01 Ağustos 2021 Pazar Saat:
02:51
24-03-2021
  

İslam’ın ve Kur’an’ın Evrenselliği

Ey insanlar! Şüphe yok ki ben, Allah tarafından sizin hepinize gönderilmiş olan peygamberim.

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

 

Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

 

“Biz kendi kavminin dilinden başka bir dille hiçbir peygamber göndermedik.”

 

Bu âyette her peygamberi kendi kavminin lisanı ile gönderdik ki sözlerini kabul etsinler diyor. İslam dini evrensel bir din ve Hz. Resulullah evrensel bir peygamber olduğuna göre bu kural Arap olmayan ama İslam diniyle yükümlü olanlar hakkında nasıl geçerli olabilir?

 

* * * 

 

"Açıklayıcı Arapça diliyle"[1], “Kendi kavminin diliyle” ve benzeri Kur’ani ifadelerden maksat her paygamberin kendi halkının konuştukları dil ve lugatla gönderilmiş olmalarıdır ki bu yolla gönderildikleri kavmin mesajı anlamaları sağlanmış oluyordu.

 

Elbette bundan maksat her peygamberin gönderildiği halkın diliyle konuşmasıdır. İster onlarla aynı soydan olsun ister olmasın. Örneğin Hz. Lût (a.s) başka bir yerin halkı olmasına rağmen gönderildiği halkın diliyle konuşmuştur ve ilahi mesajı onlara iletmiştir.

 

Hz. Resulullah’ın Bütün İnsanlığa Gönderilmiş Olması

 

Kur’an’ın birçok âyetinde Hz. Muhammed’in (s.a.a) bütün insanlar için gönderilmiş olduğu açıklanmıştır. Örneğin Kur’an’daki şu âyetlere dikkat edin:

 

“Biz seni bütün insanlar için gönderdik.”[2]

 

“Ey insanlar, şüphe yok ki ben, Allah tarafından sizin hepinize gönderilmiş olan peygamberim.”[3]

 

Bunlara benzer birçok âyet bulunmaktadır. Buna göre Peygamber’in bütün insanlara gönderilişi hiç şüphesi olmayan bir gerçektir. Ama her peygamerin gönderildiği kavmin diliyle konuşması onlara mesajı iletip onların mesajı doğru bir şekilde anlamalarını sağlamak içindir. Nitekim âyetin sonunda “onlara açıklasın diye”ifadesi yer almıştır.[4]

 

İslam Peygamberi’nin de bütün insanlığa gönderilmesinin yanı sıra kendi kavminin diliyle konuşması gerekirdi çünkü ancak bu yolla ilk muhatapları olan kimseler mesajı doğru bir şekilde anlar ve onların bunu kabul etmesi sağlanırdı. Zira dinin ilerlemesi ve yayılması ancak normal yollarla gerçekleşmeliydi. Peygamber’in (s.a.a) mübarek ömrü sınırlı olduğu için de onun mesajı diğer milletler ve gelecek nesillere ancak ona iman getirmiş olan bu öncü ilk kuşak vasıtasıyla gerçekleşecekti.

 

Buna göre Peygamber’in bütün halka gönderilmesiyle onun belli bir kavmin diliyle konuşmasının arasında bir çelişki yoktur.[5]

 

Peygamberler kendi kavimlerinin diliyle konuşmakla beraber diğer milletlerin dillerini de biliyorlardı ve her milletle kendi dilleriyle konuşuyorlardı. Örneğin Hz. İbrahim Süryaniydi ama Hicaz Araplarını da hac farizasını yerine getirmeye davet etmiştir. Hz. Musa (a.s) İbranî olmasına rağmen Kıptî olan Firavun’u Allah’a iman etmeye davet etmiştir. Hz. Resulullah İbranice konuşan Yahudileri ve yine Romalı Hıristiyanları da İslam’a davet etmiştir. Bunlardan iman edenlerin imanlarını geçerli bilip kabul etmiştir…[6]

 

Buna göre “Biz kendi kavminin dilinden başka bir dille hiçbir peygamber göndermedik, onlara açıklasın diye” âyetinden maksat şu ki Peygamberlerin daveti ve mesajlarını iletmeleri bir mucize şeklinde gerçekleşmiyor. Allah bu görevin normal bir anlatım aracı olan dil ve anlatım yoluyla gerçekleşmesini istemiştir. Bu yüzden onları yaşadıkları ve mebus kılındıkları kavmin diliyle göndermiştir ki bu vesileyle daha iyi bir şekilde bu görev gerçekleşsin ve halk onların mesajlarını anlayıp kabul etsinler.[7]

 

 

 


[1]     Şuara, 195.

[2]     Sebe’, 28.

[3]     A’raf, 158.

[4]     Tefsir-i Âsan, c. 8, s. 319.

[5]     Seyyid Kutup, Fi Zilali’l-Kur’an,Daru’ş-şuruk, Beyrut, Kahire, 1412, 17. Baskı, c. 4, s. 2087.

[6]     el-Mizan,Farsça Tercümesi, c. 12, s. 19-20.

[7]     A.g.e.

 

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler