16 Haziran 2021 Çarşamba Saat:
19:57
01-10-2013
  

Necranlılar İle Peygamberin (s.a.a) Görüşmesi

Hz. Peygamber (s.a.a), Mübahele'ye Gidiyor

Facebook da Paylaş

 

Ehlader Araştırma Bölümü
 

Necran; Hicaz ve Yemen sınırında yer alan, kendisine bağlı olan yetmiş yerleşim merkezi bulunan oldukça sefalı bir beldedir. İslâm güneşinin doğduğu ilk yıllarda, bu bölge Hicaz'ın Hıristiyan olan tek bölgesiydi. Birtakım nedenlerden dolayı putperestlikten el çekmiş ve Mesihi dinine girmişlerdi.1


Hz. Peygamber'in (s.a.a), devlet reisleriyle ve dünyanın dinî merkezleri ile yaptığı yazışmalardan biri de Necran piskoposu2 olan Ebu Haris'e gönderdiği mektuptur. Bu mektup ile Necran sakinlerini İslâm dinine davet etti. şimdi bu mektubun içeriğini sunuyoruz:


İbrahim'in, İshak'ın ve Yakub'un Allah'ı adıyla, (bu mektup), Allah Resulü Muhammed'den, NecranPiskopos'una. İbrahim, İshak ve Yakub'un Rabbini övgüyle anıyorum. Sizleri de kullara tapınmaktan sakınarak, Allah'a kul olmaya davet ediyorum. Sizleri, kulların velâyetinden çıkarak, Allah'ın velâyetine girmeğe davet ediyorum. Eğer benim davetimi kabul etmezseniz, en azından İslâm devletine cizye ödemekle mükellef olacaksınız. (Bu az bir miktar ödeme karşılığında, can ve malınız güvende olacak), bunu da kabul etmekten çekinirseniz, o zaman karşılaşabileceğiniz tehlikeler konusunda sizleri uyarıyorum.3

Bazı şiî kaynaklı tarihlerin naklettiklerine göre, Hz. Peygamber, Ehlikitap hakkında nazil olan, herkesi bir tek Allah'a kul olmaya davet eden ayeti de o mektupta yazmıştı. Hz. Peygamber'in (s.a.a) elçileri Necran'a vardılar ve onun mektubunu Necran Piskopos'una verdiler. O, mektubu büyük bir itina ve dikkatle okudu. Daha sonra karar almak için, dinî ve gayri dinî büyük şahsiyetlerden müteşekkil bir şûra topladı. Kendisiyle meşveret edilen kişilerden birisi, aklı, iş bilirliği ve dirayeti ile ünlü şurahbil idi. O, piskoposun sorusuna şöyle cevap verdi:


Dinî konularda benim bilgim çok azdır. Buna binaen, benim bu konuda görüş belirtmem doğru değildir. Ancak eğer bu konu dışında benimle meşveret etseydiniz, size bazı yollar sunabilirdim; ama sizleri bir konuda uyarmak zorundayım. Biz din bilginlerimizden çok defalar duymuşuz ki, bir gün gelecek ve peygamberlik makamı, İshakoğulları'ndan, İsmailoğulları'na intikal edecek. Buna göreİsmailoğulları'ndan olan Muhammed'in beklenen peygamber olması ihtimali de oldukça güçlüdür.


şûra'nın kararı gereğince, "Necran temsilciler heyeti" unvanıyla bir grubun Medine'ye gönderilmesine ve Muhammed ile yakın temasta bulunarak onun nübüvvet delillerini incelemelerine karar verildi. Böylece, Necran'ın en bilgin ve en değerli şahsiyetlerinden altmış kişi seçildiler. Başlarında din önderlerinden üç kişi yer almaktaydı:


1- Ebu Harise b. Alkame; Rum kilisesinin, Necran da resmi temsilcisi ve en büyük piskoposu.


2- Abdulmesih; aklı, tedbiri ve iş bilirliği ile meşhur, temsilci heyetinin reisiydi.


3- Eyhem, Necran halkı arasında oldukça muhterem sayılan yaşlı bir kişiydi.4


Temsilciler heyeti, ikindi vakti, pahalı ipek elbiseler, boyunlarında haçları ve parmaklarında altın yüzükleri ile mescide girdiler ve Peygamber'e (s.a.a) selâm verdiler. Fakat onların bu çarpıcı ve gayri münasip durumları ile mescide gelişleri, Peygamber'i çok rahatsız etti. Onlar, Hz. Peygamber'in (s.a.a) kendilerinden rahatsız olduğunu fark ettiler, ama sebebini anlayamadılar. Daha önce kendileriyle tanıştıkları Osman b. Affan ve Abdurrahman b. Avf ile görüştüler ve olayı onlara anlattılar. Onlar bu sorunu Ali b. Ebu Talib halledebilir deyince, onlar da Ali'ye müracaat ettiler. Ali (a.s), onlara elbiselerini değiştirmelerini, sade giyinmelerini, altın takılarını çıkarmalarını ve öylece onun huzuruna varmalarını ve eğer böyle yaparlarsa, kendilerine izzet ve ikramda bulunulacağını söyledi.


Necran temsilcileri, sade elbiseler giyinip, takılarını çıkardıktan sonra, Hz. Peygamber'in (s.a.a) huzuruna vardılar. Peygamber özel bir ihtiramla onların selâmını aldı. Kendisine getirmiş oldukları birtakım hediyeleri kabul buyurdu. Temsilciler, henüz müzakereye başlamadan kendi ayinlerine göre ibadet vaktinin girdiğini söylediler. Hz. Peygamber (s.a.a), onlara Medine mescidinde yüzleri doğuya dönük olduğu hâlde namaz kılmalarına izin verdi.5


Necran Temsilci Heyeti İle Müzakere


Müslüman siyer yazarlarından, tarihçilerden ve muhaddislerinden bazıları, Necran temsilci heyetinin Hz. Peygamber (s.a.a) ile müzakerelerinin metnini nakletmişlerdir. Biz burada müzakerenin bir kısmını, Halebî'nin kendi siretinde getirdiği şekilde aktaracağız.6


Hz. Peygamber (s.a.a): Ben sizleri tevhid dinine, bir tek Allah'a ibadet etmeğe ve O'nun emirlerine teslim olmaya davet ediyorum. Daha sonra Kur'ân'dan onlara birkaç ayet okudu.


Necran temsilcileri: Eğer İslâm'dan maksat, âlemleri yaratan bir tek Allah'a iman etmek ise, biz daha önce O'na iman etmişiz ve O'nun hükümlerine de amel ediyoruz.


Hz. Peygamber (s.a.a): İslâm'ın bazı alâmetleri vardır ve sizlerin bazı hal ve hareketleriniz gösteriyor ki, gerçek İslâm'a yönelmemişsiniz. Nasıl tek Allah'a ibadet ettiğinizi iddia ediyorsunuz, hâlbuki sizler haç'a ibadet ediyorsunuz. Domuz eti yemekten çekinmiyor ve Allah'a oğul nispet ediyorsunuz.


Necran temsilcileri: Biz onu (İsa Mesih'i) Allah olarak tanıyoruz; zira o, ölüleri diriltti ve hastalara şifa verdi; topraktan bir kuş yaptı ve o uçmaya başladı. Bütün bunlar onun Allah olduğunu gösteriyor.


Hz. Peygamber (s.a.a): Hayır! O, Allah'ın kulu ve mahlûkudur. Onu Meryem'in rahminde karar kıldı. Bu güç ve kudreti de ona veren Allah'tır.


Temsilcilerden biri: "Evet o, Allah'ın oğludur; zira onun annesi Meryem, hiç kimseyle evlenmeden onu dünyaya getirdi. çyleyse Onun babası da ancak âlemlerin rabbi Allah'tır." Bu esnada vahiy meleği nazil olarak, Hz. Peygamber'in (s.a.a) onlara şöyle söylemesini istedi: Hz. İsa'nın durumu aynı Hz. Âdem'in durumu gibidir. çyle ki, onu sınırsız kudretiyle, anne ve babası olmaksızın, topraktan yarattı.7 Eğer babasının olmaması, onun Allah'ın oğlu olduğuna delil olsaydı, o zaman Âdem (a.s), bu makama daha lâyıktı; zira ne babası vardı, ne de annesi."


Necran Temsilcileri: Sizin sözleriniz bizleri ikna etmiyor. Tek yol, münasip bir vakitte karşılıklı mubahele etmektir. Orada Allah'ın lânetini yalancıların üzerine kılalım ve Allah'tan yalancıları helâk etmesini isteyelim.8


Bu durumda, vahiy meleği nazil olarak, Mübahele Ayeti'ni indirdi ve Hz. Peygamber'i (s.a.a) kendisiyleinatlaşıp mücadele etme yoluna giderek, hakkı kabule yanaşmayanlarla mübahele etmekle görevlendirdi. Her iki taraf da Allah'ın lânetini yalancıların üzerine kılacaktı.


Artık sana gelen bunca ilimden sonra, onun hakkında seninle çekişip-tartışmalara girişirlerse, de ki: "Gelin çocuklarımızı ve çocuklarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım; sonra karşılıklı lânetleşelim de Allah'ın lânetini yalan söyleyenlerin üstüne kılalım."9 Taraflar, konuyu mübahele yoluyla kapatmak amacıyla hazırlıklara başladılar. Ertesi gün herkesinmübahele için hazır olmasına karar verildi.


Hz. Peygamber (s.a.a), Mübahele'ye Gidiyor


Hz. Peygamber'in (s.a.a), Necran temsilciler heyeti ile mübahele öyküsü, İslâm tarihinin en ilginç,hayret verici ve sarsıcı olaylarından biridir. Gerçi bazı siyer yazarları ve muhaddisler, bu olayı bütün ayrıntıları ile nakletmekten çekinmişlerdir fakat birçok kimse de alabildiğince üzerinde durmuştur. çrneğin: Zemahşeri, el-Keşşaf tefsirinde; Fahr-i Razi kendi tefsirinde; İbn Esir, el-Kâmil adlı eserinde genişçe bahsetmiştir. Burada Zemahşeri'den bir miktar alıntı yapacağız:


Mübahele zamanı gelip çattı. Hz. Peygamber (s.a.a) ve Necran heyeti, daha önce mübahelenin şehirdışında, çölün eteğinde yapılmasını kararlaştırmışlardı. Hz. Peygamber (s.a.a), bu tarihî olaya katılmak amacıyla, Müslümanlar içinde, yakınları arasından dört kişiyi seçti. Bu dört kişi, Ali b. Ebu Talib, kızı Fatıma, torunları Hasan'dan ve Hüseyin'den (her ikisine de selâm olsun) başkası değildi; zira bütün Müslümanlar arasında bu dört kişiden daha güçlü bir iman ve tertemiz nefislere sahip kimse yoktu. Hz. Peygamber (s.a.a), evi ile mübahelenin kararlaştırıldığı yer arasındaki mesafeyi özel bir şekilde kat etti. O, Hz. Hüseyin'i (a.s) kucağına almış, Hz. Hasan'ın (a.s) elinden tutmuş, Hz. Fatıma (a.s) arkasında ve Ali (a.s) de onların ardından yürüyorlardı. Mübahele meydanına ayak bastılar. Oraya varmadan önce yanındakilere şöyle buyurdu:


Ben dua ettiğim zaman, sizler de "Âmin" diyerek beni destekleyin.


Necran temsilci heyetinin başta gelenleri, Hz. Peygamber (s.a.a) ile yüzleşmeden önce, kendi aralarında şöyle diyorlardı: "Eğer Muhammed'in askerleri ve komutanları ile meydana geldiğini ve zahiri şevket ve gücünü bizlere göstermeğe yeltendiğini hissederseniz, biliniz ki, o yalancıdır ve kendi iddiasında sadık değildir; ama eğer kendi ciğer pareleri olan çocukları ile gelir ve her türlü maddî şatafattan uzak bir görünüm arz ederek dergâh-ı ilâhîye yönelecek olursa, o zaman iddia ettiği şeyde sadıktır; zira kendisinden öylesine emin ve davasına inancı öylesine güçlüdür ki, davası uğruna kendisini ve çok aziz olan ciğer parelerini tehlikeye atmayı göze alabiliyor.

Temsilci heyeti, bu konu üzerine sohbet ile meşgul iken, bir an Hz. Peygamber'in (s.a.a) nurlu yüzüve yanında, üçü kendi varlık ağacının dalları olan, dört kişi ile birlikte beliriverdi. Heyet üyeleri, bir an hayretten donakalmış bir hâlde birbirlerine bakıp durdular. Onun, ciğer paresi olan iki masum çocuğunu ve biricik kızını alıp mübahele meydanına gelişini hayretle izliyor ve parmaklarını ısırıyorlardı. Onlar Hz. Peygamber'in (s.a.a) kendi davasında sadık olduğunu ve imanının derinliğini anladılar. Aksi hâlde iddiasında tereddüdü olan biri, kendi azizlerini birtakım hevesleri uğruna semavî belâlara duçar etmez ve ilâhî azap ile karşı karşıya bırakmazdı.


Necran piskoposu dedi ki: "Ben karşımda öyle çehreler görüyorum ki, eğer ellerini kaldırıp Allah'tan büyük dağları yerlerinden sökmesini isteseler, o dağlar hemencecik sökülüverirler. Buna binaen, bizim böylesine nurlu simalarla ve böyle fazilet ehli kimselerle mübaheleye kalkışmamız kesinlikle doğru değildir; zira hepimiz, hemen burada helâk olabiliriz; hatta bu azap yayılıp, bütün Hıristiyanlık âlemini kaplayabilir. O zaman da yeryüzünde bir tek Mesihî kalmayacak demektir."


Temsilci Heyetinin Mübaheleden Vazgeçmesi


Temsilci heyeti, mezkûr durumu görünce, kendi aralarında şûra oluşturdular ve şûrada oy birliği ile kesinlikle mübaheleye katılmama kararı aldılar. Daha sonra, her yıl vergi (cizye) vermeyi kabul ettiler. Buna karşılık, İslâm hükümeti de onların can ve mal güvenliğini üstlenmiş oluyordu. Hz. Peygamber (s.a.a), duruma razı oldu. Onlar da az bir vergi ile İslâm hükümetinin birçok meziyetlerinden yararlanma fırsatı bulmuş olacaklardı. Daha sonra Hz. Peygamber (s.a.a), şöyle buyurdu: Azap, bütün kötülüğü ile gölgesini Necran temsilci heyetinin üzerine salıvermişti. Eğer mübahele ve lânetleşme yolunu tercih etseydiler, insanî suretlerini kaybedeceklerdi ve çölde tutuşan bir ateşin eseriyle kavrulacaklardı. Ayrıca azap, Necran topraklarına kadar yayılacaktı.


Aişe'den şöyle nakledilmiştir: "Mübahele günü, Hz. Peygamber (s.a.a), kendisiyle birlikte götürdüğü dört kişiyi siyah renkli abasının altına aldı ve şu ayeti okudu:


Allah, sadece siz Ehlibeyt'ten her türlü kötülüğü uzaklaştırmak ve sizi tertemiz kılmak ister.Daha sonra Zemahşerî, Mübahele Ayeti ile ilgili bir takım nükteler zikrediyor ve bahsin sonunda şöyle diyor:


Mübahele öyküsü ve bu ayetin verdiği mesaj, Kisa Ashabı'nın (Al-i Aba: Muhammed, Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin) insanlığın en faziletlileri olduklarının canlı şahidi ve İslâm dininin de hakkaniyetinin en muhkem senedidir. Ehlibeyt İmamları'ndan nakledilen rivayetlerden anlaşıldığı üzere, mübahele konusu Peygamber'e (s.a.a) özgü bir husus değildir. Her mümin ve Müslüman, dinî konularda muhalifleriyle mübahele yapabilir.


Mübahelenin şekli ve duası, hadis kitaplarında yer almıştır. Daha fazla bilgi edinmek için Nuru's- Sakaleyn1 adlı tefsire müracaat edilebilir.


Büyük üstad, Allâme Muhammed Hüseyin Tabatabaî'nin risalesinde şöyle okuyoruz: Mübahele, İslâm'ın kalıcı mucizelerinden biridir. Her imanlı şahıs, İslâm'ın ilk önderini takip ederek, İslâm'ın hakikatlerinden birini ispat yolunda, muhalifler ile mübahele edebilir ve Âlemlerin Rabbi olan Allah'tan muhalif tarafı cezalandırması ve mahkûm etmesi talebinde bulunabilir.
 

 


1-  Biharu'l-Envar, 21/285
2-  Mucemu'l-Buldan'da (5/266-267) Yakut Hamevi, onların neden Hıristiyan olduklarını açıklamıştır.
3-  Piskopos diye anlamlandırdığımız kelimenin orijinali Oskof'tur. Oskof, Yunanca "Episkop" kelimesinin Arapçalaştırılmışıdır. Gözcü anlamındadır. şimdi ise Keşişten üst bir makam için kullanılan bir terimdir.
4- Yakubî Tarihi, 2/66
5- Sire-i Halebî, 3/239
6- Sire-i Halebî, 3/239
7- Âl-i İmrân, 59.
8- Biharu'l-Envar, 21/23; ancak Mübahele Ayeti'nden ve Sire-i Halebî'den ve ayetteki ifadesinden anlaşıldığı üzere, Peygamber'in (s.a.a) kendisi Mübahele önerisinde bulunmuş.
9- Âl-i İmrân, 61

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler