<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Ehl-i Beyt Âlimleri Derneği</title>
    <link>https://www.ehlibeytalimleri.com</link>
    <description>Ehl-i Beyt Âlimleri Derneği</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/rss/ailegenc" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2022. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 17 Apr 2026 05:01:04 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/rss/ailegenc"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Eğitimde Saygınlığın Kaybolması]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/egitimde-sayginligin-kaybolmasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/egitimde-sayginligin-kaybolmasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[“Her kim bir müminin günahını öğrense, o günahı gizlemese ve o mümin için af dilemese, Allah katında o günahı işlemiş gibidir…”]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Öğrencide Güvensizlik Oluşturması</strong></p>

<p style="text-align:justify">Eğitim ve öğretimde en önemli temel, eğitmen ve öğrenci arasındaki güvendir. Öğrencinin eğitmenine güveni ne kadar güçlü olursa, eğitmenin etkisi o kadar fazla olur; öğrendiği her şey daha sağlam ve zihnine nüfuzu daha derin olur. Zira öğrendiklerini güvendiği bir kaynaktan almaktadır ve onları kabul etmede herhangi bir endişesi yoktur. Ancak bu güven zayıflarsa, temelleri de, eğitmenin etkisi de zayıflar ve öğrencinin öğrenmeye ve öğretim programına yaklaşımı gevşek olur.</p>

<p style="text-align:justify">Bu güvene darbe vuran ve temellerini sarsan, eğitmenin söz ve eylemlerinin birbiriyle çelişkisidir. Eğitmenin sözleriyle eylemlerinin arasındaki farklılıkları görmek öğrenciyi şaşkınlığa düşürür ve kendine şu soruyu sormasına neden olur: “Eğitmenin sözleri mi yoksa davranışları mı doğru? Eğer sözleri doğruysa neden farklı davranıyor? Eğer davranışları doğruysa neden farklı konuşuyor?” böylelikle eğitmenine duyduğu güven yok olur. Bu güvensizlik yavaş yavaş başka işlere de sirayet ederek öğrenciyi çeşitli bilişselliğe ve eylemselliğe karşı şüpheci yaklaşmaya sevk eder. Bu tehlikeli davranış, öğrencinin eğitmeninin devamlı söz ve eylem farklılığına şahit olduğunda ve onların yalancılıklarını gördüğünde daha da pekişir. Emirülmüminin Ali (a.s) bu konuda şöyle buyurmaktadır:</p>

<p style="text-align:center"><i>“Her kim yalancılıkla tanınırsa, halkın ona olan güveni azalır.”</i><a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>

<p style="text-align:justify">Böyle bir şahıs, yalancı çoban gibi doğru bile söylese, insanların inanmasını sağlayamaz.</p>

<p style="text-align:center"><i>“Her kim yalancılıkla tanınırsa, doğru sözü bile kabul edilmez.”</i><a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong>“Çok yalan söyleyen, doğrulanmaz.”</strong><a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">İmam başka bir hadisinde yalancı ile ölüyü bir tutmaktadır. Zira canlı insanın ölüye olan üstünlüğü onun güvenirliliğindedir. Canlı insandan bir şey istendiğinde yerine getirir veya ona bir sorumluluk verilebilir. Ölü ise canlının aksine bunları yapamaz. Yani bir kimseye güvenip de sorumluluk veremiyorsan görünüşte canlı olsa ve nefes alsa da ölüdür. Yalancı bir kimse aynen bu durumdadır.</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Çok yalan söyleyen ve meyyit aynıdırlar. Canlının meyyite üstünlüğü doğru söylemededir. O halde sözüne güvenilmeyenin hayatı geçersizdir.”</i><a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a></p>

<p style="text-align:justify">Her halükârda bu güvensizlik öğrencinin hayatının değişik boyutlarına da bulaşacak, diğer insanlarla ilişkilerini etkileyecek ve inancı ve öğrendikleri sarsıntıya uğrayacaktır.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Riya ve Nifakı Öğretmek</strong></p>

<p style="text-align:justify">Eğitmenin söylem ve eylem farklılığının sonuçlarından birisi de öğrenciye riya ve nifakı öğretmektir. Öğrenci bu davranışa şahit olduğunda riya ve nifaka izin verildiğini sanmaktadır. Böylelikle hedefe ulaşabilmek için zahirde bir şekilde, batında farklı bir şekilde davranılabileceği veya konuşma esnasında istediğini söyleyebileceği ve sözler verebileceği ancak iş uygulamaya geldiğinde konuşma ve sözlere uyulmayabileceği yargısına varır. Bu yargıyı eğitmen ona söylememektedir. Öğrenci bu yargıya kendisi varmaktadır. Zira o eğitmene örnek alabileceği birisi gözüyle bakmakta ve eğitmen ona söylemeden o eğitmenin söylem ve eylemlerinden örnekler almaktadır.</p>

<p style="text-align:justify">Nehlavî Usulu’l-Terbiyeti’l-İslâmiyye ve Esalibuha adlı eserinde eğiticinin özelliklerinden birisinin sadakat olduğunu beyan etmekte, ilmiyle amelinin birbiriyle uyumluluğunun da bunun işareti olduğunu söylemekte ve ancak bu şekilde eğitilenin onun söylem ve eylemlerine tabi olacaklarına değinmektedir. Sonra şöyle demektedir: “Eğer eğiticinin söylem ve eylemi birbiriyle uyuşmazsa, eğitilenler onun sözlerinde ciddi olmadığı ya da söylediklerine güvenmeme yargısına varırlar.” Sadakatsizlik hakkında da şunları söylemektedir: “Eğiticinin sadakatsiz olması, öğrenciye bazen riyayı öğretir. Hem de eğitici istemediği halde bu gerçekleşir. Zira özellikle yeni başlayanlar olmak üzere eğitilenler, eğitimcinin sözlerinden etkilendikleri gibi davranışlarından da etkilenirler. O halde eğitimci, söyledikleriyle ve yaptıklarıyla eğitilenlere örnek teşkil etmektedir. O sadakatsizliğiyle, eğittiği çocuklara kötülük yapmış ve onların ahlâkî arınmalarını sağlayacakken bataklığa sürüklemiştir.” <a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Saygınlığı Kaybetmek</strong></p>

<p style="text-align:justify">Şimdiye kadar beyan edilen sonuçlar öğrencilere yönelik sonuçlardı. Saygınlığı kaybetmek gibi daha başka sonuçlar da vardır ki bunlar eğitmene yönelik sonuçlardır. İmam Cafer Sadık (a.s), Hz. İsa’nın (a.s) ağzından şöyle nakletmektedir: <i>“Yalanı çoğalan kimsenin saygınlığı yok olur.”</i><a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a> Çok az kimse onun sözüne değer verir ve onunla arkadaş olur. Hadislerde de böyle kimselerle arkadaşlık edilmesi yasaklanmıştır.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>İnsanların Saygınlığını Görmezden Gelmek</strong></p>

<p style="text-align:justify">İmam Ali Hadi’den (a.s) nakledilen bir hadiste şöyle geçmektedir:</p>

<p style="text-align:center"><i>“Nefsini aşağılık görenin şerrinden âmânda olma.”</i><a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>

<p style="text-align:justify">Gerçekten de kendine değer vermeyen ve insanî değerini unutmuş bir kimse, başkalarına saygı göstermez ve değer vermez. Her türlü kötü ve aşağılık işleri yapabilir ve diğer insanlara türlü davranışlarda bulunabilir. İmam bundan dolayı buyurmaktadır; bu tür şahısların şerrinden âmânda olma, onlarla karşı karşıya gelme veya onlara bahane verme.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Öğrencinin Saygınlığının Korunması</strong></p>

<p style="text-align:justify">Öğrencinin saygınlığının ve şahsiyetinin korunması, kendisinden gaflet edilmemesi gereken önemli konulardan birisidir. Zira o, insandır ve ilâhî bir saygınlığı vardır. Bundan dolayı mümkün olduğu kadar bu saygınlığın korunması gerekir. Bu amaçla, eğitmen iki şey yapmak zorundadır: ilki öğrencinin hatasının ispat edilmemesi, onu gizlide yaptığı hatadan dolayı tövbeye teşvik etmesi ve öğrencinin yaptığı hatayı itiraf etmesi için eğitmenin acele etmemesi<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a>; ikincisi öğrencinin hatasının ispatlanmış olması ve eğitmenin bunu öğrenmesi durumunda bu hatayı diğer kimselerin yanında dillendirmemesi ve o hatayı gizlemek için çaba sarfetmesi. Bunun sonucu, öğrencinin gurur ve şahsiyetinin korunması olacaktır. İslâmî kaynaklarda nakledilen hadislerde buna önemle vurgu yapılmıştır. İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmaktadır:</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong>“Her kim bir müminin günahını öğrense, o günahı gizlemese ve o mümin için af dilemese, Allah katında o günahı işlemiş gibidir…”</strong><a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>
</blockquote>

<p></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a> Tehzibu’l-Ahkâm, c. 10, s. 8, 22 ve 23. Hadisler. Sahih-i Buharî, c. 8, s. 24, 1. Satırdan 5. Satıra kadar.</p>

<p></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a> Mustedreku’l-Vesail, c. 9, s. 134, 6. Hadis. Kenzu’l-Ummal, c. 3, s. 250, 6391 ve 6392. Hadisler.</p>

<p></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a> Tuhefu’l-Ukul, s. 362.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a> Şerhu Gureri’l-Hikem ve Dureri’l-Kelim, Honsarî, c. 5, s. 390.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a> Şerhu Gureri’l-Hikem ve Dureri’l-Kelim, Honsarî, c. 5, s. 209.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><sup><sup>[3]</sup></sup></a> Şerhu Gureri’l-Hikem ve Dureri’l-Kelim, Honsarî, c. 5, s. 208.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><sup><sup>[4]</sup></sup></a> Şerhu Gureri’l-Hikem ve Dureri’l-Kelim, Honsarî, c. 2, s. 139.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><sup><sup>[5]</sup></sup></a> Usulu’l-Terbiyeti’l-İslâmiyye ve Esalibuha, Abdurrahman Nehlavî, s. 173.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><sup><sup>[6]</sup></sup></a> Usulu Kafi, c. 2, Babu’l-Kizb, s. 255, 13. Hadis.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><sup><sup>[7]</sup></sup></a> Usulu Kafi, c. 2, Babu’l-Kizb, s. 255, 14. Hadis.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/egitimde-sayginligin-kaybolmasi</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 21:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/04/oklar1.jpg" type="image/jpeg" length="53505"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Söz ve Eylem Çelişkisi ve Sonuçları]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/soz-ve-eylem-celiskisi-ve-sonuclari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/soz-ve-eylem-celiskisi-ve-sonuclari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[“Halk âlimlerin ilimlerine amel etmediğini çok fazla gördüklerinden dolayı ilim öğrenmeye de rağbet göstermezler.”]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Konuşmak ve hayır işlere davet etmek, konuşanın sözlerini eylemle tasdik ettiği zaman etkili olur. Yani şahıs söylediği şeyi yapıyor olmalıdır, hatta söylemeden önce onu uyguluyor olması gerekir. Şehit Mutahharî bu konuda şöyle demektedir: “Halkın peygamberlere ve evliyalara pek fazla tâbi olduklarını ancak filozoflara ve ilim adamlarına pek de o kadar bağlı olmadıklarını görüyorsunuz. Niçin? Çünkü filozoflar yalnızca konuşurlar. Yalnızca öğretileri vardır, yalnızca teori üretirler. Odalarının bir köşesinde oturur durmadan kitap yazar ve halka dağıtırlar. Fakat peygamberler ve evliyalar, sadece teorilere sahip değiller, amele de sahiptirler. Söyledikleri şeye ilk önce kendileri amel ederler, hatta önce söyleyip sonra amel etmezler, önce amel edip sonra başkalarına söylerler. Bu durumda söylediklerinin etkisi kat kat fazla olur (ve bu yüzden tâbileri çoktur).<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>

<p style="text-align:justify">Sözle birlikte eylem de olmazsa, etkisi olmaz. Allah Resulü eylemsiz söylemi, oku olmadan ok atmaya çalışan okçuya benzetmektedir:</p>

<p style="text-align:center"><i>“Ey Ebu Zer! Amelsiz dua eden, yaysız ok atana benzer.”</i><a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<p style="text-align:justify">Ok yaya yerleştirilip ipi gerilmedikçe ok atmaya çalışmak beyhudedir. Eylemsiz söylem de etkisizdir ve kalplere ulaşmaz. İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmaktadır:</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong>“Ne zaman bir âlim, ilmine amel etmezse, yağmurun düz kayaya etki etmediği gibi sözleri ve nasihatleri kalplere etki etmez.”</strong><a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">Sadî’nin dediği gibi:</p>

<p style="text-align:center"><i>Sadece konuşsa ameli olmasa âlimin<br />
Kimse almaz nasihat ne derse desin</i><a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a></p>

<p style="text-align:justify">Amelsiz âlimin sözünün etkisi yoktur derken kasıt, müspet etkisi olmadığıdır. Ama menfi etkisi oldukça fazladır. Şimdi bu davranışın yıkıcı etkilerine değineceğiz.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Öğrencide Nefret Uyandırması</strong></p>

<p style="text-align:justify">Bu davranışın kötü sonuçlarından biri, öğrencinin ilme, âlime, eğitmene ve eğitim programına karşı rağbetini azaltmasıdır. Hatta bunlara yönelik nefret de oluşturabilir. Emirülmüminin İmam Ali (a.s) şöyle buyurmaktadır:</p>

<p style="text-align:justify"><i>“Halk âlimlerin ilimlerine amel etmediğini çok fazla gördüklerinden dolayı ilim öğrenmeye de rağbet göstermezler.”</i><a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a></p>

<p style="text-align:justify">Gazalî Mizanu’l-Amel adlı eserinde eğitmenin sekiz görevinden birinin ilmine amel etmek olduğu beyan etmekte ve devamında şöyle demektedir: <i>“Eğitmen sözünü, eylemiyle yalanlamamalıdır. Yoksa insanlar gelişim talep etmekten ve gelişimden nefret ederler. Bu, davranışın gözle hissedilmesinden dolayıdır. Zira ilim (ve söylem), göz ile derk edilir ve birçok göz sahibi akil kimselerdir.”</i><a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a></p>

<p style="text-align:justify">İnsanlar duyduklarından ziyade gördüklerine dikkat ederler. Psikolojide insanın en fazla görerek öğrendiği tespit edilmiştir. O halde ebeveynin ve eğitmenlerin konuşmaktan daha çok amel etmeleri ve söylemek istedikleri şeyleri eylemleriyle göstermeleri gerekmektedir. Gazalî sözüne bir örnekle devam etmektedir: “Bir doktor kendisi yiyip de insanlara “yemeyin, çünkü öldürücü zehri var” dese, onu aptallıkla ve bilgisizlikle suçlayıp yediği şeyi faydalı görürler. Doktor men ederek insanların onu yememesini ister, ancak yemesiyle de insanlar o yiyeceğe daha fazla yönelirler. Muhatabın nasihatçiyle nispeti, killi toprağın kalıpla ve gölgenin eğri çubukla nispeti gibidir. Deseni olmayan bir kalıp killi toprak hamuruna nasıl desen verebilir? Eğri çubuğun gölgesi nasıl düz görülebilir? Bundan dolayı şiirde şöyle denmiştir:</p>

<p style="text-align:center"><i>Nehyetme yaptığın halde bir (kötü) ahlâktan<br />
Büyük ayıp sanadır eğer nehyettiğini yaparsan</i><a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a></p>

<p style="text-align:justify">O halde bu davranışın ilk sonucu, eğitim programına yönelik nefretin oluşmasıdır. Hatta öğrencilerin programın tersine yönlendirmektedir. Zira söylediklerine imanı olmayan ve söylediklerini yapmayan birisi, muhataplarının yanındaki itibarını kaybeder. Kendisi söylediklerine değer vermediğinden dolayı, muhatapları da onun söylediklerine dikkat etmez ve konuşmanın sonunda söylenenleri unutulmaya bırakır.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - -</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a> Hamase-i Huseyni, c. 2, s. 106. Tercümesi: İmam Hüseyin ve Kerbela, Çeviri : Hasan Kanaatlı, Evrensel Değerler ve Kevser Yayınları, s. 91.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a> el-Hayat, s. 287.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><sup><sup>[3]</sup></sup></a> el-Hayat, s. 287.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><sup><sup>[4]</sup></sup></a> Kulliyat-ı Sadî, Muhammed Ali Furuğî, s. 92.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><sup><sup>[5]</sup></sup></a> el-Hayat, c. 2, s. 287. Şerhu Gureri’l-Hikem ve Dureri’l-Kelim, Honsarî, c. 3, s. 86.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><sup><sup>[6]</sup></sup></a> Mizanu’l-Amel, Muhammed Gazalî, Ahmed Şemsuddin haşiyesiyle, s. 150.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><sup><sup>[7]</sup></sup></a> Mizanu’l-Amel, Gazalî, s. 150. İhyau Ulumi’d-Din, Gazalî, c. 1, s. 58. Muhaccetu’l-Beyza, Feyz Kaşanî, c. 1, s. 124.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/soz-ve-eylem-celiskisi-ve-sonuclari</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 21:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/04/eylemler-1-1.jpg" type="image/jpeg" length="31020"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Evlilikte Olgunluk ve Niyetin Tekâmülü]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/evlilikte-olgunluk-ve-niyetin-tekamulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/evlilikte-olgunluk-ve-niyetin-tekamulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Allah, hakkımızda hayırdan başka bir şey istemez..]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<h5 style="text-align:right"><strong>Sena Tozluoğlu</strong></h5>

<p style="text-align:justify">​İnsan bazen durup kendine bakmalı; dışarıdan görünen hazırlıkların ötesinde, ruhunun o büyük adıma ne kadar hazır olduğunu tartmalı. Evlilik dediğimiz müessese; sadece yemek yapmak, temizlik, kişisel bakım ya da bedensel tatminden ibaret bir yapı değildir. Bunlar hayatın akışındaki rutinlerdir ancak bir yuvayı ayakta tutan asıl kolonlar bu kadar yüzeysel olamaz.</p>

<p style="text-align:justify">Hakiki manada evlilik olgunluğu; birini gerçekten ve Allah rızası için tanımaya elverişli hale gelmek, yola çıkınca pes etmeksizin o niyetin arkasında durabilme kararlılığıdır. Şayet bir insan tam bir idrak ve bilinç seviyesine ulaşmışsa, karşısındakini tanımaya yetecek o içsel gücü ve kudreti de kendinde bulabilir. Aksi halde, geçici heveslerin ve malayani niyetlerin peşindeki insanlarla karşı karşıya gelip zamanı ziyan etmekten öteye geçilemez.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">​Bu olgunluk yolculuğu, her şeyden önce aynayı kendine tutmayı ve yolda istikrarla yürümeyi gerektirir. Önemli olan, sabır ve niyaz ile fıtratı temiz tutmaya gayret etmek, ruhu o büyük buluşmaya hazırlamaktır.</p>

<p style="text-align:justify">Sosyal medyanın sunduğu o yanıltıcı pürüzlere düşmeden, niyetin temizliğine sığınmak gerekir. Niyetin varlığı yetmez; onu beslemek, büyütmek ve sarsılmayacak bir sağlamlığa ulaştırmak esastır. Bazen insan çevresindeki <em>"kendini bilmezlerin"</em> kolayca evlendiğini görüp bir siteme kapılabilir; ancak bu durum bir haksızlık değil, bir lütuftur. Allah, temiz bir dünya ve ahiret saadeti isteyen kulu için en güzelini hazırlarken, kulun da o güzelliğe layık olacak bir kıvama gelmesini bekler. Ameller niyetlere göredir ve niyetin doğruluğu, amelin de doğrulmasını beraberinde getirir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">​Şimdi odak noktasını <em>"evlilik"</em> kavramından çıkarıp, <em>"kendi yolculuğuna"</em> çevirme vaktidir. Çünkü zihin ve gönül sadece evliliğe kilitlendiğinde, imtihanlar ve sisli düşünceler insanın dünyasını daraltmaya başlar. Oysa insan; <em>"Allah’ım, senin rızan için kuracağım yuvaya hazırlık olarak bugün şu eksiğimi tamamlamaya, şu ahlakımı düzeltmeye niyet ettim"</em> diyerek kendi ruhunu beslemeye başladığında, yolun manzarası değişir. Kendi aklını, fikrini ve benliğini geliştirmeye yönelik atılan her adım, insanı yolda tutar. Ve nihayetinde, o yolda layığıyla yürüyen kişi, yolun ilerleyen safhalarında o yola yakışır bir kimseyle rızıklanacaktır.</p>

<p style="text-align:justify">Sınırlarının farkında olmak ve bu bilinçle niyetini olgunlaştırmak, en hayırlı başlangıçtır; çünkü Allah, hakkımızda hayırdan başka bir şey istemez.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/evlilikte-olgunluk-ve-niyetin-tekamulu</guid>
      <pubDate>Wed, 25 Mar 2026 18:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/03/evlilikte-1.jpg" type="image/jpeg" length="16393"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sadaka Vermek]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/sadaka-vermek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/sadaka-vermek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sadaka verecek kişi niyetinde samimi olmalı, yalnız Allah’ın hoşnutluğunu gözetmeli, gösterişten kaçınmalı, sadakayı başa kakmamalı, sadaka alanı rencide etmemelidir..]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Sadaka</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify">Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için ihtiyaç sahiplerine yapılan gönüllü veya dinen zorunlu maddî yardımları, bu çerçevede verilen para ve eşyayı ifade eder. Kelime Türkçe’de daha çok dilencilere yapılan küçük para yardımını belirtmek üzere kullanılır. Sadaka vermeye tasadduk denilir. İnsanın doğasında bulunan yardımlaşma ve muhtaç olana yardım etme duygusu yanında dinlerin ve ahlâkî öğretilerin teşvikiyle, devlet tarafından zorunlu biçimde tahsil edilen vergilerden ayrı olarak başkalarına maddî destek sağlamak için özveride bulunma uygulamaları değişik şekiller altında gelişerek sosyal yaraların sarılmasına ve toplumsal barışın sağlanmasına önemli katkılar sağlamıştır.</p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">İmam Zeynelâbidin (as) “Hukuk Risalesi”nin bir bölümünü “sadaka hakkına” tahsis etmiştir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Bu konuda İmam Seccad (as) şöyle buyurmuştur:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong><em>“Sadakanın senin üzerinde olan hakkı şudur: Bilmelisin ki sadaka, Rabbinin katındaki azığın ve şahit gerektirmeyen emanetindir. Bunu bildiğinde, gizli verdiğin emanete, açıktan ver­diğin emanetten daha emin olacaksın ve aşikâr etmekte olduğun şeyi gizlice Allah’a emanet vermeye daha fazla liyakat kazanacaksın. Her halükârda bu iş seninle O’nun arasında bir sır olmalıdır. </em></strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong><em>(Sakın) Allah’a emanet verdiğin şeyde, kulak ve gözleri şahit tutmayasın. Allah’a emanet vermede kulak ve gözlere daha çok itimat etmeyesin ve Allah’a güvenmeyen birisi gibi davranmayasın. Daha sonra sadakada hiç kimseye minnet et­memelisin. Çünkü o senin kendin içindir (kendin için biriktirdiğin bir maldır). Onunla bir kim­seye minnet ettiğinde senin durumunun da karşı tarafın durumu gibi kötü olmayacağına güvenme. Zira minnet etmen, onu kendin için biriktirmediğine bir delildir. Eğer kendin için biriktirmiş olsaydın, (o zaman) onunla bir kimseye min­net etmez olurdun. Ve kuvvet ancak Allah’tandır.”</em></strong></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify">Sadaka, Kur’ân’da ve hadislerde önemle vurgu yapılan çok değerli İslâmî amellerden biridir. İslâm dini açısından sadaka, geniş kapsamlı bir kavramdır; insanlara malî yardımda bulunmak ve faydası insanlara dokunan bütün hayır işler <em>“sadaka”</em> kavramı dâhilindedir.</p>

<p style="text-align:justify">Yüce İslâm Peygamberi (s.a.a) bu bağlamda şöyle buyurmaktadır:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p><em>“Her Müslüman her gün sadaka vermelidir.”</em></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Soruldu: “Buna kim güç yetirebilir?”</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Peygamberimiz (s.a.a) buyurdu ki:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong><em>“Yol üstündeki zararlı maddeleri kaldırmak bile sadakadır; (soran) kimseye yolu göstermek sadakadır; hasta görüşüne gitmek sadakadır; iyiliği buyurmak sadakadır; kötülükten sakındırmak sadakadır ve selâmın cevabını vermek sadakadır.”</em></strong></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Peygamberimizin (s.a.a) buyruğunda sıralanan hususlar, sadakanın örnekleridir; düşkün ve muhtaç insanlara malî yardımda bulunmak ise, sadakanın en önemli ve belirgin örneğidir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Hemen belirtmek gerekir ki İslâm dini, dilenme konusunu ortadan kaldırmak için bir mücadele süreci başlatmış ve çalışma gücü olan kimselere dilenme ve insanlardan yardım isteme izni vermemiştir. Çalışma gücü olduğu hâlde insanlara el açıp dilenen kimseler, günah işlemekle birlikte topladıkları paralar da haram para kategorisindedir. İmam Cafer Sadık (as) şöyle buyurmaktadır:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><em>“Yüce Allah, ihtiyacı olmadığı hâlde dilencilik eden kimseyi muhtaç duruma düşürür ve yerini de cehennem ateşi kılar.”</em></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Ancak her toplumda elden-ayaktan düşmüş, güçsüz, düşkün ve muhtaç ama onurlu insanların var olduğu da inkâr edilemez bir gerçektir ki, bu insanlar ne çalışabiliyor ve ne de yaşamlarını temin edebiliyorlar. Maddî gücü uygun olan herkes, bu insanlara yardım etmeli, bunların eksikliklerini gidermeli ve yaşam çarklarını döndürmelidirler.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmaktadır:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><em>“Kendi malından fakirlere veren ve insaf üzere insanlara muamelede bulunan kimse, gerçek mümindir.”</em></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Başkalarına infak etmek, malî yardımda bulunmak ve sadaka vermek hakkında din önderlerimizden o kadar çok hadis rivayet edilmiştir ki, zaman olarak çerçevesi belli bu makalede tümüne yer vermek olanaksızdır. Ancak Kur’ân-ı Kerim’den bir ayet ve sonra da İmam Zeynelâbidin’in (a.s) buyruğunun yorumunu sunacağım.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Şanı yüce Allah, Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong><em>“Mallarını gece ve gündüz, gizli ve açık harcayanlar yok mu, onların mükâfatları Rableri katındadır ve onlara ne korku vardır, ne de mahzun olurlar onlar.”</em><a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title=""><strong>[1]</strong></a></strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">İslâm dininin infak, sadaka... bağlamındaki yüce öğretileriyle ilintili olarak araştırma yapmak isteyenler, öncelikle Kur’ân’dan ve özellikle de Bakara Suresi’nin 261 ilâ 274. ayetlerinden yararlanabilirler.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">İmam Zeynelâbidin’in (a.s) <em>“Hukuk Risalesi”</em>ndeki buyruğuna gelince, İmam (a.s) sadakanın hakkını şöyle açıklamaktadır:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><em>“Sadakanın senin üzerinde olan hakkı şudur: Bilmelisin ki sadaka, Rabbinin katındaki azığın ve şahit gerektirmeyen emanetindir.”</em></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">İmam Zeynelâbidin (a.s) buyruğunun bu diliminde, öncelikle sadakanın, malı zayi ve heder etmek olmadığına dikkat çekmekte ve Allah katında kalıcı bir azık ve emanet olduğuna ve de insanın hem bu dünyada, hem ahiret yurdunda sadakanın faydasından yararlanacağına vurgu yapmaktadır.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Şu da bir gerçektir ki, insan sadaka vermeye niyetlendiği zaman şeytan devreye girer ve bir yandan insanı yoksul duruma düşmekle korkutur, öte yandan da kötülüklere çağırır. Yüce Allah ise, başkalarına yardımda bulunan, infak ederek ve sadaka vererek muhtaç insanların yaşamına katkı sağlayan imanlı kullarını, nimetlerini artırmakla ve bağışlamakla müjdelemekte ve Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong><em>“Şeytan, sizi yoksulluğa çağırır, size kötülüğü buyurur. Allah’sa yarlıgamasına, ihsanına davet eder ve Allah’ın ihsanı boldur, her şeyi o bilir.”</em><a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title=""><strong>[2]</strong></a></strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">İmam Zeynelâbidin (a.s) buyruğunun bir diğer diliminde, sadakanın hakkının gizli yapılması olduğunu şöyle buyurur:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><em>“Bunu bildiğinde, gizli verdiğin emanete, açıktan ver­diğin emanetten daha emin olacaksın ve aşikâr etmekte olduğun şeyi gizlice Allah’a emanet etmeye daha fazla liyakat kazanacaksın.”</em></p>

<p style="text-align:justify"></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Aslına bakılırsa İmam’ın (a.s) bu buyruğu, Kur’ân-ı Kerim’in şu ayetinden iktibas edilmiştir:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong>“Sadakalarınızı açık verirseniz ne hoş, fakat gizlice yoksullara verecek olursanız bu, size daha hayırlıdır ve bu, günahlarınızın keffareti olur. Allah ne yaparsanız, hepsinden haberdardır.”<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title=""><strong>[3]</strong></a></strong><em> </em></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Şüphesiz ki açık veya gizli olarak verilen her sadakanın yararlı ve yapıcı sonuçları vardır. İnsan alenî olarak Allah yolunda sadaka vermekle, gerçekte amelî tebliğde bulunmuş olur ve diğer insanları da iyilikte bulunmaya, yoksulları korumaya ve sosyal iyilikleri gerçekleştirmeye teşvik eder. Gizli olarak yapılan infak ve insanların gözünden uzak olarak verilen sadaka ise, bir yandan kesinlikle riya ve gösteriş tehlikesinden korunmuş olur ve öte yandan ihlâs olarak daha yüce bir seviyede olur. Sadakanın gizli olarak verilmesiyle, yardım edilen yoksulların onur, kişilik ve haysiyetleri de daha iyi korunmuş olur.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">İmam Cafer Sadık (a.s) bu bağlamda şöyle buyurmaktadır:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><em>“Övülesin diye insanların gözü önünde sadaka vermeyesin! Çünkü eğer böyle yapacak olursan, (insanlar tarafından övülmekle) mükâfatını almış olursun. Oysaki sağ elinle sadaka verdiğinde, sol elin bundan haberdar olmamalıdır. Çünkü gizli sadaka vermekle rızasını gözettiğin, alenî olarak senin mükâfatını verecektir.”</em></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">İmam Zeynelâbidin (a.s) buyruğunun bir diğer bölümünde ise bir başka noktaya dikkat çekmekte ve sadakanın minnetten uzak olması gerektiğini şöyle vurgulamaktadır:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><em>“Daha sonra sadakada hiç kimsenin başına kakmamalısın.”</em></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">İmam’ın (a.s) bu buyruğu ise şu ayetin tefsiri gibidir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong><em>“Ey inananlar, malını insanlara gösteriş için harcayan ve Allah’a, ahiret gününe inanmayan kişi gibi sadakalarınızı, başa kakmak, minnet ve eziyetle hiç verilmemiş bir hâle getirmeyin.”</em><a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title=""><strong>[4]</strong></a></strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Bu ayetten anlaşılmaktadır ki, bazı ameller, yapılan hayırlı ve iyi amelleri etkisiz hâle getirir. İslâmî literatürde buna <em>“ihbat” </em>denilmektedir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Allah Resulü (s.a.a) bir hadisinde şöyle buyurmaktadır:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><em>“Üç insan vardır ki, şanı yüce Allah onlarla konuşmaz: Minnet etmedikçe bir şey vermeyen... ”</em></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Sadaka, İslâmî öğretilerde geniş bir şekilde yer almış ve önemli değerlerden biridir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - - -</strong></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title="">[1]</a> (Bakara / 274)</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title="">[2]</a> <strong> </strong>(Bakara / 268)</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title="">[3]</a> <strong> </strong>(Bakara / 271)</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title="">[4]</a> <strong> </strong>(Bakara / 264)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/sadaka-vermek</guid>
      <pubDate>Mon, 23 Mar 2026 15:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/03/sadakaz-1.jpg" type="image/jpeg" length="73102"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Önyargılı Olmamak]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/onyargili-olmamak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/onyargili-olmamak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avam halkla oturup kalkma. Zira onlar en ufak hatayı bile affetmez, hiçbir kusurun üstünü örtmezler.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Haklar konusunda kısaca önemsenmesi gereken önemli konu; hayatta olsun veya olmasın din kardeşlerimizin hiçbirini küçük görmemektir. Bu hata, insanın helak olmasına bile yol açabilir. Nereden biliyorsun, belki hatalı gördüğün bu şahıs senden daha iyidir. Şu anda fâsık birisi olarak görünüyor olsa bile belki ileride doğru yolda ilerlerken amel defteri kapanacak ve sen onun şimdiki halindeyken hayata veda edeceksin.</p>

<p style="text-align:justify">Hiçbir zaman dünya varlığı için kimseyi büyük görme. Zira dünya ve içindeki her şey Allah nezdinde küçüktür. Dünya ehli olan insanları gözünde büyüttüğünde ise aslında dünyayı kendi gözünde büyütmüşsündür ve bunun sonucunda Allah nezdindeki değerini kaybedebilirsin.</p>

<p style="text-align:justify">Onların elindeki dünya malına varmak için inancından ödün verme. Zira bunu yaparsan onların gözünde küçülürsün ve onların elindeki dünyaya da ulaşamazsın. Ulaşsan bile değerli bir şeyi değersiz bir şeyle değiştirmiş olursun.</p>

<p style="text-align:justify">Açıkça onlara düşman kesilme. Zira bunu yaparsan bu düşmanlık çok uzun sürecektir ve bu süreç içinde inancını ve mal varlığını bu yolda kaybettiğin gibi onların inancının da kaybolmasına sebep olacaksın. Ancak açıkça Allah’ın emirlerine karşı geldiklerini görürsen onların bu yaptıklarıyla savaşmalısın.</p>

<p style="text-align:justify">Onlara acıyıp rahmet gözüyle onlara bakmalısın. Zira Allah’ın emirlerine karşı geldikleri için onun gazap ve kahrına uğrayacaklardır ve varacakları cehennem ateşi onlar için fazlasıyla yeterlidir.</p>

<p style="text-align:justify">Kalbinde onlara karşı kin besleme. Senin yüzüne karşı dile getirdikleri övgüler, sevgi sözcükleri ve gülümsemelere inanma. Zira işin gerçeğini araştıracak olursan bu görüntünün ancak yüzde bir doğruluk payına sahip olduğunu ve belki de bu kadar bile doğruluk payı taşımadığını göreceksin.</p>

<p style="text-align:justify">Sıkıntılarını onlara götürme. Zira bunu yaparsan Yüce Allah seni onlara havale eder. Kendi içlerinde oldukları gibi açıkta da sana karşı aynı olmalarını bekleme. Zira bu boş bir hayalden başka bir şey değildir.</p>

<p style="text-align:justify">Onların elindekine göz dikme. Zira bunu yaparsan ancak zillete varmayı kendin için çabuklaştırmış olursun ve dilediğine de varamazsın.</p>

<p style="text-align:justify">Onlara ihtiyacın olmadığını düşünerek onlara karşı böbürlenip kibirlenme. Zira bunu yaparsan kibirlenmenin cezasını ödemek için Yüce Allah seni onlara havale eder.</p>

<p style="text-align:justify">Zengin bir arkadaşına ihtiyacını götürürsen ve o da ihtiyacını karşılarsa bu durumda faydalı bir arkadaş olduğuna inanabilirsin. Ancak ihtiyacını karşılamazsa ona kızmamalısın. Zira bu durumda sana düşmen kesilebilir ve bu düşmanlık çok uzun sürebilir.</p>

<p style="text-align:justify">Söylediklerini kabul etmeyen birisine öğüt vermeğe kalkışma. Zira söylediklerini kabul etmediği gibi bu iş, bir düşmanlığın başlamasına bile sebep olabilir. Bu nedenle söyleyeceğin öğütleri genel bir ifadeyle dile getir ve kimseyi muhatap alma.</p>

<p style="text-align:justify">Zengin kişilerden sana bir menfaat ulaşırsa, bu insanları aracı kılan Allah’a şükret ve seni onlara havale etmemesi için dua et.</p>

<p style="text-align:justify">Bu insanların senin arkanda konuştuklarını duyarsan veya sana herhangi bir zarar verirlerse onları Allah’a havale et ve onların şerrinden Allah’a sığın. Onların kötülüğünü telafi etmeğe kalkma. Zira bunu yaparsan ancak ömrünü zayi etmiş olur ve daha çok zarar görürsün.</p>

<p style="text-align:justify">Onlara <em>“siz benim değerimi bilmiyorsunuz” </em>deme. Her zaman şuna inan ki bu sevgiyi hak edecek olursan zaten Yüce Allah onu onların kalbine verir. Kuşkusuz kalplerdeki sevgi ve nefret, Yüce Allah’ın elindedir.</p>

<p style="text-align:justify">Dile getirdikleri doğru sözleri dinle ancak söyledikleri yanlış sözleri duyma, onların iyi yönlerini dile getir ve yanlışlıklarını açığa vurma.</p>

<p style="text-align:justify">Avam halkla oturup kalkma. Zira onlar en ufak hatayı bile affetmez, hiçbir kusurun üstünü örtmezler. En ufak şeyler için seni yargılayabilir, sahip olduğun az veya çok her şey için seni kıskanabilir, senin insaflı olmanı bekler ama kendilerine gelince insaf nedir bilmezler. Unutmuş olduğun şeyler için seni yargılar ve oradan buraya söz taşıyarak veya iftiralarla arkadaşların arasını bozarlar. Dolayısıyla onların birçoğuyla beraber olmanın zarardan başka bir getirisi yoktur ve onlardan uzak durmak en doğru seçenektir. Memnuniyet taşıdıkları durumlarda dalkavukluk yapmaktan çekinmezler. Kızgın oldukları durumlarda ise içten içe kin beslerler. Kinlerinden vazgeçmezler ve güler yüzlerine güven olmaz. Görünürde hoş görünümlü bir insan gibi durur ama içlerinde yırtıcı bir kurt saklıdır. Zanlar üzerine hayatlarına şekil verir, senin arkanda gözleriyle işaretleşip dururlar. Kıskandıkları arkadaşlarının ölümünü arzular, ileride yeri geldiğinde yüzüne vurmak için şimdiden senin kusur ve yanlışlarını akıllarında tutmaya çalışırlar.</p>

<p style="text-align:justify">Tam anlamıyla sınamadığın kişiye bel bağlama. Yani bir süre aynı yeri veya aynı evi paylaşmadan, makam veya para sahibi olmadığı hallerini makam ve para sahibi olduktan sonraki halleriyle karşılaştırmadan, beraber yolculuğu çıkmadan, para konusu üzerine sınamadan ve sıkıntılarda düşüp de sana yardım edip etmediğini görmeden kimseye bel bağlama. Bu imtihanlardan başarılı geçen bir arkadaşını ise yaş olarak senden büyük ise kendi baban, yaş olarak senden küçük ise kendi evladın, aynı yaşlarda iseniz eğer bir arkadaş gibi görmelisin.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/onyargili-olmamak</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 20:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/03/yargi-1-1.jpg" type="image/jpeg" length="85852"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ahir Zamanın Alametleri]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/ahir-zamanin-alametleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/ahir-zamanin-alametleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ey Selman! O zaman yalan konuşmak hoş ve güzel sayılacak, zekât vermek zarar, beytu’l-mala ait mal ise ganimet sayılacak; evlatlar, anne ve babalarına kaba, arkadaşlarına ise iyi davranacaklar..]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"></p>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">İbn- i Abbas diyor ki:</p>

<p style="text-align:justify">Resulullah (saa) ömrünün son yılında yapmış olduğu veda haccında biz de O’nunla birlikte idik. Resulullah Ka’be’nin kapısının halkasını tutarak bize dönüp şöyle buyurdular:</p>

<p style="text-align:justify"><em>“Ey insanlar, ahir zâmanın alametlerini size söyleyeyim mi?”</em></p>

<p style="text-align:justify">O gün Resulullah’a herkesten yakın olan Selman: <em>“Evet ya Resulallah” </em>diye cevap verdi.</p>

<p style="text-align:justify">Resulullah (s.a.a) buyurdu ki:</p>

<p style="text-align:justify"><em>“Namazı zayi etmek, şehvet peşi sıra gitmek, heva hevese uymak, zenginleri ululamak ve dini dünyaya satmak ahir zamanın alametlerindendir. O zaman müminin kalbi, gördüğü kötülüklerden ve onları önlemeğe gücünün olmadığından dolayı tuzun suda eridiği gibi karnında erir.”</em></p>

<p style="text-align:justify">Selman: <em>“Ya Resulallah! Böyle bir şey vaki olacak mı?”</em></p>

<p style="text-align:justify">Resulullah (s.a.a): <em>“Evet, canım elinde olan Allah’a and olsun ki, böyle bir durum vaki olacaktır. Ya Selman, o zamanda amirler zalim, vezirler fasık, başkanlar zalim, eminler ise hâin olacaklar.”</em></p>

<p style="text-align:justify">Selman: <em>“Ya Resulallah, böyle bir şey vuku bulacak mı?”</em></p>

<p style="text-align:justify">Resulullah (s.a.a): <em>“Allah’a and olsun ki evet. Ya Selman, o zaman, iyi işler kötü ve kötü işler ise iyi sayılacak; hâin emin sayılacak, emin ise hıyanet edecek; yalancı doğrulanacak, doğru konuşan ise yalanlanacaktır!”</em></p>

<p style="text-align:justify">Selman: <em>“Ya Resulallah, bunlar gerçekleşecek mi?”</em></p>

<p style="text-align:justify">Resulullah (s.a.a): <em>“Evet, Allah’a and olsun ki, bunlar gerçekleşecektir. Ya Selman, o zaman kadınlar emirlik (yöneticilik) yapacak, cariyelerle istişare edilecek, çocuklar minbere çıkacak, yalan konuşmak hoş ve güzel sayılacak, zekât vermek zarar, beytu’l-mala ait mal ise ganimet sayılacak; evlatlar, anne ve babalarına kaba, arkadaşlarına ise iyi davranacaklar; kuyruklu yıldız doğacaktır!”</em></p>

<p style="text-align:justify">Selman: <em>“Ya Resulallah! Böyle bir şey vuku bulacak mı?”</em></p>

<p style="text-align:justify">Resulullah (s.a.a): <em>“Evet, Allah’a and olsun ki böyle olacaktır. Ya Selman! O zamanda kadınlar ticarette kocalarıyla ortak olacaklar, yağmur gayet azalacak, cömertler cimri olacak, fakirler küçümsenecek, pazarlar birbirine yakın olacak, biri: “Bir şey satmadım” diyecek, diğeri: “Bir kâr etmedim” diyecek; harkes Allah’tan şikâyet edecek.”</em></p>

<p style="text-align:justify">Selman: <em>“Ya Resulellah! Bu gibi şeyler olacak mı?”</em></p>

<p style="text-align:justify">Resulullah (s.a.a): <em>“Evet, Allah’a and olsun ki bunlar gerçekleşecektir. O zaman halka öyle insanlar hükümet edecek ki, itiraz etmek için konuşurlarsa öldürülürler; susarlarsa malları yağma edilir; hakları çiğnenilir, kanları dökülür, kalpleri korkuyla dolur; onları korkuya kapılmış olarak görürsün.”</em></p>

<p style="text-align:justify">Selman: <em>“Ya Resulallah! Bunlar olacak mı?”</em></p>

<p style="text-align:justify">Resulullah (s.a.a): <em>“Evet, canım elinde olan Allah’a and olsun ki, bunlar vuku bulacaktır. Ya Selman! O zamanda doğu ve batıdan eşyalar (ve kanunlar) getirilecek, ümmetim çeşitli renklere girecek (ahlakları bozulacak), ümmetimden (dini bilgi açısından) zayıf olanların vay haline, Allah'tan taraf onların vay haline! Ne küçüğe acıyacaklar, ne büyüğe saygı gösterecekler ve ne de günahkârın suçundan geçecekler. Sözleri sövüş ve çirkin sözlerdir; cüsseleri insan cüssesi gibidir, oysa kalpleri şeytanların kalpleri gibidir.”</em></p>

<p style="text-align:justify">Selman: <em>“Ya Resulallah! Bunlar gerçekleşecek mi?”</em></p>

<p style="text-align:justify">Resulullah (s.a.a): <em>“Evet, Allah’a andolsun ki bunlar gerçekleşecektir. Ya Selman! O zamanda erkekler erkeklerle, kadınlar da kadınlarla yetinecek; evdeki kızlara kıskanıldı gibi erkek çocuklara da kıskanılacaktır; erkekler kendilerini kadınlara benzetecek, kadınlar da kendilerini erkeklere benzetecekler; kadınlar eyeri olan bineklere binecekler, ümmetimden taraf Allah’ın laneti onların üzerine olsun!”</em></p>

<p style="text-align:justify">Selman: <em>“Ya Resulallah, bunlar vuku bulacak mı?”</em></p>

<p style="text-align:justify">Resulullah (s.a.a): <em>“Evet, Allah’a andolsun ki bunlar vuku bulacaktır. Kilise ve havraların süslendiği gibi camiler süslenecektir; Kur’ânlar ziynetlenecektir; minareler yükselecektir; namaz kılanların safları, kalplerin birbirlerine karşı kin duymasına ve dillerin farklı olmasıyla birlikte artıp çoğalacaktır.”</em></p>

<p style="text-align:justify">Selman:<em> “Ya Resulallah! Bunlar vuku bulacak mı?”</em></p>

<p style="text-align:justify">Resulullah (s.a.a): <em>“Evet, Allah’a andolsun ki böyle olacaktır. (Ya Selman!) O zaman ümmetimin erkekleri altınla süslenecek, ipek elbise ve kaplanın postunu giyecekler."</em></p>

<p style="text-align:justify">Selman: <em>“Ya Resulallah! Bunlar vaki olacak mı?”</em></p>

<p style="text-align:justify">Resulullah (s.a.a): <em>“Evet, Allah’a ant olsun ki bunlar vaki olacaktır. Ya Selman! O Zaman halk arasında fâiz yaygınlaşacak, gaybet ve rüşvetle muamele yapılacak ve din bırakılıp dünya tutulacaktır.”</em></p>

<p style="text-align:justify">Selman: <em>“Ya Resulallah! Bu durum gerçekleşecek mi?”</em></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Resulullah (s.a.a): <em>“Evet, ruhum elinde olan Allah’a andolsun ki, böyle olacaktır. Ya Selman! O zaman talak artacaktır, Allah için had (şer’i ceza) uygulanmayacak ve (bu işleriyle) Allah’a bir zarar dokunduramayacaklar.”</em></p>

<p style="text-align:justify">Selman: <em>“Ya Resulallah! Bunlar vaki olacak mı?”</em></p>

<p style="text-align:justify">Resulullah (s.a.a): <em>“Evet, Allah’a andolsun ki bunlar vaki olacaktır. Ya Selman! O zaman şarkı söyleyen kadınlar ve çalgı aletleri ortaya çıkacak ve ümmetimin kötüleri onların peşice gidecekler.”</em></p>

<p style="text-align:justify">Selman: <em>“Ya Resulallah! Bunlar olacak mı?”</em></p>

<p style="text-align:justify">Resulullah (s.a.a): <em>“Evet, Allah’a andolsun ki bunlar olacaktır. Ya Selman! O zaman ümmetimin zenginleri gezi, orta hallileri ticaret, fakirleri ise gösteriş için hacca gidecekler. İşte o zaman bir grup insan, Kur’an’ı Allah’tan gayrisi için öğrenecekler, onunla şarkı için algılayacaklar, velediz zinalar çoğalacak, Kur’an’la teğanni edilecek, dünya için birbirlerine düşman olacaklar.”</em></p>

<p style="text-align:justify">Selam: <em>“Ya Resulullah! Bunlar gerçekleşecek mi?”</em></p>

<p style="text-align:justify">Resulullah (s.a.a): <em>“Evet, canım elinde olan Allah’a andolsun ki böyle olacaktır. Ya Selman! O zaman ihtiram kalkacak, günah kazanılacak, kötüler iyilere musallat olacak, yalan yaygınlaşacak, inat aşikâr olacak, fakirlik çoğalacak, elbiselerle övünecekler, zamansız yağmurlara uğrayacaklar, tavla, satranç, küçük davul ve çalgı aletlerini benimseyecekler; iyiliğe emretmek ve kötülükten sakındırmayı kötü sayacaklar, gerçek mümin o zamanda cariyeden daha hor ve hakir olacak, Kurân okuyanlar ve ibadet edenler birbirlerini azarlayacaklar; oysa onlar gökler âleminde ercas ve encas (çirkef ve necis) olarak çağrılmaktalar.”</em></p>

<p style="text-align:justify">Selman: <em>“Ya Resulullah! Bunlar gerçekleşecek mi?”</em></p>

<p style="text-align:justify">Resulullah (s.a.a): <em>“Evet, Allah’a andolsun ki bunlar gerçekleşecektir. Ya Selman! O zaman zenginler fakirlikten korkacak; öyle ki fakir bir adam cemaatin arasında dolaştığında eline bir şey bırakan kimse bulunmayacaktır.”</em></p>

<p style="text-align:justify">Selman: <em>“Ya Resulullah! Böyle bir zaman gelecek mi?”</em></p>

<p style="text-align:justify">Resulullah (s.a.a): <em>“Evet, Allah’a andolsun ki böyle bir zaman vuku bulacaktır. Ya Selman! O zaman ruveybize insanlar söz sahibi olacaklar.”</em></p>

<p style="text-align:justify">Selman: <em>“Ya Resulullah, anam ve babam sana feda olsun “ruveybize” kimdir?” diye sorduğunda Resulullah buyurdular ki: “Toplumun işleri hakkında konuşmaya liyakati olmayan (hakir ve ahmak) kimsedir. Çok geçmeksizin herkesin duyacağı bir şekilde yerden bir ses kopacak, sonra yer içerisindeki altın ve gümüş hazinelerini dışarı çıkaracak, ama (kıyamet yaklaştığından dolayı) insana bir faydası olmayacaktır...”</em></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/ahir-zamanin-alametleri</guid>
      <pubDate>Thu, 26 Feb 2026 23:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/02/ahirzaman-1.jpg" type="image/jpeg" length="23664"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Cuma Günlerini Dininize Ayırın]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/cuma-gunlerini-dininize-ayirin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/cuma-gunlerini-dininize-ayirin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ömrümüzün sonunda, Muhammed (s.a.a) ve Ehlibeyt'in civarında olmaktan başka bir hedefimizin olmamasını istemekten daha uygun ne vardır?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"></p>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>Bismilahirrahmanirrahim</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Halk Cuma gününde işlerini terk etmeli ve dinî hüküm ve öğretileri öğrenmek için camilerde toplanmalıdır. Haftada cuma gününü din meselelerini sorup öğrenmeğe ayırmayan Müslüman'a yazıklar olsun!<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>

<p style="text-align:justify">Cuma günlerini akide ve inançlarınızı düzeltmeye, dinî hükümleri öğrenmeye ve maarifi tahsil etmeye ayırın. Bugün Cumadır. Sizler de işinizden gücünüzden el çekerek Allah'ın evinde toplanmış bulunuyorsunuz. Bugün İslâmî bir bayramdır. Bugün Allah ve Resulü'nün de önem verdiği ama ne yazık ki, Müslümanların gaflet ettiği, herkes için faydalı olan meselelere değinmek istiyorum. Bugün Allah'ın Kur'ân'da önemle zikrettiği, terk edene tehditte bulunduğu mühim bir meseleyi zikredeceğim. Müslümanların bu meseleyle amel etmede muvaffak olmalarını ümit ederim. Kur'ân ve rivayetlerden ve hakeza aklî ve vicdanî hükümlerden de istifade edilmektedir ki, insanın dünya ve ahiret hayatındaki saadetinin en büyük engeli dünyaperestliktir. Sadece serveti artsın diye para toplamaktır. Hedef mal olunca, okula gittiğinde de sırf diploma sahibi olmayı ve düzenli bir maaşı olmasını amaçlayacaktır.</p>

<p style="text-align:justify">Sürekli para toplamaya çalışacaktır. Tüccar ve esnaf takımı para toplama fikrine düşer ve hedefleri sırf servet yığma olursa, artık "dinleri dinarları olur." Nitekim kıyametin alametlerinden biri de paraperestliğin insanlardan çoğunun dini hâline gelmesidir. O zaman insan için her şey paradır. Ahiret de paradır. Parası birkaç yüz milyona çıkarsa, artık namazları da kazaya kalır. Hedefi "mal" olan kimseler, asla dindar olamazlar. Ya dini, ya malı seçerler. Zira hedefi para biriktirmek olan kimse, artık asla Allah'ın rızasını düşünmez. Sen ahireti mi istiyorsun, yoksa serveti mi? Kimin veya neyin karşısında huşu duymaktasın?</p>

<p style="text-align:justify">Bilginlerden biri diyor ki: "Daha önceden böyle bir küfür dönemi görülmemiştir. Bütün din ve mezheplerin taraftarları hep birden 'para' diyorlar." Beşer bugün tümüyle kendi rahatını düşünmektedir. Başkaları çiğnense bile onu sadece kendi serveti ilgilendirmektedir. Tevbe Suresi'nin şu ayetleri kulaklarımıza küpe olmalıdır:</p>

<p style="text-align:justify"><em>“Altını, gümüşü biriktirip Allah yolunda harcamayanları elemli bir azapla müjdele. O gün, cehennem o altını, gümüşü alevleyecek ve onlar cehennem ateşinde kızdırılıp alınlarına, yanlarına, sırtlarına vurulacak, onlarla dağlanacaktır ve "İşte bunlardır kendiniz için biriktirdiğiniz şeyler!" denecek... Tadın, biriktirdiklerinizin azabını...”</em><a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<p style="text-align:justify">Ey paraları yığarak stok eden kimseler! Sizleri elemli bir azapla müjdeliyorum. Bu paralarınızın melekûtî sureti kızdırılacak ve bunlarla dağlanacaksınız. Sizin stok ettiklerinizin akıbeti budur.</p>

<p style="text-align:justify">Başka bir ayette ise cimrilik yüzünden infak etmedikleri mallarının kızdırılıp bunlarla boyunlarının dağlanacağı bildirilmektedir.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>

<blockquote>
<p style="text-align:center"><strong>“O hâlde, Allah'ın sizleri rızıklandırdığı şeyleri Allah yolunda infak edin.”</strong><a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">Ey Müslüman! Malın kötü olduğunu söyleyen yok... Sizler de malı kullanmak ve ondan istifade etmek peşinde olun, biriktirmek peşinde değil. Yarın sana bir faydası olacak diye düşün; sırf biriktirmek fikrinde ve hayalinde olma. Öldüğünde bankalarda ister bir milyonun olsun, isterse de bir milyarın, hiç fark etmez. Hangi taşı başına dikmek veya hangi altını kendinle götürmek istiyorsun?</p>

<p style="text-align:justify">Velhasıl, Allah-u Teâlâ her Müslüman'a infakta bulunmayı farz kılmıştır. Namazla birlikte zekât da vardır. İyiliğe yönelme emri kötülüklerden arınma emriyle daima bir aradadır. Bedenî ibadetin yanı sıra, malî ibadetin de olması gerekir. Malı infak etmek gerekir.</p>

<p style="text-align:justify">Bazıları diyorlar ki: "Bizim infak edecek bir şeyimiz yoktur." Bunlar Kur'ân-ı Mecid'in darlıkta olan kimselere dahi infakta bulunmalarını emrettiğini bilmiyorlar. Bunların da, Allah'ın kendilerine verdiği şeylerden infakta bulunması gerekir.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a></p>

<p style="text-align:justify">Sahip olduğun mala oranla infak etmen gerekir. İnfak olmazsa, iman da hâsıl olmaz. Kur'ân'ın apaçık bir nassıdır bu:</p>

<p style="text-align:center"><strong><em>“Sevdiğiniz şeylerden infakta bulunmadığınız müddetçe iyiliğe erişemezsiniz...”</em></strong><a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a></p>

<p style="text-align:justify"><em>"İyilik"</em>, yani iman, marifet ve velayet... Sizler mutlak manada iyiliğe sadece Allah yolunda infak ettiğiniz zaman ulaşabilirsiniz.</p>

<p style="text-align:justify">Ey işi gücü mal biriktirmek olan kimse! Sen öldüğünde Ali'nin (a.s) yanına götürülmeyi mi ümit ediyorsun? Hâlbuki Karun'un yanına götürülmeye lâyıksın. Para biriktirenlerin, mal istif edenlerin reisi Karun'dur. Ama sevdiğin şeylerden infak edecek olursan, Ali'ye (a.s) mülhak olursun. Asr-ı Saadet'teki Müslümanlar böyleydi. Kur'ân'ın bir ayetinin nazil olduğunu duyunca ne yapacaklarını şaşırıyorlardı. Şu anda hangimiz öyleyiz? Dünyayla meşgul olduğumuzdan, Kur'ân ayetleri bizlere etki etmiyor.</p>

<p style="text-align:justify">Tefsirlerde belirtildiğine göre, bu ayet-i şerife nazil olunca, Ebu Talha oldukça etkilendi, müteessir oldu. Bu şahıs Uhud Savaşı'nda Allah yolunda savaşıyor, fedakârlık gösteriyordu. Kendi başını, boynunu, elini ve ayağını oklara hedef tutuyordu ki, oklardan biri Peygamber'e isabet etmesin ve onu yaralamasın. Ebu Talha bu ayet-i şerife nazil olduktan sonra Peygamber'in huzuruna vararak şöyle dedi: "Ya Resulallah, benim bir hurmalığım var ki diğer hurmalıklardan daha iyidir. Ürünü de daha fazladır. Üstelik içinde bir de çeşme vardır. Bu bağı Allah yolunda infak etmek istiyorum. Zira onu çok seviyorum."</p>

<p style="text-align:justify">Bahçeyi ahiretten daha çok seven bir kimse, nasıl olur da iyiliğe nail olabilir? Bu ilgi ve alakanın kalbinden silinmesi gerekir. Resulullah (s.a.a) da bunu kabul etti. Ebu Talha, çok sevdiği bir dünya metaını Allah yolunda Resulullah'a (s.a.a) takdim etti. Resulullah da ona bu hurmalığını yakınlarına vakfetmesini emretti. Başka biri de gelerek şöyle dedi: "Ya Resulallah, benim bir cariyem vardır ki, bana her şeyden daha azizdir, onu Allah yolunda azat etmek istiyorum."</p>

<p style="text-align:justify">Zeyd b. Hâris ise şöyle dedi: <em>"Ya Resulallah, benim de çok güzel bir atım var. Tüm malım bir yana, atım bir yana; onu istediğiniz yerlerde kullanmanız için size takdim ediyorum." </em>Resulullah (s.a.a) da bu atı, hayır işlerinde ve bu cümleden savaş cephelerinde İslâm'ın yararına kullansın diye oğlu Usame b. Zeyd'e verdi.</p>

<p style="text-align:justify">Sakın, sadece dünya pazarlığının fikrinde olmayasın. Acaba bir gün olsun, uykudan kalktığımızda Allah ile alışverişte bulunmayı düşündük mü?</p>

<p style="text-align:justify">Bazıları hayır yoluna müptela olmamak için camilere, fakirlerin arasına bile gelmekten içtinap ediyorlar! Bu zenginlik insanı kurtarır mı?</p>

<p style="text-align:justify">Zımnen öyle anlaşılıyor ki, kadınlar için de altın çok değerlidir. Mücevherlere çok değer ve ehemmiyet veriyorlar. Onlar için Allah yolunda altınlarını infak etmeleri ve fakirlere vermeleri çok iyi bir davranıştır.</p>

<p style="text-align:justify">Allah yolunda infak etmekle hastalıkların da önünü alırsınız. İnfak bereketiyle hastalarınıza şifa veriniz. İnfak ediniz. En azından hastalığın için yapacağın masrafın yarısını infak et ki, Allah sana şifa versin. Bir belaya müptela olunca, mal varlığının üçte birini Allah yolunda infak et ki, Allah senden bu belayı defetsin.</p>

<p style="text-align:justify">mam Cafer Sadık (a.s) bir kafileyle birlikte yolculuk ediyordu. Bazı tüccarların yanında çok fazla mal vardı. Kafileye, bir geçitte silahlı hırsızların tuzak kurduğunu ve hiçbir kurtuluş yolunun da olmadığını haber verdiklerinde, hepsi çaresiz İmam Sadık'a (a.s) koşup tevessül ettiler: <em>"Ey Peygamber'in evladı, feryadımıza yetiş. Bütün varlığımız tehlikededir ve hırsızlar tuzak kurmuşlardır."</em></p>

<p style="text-align:justify">İmam şöyle buyurdu: <em>"Mallarınızı sizler için koruyan ve sonra da kat kat geri veren kimseye emanet edin."</em></p>

<p style="text-align:justify">"Kime emanet edelim?" dediler. İmam (a.s), "Allah'a ısmarlayın." dedi. "Nasıl emanet edelim?" diye sorunca da İmam (a.s) şöyle cevap verdi: "Malınızın üçte birini Allah yolunda infak edin ki, Allah da sizlere malınızı korusun ve bereket versin. Daha sonra da kat kat sizlere geri versin." "Burada kimse yok ki, kime verelim?" dediler. İmam (a.s), "Siz malınızın üçte birini Allah yolunda infak edeceğinize dair ahdedin." buyurdu. Bunun üzerine hepsi böyle yapacaklarına ahdettiler. İmam (a.s) da mallarının korunacağına dair onlara garanti verdi. Allah, hırsızları kör ve sağır kıldı ve kafilenin geldiğini anlamadılar bile. Böylece kafile selametle bu tehlikeyi atlatmış oldu.</p>

<p style="text-align:justify">Onlar da kendi ahitlerine vefa ettiler. Mallarının üçte birini Allah yolunda infak ettiler. Allah da onların geri kalan mallarına o kadar bereket verdi ki, 10 kat daha fazla istifade ettiler. Birbirlerine şöyle dediler: "İmam Sadık'ın (a.s) ne kadar da çok bereketi vardı. Onun bereketiyle hem malımız korundu, hem de fevkalade bereketlendi."</p>

<p style="text-align:justify">Bugün de dinî ilimlerin tahsil edildiği merkezlerin yapılması gerekiyor. Dinî eğitim gören talebelerin takviye edilmesi gerekir. Gelecekte halkın dinini koruyacak olan kimseler yetiştirilmeli, terbiye edilmelidir. Eğer adil bir fakih olmazsa, halk nasıl dindar olabilir ki? Allah yolunda infak etmenin bereketiyle kendinizi temizleyin. O zaman, Allah'ın rahmetine nail olursunuz. Bu pisliklerle kabre girmemeye çalışın.</p>

<p style="text-align:justify">Allah, Peygamber'ine, <em>"Onlardan malını al ve onları temizle."</em> diye buyuruyor.</p>

<p style="text-align:justify"><em>"Şeytan dışarı çıkarsa melek girer." </em>Eğer kalplerden mal sevgisi dışarı çıkacak olursa, Allah, ahiret ve yüce âlemlerin sevgisi onun yerine yerleşir. Son nefesleriniz sayılmaya başladığında ve artık bu dünyadan gitmek üzere olduğunuzu fark ettiğinizde, bir fırsatını bulup da malınızı infak etmeyi arzu edersiniz.</p>

<p style="text-align:justify">Velhasıl, Müslüman infak ehli olmalıdır. Bir gün olsun Allah yolunda infak etmekten geri kalmamalıdır. Bu hususta Kur'ân'da onlarca ayet vardır. Malları hem bollukta, hem de darlıkta Allah için infak etmek gerekir. Arkadaşın senden borç isterse, ondan esirgeme; "Borcunu ödeyemezsin." deme. Sen Allah için borç ver. Eğer o vermezse, Allah sana onun yerine kat kat verecektir. Ondan bir şey rehin alabilirsin. Ama asla faiz alma. Senden mühlet isterse, faiz talebinde bulunma...</p>

<p style="text-align:justify">Gerçekten de İslâm ülkelerindeki durum utanç vericidir. Faiz ne rezaletlere yol açmaktadır. İnsanı Allah'ın lanetine uğratır. Bunların hiçbir şeyi İslâm değildir. Bu faiz işlerinde çalışanlar kimlerdir? Acaba bunlar Müslüman mıdır? Allah Kur'ân'da, faiz aldıkları takdirde Allah'a savaş açmış olacaklarını beyan etmektedir. İslâm ülkesindeki bu faizler neyin nesidir? Ne kadar da korkusuz ve cesurdurlar! Kendin için öte dünyada ateş mi yığmak istiyorsun? Allah'ın lanetine uğradın. Sesimizi bilmem duyacaklar mı?</p>

<p style="text-align:justify">Kulak senin kulağın ve feryat da benim feryadım olduğu müddetçe hiçbir yere ulaşmayacak olan elbette ki bu feryattır. Bu şeyler insanı Allah'tan ve ahiretten uzaklaştırır. Küfürden başka bir şey değildir bunlar. Putperest ile menfaatçi paraperest arasında ne fark vardır? Bunun manası da parayı tanrı edinmesidir. Her ne kadar kendisine faiz alma denilse de, buna itina etmemektedir.</p>

<p style="text-align:justify">Nitekim İmam Hüseyin'in (a.s) katili olan Şimr de aynı cevabı vermişti. İmam Hüseyin (a.s) ona hücceti tamamlamak için şöyle buyurdu:</p>

<p style="text-align:justify">Bu öğle vaktinde bütün hatipler benim dedemin (Peygamber'in) adına hutbe okurken, sen hangi suç yüzünden beni öldürmek istiyorsun?</p>

<p style="text-align:justify">Şimr şöyle dedi: <em>"Yezid'in mükâfatı için, para için!..."</em> Şimr açıkça söyledi; ama diğerleri pratikte. Dilleriyle söylemiyorlar. Bununla birlikte, İslâm markasını da taşıyorlar.</p>

<p style="text-align:justify">İslâmî yardımlaşma nereye gitti? Acaba akrabaların darlıkta iken, senin refahta olman yakışır mı? Yarın kıyamet gününde de cennete gideceğini ümit ediyorsun; öyle değil mi? Komşuların inlerken ve bir Müslüman açlıktan ölürken sen mal biriktir! Günümüzde Yahudi sıfatlı insanlar ne de çoktur. Cimri kimse malını, parasını harcamayan ve istif eden kimsedir.</p>

<p style="text-align:justify">Hz. Ali (a.s) de şöyle buyurmuştur:</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong>“Allah cenneti cimri kimselere haram kılmıştır.”</strong></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">Namaz kıl, oruç tut; ama cimri olur, mal istif eder, gereken hukuka riayet etmezsen, kendi kabrin için ateş hazırlamışsın demektir. Ama eğer yardım ehli olur, borç verir, infak edersen, gerçekten de Ali'nin (a.s) dostusun demektir. İhsan ehli olursan, Allah seni birçok iyiliklerle müjdelemiştir. Herkes gücü oranında ihsan ve infakta bulunmalıdır.</p>

<p style="text-align:justify">Vesailü'ş-Şia'da yer alan bir rivayette İmam Ali (a.s) şöyle buyuruyor:</p>

<p style="text-align:center"><em>“Dünyada iyilik ve hayır sahibi olan kimse ahirette de iyilik sahibidir.”</em></p>

<p style="text-align:justify">İnsan dünyada iyilik sahibi olur, düşeni kaldırır, insanların feryadına yetişir ve stokçuluk için malların fiyatını kollamazsa, ahirette de iyilik ve hayır sahibi olur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"><em>"Şabaniye Hutbesi"</em>nde de Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur:</p>

<p style="text-align:justify"><em>“Bir hurma tanesiyle de olsa iftarlık verin. Maddî gücü zayıf olan kimseler de güçleri oranında, yarım hurmayla da olsa iftarlık vermelidirler.”</em></p>

<p style="text-align:justify">Dünyada hayır sahibi olanlar, ahirette de hayır ve bereket ehli olacak ve diğerlerine faydaları dokunacaktır.</p>

<p style="text-align:justify">Bu bağlamda bir de bir öykü nakledeyim. Müçtehit Şeyh Ali Muhakkik-i Kerakî İsfahan'da oturuyordu. Bir ara İsfahan'ı terk ederek Hicaz'a gitmek istedi. Ama parası, yol harçlığı da yoktu. Dolayısıyla da ilmî kitaplarını satmak zorunda kaldı. Kitaplarını alacak bir şahsı aramaya koyuldu. Bu arada vefat etmiş hayırsever bir zengin kızının rüyasına girdi. Kızı, rüyada babasının şöyle dediğini işitti: <em>"Sen İsfahan'da bulunduğun hâlde Ehlibeyt'in fakih ve müçtehidi Şeyh Ali Muhakkik-i Kerakî fakirlikten yol harçlığı için kitaplarını satmak istiyor?!"</em></p>

<p style="text-align:justify">Sabah olunca, o kız hizmetçisini göndererek kitabını satmak isteyen bu müçtehit Şeyh Ali'nin kim olduğunu öğrenmesini istedi. Sonunda Şeyh'i buluyor ve ona, "Sen kitaplarını mı satmak istiyorsun?" diye soruyor. Şeyh de, "Siz nereden biliyorsunuz?" diyerek, şaşkınlığını ifade ediyor. Hizmetçi olayı naklediyor. Şeyh, "Evet doğrudur?" diye cevap veriyor. Hizmetçi diyor ki: "Artık kitaplarını satmana gerek yok. Hanım, her neye ihtiyacınız varsa karşılayacağını ve yol masraflarınızı vereceğini söyledi."</p>

<p style="text-align:justify">O zengin ölmüştü. Ama hayattayken sahip olduğu cömertliği, öldüğünde de işliyor ve insanlara hayır ulaştırıyordu. Ey Müslüman, sen de böyle olmalısın. O kadar iyilik et ki, iyilikte bulunmak senin bir meleken hâline gelsin. Böylece öldüğünde bile başkalarına faydalı olursun. Hatta yarın kıyamet gününde de başkalarının feryadına cevap verirsin. Dostunun, amelleri tartıldığında zorluğa düştüğünü görünce hemen şefaatte bulunursun, onu kurtarırsın, düşenleri bir bir kaldırırsın.</p>

<p style="text-align:justify">Geçmişimizden dolayı tövbe etmeliyiz. İnfak etmemiz gereken yerlerde infak etmemekle, kabrimize Allah bilir ne kadar ateş doldurduk. Etrafına bakınıp durma; kendine gel. Herkes bu hususta esirgediği miktarda kabrini daralt maktadır. Öldüğünde de genişlik ve rahatlık görmeyeceksin. Rivayette yer aldığı üzere, duvara çakılı çivi gibi daima zorluk ve darlıkta kalacaksın. Cimri kimseler işte böyledir. Bir gün gelir dünyaya geri dönmek ve infakta bulunmadığın malları infak etmek arzusuna kapılırsın. Ama sana denilecektir ki:</p>

<p style="text-align:justify"><strong><em>"Asla artık geri dönmek yok..."</em></strong><a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a></p>

<p style="text-align:justify">Elinden geldiğince bir şeyler yap. Elinden hiçbir şeyin gelmeyeceği gün gelip çatmadan bir şeyler et. Cimrilik etme. Yağmaya uğramadan beden ve malından istifade et. Dilinle, hayırla anılmana sebep olacak şeyleri söyle... Elinle bir müşkülü hallet. Eğer böyle yapacak olursan, bu kendi yararınadır...<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a></p>

<p style="text-align:justify">Allah için verdiğin her şeyin bakidir. Aksi takdirde yağma edileceksin. Kur'ân-ı Kerim bu hususta şöyle buyuruyor:</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong><em>“Ey inananlar, size bir alışveriş haber vereyim mi ki, elemli azaptan kurtarsın sizi? İnanırsanız Allah'a ve Peygamber'ine ve savaşırsanız Allah yolunda mallarınızla canlarınızla işte bu, bilseniz size daha hayırlıdır.”</em></strong><a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">Bu ticaret, faydası fani ve zeval bulan ticaretlerden değil, baki ve kalıcı bir ticarettir. Kârı çok olan sabit bir ticarettir. Rahmet, mağfiret, cennet ve kurtuluş... O hâlde ne yapmak gerekir? Allah yolunda para harca, mal infak et. Mal istif etmeye çalışma.</p>

<p style="text-align:justify">Bu, Allah ile yapılan bir ticarettir, heva ve nefisle değil. Geliniz Allah ile alışverişte bulununuz. Hikmetli bir söz arz edeyim ve sohbetimi bitireyim. Bizlerden her biri üç defa yağma edilecektir. Yağmanın ilk mertebesi ölüm saatidir ki bu, malların yağma edilmesidir. Hatta üzerindeki gömleğini bile çıkaracaklar, çırılçıplak edecekler seni. Geriye mal bırakan kimsenin vârisleri, o malı ya hayır yolunda harcayacaklardır ya da şer yolunda. Eğer onu hayır yolunda harcarlarsa, zavallı ölü hüzünlenecektir.<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a> "Malı ben topladım, ben zahmet çektim, biriktirdim ve miras bıraktım. Ama başkaları faydalandı. Bu benim öz malımdı. Ben ondan oldukça faydalanabilir, yararlı işler görebilirdim." diyecektir.<a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">[11]</a></p>

<p style="text-align:justify">Ama eğer vâris, malları kötü yolda harcayacak olursa, insan daha çok üzülecektir. Ayrıca günaha da sebep olmuş olur.</p>

<p style="text-align:justify">İkinci yağma ise, kabirde bedenin yağma edilmesidir. Kabirde vuku bulan bu yağmaya gözden başlanmaktadır. Yer altındaki canlılar ilkönce insanın gözlerini yemektedir. Daha sonra ise kulaklarını, ellerini, ayaklarını ve sair organlarını yerler. Sonra da kemik ve iskeletin toprak hâline gelir. Bu canlılar keyif içindedirler. Gösteriş meraklısı kadınların kabri bir hafta sonra açılacak olursa, ne olduğu o zaman malum olur. Bir tek organını bile sağlam bırakmazlar.</p>

<p style="text-align:center"><em>O kadar şeyler erimiştir bu toprakta!...</em></p>

<p style="text-align:center"><em>Güzel suretler yok gibidir</em></p>

<p style="text-align:center"><em>Toprak, yüzlerden kalkacak olsa</em></p>

<p style="text-align:center"><em>Görülen, sadece hilal inceliğidir</em></p>

<p style="text-align:justify">Üçüncü yağma ise, amellerinin yağma edilmesidir. Bu yağma hepsinden daha önemlidir. Eğer hak sahipleri ve alacaklıların hakkını veremeyecek olsan, tüm iyi amellerini onlara vermek zorunda kalacaksın. Hak sahipleri etrafını sarar ve birisi şöyle der: "Hatırlıyor musun, ben muhtaç iken senden yardım istedim; ama sen bana yardım etmedin?"</p>

<p style="text-align:justify">Bilmiyorum, bu üçüncü yağma bizim hayırlı amellerimizden bir şey bırakacak mı bizlere? Zira hak sahihlerine hayırlı amellerimizden vermek zorundayız. Sünnî ve Şiî ravilerin de naklettiği üzere, hak sahihleri haklarını talep edince, insan onlara güzel ve hayırlı amellerinden vermek zorunda kalacaktır. Hayırlı amellerinden bir şeyleri kalmayınca da, alacaklının günahlarını alıp bu borçlu şahsa vereceklerdir. Allah'ın adalet nizamı hâkimdir orada...</p>

<p style="text-align:justify">Ancak Allah'ın lütfüne mazhar olan insan kurtulabilir. Yağmaya uğramadan kendine bir çare bul. Şu anda çare bulmak çok kolaydır. İş işten geçmeden ve yağmaya uğramadan önce malını Allah yolunda harca...</p>

<p style="text-align:justify">Eğer kabirde bedeninin canlıların yağmasından güvende kalmasını istiyorsan, bu da yüksek bir takva, müstehaplara amel etmek, mekruhları terk etmek, farzları eda etmek ve haramlardan içtinap etmekle olur. Eğer zerre miktarınca da olsa kötü ahlâkını kendinle götürecek olursan, bedenin sağlam kalmaz. Akait, amel ve ahlâk açısından tamamıyla salim olman gerekir.</p>

<p style="text-align:justify">Üçüncü yağmadan kurtulmanın yolu ise tövbe etmektir. Hak sahiplerini razı etmektir. Daha ölüm gelmeden, birinin arkasından gıybette bulunmuşsan, helallik dile. Eğer borçluysan, borcunu öde. Eğer sıla-ı rahmi kesmişsen, yeniden sıla-ı rahimde bulun. Özür dile. Çalış ki, üçüncü yağmaya uğramayasın. Tüm haklarını eda et. Bilmediklerin içinse bu Ramazan ayında Allah'a yakarmanın tam da vaktidir. Mübarek Ramazan ayında sahurlarda İmam Zeynelabidin (a.s) gibi yakarışta bulun. İmam, "Ebu Hamza" duasında şöyle buyuruyor:</p>

<p style="text-align:justify"><em>Yarın kıyamet gününde beni, hak sahihlerinin elinden kim kurtaracak?</em></p>

<p style="text-align:justify">Allah'ım, senden başka kim kurtarabilir. Eğer doğru söylüyorsan, bu üçüncü yağmadan korkuyorsan ve hak sahiplerini tanımıyorsan, bil ki kıyamette etrafımızı saracaklardır. Allah'ım ne yapayım, sen imdadıma yetiş?</p>

<p style="text-align:justify">Kerim olan ve hazinesi asla eksilmeyen Allah'a tevessül et. Fakir kimse, zengin olan Allah ile irtibatını güçlendirmelidir ki, işleri düzelsin. Resulullah (s.a.a) minberin üzerinde şöyle buyurdu: <em>"Ümmetimden iflas edenin kim olduğunu biliyor musunuz?"</em></p>

<p style="text-align:justify">Dediler ki: "Dirhem ve dinarı, altın ve gümüşü olmayan kimsedir!"</p>

<p style="text-align:justify">Resulullah (s.a.a) İmam</p>

<p style="text-align:justify">Hayır, ümmetimin iflas edenleri, mahşer gününde hak sahipleri etrafını sardığında iyilikleri olmayan kimsedir.</p>

<p style="text-align:justify">Hak sahipleri hakkını talep edecektir. Zira kendileri de o gün muhtaç durumdadırlar. Bu yüzden insanın yakasını bırakmazlar. Bu yüzden bir yolunu ve çaresini bulmak gerekir. Bunun yolu ise İmam Zeynelabidin'in (a.s) gittiği yoldur.</p>

<p style="text-align:justify">Allah'ım, sen feryadımıza yetiş. Bitmek bilmeyen hazinenden alacaklılarımı razı et. Eğer Allah'tan yardım görecek olursan, kıyamette de Allah işlerini düzeltir. Bu mübarek Ramazan ayında bir şeyler yapabilenlerin imdadına Allah yetişecektir. Bu mazmunda rivayetler de vardır. Kıyamette alacaklılar müminin etrafını sarınca, Allah tarafından kendilerine şöyle denecektir:</p>

<p style="text-align:justify"><em>“Ey kulumuzdan alacaklı olanlar, bakın cennetin azametli köşklerinden bir köşkü görüyor musunuz? Siz alacaklarınızı bizden isteyin, kulumuzu rahat bırakın. Ondan ne istiyorsanız bizden isteyin. Bu köşkü kulumuzdan el çekenlere vereceğiz.”</em></p>

<p style="text-align:justify">Ey çare bulan ve kulunu seven Allah'ım! Ey kulunun işlerini düzelten ve yardımcı olan Allah'ım! Bizler senin günahkâr ve aciz kulunuz. Biz de İmam Seccad'ın (a.s) Cuma günü duasında buyurduğunun aynısını tekrar ediyoruz:</p>

<p style="text-align:center"><em>“Allah'ım, sana yalvarıp yakarmaktan başka hiçbir şey (azap ve gazabından) bizleri kurtaramaz.”</em></p>

<p style="text-align:justify">Ey Rabbim, ey çocukluğumdan beri lütuf ve terbiyesini benden esirgemeyen Allah'ım!</p>

<p style="text-align:justify">Artar hüzün ve gamım geçen her saatte. Kıyamet saati, hesap günü vardır önümde... Allah'ım, sen yardımcı ol bana o saatte... Kuluna uyanıklık ver, kalmasın gaflette... O saatte koru beni şeytandan. Koru iman nurumu, esirgeme lütfünden... Vuslat anı, ruhumu ayık koymayınca, zikrin kalsın ruhumda, unutturma bana...</p>

<p style="text-align:justify">Dillerin konuşamayacağı o gün gelecek... Ey şu anda konuşabilen diller! Bu dillerle birçok şeyler yapabilirsiniz. Yalvarıp yakarınız. "Allah'ım beni affet." diye dua ediniz. Allah, Kerim ve bağışlayıcıdır. Nitekim rivayette de şöyle denilmiştir:</p>

<p style="text-align:center"><em>“Allah kötülükleri affıyla örter ve keremiyle iyiliklere çevirir.”</em></p>

<p style="text-align:justify">Eğer insan Allah'a teveccüh eder ve kendisini bağışlamasını dilerse, Allah da günahlarını siler ve yerine iyilikleri yazar. Her günahın yerine bir tövbe nuru zuhur eder. O günahı da silip süpürür. Ey bağışlayıcı Kerim!</p>

<p style="text-align:center"><em>“Onlara Allah'ın günlerini hatırlat.”</em></p>

<p style="text-align:justify">Bugün senin günündür. Yarın da Allah'ın günüdür. Sen burada birçok işler yapabilirsin, gün senin günündür. Meselâ camiye gelip ellerini Allah'ın dergâhına doğru uzatıyor, ihsan ediyor, dilinle yalvarıp yakarıyor, "Ya Rabbi! Ya Allah!..." diyorsun. Ama ölüm saatinde her şey sona ermektedir. O zaman da O'nun ihsan ve lütfünün başlangıcıdır. <em>"O hâlde, gir kullarımın arasına ve gir cennetime."</em> Denir.</p>

<p style="text-align:justify">Rivayette yer aldığına göre özellikle de bu mübarek Ramazan ayı bir nur biçiminde kabirde zahir olmaktadır. Hakeza nakledildiği üzere, kabirde müminin başının üzerinde bir nur, mukabilinde bir nur, solunda bir nur, sağında bir nur ve ayakları tarafında bir nur vardır. Başının üzerindeki nur namazdır. Sağındaki nur Ramazan ayının orucudur. Solundaki nur hac ve ayakları tarafındaki nur ise infak ettikleri şeylerdir. Ama mukabilinde duran nur ise tıpkı bir yıldız gibi parlamaktadır. O kadar nurludur ki, diğer nurların hepsine galebe çalmaktadır. "Bu nur nedir?" diye sorunca da, "Bu nur velâyet nurudur. Muhammed ve Ehlibeyt'inin dostluğudur." denilecektir. Allah'ım, Ehlibeyt'e olan muhabbetimizi daha da arttır.</p>

<p style="text-align:center"><em>Ya Rab, gönlümü Hüseyin gamıyla mahzun kıl.</em></p>

<p style="text-align:center"><em>Gönlümüzdeki muhabbetini de fazla...</em></p>

<p style="text-align:center"><em>Gönlümde Hüseyin'in sevgisinden başka</em></p>

<p style="text-align:center"><em>Ne varsa kan kıl ve gözlerimden akıt.</em></p>

<p style="text-align:justify">Evet, sevda belirli tarafa götürür insanı, öyle ki sadece bir sevdamız olursa, bir hedefe, bir maksada ve bir gayeye insanı sürükler. "Allah gamınızı sadece kendine has kılsın ve diğer bütün gamları silsin gönlünüzden."</p>

<p style="text-align:justify">Bir keder ve bir hedef... Ömrümüzün sonunda, Muhammed (s.a.a) ve Ehlibeyt'in civarında olmaktan başka bir hedefimizin olmamasını istemekten daha uygun ne vardır?</p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - - - - - -</strong></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title="">[1]</a> Hadis-i şerif</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title="">[2]</a> Tevbe/34-35</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title="">[3]</a> Âl-i İmrân/180</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title="">[4]</a> Yâsîn/47</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title="">[5]</a> Talâk/7</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title="">[6]</a> Âl-i İmrân/93</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title="">[7]</a> Mu'minûn/99</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title="">[8]</a> Rûm/44</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title="">[9]</a> Saf/10-11</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title="">[10]</a> Bakara/167</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title="">[11]</a> Bakara/167</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/cuma-gunlerini-dininize-ayirin</guid>
      <pubDate>Tue, 24 Feb 2026 22:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/02/cmaa-1.jpg" type="image/jpeg" length="24537"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kabul Olan Amel]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/kabul-olan-amel</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/kabul-olan-amel" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[“Amelin az olsun ama ihlâslı olsun.”]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Salih bir zat vardı. Ömrünün son günlerine yaklaşmıştı. Yatağında sessizce ama derinden ağlıyordu. Gözyaşları durmak bilmiyordu. Bunu gören oğlu dayanamayıp sordu:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>— </strong>Babacığım, niçin bu kadar ağlıyorsun? Ölümden mi korkuyorsun?</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Babası derin bir nefes aldı, gözlerini kapattı ve titrek bir sesle cevap verdi:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>— </strong>Hayır, evladım… Ölümden korkmuyorum. Asıl korkum, Cenâb-ı Hakk’ın hesabıdır. Çünkü O’nun hesabı, bizim dünyada yaptığımız hesaba benzemez. Biz, “yaptık” sanıyoruz; ama O, “razı oldum mu?” diye bakıyor. Görünüşte ibadet ettik, amel işledik… Peki ya kabul oldu mu? İşte bilmediğim bu hâl beni ağlatıyor.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Aradan kısa bir zaman geçti. O zat vefat etti.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Birkaç gün sonra oğlu, babasını rüyasında gördü. Merakla sordu:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>— </strong>Babacığım, orada ne oldu?</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Babası derin bir hüzün ve hayretle şöyle dedi:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>— </strong>Oğlum… Felaketin tam eşiğinden döndüm.</p>

<p style="text-align:justify"></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Ve yaşadıklarını anlatmaya başladı:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>— </strong>Allah Teâlâ buyurdu ki:</p>

<p style="text-align:justify"><em>“Ey kulum! Sana yetmiş sene ömür verdim. Seni her an varlıkta tutan Ben idim. Bir an desteğimi çekseydim, yok olur giderdin. Sana bunca nimet verdim. Söyle, karşıma neyle geldin?”</em></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>— </strong>Ben de dedim ki:</p>

<p style="text-align:justify">“Yâ Rabbi! On yaşından itibaren babam beni hacca götürdü. Altmış defa haccettim.”</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>— </strong>Buyurdu ki:</p>

<p style="text-align:justify">“Hiçbiri kabul olmadı.”</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>— </strong>“Yâ Rabbi! Kırk sene her gün oruç tuttum, geceleri namaz kıldım.”</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>— </strong>Buyurdu ki:</p>

<p style="text-align:justify">“Bunlar da kabul olmadı.”</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>— </strong>“Yâ Rabbi! Zekâtlarımı verdim.”</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>— </strong>Buyurdu ki:</p>

<p style="text-align:justify">“Zekâtların da kabul olmadı.”</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>— </strong>Sonra buyurdu ki:</p>

<p style="text-align:justify">“Fakat bir amelin var ki, onu sevdim ve kabul ettim. Yolda bir tezek vardı. Müslümanlar rahatsız olmasın diye, kimse görmeden aldın ve kenara koydun. O ameli yalnız Benim rızam için yaptın. Ona riya karışmadı.”*</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>— </strong>“Diğer amellerini insanlar görsün diye yaptın. Onlara riya karıştı. Ben ihlâslı ameli kabul ederim, ihlâssız ameli kabul etmem.”</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Babası sözlerini bitirirken oğluna baktı ve şöyle dedi:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>— </strong>Evladım… Beni kurtaran çokluğum değil, ihlâsımdı.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Büyükler boşuna dememiştir:</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong><em>“Amelin az olsun ama ihlâslı olsun.”</em></strong></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">İnsanlar görsün diye yapılan ibadet, süslü bir kabuktan ibarettir.</p>

<p style="text-align:justify">Allah için yapılan küçücük bir amel ise dağlar kadar ağır gelir.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Unutma:</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>• </strong>İhlâs varsa riya yoktur.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>•</strong> Riya varsa ihlâs yoktur.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Öyleyse amel işlerken gözümüz kullarda değil, Rabbimizin rızasında olsun.</p>

<p style="text-align:justify">Çünkü kurtaran, yaptığımız iş değil; niçin yaptığımızdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/kabul-olan-amel</guid>
      <pubDate>Wed, 04 Feb 2026 10:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/02/kabul1.jpg" type="image/jpeg" length="52134"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Evlerimiz ve Âdâb-ı Muaşeret]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/evlerimiz-ve-adab-i-muaseret</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/evlerimiz-ve-adab-i-muaseret" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ey iman edenler, evlerinizden başka evlere, yakınlık kurup (izin almadan) ve (ev halkına) selam vermeden girmeyin...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<h5 style="text-align:right"><strong>Cevad Muhaddisi</strong></h5>

<p style="text-align:justify"><strong>Muaşeret Adabı, (görgü kuralları) Değerli Aile Kurumu ve Yaşam</strong></p>

<p style="text-align:justify">Elbette kastımız, coğrafi ve bölgesel bir kurum değildir, aksine kastımız hukuksal, güvenlik ve şahısların özgürlüğüne dayanan bir kurumdur.</p>

<p style="text-align:justify">Dostluk ve sefa ilişkisinin korunması için şahısların şahsi hayatı, evin özel durumu ve deruni ilişkilerin bir haddi ve saygınlığı vardır ve bunların saygı değer olması gerekir. Zira ki bu saygı değer kurumun haklarına saldırı ve bu hakka saygı göstermemek, bir takım düşmanlıklara sebep olur.</p>

<p style="text-align:justify">Durun lafı bir soruyu öne sürerek şöyle başlatayım:</p>

<p style="text-align:justify">Acaba siz, bir şahsın habersizce ve ansızın sizin evinize girmesini ister misiniz?</p>

<p style="text-align:justify">Acaba bir başkasının sizin izniniz olmadan sizin çanta, dolabınız, odanız veya iş yerinizi açmasından rahatsız olmaz mısınız?</p>

<p style="text-align:justify">Acaba bir başkasının sizin özel ve şahsi el yazılarınıza bakması zorunuza gitmez mi?</p>

<p style="text-align:justify">Acaba bir başkasının sizin sırlarınızdan haberdar olması veya sizin şahsi bir sırrınızı, özellikle de aile veya sizin özel hayatınız ile ilgili bir sırrınızı arkadaşınızla paylaşınca, o sırrın başkasına aktarılması hoşunuza gider mi?</p>

<p style="text-align:justify">Acaba sizin izniniz olmadan başkasının sizin mal ve eşyalarınıza el koyması hoşunuza gider mi?</p>

<p style="text-align:justify">Peki ya başkasının evinin içine gizlice bakmak nasıl? . . . Bütün bunlar ve bunun gibi birçok meseleler gösteriyor ki siz, hayatınız ve evinizin özel bir kurum olduğu inancındasınız ve bu kurumun ihmal edilmesini istemiyorsunuz. Bu nüktelere uymak veya uymamak; İslam’da özel hüküm ve kanunların olduğu “muaşeret ahlakı” konularından biridir. Bu meseleyi daha açık bir şekilde siz değerli okuyucularımızla paylaşalım.</p>

<p style="text-align:justify">İslam Peygamberi (s.a.a) bir eve girmek için üç defa selam vererek, izin istiyordu.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Ev, Güvenlik ve Esenlik Mahalli</strong></p>

<p style="text-align:justify">Her şahsın veya ailenin yaşadığı yere <em>“ev”</em> denmektedir. Yani ev, istikrar, rahatlık, nefsin esenliği ve güven yeridir. Bu açıdan, insanın yaşadığı yerde, güven ve huzur bulması gerekir. Bu <em>“güven duygusu”</em>nu temin etmek için; evin mimarisi, başka bir evin görüş alanında bulunması ve komşuların uygun olmasından tutun, diğer insanların, komşuların ve eve girip çıkanların o evle irtibatına kadar bir takım işleri önemsemek gerekir.</p>

<p style="text-align:justify">Özel odada, hiç kimsenin aniden başkasının gelip girmesi korkusunu taşımaması gerekir.</p>

<p style="text-align:justify">Şahsi eve de, başkasının izinsiz veya ansızın girmemesi gerekir. Başkalarının içine göz atmasından ve kötü bakışlarından korunamayan ev, aslında ev değildir. Aksine ıstırap ve sıkıntı mahallidir.</p>

<p style="text-align:justify">Evin veya odanın kapısında perde olması, başkasının bakışlarının eve dalmasını engellemek içindir. Bir eve girmeden önce kapı çalmak, izin almak ve haber vermek de bu nükte içindir. Elbette ev sahibi de evinin teçhizi ve bu “güven, huzur ve rahatlık”a sebep olan araçları temin etme çaba göstermelidir. Aynı şekilde yoldan geçenler, komşular, üst kattaki komşular ve evi gözetim altında tutabilen etraftaki evler de gözlerini kontrol etmelidirler.</p>

<p style="text-align:justify">Eğer bir evin kapısında perde olmazsa, evin içine bakmayı önlemek için, evin sağ veya solunda durup kapı çalmak ve ev sahibi çağırmak gerekir. Şimdi gelin de bu dersleri ahlak örnekleri olan kimselerden öğrenelim:</p>

<p style="text-align:justify">Davranışları herkes için örnek olan Peygamber-i Ekrem (s.a.a) bir evin kapısına varınca evin kapısının karşısında durmazdı, aksine sağında veya solunda durup şöyle buyururdu: “Selamun aleykum” Böylece yüksek sesle selam vererek, giriş için izin alırdı. Zira o zamanlar herkesin evinin kapısına perde asması adet değildi. <a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>

<p style="text-align:justify">Bir defasında “Ebu Said Hudri” Peygamber’in evinin karşısında durup izin istedi. Peygamber (s.a.a) ona şöyle buyurdu: “Evin kapısının karşısında durup izin isteme! “<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<p style="text-align:justify">Kişi kendi evine girerken, aslında istirahat etmek ve özgür olmak için bir çeşit güven ve huzur “sığınağ”ını seçmektedir. Bu nükte; evlerin içindeki hürmetin korunmasına ve başkalarının eve izinsiz girmemelerine yol açmaktadır.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>İstizan (İzin Almak)</strong></p>

<p style="text-align:justify">Burada konuyla ilgili bir Kur’anî ve hadisî bir kelimeyle tanışalım. “İstizan” yani başkalarının evine veya odasına girerken “izin istemek”, ruhsat istemek ve izin almaktır.</p>

<p style="text-align:justify">Önceden de zikrettiğimiz gibi, Allah evleri rahatlık mahalli karar kılıp ev için bir takım özel hükümler taktir etmiştir. Zira çoğu zaman insan halsiz, hasta ve yorgun olup başkasını kabul etmeye hazır değildir.</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong>“Ey iman edenler, evlerinizden başka evlere, yakınlık kurup (izin almadan) ve (ev halkına) selam vermeden girmeyin. Bu sizin için daha hayırlıdır; umulur ki öğüt alıp- düşünürsünüz. Eğer kapısını çaldığında evde hiç kimse yoksa size izin verilmedikçe içeriye girmeyiniz. Eğer size “geri dönün” denirse geri dönünüz. Böylesi, sizin için daha onurlu bir harekettir. Hiç kuşkusuz Allah, ne yaparsanız onu bilir.”</strong><a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title=""><strong><strong>[3]</strong></strong></a></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">Bu ayetlerden de anlaşıldığı gibi, başkasının evine veya odasına izinsiz ve ansızın girmemek gerekir. İzin verilmediği taktirde geri dönmek gerekir.</p>

<p style="text-align:justify">İnsan bazen evinde bir şahsın varlığı nedeniyle başkalarını kabul etmek istememektedir. Veya evin hali, kimsenin görmesini istemedikleri bir durumdadır. Ya da elbisesi ve hali kimseyi görmeye uygun değildir veya gün ortası ve akşam vakti istirahat etmek için elbisesini çıkarmış ve kimsenin rahatsız etmesine veya gelmesine hazır değildir…</p>

<p style="text-align:justify">Bir evin fertleri önceden bir misafirin gelişinden haberdar olurlarsa veya kendileri bir misafir çağırmışlarsa evi temizleyip kendilerini de davete hazırlamış olurlar. Ama birisi habersiz ve aniden gelirse her biri bir yere kaçışırlar veya her biri bir yeri toplamaya ve evin dış görünüşünü düzeltmeye kalkışırlar. Bu ne demektir? Yani fertler her zaman başkalarını kabul etmeye, özellikle de habersiz ve ansızın gelenler için hazırlıklı değillerdir.</p>

<p style="text-align:justify">İzin almadan ve habersizce başkalarının evine, çantasına, defterine, albümüne ve mektuplarına bakmak veya göz atmak İslami ahlaka ve kişinin özel hukukuna aykırıdır</p>

<p style="text-align:justify">Böyle durumlarda izin ve istizan almalıyız. Çünkü kişinin evdeki özel güvenliğine saygısızlık olmasın diye habersizce veya ansızın girmemekle görevliyiz.</p>

<p style="text-align:justify">Haber verme şekilleri şartlara, çevreye ve kişilere göre farklılık arz eder.</p>

<p style="text-align:justify">“Kapı çalmak”, “izin istemek”, “ya Allah” demek, “zili çalmak”, “öksürmek” veya “ayağı yere sürtmek” gibi değişik şekillerle ev sahibine, ya odada bulunana veya bir yere giriş için haber vermek mümkündür. Eğer giriş izni verilirse girmeliyiz ve eğer verilmemişse hiç rahatsız olmadan geri dönmeliyiz. Nitekim biz de müsait olmayan bir durumda olduğumuzda ve bir kimsenin eve veya işyerine girmesini istemediğimizde bu durumdan dolayı hiç kimsenin üzülmemesini ve bunu “hakaret” olarak değerlendirmemesini beklemekteyiz.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Önderlerden Öğrenelim</strong></p>

<p style="text-align:justify">Peygamber (s.a.a) her zaman başkalarının evine girerken izin alırdı. İzin alması ise şöyleydi: Yüksek sesle ev sahibine selam verirdi ve cevap vermelerini beklerdi. Hatta kızı Hz. Fatıma’nın (s.a.a) evine girmek isterken bile evin dışında durur ve yüksek sesle selam verirdi. Evden gelen cevap sesi Peygamber’in (s.a.a) eve girmesine izin verilmiş anlamına gelirdi ve böylece içeri girerdi. <a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Bazı fıkıhçılara göre bu izin almak üç kere gereklidir. Bazen ise bir kere de yeterlidir. Ama ahlaki açıdan girmeden önce üç kere bildirilmesi daha iyidir.</p>

<p style="text-align:justify">İmam Sadık (a.s) şöyle buyuruyor:</p>

<p style="text-align:justify"><em>“Bir kimsenin evine girerken, izin almak ve bildirmek üç keredir. Birincisi, duyurmak, ikincisi, toparlanmak içindir. Üçüncüsünde ise eğer isteklilerse izin verirler, eğer aksi bir durum ise izin vermezler ve izin isteyen ise geri döner.”</em><a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a></p>

<p style="text-align:justify">Hz. Peygamber’in (s.a.a) Hz. Zehra’ya davranışı hakkında şöyle yer almaktadır: Peygamber (s.a.a) bazen onların kapısına gelir, selam verir ve cevap alamazdı. Üçüncü kez selam verip geri dönmek istediğinde onlar cevap verirlerdi. Peygamber (s.a.a) , “Niçin cevap vermiyorsunuz? “ diye sorduğunda onlar, “Ey Allah’ın Resulü! Sesini (daha fazla) duymak istiyorduk” derlerdi. (Bu olayın bir benzeri, Kays b. Sa’d b. Ubade hakkında da nakledilmiştir. )</p>

<p style="text-align:justify">Kur’an-ı Kerim şöyle buyurmaktadır:</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify">“<strong>Ey iman edenler, evlerinizden başka evlere , izin almadan ve haber vermeden girmeyin. Ve eğer “içeri girmeyin” denilirse geri dönün, böylesi, sizin için daha onurlu bir harekettir.”</strong></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify">Kendi evi dahil, bir eve haber vermeden girmek çirkin bir şeydir. Yolculuk adaplarından birinde yer aldığına göre, Peygamber-i Ekrem (s.a.a) , akşam eve dönünce, önceden ilan etmeden ve haber vermeden izinsiz eve girmekten sakındırmıştır.</p>

<p style="text-align:justify">“istizan” (izin almak) konusu, Kur’an-ı Kerim’de de yer almıştır ve bu konunun toplumsal ve ailesel önemini göstermektedir. Bu meselenin Kur’an ayetlerinde yer aldığı yerler daha çok cinsel konular, yersiz bakışlardadır ve genelde önceki ve sonraki ayetleri de gözün kontrolü ve bakışlarla ilgilidir. Nice defa habersiz ve ansızın bir odaya, eve veya bir mahalle girmek, başkasının bedenine, yüzüne veya vesveseci İblis’in insanı fitnenin tuzağına düşüreceği bir sahneye bakmasına neden olur. Bu yüzden giriş izni istemek, her türlü uygunsuz bakışlar ve helal veya doğru olmayan sahneleri görmekten kaçınmak için ihtiyatlı bir önlem sayılmaktadır.</p>

<p style="text-align:justify">Kur’an’ın dilinden şöyle duymaktayız: <em><strong>“Ey iman edenler, evlerinizden başka evlere, yakınlık kurup (izin almadan) ve (ev halkına) selam vermeden girmeyin. Bu sizin için daha hayırlıdır; umulur ki öğüt alıp- düşünürsünüz. Eğer kapısını çaldığında evde hiç kimse yoksa size izin verilmedikçe içeriye girmeyiniz. Eğer size “geri dönün” denirse geri dönünüz. Böylesi, sizin için daha onurlu bir harekettir. Hiç kuşkusuz Allah, ne yaparsanız onu bilir.”</strong></em><a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title=""><strong><strong>[6]</strong></strong></a></p>

<p style="text-align:justify">İzin verilmediği taktirde, rahatsız olmadan dönmek gerekir. Rahatsız olmanın bir delili yoktur. Ev, başkasının evidir ve bizim girmemize hazır ve meyilli değillerdir. Bu davranış biçimi, başkasının evine girerken hem izin alınması ve hem de selam verilmesi gerektiğini hatırlatan Kur’anî bir edeptir. Bu tür bir davranış hem ev halkından korku ve ıstırabı ortadan kaldırmakta ve hem de onların ünsiyet hissine kapılmasına neden olmaktadır. Ünsiyet edinmek! Allame Tabatabai’nin deyimiyle, “Bu eve girmeden önce izin istemek, ev halkının elbisesini giymeye ve kendisi emin ve rahat olmasına sebep olur ve bu beğenilmiş bir yol olup, kardeşlik, ülfet ve toplumsal yardımlaşmanın iyiliklerin zahir olması ve kötülüklerin örtülmesi doğrultusunda devamlılığını sağlar. <a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a></p>

<p style="text-align:justify">Eba Eyyub Ensari Allah Resulüne, “Ey Allah’ın Resulü, Kur’an’da yer alan “istinas” (ünsiyet edinmek) kelimesinden maksat nedir? “ diye sorunca Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: “Ev ahaline (geldiğini haber vermek için) Suphanallah, Elhamdülillah ve Allah-u Ekber demek veya öksürmek.”<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a></p>

<p style="text-align:justify">Bir şahsın Allah Resulüne şöyle buyurduğu yer almıştır: “Acaba ben annemin yanına gitmek için de mi izin almam gerekir? “</p>

<p style="text-align:justify">Peygamber (s.a.a) “Evet” diye buyurdu. Yine o adam, “Annemin benden başka hizmetçisi yoktur, acaba onun yanına her defa gidişimde, izin almam gerekir mi? “ diye sorunca Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: “Onu çıplak görmek ister misin? “ Adam, “hayır” deyince Peygamber şöyle buyurdu: “O halde izin al ve içeri gir! “<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a></p>

<p style="text-align:justify">Kur’an’ın “istinas” ve izin almayı öğretmesi, hem kendi evimiz hakkındadır ve hem de başkalarının evi hakkında. Ev ahalisine saygı göstermek onların şahsi haklarıdır.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - - - </strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Kaynaklar:</strong></p>

<p style="text-align:justify">Tefsir-i Fahr’ur Razi, c. 23, s. 198</p>

<p style="text-align:justify">Tefsir-i Nur’us Sekaleyn, c. 3, s. 586</p>

<p style="text-align:justify">Tefsir-i Numune, c. 14, s. 431</p>

<p style="text-align:justify">Vesail’uş-Şia, c. 14, s. 141</p>

<p style="text-align:justify">Mekarim’ul Ahlak, s. 226</p>

<p style="text-align:justify">Mizan, c. 15, s. 118</p>

<p style="text-align:justify">Mecme’ul Beyan, c. 14, s. 135</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - - - </strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title="">[1]</a> Tefsir-i Fahr’ur Razi, c. 23, s. 198</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title="">[2]</a> a. g. e</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title="">[3]</a> Nur suresi, 27- 28. ayetler</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title="">[4]</a> Tefsir-i Nur’us Sekaleyn, c. 3. s. 586; Tefsir-i Numune, c. 14. s. 431</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title="">[5]</a> Vesail’uş Şia, c. 14, s. 141</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title="">[6]</a> Nur suresi, 27- 28. ayetler</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title="">[7]</a> Mizan, c. 15, s. 118</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title="">[8]</a> Mecme’ul Beyan, c. 14, s. 135</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title="">[9]</a> a. g. e.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/evlerimiz-ve-adab-i-muaseret</guid>
      <pubDate>Wed, 28 Jan 2026 13:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/01/evler-1.jpg" type="image/jpeg" length="14459"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sen Af Yolunu Tut, İyiliği Emret]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/sen-af-yolunu-tut-iyiligi-emret</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/sen-af-yolunu-tut-iyiligi-emret" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mekarimu’l Ahlak ile ilgili Kur'an-ı Kerim'de geçen en geniş ayet-i kerime hangisidir?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"></p>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p dir="RTL" style="text-align:center">خُذِ الْعَفْوَ وَاْمُرْ بِالْعُرْفِ وَاَعْرِضْ عَنِ الْجَاهِلٖينَ</p>

<p style="text-align:center"><strong>“Sen af yolunu tut, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir.”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h5 style="text-align:right"><strong>A’raf / 199</strong></h5>

<p style="text-align:justify">Bu ayet-i kerime tüm sade ve kuşatıcı haliyle, bütün usul-u ahlakı içinde barındırmaktadır. Bireysel ahlakı ‘affedin’ ve toplumsal ahlakı ‘iyiliği emredin’ ile; ‘dostlukla affedin’ ve ‘garazlıdan yüz çevirin’ ile söylemi; ‘emredin’le eylemi; ‘affedin’le olumluluğu, ‘yüz çevirin’ ile olumsuzluğu içermekte, rehber ve ümmet için geçmiş ve günümüz olarak tüm zamanı kapsamaktadır. İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurur:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><em>“Kur’an’da mekarimu’l ahlak hususunda bu ayetten daha geniş içerikli bir ayet bulunmamaktadır.”</em> <a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>

<p style="text-align:justify">Kuşkusuz, affetmek şahsa münhasır ferdi bir meseledir. İnsan hakları ve beytülmalle ilgili meselelerde olduğu gibi hukuki bir husus değildir.</p>

<p style="text-align:justify">Bu ayet-i kerime nazil olduğunda Hz. Peygamber (s.a.a), Cebrail’den ayetin açıklamasını ve ayetle amel etme şeklini sordu. Cebrail’in sorulan soru karşısında getirdiği mesaj şöyleydi:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong><em>“Sana zulmedeni affet, seni mahrum bırakan kimseye ihsan eyle ve seninle münasebetini kesen kimseyle de irtibat kur.”</em> </strong><a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - - - - - - </strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a> Tefsir-u Furkan</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a> Tefsir’u Mecmeu’l Beyan, Biharu’l Envar, c.75, s.114</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/sen-af-yolunu-tut-iyiligi-emret</guid>
      <pubDate>Fri, 23 Jan 2026 14:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/01/af-yolu-1.jpg" type="image/jpeg" length="63633"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Annenin Bedduası!]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/annenin-bedduasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/annenin-bedduasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Cureyh artık ondan sonra hiçbir zaman annesini kendisinden rahatsız etmeyeceğine ve sürekli olarak onun hizmetinde olacağına dair yemin etti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">İmam Muhammed Bakır’dan (a.s) şöyle nakledilmiştir:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">“Ben-i İsrail arasında Cureyh isminde bir abid vardı ve sürekli olarak mabette ibadetle meşgul oluyordu. Bir gün annesi mabede gelip onu çağırdı. O ibadetle meşgul olduğu için annesine cevap vermedi. Annesi cevap alamayınca eve geri döndü.</p>

<p style="text-align:justify">Bir saat sonra tekrar mabede gidip Cureyh’i çağırdı, Cureyh yine de annesinin sözüne itina etmedi. Annesi üçüncü kez yine mabede gelip onu çağırdı, yine bir cevap alamadı.</p>

<p style="text-align:justify">Oğlun bu tavrından dolayı annenin kalbi kırılıp ona beddua etti.</p>

<p style="text-align:justify">Ertesi gün hamile olan kötü yola düşmüş bir kadın onun yanına geldi, orada doğum sancısı tutarak bir çocuk dünyaya getirdi. O çocuğu Cureyh’in yanına bırakarak o veledüzzina çocuğun o abidin çocuğu olduğunu iddia etti.</p>

<p style="text-align:justify">Bu mevzu dallanıp budaklanıp dillere düştü. Halk birbirine şöyle diyordu: <em>"Halkı zina yapmaktan nehy eden ve onları kınayan bir kimsenin şimdi kendisi zina yapmış duydunuz mu? "</em></p>

<p style="text-align:justify">Abidin zina yapma söylentisi o zamanın kralının kulağına dahi ulaştı. Kral abidin idam edilmesini emretti. Abidin idamı için halk toplandığında annesi gelip onu o şekilde rüsva görünce rahatsızlığından yüzünü tırmalayıp ağladı.</p>

<p style="text-align:justify">Cureyh annesine bakıp şöyle dedi:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"><em>“Anne sus lütfen! Senin bedduan beni buraya getirdi; oysa ben suçsuzum.”</em></p>

<p style="text-align:justify">Halk Cureyh’in bu sözünü duyunca ona şöyle dediler:</p>

<p style="text-align:justify"><em>“Sana isnat edilen şeyin yalan olduğunu sabit etmedikçe biz bu sözü (suçsuz olmanı) senden kabul etmeyiz.”</em></p>

<p style="text-align:justify">O esnada annesi kendisinden razı olan abid şöyle dedi: <em>“Bana isnat edilen çocuğu benim yanıma getirin!”</em></p>

<p style="text-align:justify">Çocuğu abidin yanına getirdiklerinde çocuk açık bir ifadeyle; <em>“Benim babam filan çobandır”</em> dedi.</p>

<p style="text-align:justify">Böylece Allah-u Teâla, annesi ondan razı olduktan sonra onun yok olan haysiyetini geri çevirdi ve halkın Cureyh’e isnat ettikleri iftirayı temizledi.</p>

<p style="text-align:justify">Cureyh artık ondan sonra hiçbir zaman annesini kendisinden rahatsız etmeyeceğine ve sürekli olarak onun hizmetinde olacağına dair yemin etti.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - - - - - -</strong></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title="">[1]</a> Bihar’ul-Envar, c. 14, s. 487.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/annenin-bedduasi</guid>
      <pubDate>Mon, 19 Jan 2026 19:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/01/beddua.jpg" type="image/jpeg" length="55795"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İmam Humeyni ve Halk]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/imam-humeyni-ve-halk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/imam-humeyni-ve-halk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Süper güçlerden, onların satılmış uşaklarının propaganda yaygaralarından korkmayın; emeğinizi sizin ve aziz İslam'ın düşmanlarına teslim eden cani yöneticileri ülkenizden dirayetli olarak kovun!]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">“<strong>İnkılâbı Biz Yapmadık ki Kendi Aramızda Makamları </strong><strong>Pay Edelim”</strong></p>

<p style="text-align:justify">İmam Humeyni, bizleri hassas ve stratejik makamlardan men etmişti. Örneğin; kızının, meclis üyesi olmasını asla onaylamazdı. Şöyle derdi: <em>"Hiçbir zaman, benimle ilişiğiniz olduğu için, şu makama geldiler de, şu görevi elinde tutuyor denilmesini ve böyle bir şeyin hissedilip suizanda bulunulmasını gönlüm istemez.”. </em>Ve şöyle de derdi:<em> </em></p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><em>"İnkılâbı biz yapmadık ki, kendi aramızda makamları pay edelim. Hatta halkın içinde küçük bir kuşkuya dahi mahal verecek makamlar peşinde gitmeyin. Yapılacak bin türlü iş var; sizler onları yapın."</em><a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a></p>
</blockquote>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Konsolosluklar</strong></p>

<p style="text-align:justify">Casusluk yaptığı gerekçesiyle bir baskın ile ele geçirdiğimiz Amerikan konsolosluğundan sonra, İmam'ın yanına gittik. Konu hakkında kendilerine detaylı bilgi verdikten sonra bize şöyle söylediler:</p>

<p style="text-align:justify"><em>"Batı'nın Tahran'da bulunan hemen hemen bütü</em><em>n el</em><em>çilikleri bilgi aktarmakla meş</em><em>guld</em><em>ür. Ancak bunların hepsinden önemlisi, sizin elinizle ele geçirilmiş casusluk yuvası olan Amerikan konsolosluğudur. Bilin ki Amerika oldukça kudretli büyük bir Şeytandır."</em><a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"><strong>“</strong><strong>Sen Neden Korkuyorsun?</strong><strong>”</strong></p>

<p style="text-align:justify">79 yılının Kasım ayında casusluk yaptıkları için Tahran'daki Amerikan Büyükelçiliği'nin basılması üzerine, birçok İranlı bürokrat oluşan bu duruma itiraz etmişti. Her gün yeni bir sözle gündem oluşturuyorlardı. Kimisi <em>"Amerika ile savaşmak ne mümkü</em><em>n!"</em> derken, bir diğeri <em>"Amerika Birleşik Devletleri bölgeye asker yığıyor, vazgeçin!"</em> diyordu. Hatta Amerikan savaş uçaklarının Hürmüz Boğazı açıklarına demir attığını iddia edenler dahi vardı. İmam tüm bu olumsuz ve pesimist yaklaşımlar karşısında yaptığı bir basın açıklamasında halka şöyle hitap ediyordu: <strong><em>"Amerika hiçbir halt edemez!"</em></strong><a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title=""><sup><sup>[3]</sup></sup></a> Ancak yine de, İslam İnkılabı'nın önde gelen isimlerinden bazıları dahi bu olay karşısında, korkularını gizleyememişti. İmam bu durum karşısında oldukça sakin ve kendinden emin bir şekilde o şahsın göğsüne eline koyup, şöyle buyurmuştu: <em>"Sen neden korkuyorsun? Hiçbir şey olmayacak."</em><a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title=""><sup><sup>[4]</sup></sup></a></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>İ</strong><strong>sraftan Ka</strong><strong>çınmak</strong></p>

<p style="text-align:justify">İmam basın ve yayın organları arasındaki irtibatsızlıktan duyduğu rahatsızlığı şöyle dile getirmişti: <em>"Birçok grup ve organ tarafından yayımlanan bu bildiri ve broşürlerin çoğu israftan başka bir ş</em><em>ey de</em><em>ğildir. Bunların bazıları da tekrar tekrar basılıyor ve bu hiç makul bir davranış değil ve buna gerek de yok. En kısa zamanda tüm bu grupların bir toplantı masası etrafında buluşmasını ve bu yapılan israfa bir son vermelerini istiyorum."</em><a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title=""><sup><sup>[5]</sup></sup></a></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Fakir</strong></p>

<p style="text-align:justify">İmam Humeyni gerçekten mülayim ve yumuşak bir yapıya sahipti. Özellikle de halkın alt tabakalarına ve müstezaflara karşı. Siz yalnızca İmam'ın yanına gidin ve kapıda yaşlı birisi ya da pejmürde bir fakir sizinle görüşmek için bekliyor deyin de görün. Ne olursa olsun önündeki işi bir kenara bırakır ve hemen kapının önüne çıkardı. Ama bu ruh halini asla üst mertebeden kimselere ya da devlet erkânına göstermez, görüşme için randevu almalarını ya da beklemelerini söylerlerdi.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title=""><sup><sup>[6]</sup></sup></a></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>“Bizim de Rabbimiz Var”</strong></p>

<p style="text-align:justify">Merhum Mufettih'in şehit olduğu günlerde ekonomik abluka konusu gündemdeydi. İmam şöyle buyurdu: <em>"Her ne kadar ekonomik açıdan bizi ablukaya aldıysalar da bizim Rabbimiz var."</em></p>

<p style="text-align:justify">Yani gerçekten bizim için ekonomik abluka söz konusu olursa Allah için böyle bir abluka meydana getiremezler. Hiç kimse Allah'ı ablukaya alamaz. Çünkü hepimiz O'nun ablukasındayız.<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title=""><sup><sup>[8]</sup></sup></a></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Allah Sizinledir</strong></p>

<p style="text-align:justify">Uzun ve orta menzilli füzeler konusunda İmam'ın huzuruna bazı raporlar getirdiğimde şöyle buyurdu:</p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><em>"Selamımı kardeşlerime iletin ve onlara deyin ki: Her şeyi kendiniz üretmelisiniz. Allah sizinledir ve bu da en büyük dayanaktır."</em><a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title=""><sup><sup>[9]</sup></sup></a></p>
</blockquote>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Kapitülasyon</strong></p>

<p style="text-align:justify">İmam Humeyni Kum uleması ile ülke içerisinde cereyan eden olayları tahlil etmek için bir araya gelmişti. İran tarihinin olağan üstü çalkantılı olduğu bir dönemdi bu ve Şah rejimi bir türlü durulmuyordu. İmam, ulema ile yaptığı bir toplantı sonrası İran'ın birçok merkezine elçiler göndermiş ve halkın yapılan siyasetlerden haberdar olmasını sağlamıştı. İmam Humeyni Amerika'ya tanınan imtiyazları kapitülasyonun bir kez daha ihya edilmesi olarak nitelemiş ve 26 Ekim 1964 senesinde o tarihi konuşmalarından birisini gerçekleştirmişti.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">İmam konuşmasına şöyle başlamıştı: <em>"İzzet ve şerefimiz ayaklar altına alındı, İran'ın azameti yok oldu, İran ordusunun büyüklüğü ayaklar altına alındı. Parlamentoya bir kanun sundular... Onunla bizi Viyana antlaşmasına katmış oldular... Bu kanuna göre İran'da bulunan bütün Amerikalı askerî müsteşarlar ve aileleri, teknik elemanları, çalışan memurları, tüm hizmetli personeli ve hatta hizmetçileri dokunulmazlık hakkına kavuştular. Bunlar İran'da hangi cinayeti işlerlerse işlesinler, kimse onlara dokunamayacak. Bu kanunla İran halkını Amerikan süs köpeklerinden bile daha aşağılık kabul ettiler. Artık hangi İranlı bir Amerikan köpeğine tekme atsa, yargı önüne çıkmak zorunda kalacak. Eğer İran Ş</em><em>ah'</em><em>ı bir Amerikan köpeğine vurursa, o da yargılanacak. Aynı şekilde Amerikalı bir aşçı İran Şahı'na vursa, devletin en yüksek makamını ayakları altı</em><em>na alsa</em><em>, kimsenin buna itiraz etme hakkı olmayacak. Ağalar, Beyler! Bu büyük bir tehlikedir. Ben sizi uyarıyorum. Ey İran ordusu! Bu bir tehlikedir, ben sizi uyarıyorum. Ey İran siyasetçileri! Bu bir tehlikedir, ben sizi uyarıyorum. Vallahi bu gelişmeler karşısında sessiz kalıp haykırmayan günahkârdır. Ey İslam büyükleri! İslam'ın bu feryadını duyun. Ey Necef uleması! İslam'ın bu feryadını duyun. Ey Kum uleması! İslam'ın bu feryadını duyun!"</em></p>

<p style="text-align:justify">İmam Humeyni bu konuşmasında o meşhur sözlerini söylüyordu:</p>

<p style="text-align:justify"><em>"Amerika, İngiltere'den kötüdür. İngiltere de Amerika'dan kötüdür. Sovyetler ise her ikisinden de kötüdür. Bunların hepsi birbirinden beterdir. Her biri bir diğerinden daha aşağılıktır. Ama bugün bizim işimiz bu alçaklarladır. Amerika'yladır. Amerika Cumhurbaşkanı şunu çok iyi bilmeli; kendisi, bizim halkımızın nazarında dünyanı</em><em>n en al</em><em>çak insanıdır. Başımıza ne geldiyse bu Amerika'dan gelmiştir. Başımıza ne geliyorsa bu İsrail'den gelmektedir. Zaten İsrail de Amerika'dandır."</em></p>

<p style="text-align:justify">Merhum İmam bu konuşmanın ardından bir de bildiri yayınladı ve şunları kaleme aldı: <em>"Dünya şunu çok iyi bilsin ki, İran ve diğ</em><em>er M</em><em>üslüman milletlerin başına ne geliyorsa hep bu yabancıların yüzünden geliyor. Amerika'dan geliyor. Müslüman milletler, Amerika başta olmak üzere, bu yabancılardan nefret ediyor."</em></p>

<p style="text-align:justify">İmam Humeyni bu uzadı uzadıya giden bildirisinin adını da; <em>"İran Halkının Köleliği"</em> olarak isimlendiriyordu.</p>

<p style="text-align:justify">Merhum İmam'ın bu korkusuzca konuşmasından kısa bir süre sonra, Şah rejimi onu tutuklayıp 4 Kasım 1964'te Türkiye'ye sürgün etmek için Mehrabad Havaalanı'nda bekleyen bir askeri tip uçak ile Ankara'ya gönderdi. Ankara İran Konsolosluğunda yaklaşık bir hafta gözetim altında tutulan İmam-i Rahil, daha sonra Necef'e sürgün edilene kadar Bursa'da kaldı. Hemen hemen kimseyle görüşmesine izin verilmeyen ve ruhani kıyafet ile dolaşması yasaklı olan İmam, birkaç ay sonra yine Şah tarafından sürgün edilen oğlu Şehit Hacı Seyyid Mustafa Humeyni'nin gelmesi ile yalnızlık günlerinden kurtulmuş oldu.<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title=""><sup><sup>[10]</sup></sup></a></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>İmam Humeyni'nin Vasiyetinden Bir Bölüm</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<blockquote>
<p style="text-align:justify"><strong>...Ve siz, Ey Dünya Mustaz'afları! Ey İslam Ülkeleri! Ey Dünya Müslümanları! Kalkın! Hakkınızı dişinizle tırnağınızla alın! Süper güçlerden, onların satılmış uşaklarının propaganda yaygaralarından korkmayın; emeğinizi sizin ve aziz İslam'ın düşmanlarına teslim eden cani yöneticileri ülkenizden dirayetli olarak kovun! Yönetimi kendiniz, ahdine sadık hizmet ehlinin eline verin! Hepiniz İslam'ın şanlı bayrağı altında toplanarak, İslam'ın ve dünya mahrumlarının düşmanlarına karşı topyekün müdafaaya girişin! Bağımsız ve hür cumhuriyetleri olan İslâm devletine doğru ilerleyin! Çünkü onun kurulmasıyla, dünyanın bütün müstekbirlerine hadlerini bildirecek ve tüm mustaz'afları yeryüzünün imam ve vârisi olma şanına ulaştıracaksınız. Allah Teâlâ'nın vaat etmiş olduğu o günün ümidiyle...</strong></p>
</blockquote>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - - - -</strong></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a> Tabatabai, Fatıma (İmam'ın Gelini), İttilaat Gazetesi, Özel Sayı; 04.06.1990</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a> İbrahim Askerzade, Şahid, Sayı192</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><sup><sup>[3]</sup></sup></a> Elbette İmam-ı Rahil'in bu sözlerinin birkaç değişik tercümesi vardır ve onlardan en meşhur olanı da; <em>"Amerika, hata dahi yapamaz!"</em> şeklinde olanıdır. İmam Humeyni bu cümle ile Amerika'nın bırakın bir şeyler yapmasını, hata yapmaya dahi güç yetiremeyeceğini buyurur. (Mütercimin Notu)</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><sup><sup>[4]</sup></sup></a> Hüccetü'l İslam ve'l Müslimin Ensari Kermani, Sergüzeştha-i Vije ez Zendegi-i İmam Humeyni, C.2, S.57</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><sup><sup>[5]</sup></sup></a> Dr. Kemal Harazi, İttilaat Gazetesi, 13.06.1983</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><sup><sup>[6]</sup></sup></a> Mustafavi, Zehra (İmam'ın Kızı), Yazarla Röportaj</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><sup><sup>[7]</sup></sup></a> Mahallati, Ayetullah Şehid, Omid-i İnkılab, sayı. 113, s. 21</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><sup><sup>[8]</sup></sup></a> Rafsancani, Haşimi, Ayetullah Ali Ekber, Cihad, sayı. 26</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><sup><sup>[9]</sup></sup></a>Refik Dust, General Muhsin, Peyam-i İnkilab, sayı. 135, s. 43</p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><sup><sup>[10]</sup></sup></a> Derleme, 03.06.2015, (Mütercimin Notu)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/imam-humeyni-ve-halk</guid>
      <pubDate>Fri, 09 Jan 2026 09:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/01/humeyn-1-2.jpg" type="image/jpeg" length="56651"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hadisler Işığında Ebeveyne İhsan Etmek]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/hadisler-isiginda-ebeveyne-ihsan-etmek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/hadisler-isiginda-ebeveyne-ihsan-etmek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA["Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişlerse, şimdi de sen onlara (öyle) rahmet et!”]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p dir="RTL" style="text-align:center"><strong>وَقَضٰى رَبُّكَ اَلَّا تَعْبُدُوا اِلَّا اِيَّاهُ وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَانًا اِمَّا يَبْلُغَنَّ عِنْدَكَ الْكِبَرَ اَحَدُهُمَا اَوْ كِلَاهُمَا فَلَا تَقُلْ لَهُمَا اُفٍّ وَلَا تَنْهَرْهُمَا وَقُلْ لَهُمَا قَوْلًا كَرٖيمًا وَاخْفِضْ لَهُمَا جَنَاحَ الذُّلِّ مِنَ الرَّحْمَةِ وَقُلْ رَبِّ ارْحَمْهُمَا كَمَا رَبَّيَانٖى صَغٖيرًا</strong></p>

<p style="text-align:justify"><em><strong>“Rabbin, yalnız kendisine tapmanızı ve ana babaya iyilik etmeyi buyurmuştur. Eğer ikisinden biri veya her ikisi senin yanında iken ihtiyarlayacak olursa onlara karşı “Öf” bile demeyesin, onları azarlamayasın. İkisine de hep tatlı söz söyleyesin. Onları esirgeyerek alçak gönüllülükle üzerlerine kanadını indir ve şöyle dua et: ‘Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişlerse, şimdi de sen onlara (öyle) rahmet et!’”</strong></em></p>

<h5 style="text-align:right"><strong>İsra, 23 – 24</strong></h5>

<p style="text-align:justify">Hadislerde ebeveyne ihsan etmek – iyilik yapmak – hususunda oldukça fazla tavsiye bulunmaktadır. Ebeveynin azarlanması ise kınanmış ve ayıplanmış işlerden kabul edilmiştir.</p>

<p style="text-align:justify">Ebeveynin çehresine rahmetle bakmanın sevabı, kabul edilmiş hac ibadetidir. Onların rızası Allah’ın rızası, onların gazabı Allah’ın gazabıdır. Anne ve babaya ihsan etmek ömrü uzatır ve kendi evlatlarının da bu kişiye ihsan etmesine sebep olur.</p>

<p style="text-align:justify">Hadislerde şöyle gelmiştir:<em> “Annen ve baban seni dövseler dahi onlara ‘of’ bile deme. Onlara yukarıdan bakma, elini kaldırma. Onların önünde yol yürüme. Onları ismiyle çağırma. İnsanların onlara düşman olacağı işler yapma. Onlardan önce de oturma ve senden bir şey istemeden önce sen onların yardımına yetiş.”</em> <a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>

<p style="text-align:justify">Bir adam annesini sırtına alıp Kâbe’yi tavaf ettirdiği bir anda Hz. Peygamber’i (s.a.a) gördü ve şunu sordu: ‘Acaba annemin hakkını eda etmiş oluyor muyum?’ Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdular: ‘Seni doğuracağı anda kendisine gelen sancıdaki bir inlemenin dahi hakkını ödemiş değilsin.’ <a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<p style="text-align:justify">Hz. Peygamber’den (s.a.a) söyle soruldu: ‘Acaba ebeveyne ölümlerinden sonra da iyilik edilebilir mi?’ Cevapta şöyle buyurdular: ‘Evet, onlar için namaz kılarak ve bağışlanma dileyerek, ahitlerine vefalı davranarak, borçlarını ödeyerek ve dostlarına hürmet ederek ölmüş ebeveyninize ihsan edebilirsiniz.’ <a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>

<p style="text-align:justify">Bir adam Hz. Peygamber’in (s.a.a) huzurunda babasından şikâyetçi oldu. Hz. Peygamber (s.a.a) o adamın babasının huzura gelmesini istedi. Yaşlı adam gelip kendisine sorular sorulduktan sonra şöyle dedi: ‘Ben önceden güçlü ve zengin idim. Evlatlarıma yardımda bulunurdum. Bugün ise bu oğlum maddi açıdan varlıklı olunca bana yardım etmekten kaçınmaya başladı. Hz. Peygamber (s.a.a) yaşlı adamın bu sözlerinden sonra ağladı ve şöyle buyurdu. ‘Bu hikâyeyi duyup da ağlamayan hiçbir taş ve kaya olamaz!’ Daha sonra yaşlı adamın oğluna dönerek şöyle buyurdular: ‘Sen ve sahip oldukların o beğenmediğin babandandır…’ <a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a></p>

<p style="text-align:justify">Hadiste şöyle geçer: ‘Eğer ebeveyn evladını döverse; çocuk şöyle demelidir. ‘Allah seni affetsin.’ Bu ifade Kur’an’ı Kerim’e aittir.’ <a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a></p>

<p style="text-align:justify">Ebeveyne ihsan, Peygamberlerin sıfatlarındandır. Kur’an’da Hz. İsa’nın (a.s) “Beni anama saygılı kıldı.” <a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a> sözü ve Hz. Yahya (a.s) hakkında “Yahya… Anne babasına iyi davranan bir kimse idi.” <a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a> ayeti yer almaktadır.</p>

<p style="text-align:justify">Ebeveyn sadece insanın tabii anna ve babası değildir. Bazı hadislerde Hz. Peygamber (s.a.a) ve Hz. Emirülmüminin Ali (a.s) ümmetin babası olarak tanıtılmıştır. Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Ben ve Ali bu ümmetin iki babasıyız.” <a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a> Hz. İbrahim’in (a.s) tüm Arapların babası olarak tanıtıldığı gibi. <a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a> “O, sizi seçmiş, babanız İbrahim’in yolu olan dinde sizin için bir zorluk kılmamıştır.” <a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a></p>

<p style="text-align:justify">Eğer ebeveynler tevhidden sonra kendilerinin konu edildiğini bilirseler, evlatlarını tevhide davet istekleri hep canlı kalır: “Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, ana-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti.” <a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">[11]</a> Binaenaleyh bu ayet-i kerimeden şu sonuçları çıkarabiliriz:</p>

<p style="text-align:justify">1 – Anne ve babaya ihsan etmek, hizmetlerinde bulunmak, gerçek bir muvahhidin (Allah’ı her anlamıyla birleyen kimse) özellikleri arasında yer alır. “Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, ana-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti.”</p>

<p style="text-align:justify">2 – Ebeveyne iyilik yapmak Allah’ın tevhid gibi kat’i ve değiştirilmeyecek bir emridir: “…kesin olarak emretti.”</p>

<p style="text-align:justify">3 – Ebeveyne iyilikte bulunmak tevhid ve Allah’a itaat ile birlikte emredilmiştir. Böylelikle bu emrin hem aklen hem de şeri olarak vacip, aynı zamanda da insani bir vazife olduğu gösterilmektedir. “Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, ana-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti.”</p>

<p style="text-align:justify">4 – Yeni nesil iman gölgesinde eski kuşak ile sağlam bir bağlılık içinde olmalıdır: “Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, ana-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti.”</p>

<p style="text-align:justify">5 – Ebeveyne iyilik yapmada, onların Müslüman olma şartları bulunmamaktadır: “…ana-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti.”</p>

<p style="text-align:justify">6 – Anne ve babaya iyilik yapıp ihsan etmede aralarında hiçbir fark yoktur: “…ana-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti.”</p>

<p style="text-align:justify">7 – Anne ve babaya iyilik yaparken bunu vasıta olmaksızın kendimiz yapmalıyız: “…ana-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti.”</p>

<p style="text-align:justify">8 – İhsan infaktan daha yüce bir kavramdır. Muhabbeti, edebi, eğitimi, istişareyi, itaati, teşekkürü, korumayı ve tüm bu benzeri nitelikleri içine almaktadır: “…ana-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti.”</p>

<p style="text-align:justify">9 – Anne ve babaya iyilik yapmakta bir sınır ve had yoktur: ‘‘…ana-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti.” (yardımın fakir doyurulana, cihadın fitne yok edilene ve orucun iftara kadar sürmesi gibi değildir …)</p>

<p style="text-align:justify">10 – Kur’an’ın iyilik tavsiyesi ebeveyne değil evlatlaradır. “…ana-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti.” Çünkü ebeveynin herhangi bir tavsiyeye ihtiyacı yoktur ve ebeveyn doğal olarak evlatlarına ihsanda bulunmaktadır.</p>

<p style="text-align:justify">11 – Ebeveyn ruhen ve cismen ne kadar ihtiyaçlı olursa onlara yardım etmek de o kadar vacip olur. “Eğer ikisinden biri veya her ikisi, senin yanında iken ihtiyarlayacak olursa…”</p>

<p style="text-align:justify">12 – Anne ve babalarımızı yaşlandıklarında huzurevine götürmeyelim. Çünkü onların bizlerin yanında yaşlanması uygun görülmüştür: “…senin yanında iken ihtiyarlayacak olursa…”</p>

<p style="text-align:justify">13 – Onlara hem iyilik yapmak hem de güzel konuşmak gerekir. “…anne babaya iyilik etmeyi buyurmuştur… İkisine de hep tatlı söz söyleyesin…”</p>

<p style="text-align:justify">14 – Ebeveyne iyilik yapmak ve tatlı söz söylemek için herhangi bir karşılık şartı bulunmamaktadır. Yani eğer onlar sana karşı tatlı söz söylemeseler dahi sen onlara güzel söz söylemelisin: “… İkisine de hep tatlı söz söyleyesin…”</p>

<p style="text-align:justify">15 – Evlat her ne durumda olursa olsun mütevazı olmalıdır ve iyi yönlerini ebeveynine göstermekten çekinmemelidir. “… Onları esirgeyerek alçak gönüllülükle üzerlerine kanadını indir…”</p>

<p style="text-align:justify">16 – Ebeveyne karşı yapılan tevazu muhabbet ve şefkat üzerine olmalıdır. Yapmacık ve sahte ya da onların mallarını ellerinden almak amaçlı değil: “… Onları esirgeyerek alçak gönüllülükle üzerlerine kanadını indir… sende onlara öylece rahmet eyle.”</p>

<p style="text-align:justify">17 – Evlat, anne ve babasına karşı hem mütevazı olmalı hem haklarında Allah’tan rahmet dilemelidir: “… Onları esirgeyerek alçak gönüllülükle üzerlerine kanadını indir… sen de onlara öylece rahmet eyle.”</p>

<p style="text-align:justify">18 – Evladın anne ve baba hakkındaki duası makbuldür. Aksi takdirde Allah ‘dua edin’ emrini vermezdi: “… Şöyle dua et: ‘Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişlerse, şimdi de sen onlara (öyle) rahmet et!”</p>

<p style="text-align:justify">19 – Anne ve babaya dua, Allah’ın emri ve ebeveyne yapılan teşekkürdür: “… Şöyle dua et: ‘Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişlerse, şimdi de sen onlara (öyle) rahmet et!”</p>

<p style="text-align:justify">20 – İlahi rahmet, ebeveynin çocuk terbiyesindeki zahmetin karşılığı ve telafisidir. “… Şöyle dua et: ‘Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişlerse, şimdi de sen onlara (öyle) rahmet et!”</p>

<p style="text-align:justify">Sanki Allah evlada şöyle söyler: “Sen onlardan rahmetini esirgeme ve Allah’tan da yardım dile ki böylelikle onların hakları senin mesuliyetinden kalkmış olsun.”</p>

<p style="text-align:justify">21 – İnsanın geçmişindeki, küçüklük ve çocukluğundaki acı ve sorunları ebeveyninin üzerine yüklenmiş idi. Öyleyse bu zamanları hatırınızdan çıkarmayın: ‘Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişlerse, şimdi de sen onlara (öyle) rahmet et!’</p>

<p style="text-align:justify">22 – Anne ve baba evlatlarını muhabbet temelinde terbiye etmelidirler: “… Allah’ım şimdi de sen onlara (öyle) rahmet et!”</p>

<p style="text-align:justify">23 – İnsan kendisini terbiye edip yetiştiren kimseye müteşekkir olmalı ve minnet duymalıdır: “… Allah’ım şimdi de sen onlara (öyle) rahmet et!”</p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - - - - - -</strong></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a> Tefsir-u Nuru’l Sakaleyn</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a> Tefsir-u Numune</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><sup><sup>[3]</sup></sup></a> Tefsiru’l Mecmau’l Beyan</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><sup><sup>[4]</sup></sup></a> Tefsiru’l Furkan</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><sup><sup>[5]</sup></sup></a> Usul’u Kâfi, c.4, s.157</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><sup><sup>[6]</sup></sup></a> Meryem, 32</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><sup><sup>[7]</sup></sup></a> Meryem, 14</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><sup><sup>[8]</sup></sup></a> Biharu’l Envar, c.16, s.95</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><sup><sup>[9]</sup></sup></a> Tefsiru’l Nuru’l Sakaleyn</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><sup><sup>[10]</sup></sup></a> Hac, 78</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title=""><sup><sup>[11]</sup></sup></a> İsra, 23</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/hadisler-isiginda-ebeveyne-ihsan-etmek</guid>
      <pubDate>Thu, 08 Jan 2026 21:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/01/rabbim1.jpg" type="image/jpeg" length="90009"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Muhlis Müminlerin Özellikleri]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/muhlis-muminlerin-ozellikleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/muhlis-muminlerin-ozellikleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[“Onları ne ticaret ve ne de alışveriş Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan, zekât vermekten alıkoyar.”]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Muhlis Müminlerin Özellikleri</strong></p>

<p dir="RTL" style="text-align:center"><strong> وَمَا يُؤْمِنُ اَكْثَرُهُمْ بِاللّٰهِ اِلَّا وَهُمْ مُشْرِكُونَ </strong></p>

<p style="text-align:center"><em><strong>“Onların çoğu Allah’a ancak ortak koşarak inanırlar.”</strong></em></p>

<h5 style="text-align:right"><strong>Yusuf, 106</strong></h5>

<p style="text-align:justify"><strong>İhlaslı müminin özelliklerinden bazıları şöyledir:</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>1 – </strong>İnfakta: Kimseden bir teşekkür ve karşılık beklentileri yoktur. “…Sizden bir karşılık ve bir teşekkür beklemiyoruz.” <a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>2 –</strong> İbadette: Allah’tan başka kimseye kulluk etmezler. “…Rabbine ibadette kimseyi ortak koşmasın.” <a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>3 – </strong>Tebliğde: Allah’tan başka kimseden beklentisi olmaz. “Benim mükâfatım ancak Allah’a aittir…” <a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>4 –</strong> Evlilikte: Fakirlikten korkmaz ve ilahi vaade inanıp, Allah’a tevekkül ederek evlenir. “…Eğer yoksul iseler, Allah onları lütfuyla zenginleştirir…” <a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>5 –</strong> İnsanlara olan tutum: Allah rızasını gözetmek adına cüretkâr insanları kendi haline bırakırlar. “…(Resulüm) sen ‘Allah’ de, sonra onları bırak, daldıkları bataklıkta oynayadursunlar.” <a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>6 – </strong>Düşmanla savaşta karşılaştıklarında Allah’tan başka kimseden korkmazlar. “Onlar, Allah’tan korkan, başka hiç kimseden korkmayan kimselerdir…” <a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>7 –</strong> Muhabbet ve münasebetlerde hiç kimseyi Allah’tan daha çok sevmez. “Müminlerin Allah’ı sevmesi ise hepsinden kuvvetlidir…” <a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>8 – </strong>Ticaret ve dünya kazanımlarında: Allah’tan gafil olmazlar. “Onları ne ticaret ve ne de alışveriş Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan, zekât vermekten alıkoyar.” <a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * * </strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>İmanın Şirkle Kirlenmesi</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify"><strong>1 –</strong> İzzeti başkalarından elde etmeyi umarlar: “Kâfirlerin yanında izzet ve şeref mi arıyorlar?” <a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>2 –</strong> Güzel işlerini kötü işleriyle karıştırırlar: “Bunlar salih amelle kötü ameli birbirine karıştırmışlardır.” <a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>3 –</strong> Başkalarına olan tutumlarında: “…Her grup kendinde bulunan ile sevinmektedir.” <a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">[11]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>4 –</strong> İbadete ilgisiz ve riyakârdırlar: “Onlar namazlarını ciddiye almazlar. Onlar gösteriş yapanlardır” <a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title="">[12]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>5 –</strong> Savaşta korkaktırlar: “… İçlerinden bir gurup hemen Allah’tan korkar gibi, hatta daha fazla bir korku ile insanlardan korkmaya başladılar…” <a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title="">[13]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>6 –</strong> Ticaret ve dünyevi işlerindeki hırs onları sürekli meşgul eder: “Çoklukla övünmek sizi, kabirlere varıncaya kadar oyaladı.” <a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title="">[14]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>7 –</strong> Dünyayı talep ederler ve Peygamberi yalnız bırakırlar: “Onlar bir ticaret veya bir oyun eğlence gördükleri zaman hemen dağılıp ona koştular ve seni ayakta bıraktılar.” <a href="#_ftn15" name="_ftnref15" title="">[15]</a></p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - - - - - - -</strong></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a> İnsan, 9</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><sup><sup>[2]</sup></sup></a> Kehf, 110</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><sup><sup>[3]</sup></sup></a> Hud, 29</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><sup><sup>[4]</sup></sup></a> Nur, 32</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><sup><sup>[5]</sup></sup></a> Enam, 91</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><sup><sup>[6]</sup></sup></a> Ahzab, 39</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><sup><sup>[7]</sup></sup></a> Bakara, 165</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><sup><sup>[8]</sup></sup></a> Nur, 37</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><sup><sup>[9]</sup></sup></a> Nisa, 139</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><sup><sup>[10]</sup></sup></a> Tevbe, 102</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title=""><sup><sup>[11]</sup></sup></a> Muminun, 53</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title=""><sup><sup>[12]</sup></sup></a> Maun, 5 – 6</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title=""><sup><sup>[13]</sup></sup></a> Nisa, 77</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title=""><sup><sup>[14]</sup></sup></a> Tekasür, 1 – 2</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref15" name="_ftn15" title=""><sup><sup>[15]</sup></sup></a> Cuma, 11</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/muhlis-muminlerin-ozellikleri</guid>
      <pubDate>Thu, 08 Jan 2026 17:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/01/mumin-1.jpg" type="image/jpeg" length="39351"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Evde İnsanın Terbiyesi]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/evde-insanin-terbiyesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/evde-insanin-terbiyesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Helal lokma ile beslenen çocuk en sağlam şekilde büyür. Hem bedenen güçlü olur, hem ruhen sağlıklı olur.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<h5 style="text-align:right"><strong>Ali Ergin Yıldız</strong></h5>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Evde insanın terbiyesi için uygun zemin hazırlanmalıdır. Peygamber Efendimiz (s.a.a) buyurmuştur:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>وَذَكِّرُوهُم بِاللّٰهِ</strong></p>

<p style="text-align:center"><em>“ve zekkiruhum billâh / Onlara Allah’ı hatırlatın.”</em></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Yani çocuklarınıza Allah’ı hatırlatın. Bu, çocuğun eline bir tesbih verip “hadi zikret” demek değildir. Hayır.</p>

<p style="text-align:justify">Buradaki maksat, evde Allah’ı hatırlatan bir ortam kurmaktır.</p>

<p style="text-align:justify">Yani evi zikir zemini hâline getirmektir.</p>

<p style="text-align:justify">Bunlar terbiyeye dair yollardır. Bu yollarla çocuklarımıza ve ailemize yardım ederiz ki korunmuş olsunlar, dinleri ellerinden gitmesin.</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Peki, Zikir Zemini Nedir?</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Kabul ediyorsunuz değil mi; bir evde yüzlerce, binlerce uydu kanalı izleniyorsa, bu ev zikir zemini değildir, bu şeytanın zeminidir.</p>

<p style="text-align:justify">Bu ev, günahın rahatça girebildiği bir ortamdır.</p>

<p style="text-align:justify">Bu ev, çocukların kayabileceği, sürçebileceği bir ortamdır.</p>

<p style="text-align:justify">Bunun karşısında, evi Allah’ı hatırlatan bir mekân hâline getirmek gerekir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Doğum Anından Başlayan Terbiye</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Neden rivayetlerde denmiştir ki, çocuk dünyaya gelir gelmez kulağına ezan ve ikame okuyun?</p>

<p style="text-align:justify">Hepiniz bunu biliyorsunuz.</p>

<p style="text-align:justify">Bu, bir terbiye zeminidir.</p>

<p style="text-align:justify">Bu, çocuğun hayatına daha ilk andan Allah adını yerleştirmektir.</p>

<p style="text-align:justify">Bu, evde bir zikir atmosferi oluşturmaktır.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Türbet-i Hüseyin ile Tahnik</strong></p>

<p style="text-align:justify">Neden denmiştir ki, çocuğun ağzına koyduğunuz ilk şey Seyyidüşşüheda İmam Hüseyin’in (as) türbesinin toprağı olsun?</p>

<p style="text-align:justify">İğne ucu kadar, çok az…</p>

<p style="text-align:justify">Bir miktar suya karıştırılır, bir-iki damla olarak yeni doğan çocuğun damağına sürülür.</p>

<p style="text-align:justify">Bu demektir ki, çocuğun vücuduna giren ilk şey Türbet-i Hüseyin olsun.</p>

<p style="text-align:justify">Yani cennet toprağı…</p>

<p style="text-align:justify">Rivayette buyrulmuştur:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>حَنِّكُوا أَوْلَادَكُمْ بِتُرْبَةِ الْحُسَيْنِ</strong></p>

<p style="text-align:justify"><em>“Henniku evlâdekum bi turbeti’l-Huseyn / Yeni doğan çocuklarınızın damağına İmam Hüseyin’in türbe toprağından sürün.”</em></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>فَإِنَّهَا أَمَانٌ</strong></p>

<p style="text-align:center"><em>“Fe innehâ emân / Çünkü o, onlar için emniyettir, güvenliktir.”</em></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify">Yani bu, çocuk için bir manevi koruma, bir ilahi emniyettir.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Fırat Suyu Meselesi</strong></p>

<p style="text-align:justify">Eğer mümkünse, o türbe toprağını Fırat suyu ile karıştırın.</p>

<p style="text-align:justify">İmam Cafer-i Sadık (as) buyurmuştur:</p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:center"><strong>مَا أَظُنُّ أَحَدًا يُحَنَّكُ بِمَاءِ الْفُرَاتِ إِلَّا أَحَبَّنَا أَهْلَ الْبَيْتِ</strong></p>

<p style="text-align:justify"><em>“Mâ ezunnu eheden yuhenneku bimâ’il-Furât illâ ehabbenâ Ehle’l-Beyt / Ben, Fırat suyu ile damağı sürülmüş olup da Ehl-i Beyt’i sevmeyen bir kimse olduğunu sanmıyorum.”</em></p>

<p style="text-align:justify">Bu da gösteriyor ki, bunlar terbiyenin temeli, zikir ortamının altyapısıdır.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Güzel İsim Koymak</strong></p>

<p style="text-align:justify">Neden denmiştir ki, çocuğunuza güzel isim koyun?</p>

<p style="text-align:justify">Çünkü isim sadece bir kelime değildir.</p>

<p style="text-align:justify">İsim istikamet verir.</p>

<p style="text-align:justify">İsim yön çizer.</p>

<p style="text-align:justify">İsim, çocuğun hangi tarafa meyledeceğini şekillendirir.</p>

<p style="text-align:justify">Bu da terbiyedir.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Akika Kurbanı</strong></p>

<p style="text-align:justify">Neden denmiştir ki, çocuk doğduğunda onun için akika kesilsin?</p>

<p style="text-align:justify">Özellikle yedinci gün kesilmesi müstehaptır.</p>

<p style="text-align:justify">Bu da çocuğun manevi korunması içindir.</p>

<p style="text-align:center"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Helal Lokma</strong></p>

<p style="text-align:justify">Ve bu mesele sadece çocuklukla bitmez.</p>

<p style="text-align:justify">Çocukluktan ölüme kadar devam eder.</p>

<p style="text-align:justify">Özellikle evin rızkını kazanan baba, çocuğuna helal lokma yedirmelidir.</p>

<p style="text-align:justify">Çünkü bu çocuk, hücre hücre inşa olur.</p>

<p style="text-align:justify">Bir binanın tuğla tuğla yükselmesi gibidir.</p>

<p style="text-align:justify">Eğer bu hücrelerin içine haram lokma girerse, bina bozulur.</p>

<p style="text-align:justify">Bu kişilik sağlam olmaz.</p>

<p style="text-align:justify">Bu karakter ayakta durmaz.</p>

<p style="text-align:justify">Bu yüzden çocuğun rızkı helal olmalıdır.</p>

<p style="text-align:justify">Helal lokma ile beslenen çocuk en sağlam şekilde büyür.</p>

<p style="text-align:justify">Hem bedenen güçlü olur, hem ruhen sağlıklı olur.</p>

<p style="text-align:justify">Dindar olur, dinine bağlı olur, Kur’ân’ına bağlı olur, inancına sımsıkı sarılır.</p>

<p style="text-align:justify">Böyle bir insan, doğal olarak topluma faydalı bir birey hâline gelir.</p>

<p style="text-align:justify">Toplum bu insanlarla güzelleşir.</p>

<p style="text-align:justify">Ortaya daha temiz, daha huzurlu, daha güvenli bir sosyal ortam çıkar.</p>

<p style="text-align:justify">İslâm, böylece insan ruhuna daha derin nüfuz eder.</p>

<p style="text-align:justify">Din, gönüllerde daha köklü yer edinir.</p>

<p style="text-align:justify">İslâm âlemi güçlenir, toplumlar ıslah olur, hayır ve fazilet yayılır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/evde-insanin-terbiyesi</guid>
      <pubDate>Wed, 07 Jan 2026 14:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/01/aliergin9.jpg" type="image/jpeg" length="67172"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kurtuluş Yolu]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/kurtulus-yolu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/kurtulus-yolu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ana babaya ihsan; güzel sözle, davranışla ve ihtiyaçları anında onlara gereğince infak etmek suretiyle olur..]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h6 style="text-align:right">.</h6>

<h6 style="text-align:right">.</h6>

<p style="text-align:center"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Fahr-i Kâinat Efendimiz Muhammed Mustafa (saa) şöyle buyurdu:</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">İsrailoğulları’ndan üç kişi çıktıkları bir yolculukta mola verip bir mağarada Allah’a ibadet etmeye koyuldular. Aniden dağın tepesinden büyük bir taş kopup gelerek mağaranın giriş kapısını tümüyle kapattı; artık çıkmaya imkân da yoktu. Bu durumu gördüklerinde, artık öleceklerine emin oldular. Birbirleri ile uzun uzadıya istişareden sonra birbirlerine şöyle dediler:</p>

<p style="text-align:justify"><em>“Allah’a andolsun ki, Allah Teâla ile kalpten doğru konuşmadıkça artık ölüm tehlikesinden kurtulmak mümkün değil. Yüce Allah’ın bizi bu sıkıntıdan kurtarması için herkes, Allah rızası için yaptığı ameli O’na arz etmelidir.”</em></p>

<p style="text-align:justify">Onlardan biri şöyle dedi:</p>

<p style="text-align:justify"><em>“Allah’ım! Sen çok iyi biliyorsun ki, ben çok güzel bir kadına âşık oldum, onun razı etmek uğruna ve ona ulaşmam için çok mal harcadım, onunla baş başa kalıp günah işlemeğe hazır olduğumda, o an cehennemin ateşini hatırladım. Bundan dolayı o kadından el çekerek oradan uzaklaştım. Allah’ım! Eğer benim bu işim, senden korkudan dolayı olup senin hoşnutluğa sebep olmuşsa, bu taşı mağaranın önünden kaldır!” </em></p>

<p style="text-align:justify">O sırada taş, ışığı görecekleri şekilde birazcık da olsa kenara kaydı.</p>

<p style="text-align:justify">Onlardan ikincisi ise şöyle dedi:</p>

<p style="text-align:justify"><em>“Allah’ım! Sen biliyorsun ki, ben bir grup insanı çalışmaları için kiraladım. İş bittiğinde onlardan her birine yarım dirhem vermeyi kararlaştırmıştık. İşlerini yaptıklarında ben onlardan her birisinin ücretini verdim. Ama onlardan biri, yarım dirhemi almaktan çekindi ve şöyle dedi: ‘Benim ücretim bundan daha fazla olmalıydı. Çünkü ben, iki kişi kadar iş yaptım. Yeminler olsun bir dirhemden azını kabul etmem.’</em></p>

<p style="text-align:justify"><em>Nihayetinde ücretini almadan gitti. Ben de o yarım dirhemle tohum alıp ektim; Allah Teâla da bereket verdi, çok mahsul topladım. Bir müddet sonra, ücretle çalışan aynı adam yanıma gelerek ücretini talep etti. Ben yarım dirhem yerine 18 bin dirhem (sermayenin aslını ve karını) ona verdim. Allah’ım! Eğer bu işi, yalnız senden korkarak ve senin rızan için yapmış isem, bu taşı bizim yolumuz üzerinden kaldır!” </em></p>

<p style="text-align:justify">Bu esnada taş hareket ederek, biraz daha kenara kaydı; ama hala dışarı çıkamıyorlardı.</p>

<p style="text-align:justify">Onlardan üçüncüsü ise şöyle dedi:</p>

<p style="text-align:justify"><em>“Allah’ım! Sen biliyorsun ki, benim (yaşlı) bir anne ve babam vardı; her gece onlara, içmeleri için süt getiriyordum. Bir gece eve geç geldim, onların uyumuş olduklarını gördüm. Süt kabını onların yanına bırakarak gitmek istedim, ama bir böceğin onun içerisine düşmesinden korktum. Bu nedenle onları süt içmeleri için uykudan kaldırmak istedim sonra rahatsız olmalarından korktum, bundan dolayı, onlar uyanana dek başuçlarında oturdum, uyandıklarında sütü onlara verdim. Allah’ım! Eğer ben bu işi senin rızan için yapmış isem bu taşı bizim yolumuzdan uzaklaştır.”</em></p>

<p style="text-align:justify">Derken taş aniden hareket etti, bu hareket neticesinde büyük bir yarık açıldı. Böylece o mağaradan çıkıp (ölüm tehlikesinden) kurtulmuş oldular.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><strong>- - - - - - - - - - - -</strong></p>

<hr size="1" width="33%" />
<p style="text-align:justify"><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title="">[1]</a> Bihar, c. 14, s. 421, 427; c. 70, s. 244, 380 az bir farklılıkla.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/kurtulus-yolu</guid>
      <pubDate>Tue, 06 Jan 2026 22:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2026/01/kurt9.jpg" type="image/jpeg" length="44727"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Savaşlar ve Silahlar]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/savaslar-ve-silahlar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/savaslar-ve-silahlar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Allâme Muhammed Takî Caferî Tebrizî ve Hatıralar]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h6 style="text-align: right;">.</h6>

<h6 style="text-align: right;">.</h6>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: center;"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Şu anda bu cümleleri yazarken, bugün (11 Haziran 1988) uluslararası tüm kural ve yasalara aykırı olarak korkunç ve ölümcül füzeler, birbiri ardına insanî yerleşim alanlarını, yani insanların yaşamak ve yerleşik hale getirmek için inşa ettikleri evleri ve barınakları, enkaz yığınlarına dönüştürüyor ve gençlerin, yaşlıların, çocukların, kadınların, erkeklerin, hastaların ve sağlıklı olanların yaşam nurlarını okullarda, camilerde, hastanelerde karanlıklara gömüyorlar.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align: justify;">Tam da o gece birkaç arkadaş, gücün olgusunu ve insanlığın onu doğru ve mantıklı bir şekilde kullanmaktan aciz olduğunu tartışıyorduk ki; ansızın dehşet verici bir roket sesi ile sohbetimiz bir an için kesildi. Hepimizi birbirimize baktık ve <i>“şu anda masum insanlar toprak ve kan içinde yatıyorlar”</i> dedik. Aynı esnada erdemli ve bilgili bir arkadaş içeri girdi ve şöyle dedi:</p>

<p style="text-align: justify;"><em>"Dün gece, demokrasiyi kanıtlayan, insanlık için ilerlemenin ve medeniyetin bir göstergesi olan bir olaya şahit oldum, aynı zamanda tarihin cebri ve gelişmelerin zoruyla insan hayatına girmiş sosyalizmi yorumluyordu adeta”</em></p>

<p style="text-align: justify;">Bu patlayan yıkıcı bir saldırıydı ve hemen ailemi sakinleştirdikten sonra hızla roketin çarptığı yere gittim. Gördüğüm manzara o kadar korkunçtu ki onu tanımlama yeteneğim yok ve bu olayın ruhsal darbesini de son nefesime kadar içimde taşıyacağımı düşünmüyorum. Bir ailenin tüm fertlerini kana bulanmış, toprak yığını altında buldum. Sadece henüz sütten kesilmemiş bir bebeğin başını ve küçük eli topraktan dışarıda kalmıştı. Yavaşça ve çok nazik bir şekilde toprağı onun etrafında sıyırdım, çocuğun yüzü ortaya çıktı. Ağzı açık ve emziği, ağzından az ötedeydi. İçimden dedim ki</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><i>“Keşke sesim yüksek olsaydı ve kanun koyuculara, uluslararası insani yardım örgütlerine seslenip, ‘efendiler, buyrun ağzını size soru sormak için açmış bu bebeğe cevap verin’ diyebileydim”</i>.&nbsp; Ama heyhat!…</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Toplantıya katılanlardan biri şöyle dedi:</p>

<p style="text-align: justify;"><em>"Allah rızası için siz ne yaşıyorsunuz böyle? Zaten ne dediğiniz ayan beyan belli değil mi? Onlar burada neler yaşandığını bilmiyorlar mı sanki? Siz yalnızca bir gün boyunca dünya medyasının söylediklerini dinlerseniz göreceksiniz ki, silah satıcılarının nasıl bu ölüm saçan silahları sattığını, bunun sayesinde yaşamlarını, fildişinden saraylarını nasıl kanla inşa ettiklerini ve sonra da medyanın nasıl haber yapacağının sınırlarını çiziyorlar.</em></p>

<p style="text-align: justify;"><em>Peki, şimdi ben tartışmanıza engel olmayayım, siz devam edin lütfen ve şu soruya cevap arayın; acaba insanın tüm ilerleyiş ve medeniyeti meydana getirme iddiasında olduğu bu noktada, güce ulaştığı anda aciz bir hayvana dönüşmemesi ve o gücü, yapıcılık yolunda kullanması için bir yol bulabilir mi bunu düşünün"</em></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/savaslar-ve-silahlar</guid>
      <pubDate>Fri, 19 Jan 2024 14:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2024/01/black-silhouette.jpg" type="image/jpeg" length="54992"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Askeri Üs Demek..]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/askeri-us-demek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/askeri-us-demek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gazeteci Yazar Banu Avar - Ocak / 2024]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h6 style="text-align: right;">.</h6>

<h6 style="text-align: right;">.</h6>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><em>“Üs demek ‘Ben sana baskın yaparım’ demektir”</em><br />
<br />
Art arda şehitler verdik. Ellerimiz böğrümüzde, yürekler alev alev!<br />
Oturacağımıza<em> ‘Neden?’</em> sorusunu sormalıyız.<br />
<br />
Hepimizin tahmin ettiği bilgilerdi bunlar ama kanıtlıydı. Bu bilgilere göre saldırıyı, Suriye’nin Kamışlı bölgesinden gelen bir Amerikan özel askerî şirketinin mensupları yapmıştı. Bildiğiniz paralı askerler yani. Zaten Amerika kendi ordusu ve kiralık ordusuyla PKK ve PYD’ye askeri eğitim verdiğini kendi açık açık söylüyor.<br />
<br />
Saldırı sırasında öldürülen kiralık askerlerden ikisinin kasklarındaki kameraların kayıtları incelenmiş ve bu kayıtlardan, Mehmetçiklerin, saldırı sırasında doğru yönetilmediği ve bu nedenle bu kadar kayıp verildiği de değerlendirilmişti.<br />
<br />
15 gün sonra yine aynı üs bölgesinde evlatlarımızı teröre şehit verdik. Mehmetçiklerin ısrarla aynı üs bölgesinde ve aynı tepede tutulması konusu medyada daha geniş şekilde konuşuluyor.<br />
<br />
Bakın Pamukoğlu ne diyor:<br />
<br />
<em>“Biz oralarda üsler kuruyoruz. Bu üs meselesi benim Hakkâri’ye atandığımdan beri kabul etmediğim, uygulamadığım bir şey. Çünkü bizim toprakla ilgimiz yok ki. Biz gireriz, 2-3 günde darmadağın ederiz. 3-4 günden fazla kalmayız.<br />
Hududu korumak başka bir şey, teröristleri bulup yok etmek başka bir şey. Gayrinizami harpte tek bir formül vardır: Ara, bul, yok et! Ne üssü?!”</em><br />
<br />
ABD, Vietnam'da üsleri basılarak 56 bin ölü verdi. Üs demek, sen sabitsin demek, sen gözetleniyorsun, sen takip ediliyorsun demek. <em>‘En zayıf anında mutlaka ben sana baskın yaparım’ </em>demek.<br />
<br />
İkinci saldırının aynı üs bölgesine yapılması ve şehitler verilmesi, bu sözlerin hiç dikkate alınmadığını gösteriyor! Böyle gaflet olmaz.<br />
<br />
Arslan Bulut özetliyor:<br />
<br />
<em>“Türkiye ısrarla gayrinizami harp gereklerine ve millî dış politikaya uygun hareket etmediği için kayıplar veriyor. Terörün sona erdirilmesi, örgüte doğrudan destek veren ABD’nin bundan vazgeçmeye mecbur edilmesiyle mümkün olabilir.Tabii bunun için de Amerika’ya boyun eğen değil,ABD’ye karşı kozlar ileri sürebilen çok güçlü bir siyasi irade gerekir.Halkın görevi,böyle bir siyasi irade ortaya çıkarmaktır.”</em><br />
<br />
Ağlamaya son verip ne yapacağımızı düşünmeye başlamalıyız. Bir kez daha başımız sağ olsun!</p>

<p style="text-align: center;"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align: center;"></p>

<p style="text-align: center;">Suriye bölünürse sıra İran ve Türkiye’ye gelir</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h5 style="text-align: center;"><strong><a href="https://www.instagram.com/p/C2E6-hgtYnX/" rel="nofollow">https://www.instagram.com/p/C2E6-hgtYnX/</a></strong></h5>

<p style="text-align: center;"><a href="https://youtu.be/Ta_6O1C-0bc?si=TgpEx5VzhR8nt8Nz" rel="nofollow">https://youtu.be/Ta_6O1C-0bc?si=TgpEx5VzhR8nt8Nz</a></p>

<p style="text-align: justify;"></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/askeri-us-demek</guid>
      <pubDate>Tue, 16 Jan 2024 21:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2024/01/abd-ypg.jpg" type="image/jpeg" length="91298"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İnsan ve Bilgelik]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/insan-ve-bilgelik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/insan-ve-bilgelik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hangi iş kalpten yapılmadıysa akim kaldı. Eksikti ve tadı da yoktu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h6 style="text-align: right;">.</h6>

<h6 style="text-align: right;">.</h6>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: center;"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">İnsan bilgiye sahip olabilir ama bilgeliğe sahip olamaz.</p>

<p style="text-align: justify;">Bilgi kolaydır. Sadece biraz zihinsel çaba gerektirir. Hafızanıza doldurmak ve biraz da efor harcamak yeterli olacaktır. Hafızanız bir bilgisayar hafızası gibidir. Dünyanın bütün kütüphanelerini içine işleyebilirsiniz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align: justify;">Ancak bilgelik biriktirilebilecek bir şey değildir çünkü bilgelik zihinden gelmez. Bilgelik mantık ve akıl yürütmeyle değil, kalple, sevgiyle, mahabbetle kazanılır.</p>

<p style="text-align: justify;">Hayatın ne olduğuna, kim olduğunuza ve neden burada olduğunuza dair derin bir anlayıştır.</p>

<p style="text-align: justify;">Hikmeti kalpten öğrendiğinde aklını da faydalı bir kul, bir hizmetçi olarak kullanabilirsin.</p>

<p style="text-align: justify;">Zihninizde biriktirdiğiniz bilgiyi kullanabilirsiniz; ancak bilgeliği kalp aracılığıyla bilmeden bunu yapamazsınız.</p>

<p style="text-align: justify;">Nitekim hangi iş kalpten yapılmadıysa akim kaldı. Eksikti ve tadı da yoktu.</p>

<p style="text-align: justify;">Enerjinizi kalbinize yönlendirin. Şaşırmak için âşık olun. Sevgi çiçek açtıkça ve sevgi çiçeğinin yaprakları kalbinizde açıldıkça, üzerinize sonsuz güzellikte bir şeyler iner; bu bilgeliktir. Bilgelik nurdur. Karanlık kalplerde yer bulmaz.</p>

<p style="text-align: justify;">Ve bilgelik sonunda özgürlük getirir. Öğrenmek beraberinde bilgiyi getirir ama bilgelik dönüşüm ve devrimi getirir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/insan-ve-bilgelik</guid>
      <pubDate>Sat, 13 Jan 2024 17:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2024/01/hikmet-2.jpg" type="image/jpeg" length="12045"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kültürden Yoksun Bırakılan İnsan]]></title>
      <link>https://www.ehlibeytalimleri.com/kulturden-yoksun-birakilan-insan</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.ehlibeytalimleri.com/kulturden-yoksun-birakilan-insan" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[''Neden acı çekiyoruz'' Çok kestirme bir cevap vermem gerekirse ''bilgisizlikten'' diyebilirim; bilgisizlikten ve bilgisizliğin yarattığı sonuçlardan..'']]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h6 style="text-align: right;">.</h6>

<h6 style="text-align: right;">.</h6>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: center;"><strong>Ehlader Araştırma Bölümü</strong></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>Kültürden Yoksun Bırakılan İnsan</strong></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Mesele bir parçadan bütüne ulaşabilmek ama ne yazık ki bütüne ulaşabilmek de sınıfsal.</p>

<p style="text-align: justify;">Emeğini, alın terini satan, hayatta kalmaya çalışan, eve geldiğinde televizyonun karşısında yorgunluktan sızıp kalan bir insan nasıl bir parçadan bütüne ulaşabilecek eğitime, kültüre sahip olsun.</p>

<p style="text-align: justify;">Tüm bunlar kendine zaman ayırıp araştırabilmek, okuyabilmek, gezip görebilmekle ilintili. Zaten ay sonunu zor getiren aileler, evlatları -ki herkesi aynı düzlemde eşitlemiyorum, baskın olanı vurguluyorum- böyle bir bilinç seviyesine varamıyor.</p>

<p style="text-align: justify;">Dar alanda sıkışan bireyler hayatı bugünden ibaret görüyor, öğrendiği de kulaktan dolma, günün egemenlerine meşruiyet sağlayan çarpıtılmış, uydurulmuş hikâyeler oluyor. Ayrıca alanda, derste anlatılan da ötekiler yadsınarak egemenlerin çerçevesinde anlatılıyor. Oysa hepsinde ötekilerin sırtında yükselen ihtişamlar, lüksler, propagandalar, dinin araçsallaştırılması ballandıra ballandıra aktarılıyor.</p>

<p style="text-align: justify;">Bugün arkeoloji, arkeolojinin zamanda boyut kattıkları belli kesime hitap eden bir olay gibi algı yaratılıyor. Oysa tüm bu eserlerin arkasındaki sınıfsallığı, işçi mücadelesini, haksızlığa isyanları, birikimsel süreci, bugünkü haklara hangi acıların sırtında elde edildiği, edileceğini halka indirmemiz elzem. Yoksa bu alanlar toplumun bir kesiminden daha avantajlı olanların kendini pohpohladığı, kariyerist hesapların aracı, üzerinden para kazanmak için turizme meze olan, baskın ideolojinin rant elde ettiği bir duruma bürünür.</p>

<p style="text-align: center;"><strong>* * *</strong></p>

<p style="text-align: justify;"><strong>Kendini Bilmek!</strong></p>

<p style="text-align: right;"><strong>Olcay Kasımoğlu</strong></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">İnsan kaynaklı sorunların temelinde insanın kendini bilmemesi ve bilgisizliği yatar.<br />
İnsanın kendini bilmesi, aynı zamanda varoluşun getirdiği insan gereksinimlerinin en temel belirleyicisidir.<br />
İnsanın kendini bilme ve tanıma yolculuğu aynı zamanda kişinin kendi iç sesiyle mücadeleye girmesi ve kendini bağımlı kılan birçok şeyden kurtulması demektir.<br />
<br />
Altı’ncı yüzyılda yaşayan ve halkın kendini tanrılaştırdığı Yedi Bilge arasında yer alan Spartalı Khilon tarafından ilk kez Delfi’deki Apollon Tapınağı’na yazılmıştır bu sözler: “Kendini Bil.”<br />
<br />
İlk bakışta “Kendini bil” farklı bir ifade gibi gelir insana. Oysa her insanın içinde birçok parçanın bulunduğu ve bu parçalardan hangisini daha çok kullanılması gerektiğinin çoğu zaman farkına varmayız. Bu nedenle kendini tanıma bir yerde bu parçaları anlama, güçlü ve zayıf yanlarının farkına varma uğraşıdır.<br />
<br />
Kendini tanımak, öncelikle insanın iç dünyasıyla, başka bir deyişle kendisiyle iletişime geçmesidir. İnsanoğlunun kendi dışındaki dünyayı anlamlandırabilmesi için de önce kendini bilmesi gerekmektedir; ancak o zaman bütün varlıkların anlamı ve amacı konusunda derinlikli bir bakış açısına sahip olur.<br />
Kendini bilmek aynı zamanda, insanlarla güçlü iletişim kurmayı sağlıyor ve olayların, dünyanın farkında olup bunları doğru değerlendirme bilgeliği katıyor. Çünkü insan tek başına medeniyet ve kültür oluşturamaz.<br />
<br />
Bunun yanında, kendini bilmeyen insan, her şeyi bildiğini sanır, bilmediği konularda ahkâm kesilir.<br />
Sokrates: “Bildiğim tek bir şey var, o da hiçbir şey bilmediğimdir” derken, aslında hayatın anlamıyla ilgili sağlam bir kavrayıştan bahseder.</p>

<p style="text-align: justify;"><br />
Kendini bilen insanın akılla bağlantılı bir eylemi vardır. Kendine özgü bir canlı olmanın da ötesine geçerek insanca yaşama anlam katar buda haddini bilme, bilgi sahibi olma ve yürekliliktir. Bu olumlu özelliklerin varlığıyla belli bir zihinsel olgunluğa erişince insan, sahip olunan bilgileri anlamlı ve sağlıklı kullanma, yaşamı doğru ve anlamlı bir şekilde yorumlayabilme bilgeliğine de ulaşmış oluyor. Hayatın anlamına da derinlikli bir bakış açısı kazandırıyor.<br />
<br />
Kendini bilmenin yaratacağı bilgeliği anlatan Farsça dörtlükteki uyandırmayı, izlemeyi, şahitlik etmemeyi görmemek mümkün mü?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align: center;"><br />
<br />
<em>“- ki, bilmiyor ama biliyor bilmediğini; çocuktur, onu eğitin/yetiştirin.<br />
– ki, bilmiyor ama bilmiyor bilmediğini; cahildir, ondan uzak durun.<br />
– ki, biliyor ama bilmiyor bildiğini; uykudadır, onu uyandırın.<br />
– ki, biliyor ama biliyor bildiğini; bilge kişidir, onu izleyin.”</em></p>

<p style="text-align: justify;"><br />
Dünyanın en büyük temel sorununun, insanın kendini bilmemesinden kaynaklanan bilgisizlikten ve bilgiye duyulan ilgisizlikten kaynaklandığını söyleyebiliriz.<br />
<br />
Türkiye felsefe kurumu başkanı, ulusal ve uluslararası yirmiye yakın derneğin aktif üyesi olan İoanna Kuçuradî'nin seslenişi oldukça manidardır:</p>

<blockquote>
<p style="text-align: justify;"><br />
<br />
<strong>''Neden acı çekiyoruz'' Çok kestirme bir cevap vermem gerekirse ''bilgisizlikten'' diyebilirim; bilgisizlikten ve bilgisizliğin yarattığı sonuçlardan..''</strong></p>
</blockquote>

<p style="text-align: justify;"><br />
<br />
Yunus Emre’nin dizelerinde hayat bulan “Kendini Bilmek”deki hikmetin güzelliğine hayran olmamak mümkün mü?</p>

<p style="text-align: center;"><br />
<br />
<em>“İlim ilim bilmektir<br />
İlim kendin bilmektir<br />
Sen kendini bilmezsin<br />
Ya nice okumaktır”</em></p>

<p style="text-align: justify;"><br />
<br />
<em>“İnsan niçin okur? Hem kendi, hem de başkalarının “hakkı”nı bilmek için. Yani “kul hakkını ve sınırlarını” bilmek için. Bu, Tanrı’nın da insanlardan isteğidir. Gönül dünyasında da, toplum yaşayışında da düzen ve huzur böyle sağlanacaktır. İnsan okuyor ama “hak-hukuk” bilmiyorsa, kul hakkı yiyorsa her şey boştur. Kuru, işlevsiz bilgi yüklemesidir yapılanlar.”</em><br />
<br />
Kendini bilmeyen, hatta aramayan kişi, yaşamını da boşa geçirmiş, eserini verememiş ve kendini gerçekleştirememiştir. İnsanın hayattaki en büyük başarısı kendini bilmesidir. Bilgi, her şeyden önce insanın kendini bilmesini sağlamalıdır. Kendini bilmek de önümüzü aydınlatır. İnsanın kendisini bilmesi kadar büyük nimet yoktur.<br />
<br />
&nbsp;</p>

<p style="text-align: justify;"><strong>“Hoca öğretir, öğrenci ezberler” kalıbını yıkma zamanı gelmedi&nbsp;mi?</strong></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;">Hocalık, öğretmenlik, bu böyle olacaktır diye bir fikri öğretmekten çok öğrenciye kendi gerçeğini keşfedebilme fırsatı sağlamak olmalıdır.</p>

<p style="text-align: justify;"><em>“Hoca öğretir, öğrenci ezberler” </em>kalıbını hocalar da, öğrenciler de unutmalı.</p>

<p style="text-align: justify;">Anlatılanlar kafamızda canlanıp, sorgulanarak irdelendiğinde ancak bir şeyleri öğrenmiş oluyoruz..</p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"></p>

<p style="text-align: justify;"></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Yaşam | Aile&amp;GNÇ</category>
      <guid>https://www.ehlibeytalimleri.com/kulturden-yoksun-birakilan-insan</guid>
      <pubDate>Fri, 12 Jan 2024 20:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://ehlibeytalimlericom.teimg.com/crop/1280x720/ehlibeytalimleri-com/uploads/2024/01/kultur-1.jpg" type="image/jpeg" length="66869"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
