21 Haziran 2021 Pazartesi Saat:
12:43
21-12-2020
  

Erkeklerin Kadınlardan Üstün Tutulması

“Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.”

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

 

Bakara Sûresinin 228. âyetinde şöyle buyuruluyor:

 

“Kadınların, yükümlülükleri kadar meşru hakları vardır. Yalnız erkeklerin kadınlar üzerinde bir derece farkı vardır.”

 

Acaba bu âyet kadının küçültülmesi ve erkeğin övünmesi için bir vesile olmayacak mıdır?

 

 

 

İnsanların çeşitli şekil ve münasebetlerde birbirine nispetle faziletli veya üstün bilinmesi konusu Kur’an-ı Kerim âyetlerinde geçmektedir. Bunların bir kısmına aşağıda değinilmiştir:

 

1. İnsanların diğer yaratılmışlara üstünlüğü:

 

“Andolsun, biz insanoğlunu şerefli kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık. Kendilerini en güzel ve temiz şeylerden rızıklandırdık ve onları yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık.”[1]

 

2. İnsanların birbirine üstünlüğü:

 

“Allah, rızık konusunda kiminizi kiminizden üstün kıldı.”[2]

 

3. Bir kavmin başka bir kavme üstünlüğü:

 

“Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi ve (bir zamanlar) sizi cümle âleme üstün kıldığımı hatırlayın.”[3]

 

4. Peygamberlerin birbirlerine üstünlükleri:

 

“İşte peygamberler! Biz, onların bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. İçlerinden, Allah’ın konuştukları vardır. Bir kısmının da derecelerini yükseltmiştir. Meryem oğlu İsa’ya ise açık deliller verdik ve onu Ruhu’l-Kudüs (Cebrail) ile destekledik.”[4]

 

5. Erkeğin kadına üstünlüğü:

 

“Erkekler, kadınların koruyup kollayıcılarıdırlar. Çünkü Allah, insanların kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkekler kendi mallarından harcamakta(ve ailenin geçimini sağlamakta)dırlar.”[5]

 

6. Müminlerin birbirlerine üstünlükleri:

 

“Herkesin amellerine göre dereceleri vardır. Rabbin onların yaptıklarından habersiz değildir.”[6]

 

Buna binaen yukarıda zikredildiği üzere Yüce Allah’ın hekîmane iradesi esasınca fertleri bazı özellikleri hasebiyle başkalarına üstün kıldığında hiç şüphe yoktur. Ancak bilmemiz gerekir ki Allah-u Teâlâ’nın bazı fertlere bahşettiği üstünlüğün, insanın rızık konusunda diğerlerine üstünlüğü gibi, bazen maddî boyutu vardır, bazen de peygamberin diğer insanlara nispetle hidayet nimetinde olduğu gibi bu üstünlüğün manevî boyutu vardır. Bazen bu derece ve faziletlerden dünyadaki üstünlük kastedilmiştir, bazen de ahiretteki üstünlük.

 

Ama Kur’an âyetlerinde bahsedilen erkeklerin kadınlara üstünlüğü meselesi, âlim ve düşünürlerin çeşitli görüşler ortaya koymasına sebep olmuştur. Bazı müfessirler zahirî çıkarımla erkeklerin tüm yönleriyle kadınlardan üstün olduğunu ortaya koyma çabasındadırlar.[7] Aynı şekilde Batı düşüncesi ve insan hakları meselesinin etkisinde kalan bazıları, erkeklerin üstünlüğünü Batı toplumlarına hâkim kurallarla uyuşacak şekilde açıklamaya çalışmışlardır. Bunlar arasında ataerkil ve feminist eğilimden ayrı olarak konuyu açıklayan üçüncü bir bakış açısı da vardır.

 

Erkeklerin üstünlüğünü konu eden âyetlerden bir tanesi Bakara Sûresinin 228. âyetidir ve bu âyette geçen “derece” kelimesi, üstünlüğü bildirir.

 

Müfessirler bu âyetin tefsiri ve “derece” kelimesiyle neyin kastedildiği konusunda görüşler ortaya koymuşlardır. Bu görüşlerin en önemlilerinden iki tanesine işaret edilecektir:

 

Bir gurup “derece” kelimesiyle erkeğin talâk ve eşine tekrar dönme hakkının kastedildiğini ileri sürmüşlerdir.[8] Başka bir gurup da âyette geçen “derece” kelimesinden, Nisa Sûresinin 34. âyetinde işaret edilen, erkeğin aile reisliği ve idareciliğinin kastedildiğini söylemişlerdir.[9]

 

Dolayısıyla bu âyet ve diğer âyetlerin zahirinden yararlanarak, erkeklerin kadınlara nispetle daha çok ayrıcalıklara sahip olduğu görülür. Bundan dolayı bazılarında “Bu üstünlük Allah’ın adaletiyle nasıl uyuşabilir?” sorusu öne çıkar.

 

Kadın ve erkeğin cismî ve ruhî güçleri arasındaki var olan fark dikkate alındığında bu sorunun cevabı aydınlığa kavuşur. Kadın, vazifelerini yerine getirebilmesi için erkeğin vazifelerinin gerektirdiğinden farklı yaratılmıştır ve bu sebeple farklı hislere sahiptir. Yaratılış kanunu, hassas annelik vazifesini ve güçlü neslin yetiştirilmesini kadının sorumluluğuna bırakmış ve bundan dolayı kadına içgüdü ve duygulardan daha çok pay vermiş ve aynı kanun gereğince çok daha ağır toplumsal sorumlulukları erkek cinsine bırakmıştır. Buna binaen adaleti uygulamak istersek, daha fazla dayanıklılık ve şiddetli tahammül gerektiren birtakım ağır toplumsal vazifeleri erkeğin sorumluluğuna bırakmamız ve daha çok içgüdü ve duygusallık gerektiren vazifeleri de kadının sorumluluğuna bırakmamız gerekecektir. Bu sebeple ailenin idaresi erkeğin ve aile idaresinin yardımcılığı da kadının sorumluluğuna bırakılmıştır. Her halükârda bu, toplumda kadınların, varlıklarını gerektiren iş ve vazifeleri üstlenmelerine engel teşkil etmez ve annelik vazifesinin yanında başka hassas vazifeleri de yerine getirebilirler. Aynı şekilde bu fark, kadınların manevî, ilmî açıdan ve takva makamlarında ilerlemesine ve bazı kadınların birçok erkeklerden daha çok gelişim göstermesine de mani olmayacaktır.

 

İlahi hikmet ve tedbir, insanın toplumda beden ve ruhuyla uyumlu vazifelerle uğraşmasını gerekli kılmaktadır. Aynı şekilde Allah-u Teâlâ’nın hikmeti, kadınların sorumluluğuna bıraktığı vazifeler karşısında, vazife ve hak arasında uyum ve ölçünün tesisi için apaçık kuralların kararlaştırılmasını gerektirmektedir.[10]

 

Aynı şekilde eklenmesi gerekir ki keyfiyet açısından toplum içinden bir tabakanın başka bir tabakaya hükmetmesinin bizzat kendisi, beşerî maslahatlardan biri olduğundan, üstünlük ilahi nimetlerden bir tanesidir. Zira hâkim tabaka elinde bulundurduğu güçten dolayı, aşağıda yer alan tabakanın işlerini çekip çevirecek ve onların yaşamını temin edecektir.[11]

 

Erkek ya da kadın bir kimsenin aile idaresini üstlenmesinin gerektiği dikkate alındığında, bu üstünlüğün erkeğin yerine kadına verildiğini düşündüğümüzde yine de bu sorunun devam edeceği görülecektir. Bunun için bazı özelliklerde kadın ve erkek arasındaki fark ve erkeğin üstünlüğü, Allah’ın hekîmane işlerinden ve aile düzeninin gereğindendir. Elbette kadın ve erkeğin her birisinin sahip olduğu özellikler esasınca, aile düzeninde belirli işlevleri vardır ve belirli haklardan yararlanırlar.

 

Oysa Allah tarafından erkeklere üstünlük bağışlanmasının övünç, benlik ve kötüye kullanım kaynağı olması ve kadınların haklarının görmezlikten gelinmesiyle sonuçlanması mümkündür. Bu durumda şöyle dememiz gerekir: Allah-u Tebarek ve Teâlâ, insanları kendi nimetlerinden faydalandırırken, onların bu bağışları suistimal etme meselesini dikkate almaksızın insanların tamamını bu nimetlerden nasiplendirmiştir.[12] Elbette söylenmesi gerekir ki insanın amelleri, ilahi nimetlerin devam edip artması ya da bu nimetlerden mahrum kalınmasında etkisiz değildir.[13]

 

Aynı şekilde erkeklerin yukarıda zikredilen üstünlüğü, onların uhrevî üstünlük sebebi olamaz. Yani insanların pek çok mal ve servete sahip olmaları, başkalarına nispetle daha fazla haklara ve daha çok bedensel güce sahip olmaları, onları Yüce Allah katında yüksek bir konuma çıkarmaz. Kur’an açısından hakiki meziyet ve üstünlük, takva ve salih ameldir.[14] Bu sebeple Yüce Allah insanları birbirleriyle ilişkilerinde sürekli tekebbürden[15], bencillikten ve başkalarıyla istihza etmekten kaçınmaya davet etmiştir.[16]

 

Söylenmesi gereken başka bir nokta da şudur: Yüce Allah kadınlara nispetle erkeklerin üstünlüğünü ve bu özellik esasınca sahip oldukları sorumluluğu kendi hallerine bırakmamıştır. Bilakis Yüce Allah erkeklere, kadınların haklarını hatırlatarak benlik ve tek taraflı düşünce temelinden uzak durulacak adilane ve ahlâkî bir ortamın oluşturulması için defalarca hukukî talimatlar, aileye sahip olma ahlâkı ve kadınlara davranış şekli hususunda erkeklere tavsiyelerde bulunmuştur. Kur’an-ı Kerim’de erkeklerin kadınlara nasıl davranmaları gerektiği ve kadınların sahip oldukları haklar dikkate alınarak bu doğrultuda birkaç esasa işaret edilmiştir:

 

1. Adalet esasına göre davranmak:

 

İslam’da kanun koyma temeli, adalet esasına göre bina edilmiştir.[17] İslam dini, gerek idari, gerek toplumsal; yaşamın tüm sahalarını kapsayan kurallarıyla insanlara adalete uymayı tavsiye etmiştir.[18] Erkeğin, topluma yayılan idareciliğin bir parçası ve toplumun küçük bir birimi olan aile idaresi de bu esas üzerine şekillenmiştir. Yani erkek, düzenin oluşması ve aile merkezinde çeşitli açılardan gerekli uyumun sağlanması yanında adaletin uygulayıcısı da sayılır. Gerçekte erkek, hükümet hakkına sahiptir, ama hükmetme hakkı yoktur. İslam’da hükümet, işlerin adalet üzere çekip çevrilmesi, hükmetme ise zorbalık anlamındadır. İslam erkeğe zorbalık hakkını vermemiş, bilakis çok yönlü amel edebilmesi için ona hükümet hakkını vermiştir. Bu da verilmiş bir vazifeden fazlası değildir. Erkek, ailenin reisidir, yani ailenin maslahatı çerçevesinde emredip nehiy edebilir ama zorbalık hakkına sahip değildir, yani aile maslahatına aykırı davranmaya hakkı yoktur.[19]

 

Bu esasla Allah’ın adaleti ve rızası ekseninde hareket eden erkeğin reisliği caizdir. Birçok âyette kadınlara, cahiliye gelenek ve göreneklerine dayanan zulüm ve davranışların gösterilmesinden kaçınılması ve onların haklarına riayet edilmesi işlenmiştir.[20]

 

2. İyilik ölçüsüne riayet etme ilkesi:

 

Kur’an-ı Kerim’in çeşitli âyetlerinde ve çeşitli münasebetlerle iyilikle davranmak hatırlatılmış, kadın-erkek herkese bu ilkeye riayet etmeleri tavsiye edilmiştir. Konuyla alakalı ve iyilikle davranmayı konu alan âyetleri incelediğimizde yaşamın çeşitli boyutlarında erkeklerin kadınlara nasıl davranması gerektiğini anlatan âyetlerle karşılaşırız. Evlilik, boşanma[21], birliktelik (muaşeret)[22], kadınların malî hukuku, mehir[23], çocuğa süt verilmesi[24] vd. örneklerde olduğu gibi erkeklerin iyilik esasınca davranması ve zulüm etmemeleri konusuna dikkat çekilmiştir. Bu esasa göre erkek, iyilik ölçüsünün dışına çıkarak kadına zorbalık etme ve kendi görüşünü zorla kabul ettirme hakkına sahip değildir.

 

İyilik (maruf) kelimesi, halkın toplumsal yaşamında tanıdığı, inkâr etmediği ve cahil olmadığı işlerin tamamı anlamındadır. Yüce Allah kadınlarla muaşeret emrini, iyilikle davranma kaydı altına aldığından, kadınlarla muaşeret eden kimselerin buna uyması gerekir.[25]

 

Elbette “maruf” kelimesinin anlamı kanuna tabi olmak ve adalete uymaktan çok daha geniştir ve bu anlamları içermesinin yanında, değersel ve ahlâkî işleri de kapsar. Yani Yüce Allah, aile reisliğini erkeklere bırakmış, adalet esasına uymayı, muaşereti ve bunun yanında aile içinde değersel ve ahlaki davranışlarda bulunmayı da tavsiye etmiştir.

 

Dolayısıyla kadınlarla iyilik ölçüleriyle muaşerette bulunmak, adalet ve insaf üstü davranmaktır[26] ve başka bir ifadeyle Allah-u Teâlâ’nın emriyle uyuşacak bir yaşamdır ki kadın haklarına riayet edilmesi de böyle bir yaşamda olabilir.

 

3. Sevgi ve merhamet ilkesi:

 

Erkeğin hâkimiyeti her türlü zorbalıktan uzak, şefkat ve merhamet esasınca olmalıdır. Kur’an bu konuda şöyle buyurur:

 

“Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.”[27]

 

Erkeğin sevgi esasına uygun ve iyi davranması, kadını etkileyen en temel faktörlerdendir.

 

Buna binaen söylenildiği üzere, Yüce Allah kadın ve erkeklerin her birine yetiler vermiş ve bu yetiler esasınca onlar arasında karşılıklı hak ve yükümlülükler belirlemiştir. Aynı şekilde Yüce Allah kendi hikmeti gereğince, erkeğin bazı yetilerini kadınlardan üstün kılmış ve bu esas üzere aile sorumluluğundaki üstünlüğü erkeğe bırakmıştır. Konuya dakik olarak bakarsak bu üstünlüğün zorbalık veya övünme vesilesi olacak bir ayrıcalık değil, bilakis aileyi idare edebilmesi için erkekte sorumluluk duygusunu ortaya çıkaran sebep olduğunu görürüz.

 

 

 

 


[1]     İsrâ, 70.

[2]     Nahl, 71.

[3]     Bakara, 47.

[4]     Bakara, 253.

[5]     Nisa, 34.

[6]     En’am, 132.

[7]     İbni Kesîr Dımeşkî, İsmail b. Ömer, Tefsiru’l-Kur’ani’l-Azîm, Beyrut, h.k. 1419, Menşurat-ı Muhammed Ali Bizun, Daru’l-kutubi’l-ilmiye, c. 1, s. 45.

[8]     Necefi Humeynî, Muhammed Cevad, Tefsir-i Âsan, Tahran, h.k. 1398, 1. baskı, İntişaratu’l-İslamiye, c. 2, s. 62.

[9]     Hicazî, Muhammed Mahmut, Et-Tefsiru’l-Vâzıh, Beyrut, h.k. 1413, 10. baskı, Daru’l-Ceylu’l-Cedid, c. 1, s. 144.

[10]    Mekarim Şirazî, Nâsır, Tefsir-i Numûne, Tahran, h.ş. 1374, 1. baskı, Daru’l-Kutubi’l-İslamiye, c. 2, s. 158.

[11]    Musevî Hamedanî, Seyyid Muhammet Bâkır, Tercüme-i el-Mizan, Kum, h.ş. 1374, 5. baskı, Defter-i İntişarat-ı İslami-i Camiayı Müderrisin-i Havza-ı İlmiyeyi Kum, c. 12, s. 42.

[12]    İsrâ, 20.

[13]    İbrahim, 7.

[14]    Hucûrat, 13.

[15]    İsrâ, 37.

[16]    Hucûrat, 11.

[17]    Nisa, 135.

[18]    A’raf, 29.

[19]    Mutahharî, Murtaza, Mecmuayı Âsar, c. 21, s. 117.

[20]    Nisa, 19.

[21]   Bakara, 231.

[22]    Bakara, 231.

[23]    Bakara, 236.

[24]    Bakara, 233.

[25]    Tabatabaî, Muhammed Hüseyin, Tefsiru’l-Mizan, Musevî Hemedanî, Seyyid Muhammed Bâkır, Kum, h.ş. 1374, Defter-i İntişarat-ı İslami-i Camiayı Müderrisin-i Havza-ı İlmiyeyi Kum, 5. baskı, c. 4, s. 405.

[26]    Feyz-i Kâşânî, Molla Muhsin, Tefsir-i Sâfi, Tahran, h.k. 1415, İntişaratu’s-Sadr, 2. baskı, c. 1, s. 434.

[27]    Rum, 21.

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler