Tefsir-i Numûne, c. 10, s. 202.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><sup><sup>[9]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Müstedreku’l-Vesail, c. 11, s. 187.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><sup><sup>[10]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Maide, 16; Bakara, 257.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref11" name="_ftn11" title=""><sup><sup>[11]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Tefsir-i Numûne, c. 1, s. 273.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref12" name="_ftn12" title=""><sup><sup>[12]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Rum, 41.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref13" name="_ftn13" title=""><sup><sup>[13]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bakara, 205.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref14" name="_ftn14" title=""><sup><sup>[14]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Muhammed, 22.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref15" name="_ftn15" title=""><sup><sup>[15]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Neml, 34.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref16" name="_ftn16" title=""><sup><sup>[16]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Fecr, 10-12.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref17" name="_ftn17" title=""><sup><sup>[17]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Muminun, 71.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref18" name="_ftn18" title=""><sup><sup>[18]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Enbiya, 22.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref19" name="_ftn19" title=""><sup><sup>[19]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ankebut, 30.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref20" name="_ftn20" title=""><sup><sup>[20]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Araf, 127.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref21" name="_ftn21" title=""><sup><sup>[21]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Mümin, 26.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref22" name="_ftn22" title=""><sup><sup>[22]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Neml, 88.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref23" name="_ftn23" title=""><sup><sup>[23]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Maide, 33.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref24" name="_ftn24" title=""><sup><sup>[24]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Neml, 88.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref25" name="_ftn25" title=""><sup><sup>[25]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kasas, 83.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref26" name="_ftn26" title=""><sup><sup>[26]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Maide, 64.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref27" name="_ftn27" title=""><sup><sup>[27]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kasas, 77.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref28" name="_ftn28" title=""><sup><sup>[28]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sad, 28.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref29" name="_ftn29" title=""><sup><sup>[29]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bakara, 11.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref30" name="_ftn30" title=""><sup><sup>[30]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kasas, 77.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref31" name="_ftn31" title=""><sup><sup>[31]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Araf, 142.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref32" name="_ftn32" title=""><sup><sup>[32]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; İsra, 4.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref33" name="_ftn33" title=""><sup><sup>[33]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bakara, 251.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref34" name="_ftn34" title=""><sup><sup>[34]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kasas, 4.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref35" name="_ftn35" title=""><sup><sup>[35]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kasas, 76.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref36" name="_ftn36" title=""><sup><sup>[36]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Maide, 64; İsra, 4.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref37" name="_ftn37" title=""><sup><sup>[37]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Fecr, 5-13; Araf, 25 ve 27; Şuara, 140 ve 133.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref38" name="_ftn38" title=""><sup><sup>[38]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Araf, 74.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref39" name="_ftn39" title=""><sup><sup>[39]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hud, 85.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref40" name="_ftn40" title=""><sup><sup>[40]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ankebut, 28-30.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref41" name="_ftn41" title=""><sup><sup>[41]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Maide, 33.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref42" name="_ftn42" title=""><sup><sup>[42]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Neml, 34.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref43" name="_ftn43" title=""><sup><sup>[43]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bakara, 11.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref44" name="_ftn44" title=""><sup><sup>[44]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Şuara, 151-152.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref45" name="_ftn45" title=""><sup><sup>[45]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Muhammed, 22.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref46" name="_ftn46" title=""><sup><sup>[46]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Rad, 25.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref47" name="_ftn47" title=""><sup><sup>[47]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yunus, 80-81.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref48" name="_ftn48" title=""><sup><sup>[48]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; el-Mu’cemu’l-Mufehres li Elfazi’l-Kur’ani’l-Kerim, “Fesede” maddesi.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref49" name="_ftn49" title=""><sup><sup>[49]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Araf, 103; Araf, 86; Neml, 14.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref50" name="_ftn50" title=""><sup><sup>[50]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Rad, 25.</h5></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/toplumu-bozanlar-ve-akibetleri</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Jan 2024 17:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2024/01/bozgun-1.jpg" type="image/jpeg" length="45790"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Behlül-i Dânâ'dan Kısa Hikayeler]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/behlul-i-danadan-kisa-hikayeler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/behlul-i-danadan-kisa-hikayeler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Behlûl, zamanın şartlarından dolayı  insanlara karşı sözlerini mizah ve hiciv yoluyla ifade eden, onları bilgilendiren İmam Cafer-i Sadık'ın sahabelerinden biriydi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h6 style="text-align: right;">.</h6>

<h6 style="text-align: right;">.</h6>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: center;"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<h6 style="text-align: right;">.</h6>

<p style="text-align: justify;">Behlül-i Dânâ, Halife Harun Reşid zamanında yaşamış Hak âşıklarındandı. Asıl ismi Vuheyb b. Ömer Sayrafî'dir. Kufe'de doğmuş ancak yaşamının çoğunu Bağdat'ta geçirmiştir. Doğum tarihi belli değildir, 805 yılında vefat etmiş ve Dicle yakınlarındaki Şunuziye adlı mezarlığa defnedilmiştir. Hikmetli sözleri, zekâsı ve nükteleriyle yaşadığı devre damgasını vurmuştur. Lakabında yer alan “Dânâ” kelimesi Farsça olup çok bilgili, bilgin anlamındadır.</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Aşağıdaki şiir&nbsp;Behlül-i Dânâ'ya aittir:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: center;"><strong>Hırsı bırak da, yorulma;</strong></p>

<p style="text-align: center;"><strong>Geçimde tamaha kapılma...</strong></p>

<p style="text-align: center;"><strong>Niçin malı cem edersin;</strong></p>

<p style="text-align: center;"><strong>Kime topladın bilemezsin!</strong></p>

<p style="text-align: center;"><strong>Rızık vaktiyle ayrıldı;</strong></p>

<p style="text-align: center;"><strong>Su-izan faydasız kaldı...</strong></p>

<p style="text-align: center;"><strong>Her hırs sahibi fakirdir;</strong></p>

<p style="text-align: center;"><strong>Her kanaatkar da zengindir.</strong></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>Oyun için yaratılmadık</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Behlül-i Dânâ bir gün Bağdât sokaklarından birinde giderken, oynayan çocuklar gördü. Çocuklardan biri ise bir köşeye çekilmiş onlara bakıyor ve ağlıyordu. Behlül-i Dânâ o çocuğun yanına gitti ve "Ey çocuk niçin ağlıyorsun? Gel sana bir şeyler alayım da sen de arkadaşlarınla oyna." dedi ve çocuğun başını okşadı.</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Çocuk bakışlarını Behlül'e çevirdi ve "Ey aklı az adam! Biz oyun için yaratılmadık." dedi. Behlül bu söze şaştı ve çocuğa "Ey oğlum! Peki, niçin yaratıldık?" diye sordu. Çocuk "Allah Teâlâyı bilmek ve O'na ibadet etmek için." dedi. Behlül "Peki bunun öyle olduğunu nereden biliyorsun?" diye sordu. Çocuk, Müminûn suresinin 115. ayetini okudu.&nbsp;</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<blockquote>
<p style="text-align: justify;"><strong>"Sizi boşuna yarattığımı ve gerçekten bize döndürülmeyeceğinizi mi zannettiniz?"</strong></p>
</blockquote>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Behlül tekrar&nbsp;"Ey çocuk! Sen hikmetli konuştun. Bana biraz daha nasihat et." dedi ve ağlamaya başladı. Çocuğa "Ey oğlum! Sen daha çocuksun, günahın yok, nasıl oluyor da böyle düşünebiliyorsun?" diye sordu. Çocuk da "Babamı ateş yakarken gördüm. İri odunları küçük çırpılarla tutuşturuyordu. Ben de cehennemin yanan küçük odunlarından olmaktan korkuyorum." dedi.</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Bu sözler üzerine Behlül-i Dânâ tekrar ağladı. Kendinden geçti. Kendine geldiğinde çocuğu yanında göremedi. Oradakilere çocuğun kim olduğunu sordu. Onlar "Tanımadın mı?" dediler. Behlül "Hayır." deyince, onlar; "O, Hz. Hüseyin’in evlâtlarından bir Seyyid'tir." dediler. Behlül de "Ancak böyle bir ağacın meyvesi bu kadar olgun olabilirdi." deyip oradan ayrıldı.</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>Behlül Halifenin Yanında</strong></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Bir gün Behlül, Halife Harun Reşid'in yanında oturmuştu. Bazı büyük ve saygın kimseler de halifenin yanında oturmuşlardı. Her zaman olduğu gibi halife yine Behlül'e takılmak istedi. O sırada ahırdan kişneme sesleri duyuldu. Halife Behlül'le alay etmek için:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">- Git bak bakalım bu hayvan ne diyor, galiba seninle bir işi var, dedi. Behlül ahıra gidip geldi ve şöyle dedi:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">- Efendi, sana yazık değil mi bu eşeklerle oturmuşsun? Çabucak oradan ayrıl yoksa eşeklikleri sana da tesir edebilir!</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>Harun Reşid'in Kıymeti</strong></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Bir gün Harun Reşid Behlül'le birlikte hamama gitti. Halife Behlül'e:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">- Sence ben köle olsaydım değerim ne olurdu? diye sordu. Behlül şöyle bir baktı ve:</p>

<p style="text-align: justify;">- 50 dinar, diye cevap verdi. Harun Reşid:</p>

<p style="text-align: justify;">- Divane, sadece üzerimdeki peştamal bile 50 dinar eder, diyerek sinirlendi. Behlül de:</p>

<p style="text-align: justify;">- Zaten ben de peştamalın değerini söylemiştim, yoksa halifenin bir değeri yok! deyiverdi..</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/behlul-i-danadan-kisa-hikayeler</guid>
      <pubDate>Thu, 28 Dec 2023 20:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2023/12/dana.jpg" type="image/jpeg" length="15767"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
