21 Haziran 2021 Pazartesi Saat:
13:00

İmam Humeynî’nin İrfanî ve Edebi Şahsiyetî

07-06-2021 02:57


 

 

 

 

 

 

 

 

Bismillahirrahmanirrahim

 

 

İmam Humeynî’nin İrfanî ve Edebi Şahsiyetî

 

İmam Humeyni’nin şahsiyetinin çeşitli boyutları vardır şüphesiz. Gerçi gerçekleştirdiği muhteşem ve eşsiz İslam devrimi nedeniyle dünya onu daha çok “Siyasi boyutu ve mücadelesi”yle tanımaktadır.” Ama onun nurlu hayatını yakından inceleyen kimse, İmam’ın “İrfani” boyutunun, onun şahsiyetinin hemen her alanını derinden etkilediğini ve gölgesi altına aldığını görecektir. Ama maalesef dünya çapında İmam’ın bu yönü çok fazla bilinmemektedir. Gerçi bu konu gerçekten oldukça geniş ve derin araştırmalar gerektiren ve kalın kitaplara konu olacak kapasitede bir mevzudur, ancak bu kısa sohbette bazı noktalara değinmekle yetineceğiz:

 

1- İmam Humeyni gerçi “İrfan-ı Nazari”de kendisi büyük üstatlardan sayılmaktadır, ama sahip olduğu başka büyük mesuliyetlerden dolayı bir iki sınırlı çalışmanın dışında yazılı eser verme imkânı bulamamıştır.

 

2- İmamın büyük hüneri nazari irfanı, ayni ve ameli irfana dönüştürmesi ve gerçek anlamda bir arif ve veliyy-i İlahi olmasıdır.

 

3- İrfan-ı nazaride İmam’ın asli membaı gerçi Kur’an ve sünnetti, ama diğer büyük ariflerin düşünce ve nazariyelerinden de elbette istifade ediyordu, ancak eserlerinde de yer yer müşahede edildiği ve talebelerinin de naklettiği üzere hiçbir zaman mukallit değildi ve fikirlere tahkiki ve eleştirel bir bakış açısıyla yaklaşmayı da ihmal etmiyor ve birçok konuda kendine has düşünce ve nazariyelere sahipti.

 

4- İmam’ın diğer birçok arifle en büyük farkı şudur ki diğer ariflerin genelde irfanı ferdi seyr u sülukla sınırlıdır. Hatta bazıları bir takım irfani makamlara ulaşmak için, inzivayı seçmiş ve bunu tavsiye etmişlerdir. Ama İmam için en az ferdi görevler kadar sosyal ve siyasal görevler de önem arz ediyor ve birini diğerinden ayrı görmüyordu. Ayetullah Cevadi Amuli’nin tabiriyle irfan ve hamaseti birleştirme hünerini sergileme, İmam gibi nadir şahsiyetlere nasip olmuştur.

 

5- Birçok irfan ve tasavvuf erbabının, İslam fıkhına ilmi zahir deyip önemsememesinin aksine İmam’ın kendisinin bir fıkıh mütehassısı ve bir müctehid ve taklit mercii olması onun İslam’ın bir bütün olduğunu ve zahirle batının birbirini tamamladığını, biri olmadan diğerinin eksik kalacağının ameli ispatıdır.

 

6- İmam’ın en büyük özelliği irfani hakikatleri özümsemesi, yakin derecesinde inanması ve o hakikatleri bütün vücuduyla ve kalbiyle kabullenmesidir. Yani kelimenin tam anlamıyla “Arif-i Billah” olmasıdır.

 

O gerçek anlamda “Marifetullah”a ulaşmıştı. Hak Teala’nın cemal ve celal sıfatları vücuduna, hayatına büsbütün hâkimdi. Gerçek bir muvahhitti. “La müessire fil-vücud-i illallah” (varlıkta Allah’tan gayrı gerçek ve bağımsız bir etken yoktur) hakikatine kelimenin tam anlamıyla inanmış ve hayatını onun üzerine şekillendirmişti. “Elhamdulillah” (bütün övgüler Allah’a aittir) sözü dilinde bir şiar değil, kalbinde ve ruhunda tecelli etmiş bir hakikatti. Bu yüzden de hiç bir konuda kendine veya bir başkasına pay biçmez, bütün güzellikleri O’ndan görürdü. Ve dolayısıyla O’na, O’nun cemaline meftun ve âşıktı, O’nda faniydi, O’nunla bâkiydi. Her şeyi, her hareketi, her faaliyeti O’nun içindi. Halis ve muhlisti…

O başından sonuna kadar irfani ve tevhidi hakikatlerle dolu olan münacatı Şabaniye’ye âşıktı; en çok da şu cümlesi dilinden eksik olmuyordu:

 

الهي هب لي كمال الانقطاع اليك وانر ابصار قلوبنا بضياء نظرها اليك حتى تخرق ابصار القلوب حجب النور فتصل الى معدن العظمة وتصير ارواحنا معلقة بعز قدسك.

 

“Allah’ım! Her şeyden kopup sana yönelmeyi bana bağışla. Kalp gözlerimizi, sana bakma nuruyla aydınlat; öyle aydınlat ki kalp gözlerimiz, nur engellerini aşsın ve azamet madenine ulaşsın, ruhlarımız da kudsiyetinin izzetine bağlansın.”

 

Merhum Ayetullah Misbah Yezdi ne güzel özetlemiş onun yüce şahsiyetini, şöyle diyor:

 

“İmam’ın başarısının sırrı, İmam’ın hareketinin ruhu, İmam’ın şahsiyetinin ana özelliği diğer bütün dünya rehberlerine kıyasla şu cümlede özetlenmiştir: O, Allah’ı, sadece Allah’ı isteyen, Allah’a âşık birisiydi. Her şeyi Allah için ister ve bu yolda hiçbir şey, ama hiçbir şey onu durdurmazdı!”

 

İlahi devrim hareketine ilk başladığı zaman yayınladığı ilk bildiriye de şu ayetle başlamıştı:

 

قُلْ اِنَّـمَٓا اَعِظُكُمْ بِوَاحِدَةٍۚ اَنْ تَقُومُوا لِلّٰهِ مَثْنٰى وَفُرَادٰ ﴿٤٦﴾

 

“De ki: "Ben size yalnız bir öğüt veriyorum: İkişer ikişer ve tek tek, Allah için kıyam edin…” (Sebe/46)

 

Bu özelliklerinden dolayı da şecaatli, korkusuz ve yiğitti.

 

Hadiste de buyrulduğu üzere “Allah’tan korkan kimseden, her kes korkar (ama o kimseden korkmaz); Allah’tan korkmayan kimse ise her şeyden korkar.”

 

İmam’ın ileri gelen talebelerinden olan Ayetullah Şehid Murtaza Mutahhari de Paris’te İmam ile görüşüp İran’a döndükten sonra “İmam’da ne gördün?” diye soranlara İmam’ı şöyle özetlemişti:

 

“Ben İmam’da dört tane “Amene” (iman ve inanmışlık) gördüm: “Rabbine iman, hedefine iman, yoluna iman ve sözüne iman!”

 

İmam (r.a) tavizsizliği ile meşhurdur. Bazıları bunu istibdat ve diktatörlükle kasıtlı veya cehaletlerinden dolayı karıştırıyorlar. Oysa İmam’ı tanısalardı, onun tevhidi, irfanı, imanı, yakin ve maneviyatıyla bir nebze aşina olsalardı kesinlikle böyle bir yanlışa yeltenmezlerdi. Zira o yaptığı her şeyde iman ve yakin ile hareket ediyordu. Konuşmalarında sık sık “Bizler teşhis ettiğimiz vazifeyi ifa etmekle görevliyiz. Sonuçlar bizi ilgilendirmez. Zahiri anlamda başarı olsa da olmasa da biz vazifemizi yaparsak Hakk’ın huzurunda başı dik oluruz.” buyururdu.

 

Dolayısıyla bir şeyin şer’i ve İlahi vazifesi olduğunu teşhis ettiğinde kimse onu o vazifeden geri döndüremezdi. Elbette gerektiği zaman istişarelerde bulunur, ama son tahlilde vazifesini kendisi teşhis eder ve Allah’a tevekkül ederek sonuna kadar giderdi. Nadiren bazı konularda çevresindeki dostları ve yarenlerinin ısrarı ile kendi doğru bildiğinden geçici olarak vazgeçse de, zaman ve tecrübe onu hep haklı çıkarırdı.

 

İşte bu irfanı, bu tevhidi inancı ve yakini, ihlası ve “teklif” eksenli hareketinden dolayıdır ki bir ömür Hakk’a kulluk ve mücadelenin ardından, masumlardan sonra tarihin en büyük İslam devrimini gerçekleştirme gibi fırtınalı ve olaylı bir ömrün ardından yazdığı son vasiyetinin son cümlelerinde şu cümlelere yer veriyordu:

 

“Sakin ve mutmain bir kalp, mutlu bir ruh ile ve Rabbimin lütfuna ümitvar olarak, kardeş ve bacılarımın huzurundan ayrılıp ebediyet yurduna göçüyorum!”

 

Son olarak, Hz. İmam Hüseyin (a.s) ile ilgili yazdığım bir makalede” Hüseyni İrfan”ı özetlemiştim. O yazının bir pasajını buraya aktarmayı uygun görüyorum. Zira o cümleler Hüseyn’in oğlu ve onun nurlu, izzetli yolunun mirasçısı olan İmam Humeyni hakkında da elbette kendi çapında ve masum gayrı masum sınırını dikkat kaydıyla geçerlidir. O cümleler şöyleydi:

 

* Hüseynî irfan, temelinde aşk olan, aşığın her adımını maşukun aşkıyla attıran bir irfandır.

 

* Hüseynî irfan, adanmışlık irfanıdır.

 

* Hüseynî irfan, gerektiğinde sahip olduğu her şeyini ama her şeyini, maşuka feda edebilme irfanıdır.

 

* Hüseynî irfan, irfan ve hamaseti, irfan ve yiğitliği, irfan ve mücadeleyi, irfan ve cihadı iç içe ve aynı anda, içinde ve hayatında barındırma ve yaşayabilmektir.

 

* Hüseynî irfan, mutlak rıza ve teslimiyet makamının zirvesine ulaşmaktır.

 

* Hüseynî irfan, rıza ve teslimiyetten öte her şeyi, hatta en ağır musibet ve balaları bile güzel görebilme sanatıdır.

 

* Hüseynî irfan, en güzel, en mükemmel hamd u senayı en zor ve en ağır zamanda ve şartlarda yapabilme irfanıdır. (İmam’ın Aşura gecesinde yaptığı gibi ve İmam Humeyni’nin müctehid oğlu Ayetullah Seyyid Mustafa’nın şehadetinde “Bu şehadette Allah’ın gizli lütufları vardır sözünü hatırlayalım.)

 

* Hüseynî irfan, dünyayı yokmuş gibi addetme, dünyada bile ahireti yaşayabilme sanatıdır. “Kardeşine yazdığı mektupta aynen şöyle buyuruyor:

 

بِسْمِ اللّه ِ الرَّحْمنِ الرَّحیم امّا بَعد: فَکانَّ الدُّنیا لَمْ تَکُنْ وَ کانَّ الْآخِرَةَ لَمْ تَزَلْ وَ السَّلام

 

“Sanki dünya hiç var olmamış ve sanki ahiret hep var olagelmiştir!”

 

İmam’ın edebi boyutu ve şiirleri hakkında da birkaç cümle ile yetiniyorum. İnşaallah benden sonraki değerli Üstadımız bu konuda daha fazla bilgi verir inşaallah.

 

1- İmam Humeyni şairliğinden önce bir şiir ve edebiyat tutkunu şahsiyettir. Bunu eserlerinde, Hafız, Sa’di, Mevlana gibi şairlerin şiirlerinden sık sık yararlanmasından anlamaktayız.

 

2- İmam’ın nesir ve düz yazı şeklindeki eserleri bile şiirimsi, güçlü, gönül okşayan edebi ifadelerden oluşmaktadır.

 

3- İmam şiir yeteneğine en güzel derecede sahip olmasına rağmen şairliği bir meslek değildi onun için. Yazdığı şiirleri onun ruhunun taşkın halleridir diyebiliriz. Bu yüzden de birçok şiirini gazete kupürlerine, müsvedde kâğıtlara veya bazı yakınlarının ısrarı üzerine onların hatıra defterine yazmıştır.

 

4- İmam gibilerin şiir kalıbını kullanmalarının belki de asli sebeplerinden birisi idrak ettikleri hakikatleri açık bir şekilde açıklamaktan çekinmeleridir. Zira her kesin onları idrak edebilme kabiliyeti yoktur. Bu yüzden şiir diliyle ve bir takım sembolik ve şifreli ifadeler kullanarak onları anlatmaya çalışıyorlardı. Belki bazı ehil olan kimseler için faydalı ve teşvik edici olur diye…

 

5- İmam’ın şiirlerinin kahir çoğunluğu irfani ve ilahi aşkla ilgili şiirlerdir.

 

6- Bu şiirlerde İmam’ın yukarıda zikrettiğimiz irfani ve manevi özelliklerini ve kalbinde taşıdığı Aşk-ı İlahi’nin izlerini ve nişanelerini görmek mümkündür.

 

7- İmam’ın şiirlerinin kahir çoğunluğu gazel şeklindedir.

 

8- İmam meşhur şairlerin içinden iki şaire ve tarzlarına daha çok meyilli idi; birisi Hafız, diğeri Sa’di Şirazi… Nitekim yazdığı şiirlerde de onların şiirlerinden esinlendiği, iktibaslar yaptığı sık sık müşahede edilmektedir.

 

Son olarak İmam’ın Hz. Mehdi hakkında yazdığı düşünülen veya İmam’ın maşukuna, Hakk’a vulat arzusuyla alakalı da olması muhtemel bir şiirini huzurunuza takdim ederek bitiriyorum. Bu şiir bendeniz tarafından nazımlı şekilde tercüme edilmiştir:

 

 

Vuslat Günü

 

Gam yeme hicrânımız, artık bitti bitecek

Sarhoş olan bizlerden, bu sarhoşluk gidecek

 

Ay yüzünden perdeyi yâr kenara itecek

Gamzesiyle gamları gönlümüzden silecek

 

Bülbül çıkıp gelecek, gül dalını seçecek

Baykuş bin pişmanlıkla gülistândan göçecek

 

Rindlerin hâtırından her şey çıkıp gidecek

Âşıklar maşuk ile, dâim halvet edecek

 

Güneş gibi yüzünden bulutlar saklanacak

Mahfilimiz yüzünün nûruyla nurlanacak

 

Dostlar vuslat yakındır, artık müjdeler olsun

Hicrânın son günleri, kalpler sevinçle dolsun

 

İmam Humeynî (r.a)

          

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !