16 Haziran 2021 Çarşamba Saat:
19:25
09-05-2020
  

İmam Hasan`ın (as) Hayatı

İmam Ali ve Hz. Fatıma'nın (as) ilk çocuğu olan İmam Hasan (a.s), hicretin üçüncü yılında Ramazan ayının on beşinci günü Medine şehrinde dünyaya geldi.

Facebook da Paylaş



 

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

 

İmam Ali ve Hz. Fatıma'nın (as) ilk çocuğu olan İmam Hasan (a.s), hicretin üçüncü yılında Ramazan ayının on beşinci günü Medine şehrinde dünyaya geldi.[1] Künyesi “Ebu Muhammed”[2] lakapları ise “Seyyid”, “Sibt”, “Hüccet”, “Taki”, “Zeki”, “Mûcteba”, “Zahid”, “Emir” ve “Veli”dir.[3]

 

İmam Hasan’ın (a.s) adının konulması hakkında şunlar nakledilmiştir:

Hz. Hasan (a.s) dünyaya geldiğinde, Allah, Cebrail’e "Muhammed’in (s.a.a) bir evladı (torunu) oldu. Onun yanına git ve selamımı ve tebriklerimi sunarak şöyle de: Kuşkusuz Ali’nin (a.s) sana olan konum ve menzili, Harun’un Musa’ya olan menzil ve konumu gibidir; öyleyse ona (İmam Hasan’a) Harun’un çocuğuna koyduğu adı koy." Cebrail, Allah tarafından Hz. Resulü Kibriya’nın (s.a.a) yanına gelerek tebriklerini sunduktan sonra şöyle dedi: Allah, onun adını Harun’un çocuğunun adını koymakla görevlendirdi. Hz. Resulullah (s.a.a): Harun’un çocuğunun adı nedir? diye sordu. Arz etti ki: Şûbber. Buyurdu ki: Benim dilim Arapçadır? Arz etti ki: Onun adını “Hasan” koy. Böylelikle Hz. Resulü Ekrem (s.a.a) onun adını Hasan koydu.

 

Halifelerin Zamanında Hz. Hasan

 

İmam Hasan (a.s) çocukken bir gün Ebu Bekir minberde konuşma yaptığı sırada onun yanına geldi. İmam Hasan (a.s) Ebu Bekir’e itirazda bulunarak şöyle buyurdu: Babamın minberinden aşağı in. Ebu Bekir cevap olarak şöyle dedi: Allah’a andolsun ki doğru söyledin. Bu minber benim babamın değil, senin babanın yeridir.

 

İmam Hasan ve İmam Hüseyin (a.s) Müslümanların İran’la yaptıkları savaşlara katılmadılar. Elbette bazı tarihi rivayetlerde İmam Hasan’ın (a.s) bazı savaşlara katıldığın dair sözler söylenmiştir.

 

Osman’ın halifeliği ile sonuçlanan şuranın teşkil edilmesi ve Ömer’den sonraki halifeliğin belirlenmesinde Ömer’in İmam Hasan’dan (a.s) altı kişilik şurada şahit unvanı ile yer almasını istemesi, Onun yüksek makamına işaret etmekte; öte yandan Peygamber Ehlibeytinin toplumdaki yerini ortaya koymaktadır. Ayrıca onun Ensar ve Muhacirler nezdindeki konumunu da güzel bir şekilde gözler önüne sermektedir.

 

Halife Osman, Hz. Ebu Zer’i Rebeze çölüne sürgün etmek istediği zaman kimsenin ona refakat etmemesi ve onunla konuşmaması için emirde bulundu ve Mervan b. Hakem’in onu Medine’den dışarı çıkarmasını emretti. Ebu Zer (r.a), Medine’den dışarı atıldığında hiç kimse dışarı çıkma ve ona eşlik etme cüretini göstermedi, yalnızca Hz. Ali (a.s), kardeşi Akil, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin (a.s) ve Ammar b. Yasir ona eşlik etmek için onun yanında hazır olmuş ve onu uğurlamışlardır.

 

Üçüncü Halifeye karşı başlatılan kitlesel halk isyanlarında, bazı tarihi rivayetlerin kaydettiğine göre İmam Ali (a.s) İslam’ın hıfzı için Osman’ın korunması yönünde bir düşünceye sahipti. Dolayısıyla kızgın isyancıların onu öldürmesine mani olmak için onu koruma altına aldı. Bu sebepten dolayı genç oğulları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i (a.s) halifenin evine göndererek onu koruma altına almıştı. Elbette isyancıları durdurmak o kadar kolay değildi. En sonunda bu isyanlar Osman’ın ölümüyle sonuçlanmıştır. Bilinmesi gerekir ki bu konu hakkında rivayi kaynaklarda ihtilaflar söz konusudur.

 

İmam Hasan (a.s) ve İmam Hüseyin (a.s), babaları İmam Ali (a.s) ile birlikte Cemel, Sıffin ve Nehrevan savaşlarına katılmışlardır.

 

Cemel Savaşı

 

Kufe Valisi Ebu Musa Eş’eri’nin, İmam Ali’nin (a.s) gönderdiği elçilerle birlikte biatini bozanlara (Cemel Savaşını hazırlayanlara) karşı iş birliği yapmaya yanaşmaması üzerine, İmam Ali (a.s) oğlu İmam Hasan’ı (a.s) Ammar b. Yasir’le birlikte bir mektupla Kufe’ye gönderdi. İmam Hasan (a.s) Kufe mescidinde yaptığı konuşma ile 10 bin kişiyi biatini bozanlara karşı savaş meydanına dökmeyi başarmıştır.

 

İmam Hasan (a.s) Cemel Savaşından önce bir konuşma yapmıştır.[28] Müminlerin Emiri Hz. Ali (a.s) onu bu savaşta ordunun sağ tarafıyla görevlendirmiştir.[29] Bazıları İmam Ali’nin (a.s) bu savaşta (a.s), Muhammed Hanefiyye’ye şöyle buyurduğunu nakletmişlerdir: Bu mızrağı al ve Devenin (Ayşe’nin devesi kast edilmektedir. Bu savaşta çok sayıda Müslüman bu deveye karşı şehit olmuştur.) ayak sinir damalarını kes. Muhammed Hanefiyye okçuların şiddetli saldırılarından dolayı geri dönmüştür. Sonra İmam Hasan (a.s) mızrağı alarak devenin ayak sinir damarlarını keserek bu sorunu çözmüştür.

 

Sıffin Savaşı

 

Sıffin Savaşında İmam Ali (a.s) Onun şiddetli savaşını görünce Onu ve kardeşi İmam Hüseyin’in (a.s) canını korumak için onları geri döndürülmeleri için emir verdi. İmam Ali (a.s) şöyle buyurdu: “Oğullarımı savaştan geri çekin, onların canlarının tehlikeye düşmesinden ve Resulullah’ın (s.a.a) neslinin sona ermesinden korkuyorum.”[31] Savaş sırasında Muaviye, İmam Hasan’ın (a.s) yiğitçe savaştığını görünce onu savaş meydanından çekmek için Ubeydullah b. Ömer’i –İkinci halifenin küçük oğlunu- savaş meydanına gönderdi. Ubeydullah, onu hilafet vaadiyle savaştan geri çekmeye çalıştı. Ubeydullah, İmam Hasan Mücteba’nın (a.s) savaşla meşgul olduğunu görünce, yanına yaklaşarak “seninle işim var” dedi. İmam Hasan, savaştan el çekerek ona doğru yaklaştı. Ubeydullah, Muaviye’nin ona olan teklifini anlattı. İmam Hasan (a.s) kızgın bir şekilde: Bugün veya yarın öldürüldüğünü görür gibiyim, ancak şeytan seni aldatmış ve bu işi sana güzel göstermektedir. Bir gün Şam kadınları cenazenin üzerinde sana ağlayacaklardır. Yakında Allah seni yüz üstü yere vuracak ve o şekilde öleceksin. Ubeydullah, çadırların olduğu yere geri döndü. Muaviye onun durumunu görünce kendisi cevabın ne olduğunu anlayarak şöyle dedi: “O, bu babanın oğludur.”

 

Hz. Ali (a.s) hakemlik olayından sonra yaşanabilecek fitne ve ihtilafları önlemek için, oğlu İmam Hasan’dan (a.s) konuşma yapmasını ve delil ve kanıtlarla insanlara olayların iç yüzünü anlatmasını istedi. İmam Hasan’da babasının dediği şekilde yaptı.

 

Nehcü’l Belaga’nın otuz üçüncü mektubu, İmam Ali’nin (a.s) İmam Hasan’a (a.s) söylediği ahlak içerikli meşhur vasiyetidir. Sıffin’den dönerken “Hazirin” denen bölgede bu vasiyetnameyi açıklamıştır.

 

İmam Hasan (a.s) 7 yıl Fahr-i Kâinat Efendimiz Hz. Peygamber'in (s.a.a) döneminde, 30 yıl da Emir'ul-Mûminin Hz. Ali'nin (a.s) döneminde yaşamıştır.[4]

 

İmam Hasan (a.s), hicretin 40. yılında, Hz. Ali'nin (a.s) şahadetinden sonra, Müslümanların isteği üzerine onların önderliğini üstlenerek[5] kendi valilerini çeşitli şehirlere gönderdi.[6]

Ben-i Ümeyye'nin eski dönemlerden beri Ben-i Haşim'e karşı kini vardı, bundan dolayı hilafeti İmam Hasan'ın elinden çıkarıp kendi ellerine almak için planlar düzenlediler. Bu maksatla, Muaviye, İmam Hasan'ın hükümetinin yıkılmasına zemin hazırlamak için çeşitli şehirlere casuslar gönderdi[7] Kendisi de Irak'a ordu çıkarmak için harekete geçti.[8]

İmam Hasan (a.s), Muaviye'nin girişimlerinden haberdar olunca, ilk önce bir kaç defa Muaviye'yi uyardı. Sonra Muaviye'ye karşı koymak için büyük bir orduyla savaşa hazırlandı.


Muaviye, İmam Hasan (a.s)'ın ordusuyla karşılaşmadan önce hileye başvurdu. Muaviye İmam (a.s)'ın ordusunu, ruhi açıdan taz'if etmek için bir taraftan yalan yere İmam (a.s)'la barış yapma şayiasını dillere saldı; diğer taraftan da büyük bir para ve makam vadeleriyle İmam Hasan (a.s)'ın ordusunun komutanlarını kendi saflarına çekmeye başladı. Onlar da biri birinin ardıca Muaviye'nin ordusuna katıldılar.


İmam Hasan (a.s)'ın yaranları arasında hıyanete başvuranlar da oldu… Hazretin çadırına saldırıp o çadırı parçaladılar, abasını üzerinden kaptılar, ayağının altındaki kilimi bile çekip çıkardılar, kılıçla bacağını yaraladılar.[9]

İmam (a.s), ordusunu o şekil ve yaranlarını da perişan bir vaziyette görünce, Müslümanlar arasında bundan daha fazla ihtilaf çıkmaması ve şiilerin öldürülmemesi için bir takım şartlarla Muaviye'nin barış teklifini kabul etti.


İbn-i Hallakan'ın naklettiğine göre, barış antlaşması, Hicri 41′in Rabi'ul Evvel ayının 25′inde gerçekleşti.[10]


 Barışın önemli şartları şunlardı:

 

1- Muaviye kendisini Emir'ul Müminin tanıtmayacaktır.[11]


2- Hz. Ali'ye sebbetmeyecektir.[12]


3- Şiilerin canı, malı ve namusu emniyette olacaktır.[13]


4- Şiilerden hak sahibinin hakkı, kendilerine verilecektir.[14]


5- Muaviye, hiçbir kimseyi kendi yerine halife tayin etmeyecektir.[15]

Barış maddelerinde de görüldüğü gibi İmam Hasan (a.s) Muaviye'yi gasip tanıtmanın yanı sıra fitne ateşini de söndürdü; o günün İslamî toplumunu dağınıklık ve yok olmaktan kurtardı ve şiilerin hakkını korumuş oldu.


Bu barışın en büyük faydalarından biri de hakkı batıldan ayırt etmekti; ne hak batıl olarak tanındı, ne de batıl hak olarak. İmam (a.s) kendi ameliyle, Muaviye'nin batıl bir mevzide durmuş olduğunu ve hilafetin, Resulullah ( s.a.a)'in tertemiz vasilerinin hakkı olduğunu, fakat hile ve zorbalıkla yöneticilik yapmak istemediklerini halka anlattı. Bu tavır Kerbela kıyamında da takip edildi.


* * *


Barış antlaşması yapıldıktan sonra, bir grup insanlar İmam Hasan (a.s)'ın bu önemli ve hikmetli işinin önemini anlayamadıklarından dolayı onu tenkit etmeye, ona iftira bulunmaya ve ağır laflar demeğe başladılar.[16]


İmam (a.s) onların cevabında şöyle buyurdular:


“Acaba ben, Allah Teala'nın, yaratıklarına olan hücceti değil miyim?… Acaba Resulullah sallallahu aleyhi ve alihi vesellem, benim ve kardeşim hakkında; “Hasan ve Hüseyin, kıyam etseler de etmeseler de İmamdırlar” diye buyurmamış mıdır?… Eğer ben bu işi yapmaz olsaydım yeryüzünde şiilerimizden bir kişi dahi baki kalmazdı, hepsi öldürülürdü.” [17]


* * *


İmam Hasan (a.s), zahiri hilafeti Muaviye'ye bıraktıktan sonra Kufe'yi terk edip Medine'ye döndü.[18] Orada İslamî ilimleri halka öğretmek ve onu yaymakla meşgul oldu.

Ama Muaviye kendi hilelerinden vazgeçmedi; daha işinin başında barış maddelerini ayak altına aldı.[19]

Muaviye, hilafetin kendi ailesinde sürekli baki kalacağına mutmain olması için İmam Hasan'ı öldürmeyi kararlaştırdı. şeytani planını uygulamak için dört defa İmam (a.s)'ı zehirletti.[20] Muaviye son defasında, İmam'ın eşi olan Eş'âs kızı Ca'de'nin vasıtasıyla çok tesirli bir zehirle İmam (a.s)'ı zehirletti.[21]

İmam Hasan (a.s), o kalleşçe amelin neticesinde mide kanamasına duçar oldu, rengi değişti ve o halde şöyle buyurdu: “Bir kaç kez beni zehirlediler, ama bu dördüncüsü kadar acı görmedim.” [22]

Cünade şöyle diyor:


İmam Hasan'ın (a.s) vefat etmesine sebep olan o hastalığında onun huzuruna vardım, önünde bir leğen gördüm, Muaviye'nin (la'nehullah) ona içtirdiği zehir neticesinde ağzından gelen kan pıhtılarını o leğenin içerisine atıyordu. Hazrete; “Ey mevlam! Neden kendini tedavi etmiyorsun?” dediğimde buyurdular ki: “Ölümü ne ile tedavi edeyim?” Bu sözü duyunca “İnna lillah ve inna ileyhi raciun” dedim.[23]


* * *
 

İmam Hasan (a.s), hicretin 50. yılında 47 yıl yaşadıktan sonra[24] o zehir neticesinde şahadete erişti… İmam (a.s)'ın mutahhar cenazesini, cenaze namazı merasiminden sonra Resulullah'ın kabrini ziyaret etmesi[25] veya orada defnetmeleri [26] için oraya doğru götürdüler.[27]

Sa'lebet bin Malik şöyle diyor:


İmam Hasan (a.s)'ın cenazesini teşyi edenler o kadar çoktu ki, bir iğne atsaydın yere düşmezdi.[28]


Ben-i Ümeyye bu olaydan haberdar olunca Peygamber'in (s.a.a) ciğer paresini teşyi edeceklerine ve onun mübarek na'şına saygı duyacaklarına, onun dedesinin (Peygamber'in) yanında defnedilmesine mani oldular. Aişe de bir katıra binerek onları destekledi.[29]

İbn-i Şehrâşub da şöyle diyor: İmam Hasan'ın (a.s) cenazesini ok yağmuruna tuttular, sonradan 70 ok İmam'ın (a.s) bedeninden çıkardılar.[30]


İmam Hüseyin (as), kardeşi İmam Hasan (a.s)'ın vasiyeti üzerine Ben-i Ümeyye ile savaşmaktan kaçındı ve İmam'ın (a.s) cenazesini Bakî mezarlığına götürüp orada defnetti.[31]

İmam Hasan'ın (a.s) şahadet gününün tarihi hakkında ihtilaf vardır. Şeyh Mufid ve Kef'âmî, İmam Hasan'ın (a.s), Sefer ayının yedisinde şahadete eriştiğini yazıyorlar.[32] Şeyh Abbasi Kummî, “Kurret'ul- Basire” risalesinde bu görüşü kabul etmiştir. İbn-i Şehrâşub da Sefer ayının 28. gününü İmam Hasan'ın (a.s) şahadet günü bilmektedir.[33] Şeyh Kuleynî ve Hazzaz-i Kummî de İmam Hasan'ın (a.s) Sefer ayının sonlarında şehit olduğunu söylüyorlar.[34]

İmam Hasan'ın (a.s) on üç[35], on beş[36] veya on altı[37] çocuğu olduğunu söylemişlerdir. Onlardan bazılarının isimleri şunlardır: İmam Bakır'ın (a.s) annesi olan Fatıma[38], amcaları İmam Hüseyin'in (a.s) yanında şahadete erişen Kasım, Abdullah ve Amr.[39]

 

 

 



Kaynakça


 [1] – Kafi, c.1, s.461.
 [2] – İrşad, c.2, s.5.
 [3] – Menakıb-i İbn-i şehraşub, c.3, s.192.
 [4] – Tarih-i Ehl'ul-Beyt, s.74.
 [5] – Kamil, c.2, s.443.
 [6] – Müruc'uz- Zeheb, c.3, s.4.
 [7] – Fusul'ul-Muhimme, s.161.
 [8] – Kamil, c.2, s.445.
 [9]- şerh-i Nehc'ül-Belağa, İbn-i Ebi'l- Hadid, c.16, s.38-41. Müruc'uz- Zeheb, c.3, s.9.
 [10] – Vefeyat'ul-A'yan, c.2, s.66.
 [11] – İlel'uş- şerayi, s.212. Tezkiret'ul-Havas, s.206.
 [12] – İrşad-ı Mufid, c.2, s.14. Fusul'ul-Muhimme, s.163.
 [13] – a.g.e.
 [14] – a.g.e.
 [15] – Ensab'ul-Eşraf, c.3, s.42.
 [16]- Tuhaf'ul-Ukul, s.635, İmam Bakır'ın Ahvel'e çğütleri bölümünde.
 [17] – İlel'uş- şerayi, c.1, s.221.
 [18] – Tarih-i Taberi, c.4, s.126.
 [19] – şerh-i Nehc'ül-Belağa-i İbn-i Ebi'l-Hadid, c.16, s.15.
 [20] – a.g.e. c.16, s.10.
 [21] – a.g.e. c.16, s.11.
 [22] – a.g.e. c.16, s.49.
 [23] – Kifayet'ul-Eser, s.226.
 [24] – Kafi, c.1, s.461.
 [25] – Kafi, c.1, s.302.
 [26] – İlel'uş- şerayi, c.1, s.225. Avalim, c.16, s.287.
 [27] – Tezkiret'ul-Havass, s.213.
 [28] – El-İsabe, c.1, s.331.
 [29] – Tezkiret'ul-Havass, 213.
 [30] – Menakıb, c.4, s.44.
 [31] – İrşad, c.2, s.17 ve 19.
 [32] – Avalim, c.16, s.277.
 [33] – Menakıb, c.3, s.191.
 [34] – Kafi, c.1, s.461. Kifayet'ul-Eser, s.229.
 [35] – Menakıb-i İbn-i şehraşub, c.3, s.192.
 [36] – İrşad, c.2, s.20.
 [37] – İ'lam'ul-Vera, s.212.
 [38] – Fusul'ul-Muhimme, s.116.
 [39] – İrşad, c.2, s.26

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler