Mehmet Akif Koç ile..

.
.

Ehlader Araştırma Bölümü

.

Başta ülkemiz ve bölgemizi oldukça yakından ilgilendiren belki de özelde Batı Asya’ya genelde tüm dünyaya yön verecek olan ‘Aksa Tufanı Harekâtı’ ile ilgili konunun ehli uzmanlarıyla röportajlar hazırladık.

 * * *

Bugünkü konuğumuz Ortadoğu Çalışmaları Araştırmacısı, Yazar ve Çevirmen Mehmet Akif Koç..

- Mehmet Akif Hocam Yahudilik ve Siyonizm nedir? Farkları ve amaçları nedir? Siyonizme karşı olan Yahudiler kimlerdir?

- Mehmet Akif Koç: Türkiye’de yaygın bir yanlış ve inançları düşünce tembelliğine iten bir husus bu; her Yahudi’yi Siyonist zannetmek ve hepsini aynı çuvala koymak... Siyonizm, ortaya çıktığı 19. yüzyılın sonunda ve hatta onlarca yıl sonrasında bile bütün Yahudilerin benimsediği bir dini/siyasi ideoloji olmaktan uzaktı. Yahudi cemaati dini ve politik gerekçelerle Siyonizm idealine karşı çıkmıştı. Ancak II. Dünya Savaşı dönemindeki Holokost ve 1948’de İsrail Devleti’nin kurulmasıyla Siyonizm karşıtı çevreler gücünü önemli ölçüde yitirdi.

Günümüzde de bütün Yahudiler, Siyonizm idealini benimsemiş değil, sayı ve etki olarak azınlıkta kalsalar da emperyalist ve kolonyalist bir Siyonist çerçeveye karşı çıkan Yahudiler halen mevcut. İsrail kamuoyu da bütünüyle Netenyahu’yu destekliyor değil. Yanılsamaya bakın ki, Gazze Savaşı’nın sorumlusu olan ve tüm İsrail’i temsil ettiği sanılan Başbakan Netanyahu, Knesset seçimlerinde sadece %24 oy alabildi ve 120 üyeli parlamentoda 30 milletvekiline sahip.

Bu şartlar altında, uluslararası toplumun İsrail’in saldırgan eylemlerine karşı bu muhalif çevrelerle ve eleştirel duruşa sahip İsrailli/Yahudi entelektüeller ve siyasilerle daha fazla diyaloga girmesini gerekli görüyorum.

 * * *

- Peki, sizce Gazze direnişinin kazanımları, dünya çapında etkisi, geleceği?

- Mehmet Akif ​​​​​​​Koç: Gazze’de sadece Hamas’ın değil, irili ufaklı diğer politik grupların da İsrail karşıtı direnişe ve işgale karşı durduğunu belirtmek gerekiyor. Dolayısıyla İsrail’in eylemlerini sadece Hamas karşıtı bir çerçevede konumlandırmak sahadaki gerçekliği izah etmekten uzak kalacaktır. El-Fetih içinden ve sol/sosyalist kanada mensup Filistinlilerin yaşanan son sürece dair duruşu ve Gazze’ye desteği de bu durumun bir göstergesi.

Gazze’ye saldırıların, herhangi bir sonuç üretmeyen uzun ve verimsiz diplomatik süreçlerden ziyade “direniş” kültürünü daha fazla ön plana çıkardığı tespitini yapmak yanlış olmayacaktır. Bölgede daha önceki benzer süreçler de ulusal bağımsızlık mücadelelerinde direniş kültürünün sonuç üretebildiğini ortaya koyuyor. Uluslararası toplumun aktif ve güçlü destek vermediği müzakerelerin sonuçsuz kaldığı bir ortamda, ümitsiz ve ekonomik açıdan perişan durumdaki halkın direniş dışında başka bir seçeneğinin kalmamasına şaşırmamak gerekir. Gazze’deki direnişin yarın Batı Şeria ve Kudüs’ün farklı bölgelerinde karşımıza çıkması da keza şaşırtıcı olmayacak.

 * * *

- Mehmet Akif Hocam, Gazze eylemleri hakkında bazı şüpheler ortaya atıldı bunlarla ilgili bir cevap vermek ister misin?

- Mehmet Akif ​​​​​​​Koç: 7 Ekim saldırılarının teknik açıdan ve literatürdeki benzerleri itibariyle bir “terör” eylemi olduğuna kuşku yok. Nitekim 1948 öncesinde Yahudi örgütlerin Filistin’de yaptıkları da teknik olarak “terör” eylemleriydi, sonradan bu terör örgütlerinin liderleri İsrail Devleti’ni kurarak devlet başkanı, başbakan, bakan vs oldular. Bugün Hamas’a karşı güçlendirilmeye çalışılan El-Fetih’in kurucusu Yaser Arafat da bir dönem “terörist” olarak nitelendiriliyordu, ama 1993’te Oslo Antlaşmaları döneminde Beyaz Saray’da barışa imza koyup Nobel Barış Ödülü ile ödüllendirilmişti. Dolayısıyla aktörlerin “terör” niteliği göreceli ve konjonktüreldir.

7 Ekim’de yaşananın (teknik olarak) bir terör saldırısı olduğunda kimsenin bir şüphesi yok. Haklı bir davanın tedhiş ve terör eylemleriyle meşru zeminden kopacağı, kendi etrafındaki sempatiyi yok edeceği, sonunda kendi tarafındaki masum sivillerin de zarar göreceği bir şiddet kısır döngüsüne katkı sağlayacağı vs gibi hususlar da herkesin şüphesiz malumu. Ancak diğer taraftan, Gazze’de hakikatte nasıl bir hayatın yaşandığını ve bunun ne gibi sonuçlara yol açtığını gerçekten biliyor muyuz?

Aslında Gazze deyince, Akdeniz kıyısında küçücük bir kıyı şeridini kastediyoruz. Deniz haricinde dört bir yandan İsrail yerleşimleri ve sınır karakolları ile kuşatılmış bir kara parçası. Denizden ve karadan abluka altında, Gökçeada kadar bir toprakta yaşayan, çocuk ve genç nüfusun çok yoğun olduğu, yaklaşık 2,5 milyonluk fakir bir nüfus. %65-70’i işsiz, kendi kendine yetemeyen bir ekonomi, dış yardım ve destekle ayakta durmaya mahkûm edilmiş bir halk. Sadece Refah’taki gizli tüneller yardımıyla zaman zaman Mısır yönetiminin izin verdiği ölçüde kaçakçılıkla ve mal girişiyle dünyayla iletişimi sağlayabilen bir topluluk.

Böylesi şartlar altında, İsrail ile neredeyse koşulsuz bir barıştan ve aşağılanmış bir uzlaşıdan yana Arap milliyetçisi/seküler yapıların güçsüzlüğü ve başarısızlığı karşısında, İslami söylemin yükselmesinden daha doğal ne olabilir? Arap ülkelerinin farklı saiklerle destek vermekten kaçındıkları ve yokluğa mahkûm edilen bu bölgenin, İran ve “direniş ekseni” olarak nitelendirilen çeşitli gruplarca maddi ve lojistik olarak desteklenmesinden rahatsız olunması, mevcut adaletsizlikleri ve işgal gerçeğini düzeltmeye yetiyor mu? Burada öncelikli rol Arap ülkelerinin liderlerine düşüyor, ancak onların da böyle bir önceliği ve gündemi yok.

 * * *

- Değerli Hocam sizce Gazze savaşında İslam dünyasının durumu nedir?

Bir “İslam dünyası” yok, geçmişte de ne kadar var olduğu şüphe götürür... Olmayan bir “İslam dünyasının” bu vahşete bir tepki gösterebilmesini beklemek safdillik olurdu. Nitekim zorla ve haftalar sonra toplanabilen İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Ligi liderlerinin ortaya koydukları vasat metin ve verilemeyen tepkiler bunu yeterince kanıtlıyor. Evet, bir İslam dünyası yok, geçmişte de yoktu, şu an da yok…

 * * *

- Mehmet Akif Hocam bu kıymetli röportaj için sizlere teşekkürlerimizi sunuyoruz.

* Bu röportaj Kasım 2023 tarihinde gerçekleştirilmiştir.