14 Mayıs 2021 Cuma Saat:
19:15
09-03-2021
  

İmam Musa Kâzım (a.s) ve Abbasî Hükümeti

Abbasî Halifesi Mehdi, hilafetinin tehlikeye girmesinden endişelendiği için İmam'ı (a.s) Medine'den Bağdat'a getirerek zindana atmalarını emretti.

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

 

Ehl-i Beyt imamlarının yedincisi olan İmam Musa Kâzım (a.s), henüz dört yaşındayken zalim Emevî hükümeti yıkıldı.
 
Emevîlerin Arap ırkçılığı, yağmacılık, zorbalık, zulüm ile sürdürdükleri siyasetleri, hükümetlerinin İran karşıtı girişimleri öz Muhammedî İslâm'ın adilane hükümetini isteyen halkı, özellikle de İranlıları onlara karşı ayaklandırdı. Böylece dönemin siyaset adamları halkın, özelikle de İranlıların Ali Oğulları'na yönelişini ve Ali yönetimi gibi bir yönetime eğilimini kötüye kullanarak hakkı hak sahibine ulaştırmak adına Ebu Muslim Horasanî'nin yardımıyla Emevîleri yıktılar. Fakat altıncı İmam Cafer-i Sadık (a.s) yerine Ebu'l Abbas Seffah (çok kan döken) Abbasî'yi hilafet makamına geçirdiler.[1]
 
Böylece, hicrî kamerî 132 yılında hilafet ve Resulullah'ın (s.a.a) vasiliği kisvesinde zulüm, zorbalık ve iki yüzlülükte Emevîlerden hiçbir eksiği olmayan, hatta birçok noktada onlardan da ileri giden yeni bir padişahlık sülalesi iş başına geçti. Şu farkla ki:
 
Emevî saltanatı pek uzun sürmedi; ama Abbasîler hicrî kamerî 757 yılına kadar, yani 524 yıl Bağdat'ta hilafet adıyla saltanat sürdüler.
 
İşte yedinci İmam Musa Kâzım (a.s), Ebu'l-Abbas Seffah, Mansur Devanikî, Hâdi, Mehdi ve Harun'un zulüm ve baskılarına maruz kalarak onların saltanat dönemlerinde yaşamıştır.
 
Bunların (Mansur'dan Harun'a kadar) her biri, İmam'ın (a.s) bedenine ve ruhuna ellerinden geldiği kadar zulüm ve baskı uyguladılar. Bunlar bir yana, İmam'ın gam, keder ve üzüntülere bürünmesi için bu zorba ve alçak kişilerle aynı havayı teneffüs etmesi bile yeter de artardı. Eğer yapmadıkları bir şey kalmış ise, o da istemedikleri için değil, yapamadıkları içindir.
 
Ebu'l-Abbas Seffah hicrî 136 yılında öldü. Yerine kardeşi Mansur Devanikî geçti. O, Bağdat şehrini inşa etti; Ebu Müslim Horasanî'yi öldürdü ve hilafetini sağlama aldı. Daha sonra Ali Oğulları'nı öldürmekten, zindana atıp işkence yapmaktan ve mallarını gasp etmekten bir an bile geri durmadı. Başta İmam Cafer-i Sadık (a.s) olmak üzere bu soyun ileri gelenlerinin çoğunu öldürdü.
 
Kan dökücü, hilekâr, aşırı kıskanç, cimri, hırslı ve vefasız bir kişiydi. Onun, ömür boyu zahmetlere katlanarak hilafet makamına ulaştıran Ebu Müslim'e karşı vefasızlığı tarihe darbımesel (atasözü) olarak geçmiştir.
 
İmam Kâzım (a.s) değerli babası şehit edildiğinde, yirmi yaşındaydı. Otuz yaşına kadar Mansur'un ıstırap, korku ve vahşet saçan hükümetine karşı mücadele ederken, bir yandan da taraftarlarına çekidüzen veriyor, onların işleriyle ilgileniyordu.
 
Mansur hicrî 158 yılında ölünce, hükümete oğlu Mehdi geçti. Abbasî halifesi Mehdi'nin siyaseti, halkı aldatmak ve hilekârlık üzerine kurulmuştu.
 
Çoğunu İmam Kâzım'ın (a.s) Şiîlerinin oluşturduğu ve babası Mansur tarafından hapse atılan siyasi tutukluların az bir grubu dışında hepsini serbest bırakarak el konulan mallarını onlara geri verdi. Fakat sürekli onları gözaltında bulunduruyor ve kalbinden onlara karşı büyük bir düşmanlık besliyordu. Hatta şiirlerinde Alevîleri (Ali Oğulları) kötüleyen şairlere büyük bağışlar veriyordu. Örneğin bir defasında Beşşar b. Burd'e yetmiş bin dirhem ve Mervan b. Ebu Hafs'a yüz bin dirhem verdi.
 
Şarap içme, ayyaşlık yapma ve zamparalık konusunda bir hayli rahattı. Oğlu Harun'un düğününde elli milyon dirhem harcamıştı. Müslümanlara ait olan beytülmali har vurup harman savurmakta da üstüne yoktu.[2]
 
Mehdi'nin hükümeti döneminde İmam'ın (a.s) şöhreti her tarafa yayıldı; fazilet, takva, bilgi ve önderlik semasında dolunay gibi parladığı için insanlar gruplar hâlinde gizlice gelerek o ezelî feyiz kaynağından manevî susuzluklarını gideriyorlardı.
 
Mehdi'nin casusları tüm bu olup bitenleri ona bildiriyorlardı. Mehdi, hilafetinin tehlikeye girmesinden endişelendiği için İmam'ı (a.s) Medine'den Bağdat'a getirerek zindana atmalarını emretti.
 
Ebu Halid Zubaleî şöyle naklediyor:
 
Bu emir üzerine İmam'ı getirmek için Medine'ye giden hükümet görevlileri dönüşte, onunla birlikte Zubale'de benim evime misafir oldular.
 
İmam küçük bir fırsatı değerlendirerek, Mehdi'nin adamlarının fark etmeyecekleri şekilde, bana kendisi için bir şeyler satın almamı emretti. Ben çok üzgündüm. İmam'a: "Bu kan dökücü adama gitmenizden dolayı başınıza bir bela gelmesinden endişeleniyorum." diye arz ettim. İmam: "Benim ondan bir korkum yoktur; sen falan gün, filan yerde beni bekle." buyurdu.
 
Nihayet İmam Bağdat'a gitti; ben de ıstırap içerisinde o günün gelip çatması için günleri sayıyordum. İmam'ın buyurduğu gün gelip yetişince hemen koşup belirttiği yere gittim. Çok ıstıraplıydım; en küçük bir sesle yerimden sıçrıyor ve üzerlik gibi bekleyiş ateşinde yanıyordum. Artık yavaş yavaş ufuk kızıl renge bürünüyor ve güneş gece zindanına düşüyordu. Ansızın uzakta bir karartının belirdiğini gördüm. İçimden uçup ona doğru koşmak geçiyordu. Fakat karartının İmam olmamasından ve sırrımın faş olmasından endişeleniyordum.
 
Yerimde kaldım. İmam yaklaştı; bir katıra binmiş geliyordu. Mübarek keskin gözleri bana ilişince: "Ey Eba Halid! şüphe etme." buyurdu ve sonra şöyle devam etti: "İleride beni bir kez daha Bağdat'a götürecekler; işte o zaman artık geri dönmeyeceğim."
 
Ne yazık ki İmam'ın buyurduğu gibi oldu.[3]
 
Evet, bu defa Mehdi, İmam'ı (a.s) Bağdat'a getirip zindana atınca, rüyada Ali b. Ebu Talib'in (a.s) kendisine hitaben şu ayeti okuduğunu gördü:
 
Demek işbaşına gelecek olursanız, yeryüzünde bozgunculuk yapacak, rahimleri (akrabalık bağlarını) koparacaksınız, öyle mi? [4]
 
Rabi diyor ki:
 
Gece yarısı Mehdi birini beni çağırmak üzere gönderdi. Korkarak hemen yanına koştum. Oraya vardığımda, Mehdi'nin: "Demek işbaşına gelecek olursanız…" ayetini okumakta olduğunu gördüm.
 
Beni görünce, "Git Musa b. Cafer'i zindandan çıkar, benim yanıma getir." dedi. Ben gidip İmam'ı getirdim. Mehdi yerinden kalktı ve İmam'ın yüzünü öperek yanına oturttu; sonra gördüğü rüyayı anlatmaya başladı.
 
Ardından İmam'ı derhal Medine'ye geri götürmelerini emretti.
 
Rabi devamla diyor ki:
 
Ben bunun üzerine, bir engel çıkmasından endişelenerek o gece İmam'ın yol hazırlıklarını yaptım ve İmam sabahın erken saatlerinde Medine'ye doğru hareket etti.[5]
 
İmam Musa Kâzım (a.s) Medine'de Abbasî sarayının sıkı baskısına rağmen halkı irşat etmek, eğitim ve öğretim vermekle meşguldü. Hicrî 169 yılında Mehdi'nin ölmesi sonucu saltanat tahtına oğlu Hâdî oturuncaya kadar bu baskı devam etti.
 
Ancak Hâdî, babasının tersine açık bir şekilde Ali Oğullar'ına karşı kötü davranıyordu. Hatta babasının onlara vermiş olduğu maaşı bile kesmişti. Onun için en utanç verici leke, acı Fahh olayına neden oluşudur.
 
 
 
 
 
 
------------------------------------------------
 
[1]- Emevî karşıtı inkılâp öncüleri, Alevîlerin yerine Abbasîleri iktidara getirip hilafetin asıl merkezine dönmesini engellemekle büyük bir hainlik gerçekleştirdiler.
 
Ebu Seleme ve Ebu Müslim ilk başta insanları Ali Oğulları'na (Alevîlere) davet ediyorlardı. Fakat başından beri perde arkasında Abbasîlerin saltanat sarayının temelini oluşturuyorlardı. İşte bu nedenle İmam Cafer Sadık (a.s), siyasetteki derin düşüncesiyle onların sözlerine ehemmiyet vermemişti. Onların kendisine yardım etmek için kıyam etmediklerini ve kafalarında daha farklı şeyler tasarladıklarını bildiği için, sözlerini önemsememişti.
Bak. el-Milel ve'n-Nihel, Şehristanî, c.1, s.154, Mısır baskısı; Tarih-i Yakubî, c.3, s.89; Biharu'l-Envar, c.11, s.142, Kumpanî baskısı.
 
[2]- Hayatu'l-İmam, c.1, s.439–445
 
[3]- Biharu'l-Envar, c.48, s.71–72. Ayrıca bkz. İ'lamu'l-Vera Taberî, İlmiyye İslamiyye basımı, s.295, biraz farkla
 
[4]- Muhammed/22
 
[5]- Tarih-i Bağdad, c.13, s.30–31
 
 
 
 
Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler