26 Ekim 2021 Salı Saat:
20:15

Mezhepçilik Fitnesini Körüklemek ve Gerçekleri çarpıtmak

03-10-2012 00:22


 

 


Fitnenin her çeşidi kötü ve tehlikelidir. Fitneler içerisinde en tehlikeli fitne, mezhepçilik taassubundan kaynaklanan mezhepçilik fitnesidir. Bazı İnsanlar durduğu yere, baktığı mekâna ve bulunduğu konuma göre olaylara bakar ve olaylara bu şekilde baktığı zaman da, olayları dilediği gibi görür ve analiz eder. Oysa olması gereken insanın takım tutma mantığına sahip olmadan, tarafgirlik mantığından uzak durarak olaylara iman, akıl ve insaf terazisinde bakmasıdır.

 

Yeni Akit gazetesinin yazarlarından Mustafa Özcan beyefendi Ehlisünneti ve şiasıyla tüm İslam âleminin çok zor dönemlerden geçtiği bu günlerde ve yine İslam coğrafyasının ve İslam'ın kutsallarının haçlı+siyon zihniyetinin tamamen hedefi haline geldiği bu günlerde haçlı ve siyon zihniyetine hizmet türünden ve onları sevindirecek tarzda 01/10/2012 tarihinde Yeni Akit gazetesinde kaleme almış olduğu "Bağışla bizi Resulullah, bağışla bizi Suriye" başlıklı, gerçeklerle bağdaşmayan köşe yazısı aklı selim, insaflı ve Müslümanların vahdetini şiar edinen Ehli sünnetten olan kardeşlerimiz ile Ehlibeyt mektebine mensup olan şiaları derinden üzmüş ve bir o kadar da düşündürmüştür. Zira bu gün Ehlisünneti ve şiası ile İslam dünyasının çok daha önemli sorunları ve meseleleri vardır. İslam dünyası vahdete bu gün, dünden çok daha muhtaç olduğu bu günlerde bu tür yazıların yazılması Müslümanların birlik dokusuna zarar verir düşüncesi ile kamoyuna gerçekleri aktarmak ve malum yazara cevap nitelikli bu yazıyı kaleme almak zorunda kaldık.

 

Malum gazetenin bu yazarının yazmış olduklarının cevaplarına geçmeden önce şunu belirtmede fayda görüyorum; şunu asla unutmamak gerekir ki, sünnetullah ve Hz. Peygamber efendimizin sünneti insanın kendisi gibi inanmayanların, kendisi gibi düşünmeyenlerin önde gelenlerine, mezhep büyüklerine, inançlarına hakaret etme hakkını hiçbir Müslümana tanımamaktadır. Bundan dolayı kaleme alınan bu satırların muhatabı sadece ve sadece malum yazar ve bu düşünceye sahip olanlardır.
  

 Malum yazar şöyle diyor "Boynumuzun borcu Hazreti Resulullah'ın harim-i ismetini tam olarak savunamadık. Saldırganları caydıramadık veya faziletini tam olarak anlatamadık."


    Yazar aslında çok doğru bir konuya parmak basmıştır. Zira olaylara, kişilere ve İlahi değerlere Kuran ve sahih kaynaklar ile değil de mezhepçilik ruhu ile bakanlar Hz. Peygamber efendimizin makamını, O hazretin değerlerini gözetemediler ve risaletin karşılığı olup da Kuran tarafından meveddetleri farz olan ve ilmin, takvanın, erdemin, faziletin madeni olan Ehlibeyt imamlarını ve onların evrensel mesajlarını reddettiler. Mezhepçi zihniyetin inanç kavramlarına şekil kazandıran ve bin yılı aşkın bir zamandır sahih diye kucaklayarak, bağırlarına bastıkları ve Hz. Peygamber efendimiz ve Enbiya hakkında israiliyyat ile dopdolu olan Buhariye sahih unvanında sahip çıktıkları ve yine İslam'a karşı babası ile birlikte yirmi bir yıl savaşan, savaşmakla kalmayıp şirk ordusunun komutanlığını yapan ve Mekke fethinde "Müellefet-ül Kulub" sınıfına giren kişi ve kişileri mümin kabul ettikleri sürece durum pek değişmeyecektir.    Yine malum yazar şöyle diyor: "Suriye halkına da bir özür borcumuz var. Bugüne kadar yalanları siper ederek Suriye halkını savunmasız bıraktık."


    Yazar bu konuda da aslında doğruları söylemiş, ancak mezhepçilik ruhundan dolayı gerçekleri ters düz etmiştir. Evet, hakikaten Müslümanlar genel olarak Suriye halkına yardım etmediler. Dışa bağlı ajansların haber servislerinin tüm anlattıklarına, haberlerine inandık çoklarımız. Bu gün Suriye'deki yönetimin el değiştirmesini en fazla arzu eden siyonist İsrail ile ABD emperyalizmi ve bunlara yandaş olup malum yazarın da "Evet!

 

Bazı Arap Baharı ülkelerinde kimi Selefiler kabir yıkıyor ve tahrip ediyorlar. Bunu savunmak mümkün değil. Bize Vehhabiliğin ilk dönemlerini hatırlatıyor" diyerek altını çizdiği selefilerdir. Birtakım farklı ülkelerden toplama olan ve Bobcuların, İslam coğrafyasının kaynaklarını sömürmek isteyen emperyal ve siyonların rüyaları gerçekleşsin diye bu toplama gruba her türlü destek verildiğinden ve iki yıl öncesine kadar ülkelerinde iç çatışma olmayan Suriye halkı emniyetini kaybettiğinden dolayı Suriye halkından özür dilemek yerinde bir tutumdur. Bütün Müslümanlar olarak "kardeşlerinizin arasını bulun" ayetindeki ilkeye göre hareket edilmediği için Suriye halkına bir özür borcumuz var. Bu bölüme son noktayı koymadan önce Ayetullah Sistani'nin, Ehlisünnet kardeşlerimiz için söylediği bir sözü hatırlatmayı da faydalı görüyorum.

 

şii Müslümanlara buyuruyor ki; "Sünniler sizin kardeşinizden de öteye canınızdır, özünüzdür." Bu sözü Irak Samarra'daki Askeriye Türbesi'ne yapılan bombalı saldırıdan hemen sonra söylemiş ve böylelikle Müslümanlar arası birliğin zedelenmemesini sağlamış, Müslümanlar arası mezhep çatışması çıkarmak isteyenlerin planlarını alt üst etmiştir.  Bizde; Ehli Sünnet kardeşlerimizden olan âlimleri, aydınları, yazarları, sanatçıları, siyasileri, kanaat önderlerini aynı hassasiyeti göstermeye, yakılmak istenen "mezhep savaşları" fitnesine beraber karşı koymaya davet ediyoruz ve İmam Malik'in şu sözünü hatırlatarak şimdilik burada sonlandırıyoruz:


şeyh Abdullah bin Cibrin "Mecmu Feteva c.6" kitabında şöyle yazmaktadır:
 

İmam Malik şöyle demektedir: "Eğer birisinin kafirliğine % 99 ve imanına sadece % 1 ihtimal versem, Müslüman’a hüsnü zandan dolayı onun amelini müminliğe yormak gerekir."


Malum yazar şöyle diyor: "Hasan Nasrullah güya Hazreti Peygambere sahip çıkıyor ve Beyrut'ta gövde gösterisi yapıyor ve gösteri düzenliyor. Lakin Lübnanlı bir spikerin hatırlattığı, Üsame Rüfai gibi âlimlerin de temas ettiği gibi Suriye rejiminin cellatları halka 'la ilahe illa Beşşar' dedirtiyorlar. Demeye zorluyorlar. Ve Hasan Nasrullah Beyrut meydanlarında hançeresini yırtarken öbür taraftan Beşşar'ı Allah'ın yerine koyan rejime desteğini sürdürüyor. Bunu nasıl anlamalı ve nasıl yorumlamalıyız?"


Acaba malum yazar haçlı ve siyon zihniyetin sermayeleri ve çirkef planları neticesinde Hz. Peygamber efendimize yapılan küstahlığa karşı çıkan ve İslami değerlere derinden bağlı olup da İslamın değerleri, Müslümanların izzeti uğruna en azizlerini ve hatta canını bu uğurda feda etmekten bir an olsun geri durmayan Hasan Nasrullah'a neden bu kadar sert bir tonda karşı çıkıyor! Hz. Peygamber efendimize karşı yapılan küstahlığın faillerini, figüranlarını ve patronlarını yüz binlerle kınayıp, onlara karşı çıktığı için mi? Yoksa dünyanın gözleri önünde 33 günlük İsrail ile yapmış olduğu savaşta destanlar yazan yiğitlerin komutanlığını yaparak yıllardır Filistin'de Müslümanların bebeklerine bile merhamet etmeyen, kavram tanımayan siyonist vampirlere karşı koyduğu için mi?

Hasan Nasrullah, Filistin halkı kendisi gibi şia olmamalarına rağmen "onlar bizim din kardeşlerimizdir, onların derdini dert edinmeyen Müslüman olamaz" ilkesi ile İsraile karşı savaşmıştır. Acaba malum yazar Hasan Nasrullah'ın bu mücadelesinden mi rahatsız oluyor?


Malum yazar " Lübnanlı bir spikerin ve Üsame Rüfai adında bir âlimin söylemine dayanarak Suriye rejiminin cellâtları halka 'la ilahe illa Beşşar' dedirtiyorlar. Demeye zorluyorlar." diye bir iddiada bulunarak bir web sitesinin adresini veriyor.


Öncelikle hedef şaşırtmak için düzmece bir senaryodan ibaret olan bu tür gösterileri düzenlemek yapmak teknoloji çağında hiç de zor olmasa gerek. Bu necip millet, güzelim ülkemiz ve bu ümmet benzeri yalan senaryoları önceden de az görmüş değildir. Doksanlı yıllarda askeri, devleti halka öcü göstermek için asker elbisesi altında günahsız ve savunmasız insanları katledenlerin film ve senaryolarını az görmedi bu millet. Aslında bu Emevilerin Hz. İmam Ali'ye karşı başlattıkları ve geliştirdikleri bir yöntemdir. Emevi aktörleri ve taşeronları o gün biz Ali şialarıyız diyerek Ali şiası adında insanları evlerinden sürüyor, derbeder ediyor ve katlediliyorlardı. Amaç Hz. İmam Ali ve Ali davasının başını çeken Malik Eşterleri, Cundeb-i Azdileri halka kötü tanıtarak insanları daha rahat ve daha fazla sömürmekti.


Türkiye'de bulunan bir cemaatin şeyhini müceddid olarak ilan eden Üsame Rüfai'ye gelince: Biz Üsame Rüfai'nin Filistinin mazlum Müslüman halkına zulmeden İsrail'e, Irak'da bir buçuk milyon Müslümanı katleden ve Afganistan Müslümanlarına zulmederek onları sömürenlere karşı sesinin çıktığını ve adını ne hikmetse duymadık!  İslam ümmeti "la ilahe illallah, Muhammed Resulullah" şehadetini ikrar edenleri cehennemlik ilan eden ve öte taraftan da dinler arası diyalok diyerek Müslüman olmayanları cennet ehli ilan eden sözde din adamlarını az görmüş değildir. Dolayısıyla Müslümanlar bu ve benzeri oyunlara gelmezler artık. Onun için kimse boşuna uğraşmasın.


Malum yazarın şu sözüne gelince" Suriye rejiminin cellatları halka 'la ilahe illa Beşşar' dedirtiyorlar. Demeye zorluyorlar. Ve Hasan Nasrullah Beyrut meydanlarında hançeresini yırtarken öbür taraftan Beşşar'ı Allah'ın yerine koyan rejime desteğini sürdürüyor."


    Verilen video adresinde gösterilen beş on kişi var sadece. Ve bu kişiler bulundukları yerde birkaç kişiye darp etme görüntüsünde "la ilahe illa Beşşar" dedirtiyorlar. Öncelikle Kuran'ın dinine inanan her Müslüman bunun tevhide aykırı olup şirk olduğunu bilir. Ehli sünneten olsun veya şiadan olsun; Müslüman olan bir insan gerçekten Müslüman ise "la ilahe illallah" dan başka bir şeyi söylemesi ve kabul etmesi mümkün değildir. şimdi çoğunluğu Ehlisünnet kardeşlerimizden müteşekkil olan Mısır da üç beş kişi "la ilahe illa Mursi" söyler veya birilerine söyletirse, burada Mısır halkını, bu hadiseden dolayı Mursi'nin şahsını daha da kötüsü Ehlisünnet kardeşlerimizi ve inançlarını suçlamak, dünyada yapılan savaşların, dökülen kanların tek müsebbibi gibi göstermek ne iman ile ne akıl ile ve ne de insaf ile bağdaşır. Ama şu gayet açık ve net bilinmelidir ki; genelde bu durumlarda "la ilahe illallah" dan başka her hangi bir şeyi söylemek yahut söyletmek provokatörlükten öteye bir şey değildir. Bu işi yapan şayet Beşşar'ın adamları ve askerleri ise peki neden bunları basına vererek kendilerini mahkûm durumuna düşürüyorlar! Bunu da göz ardı etmemek gerekir.


Malum yazarın, Hasan Nasrullah'ı Beşşar Esad'ı savunduğu için kınamasına gelince: Bu gün Beşşar Esad'ın karşısında en fazla ve en ağır bir şekilde yer alanlar binlerce Filistinli Müslümanı katleden siyonistler ve ırak da, Afganistan da milyonlarca Müslümanı katlederek İslam coğrafyasına kandan, vahşet ve dehşetten başka bir şey getirmeyen haçlı zihniyetine sahip emperyalistler vardır. Malum yazar Hasan Nasrullah'a karşı takındığı bu tavrı ile safını göstermiş olmuyor mu acaba?


    Malum yazar, Hasan Nasrallah'ın Beyrut da yüz bini aşkın Müslüman'a hitap ederek "Hz. Peygamber efendimize hakaret edenleri kınaması ve var gücü ile bağırarak feryat etmesinden de rahatsız olmuş anlaşılan. Rahatsız olmasa idi içinde olanı şu cümleler ile " Hasan Nasrullah Beyrut meydanlarında hançeresini yırtarken" dışa yansıtmazdı. Söz buraya gelmişken; Malum yazara sormak lazım: Haçlı ve siyon zihniyet varlık âleminin en kutsalı Hz. Muhammed Mustafa'ya (s.a.a) hakaret ettiği zaman, malum yazar haçlı ve siyon zihniyete karşı bir tepki verdi mi acaba, tepki verdiyse şayet nasıl bir tepki verdi acaba?


    Malum yazar, Hasan Nasrullah hakkında " Bunu nasıl anlamalı ve nasıl yorumlamalıyız?" diye bir soru da soruyor. Bu soruyu sorarken de Hasan Nasrallah'ın "la ilahe illa Beşşar" diyenleri savunduğunu söylüyor. Bunun açıklamasını yukarıda yapmıştık. Ancak malum yazar ve benzerleri, bir bütün olarak Hasan Nasrullah'ı ve emsallerini anlamaları mümkün değildir. Zira Hasan Nasrullah ve emsallerini anlamak için onları, inandıkları değerleri ve mücadele ettikleri davalarını iyi tanımak gerekir.


Malum yazar yine şöyle diyor; Lakin Amerika'daki birkaç azgın Kıpti'nin yaptığı devleti ve bütün Amerikalıları bağlar mı? Nasrullah ise konuşmasında bu olayla ilgili ABD'yi devlet olarak sorumlu tutuyor."


    Malum yazar 11 Eylül den sonra ABD nin bir önceki başkanı George Bush'un yaptığı konuşmasında söylemiş olduğu "Terörizme karşı yürütülen savaş bir haçlı seferidir" sözünü ne de çabuk unutmuştur. Malum yazar emperyalizme ve haçlı zihniyete gösterdiği hoş görüyü, onlar hakkında yazdıklarının çeyreği kadarını, ömrünü Müslümanların izzet ve onuru için Mücadeleye adayan, Filistin'deki mazlum Müslümanları koruma, himaye etme adına Siyonistlere karşı mücadeleyi kendisine bir ilke edinen Hasan Nasrullah'a ve emsallerine neden gösteremiyor acaba?


Malum yazar, şia mektebinin önde gelenleri tarafından Selman Rüşdi'nin başına bırakılan ödülün arttırılmasını da anlaşılan hazmedememiş ve demiştir "20 yıl sonra Selman Rüşdi'nin ödülünü artırmaları gibi."


    Bu sözü ile aslında içini dışa yansıtmış ve Hz. Peygamber efendimize hakaret edenlere karşı tutum ve tavır içerisinde olanların karşısında yer alarak tarafını belirlemiş olmuyor mu acaba?


    Bu noktadan sonra malum yazar artık içinde sakladıklarını yavaş yavaş dışa yansıtarak kendisi gibi düşünmeyen ve inanmayan Müslümanları ağır bir şekilde eleştirerek şunları söylüyor: "Esasında kimi şiiler İslam dünyasına karşı yapılan saldırıda ABD ile ortak…Peki! 2003 ile 2007 arasında Irak'ta silahlı şii mangalar ne yaptılar? Ölüm mangaları ne yaptı? Aynen Suriye'deki gibi onlarca cami yıktılar. Onlarca imam öldürdüler.
  

 Malum yazarın bu satırları gerçeklerle asla bağdaşmıyor. Irak da bulunan Ehlisünnet kardeşlerimizin önde gelen din büyükleri ile şia'nın mercileri camileri, mabedleri yıkıp, yerle bir edenler ne Ehlisünnettendir ve ne de şia'dandır, bunlar dış mihraklı ajanlar ile tekfirci zihniyetin işidir diyerek defalarca ortak açıklamalar yaptılar ve Müslümanların vahdetini koruyarak Irak da mezhep savaşına fırsat vermediler.


    2006-2007 yılında şia dünyası tarafından çok önemsenen ve Ehlisünnet kardeşlerimizin de bir bakıma önem verdiği Askeriye türbesi Samerra da bombalandığı zaman şia ve Ehlisünnetin önde gelen din büyükleri ortak açıklamalar yaparak "mezhep savaşı çıkarmak isteyenlerin işidir, oyuna gelmeyiniz" diye defalarca açıklamalar yaptılar Irak uleması tarafından defalarca bu açıklamalar yapılmasına rağmen malum yazar bu gün bu satırları yazarak ne yapmak ve kimlere hizmet etmek istiyor acaba?


    Bu gün Suriye de cami yıkanların şia olduğunu söyleyerek şiayı hedef göstererek nereye varmak istiyor acaba? Daha iki yıl öncesine kadar Suriye de belirgin ve çok önemli bir sıkıntı olmamasına rağmen bir anda bazı ajanslar ve haber kanalları tarafından Suriye askeri kendi halkına kurşun sıkan asker olarak konuşulmaya, anlatılmaya başlandı. Hiçbir ülke kendi halkına, halkının mabetlerine bomba atmaz, kurşun sıkmaz. Alında Suriye halkına, camilere kurşun sıkanların çoğunluğu dışarıdan toplama olan gruplar değil midir acaba?


Malum yazar "İran da cami yıkan rejimle ortak" diyerek İran'ın Suriye'den yana tavır takınmasına tepki gösteriyor. İran konusunda cevap vermek bana düşmez, ancak İran üzerinden şiaya iftira atıldığından şunu belirtmeden de geçemeyeceğim: Irak da, Afganistan da, Libya da emperyalizm tarafından Müslümanlar öldürülürken, Müslüman kadınların namusları kirletilirken, Camiler yıkılıp yerle bir edilirken, tarihi miraslar yağmalanırken; bunları yapanlara destek olan veya bunları yapanların yanında yer alan Arabistan, katar, Kuveyt neden malum yazar ve bu zihniyete sahip olanlar tarafından kınanmamıştır. Sizce bu manidar değil midir?  


Yine malum yazar İran'ı köprü yaparak Caferiliğe saldırıyor ve şöyle diyor "Kimi Araplara göre bu devrim anayasasının da öngördüğü gibi 'Caferi devrimidir' ve cumhuriyet de 'Ebu Lülü Cumhuriyeti'dir. Değilse aksini ispatla mükelleflerdir."


     Bunun aksini ispat etmek hiç de zor olmasa gerek. Halkının çoğunluğu Ehlisünnet kardeşlerimizden olan bazı ülkelerin anayasasında resmi din İslam ve mezhep Hanefi ibaresi var ise, İran halkının da çoğunluğu şia olduğundan anayasasında İslam-Caferi ibaresinin olması gayet doğaldır.


    Malum yazarın İran için 'Ebu Lülü Cumhuriyeti'dir" sözüne gelince; yazarın söylediği gibi değildir. Zira İran halkının çoğunluğu Ebu Lülü'nün mezarının bile nerede olduğunu ve şiaların kahır çoğunluğu Ebu Lülü'nün kim olduğunu bilmezler bile, bilenler tarafından da pek fazla dikkate haiz değildir.


    Malum yazarın şu sözüne gelince "Evet! Bazı Arap Baharı ülkelerinde kimi Selefiler kabir yıkıyor ve tahrip ediyorlar. Bunu savunmak mümkün değil. Bize Vehhabiliğin ilk dönemlerini hatırlatıyor."


    Malum yazar, bu gün İslam coğrafyasında var olan dehşetlerin, vahşetlerin, katliamların önemli sebeplerinden ve faillerinden biri olan bu zümre hakkında neden kısa bir cümle söyleyerek geçiş yapıyor ve böylelikle adres değiştirerek hedef şaşırtmaya çalışıyor acaba?


    Yine malum yazar şöyle diyor: "Lakin İran ve şii eksenine dahil olan bölgelerde aynen Sırbistan veya Amerikan işgali altındaki bölgelerdeki gibi camiler tarumar ediliyor."


    Yazar bu söyleminde şiaları cami tarumar edenler olarak tanıtarak büyük bir vebalin altına giriyor. Çünkü gerçekler malum yazarın yansıttığı gibi değildir. Nüfusunun kahır çoğunluğu şia olan İran da Ehlisünnet kardeşlerimizin ibadet ettikleri camilerin sayısı ve yine şia inançları ve şiaların Ehlisünnet kardeşlerine, kardeşçe bakışları malum yazarı doğrulamamaktadır.


Bu gün on sekiz dilde yayın yapan dünya Ehlibeyt Kurultayı’na Bağlı Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA 20/09/2012 tarihinde İran da bulunan Ehlisünnet kardeşlerimize ait olan camilerin sayılarını vermişlerdir. Birilerinin yanlı yanlış söylediği ve yazdığı gibi şiaların çoğunlukta olduğu İran da Ehlisünnet kardeşlerimize ve hatta Müslüman olmayan milletlere bile her hangi bir baskı söz konusu değildir. Zira Bu Ehlibeyt mektebi kriterleri ve kavramları ile bağdaşmaz.


    Yapılan inceleme ve araştırmanın özeti şundan ibarettir: "…İran İslam devriminden önce Tahran’da Sünnilere ait cami bulunmamaktaydı. Tahran’da Sünni camilerinin yapılması için Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da şiilere ait caminin açılmasına izin verilme şartı koşulmaktaydı. Ama görüldüğü gibi İran İslam Cumhuriyeti kurulduktan sonra bu şarttan vazgeçilmiş ve bugüne kadar sayıları oldukça az olmasına rağmen Tahran’da Ehlisünnet kardeşlerimize ait olan dokuz cami inşa edilmiştir.


Bazıları, Ehlisünnet kardeşlerimizin İran’da devlet dairelerinde görevlendirilmediklerini iddia etmektedirler. Hâlbuki İran Parlamentosunda Ehlisünnet kardeşlerimizden olan milletvekilleri bulunmaktadır. Belediye meclislerinde, valiliklerde, belediye başkanlıklarında, emniyet ve orduda Ehlisünnet kardeşlerimiz görev yapmaktadır. Ehlisünnet kardeşlerimize ait okullar ve medreselerin dışında (Ehlisünnet kardeşlerimizin yaşadığı) İran’ın her bölgesinde Ehlisünnet kardeşlerimize ait camiler bulunmaktadır.


İran İslam Cumhuriyeti genelinde 70 bin dolayında cami bulunmaktadır. Bu camilerden 60 bini şiilere 10 bini Sünnilere aittir.


Hâlbuki İran İslam Cumhuriyeti nüfus sayımına göre (beş yıl önceki sayım) İran’da 72 milyon insan yaşamaktadır. Bunun % 99’u Müslümanlardan oluşmaktadır. Bunun da % 7’sini Sünniler teşkil etmektedir. Bu sayıma göre ülke genelinde 5 milyon kadar Sünni yaşamaktadır. Ve ülkede bulunan Ehlisünnet kardeşlerimizin camii sayısı 10 bin dolayındadır. Bu istatistiğe göre her 500 Sünni’ye bir cami düşmektedir. (Türkiye'de her 900 kişiye bir cami düşmektedir.)


Eğer ülkedeki % 7 olan Sünni nüfusu şiilerden çıkarırsak geriye 66 milyon şii Müslüman kalmaktadır. (bir milyon kadar öteki dinler) 66 Milyon şii nüfusa göre camii sayısını hesapladığımız zaman her 1100 şii Müslüman’a bir camii düşmektedir.


Gayri resmi rakamlara göre ise ülkede bulunan şii camilerin % 40’ı cami imamından yoksun bulunmaktadır. Yani her yüz camiden 40’ının imamı bulunmamaktadır. Ve bu camilerin büyük bir kısmı tamire ihtiyaç duymaktadır.


İran İslam Cumhuriyetinde yaşayan Ermeni Hıristiyan sayısı ise 150 bin dolayındadır. Ülkede Ermenilere ait kilise sayısı ise 300’dür. Buna göre her 500 Ermeni’ye bir kilise düşmektedir.


Dikkat edildiği gibi İran İslam Cumhuriyeti bir İslam ülkesi olmasına ve şii mezhebi fıkhına göre yönetilmesine rağmen öteki din ve mezhepler şiilerden çok daha fazla imkana ve ibadethaneye sahiptirler.
 

İran İslam Cumhuriyeti şehirlerine göre Ehlisünnet kardeşlerimize ait olan cami Sayısı:


Batı Azerbaycan Eyaleti (Urumiye bölgesi): Ehlisünnet kardeşlerimize ait camii sayısı 1465
 

Buşehr:  Ehlisünnet kardeşlerimize camii Sayısı 106
 

Tahran: Ehlisünnet kardeşlerimize ait camii sayısı 9 (ve sayısı bilinmeyen bir çok mescit)
 

Horasan: Ehlisünnet kardeşlerimize ait camii sayısı 746.


Sistan – Beluçistan: Ehlisünnet kardeşlerimize ait cami sayısı 3546. Sistan – Beluçistan eyaletinde yaşayan Sünni sayısı: 824.395 kişi olmasına rağmen cami sayısı 3546. Burada yaşayan şii sayısı ise 898.184. şiilerin cami sayısı ise sadece 322. Resmi rakamlara göre Sünni şii sayısı neredeyse aynı olmasına rağmen Sünnilerin cami sayısı şiilerin cami sayısından kat be kat daha fazladır!
 

Fars: Ehlisünnet kardeşlerimize ait camii sayısı 212.


Kürdistan: Ehlisünnet kardeşlerimize ait camii sayısı 1768.
 

Kerman: Ehlisünnet kardeşlerimize ait camii sayısı 21.
 

Kermanşah: Ehlisünnet kardeşlerimize ait camii sayısı 341.
 

Gulistan: Ehlisünnet kardeşlerimize ait camii sayısı 1017.
 

Gilan: Ehlisünnet kardeşlerimize ait camii sayısı 89.
 

Hurmuzgan: Sünnilere ait cami sayısı 1032.
 

İran Genelindeki Ehlisünnet kardeşlerimize ait camii sayısı toplam: 10344.
 

İran Parlamentosundaki Ehlisünnet kardeşlerimizden olan Milletvekillerinin Listesi
 

İran parlamentosunda görev yapan toplam milletvekili sayısı 290’dır. Bu milletvekillerinin 19’u Ehlisünnete, 12’side öteki dini azınlıklara aittir.
    

Malum yazarın söylediği gibi şiaları cami yıkan, azınlıkları haklarından mahrum eden olarak tanıtmak gerçeklerle bağdaşmamaktadır.
 

   Malum yazar hakkında şunu da yazmadan geçemeyeceğim: Yeni Asya gazetesi 07 Haziran 2010 Pazartesi haberinde mavi Marmara gemisi hakkında şunları söylemiştir; "Mavi Marmara gemisinin yolcularından Mustafa Özcan, gönüllüler arasında "Müslüman İsevi"lerinde bulunduğunu anlattı.


    Başka bir zaman şöyle diyor: "İsevi Müslümanlar bağlamında, siyah bir Amerikalı rahibenin Müslüman olması ve onun ötesinde hizmet verdiği kilisede beş vakit namaz kılmasıdır. Rahibe ve arkadaşları, kilisenin bir bölümünü mescid haline getirmişler ve oraya yaygılar ve kilimler sermişler ve topluca ve ferdi olarak orada beş vakit namazlarını eda ediyorlar. Homes Reden’in tek üzüntüsü, eskisi gibi çocukları vaftiz edememesi ve bu görevin elinden alınmasıymış."(MustafaÖzcan,30.07.2009,http://www.timeturk.com  /yazardetay.asp?Newsid=14796)


    Malum yazar "İsevi Müslümanlar veya Müslüman İseviler" diyerek neyi amaçlıyor acaba ve İslam dinine göre Müslüman'ın ancak ve ancak "Muhammedi Müslüman" olacağını bilmiyor mu acaba!? Bu konuda yorumu siz aziz okuyuculara bırakıyorum.


Bu konuya son noktayı koymadan önce Ayetullah Sistani'nin, Ehlisünnet kardeşlerimiz için söylediği bir sözü tekrar hatırlatmayı faydalı görüyorum. şii Müslümanlara buyuruyor ki; "Sünniler sizin kardeşinizden de öteye canınızdır, özünüzdür." Bu sözü Irak Samarra'daki Askeriye Türbesi'ne yapılan bombalı saldırıdan hemen sonra söylemiş ve böylelikle Müslümanlar arası birliğin zedelenmemesini sağlamış, Müslümanlar arası mezhep çatışması çıkarmak isteyenlerin planlarını alt üst etmiştir.  Bizde; Ehli Sünnet kardeşlerimizden olan âlimleri, aydınları, yazarları, sanatçıları, siyasileri, kanaat önderlerini aynı hassasiyeti göstermeye, yakılmak istenen "mezhep savaşları" fitnesine beraber karşı koymaya davet ediyoruz ve İmam Malik'in şu sözünü hatırlatmanın da faydasının olacağını umuyoruz:


şeyh Abdullah bin Cibrin "Mecmu Feteva c.6" kitabında şöyle yazmaktadır:


İmam Malik şöyle demektedir: "Eğer birisinin kâfirliğine % 99 ve imanına sadece % 1 ihtimal versem, Müslüman’a hüsnü zandan dolayı onun amelini müminliğe yormak gerekir."


    Sözlerimi Hz. Peygamber efendimizin Medinesinin kapısı, ilim şehrinin kapısı Hz. İmam Ali'nin şu hadisi şerifleri ile noktalıyorum: "Bir fitne sizi kaplayıp çocuğu yaşlandırıp, yaşlıları yıpratınca, haliniz ne olacak?! O zaman insanlar bidatleri sünnet sanıp onlara amel eder ve onlardan biri değiştirildiğinde, "Resûlullah'ın sünneti değiştirildi" diyerek rahatsız olurlar, oysa insanlar kötü ve çirkin işler yapmaktalar. Ardından bela ve musibetler şiddetlenir, çocuklar esir düşer, ateşin odunu ve değirmen taşının taneyi ezdiği gibi fitneler onları ezer. İşte böyle bir durumda Allah'tan başkası için fıkıh (bilgi) edinirler ve ilim öğrenirler; fakat amel etmek için değil; ahiret amellerini vesile ederek dünyayı elde etmeye çalışırlar!" (Usul-u Kafi, Önsöz bölümü)
 

Selam ve Dua ile
Mehdi AKSU

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !