<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Ehl-i Beyt Âlimleri Derneği</title>
    <link>https://www.ehlibeytalimleri.com</link>
    <description>Ehl-i Beyt Âlimleri Derneği</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/rss/ailegenc" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2022. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sun, 06 Sep 2026 20:23:25 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/rss/ailegenc"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Kısaca Ruh Hastalıklarının Tarihçesi]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/kisaca-ruh-hastaliklarinin-tarihcesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/kisaca-ruh-hastaliklarinin-tarihcesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bu nedenle öyle görünüyor ki bu hastalık hiçbir şekilde ilahi değildir ve diğer hastalıklardan daha kutsal olamaz...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify">1900 yılında New York’ta çalışan genç bir adam ağır psikolojik rahatsızlığa yakalandı. Şiddetli hastalığı nedeniyle bir binanın penceresinden atlayarak hayatına son vermeye çalıştı, fakat bunu başaramadı. Genel hastalıklarla ilgili bir hastanede yapılan muayeneler sonucunda ağır depresyonda olduğu ve hezeyanların yarattığı vehimlerden acı çektiği ortaya çıktı.</p>

<p style="text-align:justify"></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">Yaklaşık bir ay evde klinik testler uygulandı. Ama hastalığının tedavisinde ilerleme sağlanamadı ve sonunda ruh hastalıkları kliniğine aktarıldı. Üç yıl psikolojik hastalıkların izlendiği çeşitli ihtisas kurumlarında yattı. Fakat hepsinde de uygunsuz, hatta birçok durumda vahşi muameleye maruz kaldı. Her nasıl olduysa üç yılın sonunda 1903’te sağlığına kavuştu ve yaşadığı nahoş tecrübeler nedeniyle hastanelerde klinik psikiyatri hastalarının insani muameleye tabi tutulması ve tedaviye ilişkin malumatın derinleştirilmesi için çalışmaya karar verdi. Bu sebeple üst düzey yetkililere çok sayıda mektup yazdı, nüfuzlu insanlarla görüşmeler yaptı ve nihayet ruh hastalıkları kliniğindeki tecrübelerini 1908’de <i>Kendini Bulan Zihin</i><a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a> isimli bir kitapta biraraya getirip yayınladı.</p>

<p style="text-align:justify">Bu çalışmalar, günümüzde zamanın en etkili güçlerinden olan ruhsal hijyen hareketinin şekillenmesinde takdire şayan bir rol oynadı. Bu adam, sırasıyla 1908 ve 1909 yıllarında Amerika’da yerel ve ulusal ruhsal hijyen derneğini kuran Clifford W. Beers’tan başkası değildi. Ulusal Ruhsal Hijyen Derneği’nin faaliyetleri, yalnızca ruh hastalıklarının tedavisinde şartları iyileştirme ve bu hastalara bakışaçısını düzeltme çabası değildi. Bilakis toplumsal yapıda duygusal çöküntüyle sonuçlanan etkenlere de odaklandı. Çalışmanın kapsamına okullarda, üniversitelerde, mahkemelerde ve dini kurumlarda faaliyet göstermek, çeşitli tedavi merkezleri kurmak, ruhsal hijyen çalışanlarının eğitimi ve bu alanda araştırmalar gerçekleştirmek de giriyordu. 1917 yılında, ruhsal hijyen kavramlarının yayılması ve Amerika’daki yükselişine dair muhtelif yaklaşımların tavsifi için muteber bir kaynak sayılan Ruhsal Hijyen adında mevsimlik bir dergi yayın hayatına başladı.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<p style="text-align:justify">Fakat ruhsal hijyenin konularına bu kadarlık bir bakışın aslında insanlık tarihi kadar eski bir sicili vardır.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>1. Ruh Hastalıklarının Tarihçesi</strong></p>

<p style="text-align:justify">Ruh hastalıkları ve tedavisi, dönemler ve yüzyıllar boyunca, aşağıda kronolojik sıralaması verilmiş birtakım aşamaları geride bırakmıştır:</p>

<p style="text-align:justify"><strong>a. </strong>Doğaötesi güçlere, sihir ve büyüye inanç</p>

<p style="text-align:justify"><strong>b. </strong>Tebabetin veya doktorluğun açıklamalarına inanç</p>

<p style="text-align:justify"><strong>c. </strong>Psikolojinin açıklamalarına inanç</p>

<p style="text-align:justify">Bu aşamaların sıralaması, mesela ikinci aşamanın başlamasıyla birinci aşamanın tamamen ortadan kalktığı ve hükmünü yitirdiği anlamına gelmez. Aksine, hastalıkların teşhisi ve tedavisinde en ileri teknolojilerden yararlanırken, eşzamanlı olarak dünyanın kimi bölgelerinde sihir ve büyüye ve bu yolla tedaviye inanç da devam etmektedir.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a> Yine, psikolojik açıklamaların bulunması tıbbın modelini bilim sahnesinden indirmemiştir; bilakis bu iki tür izah, omuz omuza vererek ruh hastalıkları ve ruhsal hijyene bütüncül iki yaklaşım olarak birlikte yol almaktadır.</p>

<p style="text-align:justify">Genel olarak kadim dönemlerde anormal davranışlar, sebebi kavranamayan diğer tüm durumlarda olduğu gibi yıldızların hareketi, tanrıların veya habis ruhların intikamı kabilinden doğaötesi güçlere bağlanırdı. Görünüşe göre bu inanç yüzyıllar boyunca rağbet gördü ve Çin, Mısır, Yunan vs. gibi çeşitli kavimler arasında gözlemlenmekteydi. Onların inancına göre şeytanların büyüsüne kapılmış kimselerin tedavisi için habis ruhları bedenlerinden ve ruhlarından defetmek üzere cin çıkarmaya başvuruyorlardı. Bu iş için kimisi vahşice olan çeşitli teknikler kullanıyorlardı. Yakarış, gürültü çıkarma, özel macunlar içirmek gibi uygulamalar tedavi için kullanılan yumuşak tekniklerdi. Ama hastalığın daha şiddetli olduğu durumlarda, bedenin, oraya yerleşmiş şeytan için güvenli bir yer olmaktan çıkması için hastayı suya batırıyor, kırbaçlıyor veya aç bırakıyorlardı. Daha beteri, kimi zaman ameliyata kalkışıyor ve şeytanın kaçış yolu olsun diye hastanın kafatasında delik açıyorlardı. Kadim Yunanlılar da genellikle ruhsal bozuklukları, tanrıların ikazı gibi doğaötesi yorumlarla açıklıyorlardı. Anormal davranışlara modern yaklaşımın ilk işaretleri ve bu tür davranışların tıbbi izahı, ünlü Yunanlı tabip Bukrat’a<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a> (yaklaşık 360-460) ait yazılarda görülmektedir.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a></p>

<p style="text-align:justify">O, ilk kez ruhsal anormallikleri tıp sözlüğüne soktu. Hastalığın psikolojisi üzerine yazdıkları, yeni olduğu ölçüde tartışma da yaratmıştır. Yazılarında “kutsal hastalık” (sara) bahsinde o çağın yaygın cehaletini şöyle eleştiriyordu: “Bu nedenle öyle görünüyor ki bu hastalık hiçbir şekilde ilahi değildir ve diğer hastalıklardan daha kutsal olamaz. Aksine diğer hastalıklar gibi, kaynaklandığı doğal bir nedeni vardır.”<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a> Bukrat’ın bulguları üç grupta incelenebilir:</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Birincisi, </strong>ruhsal bozukluk durumlarını net biçimde müşahede etmeye ve gözlemlerinin sonuçlarını mümkün mertebe nesnel bir üslupla kaydetmeye çalışıyordu. Sonuçta batının bilimsel edebiyatında ilk defa onun yazılarında korku, sara ve doğum sonrası depresyon gibi ruhsal bozuklukların deneysel betimlemeleriyle karşılaşıyoruz.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>İkincisi,</strong> Bukrat, anormal davranışlar konusunda ilk b teorilerden birini ortaya atmıştır. Her ne kadar tahripkâr psikolojik etkiyi ve harici baskıları kabul ediyorsa da içsel süreçleri ruhsal bozulmayı ortaya çıkaran temel sebep görmektedir.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>Üçüncüsü,</strong> görünüşe bakılırsa Bukrat, anormal ruhsal halleri kategorilendirmeye çabalamış ilk bilgindir. Psikolojik bozuklukları üç grupta ele almaktaydı: Mania (anormal heyecan ve memnuniyet), melankoli (anormal kaygı) ve akıl kaybı (beyin ateşi).</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Bukrat’ın en büyük katkısı teori üretme ve metodoloji alanında olmuştur. Ruhsal bozukluğu tedavi etmede pek o kadar ilerleme sağlayamadı. Ama buna rağmen tedavi yöntemleri, cin çıkarma gibi önceki usüllerden çok daha insancıldır. Bu da başlıbaşına önemli bir ilerleme sayılabilir. Mesela onun melankoliyi tedavi yöntemi dinlenme, spor, hafif yemekler ve karmaşa ve alkolden kaçınmak idi.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a></p>

<p style="text-align:justify">Bukrat’ın görüşlerinin aşağı yukarı Calinus dönemine kadar taraftarı vardı. 201 yılında Calinus’un ölümünden sonra ruh hastalıkları biliminde karanlık dönem başladı ve tedavide cin çıkarma, tılsım ve büyü gibi eski usüller tekrar geri geldi. Bu durum batıda bütün bir ortaçağlar boyunca sürdü. Ama İslam toplumunda sıradışı işlere gösterilen takdire şayan hoşgörü sayesinde bilim insanına has düşünce tarzı, İslam ülkelerinin tarihinin, onyedinci yüzyıldan önce Avrupa’da yaygın olan ruh hastalarının kaderine egemen zulüm ve zorbalıktan uzak kalmasını sağladı. Avrupa’da ruh hastalarının şeytanla işbirliği yapmak ve büyücülükle suçlanarak grup grup ateşe atıldığı karanlık çağlarda bu insanlar İslam ülkelerinde yasal ve tıbbi koruma altındaydılar. Hatta hastalığın çok ağır olduğu ve toplumun tahammül edemediği durumlarda “mâristan”<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a> isimli hastanelere yatırılıyorlardı. Hicri beşinci yüzyılda Yezd’de, içlerinden biri de meclis veya mahfel el-mecanin adında sinir hastalıkları bölümüne ayrılan çeşitli bölümlerle donatılmış “darüşşifa” adında büyük bir tıp merkezi vardı. İran’da Müslüman hastanelerinin çoğunda hastaları oyalamak için kıssa anlatıcıları ve rivayet erbabından yararlanılırdı. Zahire-i Harzemşahi’nin rivayetine göre ruh hastalıklarında musikinin muhtelif makamlarından yararlanılıyordu. Aynı şekilde yeşil bahçelerdeki hastanelerde bakımla ve içinde suyun usulca aktığı odalarda tedaviyi hızlandırıyorlardı. Tabii ki bu sırada halk kitleleri arasında ruh hastalıkların sebep ve etkenleri konusunda İranlıların İslam’dan önceki amiyane inançlarının devamı olan avami inançlar da rağbet görüyordu. Ama ruh hastalıklarının cin çıkarma veya şeytanın hasta bedene hülul etmesiyle ilişkisine dair bu avami inançlar asla Avrupa’da gördüğümüz şiddet içeren tepkilere varmadı. Çünkü ruh hastalarını aşağılama ve taşlama çocukça bir davranış kabul ediliyordu. Gerçekten de delileri çocuklar taşlardı, akıl baliğ olmuş yetişkinler değil.<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a></p>

<p style="text-align:justify">İlk ruh hastalıkları hastanesi 792’de Bağdat’ta kuruldu. Bunu Şam ve Halep’te başkalarının girişimleri takip etti. Bu hastanelerde ruh hastalarının tedavisi, Hıristiyan ülkelerindekine nispetle çok daha insaniydi. Bu dönemin tıp alanındaki seçkin şahsiyetlerinden İbn Sina (980- 1037) “Tabiplerin Sultanı” olarak adlandırılmıştı. Yazılarında histeri, sara, heyecan tepkileri, melankoli gibi konulara rastlanmaktadır.<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a></p>

<p style="text-align:justify">Belki ruh hastalıklarının psikolojik izahlarının başlangıcını onaltıncı yüzyılın başlarına götürmek mümkündür. Paracelsus (1490-1541) ruhsal bozuklukların nedenini ruhsal fenomen olarak kabul etti ve sonraları hipnotizm adıyla tanınacak bir tedavi türünü destekledi.<a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">[11]</a> Psikolojik model, bilinç dışı süreçler ve ruhsal etkenlerin davranışları güdülediğinin keşfedilmesiyle eşzamanlı olarak ortaya çıktı. Anton Mesmer’in hayvan manyetizması (hipnotizm) hakkındaki açıklamaları bu fenomenin ilk delillerini hazırladı ve erken dönem Fransız psikiyatrların eserleri, son olarak da Sigmund Freud psikolojik yaklaşımı tamamen yerleştirdi. Bu erken dönemlerde psikologlar ve diğer araştırmacılar ruh hastalıklarının öğrenilmiş toplumsal tepkiler olabileceğini ve bunların çeşitli psikoterapi yöntemleriyle tedavi edilebileceğini gösterdiler. Psikolojik model, tıbbın modeli gibi ruhsal hastalıklarla ilgili genel düşünceler üzerinde önemli etkiye yolaçtı.<a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title="">[12]</a></p>

<p style="text-align:justify">Yirminci yüzyılda ruhsal hijyen üzerine çeşitli dernekler kurulduktan ve bu konuda uluslararası seminerler düzenlendikten sonra ortaya çıkan değişim, ruh hastalıklarının tanı, tedavi ve semptomatolojisine yapılan vurgu yavaş yavaş yerini sağlığın yaygınlaştırılması, ruhsal bozukluğun önlenmesi, halkın genel sağlık hizmetlerine ulaşması ve bunları değerlendirmeye bıraktı. Başka bir deyişle, ruhsal hijyen dalı, geçmişte esas itibariyle ruh hastalıkları üzerinde yoğunlaşmıştı ve ileri düzeyde ruhsal bozukluk yaşayanlara hizmet veriyordu. Ama gelişip olgunlaştıktan sonra bu bilim dalı, hastalıkları önlemeye ve sağlığı yaygınlaştırmaya odaklandı. Bu konuların üzerine eğilinmesi henüz çok yeni olduğundan ruhsal hijyenin yaygınlaştırılması ve korunma ile ilgili bilgimiz ruh hastalıklarıyla ilgili malumatımız kadar geniş ve kapsamlı değildir.<a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title="">[13]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - - -</strong></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a> A Mind That Found Itself</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a> Americana Corporation, The Encyclopedia Americana, vol. 18, s. 941.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><sup><sup>[3]</sup></sup></a> Muharriri, Mecelle-i Endişe ve Reftar, sayı 2 ve 3, s. 28.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><sup><sup>[4]</sup></sup></a> Hippocrates</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><sup><sup>[5]</sup></sup></a> Bootzin ve diğerleri, Revanşinasi-yi Nabehencari, s. 8.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><sup><sup>[6]</sup></sup></a> Pezeşki, Mecelle-i Nakdu Nazar, birinci ve ikinci sayı, dokuzuncu yıl, s. 64.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><sup><sup>[7]</sup></sup></a> Bootzin ve diğerleri, Revanşinasi-yi Nabehencari, s. 8 ve 9.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><sup><sup>[8]</sup></sup></a> Tımarhane (Çev.)</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><sup><sup>[9]</sup></sup></a> Özetleyerek: Muharriri, Mecelle-i Endişe ve Reftar, sayı 2 ve 3, s. 31-37.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><sup><sup>[10]</sup></sup></a> Coleman, Revanşinasi-yi Nabehencari ve Zindegi-yi Novin, s. 32.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title=""><sup><sup>[11]</sup></sup></a> Coleman, Revanşinasi-yi Nabehencari ve Zindegi-yi Novin, s. 37.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title=""><sup><sup>[12]</sup></sup></a> Pezeşki, Mecelle-i Nakdu Nazar, birinci ve ikinci sayı, dokuzuncu yıl, s. 76.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title=""><sup><sup>[13]</sup></sup></a> Mental Health, A Report of the Surgeon General, 1999, s. 3-4.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/kisaca-ruh-hastaliklarinin-tarihcesi</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 13:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/08/ruhsarsiz-1.jpg" type="image/jpeg" length="41476"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İyiliği Emredip, Kötülükten Sakındırmanın Adabı]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/iyiligi-emredip-kotulukten-sakindirmanin-adabi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/iyiligi-emredip-kotulukten-sakindirmanin-adabi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yapılan emir ve nehyin etkili olacağına ihtimal verilmelidir. Aksi takdirde zaman kaybından gayrı bir eylem olmayacaktır..]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Her insan, toplumda kötü bir işin yapılması ya da iyi işlerin terk edilmesi noktasında sorumluluk sahibidir. Bu nedenle farz olan bir amelin terk edilmesi veya haram bir fiilin yapılması durumunda insanın sessiz kalması caiz değildir. Toplumu oluşturan tüm bireyler haramın terk edilmesi farzın yapılması için seferber olmalıdır. İslam literatüründe bu işe <i>‘iyiliği emredip, kötülükten sakındırmak’</i> denir.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Marufu Emretmenin Önemi:</strong></p>

<p style="text-align:justify">Ehl-i Beyt İmamlarından nakledilen hadislerde şöyle denilir;</p>

<p style="text-align:justify">- İyiliği emredip kötülükten sakındırmak, en önemli ve en değerli farzlardadır.</p>

<p style="text-align:justify">- İslami hükümler, iyiliği emredip kötülükten sakındırma farizası ile ayakta kalır.</p>

<p style="text-align:justify">- İyiliği emredip kötülükten sakındırmak, dinin zaruretlerindendir ve kim onu inkâr derse kâfir olur.</p>

<p style="text-align:justify">- Eğer insanlar iyiliği emredip kötülükten sakındırmaktan vazgeçerse nimetler alınır ve dualar kabul olmaz.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Maruf (İyilik) ve Münker’in (Kötülük) Tanımı:</strong></p>

<p style="text-align:justify">İslam dininde tüm farz ve müstehaplara maruf, haram ve mekruhlara ise münker denir. Bu tanıma göre toplumda farz ve müstehap amellerin yapılması için çalışmak ‘marufu emretmek’, haram ve mekruh işlerin terk edilmesini sağlamak ‘münker’densakındırmak’tır.</p>

<p style="text-align:justify">Marufu emretmek ve münkerden sakındırmak, farz-ı kifayedir. Bu görev, bazı mükelleflerin yerine getirmesiyle başkalarının üzerinden kalkmış olur. Eğer insanların tamamı bu görevi terk ederse belirtilen şartların gerçekleşmesiyle farz olur.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Marufu Emretmek ve Münkerden Sakındırmanın Şartları:</strong></p>

<p style="text-align:justify">Marufu emretmek ve münkerden sakındırmak bazı şartların var olması durumda farz olur. Aksi durumda farz olmaktan çıkar. Gerekli olan dört şart:</p>

<p style="text-align:justify">1- Emir ve nehiyde bulunan kimse, mükellefin terk ettiği şeyin farz ve yaptığı şeyin haramolduğunu bilmelidir. Eğer yapılan işin hangi hükmün sınıfına girdiğini bilmezse emir ve nehiyde bulunulması farz değildir.</p>

<p style="text-align:justify">2- Yapılan emir ve nehyin etkili olacağına ihtimal verilmelidir. Eğer etki etmeyeceği bilinir veya şüphe edilirse, farz olmaz.</p>

<p style="text-align:justify">3- Günah işleyen kimsenin yapmış olduğu günahı tekrarlayacağı bilinmelidir. Bu nedenle eğer muhatap günahı tekrarlamama kararı almış veya tekrarlanmayacağı bilinir ya da zannedilirse farz olmaz.</p>

<p style="text-align:justify">4- Emir ve nehiyde bulunulduğunda kendisinin, ailesinin, yakınlarının hatta diğer Müslümanların can, haysiyet ya da önemsenecek kadar mal ile ilgili olarak bir zarara uğrayacağı bilinir veya zannedilirse, farz olmaz.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Marufu Emretmek ve Münkerden Sakındırmanın Merhaleleri:</strong></p>

<p style="text-align:justify">Marufu emretmek ve münkerdennehiyetmede gözetilmesi gereken birkaç merhale vardır. Aşağı merhalenin uygulanması durumunda maksada varılacağı ihtimali olursa, sonraki merhalelerin uygulanması caiz olmaz.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>İlk Merhale:</strong></p>

<p style="text-align:justify">Bu merhalede, günah işleyen kimseye karşı, günah işlediğinden dolayı olduğunu anlayacağı şekilde farklı davranılmalıdır. Örneğin ona sırt çevirmek veya onunla asık suratla görüşmek veya onunla olan irtibatı kesip ondan uzak durmak vb.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>İkinci Merhale:</strong></p>

<p style="text-align:justify">Bu merhalede görev, dille yapılır. Yani farzı terk edene onu yapmasını ve günah işleyene günahı terk etmesini söylemek<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Üçüncü Merhale:</strong></p>

<p style="text-align:justify">Bu merhalede güç ve baskıya başvurulur. Yani kötü işin yapılmasını engellemek ve farzın yapılmasını sağlamak için günahkâr insana güç ve baskı uygulanır.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Marufu Emretmek ve Münkerden Sakındırmanın Hükümleri:</strong></p>

<p style="text-align:justify">1- İyiliği emredip kötülükten sakındırmak farizasının İslami çizginin dışına çıkmaması için gerekli şartların doğmuş olması gerekir.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a></p>

<p style="text-align:justify">2- Eğer emir ve nehiy etmenin nasihat ve öğütle mümkün olacağı bilinirse sadece bu kadarı ile yetinilmeli ve sınırlar aşılmamalıdır.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a></p>

<p style="text-align:justify">3- Eğer emir ve nehyin tekrar edilmesi halinde etkili olacağı bilinirse, tekrar edilmesi farz olur.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a></p>

<p style="text-align:justify">4- ‘Günahta ısrar etmek’ten kasıt, fiilin devam ettirilmesi değildir. Kasıt, günaha bir kere dahi olsa mürtekip olmaktır. Öyleyse; namazı bir defa terk eder ve ikinci defa terk etmeye niyeti olursa, iyiliği emretmek farz olur.<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a></p>

<p style="text-align:justify">5- Kötülüğü önlemek ve farzları yerine getirmek, yaralamaya veya öldürmeye bağlı olursa, bu iş şer’i hâkimin iznine bağlıdır. Ancak münker, İslam dininin çok önem verdiği şeylerden biri olursa örneğin; eğer günahsız bir insanın öldürülmesini önlemek, sadece zalimin öldürülmesiyle mümkün olursa, zalimi öldürmek için şer’i hâkimden izin almak gerekmez.<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Marufu Emretmek ve Münkerden Sakındırmanın Adabı:</strong></p>

<p style="text-align:justify">İyiliği emredip kötülükten sakındırma farizasına amel edecek kişinin aşağıdaki şeylere dikkat etmesi gerekir;</p>

<p style="text-align:justify">· Merhametli bir baba ve şefkatli bir doktor gibi davranmalıdır.</p>

<p style="text-align:justify">· Marufu emredip kötülükten sakındırmak, sadece kurbet (Allah'a yaklaşma) niyetiyle yapılmalı, üstünlük sağlama vb. şeylerden uzak olmalıdır.</p>

<p style="text-align:justify">· İnsan kendisini pak ve hatadan münezzeh görmemelidir. Çünkü her ne kadar günahkâr insanın yaptığı amel Allah’ın onaylamadığı bir iş olsa bile belki de o insanın ilahi muhabbeti hak eden güzel sıfatları vardır.<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Özet:</strong></p>

<p style="text-align:justify">1-İslam dininde tüm farz ve müstehaplara “maruf”, haram ve mekruhlara ise “münker” denir.</p>

<p style="text-align:justify">2-İyiliği emredip kötülükten sakındırmak farz-ı kifaye’dir.</p>

<p style="text-align:justify">3-iyiliği emredip kötülükten sakındırmanın şartları şöyledir;</p>

<p style="text-align:justify">· Emir ve nehiyde bulunacak kimse, maruf ve münkeri bilmelidir.</p>

<p style="text-align:justify">· Yapılan emir ve nehyin etkili olacağına ihtimal verilmelidir.</p>

<p style="text-align:justify">· Günah işleyen kimsenin yapmış olduğu günahı tekrarlayacağı bilinmelidir.</p>

<p style="text-align:justify">· Emir ve nehiyde bulunma mefsedeye (zarara) yol açamamalıdır.</p>

<p style="text-align:justify">4-İyiliği emredip kötülükten sakındırmanın merhaleleri şöyledir;</p>

<p style="text-align:justify">· Günah işleyen kimseyle dostluk ve irtibatı kesmek</p>

<p style="text-align:justify">· Dil ile (sözlü uyarı) emir ve nehiyde bulunmak</p>

<p style="text-align:justify">· Günahkâra karşı güç ve baskı uygulamak</p>

<p style="text-align:justify">5-Emir ve nehiyde bulunmak için gerekli şartların oluşmuş olması ve merhalelere riayet edilmesi farzdır.</p>

<p style="text-align:justify">6-Eğer günahı önlenmek için emir ve nehyin tekrar edilmesi gerekirse, tekrar etmek farzdır.</p>

<p style="text-align:justify">7-Günahkârın yaralanması veya öldürülmesi şer’i hâkimin izni olmadan caiz değildir. Ancak münker, İslam dininin çok önem verdiği şeylerden biri olursa şer’i hâkimden izin almak gerekmez.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - - -</strong></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title="">[1]</a>Tahrir’ul Vesile C.1 S.463, 2.mesele</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title="">[2]</a>Tahrir’ul Vesile C.1 S.465 ve 472, 1.mesele</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title="">[3]</a> Ayetullah Gulpaygani’nin ilmihal kitabında şöyle geçer; “İkinci merhalede güzel bir ahlak ve güzel bir dille iyiliği emredip kötülükten sakındırmak gerekir.”</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title="">[4]</a>Tahrir’ul Vesile C.1 S.476</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title="">[5]</a>Tahrir’ul Vesile C.1 S.476</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title="">[6]</a>Tahrir’ul Vesile C.1 S.467, 3.mesele</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title="">[7]</a>Tahrir’ul Vesile C.1 S.467, 5.mesele</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title="">[8]</a>Tahrir’ul Vesile C.1 S.460, 4.mesele</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title="">[9]</a>Tahrir’ul Vesile C.1 S.481, 11 ve 12.mesele (Bu mesele Ayetullah Gulpaygani’nin ilmihal kitabında yer almıyor.)</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title="">[10]</a>Tahrir’ul Vesile C.1 S.481, 14.mesele</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/iyiligi-emredip-kotulukten-sakindirmanin-adabi</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 19:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/08/iyiliksiz-1.jpg" type="image/jpeg" length="82491"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Savaşlar ve Silahlar]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/savaslar-ve-silahlar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/savaslar-ve-silahlar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Allâme Muhammed Takî Caferî Tebrizî ve Hatıralar]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h6 style="text-align: right;">.</h6>

<h6 style="text-align: right;">.</h6>

<p style="text-align: justify;"></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align: center;"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Şu anda bu cümleleri yazarken, bugün (11 Haziran 1988) uluslararası tüm kural ve yasalara aykırı olarak korkunç ve ölümcül füzeler, birbiri ardına insanî yerleşim alanlarını, yani insanların yaşamak ve yerleşik hale getirmek için inşa ettikleri evleri ve barınakları, enkaz yığınlarına dönüştürüyor ve gençlerin, yaşlıların, çocukların, kadınların, erkeklerin, hastaların ve sağlıklı olanların yaşam nurlarını okullarda, camilerde, hastanelerde karanlıklara gömüyorlar.</p>

<p style="text-align: justify;">Tam da o gece birkaç arkadaş, gücün olgusunu ve insanlığın onu doğru ve mantıklı bir şekilde kullanmaktan aciz olduğunu tartışıyorduk ki; ansızın dehşet verici bir roket sesi ile sohbetimiz bir an için kesildi. Hepimizi birbirimize baktık ve <i>“şu anda masum insanlar toprak ve kan içinde yatıyorlar”</i> dedik. Aynı esnada erdemli ve bilgili bir arkadaş içeri girdi ve şöyle dedi:</p>

<p style="text-align: justify;"><em>"Dün gece, demokrasiyi kanıtlayan, insanlık için ilerlemenin ve medeniyetin bir göstergesi olan bir olaya şahit oldum, aynı zamanda tarihin cebri ve gelişmelerin zoruyla insan hayatına girmiş sosyalizmi yorumluyordu adeta”</em></p>

<p style="text-align: justify;">Bu patlayan yıkıcı bir saldırıydı ve hemen ailemi sakinleştirdikten sonra hızla roketin çarptığı yere gittim. Gördüğüm manzara o kadar korkunçtu ki onu tanımlama yeteneğim yok ve bu olayın ruhsal darbesini de son nefesime kadar içimde taşıyacağımı düşünmüyorum. Bir ailenin tüm fertlerini kana bulanmış, toprak yığını altında buldum. Sadece henüz sütten kesilmemiş bir bebeğin başını ve küçük eli topraktan dışarıda kalmıştı. Yavaşça ve çok nazik bir şekilde toprağı onun etrafında sıyırdım, çocuğun yüzü ortaya çıktı. Ağzı açık ve emziği, ağzından az ötedeydi. İçimden dedim ki</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><i>“Keşke sesim yüksek olsaydı ve kanun koyuculara, uluslararası insani yardım örgütlerine seslenip, ‘efendiler, buyrun ağzını size soru sormak için açmış bu bebeğe cevap verin’ diyebileydim”</i>.&nbsp; Ama heyhat!…</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Toplantıya katılanlardan biri şöyle dedi:</p>

<p style="text-align: justify;"><em>"Allah rızası için siz ne yaşıyorsunuz böyle? Zaten ne dediğiniz ayan beyan belli değil mi? Onlar burada neler yaşandığını bilmiyorlar mı sanki? Siz yalnızca bir gün boyunca dünya medyasının söylediklerini dinlerseniz göreceksiniz ki, silah satıcılarının nasıl bu ölüm saçan silahları sattığını, bunun sayesinde yaşamlarını, fildişinden saraylarını nasıl kanla inşa ettiklerini ve sonra da medyanın nasıl haber yapacağının sınırlarını çiziyorlar.</em></p>

<p style="text-align: justify;"><em>Peki, şimdi ben tartışmanıza engel olmayayım, siz devam edin lütfen ve şu soruya cevap arayın; acaba insanın tüm ilerleyiş ve medeniyeti meydana getirme iddiasında olduğu bu noktada, güce ulaştığı anda aciz bir hayvana dönüşmemesi ve o gücü, yapıcılık yolunda kullanması için bir yol bulabilir mi bunu düşünün"</em></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/savaslar-ve-silahlar</guid>
      <pubDate>Fri, 19 Jan 2024 14:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2024/01/black-silhouette.jpg" type="image/jpeg" length="42450"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Askeri Üs Demek..]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/askeri-us-demek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/askeri-us-demek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gazeteci Yazar Banu Avar - Ocak / 2024]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h6 style="text-align: right;">.</h6>

<h6 style="text-align: right;">.</h6>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align: justify;"><em>“Üs demek ‘Ben sana baskın yaparım’ demektir”</em><br />
<br />
Art arda şehitler verdik. Ellerimiz böğrümüzde, yürekler alev alev!<br />
Oturacağımıza<em> ‘Neden?’</em> sorusunu sormalıyız.<br />
<br />
Hepimizin tahmin ettiği bilgilerdi bunlar ama kanıtlıydı. Bu bilgilere göre saldırıyı, Suriye’nin Kamışlı bölgesinden gelen bir Amerikan özel askerî şirketinin mensupları yapmıştı. Bildiğiniz paralı askerler yani. Zaten Amerika kendi ordusu ve kiralık ordusuyla PKK ve PYD’ye askeri eğitim verdiğini kendi açık açık söylüyor.<br />
<br />
Saldırı sırasında öldürülen kiralık askerlerden ikisinin kasklarındaki kameraların kayıtları incelenmiş ve bu kayıtlardan, Mehmetçiklerin, saldırı sırasında doğru yönetilmediği ve bu nedenle bu kadar kayıp verildiği de değerlendirilmişti.<br />
<br />
15 gün sonra yine aynı üs bölgesinde evlatlarımızı teröre şehit verdik. Mehmetçiklerin ısrarla aynı üs bölgesinde ve aynı tepede tutulması konusu medyada daha geniş şekilde konuşuluyor.<br />
<br />
Bakın Pamukoğlu ne diyor:<br />
<br />
<em>“Biz oralarda üsler kuruyoruz. Bu üs meselesi benim Hakkâri’ye atandığımdan beri kabul etmediğim, uygulamadığım bir şey. Çünkü bizim toprakla ilgimiz yok ki. Biz gireriz, 2-3 günde darmadağın ederiz. 3-4 günden fazla kalmayız.<br />
Hududu korumak başka bir şey, teröristleri bulup yok etmek başka bir şey. Gayrinizami harpte tek bir formül vardır: Ara, bul, yok et! Ne üssü?!”</em><br />
<br />
ABD, Vietnam'da üsleri basılarak 56 bin ölü verdi. Üs demek, sen sabitsin demek, sen gözetleniyorsun, sen takip ediliyorsun demek. <em>‘En zayıf anında mutlaka ben sana baskın yaparım’ </em>demek.<br />
<br />
İkinci saldırının aynı üs bölgesine yapılması ve şehitler verilmesi, bu sözlerin hiç dikkate alınmadığını gösteriyor! Böyle gaflet olmaz.<br />
<br />
Arslan Bulut özetliyor:<br />
<br />
<em>“Türkiye ısrarla gayrinizami harp gereklerine ve millî dış politikaya uygun hareket etmediği için kayıplar veriyor. Terörün sona erdirilmesi, örgüte doğrudan destek veren ABD’nin bundan vazgeçmeye mecbur edilmesiyle mümkün olabilir.Tabii bunun için de Amerika’ya boyun eğen değil,ABD’ye karşı kozlar ileri sürebilen çok güçlü bir siyasi irade gerekir.Halkın görevi,böyle bir siyasi irade ortaya çıkarmaktır.”</em><br />
<br />
Ağlamaya son verip ne yapacağımızı düşünmeye başlamalıyız. Bir kez daha başımız sağ olsun!</p>

<p style="text-align: center;"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align: center;"></p>

<p style="text-align: center;">Suriye bölünürse sıra İran ve Türkiye’ye gelir</p>

<h5 style="text-align: center;"><strong><a href="https://www.instagram.com/p/C2E6-hgtYnX/" rel="nofollow">https://www.instagram.com/p/C2E6-hgtYnX/</a></strong></h5>

<p style="text-align: center;"><a href="https://youtu.be/Ta_6O1C-0bc?si=TgpEx5VzhR8nt8Nz" rel="nofollow">https://youtu.be/Ta_6O1C-0bc?si=TgpEx5VzhR8nt8Nz</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/askeri-us-demek</guid>
      <pubDate>Tue, 16 Jan 2024 21:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2024/01/abd-ypg.jpg" type="image/jpeg" length="10184"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İnsan ve Bilgelik]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/insan-ve-bilgelik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/insan-ve-bilgelik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hangi iş kalpten yapılmadıysa akim kaldı. Eksikti ve tadı da yoktu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h6 style="text-align: right;">.</h6>

<h6 style="text-align: right;">.</h6>

<p style="text-align: justify;"></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: center;"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">İnsan bilgiye sahip olabilir ama bilgeliğe sahip olamaz.</p>

<p style="text-align: justify;">Bilgi kolaydır. Sadece biraz zihinsel çaba gerektirir. Hafızanıza doldurmak ve biraz da efor harcamak yeterli olacaktır. Hafızanız bir bilgisayar hafızası gibidir. Dünyanın bütün kütüphanelerini içine işleyebilirsiniz.</p>

<p style="text-align: justify;">Ancak bilgelik biriktirilebilecek bir şey değildir çünkü bilgelik zihinden gelmez. Bilgelik mantık ve akıl yürütmeyle değil, kalple, sevgiyle, mahabbetle kazanılır.</p>

<p style="text-align: justify;">Hayatın ne olduğuna, kim olduğunuza ve neden burada olduğunuza dair derin bir anlayıştır.</p>

<p style="text-align: justify;">Hikmeti kalpten öğrendiğinde aklını da faydalı bir kul, bir hizmetçi olarak kullanabilirsin.</p>

<p style="text-align: justify;">Zihninizde biriktirdiğiniz bilgiyi kullanabilirsiniz; ancak bilgeliği kalp aracılığıyla bilmeden bunu yapamazsınız.</p>

<p style="text-align: justify;">Nitekim hangi iş kalpten yapılmadıysa akim kaldı. Eksikti ve tadı da yoktu.</p>

<p style="text-align: justify;">Enerjinizi kalbinize yönlendirin. Şaşırmak için âşık olun. Sevgi çiçek açtıkça ve sevgi çiçeğinin yaprakları kalbinizde açıldıkça, üzerinize sonsuz güzellikte bir şeyler iner; bu bilgeliktir. Bilgelik nurdur. Karanlık kalplerde yer bulmaz.</p>

<p style="text-align: justify;">Ve bilgelik sonunda özgürlük getirir. Öğrenmek beraberinde bilgiyi getirir ama bilgelik dönüşüm ve devrimi getirir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/insan-ve-bilgelik</guid>
      <pubDate>Sat, 13 Jan 2024 17:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2024/01/hikmet-2.jpg" type="image/jpeg" length="57637"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kültürden Yoksun Bırakılan İnsan]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/kulturden-yoksun-birakilan-insan</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/kulturden-yoksun-birakilan-insan" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[''Neden acı çekiyoruz'' Çok kestirme bir cevap vermem gerekirse ''bilgisizlikten'' diyebilirim; bilgisizlikten ve bilgisizliğin yarattığı sonuçlardan..'']]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h6 style="text-align: right;">.</h6>

<h6 style="text-align: right;">.</h6>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: center;"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>Kültürden Yoksun Bırakılan İnsan</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Mesele bir parçadan bütüne ulaşabilmek ama ne yazık ki bütüne ulaşabilmek de sınıfsal.</p>

<p style="text-align: justify;">Emeğini, alın terini satan, hayatta kalmaya çalışan, eve geldiğinde televizyonun karşısında yorgunluktan sızıp kalan bir insan nasıl bir parçadan bütüne ulaşabilecek eğitime, kültüre sahip olsun.</p>

<p style="text-align: justify;">Tüm bunlar kendine zaman ayırıp araştırabilmek, okuyabilmek, gezip görebilmekle ilintili. Zaten ay sonunu zor getiren aileler, evlatları -ki herkesi aynı düzlemde eşitlemiyorum, baskın olanı vurguluyorum- böyle bir bilinç seviyesine varamıyor.</p>

<p style="text-align: justify;">Dar alanda sıkışan bireyler hayatı bugünden ibaret görüyor, öğrendiği de kulaktan dolma, günün egemenlerine meşruiyet sağlayan çarpıtılmış, uydurulmuş hikâyeler oluyor. Ayrıca alanda, derste anlatılan da ötekiler yadsınarak egemenlerin çerçevesinde anlatılıyor. Oysa hepsinde ötekilerin sırtında yükselen ihtişamlar, lüksler, propagandalar, dinin araçsallaştırılması ballandıra ballandıra aktarılıyor.</p>

<p style="text-align: justify;">Bugün arkeoloji, arkeolojinin zamanda boyut kattıkları belli kesime hitap eden bir olay gibi algı yaratılıyor. Oysa tüm bu eserlerin arkasındaki sınıfsallığı, işçi mücadelesini, haksızlığa isyanları, birikimsel süreci, bugünkü haklara hangi acıların sırtında elde edildiği, edileceğini halka indirmemiz elzem. Yoksa bu alanlar toplumun bir kesiminden daha avantajlı olanların kendini pohpohladığı, kariyerist hesapların aracı, üzerinden para kazanmak için turizme meze olan, baskın ideolojinin rant elde ettiği bir duruma bürünür.</p>

<p style="text-align: center;"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>Kendini Bilmek!</strong></p>

<p style="text-align: right;"><strong>Olcay Kasımoğlu</strong></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">İnsan kaynaklı sorunların temelinde insanın kendini bilmemesi ve bilgisizliği yatar.<br />
İnsanın kendini bilmesi, aynı zamanda varoluşun getirdiği insan gereksinimlerinin en temel belirleyicisidir.<br />
İnsanın kendini bilme ve tanıma yolculuğu aynı zamanda kişinin kendi iç sesiyle mücadeleye girmesi ve kendini bağımlı kılan birçok şeyden kurtulması demektir.<br />
<br />
Altı’ncı yüzyılda yaşayan ve halkın kendini tanrılaştırdığı Yedi Bilge arasında yer alan Spartalı Khilon tarafından ilk kez Delfi’deki Apollon Tapınağı’na yazılmıştır bu sözler: “Kendini Bil.”<br />
<br />
İlk bakışta “Kendini bil” farklı bir ifade gibi gelir insana. Oysa her insanın içinde birçok parçanın bulunduğu ve bu parçalardan hangisini daha çok kullanılması gerektiğinin çoğu zaman farkına varmayız. Bu nedenle kendini tanıma bir yerde bu parçaları anlama, güçlü ve zayıf yanlarının farkına varma uğraşıdır.<br />
<br />
Kendini tanımak, öncelikle insanın iç dünyasıyla, başka bir deyişle kendisiyle iletişime geçmesidir. İnsanoğlunun kendi dışındaki dünyayı anlamlandırabilmesi için de önce kendini bilmesi gerekmektedir; ancak o zaman bütün varlıkların anlamı ve amacı konusunda derinlikli bir bakış açısına sahip olur.<br />
Kendini bilmek aynı zamanda, insanlarla güçlü iletişim kurmayı sağlıyor ve olayların, dünyanın farkında olup bunları doğru değerlendirme bilgeliği katıyor. Çünkü insan tek başına medeniyet ve kültür oluşturamaz.<br />
<br />
Bunun yanında, kendini bilmeyen insan, her şeyi bildiğini sanır, bilmediği konularda ahkâm kesilir.<br />
Sokrates: “Bildiğim tek bir şey var, o da hiçbir şey bilmediğimdir” derken, aslında hayatın anlamıyla ilgili sağlam bir kavrayıştan bahseder.</p>

<p style="text-align: justify;"><br />
Kendini bilen insanın akılla bağlantılı bir eylemi vardır. Kendine özgü bir canlı olmanın da ötesine geçerek insanca yaşama anlam katar buda haddini bilme, bilgi sahibi olma ve yürekliliktir. Bu olumlu özelliklerin varlığıyla belli bir zihinsel olgunluğa erişince insan, sahip olunan bilgileri anlamlı ve sağlıklı kullanma, yaşamı doğru ve anlamlı bir şekilde yorumlayabilme bilgeliğine de ulaşmış oluyor. Hayatın anlamına da derinlikli bir bakış açısı kazandırıyor.<br />
<br />
Kendini bilmenin yaratacağı bilgeliği anlatan Farsça dörtlükteki uyandırmayı, izlemeyi, şahitlik etmemeyi görmemek mümkün mü?</p>

<p style="text-align: center;"><br />
<br />
<em>“- ki, bilmiyor ama biliyor bilmediğini; çocuktur, onu eğitin/yetiştirin.<br />
– ki, bilmiyor ama bilmiyor bilmediğini; cahildir, ondan uzak durun.<br />
– ki, biliyor ama bilmiyor bildiğini; uykudadır, onu uyandırın.<br />
– ki, biliyor ama biliyor bildiğini; bilge kişidir, onu izleyin.”</em></p>

<p style="text-align: justify;"><br />
Dünyanın en büyük temel sorununun, insanın kendini bilmemesinden kaynaklanan bilgisizlikten ve bilgiye duyulan ilgisizlikten kaynaklandığını söyleyebiliriz.<br />
<br />
Türkiye felsefe kurumu başkanı, ulusal ve uluslararası yirmiye yakın derneğin aktif üyesi olan İoanna Kuçuradî'nin seslenişi oldukça manidardır:</p>

<blockquote>
<p style="text-align: justify;"><br />
<br />
<strong>''Neden acı çekiyoruz'' Çok kestirme bir cevap vermem gerekirse ''bilgisizlikten'' diyebilirim; bilgisizlikten ve bilgisizliğin yarattığı sonuçlardan..''</strong></p>
</blockquote>

<p style="text-align: justify;"><br />
<br />
Yunus Emre’nin dizelerinde hayat bulan “Kendini Bilmek”deki hikmetin güzelliğine hayran olmamak mümkün mü?</p>

<p style="text-align: center;"><br />
<br />
<em>“İlim ilim bilmektir<br />
İlim kendin bilmektir<br />
Sen kendini bilmezsin<br />
Ya nice okumaktır”</em></p>

<p style="text-align: justify;"><br />
<br />
<em>“İnsan niçin okur? Hem kendi, hem de başkalarının “hakkı”nı bilmek için. Yani “kul hakkını ve sınırlarını” bilmek için. Bu, Tanrı’nın da insanlardan isteğidir. Gönül dünyasında da, toplum yaşayışında da düzen ve huzur böyle sağlanacaktır. İnsan okuyor ama “hak-hukuk” bilmiyorsa, kul hakkı yiyorsa her şey boştur. Kuru, işlevsiz bilgi yüklemesidir yapılanlar.”</em><br />
<br />
Kendini bilmeyen, hatta aramayan kişi, yaşamını da boşa geçirmiş, eserini verememiş ve kendini gerçekleştirememiştir. İnsanın hayattaki en büyük başarısı kendini bilmesidir. Bilgi, her şeyden önce insanın kendini bilmesini sağlamalıdır. Kendini bilmek de önümüzü aydınlatır. İnsanın kendisini bilmesi kadar büyük nimet yoktur.<br />
<br />
&nbsp;</p>

<p style="text-align: justify;"><strong>“Hoca öğretir, öğrenci ezberler” kalıbını yıkma zamanı gelmedi&nbsp;mi?</strong></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Hocalık, öğretmenlik, bu böyle olacaktır diye bir fikri öğretmekten çok öğrenciye kendi gerçeğini keşfedebilme fırsatı sağlamak olmalıdır.</p>

<p style="text-align: justify;"><em>“Hoca öğretir, öğrenci ezberler” </em>kalıbını hocalar da, öğrenciler de unutmalı.</p>

<p style="text-align: justify;">Anlatılanlar kafamızda canlanıp, sorgulanarak irdelendiğinde ancak bir şeyleri öğrenmiş oluyoruz..</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/kulturden-yoksun-birakilan-insan</guid>
      <pubDate>Fri, 12 Jan 2024 20:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2024/01/kultur-1.jpg" type="image/jpeg" length="94819"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Arkadaşlık ve Hakları + Grafik]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/arkadaslik-ve-haklari-grafik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/arkadaslik-ve-haklari-grafik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sadi Şirâzî şöyle demiştir: Kimlerle yaşadığını söyle bana Kim olduğunu söyleyeyim sana..]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h6 style="text-align: right;">.</h6>

<h6 style="text-align: right;">.</h6>

<p></p>

<p style="text-align: center;"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p>Muhakkak her birimizin aynı vatandan, aynı şehirden veya aynı dinden seçmiş olduğumuz arkadaşlarımız vardır. Onlarla daha samimi ilişkilerimiz vardır. Bu mevzu, üzerimize ahlaki açıdan birtakım görevler yüklemektedir. Bu tür muaşeretlerin insanın kişiliği üzerinde olağanüstü etkisi bulunduğu için İslam dini, din önderleri ve ahlâk âlimleri bu konuyu ciddi şekilde ele almıştır. Bu alanda birçok rivayet gelmiş, bu tür muaşeretler için özel kıstaslar sunulmuştur. Bazı rivayetlerde bireylerin din ve mektebini tanımanın yollarından birinin onların dostlarını tanımak olduğu beyan edilmiştir<a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa/4- Word/33- IslamiYasamTarzi.docx#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a>. Yine kişilerin şahsiyeti hakkında yargıda bulunmanın ilk yollarından biri muaşeret kurduğu arkadaşlarını tanımak sayılmıştır.&nbsp;<a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa/4- Word/33- IslamiYasamTarzi.docx#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<p></p>

<p>Sadi Şirazi de şöyle demiştir:</p>

<p></p>

<p style="text-align: center;"><em>Kimlerle yaşadığını söyle bana<br />
Kim olduğunu söyleyeyim sana</em></p>

<p></p>

<p>Buna karşılık kötü arkadaşlara sahip olmak, ateşten bir parça<a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa/4- Word/33- IslamiYasamTarzi.docx#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a>ve hayrın afeti<a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa/4- Word/33- IslamiYasamTarzi.docx#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a>sayılmıştır. Kötü arkadaşlarla muaşeret etmek, insanı istese de istemese de kötülüğe doğru yöneltir. Esasen arkadaşın özellikleri gizli yollardan arkadaşa sirayet etmektedir. İmam Ali (a.s) bu hususta şöyle buyurmuştur:</p>

<p></p>

<p dir="RTL" style="text-align: center;"><strong>لاتَصحَب الشريرَ فاِنَّ طبعَك يَسرِقُ من طبعهِ شَراً و انتَ لاتعلم</strong></p>

<p>“Kötü kimseyle arkadaş olma; zira senin tabiatın onun tabiatından kötülük kapar ve sen farkında [dahi] olmazsın.”&nbsp;<a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa/4- Word/33- IslamiYasamTarzi.docx#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a></p>

<p></p>

<p>Nuh’un oğlu, kötü arkadaşlarla düşüp kalktığı için nübüvvet ailesinden koparıldı.</p>

<p></p>

<p style="text-align: center;"><em>Eğer canavarla dost olursa melek<br />
Öğrenir ondan vahşet, hıyanet ve kelek<br />
Kötülerden iyilik öğrenemezsin sen<br />
Kurttan dericilik bekleyemezsin sen</em></p>

<p dir="RTL" style="text-align: center;"><strong>و احذَرْ صحابةَ من يَفيل رأيُهُ و يُنكَر عملُهُ فان الصاحبَ مُعتَبَر بصاحبِهِ</strong></p>

<p></p>

<p>“Görüşü gevşek ve ameli hoş olmayan kişiyle arkadaşlık yapmaktan sakın. Çünkü kişiyi değerlendirirken arkadaşına itibar ederler.”&nbsp;<a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa/4- Word/33- IslamiYasamTarzi.docx#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a></p>

<p></p>

<p>İnsanın arkadaşları, onun şahsiyetini tanımada güzel bir test aracıdır. Eğer insanın yalancı, dalkavuk, sahtekâr ve hain kimselerle arkadaşlığı varsa bu şunu gösterir: Demek ki her ne kadar kendisi bu işleri yapmamış olsa bile kalbi ve ruhu bu tür kötülüklere pek de yabancı değildir.</p>

<p></p>

<p>Bir gün Calinus, etrafındaki dostlarına: “Beni falan tabibin yanına götürün de filan ilacı versin” dedi. İçlerinden birisi: “Ey üstad, dedi, bu ilacı delilik için verirler. Delilik ise senden uzaktır”. Bana bir deli baktı, dedi Calinus. Bir müddet yüzümü seyretti. Bana göz kırptı, sonra yenimi yakamı yırttı. Onunla bir münasebetim olmasaydı nasıl olur da yüzünü bana çevirirdi?! Benim onunla bir ilgim olmasaydı, nasıl olur da gelir bana çatardı?<a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa/4- Word/33- IslamiYasamTarzi.docx#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a>İki kişi uzlaştı mı, aralarında ortak bir özellik var demektir. Kuş ancak kendi cinsinden olan kuşlarla uçar. Kendi cinsinden olmayanla sohbet, adeta mezara girmedir<a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa/4- Word/33- IslamiYasamTarzi.docx#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a>.</p>

<p></p>

<p>İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur:</p>

<p></p>

<p>“Babam [İmam Seccad (a.s)] bana şöyle buyurdu: Oğlum, sakın beş kişiyle arkadaşlık etme, sohbete dalma ve onlarla yola çıkma!</p>

<p></p>

<p>“Onlar kimdir, babacığım?” diye sordum. Buyurdu: “Yalancıyla dost olma; çünkü yalancı serap gibidir; uzağı yakın ve yakını ise uzak gösterir sana. Fâsıkla arkadaş olma; çünkü o, bir öğün yemeye veya ondan daha aza seni satar. Cimri insanla dost olmaktan kaçın; zira o, kendisine en çok muhtaç olduğun zaman seni yalnız bırakır. Ahmakla dost olma; çünkü o sana fayda vermek isterken zarar verir. Sıla-i rahmi kesenle arkadaş olmaktan sakın; zira onun Allah’ın kitabında lanetlenmiş olduğunu gördüm…”<a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa/4- Word/33- IslamiYasamTarzi.docx#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a></p>

<p></p>

<p style="text-align: center;"><em>Zahmete düşmekten korkuyorsan ehil olmayanlarla sohbeti kesmelisin<br />
Alçak insanların tuzağından kurtulmak için inzivaya çekildi Anka kuşu</em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa/4- Word/33- IslamiYasamTarzi.docx#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a></p>

<p style="text-align: center;"></p>

<p style="text-align: center;"><img alt="" src="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/ehlibeytalimleri-com/uploads/2024/01/beraber.jpg" style="width: 489px; height: 800px;" /></p>

<p style="text-align: center;"></p>

<p style="text-align: center;"><img alt="" src="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/ehlibeytalimleri-com/uploads/2024/01/ihanet.jpg" style="width: 489px; height: 800px;" /></p>

<p style="text-align: center;"></p>

<p style="text-align: center;"><img alt="" src="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/ehlibeytalimleri-com/uploads/2024/01/ktlk.jpg" style="width: 489px; height: 800px;" /></p>

<p style="text-align: center;"></p>

<p style="text-align: center;"><img alt="" src="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/ehlibeytalimleri-com/uploads/2024/01/nankrlk.jpg" style="width: 489px; height: 800px;" /></p>

<p style="text-align: center;"></p>

<p style="text-align: center;"><img alt="" src="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/ehlibeytalimleri-com/uploads/2024/01/vefa-1.jpg" style="width: 489px; height: 800px;" /></p>

<p style="text-align: center;"></p>

<p style="text-align: center;"><img alt="" src="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/ehlibeytalimleri-com/uploads/2024/01/yardim.jpg" style="width: 489px; height: 800px;" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align: center;"></p>

<p style="text-align: center;"><img alt="" src="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/ehlibeytalimleri-com/uploads/2024/01/zme.jpg" style="width: 489px; height: 800px;" /></p>

<p style="text-align: center;"></p>

<p style="text-align: center;"></p>

<p style="text-align: center;"></p>

<p><strong>- - - - - - - -</strong></p>

<h5 style="text-align: justify;"><strong><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa/4- Word/33- IslamiYasamTarzi.docx#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bihar’ul Envar, c. 74, s. 192 – Peygamberimiz (s.a.a) şöyle buyurmuştur:</strong></h5>

<h5 dir="RTL" style="text-align: justify;"><strong>المرءُ على دِين خليلِهِ فَلْيَنْظُرْ احدُكم من يُخالِل</strong></h5>

<h5 style="text-align: justify;"><strong><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa/4- Word/33- IslamiYasamTarzi.docx#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; A.g.e, s. 188 – Hz. Süleyman’dan şöyle nakledilmiş:</strong></h5>

<h5 dir="RTL" style="text-align: justify;"><strong>لاتَحكُمُوا على رجل بشيئ حتى تَنْظُرُوا الى مَن يُصاحِب فاِنَّما يُعَرفُ الرجلُ باَشكالِهِ و&nbsp;اَقرانهِ و يُنصَبَ الى اصحابه و اخوانه</strong></h5>

<h5 style="text-align: justify;"><strong><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa/4- Word/33- IslamiYasamTarzi.docx#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><sup><sup>[3]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Gureru’l-Hikem, c. 1, Fasıl 44, s. 413, h. 14 - İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur:</strong></h5>

<h5 dir="RTL" style="text-align: justify;"><strong>صاحِبُ السوءِ قطعةٌ من النارِ</strong></h5>

<h5 style="text-align: justify;"><strong><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa/4- Word/33- IslamiYasamTarzi.docx#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><sup><sup>[4]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Uyunu’l-Hikem ve’l-Mevaiz, s. 181, no. 3697 – İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur:</strong></h5>

<h5 dir="RTL" style="text-align: justify;"><strong>لِكُلِ شئ آفةً و آفةُ الخيرِ قرينُ السوءِ</strong></h5>

<h5 style="text-align: justify;"><strong><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa/4- Word/33- IslamiYasamTarzi.docx#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><sup><sup>[5]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Şerh-i Nehc’ül Belaga, İbn Ebi’l-Hadid, c. 20, Kelime 147, s. 272.</strong></h5>

<h5 style="text-align: justify;"><strong><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa/4- Word/33- IslamiYasamTarzi.docx#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><sup><sup>[6]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Nehc’ül Belaga, 69. Mektup, s. 353.</strong></h5>

<h5 style="text-align: justify;"><strong><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa/4- Word/33- IslamiYasamTarzi.docx#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><sup><sup>[7]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bazı kaynaklarda yukarıdaki hikâyede sözü geçen asıl şahsiyetin Muhammed b. Zekeriya Razi olduğu kaydedilmiştir. Bkz. Meahiz-i Kasas ve Temsilatı Mesnevi, Bediuzzeman Feruzanfer, s. 66.</strong></h5>

<h5 style="text-align: justify;"><strong><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa/4- Word/33- IslamiYasamTarzi.docx#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><sup><sup>[8]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Mesneviyi Manevi, Defteri Dovvom, 2097. beyit ve sonrası.</strong></h5>

<h5 style="text-align: justify;"><strong><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa/4- Word/33- IslamiYasamTarzi.docx#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><sup><sup>[9]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; el-Kâfi, c. 2, Kitabu’l-İşre, babu men tekrehu mucalesetehu ve murafeketeh, h. 7, ayrıca bkz. Aynı Bab, h. 1.</strong></h5>

<h5 style="text-align: justify;"><strong><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa/4- Word/33- IslamiYasamTarzi.docx#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><sup><sup>[10]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Divanı Eş’ar, Hakim Senayi Gaznevi, s. 62.</strong></h5></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/arkadaslik-ve-haklari-grafik</guid>
      <pubDate>Thu, 11 Jan 2024 12:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2024/01/dostluk-1.jpg" type="image/jpeg" length="53654"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gazneli Mahmud ve Ayaz]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/gazneli-mahmud-ve-ayaz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/gazneli-mahmud-ve-ayaz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Nereden geldiğimi de asla unutmamaya çalıştım ve bu yüzden kendime eskiden ne olduğumu hatırlatmak için her gün bu odaya geldim.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h6 style="text-align: right;">.</h6>

<h6 style="text-align: right;">.</h6>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: center;"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Ayaz, büyük fatih, Put Kıran Gazne Hükümdarı Mahmut’un ahbabı ve kuluydu. Hükümdarın sarayına sefil bir köle olarak gelmiş, Mahmut onu fikir danıştığı bir dostu haline getirmişti...<br />
<br />
Diğer saray mensupları Ayaz’ı kıskanıyor ve bir kusurunu bulup da onu padişaha şikâyet etmek ve ayağını kaydırmak için her hareketini takip ediyorlardı.<br />
<br />
Bir gün onu kıskanan bu kimseler Mahmut’un huzuruna çıkıp;</p>

<p style="text-align: justify;"><br />
<em>“Allah’ın yeryüzündeki gölgesi! Bilesiniz ki yorulmak bilmeden hizmetinizde olan bizler, kulunuz Ayaz’ı yakından izliyoruz. Şunu bildirmeye geldik ki, Ayaz her gün huzurunuzdan ayrılır ayrılmaz asla başka kimsenin girmesine izin verilmeyen bir odaya giriyor. Orada belli bir vakit geçirdikten sonra kendi odasına çekiliyor. Onun bu alışkanlığının altında gizli bir suçun yattığından korkuyoruz: kim bilir belki işbirliği ettiği entrikacılarla buluşuyor o odada. Hayatınıza kastetmiş kimseler bile olabilir bunlar."</em><br />
<br />
Mahmut epeyce bir süre Ayaz aleyhinde herhangi bir şey duymayı reddetti. Ama bu kilitli odanın esrarı içini kemirip durunca sonunda Ayaz’ı sorgulaması gerektiğine karar verdi.</p>

<p style="text-align: justify;">Bir gün Ayaz kendi özel odasından gelirken Mahmut yanında saray mensuplarıyla birlikte belirip, odanın kendisine gösterilmesini emretti. <em>“Hayır”</em>, dedi Ayaz. <em>“Odaya girmeme izin vermezsen güvenilir ve sadık biri olduğuna dair kanaatim uçup gidecek ve aramız asla eskisi gibi olamayacak. Seçimini yap” </em>dedi kızgın Hükümdar.</p>

<p style="text-align: justify;"><br />
Ayaz ağladı ve kapıyı ardına kadar açıp Mahmut ve adamlarının odaya girmelerine izin verdi. Odada hiçbir eşya yoktu. İçeride olan tek şey duvardaki bir askıdan ibaretti. Askıda yırtık pırtık, yamalı bir cübbe, bir asa ve bir dilenme tası asılıydı. Kral ve adamları ortaya çıkan sırrın anlamını kavrayamamışlardı.<br />
<br />
Mahmut bir açıklama istediğinde Ayaz şöyle dedi:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align: justify;"><em>“Mahmut, yıllardır senin kulun, dostun ve danışmanın oldum. Ama nereden geldiğimi de asla unutmamaya çalıştım ve bu yüzden kendime eskiden ne olduğumu hatırlatmak için her gün bu odaya geldim. Ben sana aitim, bana ait olan tek şey ise paçavralarım, sopam, tasım ve dünyanın üzerinde dolaşmışlığımdır."</em></p>

<h5 style="text-align: right;"><br />
<strong>Sır, Osho</strong></h5></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/gazneli-mahmud-ve-ayaz</guid>
      <pubDate>Wed, 10 Jan 2024 15:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2024/01/mahmud.jpg" type="image/jpeg" length="61190"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Toplumu Bozanlar ve Akıbetleri]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/toplumu-bozanlar-ve-akibetleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/toplumu-bozanlar-ve-akibetleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bozgunculuk ıslah karşısında olup tahrip edici işe denir. Bundan dolayı noksanlık ve tahrip cihetinde yer alan her iş veya bireysel ve toplumsal meselelerdeki ifrat ve tefrit bozgunculuk sıfatıyla anılır.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Kur’an-ı Kerim’de bozgunculuk ve bozgunculuk çıkarmak hakkında belirtilen âyetleri beyan etmeden önce bozgunculuğun manasını açıklamak gerekir. Kur’an-ı Kerim bozgunculuğun sadece sözlük manasını belirtmekle mi yetinmiştir yoksa bozgunculuk Kur’an’da yeni ve başka bir manayla mı gelmiştir? Böylece bu da anlaşılacaktır. Mecmeu’l-Bahreyn’de bozgunculuk şöyle tanımlanmıştır: Bozgunculuk dürüstlüğün karşı manasındadır.<a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a>&nbsp;Bu tanım Lisanu’l-Arab’ta da gelmiş ama sonra şöyle eklenmiştir: Bozgunculuk maslahat karşısında ve bozgunculuk istemi de ıslah isteminin karşısında yer alır.<a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a>Ragıb, Müfredat’ta şöyle demektedir: Bozgunculuk ister az olsun ister çok, itidal halinden çıkmadır ve karşıtı da doğruluktur. Kullanıldığı yer can, beden ve de itidal ve doğruluk haddinden çıkan eşyalardır.<a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a>Her tahripkâr fiil için kullanılır. Dolayısıyla kendisinde noksanlık olan her işe ve de bireysel ve toplumsal meselelerdeki her ifrat ve tefrite bozgunculuk denir ve bunlar bozgunculuğun örnekleri sayılır. Kur’an-ı Kerim’de bozgunculuk çıkarmak ıslah etmenin karşısında zikredilmiştir.</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong><em>“O aşırı gidenler ki yeryüzünde bozgunculuk ederler de ıslah etmezler.”</em></strong><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“Allah, bozguncuyu yapıcı olandan ayırır.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“Islah et ve bozguncuların yolunu tutma.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Aynı şekilde iman ve salih amel de bozgunculuğun karşısında zikredilmiştir ki Yüce Allah şöyle buyuruyor:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“Yoksa Biz, iman edip salih amellerde bulunanları yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlar gibi (bir) mi tutacağız?”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a>&nbsp;ve&nbsp;<a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a>Kur’an’ın misyonu ister dinî işlerde olsun ve ister dünyevî işlerde olsun insanları her bozgunculuktan çıkarmaktır ve Allah Resulü (s.a.a) insanları hakka, bozgunculukla mücadele etmeye, iyilikleri ve yüce güzel ahlâkı yaymaya çağırmak için gönderilmiştir:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong><em>“Ben sadece ahlakın üstünlüklerini tamamlamak için gönderildim.”</em></strong><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulmaktadır:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“Allah, rızasına uyanları bununla kurtuluş yollarına ulaştırır ve onları kendi izniyle karanlıklardan nura çıkarır. Onları dosdoğru yola yöneltip iletir.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Bu âyetler çok fazla olduğundan ve Kur’an’ın büyük bir bölümünü kendine ayırdığından bozgunculuk ve bozgunculuk çıkarmak âyetlerini saymak mümkün değildir. Örneğin bozgunculuk manasında olan bazı ıstılahların bozgunculuk kavramıyla kullanılmadığını ve başka bir kavramla kullanıldığını görmekteyiz. Bozgunculukta ileriye gitmek anlamındaki “el-hebal”, bozgunculukta çokluk anlamındaki “latasava”<a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn11" name="_ftnref11" title="">[11]</a>ve Yüce Allah’ın “dahala beynekum” sözündeki “ed-dahl” ve el-fahşa, esbur ve elbuvar gibi kelimeler bunun birer örneğidir. Bunların hepsi bozgunculuk anlamını vermektedir. Dolayısıyla direkt ve endirekt olarak bozgunculuk meselesini belirten tüm âyetlere değinmek istersek detaylı bir yazıya ihtiyaç duyarız. Bu yüzden burada sadece “bozgunculuk” maddesinin yer aldığı âyetleri beyan etmekle yetiniyoruz:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>1.&nbsp;</strong>Yeryüzünde Bozgunculuğu Meydana Getiren Etkenler:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Yeryüzünde bozgunculuğun ortaya çıkmasına sebep olan bazı etkenler şunlardır:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>A)&nbsp;</strong>İnsanların Allah’ın emirlerine muhalefet etmesi ve hak yolundan ayrılması. Yüce Allah şöyle buyuruyor:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“İnsanların kendi işledikleri (kötülükler) sebebiyle karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn12" name="_ftnref12" title="">[12]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>B)</strong>&nbsp;İnsanlara egemenlik kurmak da bozgunculuğun ortaya çıkmasına neden olur. Yüce Allah şöyle buyuruyor:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“O, (senin yanından) ayrılınca yeryüzünde bozgunculuk yapmaya, ekin ve nesli yok etmeye çalışır. Allah ise bozgunculuğu sevmez.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn13" name="_ftnref13" title="">[13]</a><em><strong>“Demek, yüz çevirdiğinizde yeryüzünde bozgunculuk çıkaracak ve akrabalık bağlarını koparacaksınız, öyle mi?”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn14" name="_ftnref14" title="">[14]</a><em><strong>“Dedi ki: Gerçekten hükümdarlar bir ülkeye girdikleri zaman, orasını bozguna uğratırlar ve halkından onur sahibi olanları hor ve aşağılık kılarlar; işte onlar, böyle yaparlar.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn15" name="_ftnref15" title="">[15]</a><em><strong>“Kazıklar sahibi Firavun’a ne yaptığını görmedin mi? Bunlar şehirlerde azgınlık eden ve oralarda pek çok bozgunculuk çıkaran kimselerdi.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn16" name="_ftnref16" title="">[16]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>2.&nbsp;</strong>Tanrıların Çokluğu ve Kâfirlerin Nefsani İsteklerine Uymak Yeryüzü ve Göklerde Bozgunculuğun Çıkmasına Neden Olur:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Yüce Allah şöyle buyuruyor:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">“<em><strong>Eğer hak onların arzularına uysaydı, gökler ile yer ve onlarda bulunanlar elbette bozulur giderdi. Hayır, biz onlara şereflerini (Kur’an’ı) getirdik. Onlar ise bu şereflerinden yüz çeviriyorlar.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn17" name="_ftnref17" title="">[17]</a><em><strong>“Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka ilâhlar olsaydı, kesinlikle ikisinin de düzeni bozulurdu.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn18" name="_ftnref18" title="">[18]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>3.&nbsp;</strong>Peygamberlerin Bozgunculuklara Karşı Yardım ve Galip Olma İstemi:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>(Lût) “Ey Rabbim! Şu bozguncu kavme karşı bana yardım et” dedi.</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn19" name="_ftnref19" title="">[19]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>4.&nbsp;</strong>Çağrılarını Lekelemek için Peygamberleri Bozgunculukla Yaftalamak:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Yüce Allah bu hususta şöyle buyuruyor:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“Firavun kavminin önde gelenleri, dediler ki: “Musa ve kavmini bu toprakta (Mısır’da) bozgunculuk çıkarmaları, seni ve ilahlarını terk etmeleri için mi (serbest) bırakacaksın?”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn20" name="_ftnref20" title="">[20]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Aynı şekilde şöyle buyuruyor:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“Firavun dedi ki: Bırakın beni, Musa’yı öldüreyim. (Faydası olacaksa) Rabbini yardıma çağırsın! Çünkü ben onun, dininizi değiştireceğinden yahut yeryüzünde bozgunculuk çıkaracağından korkuyorum.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn21" name="_ftnref21" title="">[21]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>5.&nbsp;</strong>Bozguncuların Hükmünün Beyanı:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“İnkâr eden ve insanları Allah’ın yolundan alıkoyanların, yapmakta oldukları bozgunculuklarına karşılık azaplarının üstüne azap ekleriz.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn22" name="_ftnref22" title="">[22]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Aynı şekilde şöyle buyuruyor:</p>

<p style="text-align: justify;"></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“Allah’a ve Resulüne savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası; ancak öldürülmeleri yahut asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut o yerden sürülmeleridir. Bu cezalar onlar için dünyadaki bir rezilliktir. Ahirette de onlara büyük bir azap vardır.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn23" name="_ftnref23" title="">[23]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Bir başka yerde ise şöyle buyuruyor:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“İnkâr eden ve insanları Allah’ın yolundan alıkoyanların, yapmakta oldukları bozgunculuklarına karşılık azaplarının üstüne azap ekleriz.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn24" name="_ftnref24" title="">[24]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>6.&nbsp;</strong>Bozgunculuktan Uzak Duran Kimselerin Alacağı Sevap:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“İşte ahiret yurdu. Biz, onu yeryüzünde büyüklük taslamayan ve bozgunculuk çıkarmayanlara has kılarız. Sonuç, Allah’a karşı gelmekten sakınanlarındır.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn25" name="_ftnref25" title="">[25]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>7.&nbsp;</strong>Allah’ın Bozgunculardan Uzak Oluşu:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“Onlar yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışırlar. Allah, bozguncuları sevmez.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn26" name="_ftnref26" title="">[26]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Aynı şekilde şöyle buyuruyor:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“Yeryüzünde bozgunculuk isteme. Çünkü Allah, bozguncuları sevmez.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn27" name="_ftnref27" title="">[27]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>8.&nbsp;</strong>Müminler ve Bozguncular Arasında Fark Gözetmek:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“Yoksa Biz, iman edip salih amellerde bulunanları yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlar gibi (bir) mi tutacağız? Ya da muttakileri facirler gibi (bir) mi tutacağız?”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn28" name="_ftnref28" title="">[28]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>9.</strong>&nbsp;Bozguncuların Bozgunculuğu İnkâr Etmeleri ve Islah İddiasında Bulunmaları:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“Onlara, “Yeryüzünde bozgun çıkartmayın” dendiğinde, “Tam tersine, bizler barış ve esenlik getirenleriz” demişlerdir.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn29" name="_ftnref29" title="">[29]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>10.&nbsp;</strong>Bozguncuların Takipçilerini Uyarmak:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“Allah’ın sana iyilik yaptığı gibi sen de iyilik yap ve yeryüzünde bozgunculuk isteme. Çünkü Allah, bozguncuları sevmez.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn30" name="_ftnref30" title="">[30]</a>&nbsp;<em><strong>Aynı şekilde şöyle buyuruyor: “Musa, kardeşi Harun’a, “Kavmim arasında benim yerime geç ve yapıcı ol. Sakın bozguncuların yoluna uyma dedi.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn31" name="_ftnref31" title="">[31]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>11.&nbsp;</strong>İsrailoğullarının Yeryüzünde Çıkaracakları Bozgunculukların Bildirilmesi:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“Biz, Kitap’ta (Tevrat’ta) İsrailoğullarına, “Yeryüzünde muhakkak iki defa bozgunculuk yapacaksınız ve büyük bir kibre kapılarak böbürleneceksiniz diye hükmettik.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn32" name="_ftnref32" title="">[32]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>12.&nbsp;</strong>Bozgunculuğun Gitmesini Sağlayan Şeyler:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“Eğer Allah’ın; insanların bir kısmıyla diğerlerini savması olmasaydı, yeryüzü bozulurdu. Ancak Allah, bütün âlemlere karşı lütuf sahibidir.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn33" name="_ftnref33" title="">[33]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>13.&nbsp;</strong>Bozguncuların Sınıf ve Örnekleri:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>- Firavun</strong></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“Şüphe yok ki, Firavun yeryüzünde (ülkesinde) büyüklük taslamış ve ora halkını sınıflara ayırmıştı. Onlardan bir kesimi eziyor, oğullarını boğazlıyor, kadınlarını ise sağ bırakıyordu. Şüphesiz o, bozgunculardandı.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn34" name="_ftnref34" title="">[34]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>- Karun</strong></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“Şüphesiz Kârûn, Mûsâ’nın kavmindendi. Onlara karşı azgınlık etti. Biz ona, anahtarlarını (bile taşımak) güçlü bir topluluğa ağır gelecek hazineler verdik. Hani, kavmi kendisine şöyle demişti: Böbürlenme! Çünkü Allah, böbürlenip şımaranları sevmez.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn35" name="_ftnref35" title="">[35]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>- Yahudiler</strong></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“Bir de Yahudiler, “Allah’ın eli bağlıdır” dediler. Söylediklerinden ötürü kendi elleri bağlansın ve lânete uğrasınlar! … Her ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa, Allah onu söndürmüştür. Onlar yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışırlar. Allah, bozguncuları sevmez.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn36" name="_ftnref36" title="">[36]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>- Hud Kavmi</strong></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“(Ey Muhammed!) Rabbinin, (Hûd’un kavmi) Âd’e, şehirler içinde benzeri kurulmamış olan, sütunlarla dolu İrem’e, vadide kayaları oyan (Salih’in kavmi) Semûd’a, kazıklar sahibi Firavun’a ne yaptığını görmedin mi? Bunlar şehirlerde azgınlık eden ve oralarda pek çok bozgunculuk çıkaran kimselerdi. Bu yüzden Rabbin onların üzerine azap kamçısı yağdırdı.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn37" name="_ftnref37" title="">[37]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>- Salih Kavmi</strong></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“Hatırlayın ki Allah Âd kavminden sonra, sizi onların yerine getirdi ve sizi yeryüzünde yerleştirdi. Yerin ovalarında köşkler kuruyor, dağları oyup evler yapıyorsunuz. Artık Allah’ın nimetlerini anın da yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn38" name="_ftnref38" title="">[38]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>- Şuayb Kavmi</strong></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Yüce Allah şöyle buyuruyor:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“Ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. İnsanların eşyalarını (mallarını ve haklarını) eksiltmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn39" name="_ftnref39" title="">[39]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>-Lût Kavmi</strong></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“Lût’u da peygamber olarak gönderdik. Hani o, kavmine şöyle demişti: “Gerçekten siz, sizden önce dünyada hiçbir toplumun yapmadığı bir hayâsızlığı işliyorsunuz.” Siz hâlâ erkeklere yanaşacak, yol kesecek ve toplantılarınızda edepsizlik yapacak mısınız?” Kavminin cevabı, “Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi Allah’ın azabını getir bize” demeden ibaret oldu. (Lût) “Ey Rabbim! Şu bozguncu kavme karşı bana yardım et dedi.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn40" name="_ftnref40" title="">[40]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>- Adil İmama Başkaldıran Kimseler</strong></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“Allah’a ve Resulüne savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası; ancak öldürülmeleri, yahut asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut o yerden sürülmeleridir.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn41" name="_ftnref41" title="">[41]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>- Padişahlar</strong></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“Dedi ki: Gerçekten hükümdarlar bir ülkeye girdikleri zaman, orasını bozguna uğratırlar ve halkından onur sahibi olanları hor ve aşağılık kılarlar.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn42" name="_ftnref42" title="">[42]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>- Münafıklar</strong></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“Bunlara, “Yeryüzünde fesat çıkarmayın” denildiğinde, “Biz ancak ıslah edicileriz!” derler.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn43" name="_ftnref43" title="">[43]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>- İsraf Edenler</strong></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“Yeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyen aşırı gidenlerin emrine uymayın.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn44" name="_ftnref44" title="">[44]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>- Akrabalık Bağını Koparanlar&nbsp;</strong></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“Demek, yüz çevirdiğinizde yeryüzünde bozgunculuk çıkaracak ve akrabalık bağlarını koparacaksınız, öyle mi?”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn45" name="_ftnref45" title="">[45]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Yüce Allah şöyle buyuruyor:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“Allah’a verdikleri sözü, onu kesin olarak onayladıktan sonra bozanlar, Allah’ın ulaştırılmasını emrettiği şeyi kesip koparanlar ve yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlar; işte onlar, lanet onlar içindir ve yurdun kötü olanı da onlar içindir.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn46" name="_ftnref46" title="">[46]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>- Sihirbazlar</strong></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“Sihirbazlar gelince Musa onlara, “Atacağınızı atın (hünerinizi ortaya koyun)” dedi. Sihirbazlar atacaklarını atınca, Musa dedi ki: “Sizin bu yaptığınız sihirdir. Allah, onu elbette boşa çıkaracaktır. Çünkü Allah, bozguncuların işini düzeltmez.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn47" name="_ftnref47" title="">[47]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Bu örneklere ek olarak başka bir cihete işaret eden âyetler de mevcuttur ve biz kısa kesmek açısından onları beyan etmedik.<a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn48" name="_ftnref48" title="">[48]</a>&nbsp;Bozgunculuk ve bozgunculuk çıkarmanın değişik mertebelere sahip olduğunu belirtmek gerekir. Örneğin çok açık olduğu üzere israf eden bir şahsın çıkardığı bozgunculuk, Firavun’un çıkardığı bozgunculuk zümresinden değildir.</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>14.&nbsp;</strong>Bozguncuların Akıbeti</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Yüce Allah şöyle buyuruyor:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em><strong>“Sonra onların ardından Musa’yı, apaçık mucizelerimizle Firavun’a ve onun ileri gelen adamlarına peygamber olarak gönderdik de onları (mucizeleri) inkâr ettiler. Bak, bozguncuların sonu nasıl oldu.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn49" name="_ftnref49" title="">[49]</a><em><strong>&nbsp;“Allah’a verdikleri sözü, onu kesin olarak onayladıktan sonra bozanlar, Allah’ın ulaştırılmasını emrettiği şeyi kesip koparanlar ve yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlar; işte onlar, lanet onlar içindir ve yurdun kötü olanı da onlar içindir.”</strong></em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftn50" name="_ftnref50" title="">[50]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<hr align="left" size="1" width="33%" />
<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Mecmeu’l-Bahreyn, c. 7, s. 231.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Lisanu’l-Arab, c. 3, s. 335.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><sup><sup>[3]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; el-Müfredat, Fesad maddesi.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><sup><sup>[4]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Şuara, 152.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><sup><sup>[5]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bakara, 220.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><sup><sup>[6]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Araf, 142.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><sup><sup>[7]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sad, 28.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><sup><sup>[8]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Tefsir-i Numûne, c. 10, s. 202.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><sup><sup>[9]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Müstedreku’l-Vesail, c. 11, s. 187.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><sup><sup>[10]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Maide, 16; Bakara, 257.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref11" name="_ftn11" title=""><sup><sup>[11]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Tefsir-i Numûne, c. 1, s. 273.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref12" name="_ftn12" title=""><sup><sup>[12]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Rum, 41.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref13" name="_ftn13" title=""><sup><sup>[13]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bakara, 205.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref14" name="_ftn14" title=""><sup><sup>[14]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Muhammed, 22.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref15" name="_ftn15" title=""><sup><sup>[15]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Neml, 34.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref16" name="_ftn16" title=""><sup><sup>[16]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Fecr, 10-12.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref17" name="_ftn17" title=""><sup><sup>[17]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Muminun, 71.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref18" name="_ftn18" title=""><sup><sup>[18]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Enbiya, 22.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref19" name="_ftn19" title=""><sup><sup>[19]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ankebut, 30.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref20" name="_ftn20" title=""><sup><sup>[20]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Araf, 127.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref21" name="_ftn21" title=""><sup><sup>[21]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Mümin, 26.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref22" name="_ftn22" title=""><sup><sup>[22]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Neml, 88.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref23" name="_ftn23" title=""><sup><sup>[23]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Maide, 33.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref24" name="_ftn24" title=""><sup><sup>[24]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Neml, 88.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref25" name="_ftn25" title=""><sup><sup>[25]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kasas, 83.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref26" name="_ftn26" title=""><sup><sup>[26]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Maide, 64.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref27" name="_ftn27" title=""><sup><sup>[27]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kasas, 77.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref28" name="_ftn28" title=""><sup><sup>[28]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sad, 28.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref29" name="_ftn29" title=""><sup><sup>[29]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bakara, 11.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref30" name="_ftn30" title=""><sup><sup>[30]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kasas, 77.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref31" name="_ftn31" title=""><sup><sup>[31]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Araf, 142.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref32" name="_ftn32" title=""><sup><sup>[32]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; İsra, 4.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref33" name="_ftn33" title=""><sup><sup>[33]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bakara, 251.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref34" name="_ftn34" title=""><sup><sup>[34]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kasas, 4.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref35" name="_ftn35" title=""><sup><sup>[35]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kasas, 76.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref36" name="_ftn36" title=""><sup><sup>[36]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Maide, 64; İsra, 4.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref37" name="_ftn37" title=""><sup><sup>[37]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Fecr, 5-13; Araf, 25 ve 27; Şuara, 140 ve 133.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref38" name="_ftn38" title=""><sup><sup>[38]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Araf, 74.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref39" name="_ftn39" title=""><sup><sup>[39]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hud, 85.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref40" name="_ftn40" title=""><sup><sup>[40]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ankebut, 28-30.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref41" name="_ftn41" title=""><sup><sup>[41]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Maide, 33.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref42" name="_ftn42" title=""><sup><sup>[42]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Neml, 34.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref43" name="_ftn43" title=""><sup><sup>[43]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bakara, 11.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref44" name="_ftn44" title=""><sup><sup>[44]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Şuara, 151-152.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref45" name="_ftn45" title=""><sup><sup>[45]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Muhammed, 22.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref46" name="_ftn46" title=""><sup><sup>[46]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Rad, 25.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref47" name="_ftn47" title=""><sup><sup>[47]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Yunus, 80-81.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref48" name="_ftn48" title=""><sup><sup>[48]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; el-Mu’cemu’l-Mufehres li Elfazi’l-Kur’ani’l-Kerim, “Fesede” maddesi.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref49" name="_ftn49" title=""><sup><sup>[49]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Araf, 103; Araf, 86; Neml, 14.</h5>

<h5 style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/elmustafa kitaplar/4- Word/26-SorularCevaplar 2.docx#_ftnref50" name="_ftn50" title=""><sup><sup>[50]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Rad, 25.</h5></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/toplumu-bozanlar-ve-akibetleri</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Jan 2024 17:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2024/01/bozgun-1.jpg" type="image/jpeg" length="64957"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Behlül-i Dânâ'dan Kısa Hikayeler]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/behlul-i-danadan-kisa-hikayeler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/behlul-i-danadan-kisa-hikayeler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Behlûl, zamanın şartlarından dolayı  insanlara karşı sözlerini mizah ve hiciv yoluyla ifade eden, onları bilgilendiren İmam Cafer-i Sadık'ın sahabelerinden biriydi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h6 style="text-align: right;">.</h6>

<h6 style="text-align: right;">.</h6>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: center;"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<h6 style="text-align: right;">.</h6>

<p style="text-align: justify;">Behlül-i Dânâ, Halife Harun Reşid zamanında yaşamış Hak âşıklarındandı. Asıl ismi Vuheyb b. Ömer Sayrafî'dir. Kufe'de doğmuş ancak yaşamının çoğunu Bağdat'ta geçirmiştir. Doğum tarihi belli değildir, 805 yılında vefat etmiş ve Dicle yakınlarındaki Şunuziye adlı mezarlığa defnedilmiştir. Hikmetli sözleri, zekâsı ve nükteleriyle yaşadığı devre damgasını vurmuştur. Lakabında yer alan “Dânâ” kelimesi Farsça olup çok bilgili, bilgin anlamındadır.</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Aşağıdaki şiir&nbsp;Behlül-i Dânâ'ya aittir:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: center;"><strong>Hırsı bırak da, yorulma;</strong></p>

<p style="text-align: center;"><strong>Geçimde tamaha kapılma...</strong></p>

<p style="text-align: center;"><strong>Niçin malı cem edersin;</strong></p>

<p style="text-align: center;"><strong>Kime topladın bilemezsin!</strong></p>

<p style="text-align: center;"><strong>Rızık vaktiyle ayrıldı;</strong></p>

<p style="text-align: center;"><strong>Su-izan faydasız kaldı...</strong></p>

<p style="text-align: center;"><strong>Her hırs sahibi fakirdir;</strong></p>

<p style="text-align: center;"><strong>Her kanaatkar da zengindir.</strong></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>Oyun için yaratılmadık</strong></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Behlül-i Dânâ bir gün Bağdât sokaklarından birinde giderken, oynayan çocuklar gördü. Çocuklardan biri ise bir köşeye çekilmiş onlara bakıyor ve ağlıyordu. Behlül-i Dânâ o çocuğun yanına gitti ve "Ey çocuk niçin ağlıyorsun? Gel sana bir şeyler alayım da sen de arkadaşlarınla oyna." dedi ve çocuğun başını okşadı.</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Çocuk bakışlarını Behlül'e çevirdi ve "Ey aklı az adam! Biz oyun için yaratılmadık." dedi. Behlül bu söze şaştı ve çocuğa "Ey oğlum! Peki, niçin yaratıldık?" diye sordu. Çocuk "Allah Teâlâyı bilmek ve O'na ibadet etmek için." dedi. Behlül "Peki bunun öyle olduğunu nereden biliyorsun?" diye sordu. Çocuk, Müminûn suresinin 115. ayetini okudu.&nbsp;</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<blockquote>
<p style="text-align: justify;"><strong>"Sizi boşuna yarattığımı ve gerçekten bize döndürülmeyeceğinizi mi zannettiniz?"</strong></p>
</blockquote>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Behlül tekrar&nbsp;"Ey çocuk! Sen hikmetli konuştun. Bana biraz daha nasihat et." dedi ve ağlamaya başladı. Çocuğa "Ey oğlum! Sen daha çocuksun, günahın yok, nasıl oluyor da böyle düşünebiliyorsun?" diye sordu. Çocuk da "Babamı ateş yakarken gördüm. İri odunları küçük çırpılarla tutuşturuyordu. Ben de cehennemin yanan küçük odunlarından olmaktan korkuyorum." dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Bu sözler üzerine Behlül-i Dânâ tekrar ağladı. Kendinden geçti. Kendine geldiğinde çocuğu yanında göremedi. Oradakilere çocuğun kim olduğunu sordu. Onlar "Tanımadın mı?" dediler. Behlül "Hayır." deyince, onlar; "O, Hz. Hüseyin’in evlâtlarından bir Seyyid'tir." dediler. Behlül de "Ancak böyle bir ağacın meyvesi bu kadar olgun olabilirdi." deyip oradan ayrıldı.</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>Behlül Halifenin Yanında</strong></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Bir gün Behlül, Halife Harun Reşid'in yanında oturmuştu. Bazı büyük ve saygın kimseler de halifenin yanında oturmuşlardı. Her zaman olduğu gibi halife yine Behlül'e takılmak istedi. O sırada ahırdan kişneme sesleri duyuldu. Halife Behlül'le alay etmek için:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">- Git bak bakalım bu hayvan ne diyor, galiba seninle bir işi var, dedi. Behlül ahıra gidip geldi ve şöyle dedi:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">- Efendi, sana yazık değil mi bu eşeklerle oturmuşsun? Çabucak oradan ayrıl yoksa eşeklikleri sana da tesir edebilir!</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>Harun Reşid'in Kıymeti</strong></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Bir gün Harun Reşid Behlül'le birlikte hamama gitti. Halife Behlül'e:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">- Sence ben köle olsaydım değerim ne olurdu? diye sordu. Behlül şöyle bir baktı ve:</p>

<p style="text-align: justify;">- 50 dinar, diye cevap verdi. Harun Reşid:</p>

<p style="text-align: justify;">- Divane, sadece üzerimdeki peştamal bile 50 dinar eder, diyerek sinirlendi. Behlül de:</p>

<p style="text-align: justify;">- Zaten ben de peştamalın değerini söylemiştim, yoksa halifenin bir değeri yok! deyiverdi..</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/behlul-i-danadan-kisa-hikayeler</guid>
      <pubDate>Thu, 28 Dec 2023 20:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2023/12/dana.jpg" type="image/jpeg" length="76568"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mehmet Akif Koç ile Aksa Tufanı Röportajı]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/mehmet-akif-koc-ile-aksa-tufani-roportaji</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/mehmet-akif-koc-ile-aksa-tufani-roportaji" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ortadoğu Çalışmaları Araştırmacısı, Yazar ve Çevirmen Mehmet Akif Koç ile..]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/mehmet-akif-koc-ile-aksa-tufani-roportaji</guid>
      <pubDate>Tue, 19 Dec 2023 13:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2023/12/aksa-tufani.jpg" type="image/jpeg" length="33370"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Muaf Tutulduklarımız]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/muaf-tutulduklarimiz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/muaf-tutulduklarimiz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Refi hadisi İslâm dininde bazı özel durumlarda yükümlülük ve onun gerekliliklerinin ilga edildiğini veya bazı amellerin yapılması ya da yükümlülüğü sonuçlarının kaldırıldığını içerir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h6 style="text-align: right;">.</h6>

<h6 style="text-align: right;">.</h6>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: center;"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em>“İslâm ümmeti dokuz şeyden sorumlu tutulmayacaklardır. Onlardan birincisi hata, ikincisi unutkanlık, üçüncüsü cahillikten ötürü yapılan şeyler, dördüncüsü güçlerinin dâhilinde olamayan şey, beşincisi çaresizlik ve mecburiyetlik, altıncısı ikrah ve icbar, yedincisi Kötü fal tutmak, sekizincisi vesveseden ötürü yaratılış hakkında düşünmek, dokuzuncusu dillerine ve davranışlarına yansımayan hasettir.”</em>&nbsp;<a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/Yeni Microsoft Word Belgesi.docx#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Hem Ehl-i Sünnet, hem de Şia âlimleri bu hadisi incelemeye tabi tutmuşlardır.<a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/Yeni Microsoft Word Belgesi.docx#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Bu hadisle ilgili olarak akla gelen birinci nokta, Allah’ın İslâm ümmetine olan özel inayeti ve kolaylaştırıcı bir yöntemin dikkate alınmasıdır. Refi, yani kaldırmaktan kastın ne olduğuyla alakalı şu ihtimaller söz konusu olmuştur:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Bazılarına göre rivayetin zahirinden anlaşılan, kaldırılanın, nübüvvetin şanıyla alakalı bir şey olması gerektiğidir. Öyleyse bu kaldırılan şey, teşri’i meselelerdendir. Getirilmesi de kaldırılması da kanun koyan şer’i makama bağlıdır. Bu nedenle kaldırılandan maksat, muaheze ve sorgulamanın kendisi olamaz. Zira sorgulamanın kendisi tekvini bir meseledir. Neticede şer’i makam sahibinin bunu kastetmiş olması mümkün değildir. Ancak bununla ihbarı yani haber vermeyi murad etmişse muhakemenin kendisinin kaldırılmış olması muhtemeldir. Bu ise hadisin zâhirî manasına ters düşmektedir. Ancak eğer sorguya çekilmekten kasıt menşe’i olursa o zaman refi yani ilgaya tabi kılınan şey şer’i hüküm olur ve böylelikle sorguya çekilme, kaldırılmanın direk konusu olmaktan çıkar ve şer’i hüküm refinin yani ilganın ilk ve direkt konusu oluverir.<a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/Yeni Microsoft Word Belgesi.docx#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Bu hususta Allâme Meclisî derki:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em>“Kastedilen şey, sorgulama ve cezalandırma olabilir. Aynı şekilde muhtemeldir ki, bazılarına nispetle kastedilen şey, muhakemenin aslı ya da etkisi ya da teklifi hükmüdür.”</em></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Usul âlimleri, beraet babında mezkûr hadis ve her bir cümlesi etrafında uzun uzun tartışmalar yapmışlardır. En fazla refi kelimesi tartışma konusu olmuştur. Çünkü hadiste zikredilen haller veya durumlar bu ümmette yoktur dersek anlamsız bir söz demiş oluruz. Zira bu durumlar bu ümmette vardır. Bunlara göre bu durumda burada bakılması gereken nokta kaldırılmış olan şeyin ne olduğu ve nasıl kaldırılmış olduğudur. Kaldıran şey nedir ve nasıl kaldırılmıştır?</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Bazılarına göre ise refi ve ilga veya kaldırılma bütün tekvinî eser ve teklifin getireceği etkilere yöneliktir. Elbette dikkat edilmelidir ki, hata sonucu öldürmenin getireceği cezanın kaldırılmaması ve sehiv (unutkanlık) secdesinin yapılması gereken yerler, hükmü belirlenmiş konular ilk baştan beri hadisin kapsamına girmezler. Zira bunlar hükmü belirlenmiş konulardır.</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Kayda değer olan husus, usul ilmindeki tartışmanın önemli kısmının&nbsp;<em>“ma la yalemun”</em>&nbsp;(bilmedikleri şey) cümlesine yönelik olmasıdır. Bu doğrultuda geliştirilen istidlalin sonucu olarak hükmünü bilmediğimiz her şey mültezim olup sakındıklarımızın dışında kalmaktadır, elbette vazifeyi tanıma noktasında kusur yapmamak şartıyla. Allâme Meclisî’ye göre, bu hadiste muhtemel olan bir başka nokta, İslâm ümmetinin hususiyetinin hadisteki durumların bazılarının değil, bütün hepsinin ümmete özgü olması olasılığıdır, her ne kadar bu durumların bazıları ümmetler arasında müşterek ise de.<a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/Yeni Microsoft Word Belgesi.docx#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Bu bağlamda meşhur olan ikinci hadis “Rufie’l-kalem” yani kalem kaldırılmış anlamında olan nebevî hadistir. Bu rivayet de Ehl-i Sünnet’in kaynak kitaplarında bir kaç senetle İmam Ali’den ve hakeza Peygamberimizin (s.a.a) hanımı Ayşe’den nakledilmiştir.</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">İkinci halife, şuurunu yitirmiş bir kadına işlediği suç nedeniyle kırbaçlama hükmü vermişti. İmam Ali (a.s) onun için Peygamberimiz’den (s.a.a) bir söz rivayet eder ki bu rivayete göre üç kimseden “rufie’l-kalem” yani şer’î sorumluluk kaldırılmıştır:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em>“Buluğ çağına girmemiş çocuk, şuuru yerine gelmemiş mecnun ve uykudan uyanmamış kimse.”</em><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/Yeni Microsoft Word Belgesi.docx#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<hr align="left" size="1" width="33%" />
<p style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/Yeni Microsoft Word Belgesi.docx#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kuleynî, Kâfi, c. 2,s. 463, Şeyh Saduk, tevhit, s. 353, Şeyh Saduk, Hisal, c. 2,s.417, Meclisî</p>

<p style="text-align: justify;">Muhammed Bâkır, Biharu’l-Envar, Lübnan, Beyrut, Muessesetu’l-Vefa, c. 2,s. 280.</p>

<p style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/Yeni Microsoft Word Belgesi.docx#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bkz.Beraet.</p>

<p style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/Yeni Microsoft Word Belgesi.docx#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><sup><sup>[3]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Muntazarî, Hüseyin Ali, Nihayetu’l-Usul, Ayetullah Burucerdî’nin verdiği usulderslerinin takrirleri, 1. Baskı, Kum, Neşr-i Tefekkur, h.k. 1415, c. 1-2,s.583-584.</p>

<p style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/Yeni Microsoft Word Belgesi.docx#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><sup><sup>[4]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bkz. Biharu’l-Envar, c. 2, s. 280.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align: justify;"><a href="file:///C:/Users/Bedel-Nb/Desktop/Yeni Microsoft Word Belgesi.docx#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><sup><sup>[5]</sup></sup></a>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Şeyh Saduk, Hisal, Kum, h.ş. 1362, c. 1,s.93-94; Hürr Âmuli,Vesailu’ş-Şia, Kum, Muesseseyi Alu’l-Beyt, h.k. 1409, c. 28,s.24; Biharu’l-Envar, c. 30,s.681.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/muaf-tutulduklarimiz</guid>
      <pubDate>Mon, 18 Dec 2023 23:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2023/12/muaf.jpg" type="image/jpeg" length="37392"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Hüseyin Hatemi ile Aksa Tufanı Röportajı]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/prof-dr-huseyin-hatemi-ile-aksa-tufani-roportaji</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/prof-dr-huseyin-hatemi-ile-aksa-tufani-roportaji" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Prof. Dr. Hüseyin Hatemi ile..]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/prof-dr-huseyin-hatemi-ile-aksa-tufani-roportaji</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Dec 2023 14:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2023/12/hatemi-3.jpg" type="image/jpeg" length="93181"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yaşanmış Bir Hadise]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/yasanmis-bir-hadise</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/yasanmis-bir-hadise" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hidayeti İmam Hüseyin'in Eliyle Doğru Yolu Bulan Bir Günahkârın Hikâyesi..]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h6 style="text-align: right;">.</h6>

<h6 style="text-align: right;"></h6>

<h6 style="text-align: right;">.</h6>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: center;"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (saa) şöyle buyurdu:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em>"Hüseyin Hidayet Meşalesi ve Kurtuluş Gemisidir."</em></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Ayetullah Seyyid Hansarî'nin yanına takva ehli bir adam geldi ve dedi ki;&nbsp;<em>'Efendim! Beni tanıyor musun?'</em></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Ayetullah Hansarî:&nbsp;<em>'Evet tanıyorum sen falanın oğlusun dini bütün ve şerefli bir aileye mensupsun.'</em></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Adam dedi ki;&nbsp;<em>'Üstadım benim sizden bir ricam var. Biz dört erkek kardeşiz üçümüz geldik İmam Hüseyin'in hizmetinde bulunduk ve şeref kazandık. Fakat bizim küçük biraderimiz Tahran'ın sokaklarında serseriler gibi dolaşıp duruyor. Annemin, babamın, ailemizin bizim tüm saygınlığımızı yerle bir etti.'</em></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Seyyid Hansarî sordu:&nbsp;<em>'Ne yapıyor da sizi mahcup ediyor?'</em></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Bunun üzerine o adam kardeşinin işlediği günahları tek tek saymaya başladı.</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Ayetullah Hansarî başını öne eğdi ve bir süre durakladıktan sonra şöyle dedi:&nbsp;<em>'Anladım, gidebilirsin. Bu kardeşiniz bedbaht olmuş. Sonu hayırlı değildir. Ne yapsanız faydası da yoktur.'&nbsp;</em>Adam ağlamaya başladı ve dedi ki;&nbsp;<em>'Siz Allah'ın veli kullarındansınız. Dua edin n’olur.'</em></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Üstad Hansarî buyurdu ki;&nbsp;<em>'Sadece bir yol var, onu Kerbela'ya götür.'</em></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Adam dedi:&nbsp;<em>'Ağacan! Bu kardeşimiz çok günahkâr içki içiyor, namaz kılmıyor.'</em></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Seyyid Hansarî:&nbsp;<em>'Dediğimi yap ve onu Kerbela'ya götür.'</em></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Adam:<em>&nbsp;'Yani Kerbela'ya götürsem düzelecek mi?'</em></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Seyyid Hansarî:&nbsp;<em>'Hayır, fakat bir iş yapmalısınız.'</em></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Adam:&nbsp;<em>'Ne yapmalıyız?'</em></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Ayetullah Hansarî:&nbsp;<em>'Onu İmam Hüseyin'in türbesinin zerihinin tam karşısına götür. Ve ona, şimdi sana söyleyeceğim cümleyi 3 kez tekrarlanmasını söyle. Eğer bu cümleyi söylerken ağlamaya başlarsa bil ki akıbeti hayır olacaktır. Eğer gözyaşı dökemezse artık faydası yoktur.'</em></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Adam:&nbsp;<em>'Ne söylesin?'</em></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Seyyid Hansarî:&nbsp;<em>'İmam Hüseyin'in zerihinin tam karşısında durduğunda elini sinesine koysun ve şunu desin, '<strong>Sallallahu aleyke ya Mazlum!'&nbsp;</strong>3 defa bu cümleyi söylesin.'</em></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">(Bunu söyleyince ben ve orada bulunan herkes ağlamaya başladık)</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Kardeşime günlerce yalvararak onu Kerbela'ya gitmeye ikna ettim. Fakat yolda bile içmek için yanına şarap aldı. Birlikte yolculuk yaptığımız insanlara, ona tahammül etmelerini rica ettik. Kerbela'ya ulaştığımızda onu İmam Hüseyin'in türbesine götürdüm. Ona, ne söyleyeceğini demeden önce kendim İmam Hüseyin'e (as) dedim ki;</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em>'Ya İmam Hüseyin! Bu bedbahtı senin huzuruna getirdim. Hür'e nasıl sahip çıktıysan benim bu biraderime de aynı şekilde bir nazar eyle. Ya kaşife'l ...'</em></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Kardeşime dedim ki, 'Dadaş! Ben ne söylesem sen de onu tekrarla. Sallallahu aleyke ya Mazlum! Gördüm ki bu cümleyi 3. kez söylediğinde hali değişmeye başladı. Ona sordum kardeşim hayrola ne oldu?'</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Kardeşim dedi ki;<em>&nbsp;'Beni yalnız bırak!'</em></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Bir kaç metre geriye çekildim ve onu izlemeye başladım. Şöyle diyordu:</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em>'Hüseyin Can! Ben bilmiyorum beni kim buraya getirdi. Annen Zehra'nın hatırına ne olursun benim elimi bırakma, tekrardan günah işlemek istemiyorum.'</em></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Rabbim cümlemizin akıbetini hayır eylesin ve hepimize iki büyük hazinemiz olan Kur'an-ı Kerim ve Ehl-i Beyt-i Rasülün hidayetinden azami derecede faydalanmayı nasip etsin.</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Amin.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/yasanmis-bir-hadise</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Jul 2023 19:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2023/03/kerbela01-1.jpeg" type="image/jpeg" length="66179"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
