21 Haziran 2021 Pazartesi Saat:
12:09

İmam Ali'nin (a.s) Mushafı, Hafs'ın Kıraatini mi Taşır?

12-05-2021 06:32


 

 

 

 

 

 

 

İmam Ali'nin (a.s) mushafı Hafs'ın kıraatini mi taşır?
 
 
Bu soruya cevap vermek için ilk önce tarihi mütalaa etmemiz gerekir. 
 
Hafs'ın Asım'dan kıraatinin tarihteki durumu 
 
Şia alimleri arasında, Allâme Belaği'den itibaren, Hafs'ın Asım'dan kıraatinin tarih boyu meşhur kıraat olduğu, sineden sineye aktarıldığı görüşü ortaya atılmıştır. Bazı ulema bu görüşü tefsirlerinde kabul etmişlerdir. Ancak bu görüşün tarihi herhangi bir dayanağı yoktur. İbn-i Mücahid, kendi zamanına kadarki kıraatlerin yaygınlığını şöyle açıklamıştır: Medine halkının kıraati Nafi'nin kıraati,¹ (İbn-i Mücahid, es-Seb'a fi'l-Kıraat, 1400 s. 87), Mekke'nin ittifak ettiği kıraat İbn-i Kesir'in kıraati (a.g. s. 65), Basra ehlinin çoğunun kıraati Ebu Amr'ın kıraati, (s. 84) Kufe halkının çoğunun kıraati Hamza'nın kıraati (s. 71). 
 
Buna ilaveten hiç bir zaman Müslümanların ortak bir şekilde sürdürdüğü bir kıraat yoktu. Şehirlerin kıraatleri bile ilk asırlar içerisinde değişebilmiştir. Mesela Kufe'de, yüz senelik bir dönem içerisinde, Asım'ın (M. 127), Hamza'nın (M. 156) ve Kisai'nin (M. 179) kıraatleri resmileşmiştir. Bu arada, Kufe'de bile, uzun müddet Asım'ın kıraati yaygın olmamıştır. Dördüncü Hicrî asrın başlarına kadar, Kufe halkı Hamza'nın kıraatini kabul etmişlerdi. Hatta üçüncü asırda, Asım'ın kıraati komple inzivaya itilmişti. Zehebi de, Hamza'nın kıraatinin Kufe'de eskiden yaygın olduğu dönemi dile getirmektedir. (Zehebi 1416, c. 1 s. 252) 
 
Onuncu Hicrî asra kadar sürekli farklı kıraatler çeşitli beldelerde yaygındı. Öyle ki Şii alimlerinden Şeyh Tusi ve Tabersî (et-Tibyan fî Tefsîr il-Kur'an, Tusi, c. 1 s. 8), (Mecma ul-Beyan fî Tefsîr il-Kur'an, Tabersî, 1426 c. 1 s. 10), tek bir kıraati seçip diğer kıraatleri komple terk etmeyi mekruh bilmişlerdir. Altıncı Hicrî asra kadar Horasan'daki tefsir kitaplarının tahkiki gösteriyor ki, o zamana kadar hiç bir kıraat Horasan'da sürekli olmamış, ama Horasan halkı en fazla Ebu Amr Basri'nin kıraatine ilgi duymuşlardır. (İntihab-ı Kırâât ez Dîdegah-ı Emin ul-İslam Tabersî H. K. 1392, s. 53), Ebu Hayyan Endülüsi, Irak halkının kendi zamanında Ebubekr ibn-i Ayyaş'ın Asım'dan kıraatiyle büyüdüklerini nakleder (Ebu Hayyan Endülüsî, el-Bahr ul-Muhît fi't-Tefsîr, 1420, c. 1 s. 23), Mısır halkı Hicrî beşinci asra kadar, Vereş'in Nafi'den kıraatini okumaktaydı. Sonra Hicrî onikinci asra kadar Ebu Amr Basri'nin kıraati aralarında yaygınlaşarak kabul gördü. (El-Baz, Mebahisun fî İlm il-Kıraat, 1425, s. 47), Şam halkı da, İbn-i Amir'in kıraati üzere okuyorlardı. (İbn-i Cezerî, Gayet un-Nihaye fî Tabakat il-Kurrâ, H. 1351, c. 1 s. 292)
 
Ebu Amr'ın kıraati, Hicrî beşinci asırdan itibaren Mısır'dan Yemen'e ve Basra'ya kadarki İslam ülkelerinde yayıldı ve bir kaç asır boyunca bu kıraat baki kaldı. İbn-i Cezerî de kendi bölgesinde herkesin Ebu Amr kıraatine göre okuduğunu kaydeder. (A.g.e)
 
Asım'ın Hafs'tan nakledilen kıraati ise, tarih kayıtlarına göre, Ebu Hanife'nin Asım'ın öğrencisi olması hasebiyle, H. 10. Asırda (Miladi 16. Asırda) Osmanlı tarafından yaygınlaştırılmaya başlandı. Sonunda iş o hadde geldi ki, sadece Osmanlı devletinin köşe ve bucaklarında ve dışındaki İslam ülkelerinde diğer kıraatler baki kaldı. (Müflih ul-Kudat, 1422, s. 63)
 
Almanya tarafından başlatılarak 12. Hicrî Asırda matbaanın yaygınlaştırılması, Hafs'ın kıraatinin yayılmasının başlıca etkenlerindendir. (Ganim Guduri, Muhazırat fî Ulum il-Kur'an, H. 1423 s. 150) 
 
Dolayısıyla tarih kaynaklarına esasen, Hafs'ın Asım'dan kıraatini tarih boyunca yaygınlığı kesinlikle doğru değildir. 
 
Farklı kıraatler neden tahrif değildir?
 
Bildiğimiz üzre Ehl-i Sünnet'te mütevatir bir hadis vardır. Kur'an yedi harf (okunuş) üzere inmiştir diye. Öncelikle imamlarımızın Kur'an ayetlerini farklı farklı birden fazla versiyonla okuduğunu görüyoruz. İmam Sadık'tan (a.s) da Kur'an'ın yedi kıraat üzere indiği, bu yüzden imamın fetva verirken bütün bu kıraatleri dikkate alması gerektiği ile ilgili sahih hadis var. Ama o rivayetin meçhul bir ravisi olduğu bazı alimlerce zannediliyor. Oysa Şeyh Tusi kendi ricalinde meçhul dedikleri  Muhammed ibn-i Yahya Sayrafi'nin güvenilir Şii ashaptan Muhammed ibn-i Yahya Hazzaz ile aynı kişi olduğunu belirtmiş her ikisinin adına verilen iki farklı kitabın tek kişinin kitapları olarak belirtmiştir. Zaten Sayrafi ile Hazzaz'ın ravi tabakaları ve hadis naklettikleri şahıslar aynıdır. Yine İmam Ali (a.s) yoluyla Peygamberden (s.a.a) Kur'an'ı yedi harf (lehçe ve kıraat) üzre okumaya emredildiğine dair rivayet vardır. O rivayetin ravisi Ahmed ibn-i Hilal sadece ömrünün son bir kaç yılında yolunu şaştığı için, bazıları bu rivayeti tazyif etmişlerdir. Halbuki bu konu, zaaf sebebi olsa, sadece son bir kaç yıl için geçerli olurdu ve bir çok ravinin ibn-i Hilal'den nakilde bulunduğunu müşahede ediyoruz. Nitekim Ayetullah Hoi, Ahmed ibn-i Hilal'i akidesine bakmayarak güvenilir kabul etmiştir. Rivayet meçhul olma hasebiyle zayıf olsa da, ravi olan Îsâ ibn-i Abdullah Haşimi'nin kitabının yolu sahihe yakındır. Çünkü mühmel (rical kitaplarında) gelen ama güvenilirliği belirtilmemiş) tek kişi, Ahmed ibn-i Alî Zeytuni el-Eşarî'dir. Bu ravi, Kum'un parlak bir geçmişe sahip ilmi hanedanı ve ilmi açıdan yönetici konumdaki Şii bir hanedan olan Eşarî hanedanına mensuptur. Dolayısıyla o kitabın yolunun sahih olmasına büyük bir ihtimal verebiliriz. Nitekim Ayetullah Hoi'nin Mucemu Rical il-Hadiste belirttiği üzere, Şeyh Saduk'un İsa ibn-i Abdullah'a olan senedinde asalet ül-adalet ilkesine inanan Allâme Hilli gibi kimseler, senedi sahih kabul etmiştir. Bu ilkeyi kitabın senedine de uygulayabiliriz. Belirtmek gerekir ki, İmam Sadık (a.s) zamanında yedi harf hadislerinden yanlış bir telakki meydana geldi. Peygamber'den (s.a.a) muttasıl senetle nakledilen bütün kıraatlere harf-i vahid diyorlar, yedi harfi ise insanın kendisinin kendi yanından Kur'an kelimeleriyle eş anlamlı kelimeleri okuması olarak yorumluyorlardı. İmam Sadık (a.s) bu yüzden bu telakkiyi reddederken, başka bir sahih hadisinde "insanlar Kur'an yedi harf üzere indi diyorlar" sözüne cevaben: "yalan söylüyor Allah'ın düşmanları, Kur'an vahid harf üzre Vahid'den indirilmiştir." Buyuruyor. Yani bu sahih hadis yine sahih senetli olan yedi harf rivayetine ve asalet ül-adalet ile yer aldığı kitabın senedi sahih bilinebilecek olan "Kur'an'ın Peygamber Efendimiz (s.a.a) tarafından yedi harf üzre kıraat edilmesi" hadisine zıt değil. Nitekim İmam Sadık (a.s) döneminde yaşayan Süfyan ibn-i Uyeyne de, kendisine: Medineliler ile Iraklılar arasındaki ihtilaf yedi harften midir? Diye soran topluma, "hayır" diye cevap vermekte, yedi harf (kıraat) ifadesini insanın kendisinin eş anlamlı kelimeler okuması olarak açıklamaktadır.
 
İmam Bakır (a.s) başka, ama zayıf bir rivayet ise "Kur'an birdir, vahidden inmiştir ve lakin ihtilaflar ravilerden kaynaklanır" buyuruyor. O rivayetin senedinde Mualla ibn-i Muhammed Basrî vardır. Şeyh Necaşi kendi ricâlinde onun hakkında "mezhebi ve hadisi muzdarib (karmaşık)" tabiri kullanarak zayıf olduğunu belirtmiştir. Ayetullah Hoi ilk başlarda mucem-u rical il-hadisi yazarken, Kamil uz-Ziyarat ravisi olduğu için onu güvenilir kabul etmiştir. Ama sonradan Kamil uz-Ziyarat'ın ravilerinin yarısından fazlasının zayıf olduğunu tespit edince bu görüşü terketmiştir. Üstelik ömrünün sonlarında fetvalarını yayınlayanların Kamil uz-Ziyarat ravilerine güvenerek verdiği fetvaları risaleden çıkarmaları için bir yazı yazmıştır. Zaten nüsha uzmanı Hasan Ensari hasan-ansari-kateban sitesinde Kamil-uz-Ziyarat'ın yazarının önsözündeki güvenilirlik ve az nakilci olmama ifadesinden maksat "onun kitabındaki rivayetlerin naklinde güvenilir veya en azından çok hadis nakleden kimselerin kitaplarından yararlandığıdır" şeklinde ifade ettiği delilli bir yazı yazmıştır. ("بررسی های تاریخی - آيا ابن قولويه بر صحت همه احاديث کتاب کامل الزيارات شهادت داده؟" https://ansari.kateban.com/post/4267) 
 
Muztarip hadis sahibi ifadesi, hadislerinde kabul edilemeyen konuların görüldüğü ve muteber senetle bile nakletseler güvenilir olduklarına rahatlıkla hükmedilemeyen kimseler için kullanılır. Elbette bu, Mualla Basri'nin bütün rivayetlerini reddetmemiz manasında değildir. Ancak, eğer Hafs'ın Asım'dan naklettiği kıraatin 16. Asra kadar yedi asır boyunca inzivaya itilmiş bir kıraat olduğunu tarihten biliyorsak, yine, Kur'an'ın yedi kıraat üzere indiği ile ilgili bir sahih ve bir kitabının senedi sahihe yakın hadisimiz var ise ve buna zıt görünen bir hadisin farklı yorumlanması gerektiği tarihten ortada ise, imamlarımızın ayetlerin okunuşu ile ilgili birden fazla versiyon naklettikleri ve bazı ayetlerde hepsi için de, "böyle inmiştir" tabirini kullandıklarını biliyorsak, hattâ sahabilerin Osmanî mushafa uygun olmayan bir çok kıraatleri üzre fətva vermişlerse Mualla'nın bu rivayeti onun güvenemeyeceğimiz rivayetleri arasında olmalıdır. Aynı zamanda Şeyh Kuleyni Mualla'nın hadisini nevadir babında getirmiştir. Şeyh Müfid'in Risalet ül-Adediyye'sinde vurguladığı üzere nevadir yani nadir hadisler babında getirilen hadisler, yazarın kabul etmediği hadislerdir. Ayetullah Seyyid Ahmed Mededi'nin vurguladığı husus, sadece eğer müstakil bir kitabın adı nevadir olursa saf hadisleri taşıdığı, ancak  eğer farklı baplar arasında bir hadis kitabında nevadir bapları varsa, bundan nevadir baplarındaki hadislerin yazar tarafından kabul görmediğinin anlaşıldığıdır. (Seyyid Ahmed Mededi bu konuyu Şemsî tarihle 1397/11/16 günündeki Ders-i hâriçte vurgulamıştır) Dolayısıyla rahatlıkla "Şeyh Kuleyni bu rivayeti kabul etmemiştir" diyebiliriz. 
 
Farklı kıraatlerin tahrif olmadığı konusunda diyebileceğimiz husus, imamlarımız dönemindeki aşere kıraatlerinin her birinin peygamberden muttasıl senetle nakledildiğidir. 
 
Şimdi sözümüze karine olması için, sahabe döneminde İmam Ali'nin mushafı ile ilgili hadislerde gelen "kemâ enzelallah" ifadesinin nasıl anlaşıldığını belirteceğiz. 
 
1- sahabeden İbn-i Mes'ud şöyle demiştir: "kuşkusuz Kur'an yedi harf (kıraat) üzere inmiştir. Ondan hiç bir harf (kıraat) yoktur ki, bir tane zahiri ve bir tane batını olmasın. Ali ibn-i Ebî Talib nezdinde onun zahirinin ve batınının ilmi vardır."
(Masabih us-Sunne, c. 1 s. 176, Mecmauz-Zevaid, c. 1 s. 152) 
 
Bu ifadeyle sahabilerin, İmam Ali'nin (a.s) Kur'an'ı indiği gibi toplaması hususunun "seb'a-ti ahruf" (yedi kıraat) ile ilişkilendirdiği ve öyle anladığı ortaya çıkmaktadır. 
Elbette belirtmek gerekir ki, bu yedi kıraat, direkt olarak yedi kârinin okuduğu kıraatler ile alakalı değildir. Bilakis bu, Ehl-i Beyt (a.s) ve Ehl-i Sünnet'in onlar tarafından onaylanan kıraat rivayetlerinde ayetlerin Osmani resmî hatta uygun olmayan kıraatlerini de kapsamaktadır. 
 
Rivayetlerden deliller: 
 
2- Besair ud-Derecat'ta gelen sahih senetli rivayette İmam Bakır (a.s): şöyle buyurmaktadır: "vasilerden başka hiç kimse Kur'an'ın tamamını toplamış olduğunu diyemez."
(Besair ud-Derecat, c. 1 s. 193)
Açıklama: burda "Kur'an'ın tamamını toplamaktan maksat, peygamber (s.a.a) tarafından okunan bütün birbirinden farklı kıraatleri toplamaktır. 
 
3- Yine İmam Bakır (a.s) sahih bir hadiste şöyle buyurmuştur: "vasilerden başka bu ümmetten Kur'an'ı toplamış birini  tanımıyorum."
(Besair ud-Derecat, c. 1 s. 194) 
 
Açıklama: bilindiği üzere Kur'an Peygamber Efendimiz (s.a.a) tarafından birden fazla kıraatler üzere okunuyordu. Bu kıraatlerin tamamını sadece İmam Ali (a.s) hıfzetmiş ve toplamıştır. 
 
4- Cabir sahih bir hadiste İmam Bakır'dan (a.s) şöyle nakleder:
"İnsanlardan Kur'an'ı indiği gibi topladığını iddia eden ancak yalan söylemiştir. Onu Allah'ın indirdiği gibi toplayan ve hıfzeden sadece Ali ibn-i Ebî Talib (a.s) ve ondan sonraki imamlardır."
(Tefsir ul-Burhan c. 1 s. 4)
Açıklama: İbn-Mes'ud'un nakline dayanarak "indiği gibi toplamak ve hıfzetmek" ifadesinin ne anlama geldiği belli olmaktadır. Bunun manası, peygamberden muttasıl senetle nakledilen ve ona inmiş bütün kıraatlerdir. 
 
5- Muhammed ibn-i Yahya el-Hazzaz es-Sayrafî'den sahih bir senetle, o Hammad ibn-i Osman'dan şöyle naklediyor: Ebu Abdullah İmam Sadık'a arz ettim ki: sizden gelen hadisler muhteliftir.
İmam (a.s) bana şöyle buyurdu: "Kur'an yedi harf (kıraat) üzere nazil oldu. İmam'ın en azından yapması gereken şey, yedi yönden fetva vermektir."
Sonra buyurdu ki: bu bizim bağışımızdır. Bunu halka ver yahut verme. Hesabı yoktur." 
 
(Şeyh Saduk, El-Hisal, yediler babı) 
 
6- İmam Ali'nin (a.s) nakline göre Resulullah (s.a.a) buyuruyor ki: "bana Allah tarafından bir gelen geldi ve dedi: "Allah sana Kur'an'ı tek harf üzre okumanı emrediyor." Ben arzettim: "Ya rabbi! Ümmetime genişlet!" Dedi ki: "Allah sana Kur'an'ı tek harf üzere okumanı emrediyor." Ben arzettim: "Ya Rabbi! Ümmetime genişlet!" Bunun üzerine dedi ki: " "Allah sana Kur'an'ı yedi harf üzere okumanı emrediyor."
(El-Hisal yediler babı) 
 
Açıklama: birinci sahih hadisle alakalı İmam Sadık'ın (a.s) bu sahih hadisinin kıraatlerin çokluğuna delalet ettiği ile ilgili delil, imamlarımızın çeşitli hadislerinde, birbirinden farklı kıraatlerle fetva vermiş olmalalarıdır. Örnek olarak İmam Sadık'tan (a.s) kelaleye değinen ayetlerden olan Nisa 12 ayeti ile ilgili Usul-ü Kafi'deki sahih senetli bir hadiste: "ve in kâne reculun yurasu kelaleten ev imraetun ve lehu ehun ev uhtun "min ummin"  şeklinde okuması ve günümüzde yaygın olan kıraatteki genel ifadeyi özel olarak tahsis etmesi, kelale yoluyla birbirine eşit şekilde altıda bir miras almak için, erkek kardeş ile kız kardeşin anne bir kardeş olmaları gerektiğini buyurması ve İmamiye'nin bu hadis ve aynı özel tahsisi yapan bir çok muteber senetli hadise dayanarak bu kıraat üzere fetva vermeleri zikredilebilir (Ayyaşi tefsiri c. 1 s. 227, el-Kafi c. 7 s. 101-102, Tehzîb ül-Ahkâm c. 9 s. 290-291) Ehl-i Sünnet kaynaklarında bu kıraat "min ummin" olarak Saad ibn-i Ebî Vakkas'tan, İbn-i Mes'ud'dan ve "min el-umm" şeklinde Übeyy ibn-i Kaab'den nakledilmiş ve onların günümüzde mevcut olmayan mushaflarında yer almıştır. Eğer İmam Sadık (a.s) bu ayetin bu şekilde kıraatini onaylamasaydı, sahih rivayetlerde genel ifadeyi özel kılan bu kıraati nakledip ona göre fetva vermezdi.  
 
El-Hisal'daki ikinci hadisin ise, hem kendi senedi, hem onda yer aldığının belirtildiği kitabı Allame Hilli'nin kitabın senedine uygulanabilecek asalet ül-adale ilkesi yoluyla sahih bilinebilir. Asalet ül-adale ilkesi uygulanmasa bile, kitabın ravilerinden  Hasan ibn-i Ali Zeytuni Şia'nın Kum'daki en önemli hanedanlarından olan Eşarî hanedanından oluşu hasebiyle, bu rivayetin kitabının senedinin itibarı ile ilgili güçlü bir zanna sahibiz. (Kitabın senedi ile ilgili Ayetullah Hoi'nin Mucem-u ricâlinin Îsâ ibn-i Abdullah el-Haşimi kısmına bakınız)
bu açıklamalara dikkat ederek, İmam Ali'nin (a.s) mushafı ile ilgili "yuhalifu fîhi't-telîf" (yazılışında farklılık vardır), "kemâ enzelallah" (Allah'ın indirdiği gibi) ve "cemael-Kur'ane kulluhu" (bütün Kur'an'ı topladı) gibi ifadelerin zahirini nasıl koruyabileceğimizi açıkladık. Zira rivayetlerde tertîb-i nüzula delalet eden tanzîm ve tertîb ifadeleri hiç ama hiç geçmemektedir. Ayrıca Fatiha suresinin Hz. Peygamber (s.a.a) tarafından Fatiha-tül-Kitab, yani "kitabın açıcısı" olarak adlandırılması ve mushafın başına yerleştirilmesi bu hususla zıtlık içerir. Nitekim ashaptan kimse İmam Ali'nin (a.s) mushafı üzere imamların onlara tertîb-i nüzulü açıklamasını rica etmemiştir. Hafs'ın kıraatinin asırlarca dışlanmış olduğuna bakarak, İmam Ali'nin (a.s) mushafında sadece Asım'ın kıraatinin bulunduğunu da diyemiyoruz. Mushaf ile ilgili olan Tertîb-i nüzul konusu zaten "kîle/deniyor ki" şeklinde aktarılmıştır ve hadislerde bu konuda bir ifadeye rastlamıyoruz. Ancak, imamlarımızın (a.s) ayetleri farklı okudukları yerleri farklı kıraatler olarak kabul eder ve böylece Hafs'ın kıraatini sahih kıraatlerden birisi olarak kabul edebiliriz. Zira imamlarımızın muteber rivayetlerde ayetleri Osmani resm-ul-hattan (resmî yazı) farklı okudukları ve bu şekilde nazil olmuştur buyurdukları nakillerin neredeyse hepsinin aynı şekli, Ehl-i Sünnet kaynaklarında diğer kıraatlerin yanında sahabiler yoluyla Peygamber'den (s.a.a) nakledilmektedir. Ehl-i Sünnet'in bir kısmı, bu tür rivayetlerle ilgili mensuh ut-tilâve, yani "tilaveti kaldırılmış" diye bir tabir uydurmuş, "bunların okunuşu kaldırılmış, ama onlarla delil getirilebilir!" Demişlerdir. Ama bu kıraatlerin okunmasının peygamber (s.a.a) tarafından kaldırılmış olmasına ise tek bir delil bile getirememişlerdir. 
 
İmamlarımızın ayetleri farklı okumalarından örnekler:
 
Müta ayetini sahabeden Übeyy ibn-i Kaab'ın ve Ibn-i Abbas'ın mushafına uygun olarak "İlâ ecelin musemmâ" "belli bir zamana kadar" ifadesiyle okuyarak bunu geçici evliliğe yorumlamaları ve buna esasen fetva verip ve bu şekilde inmiştir buyurmaları. Bu kıraat, imamlarımızın (a.s) kendi döneminde, onların ashabı tarafından genellikle kendi huzurlarında yazılan usul-ü erbaamie'nin on altısını kapsayan "el-usul üs-sittete aşer" kitabında bile (c. 1 s. 24'te) yer almıştır. 
 
Hicr 41 ayetindeki ifadeyi Usul-ü Kafi ve Mecma ul-Beyan'da geçtiği üzere "Sıratun Aleyye mustakîm" dışında hem "Sıratu Aliyyin mustakim" hem de "Sıratun Aliyyun mustakîm" ifadesiyle okuduklarına rastlanmıştır. Bunların ilki, "Ali'nin dosdoğru yolu" ikincisi "yüce ve dosdoğru bir yol" anlamına gelir. Bazıları, imam Ali'nin ismine işaret eden ve Ehl-i Sünnet nakillerinde bile mevcut olan ilk kıraat ile ilgili Şii kaynaklarında gelen sahih rivayeti reddetmek pahasına, uyduruk kitap olduğunu onayladıkları İbn-i Gazairi ricaline esasen rivayetin ravisi Ahmed ibn-i Mihran'ı zayıf bilmeye başvurmuşlardır. Oysa Şeyh Kuleyni onu kitabında sıkça "Allah ona rahmet etsin" diyerek anmakta, yine ondan oldukça sık rivayet nakletmektedir. Yine bu yola başvuran aynı ulema, diğer konularda İbn-i Gazairi ricaline "uyduruk kitap" diyerek güvenmemektedir.
 
İlki Ehl-i Sünnet nakillerinde Katade'den naklen Hasan Basrî tarafından okunan kıraattir ve Hasan-ı Basrî bunu Sünni alimlerinin nakillerinde bile (et-Tarâif fî Marifeti Mezheb it-Tavâif c. 1 s. 96'da, Sünnî alimi Ebubekir Mü'min Şirazi'den naklen) İmam Ali'ye (a.s) yorumlamıştır. Diğeri ise aşere kıraatlerinden Yakub'un kıraatidir. Bilindiği üzere, halife Osman, hilafeti zamanında kıraatlerin önemli bir kısmını içine alacak ortak bir mushaf hazırlatmış, diğer sahabilerin o ortak mushafa uygun olmayan mushaflarını yakmıştır. Ancak o dönemden sonra bile, İbn-i Abbas gibi bazı sahabiler, kendilerinin ve babalarının kıraatini kapsayacak mushaflar hazırlamış, bunları öğrencilerine öğretmişlerdir. İbn-i Abbas, Osmani mushafa uygun olmayan kendi kıraatini, seba kârilerinden biri ibn-i Kesir olmak üzere üçünün kıraatiyle beraber İmam Ali'ye (a.s) sunmuştur. Yine kârilerden Ebu Amr Basrî, kendi kıraatini İmam Ali'nin (a.s) öğrencisi Ebul-Esved Dueli'nin  öğrencisi Yahya ibn-i Yamer'e sunmuştur. İmamlarımızın (a.s) yüzlerce rivayetinde bazen ayetler konusunda Osman'ın mushafına uygun olmayan kıraatlerin geldiğini gördüğümüz hadisler, tahrif konusunu  onaylamaz. Aksine bunlar gerçekte, Peygamber Efendimiz'e (s.a.a) inen farklı kıraatlerdir. Belirtmek gerekir ki, Şia hadislerindeki bu sayının kat kat daha fazlası, Ehl-i Sünnet kaynakları için geçerlidir. Sahabilerin Osman'ın mushafına uygun olmayan kıraatleri hıfzedip korumaya çalıştıkları durumları tarihten müşahede edince, imamlarımızın (a.s) o buyruklarının sebebini bilmiş oluyoruz. Çünkü peygamberden (s.a.a) muttasıl senetle nakledilen kıraatlerin içinde Osmani mushafa uygun olmayan kıraatler de vardı ve imamlarımız (a.s) bunların unutulmasını istemiyorlardı. Hatta, sahih hadiste, imam Sadık'ın (a.s) bir imamın en küçük hakkının Kur'an'ın onun üzere indiği yedi (çocukluktan kinayedir) kıraat üzere fetva vermek olduğunu da buyurduğunu biliyoruz. Fakat bütün bunlara rağmen, ayetlerin farklı nüzullarına değinince, bir çok hadiste "Allah'ın şu buyruğu şu şekilde inmiştir" buyurarak yaygın kıraatlerin de, Kur'an ayeti olduğunu onaylıyorlardı. Yine "Kur'an'a uygun olmayan hadis batıl ve boş sözdür" (Vesail üş-Şia c. 25 s. 110) buyurarak, insanları hadisleri kabul edip etmeme konusunda ilk aşamada Kur'an'a müracaat etmeye yöneltiyorlardı. İnsanlar da başlangıçta açıkladığımız üzere kendi beldelerinde kendi kıraatlerine ve bulundukları bölgedeki kıraate müracaat ederlerdi.  Yukarıda açıkladığımız üzere, hadislerdeki "insanların okuduğu gibi oku", "öğrendiğiniz gibi okuyun size öğreten gelecektir", ifadeleri, o zamanlarda ortak bir kıraat bulunduğuna delalet etmez. Bilakis bu, Kur'an'ın her zaman bâtılın etkisinden ve tahriften korunacağını, ancak Kaim'in (a.f) gelişiyle bütün doğru kıraatlerinin öğrenilebileceğini, o yüzden Osmani mushafa uygun olan sahih kıraatlerin yanında, diğer resmi mushafa uygun olmayan kıraatlerin de, zuhurdan sonra okunacağını gösterir. Bu ifadeden, neden hadislere göre zuhurdan sonra, insanlara Kur'an'ın "indiği gibi" öğretileceğini anlıyoruz. 
 
 
مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ اَلْحُسَيْنِ عَنْ عَبْدِ اَلرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي هَاشِمٍ عَنْ سَالِمِ بْنِ سَلَمَةَ قَالَ: قَرَأَ رَجُلٌ عَلَى أَبِي عَبْدِ اَللَّهِ عَلَيْهِ اَلسَّلاَمُ وَ أَنَا أَسْتَمِعُ حُرُوفاً مِنَ اَلْقُرْآنِ لَيْسَ عَلَى مَا يَقْرَأُهَا اَلنَّاسُ فَقَالَ أَبُو عَبْدِ اَللَّهِ عَلَيْهِ اَلسَّلاَمُ كُفَّ عَنْ هَذِهِ اَلْقِرَاءَةِ اِقْرَأْ كَمَا يَقْرَأُ اَلنَّاسُ حَتَّى يَقُومَ اَلْقَائِمُ عَلَيْهِ اَلسَّلاَمُ فَإِذَا قَامَ اَلْقَائِمُ عَلَيْهِ اَلسَّلاَمُ قَرَأَ كِتَابَ اَللَّهِ عَزَّ وَ جَلَّ عَلَى حَدِّهِ وَ أَخْرَجَ اَلْمُصْحَفَ اَلَّذِي كَتَبَهُ عَلِيٌّ عَلَيْهِ اَلسَّلاَمُ وَ قَالَ أَخْرَجَهُ عَلِيٌّ عَلَيْهِ اَلسَّلاَمُ إِلَى اَلنَّاسِ حِينَ فَرَغَ مِنْهُ وَ كَتَبَهُ فَقَالَ لَهُمْ هَذَا كِتَابُ اَللَّهِ عَزَّ وَ جَلَّ كَمَا أَنْزَلَهُ اَللَّهُ عَلَى مُحَمَّدٍ صَلَّى اَللَّهُ عَلَيْهِ وَ آلِهِ وَ قَدْ جَمَعْتُهُ مِنَ اَللَّوْحَيْنِ فَقَالُوا هُوَ ذَا عِنْدَنَا مُصْحَفٌ جَامِعٌ فِيهِ اَلْقُرْآنُ لاَ حَاجَةَ لَنَا فِيهِ فَقَالَ أَمَا وَ اَللَّهِ مَا تَرَوْنَهُ بَعْدَ يَوْمِكُمْ هَذَا أَبَداً إِنَّمَا كَانَ عَلَيَّ أَنْ أُخْبِرَكُمْ حِينَ جَمَعْتُهُ لِتَقْرَءُوهُ . 
 
 
Sahih bir senetle Sâlim ibn-i Ebî Seleme'den naklediliyor ki: "bir kişi Ebu Abdullah'a (İmam Sadık'a) (a.s) ben işittiğim hâlde Kur'an'dan insanların okumadığı bazı kıraatler okudu. Ebu Abdullah (a.s) buyurdu ki: "bu kıraatten el çek, insanların okuduğu gibi oku. Kaim (a.s) kıyam edinceye kadar. Kaim kıyam edince Allah (Azze ve Celle)'nin kitabını sınırlarını gözeterek okuyacak ve Ali'nin (a.s) yazdığı mushafı ortaya çıkaracak."
 
Sonra buyurdu ki: Ali (a.s) onu yazıp bitirince insanlar için ortaya çıkardı. Onlara buyurdu ki: "bu Allah'ın Muhammed'e (s.a.a) indirdiği gibi olan kitabıdır. Ben onu iki levha arasında topladım. Onlar dediler ki: "öyledir. Ama bizim nezdimizde kapsamlı bir mushaf vardır ve bizim ona ihtiyacımız yoktur." 
 
Buyurdu ki: "o hâlde vallahi, bu gününüzden sonra onu bir daha görmeyeceksiniz. Sadece size onu topladığım zaman okumanız için bildirmekten sorumluydum." 
 
Usul-ü Kâfî, Kur'an'ın fazileti kitabı  (bölümü). Nadirler babı. 
 
Not: İmam'ın (a.s) insanların okuduğu gibi oku denerek Osmani mushaf üzerinden okunmayan ve ona uygun olmayan kıraatlerden sakındırması imamlarımızın insanların sahih yedi kıraat sınırının bu mushafın ve aşere kıraatlerinin haricindeki kıraatlerde doğru naklin tam olarak gözetilmediğini gösterir. Çünkü bazı sahabiler Osman'ın ortak mushafı toplanmadan önce bazen kendi içtihatları ve eş anlamlı kelimeler okumak bahanesiyle kendi mushaflarında ayetleri değiştiriyorlardı. Ama İmam (a.s) yedi sahih kıraatin hepsini sadece İmam Ali (a.s) tarafından gözetildiğini "sınırlarını gözeterek (alâ haddih) buyurarak ifade ediyor.
 
Sahabilerin bazısının bu yanlışı öyle bir hadde varmıştı ki, ihtilaftan dolayı farklı mushafları okuyanlar birbirlerini tekfir ediyorlardı. Osman'ın mushafının toplatılması ile, bu ihtilaf aradan kalktı. İmam Ali (a.s) da Osman'ın bu hareketini onayladı. Ancak Osman yine de  içinde yanlışlıklar olsa da, Ehl-i Sünnet nakillerine göre Ehl-i Beyt'in hakkaniyeti hakkında kat'î ayetlerin bulunduğu ibn-i Mesud gibi sahabilerin mushaflarını yaktı. Mushaf yakma konusu sahih-i Buharî'de bile mevcuttur. Bazı Sünnî alimleri asıl kelimeler yerine kendi yanından eş anlamlı kelimeler okuyan o sahabilere hürmeten bu şekilde okumakla ilgili olan yanlış telakkîyi bu mushafta da sürdürmeye kalkınca, İmam Sadık (a.s) bu telakkîyi yalanlarken: "yalan söylüyor Allah'ın düşmanları! Kur'an vâhid harf üzre Vâhid'den inmiştir" tabirini kullandı." 
 
Böylelikle iki önemli hedefi birden halka ulaştırmış olacaktı. Birinci hedef, muttasıl kıraatlere harfin vahid (el değmemiş birbirine eşit kıraat) diyenlere nispeten şehirlerde muttasıl senetle nakledilen kıraatlerin nakildeki şekli değiştirilmeden okunması, ikincisi "Osman bizi tek harf (yazı) üzre topladı" diyenlere nispetle, farklı kıraatler içinde sadece Osman'ın  mushafı üzerinden şehirlerde okunan kıraatlerin tam olarak sahih oluşu ve onlara bâtılın ve tahrifin bulaşmamasıydı. Böylelikle hem maslahat ve birlik icabı Osman'ın mushafı üzerinden okunan kıraatlerden başka hiç bir kıraati sahih bilmeyenlere onlarla iyi geçinmek gereği duyarak takıyye etmiş, hem de sözlerini iyi tahlil edebilenler için gerçeği özetle açıklamış oluyordu.
 
 
_________
 
1- Bu ifadeden imamlarımızın neden selamun alâ ilyâsîn ayetini selâmun alâ âl-i yâsin şeklinde okuduklarını anlıyoruz. Çünkü kendi şehirleri olan Medine'de bu ayet böyle okunmaktaydı ve bu, Nafi'nin kıraatidir. 
 
Belirtmek gerekir ki, Kur'an'ın yedi bin ayet olması olarak kabul edilen hadis, gerçekte, Şeyh Tusi'nin belirttiğine göre, Ahmed ibn-i Muhammed es-Seyyari adındaki bir gulatın naklidir ve, Şeyh Saduk ile Tusi dönemindeki kitaplarda bu hadis "on yedi bin ayet" olarak geçmekte ve şiddetle zayıftır.  "İbn-i Mesud eğer bizim gibi okumuyorduysa sapıktır" rivayeti de aynı gulat ravinin kitabına dayanır ve bir ravisi de meçhuldür. Dolayısıyla bu rivayetlerle sahih kıraatin tek oluşuna delil getirilemez.
 
Not: Burada naklettiğimiz Kur'an'ın çeşitli sahih okunuşları olduğu konusu Sünnilerce nakledilen bütün kıraatleri teyit için değil. Ama bu açıklamalara dikkat ederek Kur'an tefsiri yaparken imamlarımızın Kur'an'ı öyle okumamızı buyurdukları ve teyit ettikleri aşere kıraatleri ve bunlara ek olarak Osmanî mushafa uygun olan ve olmayan ama imamlarca nakledilmiş diğeri  kıraatleri de bir arada birbiriyle harmanlayarak tefsir edebiliriz.
 
 
 
 
Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !