26 Eylül 2021 Pazar Saat:
02:55

Okulumu Çok Özledim!

20-07-2021 22:01


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Hayat kavramına ilahi pencereden bakınca bana en güzel tanımı, kaliteyi ve anlamı verecek olan beni yaratan, tanıyan ve donatan Rabbimdir.   Daha insanlığı yaratmadan yeryüzüne mesajlarının alametini dikti, akabinde ilk insan ve ilk babamız olan Hz. Âdem’i (as) yarattı.

 

O alamet gök katlarında adı Beytu’l Mamur, yeryüzündeki adı ise Beytu’l Haram’dır. Yani Kâbe’dir. Okulumuz Kâbe’dir ve ilk müdürü de yeryüzünün halifesi olan Hz. Âdem’dir. Bu okulun prensipleri belli idi. Bu okul müdürümüzün eğitim sistemi de belli idi. İşte bu okuldan mezun olmak isteyenler kayıt yaptırdılar. Ancak bu okula kayıt yaptırmayanlar da oldu. Kayıt yaptırıp eğitime tabi olmayanlar da.

 

Al-i İmran Suresi, 96. ayet: “Gerçek şu ki, insanlar için ilk kurulan Ev, Bekke (Mekke) de, o, kutlu ve bütün insanlar (âlemler) için hidayet olan (Kâbe)dir.”

 

Nitekim bu okul ilk zamanlardan bu zamana kadar hep oldu. Bazen insanlar yıkmaya, bazen afetlere uğradı. Ancak yine bu ilahi müdürler yeniledi.

 

Bir kuruma veya üniversiteye veya önemli bir kuruluşa gittiğinizde büyük panoda bu kuruluşun ilk kurucusunun ve arkasından bunu devem eden yöneticilerinin tablolarını görürsünüz. Padişahlar, başbakanlar, aydınlar, düşünürlerin resimleri veya onları temsil eden simgelerinin sergilenişini fark edersiniz.

 

İşte ben de Kâbe’yi düşünüyorum. Haceru’l Esved, yaratıcımız Allah’a misak verdiğimizi ve ahidleştiğimizi simgeler. Şimdi bu eğitim sisteminin ilk kurucusu Hz. Âdem ile başlayıp 124.000 peygamberin, 124.000 de vasisinin misakını düşünüyorum. Hepsi gözlerimin önünden bir şerit gibi geçiyor. Misakı ayağa kaldıran ve hayata taşıyan bu kurucuların ve koruyucuların mücadelelerini düşünüyorum. Onlarsız Kâbe’yi düşünemiyorum bile. Kâbe terk edilmiş bir okula dönerdi. Hamdolsun ki yüce Allah her daim bir hüccetini atadı.

 

Kâbe günlüğünü bize sunsa, herhalde bize çok şey anlatırdı. Tüm bu kendisinde söz veren önderlerin isimleri gözlerimin önünden bir şerit gibi birer birer geçiyor…

 

Anlıyorum ki hepsinin amacı aynı idi.

 

Hac suresi/26. Ayet; “Hani Biz İbrahim'e Evin (Kâbe’nin) yerini belirtip hazırladığımız zaman (şöyle emretmiştik:) "Bana hiçbir şeyi ortak koşma, tavaf edenler, kıyam edenler, rükûa ve sücuda varanlar için Evimi tertemiz tut."

 

Bakara Suresi, 125. ayet: “Hani Evi (Ka'be'yi) insanlar için bir toplanma ve güvenlik yeri kılmıştık. "İbrahim'in makamını namaz yeri edinin", İbrahim ve İsmail'e de, "Evimi, tavaf edenler, itikâfa çekilenler ve rüku ve secde edenler için temizleyin" diye ahid verdik.”

 

Yüce Allah, bizden tavaf etmeyi, kıyam etmeyi, rükû ve secde etmeyi ve gerçekten temiz olmayı istemişti. Bunları başarabilmek için, gerçekten tertemiz olan önderlerden öğrenmeyi gerektirir. Bu konuda da ancak bizlere ismet olan, ilahi rıza ve teyitliği alan önderlerimiz yardım edebilir. İşte insanlık için tüm peygamberler ve vasileri rahmettirler. Tüm peygamberler ve vasileri Allah’a söz vermek için Hacerul Esved’e dokunurken, ben de elimi Haceru’l Esved’e dokundurmak ve her peygamber ve vasisini tasdik etmek istiyorum. Onlar gibi Rabb’ime söz vermek istiyorum.

 

 Ellerime en yakın olan ve hissettiğim de, Hz. Muhammed(saa) ve vasileri olan her Ehl-i Beyt imamıdır. (Hepsine selam olsun.) Onların sesleri kulaklarımda, onların dokunuşları Mescid-i Haramın her yerinde, belki de onların ayak izlerine basıyorum…

 

Müdürsüz bir okul ne ise, bu önderlerimiz olmadan da Kâbe o olur.

 

Son peygamber Hz. Muhammed (saa), Kâbe’ye çokça sarılan ve kendilerine göre kulluk eden bir topluluğa gelmişti. Eğer Hz. Muhammed (saa) bu topluluğa gelmeseydi ve rahmet elleriyle onlara dokunmasaydı, onlar Kâbe olmasına rağmen cahiliye halkı olarak kalacaklardı. Ancak onu kabul etmekle cahiliye hayatından kurtulmuş olacaklardı. Bu nasibi tüm dünya alacaktı.

 

Ahzab Suresi, 45. ayet: “Ey Peygamber, gerçekten Biz seni bir şahid, bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik.”

 

Peygamberimiz Hz. Muhammed (saa) te Haceru’l Esved’e el sürdü. Hem iyi bir kul olmanın sorumluluğunu hem de risalet tebliğini yapacağına dair Rabbine önceki ahdini yeniledi. İnsanlara rahmetin ve hidayetin yolunu gösterdi.

 

Kendisinden sonra da insanlar tekrar cahiliye hayatlarına dönmesinler diye hem Allah’ın emri, hem de kendi çizgisinin alameti olarak İmam Ali’nin (as) velayetini bildirdi.

 

 Ebu Cafer (Muhammed Bakır aleyhisselâm) şöyle buyurmuştur:

 

«Allah, Ali (aleyhisselâm)'ı kendisi ile kulları arasında bir alâmet olarak dikti. Onu tanıyan mü'mindir, onu inkâr eden kâfirdir. Onu bilmeyen sapık, onunla birlikte bir başka alâmet diken de müşriktir. Onun velayetini kabul etmiş olarak gelen, cennete girer.» Usul-i Kâfi, c. 1, h. 1179

 

Rahmet yolu devam edecekti. Hz. Muhammed (saa), çizginin daha da devam edeceğini bildirerek ve yolun korunması için İmam Ali’den (as) sonraki halefleri de tek tek ismini belirterek insanları müjdeledi.

 

Böylece Hz. Muhammed’i (saa), Resulullah olarak ona iman edip dinleyip dinlemeyecekleri konusunda insanlar imtihana girdiler.

 

Bakara Suresi, 143. ayet: “Böylece Biz sizi, insanlara şahid (ve örnek) olmanız için orta bir ümmet kıldık; Peygamber de üzerinizde bir şahid olsun. Senin üzerinde bulunduğun (yönü, Kâbe’yi) kıble yapmamız, elçiye uyanları, topukları üzerinde gerisin geri dönenlerden ayırt etmek içindir. Doğrusu (bu,) Allah'ın hidayete ilettiklerinin dışında kalanlar için büyük (bir yük)tür. Allah, imanınızı boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz, Allah, insanlara şefkat edendir, esirgeyendir.”

 

Şimdi peygamberimiz her şeyi tebliğ etti. Her zamanın önderi olan Ehl-i Beyt imamları da tek tek kendi dönemlerini geçirdiler. Haceru’l Esved’e son dokunan ve ahid veren de zamanımızın önderi İmam Mehdi’dir. (a.f)

 

İmam Muhammed Bakır (as) Kâbe’nin etrafında tavaf eden hacılara baktı ve şöyle buyurmuştu;

 

 “ Cahiliyyet döneminde de böyle tavaf etmekteydiler. İnsanlara Kâbe’yi tavaf etmelerinden sonra bize gelmeleri, velayet ve dostluklarını ilan etmeleri ve bize yardım etmeye amade olduklarını ifade etmeleri emredilmiştir.” İmam Hüseyin ansiklopedisi, c. 4,s. 239  

 

Şimdi soruyorum Kâbe’yi ve Haceru’l Esved’i nasıl düşünüyorsun?

 

Ellerin onun elini hissediyor mu, yoksa hâlâ okulunu müdürsüz düşünenlerden misin?

 

 

 

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !