12 Mayıs 2021 Çarşamba Saat:
04:58
04-04-2021
  

Ehl-i Sünnet Kitaplarında Hz. Mehdi Hakkındaki Rivayetler II. Bölüm

Mehdi çıkmadıkça kıyamet kopmayacaktır ve hepsi de “ben peygamberim” diyen altmış yalancı çıkmadıkça Mehdi ortaya çıkmayacaktır.

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

 

 

Ehl-i Sünnet Tarafından İmam Mehdi Hakkındaki Bazı Hadisler

 

Mehdi’yi inkâr etmek Peygamber’i inkâr gibidir.

 

Peygamberimizden (s.a.a) Mehdi’nin çıkışını inkâr edenin küfrüne dair muhtelif isnatlarla birçok rivayet gelmiştir. Mesela Cabir b. Abdullah Ensari’den şu rivayeti nakletmişlerdir: Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu:

 

“Mehdi’nin çıkışını inkâr eden, Muhammed’e indirilene kâfir olmuştur. İsa’nın inişini inkâr eden kâfir olmuştur. Deccal’in çıkışını inkâr eden kâfir olmuştur. Hayrı ve şerri ile kaderin Allah’tan olduğuna inanmayan kâfir olmuştur. Zira Cebrail bana Yüce Allah’ın şöyle buyurduğunu haber verdi: Hayrı ve şerri ile kadere inanmayan, benden başka bir Rab edinmelidir.”[1]

 

Mehdi, cennet ehlinin efendilerindendir.

 

İbn Mace kendi isnadıyla Enes b. Malik’ten şu rivayeti nakletmiştir:

 

Enes dedi: Resulullah’ın (s.a.a) şöyle buyurduğunu duydum: “Biz Abdulmüttalib oğulları cennet ehlinin efendileriyiz; ben, Hamza, Ali, Cafer, Hasan, Hüseyin ve Mehdi.”[2]

 

Mehdi, cennet ehlinin tavusudur.

 

Ehlisünnet muhaddisleri kendi isnatlarıyla İbn Abbas’tan şu rivayeti nakletmişlerdir: İbn Abbas şöyle der:

 

Resulullah (a.s) buyurdu: “Mehdi, cennet ehlinin tavusudur.”[3]

 

Tavus tabiri, onun güzelliği, cemâli ve görkemine işarettir. O cennetin ziynetidir. Onda başkalarında görülmeyen bir letafet ve güzellik vardır. Nitekim tavus da böyledir; onda, diğer kuşlarda görülmeyen bir güzellik vardır.

 

Mehdi, Peygamber’in Ehlibeyt’indendir

 

Ahmed b. Hanbel, Müsnedinde kendi isnadıyla Hz. Ali’den (a.s) şu rivayeti nakletmiştir:

 

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: “Mehdi, biz Ehlibeyt’tendir; Allah onun işini bir gecede ıslah eder.”[4]

 

Celaleddin Suyuti, el-Havi Lil-Fetavakitabında kendi isnadıyla Ebu Hureyre’den şu rivayeti nakletmiştir:

 

“Dostum Ebul Kasım (s.a.a) bana şu hadisi buyurdu: Onların üzerine Ehlibeyt’imden bir kişi çıkmadıkça ve hakka dönecekleri zamana kadar kendilerini dövmedikçe kıyamet kopmayacaktır. “O ne kadar hâkim olacak?” diye sordum. Buyurdu: Beş ve iki.”[5]

 

Suyuti ve bir grup Ehlisünnet âlimi, kendi isnatlarıyla Ebu Said Hudri’den şu rivayeti nakletmişlerdir:

 

Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: “Mehdi’nin işini, Allah bir gecede ıslah eder.”[6]

 

Şeyh Süleyman el-Hanefi el-Kunduzi, kendi isnadıyla Resulullah’tan (s.a.a) şu rivayeti nakletmiştir:

 

Peygamber (s.a.a) Ali’ye şöyle buyurdu: “Ya Ali! Ben öldükten sonra açığa vuracakları sinelerdeki kinler karşısında sakınasın. Allah ve tüm lanet okuyanlar onları lanetler. Daha sonra Peygamber (s.a.a) ağladı ve şöyle buyurdu: Cebrail, benden sonra ona zulmedeceklerini bildirdi ve bu zulüm onların Kâim’inin kıyam edeceği, sözlerinin üstün geleceği ve ümmetin onların muhabbeti üzerinde ittifak edeceği, düşmanlarının azalacağı, istemeyenlerinin zelil olacağı ve övenlerinin çoğalacağı zamana kadar sürecek. Beldeler değişecek, Allah kulları zayıf düşecek ve kurtuluştan ümitlerini yitireceklerdir. İşte tam o sırada benim evlatlarımdan olan Mehdiyi Kâim öyle bir kavimle birlikte zuhur edecektir ki Allah onlarla hakkı üstün kılacak, onların kılıçlarıyla batılı söndürecek ve insanlar rağbetle veya korktukları için onlara tabi olacaktır. Peygamber (s.a.a) daha sonra şöyle buyurdu: Ey insanlar! Sizlere, ferecden/kurtuluştan dolayı müjde olsun! Zira Allah’ın vaadi haktır, ona aykırı davranmaz. O’nun kazası geri çevrilemez. O, hikmet sahibidir ve her şeyden haberdardır. Allah’ın fethi yakındır. Allah’ım; onlar benim Ehlibeyt’imdir. Onlardan her türlü kiri gider ve onları tertemiz kıl. Allah’ım; onları koruyup gözet; onlara yardım et, onları aziz eyle ve onları zillete düşürme. Onları bana halef kıl. Doğrusu sen, dilediğin her şeye kâdirsin.”[7]

 

Bir grup Ehlisünnet âlimi kendi isnatlarıyla İmam Ali b. Ebutalib’den (a.s) şu rivayeti nakletmişlerdir:

 

Ali (a.s), Resulullah’a (s.a.a): “Acaba Mehdi bizden mi yoksa başkasından mı, ey Allah’ın Resulü?” diye sorduğunda ona şu cevabı verdi: Kesinlikle bizdendir. Allah bizimle açtığı gibi bizimle sonlandıracaktır. Bizimle şirkten kurtulurlar. Allah bizimle şirk adavetinin ardından onların kalplerinin arasını uzlaştırdığı gibi apaçık düşmanlık içindeki kalplerin arasını uzlaştıracaktır. Ali (a.s) “Müminler mi yoksa kâfirler mi?” diye sorduğunda buyurdu: “Meftun ve kâfirdir.”[8]

 

İbn Hacer, Sevaiki Muhrikakitabında ve bir grup Ehlisünnet âlimi Nesir b. Hammad’dan merfu olarak şu hadisi nakletmişlerdir:

 

Resulullah (s.a.a) buyurdu: “Mehdi, benim itretimden/soyumdan bir kişidir; ben nasıl vahiy üzerinde savaştıysam o da benim sünnetim üzerinde savaşacaktır.”[9]

 

Suyuti, el-Havi Lil-Fetavakitabında ve bir grup Ehlisünnet âlimi kendi isnatlarıyla İbn Abbas’tan şu rivayeti nakletmişlerdir:

 

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu:”Yeryüzüne ikisi mümin ve ikisi kâfir olmak üzere dört kişi malik olmuştur. İki mümin; Zulkarneyn ve Süleyman’dır. İki kâfir ise Nemrud ve Buhtunnasr’dır. Gelecekte Ehlibeytimden olan beşinci bir kişi de yeryüzüne malik olacaktır.”[10]

 

Yeryüzüne malik olmaktan maksat, yeryüzünün doğuları ve batılarını kapsayacak şekilde her tarafının yönetimidir.

 

Mehdi, Resulullah’ın (s.a.a) evlatlarındandır.

 

Ali b. Husameddin el-Muttaki el-Hindi, Muntehebu Kenzul Ummalkitabında kendi isnadıyla Huzeyfe Yemani’den şu rivayeti nakletmiştir:

 

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: “Mehdi benim evlatlarından bir kişidir; yüzü parlak bir yıldız gibidir.”[11]

 

Mehdi, Fatıma’nın (s.a) evlatlarındandır.

 

Ehlisünnet âlimlerinin birçoğu kendilerine ait hadis kitaplarında kendi isnatlarıyla müminlerin annesi Ümmü Seleme’den şu rivayeti nakletmişlerdir:

 

Ümmü Seleme diyor ki: Resulullah’ın (s.a.a) şöyle buyurduğunu duydum: “Mehdi, benim itretimden/soyumdan ve Fatıma’nın evlatlarındandır.”[12]

 

Bir grup Ehlisünnet âlimi, kendi isnatlarıyla Ebu Abdullah Hüseyin b. Ali’den (a.s) şu rivayeti nakletmişlerdir:

 

Resulullah (s.a.a) Fatıma’ya (s.a) şöyle buyurdu: “Müjde sana ey Fatıma! Zira Mehdi sendendir.”[13]

 

Ehlisünnetten bir grup âlim, kendi isnatlarıyla Ebu Eyyub Ensari’den şu hadisi nakletmişlerdir:

 

 

Resulullah (s.a.a) Fatıma’ya (s.a) şöyle buyurdu: “Peygamberimiz, peygamberlerin en hayırlısıdır ve o senin babandır. Şehidimiz şehitlerin en hayırlısıdır ve o senin babanın amcası Hamza’dır. İki kanadı olan ve onlarla cennette istediği tarafa uçan kişi bizdendir ve o, senin babanın amcası oğludur. Bu ümmetin iki peygamber torunu olan Hasan ile Hüseyin bizdendir, onlar senin oğullarındır ve Mehdi bizdendir.”[14]

 

el-Futuhat’ul-Kebirekitabında mürsel olarak Peygamber’den (s.a.a) şöyle rivayet edilmiştir:

 

Resulullah şöyle buyurdu: “Allah’ın, Peygamber’in soyundan ve Fatıma evlatlarından olan bir halifesi çıkacaktır; onun ismi Resulullah’ın ismine uyar; yaratılış ve huy olarak da Resulullah’a benzer.”

 

İbn Hacer el-Mekki, el-Kavl’ul Muhtasar fi Alamati’l-Mehdiyy’il-Muntazarisimli kitabında şu rivayeti nakletmiştir:

 

“Müteaddit kanallarla gelen hadise göre Mehdi, Fatıma’nın evlatlarındandır.”[15]

 

Mehdi’nin Hasan ile Hüseyin’in soyundan olduğuna delalet eden rivayetler.

 

Bir grup Ehlisünnet âlimi kendi isnatlarıyla Ali b. Hilal’den, o da babasından şu rivayeti nakletmiştir:

 

“Resulullah (s.a.a) ölüm halinde iken yanına girdiğimde Fatıma’nın, onun başucunda ağladığını gördüm. Sesi o kadar yükseldi ki Resulullah (s.a.a) ona sesini yükselterek şöyle buyurdu: Ey habibem Fatıma, seni ağlatan şey nedir? Fatıma dedi: Senden sonra zayi olmaktan korkuyorum. Bunun üzerine Peygamber ona şöyle buyurdu: Ey habibem! Bilmez misin ki peygamberimiz, peygamberlerin en hayırlısıdır ve o, senin babandır…. Bu ümmetin iki torunu bizdendir; onlar senin oğulların olan Hasan ile Hüseyin’dir. O ikisi cennet gençlerinin efendileridir. Beni hak olarak seçen Allah’a yemin olsun ki o ikisinin babası onlardan daha hayırlıdır. Ey Fatıma! Beni hak olarak gönderene yemin olsun ki bu ümmetin Mehdi’si o ikisinden olacaktır. Dünya hercümerç bir duruma dönüştüğü, fitneler boy gösterdiği, yollar kesildiği ve insanlar birbirini yağmaladığı, büyük küçüğe merhamet ve küçük büyüğe hürmet etmediği bir zamanda Allah o ikisinden; sapkınlık kaleleri ve kilitlenmiş kalpleri fethedecek kişiyi gönderecektir. O, benim gibi ahir zamanda din ile kıyam edecek, zulümle dolmuş olan yeryüzünü adaletle dolduracaktır.”[16]

 

Mehdi’nin Hüseyin’in evlatlarından olduğuna delalet eden rivayetler.

 

Bir grup Ehlisünnet âlimi, kendi isnatlarıyla kendi kaynaklarında Huzeyfe Yemani’den şu rivayeti nakletmiştir:

 

Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: “Eğer dünyanın ömründen bir gün bile kalsa Allah o günü uzatacak ve benim evlatlarımdan ismi benim ismim gibi olan bir kişiyi gönderecektir. Bunun üzerine Selman sordu: Hangi evlatlarından ey Allah’ın Resulü? Peygamber (s.a.a) eliyle Hüseyin’e dokunarak “Bu evladımdan” buyurdu.”[17]

 

Abdullah eş-Şafii, Menakibinde kendi isnadıyla İbn Abbas’tan, o da Hüseyin b. Ali’den (a.s) şu rivayeti nakletmiştir:

 

“Resulullah’tan (s.a.a) “onun benden olacağını” (yani Mehdi’nin Hüseyin’in evlatlarından olacağını) duydum.”[18]

 

Mehdi’nin isminin Resulullah’ın ismine mutabık olacağına delalet eden rivayetler.

 

Ehlisünnet ulemasından kalabalık bir grup, birçok isnatla kendi hadis kitaplarında Abdullah b. Mesud’dan şu rivayeti nakletmiştir:

 

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu:”Ehlibeyt’imden ismi benim ismime mutabık olan bir kişi Arap’a malik olmadıkça dünya sona ermeyecektir. Ebu İsa et-Tirmizi, Sahihinde şöyle der: Bu babda Ali’den (a.s), Ebu Said’den, Ümmü Seleme’den ve Ebu Hureyre’den de rivayet vardır. Daha sonra hadisi şu sözüyle sahih saydığını ifade eder: Bu hasen ve sahih bir hadistir. Ardından şöyle devam eder: Abdulcebbar b. Âla, Abdulcebbar Attar’dan bize rivayet etti; Sufyan b. Uyeyne Asım’dan, Zer’den, o da Abdullah b. Mesud’dan Resulullah’ın (s.a.a) şöyle buyurduğunu bize rivayet etti: Ehlibeyt’imden ismi benim ismime uygun olan bir kişi gelecek. Asım şöyle dedi: Salih Ebu Hureyre’den bize şu hadisi nakletti: Resulullah (s.a.a) buyurdu: Eğer dünyanın ömründen bir gün bile kalsa Allah o günü uzatacak ve Ehlibeyt’imden ismi benim ismim ve künyesi de benim künyem olan birisini gelecektir… Tirmizi bu hadisi de şu sözüyle sahih saymıştır: Bu hadis hasendir, sahihtir.”[19]

 

Ehlisünnet âlimlerinden bir kısmı, kendi hadis kaynaklarında kendi isnatlarıyla Ebu Tufeyl vasıtasıyla Ali b. Ebutalib’den (a.s) Peygamber’in (s.a.a) şöyle buyurduğunu rivayet etmişlerdir:

 

 

“Eğer dünyanın ömründen bir gün bile kalsa Allah, Ehlibeyt’imden ismi benim ismim olan birisini göndermek için o günü uzatacaktır.”[20]

 

Zehebi, kendi isnadıyla Temim Daremi’den şu rivayeti nakletmiştir:

 

“Resulullah’a (s.a.a) dedim ki: Rumlara ait Antakya denilen şehir gibi bir şehir görmedim. Ondan daha fazla yağmur alan bir şehir de görmedim. Peygamber (s.a.a) buyurdu: Evet; bunun sebebi Tevrat’ın orada olmasıdır. Musa’nın âsası, levhaların kırıntıları ve Süleyman’ın sofrası oradaki mağaradadır… Peygamber (s.a.a) sözünü şöyle sürdürdü: Geceler ve günler sona ermeden soyumdan; ismi benim ismim, babasının ismi babamın ismi olan, yaratılışı benim yaratılışıma ve ahlakı benim ahlakıma benzeyen bir kişi oraya yerleşecektir. O zulüm ve haksızlıkla dolan yeryüzünü adalet ve eşitlikle dolduracaktır.”[21]

 

Aralarında Tirmizi’nin de bulunduğu bir grup Ehlisünnet âlimi kendi isnatlarıyla Ebu Hureyre’den şu rivayeti nakletmişlerdir:

 

“Eğer dünyanın ömründen bir gün bile kalsa Allah o günü uzatacak ve Ehlibeyt’imden ismi benim ismim olan bir kişi gelecektir.”[22]

 

Peygamberimizle (s.a.a) İsa peygamber (a.s) arasında sadece Mehdi olduğuna delalet eden rivayetler

 

Taberani, el-Mucem’us-Sağirkitabında kendi isnadıyla Said b. Müseyyib vasıtasıyla Ebu Hureyre’den şu rivayeti nakletmiştir:

 

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: “Meryem oğlu İsa ile benim aramda hiçbir peygamber yoktur. Ancak ümmetim içinde Deccal’i öldürecek, haçı kıracak, cizyeyi kaldıracak ve savaş sona erdirecek halifem vardır. Kim onunla buluşursa kendisine selam söylesin.”[23]

Mehdi’nin ümmetin ortasında ve İsa’nın ümmetin sonunda olacağına delalet eden rivayetler

 

Ehlisünnet âlimlerinden kalabalık bir grup, kendi isnatlarıyla İbn Abbas’tan şu rivayeti nakletmiştir:

 

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: “Başında benim, sonunda Meryem oğlu İsa’nın ve ortasında evlatlarımdan Mehdi’nin olduğu bir ümmet nasıl helak olur?”[24]

 

Aralarında Sahih-i Müslimkitabının sahibi olan Müslim b. Haccac’ın da bulunduğu bir grup Ehlisünnet âlimi kendi isnatlarıyla Cabir b. Abdullah Ensari’den şu rivayeti nakletmişlerdir: Resulullah’ın (s.a.a) şöyle buyurduğunu işittim:

 

“Ümmetimden hak üzere bir taife kıyamete kadar galip olarak savaşır. Peygamber (s.a.a) sonra şöyle buyurdu: Meryem oğlu İsa inecektir. (Müminlerin) emiri ona “Gel bize namaz kıldır” der. O da şöyle der: Hayır. Muhakkak sizin bazınız, Allah’ın bu ümmete olan ikramı ile bazınız üzerine emirlersiniz.”[25]

 

Yine kendi isnatlarıyla Huzeyfe b. Yemani’den şu hadisi nakletmişlerdir:

 

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: “Mehdi, Meryem oğlu İsa’nın indiğini fark eder; sanki onun saçından su damlıyordur. Mehdi ona: “Öne geçip insanlara namaz kıldır” der. İsa: “Namazın kameti senin için getirilmiştir der ve benim evlatlarından olan kişinin arkasında namaz kılar.”[26]

 

Yevm’il-Halas hadisi

 

İbn Mace Kazvini ve bir grup Ehlisünnet âlimi, kaynaklarında kendi isnatlarıyla Ebu Ümame Bahili’den şu rivayeti nakletmiştir:

 

Resulullah (s.a.a), bize hutbe okudu ve sözü Deccal’e getirip onun hakkında şöyle buyurdu: “Bir demirin pisliği nasıl körükle temizlenirse Medine şehri de onun pisliğinden temizlenecek. O güne “Yevm’il-Halas” (kurtuluş günü) denilecek. Ümmü Şerik binti Asker; “Ey Allah’ın Resulü, o gün Arap nerededir?” diye sordu. Buyurdu: Onlar azdır ve çoğu Beytul Mukaddes’tedir. Onların imamı Mehdi’dir. Öne geçmiş, onlara namaz kıldıracakken Meryem oğlu İsa inecektir. Bunun üzerine o imam geri çekilecek; İsa cemaate öğlen namazını kıldırsın diye kararından vazgeçerken İsa eliyle onun omuzlarına vurup “sen öne geç….” diyecek. Oldukça uzun olan bu hadis senet açısından sahihtir.”[27]

 

İsa (a.s) indiğinde Mehdi’nin (a.s) imameti

 

Bir grup Ehlisünnet âlimi ve Muhammed b. İsmail Buhari, Sahih-i Buhari’de kendi isnadıyla Ebu Hureyre’den şu rivayeti nakletmiştir:

 

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: “Meryem oğlu aranıza indiğinde ve imamınız sizden olduğunda nasıl olacaksınız?”[28]

 

Ali b. el-Muttaki, Muntehebu Kenzul Ummal’da ve diğer Ehlisünnet âlimleri kendi isnatlarıyla Ebu Said Hudri’den şu rivayeti nakletmiştir:

 

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: “Meryem oğlu İsa’nın arkasında namaz kılacağı kişi bizdendir.”[29]

 

Mehdi ortaya çıktığında, insanların ona biyat etmesi vaciptir

 

İbn Mace Kazvini, Süneninde kendi isnadıyla Sevban’dan şu rivayeti nakleder: Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: Sizin hazinenizin yanında üç kişi öldürülür ki onların hepsi halife oğludur. Onlardan hiç birine hilafet geçmez.

 

Sonra doğu tarafından kara sancaklar yükselir. Sizinle hiçbir kavmin savaşmadığı şekilde savaşırlar. Sonra ezberleyemediğim bir şey zikretti. Onları gördüğünüz vakit buzlar üzerinde sürünerek de olsa gelip biat ediniz. Çünkü o, Allah’ın halifesi Mehdî’dir.’[30]

 

Mehdi’nin Allah’ın halifesi olduğunu gösteren Peygamber’in açık ifadesi

 

Mehdi’nin Allah’ın yeryüzündeki halifesi olduğuna delalet eden deliller daha önce geçmişti ve tarihte sözü geçen bazı fetihlerin ona tatbik edilemeyeceğini açıklamıştık. Bu çok ciddi bir konudur. Zira Yüce Allah’ın yeryüzünde halife kılmak muradının ancak Mehdi’yi ayetin mısdağı saydığımızda gerçekleştiğini görmekteyiz. O, Allah’ın hüccetidir, insanların imamıdır, Allah’ın geriye bıraktığıdır, O’nun halifesidir. Yeryüzü asla ondan boş olmaz. Şimdi bu hakikate temas eden rivayetlerden bazılarını sunuyoruz:

 

Bir grup Ehlisünnet âlimi, kendi isnatlarıyla Abdullah b. Ömer’den şu hadisi rivayet etmiştir:

 

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: “Mehdi başı üzerinde bir bulut olduğu halde çıkacak, o bulutta bir münadi, “Bu Allah’ın halifesi Mehdi’dir O’na tabi olun” diye nida edecektir.”[31]

 

Ebu Naim, el-Erbainkitabında on yedinci hadiste kendi isnadıyla Abdullah b. Ömer’den şu rivayeti nakletmiştir:

 

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: “Mehdi çıktığında başının üzerindeki bir melek şöyle nida edecektir: Bu Allah’ın halifesi Mehdi’dir; ona tabi olun.”[32]

Ali b. el-Muttakiel-Hanefi el-Hindi, Muntehebu Kenzul Ummalkitabında senetleriyle Huzeyfe b. Yemani’den naklettiği rivayetin bir bölümünde Resulullah’ın (s.a.a) şu sözlerini getirmiştir:

 

“O gün yeryüzünde Allah’ın halifesini gördüğünde – cismini sıkıntıya soksa ve malını alsa da – asla onu bırakma.”[33]

 

Mehdi’ye itaatin vacip olduğuna delalet eden rivayetler

 

Celaleddin es-Suyuti, el-Havi Lil-Fetavakitabında et-Taberani eş-Şami’nin Avf b. Malik’ten rivayet ettiği şu hadisi getirmiştir:

 

Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: “Fitne kapkaranlık toz-duman halinde gelecek. Sonra Ehlibeyt’imden kendisine “Mehdi” denilen bir kişi çıkıncaya kadar fitneler hep birbirini takip edecek. Ona ulaştığında kendisine uyup hidayeti bulanlardan ol.”[34]

 

Fatih Ali’dir, Muslih ise Mehdi’dir

 

Bir grup Ehlisünnet âlimi, kendi isnatlarıyla İbn Abbas’tan şu rivayeti nakletmiştir:

 

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: “Allah, bu dini Ali’yle fethettirdi (önünü açtı) ve o öldürülünce din bozuldu. Onu ancak Mehdi ıslah edecektir.”[35]

 

Ehlisünnet ulemasından bir grup, kendi isnatlarıyla Ebu Tufeyl’den şu rivayeti nakletmiştir:

 

“Ali’nin (a.s) şöyle dediğini duydum: Âl-i Muhammed’in (s.a.a) Kâimi kıyam ettiğinde Allah onun için doğu ve batı halkını bir araya toplayacaktır; onlar sonbahar bulutlarının toplandığı gibi onun etrafına toplanacaklardır.”[36]

 

Sonbahar mevsiminde bulutlardaki dağınıklık çok net olarak gözlemlendiği için özellikle bu benzetmeyi yapmıştır.

 

Mehdi’nin kerametleri ve bereketleri

 

Bir grup Ehlisünnet âlimi ve Hâkim Nişaburi Müstedrek’inde kendi isnadıyla Ebu Said Hudri’den şu rivayeti nakletmiştir:

 

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: “Ümmetimin sonunda Mehdi zuhur edecek, Allah ona yağmurunu gönderecek ve yeryüzü mahsullerini çıkaracak. Malı sahih olarak verecek (eşit şekilde paylaştıracak). Hayvanlar çoğalacak, ümmet yücelecek ve o yedi veya sekiz yıl yaşayacaktır. Hâkim daha sonra şöyle diyor: Bu, senedi sahih bir hadis olmakla birlikte Buhari ve Müslim, Sahihlerinde onu getirmemiştir.”[37]

 

Mehdi zuhurundan sonra kaç yıl yaşayacak?

 

Aralarında Tirmizi ve İbn Mace’nin de yer aldığı bir grup Ehlisünnet âlimi, kendi isnatlarıyla Ebu Said Hudri’den şu rivayeti nakletmişlerdir:

 

“Peygamberimizden sonra bir hadise baş göstermesinden korktuk ve Resulullah’a (s.a.a) sorduk, buyurdu ki: Ümmetimde Mehdi vardır; çıkacak ve beş veya yedi veya dokuz – şüphe eden, ravilerden Zeydi’dir – yaşayacaktır.” Ebu Said diyor ki: “Bu müddet nedir?” diye sorduk ve Allah Resulü; “senedir!” buyurdu ve şöyle devam etti: “İnsan ona gelecek ve “ey Mehdi! Bana da ver, bana da ver!” diyecek; Mehdi de onun esvabını taşıyabildiği kadar dolduracaktır.” Tirmizi, Sahih’inde “bu hadis hasendir” demiş ve veçhini belirtmeksizin Ebu Said vasıtasıyla Peygamber’den rivayet etmiştir.”[38]

 

Ümmet bozulduktan sonra Mehdi’nin eliyle ıslah olacaktır

Bir grup Ehlisünnet âlimi, kendi isnatlarıyla Huzeyfe Yemani’den şu hadisi nakletmiştir:

 

Resulullah’ın (s.a.a) şöyle buyurduğunu işittim: “Zalim hükümdarlar elinden bu ümmetin vay hâline! Kendilerine itaat edenler hariç, Müslümanları katledecekler, sürgün edecekler. Mümin kimse onları mülâkat ettiğinde diliyle onlara yağcılık yapacak, ama kalbiyle onlardan kaçacaktır. Ancak Allah İslâm dinini tekrar izzetine kavuşturmak istediğinde bütün tuğyancı zalimleri helâk edecek ve ümmeti fesadından sonra tekrar ıslâh edecektir. Allah dilediğine kâdirdir. Ey Huzeyfe, eğer dünyanın ömründen sadece bir gün kalmış olsa dahi, Allah o günü o kadar uzatacak ki, benim Ehlibeyt’imden bir kişi, hükûmete kavuşup İslâm’ı muzaffer kılacaktır. Allah vaadine aykırı davranmaz. O, vaadini gerçekleştirmeye kâdirdir.”[39]

 

Mehdi’nin zuhuru fitnelerden sonra gerçekleşecektir

 

Bir grup Ehlisünnet âlimi, kendi isnatlarıyla Ebu Said Hudri’den şu rivayeti nakletmiştir:

 

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: “Zaman sona erip fitneler baş gösterdiğinde kendisine Mehdi denilen kişi ortaya çıkacaktır. Onun bağışı hoş olacaktır.”[40]

 

Mehdi’nin zuhurunun ön hazırlıklarında çıkacak olaylar

 

Bir grup Ehlisünnet âlimi kendi isnatlarıyla, kendi kaynaklarında Abdullah b. Haris b. Cuz ez-Zubeydi’den şu rivayeti nakletmiştir:

 

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: “Doğu tarafından birtakım insanlar çıkıp, Mehdi’nin saltanatını hazırlayacaklardır.”[41]

 

Yani beklenen Mehdi’nin hükümeti için gerekli olan koşulları sağlayacaklardır. Onların çıkışı ve cihadının ardından Allah’ın izni ile Mehdi ortaya çıkacaktır.

 

Konstantiniyye ve deylem dağını fethedecektir

 

Ehlisünnet ulemasından kalabalık bir cemaat, kendi isnatlarıyla Ebu Hureyre’den şu rivayeti nakletmişlerdir:

 

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: “Eğer dünyanın ömründen sadece bir gün kalmış olsa dahi, Allah o günü o kadar uzatacak ki, benim Ehlibeyt’imden bir kişi Deylem dağı ve Konstantaniyye’ye malik olacaktır.”[42]

 

Peygamber’in (s.a.a) kendisinden sonra Ehlibeyt’ine yapılacak zulmü, onların hakkının gasbedilmesini ve Kâimlerinin zuhuru ile zulmün onlardan kalkacağını bildirmesi

 

Fakih Muvaffak b. Ahmed el-Harezmi, Menakib’inde kendi isnadıyla İbn Ebu Beyyi’den Peygamber’in (s.a.a) Ali (a.s) hakkındaki bir hadisinde şöyle buyurduğunu nakletmiştir:

 

“Cebrail bana ona zulmedeceklerini, hakkını gaspedeceklerini, evlatlarıyla savaşacaklarını ve ondan sonra onlara zulmedeceklerini bildirdi. Cebrail bana bu durumun; onların Kâimi kıyam edinceye, sözleri üstün gelinceye ve ümmet sevgilerinde birleşinceye kadar devam edeceğini haber verdi. – Sözlerine şöyle sürdürdü: – Bu, ülkelerin değiştiği, Allah kullarının zayıf düşüp kurtuluştan ümitlerini kestiği bir zamanda olacaktır. İşte o zaman onların arasında Kâim zuhur edecektir. O, benim kızım Fatıma’nın evlatlarındandır. Allah, onlarla hakkı galip edecek ve onların kılıçlarıyla batılı söndürecektir.”[43]

 

Mehdi’nin cömertliği ve âlicenaplığı

 

Bir grup Ehlisünnet âlimi kendi kitaplarında ve onlardan biri olan Kurtubi Tezkiresinde Peygamberimizden şu rivayeti nakletmişlerdir:

 

“Dünyada ancak tek bir günden başka hiçbir zaman kalmamış olsa bile Ehlibeyt’imden bir kişinin insanların başına geçmesi için muhakkak Allah o günü uzatır. Onun önünde (yardımcı) melekler bulunacak ve İslam (dini bütün haşmetiyle) ortaya çıkacaktır. Mehdi’nin hazinesinde mal, servet o derece çok olacak ki, bir kişi yanına gelerek: Ey Mehdi bana yardım et, diye rica edince Mehdi onun elbisesinin içinde taşıyabileceği parayı avuçlayıp verecektir.”[44]

 

Mehdi’nin zuhur edeceği şehrin ismi

 

Bir grup Ehlisünnet âlimi, kendi isnatlarıyla Abdullah b. Ömer’den şu rivayeti nakletmiştir:

 

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: “Mehdi, “Kerime” denilen bir şehirden çıkacaktır.”[45]

 

Ashab-ı Kehf Mehdi’nin yardımcılarıdır

 

Allame Şeyh Abdurrahman b. Ebubekir Suyuti eserlerinden birinde kendi isnadıyla İbn Abbas vasıtasıyla Peygamberimizin (s.a.a) şöyle buyurduğunu nakletmiştir:

 

“Ashabı Kehf, Mehdi’nin yardımcıları olacaktır.”[46]

 

Zuhurundan önce yalancı peygamberler çıkacak

 

Yusuf b. Yahya el-Mukaddesi eş-Şafii, Akd’ud-Durer’de kendi isnadıyla Abdullah b. Ömer’den şu rivayeti nakletmiştir:

 

“Mehdi çıkmadıkça kıyamet kopmayacaktır ve hepsi de “ben peygamberim” diyen altmış yalancı çıkmadıkça Mehdi ortaya çıkmayacaktır.”[47]

 

Fereci beklemenin faziletine dair rivayet ettikleri

 

Ehlisünnet âlimlerinden bir grup ve onlardan biri olan el-Himvini e-Cuveyni, Feraid’us-Simtayn kitabında kendi isnadıyla Emîru’l Müminîn Ali b. Ebutalib’den (a.s) şu rivayeti nakletmiştir: Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu:

 

“En faziletli ibadet, fereci/kurtuluşu beklemektir.”[48]

 

Elbette şu gerçeği gözardı etmemek gerekir: Fereci beklemek, müntezir olduğunu iddia eden birçoklarının yaptığı gibi her türlü hareketi bırakıp tamamen pasif bir pozisyona geçerek sıkıntı ve fitnelerin ortadan kalkması için Allah’ın emrinin gelmesini beklemek değildir. Aksine intizar, ferecden sonra kâmil olacak maksadın gerçekleşmesi için imkânın elverdiği ölçüde çaba ve gayret içinde olmaktır. Birisi sevdiği dostunun gelişini beklerken onun sevdiği şeyleri hazırlar; onun sevdiği, hoşuna giden ve tercihine uygun bir ortamı sağlamaya çalışır. Dolayısıyla fereci beklediği iddiasıyla amel ve çabayı bırakan kimse gerçekte bekleyenlerden değildir; aksine nefsinin ve şeytanın ayartmasına müptela olmuştur. Allah, bizi ve tüm müminleri lütfu ve rahmetiyle böyle bir durumdan kurtarsın.

 

Zuhurunun zamanı ile ilgili rivayetler

 

Abdunnebi el-Kuddusi, Sünen’ül-Hüdakitabında şu manada bir rivayet nakletmiştir ki Peygamber (s.a.a) buyurdu:

 

“Gelecekte bir sene bir ay gibi olacak; bir ay bir Cuma (hafta) gibi, bir Cuma bir gün gibi ve bir gün bir saat gibi olacak. İşte o, Mehdi’nin çıkması, adaletin yayılması ve bağışın kemale ulaşmasının zamandır…”[49]

 

Ehlisünnte Kaynaklarında Mehdi’nin Özellikleri ve Zuhur Alametleri

 

Bir grup Ehlisünnet âlimi, kaynaklarında kendi isnatlarıyla Ebu Said Hudri’den şu rivayeti nakletmiştir:

 

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: Mehdi bizdendir; alnı açık ve kemer burunludur.[50]

 

Ehlisünnet kanalıyla Ebu Ümame el-Bahili’den şöyle rivayet edilmiştir:

 

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: “Yakında, sizinle Rumlar arasında dört sulh anlaşması olur. Dördüncü Âl-i Hırkel’den birinin eliyle gerçekleşir ve bu yedi sene devam eder. Bunun üzerine Abdul-Kays kabilesinden Mustevrid b. Giylan isminde bir kişi ona; “Yâ Rasûlallah, o gün insanların imamı kimdir?” diye sordu. Peygamber buyurdu: “İmam, benim evlâdımdan kırk yaşında, yüzü parlak bir yıldız gibi olan, sağ yanağında siyah bir beni bulunan ve üzerinde iki kutvânî aba olan bir kimsedir. Tavrı Benî İsrâil ulemasına benzer. Yirmi sene hüküm sürer. Arzdaki hazineleri çıkarır ve şirk beldelerini fetheder.”[51]

Aralarında Celaleddin Suyuti’nin de bulunduğu bir grup Ehlisünnet âlimi, kendi isnatlarıyla İbn Ertat’dan şu rivayeti nakletmişlerdir:

 

“Süfyani Kufe’ye girer ve üç günlük bir işgalden sonra altmış bin kişiyi öldürür. Burada on sekiz gece kalır. Kufe’nin mallarının hepsini paylaştırır. Ancak Süfyani’nin Kufe’ye girişi Türkler ve Rumlarla Kadafnisa’da çarpışmasından sonradır. Sonra onların aralarına fitneler sokar ve onlardan bir grup Horasan’a döner. Süfyani öldürür, kaleleri yıkar, Kufe’ye girer. Sonra Horasan ehlini arar. Horasan’dan Mehdi’ye itaat edecek bir grup zuhur eder. Sonra Süfyani Medine’ye bir ordu gönderir, Peygamberimizin (s.a.a) soyundan bazı insanları Kufe’ye getirir. Sonra, Mehdi ve Mansur çıkıp kaçar ve Süfyani’de onları araştırır. Mehdi ve Mansur Kufe’ye vardığında onların peşinden gelen Süfyani’nin ordusu yere batmış olur. Sonra Mehdi, Medine’ye gelerek Beni Haşim’den hapiste olanları kurtarır. Bu meyanda siyah bayraklılar çıkarak bir su kenarına varırlar ve bunu duyan Süfyani ile yakınları kaçarlar. Mehdi, bilahare Kufe’ye inerek buradaki Haşimileri kurtarır. Sonra Kufe havalisinden kendilerine ‘Usub’ adı verilen çok az silaha sahip bir cemaat çıkar. Onların arasında bir kısım Basralılar da bulunur. Böylece onlar Kufe halkından esir bulunanları Süfyanilerin elinden kurtarırlar ve ardından siyah bayraklı ordu biat için Mehdi’ye gelir.”[52]

 

Kurtubi, Tezkire’sinde kendi isnadıyla Huzeyfe Yemani’den şu rivayeti nakletmiştir:

 

Resulullah (s.a.a) buyurdu: “(Süfyani ve yarenleri) Şam’a doğru yola çıkarlar. Mehdi’nin sancağı ise Kufe’den yola çıkar ve Kufe’ye iki gecelik mesafede bu orduyu yakalayıp öldürürler. Yine Resulullah’ın (s.a.a) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: Zura’da çatışma olacak… Hadisin devamında Süfyani’nin çıkışı ve sonrasında Mehdi’nin zuhuru, Dabbet’ul-Arz’ın çıkışı, Yecüc ile Mecüc’ün çıkışından söz edilmiştir.”[53]

 

Ali b. el-Muttaki el-Hanefi, Kenzul Ummal’da kendi isnadıyla Ebu Hureyre’den şu rivayeti nakletmiştir:

 

“Rumlar, benim soyumdan ve ismi ismime uygun bir valiye gadr ettikten sonra Amak denilen yerde sizinle savaşacaklardır. Burada Müslümanların üçte bir kadarı öldürülür, sonra bir gün yine o kadar insan öldürülür. Üçüncü gün (seferde) ise savaş Rumlar aleyhine döner. Müslümanlar böylece savaşa devam eder ve Konstantiniyye’yi feth eder ve oradaki malları taksim ederler. Tam bu sırada bir münadi: Deccal ailelerinizde sizin yerinizi aldı” şeklinde bağırır.”[54]

 

Ali b. el-Muttaki el-Hanefi, Muntehebu Kenzul Ummal kitabındakendi isnadıyla Peygamber’in (s.a.a) şöyle buyurduğunu nakletmiştir:

 

“Ramazan’da bir seda olur. Şevval’de de bir uğultu olur. Zilkade’de kabileler birbiriyle çarpışır. Zilhicce’de hacılar talana uğrar. Muharrem’de bir münadi gökten şöyle nida eder: “Dikkat ediniz. Bu, Allah’ın kullarının en şeçkinidir. Onu dinleyiniz ve ona uyunuz.”[55]

 

Bir grup Ehlisünnet âlimi ve onlardan biri olan Ali b. el-Muttaki Muntehebu Kenzul Ummal’da Huzeyfe Yemani’den şu rivayeti nakletmiştir:

 

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: “Bir tütsü üzerinde (sonu belli olmayan) sükûnet olacaktır. “Bir tütsü üzerinde sükûnet nedir, ey Allah’ın Resulü?” diye sorulunca şöyle buyurdu: Daha önceki haline dönmeyecek olan kalplerdir. Sonra da delalete çağıran kimseler olacaktır. O gün Allah’ın halifesini yeryüzünde görürsen bedenini çiğnese de malını alsa da ona tabi ol. Şayet onu göremezsen, sonu ölüm de olsa başka bir yere git ve bir ağacın köküne iyice yapış oradan ayrılma.”[56]

 

Bir grup Ehlisünnet âlimi ve onlardan biri olan İbn Sabbağ el-Maliki, Fusul’ul- Muhimmekitabında Mehdi’nin zuhuruna dair şu alametleri rivayet etmişlerdir:

 

“Onun zuhurunun birtakım alametleri vardır: Süfyani’nin çıkışı, Güneşin Şaban ayının ortasında tutulması ve müneccimlerin alışılan öngörülerine aykırı olarak bu ayın sonunda ay tutulması bu alametlerdendir. Yemani’nin çıkışı, Mısır’da Mağribi’nin ortaya çıkması, doğuda ay gibi ışık saçan bir yıldızın doğması, ardından neredeyse iki tarafı bitişecek şekilde bükülmesi, gökyüzünde bir kızıllığın ortaya çıkması ve ufuklarda kalmaya devam etmesi, doğuda uzunlamasına bir ateşin ortaya çıkması ve havada üç veya yedi gün kalması, Arabın Acemin egemenliğinden çıkıp ülkelere malik olması, Mısır halkının kendi emirlerini öldürmesi, Kays ve Arap sancaklarının Mısır’a girişi, peygamberlik iddiasında bulunan altmış yalancının ortaya çıkması, ani ve hızlı ölüm, Şam’da Cabiye denen bir şehrin yere batması… bu alametlerdendir.”

 

İbn Hacer el-Mekki, el-Kavl’ul Muhtasarkitabında kendi isnadıyla Resulullah’ın (s.a.a) şu sözünü nakletmiştir:

 

“Hiçbir tarafın ondan mahfuz kalmayacağı bir fitne zuhur edecek, bu fitne kaldığı yerden hemen başka bir tarafa yayılacak ve bu durum bir münadinin semadan seslenerek: “Ey insanlar, emiriniz artık Mehdi’dir” demesine kadar devam edecektir.”[57]

İbn Hacer aynı kitapta kendi isnadıyla Resulullah’ın (s.a.a) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

 

“Adaleti onları kuşatacak ve aralarında peygamberlerinin sünnetiyle amel edecektir. Hatta o, bir münadinin şöyle bir çağrıda bulunmasını emredecek: Acaba birinin bana ihtiyacı var mı? Bunun üzerine bir kişiden başkası gelmeyecek…”

 

Bir grup Ehlisünnet âlimi, kendi isnatlarıyla Abdullah b. Mesud’dan Peygamberimizin (s.a.a) Mehdi’nin zuhurundan önce Süfyani’nin çışışıyla ilgili şu sözlerini nakletmişlerdir:

 

“Süfyani, Mehdi ve beraberindekilerle savaşması için Kufe’ye bir ordu gönderecek; Mekke ve Medine’ye on beş bin süvari gönderecek. Daha sonra Kufe ve Medine’deki savaştan söz etmiş ve ardından sözlerini şöyle sürdürmüştür: Sonra Mehdi ve beraberindekilerle savaşmak için Mekke’ye doğru yola çıkacaklar. Beyda’ya vardıklarında Allah onların tümünü mesh edecek (veya yere batıracak)[58]. İşte Yüce Allah’ın şu sözü de buna işaret etmektedir:

 

“Onları korkuya kapıldıkları zaman bir görsen! Artık bir kurtuluş ve kaçış yoktur. Yakın bir yerden yakalanırlar.”[59]

 

Hâkim Nişaburi, Müstedrekinde kendi isnadıyla Ebu Hureyre’den şu rivayeti nakletmiştir: Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu:

 

“Şam’ın ortasından adına Süfyani denilen ve kendisine tabi olanların çoğunun Kelb kabilesinden olacağı birisi çıkar. O insanları öldürür, hatta kadınların karınlarını deşip çocuklarını katleder. Kendisine karşı toplanan Kays kabilesini de öldürüp yok eder. (İşte o zaman) Ehlibeyt’imden Hirre’de bir kişi çıkar. Onun haberi Süfyani’ye ulaşınca, Süfyani ona karşı ordusundan bir ordu gönderir. Ancak Mehdi, bu orduyu hezimete uğratır ve bunun üzerine Süfyani yanındakilerden bir orduyu, ona karşı tekrar gönderir. Ancak bu ordu yeryüzünden Beyda’ya vardıklarında yere batırılır ve kendilerinden haber getirecekler dışında kimse sağ kalmaz. Hâkim daha sonra şöyle demiştir: Bu, senedi sahih bir hadistir.”[60]

 

Hafız Nureddin Ali b. Ebubekir el-Heytemi, Mecme’uz-Zevaid’de kendi isnadıyla müminlerin annesi Ümmü Seleme’den şu hadisi nakletmiştir:

 

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: “Batı meliki doğu melikine doğru gider ve onu öldürür. Ondan sonra Batı meliki, Medine’ye bir ordu gönderir, ancak bu ordu yere batırılır. Sonra ikinci bir ordu gönderir. Bu ordu Medine halkından bir grup insanı esir alır. Sonra insanlar Harem’den çıkan bir kimsenin etrafında, dağınık olarak, gelen kuşlar gibi toplanırlar. Öyle ki aralarında kadınların da bulunduğu üç yüz ondört kişilik bir grub oluştururlar. Onlar her zalime ve Cebbar oğlu Cebbar’a galip gelir. O’nun devrinde, ölülerin dirilere imreneceği bir adalet görülür. O yedi yıl kalır. Sonra ise yerin altı, üstünden daha hayırlı olur.”[61]

 

Burada zikrettiklerimiz, Ehlisünnet âlimleri ve muhaddisleri tarafından rivayet edilmiş olan hadislerin sadece küçük bir bölümünü oluşturmaktadır. Bunları getirmemizdeki gaye, gerçekten hakikati arayanlara delil sunmanın yanı sıra bu konudaki her türlü şüpheyi izale edip körlüğü gidermektir. Dolayısıyla peygamberler, hüccetler, açık deliller ve birtakım cahil veya inatçı kimselerin vesveselerine cevap verdikten sonra artık bu konuda hiç kimsenin bir bahanesi kalmaz. Maalesef cahiller veya kendini beğenmiş inatçı kimseler tarafından bu meselenin son zamanlarda tartışma konusu olduğunu ve hatta inkâr edildiğini görmekteyiz. Nitekim vaktiyle Ümeyyeoğulları da bu konuyu inkâr etmek için çok çalışmış, hatta bazı kitaplara “Mehdi yoktur, sadece Mesih vardır” şeklinde uyduruk rivayetler bile sokuşturmuşlardır. Fakat onların çabası amacına ulaşmamış ve batıla uyanlar ziyan etmişlerdir. Hak, onların kör yamalarının arkasında kaybolmamaış, tüm çıplaklığıyla kendisini ortaya koymuş ve hak ettiği yerde hep sabit kalmıştır. Kuşaktan kuşağa tüm İslam âlimleri, Peygamberimizin (s.a.a) Mehdi hakkındaki hadislerini rivayet etmiş, Mehdi hakkında birçok kitaplar yazmışlardır. Onların çoğu bu konuda tevatür veya istifaze idiasında bulunmuşlardır. Bu rivayetlerin çoğu sahih veya hasendir; zayıf olanların zaafı da meselenin kabulü ve şöhreti sebebiyle telafi edilmiştir.

 

Bununla birlikte biz daha önce arz ettik ki: Tevatür, haddizatında vicdani bir yoldur ve bir hadis mütevatir olduğunda artık onun kanal veya senedinin sahih olmasına ihtiyaç kalmaz. Çünkü bu, hadisin kabulünün taabbudi olduğu durumda geçerlidir, vicdani olduğu durumda değil. Dolayısıyla dinleriyle geçinen ve ahiretlerini dünyaları karşılığında satmış olan bu sapkın cahillerin vesveselerine kulak vermemek gerekir. Nitekim Yüce Rabbimiz de bu hususa şu şekilde dikkat çekmiştir:

 

“Önceden sapmış olan, birçoklarını da saptıran ve doğru yoldan çıkmış olan bir topluluğun isteklerine uymayın.”[62]

 

 

 

 

 

Ehl-i Sünnet Kitaplarında Hz. Mehdi Hakkındaki Rivayetler I. Bölüm İçin:

 

http://ehlibeytalimleri.com/ehl-i-sunnet-kitaplarinda-hz-mehdi-hakkindaki-rivayetler-i-bolum_d14314.html

 

 

 

 


[1]     İbrahim b. Muhammed Himvini El-Cuveyni, Feraid’us-Simtaync.2, s.334; İbn Hacer Askalani, Lisan’ul-Mizanc.5, s.130, El-Kavl’ul-Muhtasar fi Alamati’l-Mehdiyyi’l-Muntazars.59.

[2]     İbni Mace Kazvini, Süneni İbni Macec.2, s.519, Mısır, et-Tazi baskısı; İbni Kesir eş-Şami, Nihayet’il-Bidaye ve’n-Nihayec.1, s.44; Hatib Bağdadi, Tarihi Bağdadc.9, s.434; Muhibbuddin Taberi, Zehair’ul-Ukbas.89; Er-Riyad’un-Nadrac.2, s.209; Ali b. Muttaki El-Hindi El-Hanefi, Muntehebu Kenzul Ummalc.5, s.92; Es-Suyuti, El-Havi Lil-Fetavac.2, s.57; İbni Hace Mekki El-Heytemi Eş-Şafii, Sevaiki Muhrikas.233; Nebhani, El-Feth’ul-Kebirc.3, s.261; El-Beyan fi Ahbari Ahiri’z-Zamans.312; Fusul’ul-Muhimmes.276; Muhammed b. Ali Sabban, İs’af’ur-Rağibin s.127 ve fazla uzatmamak için zikretmediğimiz diğer kaynaklar.

[3]     İbni Sabbağ El-Maliki, Fusul’ul-Muhimme fi Marifet’il-Eimmes.275, El-Ğariybaskısı; El-Beyan fi Ahbari Ahir’iz-Zaman s.80; Şeblenci, Nuru’l-Ebsars.157; Kunuz’ul-Hakaik, “mim harfi”.

[4]     Hanbeli mezhebinin imamı olan Ahmed b. Hanbel Eş-Şeybani, Müsnedi Ahmed b. Hanbelc.1, s.84, Mısır, El-Meymene baskısı; İbni Mace Kazvini, Süneni İbni Macec.2, s.519; Muhammed b. İsmail el-Buhari, et-Tarih’ul-Kebirc.1, s.317; Ebu Naim, Hilyet’ul-Evliyac.3, s.177; Himvini El-Cuveyni, Feraid’us-Simtaync.1, s.331; Es-Suyuti, El-Havi Lil-Fetavac.2, s.58; El-Beyan fi Ahbari Ahir’iz-Zamans.311; şeyh Ahmed Ziyauddin El-Gümüşhanevi El-İstanbuli, Ramuz’ul-Ehadiss.237; Nebhani, El-Feth’ul-Kebirc.3, s.159; Ali b. Ebubekir El-Heytemi, Mecme’uz-Zevaid ve Menbe’ul-Fevaid c.7, s.315, Kahire baskısı ve fazla uzatmaktan kaçındığımız için zikretmediğimiz diğer kaynaklar.

[5]     Celaleddin Es-Suyuti, El-Havi Lil-Fetavac.2, s.26, Kahire baskısı; Ali b. Ebubekir el-Heytemi, Mecmeu’z-Zevaid ve Menbe’ul-Fevaid c.7, s.315.

[6]     Celaleddin es-Suyuti, El-Havi Lil-Fetavac.2, s.87, Mısır baskısı; er-Resail’ul-Kavvamiyye (el yazma).

[7]     Şeyh Süleyman El-Hanefi El-Kunduzi, Yenabiul Meveddes.44, İstanbul baskısı.

[8]     Ali b. Ebubekir el-Heytemi, Mecme’uz-Zevaid ve Menbe’ul-Fevaidc.7, s.613, Kahire’de bulunan Kutsi kütüphenesi baskısı; İbni Hacer, Sevaiki Muhrika s.235; Ebu Naim, El-Erbeun Hedisen fi Zikri’l- Mehdi, 34. Hadis; Es-Suyuti, El-Havi Lil-Fetava c.2, s.61; Ali b. Muttaki El-Hanefi El-Hindi, Kenzul Ummalc.7, s.263; İbn Sabbağ el-Maliki, Fusul’ul-Muhimmes.279; Allame Abdulhadi Abyari, El-Arais’ul-Vadihas.208; Abdurrahman b. Diba, Temyiz’it-Tayyib min’el-Habis fima Yeduru ala Elsinet’in-Nas min’el-Hadiss.220; Şemsuddin Ebul Hayr es-Sehavi (ö:902), Mekasid’ul-Hasene fi Beyanı Kesir’im-Minel-Ehadis el-Muştehere al’el-Elsines.435; İmam Munavi Abdurrauf, Kunuz’ul-Hakaik fi Hadisi Hayr’il-Halaiks.164; Muhammed b. Ali Sabban, İs’af’ir-Rağibin s.148; Kadı İyad es-Sebti el-Mısri (ö:544), Meşarik’il-Envar ala Sihah’il-Asars.151; Şeblenci, Nur’ul-Ebsars.158 ve diğer Ehlisünnet kaynakları.

[9]     İbni Hacer el-Mekki el-Heytemi eş-Şafii, Sevaiki Muhrihas.89, Mısır’da bulunan Abdullatif baskısı; es-Suyuti, El-Havi Lil-Fetavac.2, s.74, Mısır baskısı; El-Hafız Semhudi el-Mısri eş-Şafii, Cevahir’ul-Akdeyn; Şeyh Süleyman el-Hanefi el-Kunduzi, Yenabiul Meveddes.433.

[10]    Celaleddin Suyuti, El-Havi Lil-Fetavas.18, Mısır baskısı, İbni Cevzi’nin tarihinden naklen; İbni Hacer el-Heytemi, el-Fetava el-Hedises.28; el-Kurtubi, et-Tezkirec.2, s.321.

[11]    Ali b. Hüsameddin el-Muttaki el-Hanefi el-Hindi, Muntehebu Kenzul Ummalc.6, s.30, Mısır, el-Meymene baskısı; Ebu Naim İsfahani, el-Erbeun Hedisen fi Zikri’l-Mehdi, Sekizinci Hadis.

[12]    İbni Mace Kazvini, Süneni İbni Macec.2, s.519; el-Hafız Ebu Davud Secistani, Süneni Ebu Davudc.4, s.151, Mısır-es-Saadet yayınları; Muhammed b. İsmail Buhari, et-Tarih’ul-Kebirc.2, s.346; Hatib Tebrizi, Mişkat’ul-Mesabihc.3, s.24; Zehebi, Mizan’ul-İtidalc.1, s.355; İbni Hacer el-Mekki, Sevaiki Muhrikas.97; Ebu Muhammed el-Buğavi eş-Şafii, Mesabih’us-Sunnec.2, s.134; Ali b. El- Muttaki, Muntehebu Kenzul Ummalc.6, s.30; İbni Hacer, el-Fetava el-Hedise s.29; İbni Kesir, Nihayet’ul-Bidaye ve’n-Nihayec.1, s.40; Suyuti, El-Havi Lil-Fetavac.2, s.58 ve 74; El-Cami’us-Sağirc.2, s.579; İbni Teymiye el-Harrani, Minhac’us-Sunnec.4, s.211; el-Münavi, Kunuz’ul-Hakaik fi Hadisi Hayri’l-Halaik s.164; Ahmed Ziyauddin, Ramuz’ul-Ehadiss.236; Nebhani, el-Feth’ul-Kebirc.3, s.259 ve diğer Ehlisünnet kaynakları.

[13]    Muhibbuddin Taberi (ö:694), Zehair’ul-Ukbas.136; Ebu Naim, el-Erbeun Hedisen, dördüncü hadis; Ali b. El-Muttaki el-Hindi el-Hanefi, Kenzul Ummalc.7, s.259 ve Muntehebu Kenzul Ummalc.5, s.96; Kadı İyad, Meşarik’ul-Envars.125; Suyuti, El-Havi Lil-Fetavac.2, s.66; el-Münavi, Kunuz’ul-Hakaik fi Hadisi Hayri’l-Halaiks.3; Nebhani Yusuf, el-Fethu’l-Kebirc.1, s.17; Hanefi mezhebinin imamı olan Ebu Hanife Numan b. Sabit b. Zuti, el-Fıkh’ul-Ekber c.2, s.70.

[14]    Ali b. El-Muttaki el-Hindi, el-Beyan fi Ahbari Ahir’iz-Zamans.310, Necef baskısı; Taberani, el-Mucem’us-Sağir fi Tercümeti Ahmed; el-Futuhat’ul-Kebire, Mısır baskısı ve diğer kaynaklar.

[15]    Ebul Abbas İbni Hacer el-Mekki el-Heytemi eş-Şafii, el-Kavl’ul-Muhtasar fi Alamati’l-Mehdiyyi’l-Muntazars.56, Dımeşk’te bulunan ez-Zahiriyye kütüphanesi nüshası.

[16]    Muhibbuddin Taberi, Zehair’ul-Ukbas.135; Ebu Naim, el-Erbeun Hedisen fi Zikr’il-Mehdi, beşinci hadis; Ali b. El-Muttaki el-Hindi, el-Beyan fi Ahbari Ahir’iz-Zamans.305; Celaleddin es-Suyuti, el-Havi Lil-Fetavac.2, s.66; Şeyh Süleyman el-Hanefi el-Kunduzi, Yenabiul Meveddes.426; on ikinci asırda Hindistan’ın ileri gelen âlimlerinden el-Harisi el-Bedehşi, Miftah’un-Necas.18.

[17]    Muhibbuddin Taberi, Zehair’ul-Ukbas.631; Kurtubi, et-Tezkires.615; Ali b. El-Muttaki el-Hindi el-Hanefi, el-Beyan fi Ahbari Ahir’iz-Zamans.90 ve 91; el-Himvini el-Cuveyni, Feraid’us-Simtaync.2, s.325; İmam Zehebi, Mizan’ul-İtidalc.2, s.18; el-Hanefi el-Kunduzi, Yenabiul Meveddes.224 ve 435; İbni Sabbağ el-Maliki, Fusul’ul-Muhimme s.277; Ebul A’la el-Attar, el-Erbains.301; el-Hafız Semhudi, Cevahir’ul-Akdeyn; Allame el-Abyari, el-Arais’ul-Vadihas.208; Şeblenci, Nur’ul-Ebsars.158; Ebu Naim, el-Erbeun Hedisen fi Zikr’il-Mehdi, altıncı hadis.

[18]    Abdullah eş-Şafii, Kitab’ul-Menakibs.215.

[19]    Ebu İsa Muhammed b. İsa b. Sure et-Tirmizi, el-Cami’us-Sahihc.9, s.74, Mısır- es-Savi baskısı; Ebu Davud es-Secistani, Süneni Ebu Davudc.4, s.151; Ahmed b. Hanbel eş-Şeybani, Müsnedi Ahmedc.1, s.376, 377, 430 ve 448; Taberani, el-Mucem’us-Sağirc.2, s.148; Hatip Bağdadi, Tarih-i Bağdadc.1, s.370; İbni Hacer el-Mekki, Savaiki Muhrika s.97 ve daha birçok Ehlisünnet kaynakları, ravileri ve âlimleri tarafından nakledilmiştir.

[20]    Ebubekir Ahmed b. Hüseyin el-Beyhaki, Kitab’ul-İtikad ve’l-Hidaye ila Sebil’ir-Reşads.105, Kamil Misbah baskısı.

[21]    Şemseddin Ebu Abdullah ez-Zehebi (ö:748), Tezkiret’ul-Huffazc.1, s.765, Haydarabad baskısı.

[22]    Ebu İsa b. Sure et-Tirmizi, el-Cami’us-Sahihc.9, s.74, Mısır-es-Savi baskısı; Ebu Naim, el-Erbeun; Ali b. El-Muttaki El-Hanefi El-Hindi, El-Beyan fi Ahbari Ahir’iz-Zamans.307; Suyuti, El-Havi Lil-Fetava s.59 ve 64; Yusuf Nebhani, El-Feth’ul-Kebir c.3, s.435.

[23]    Süleyman b. Ahmed eş-Şami et-Taberani (ö:360), el-Mucem’us-Sağirs.15, Dehli baskısı; Ebu İsa b. Sure et-Tirmizi, el-Cami’us-Sahihc.3, s.232.

[24]    İbni Hacer el-Mekki el-Heytemi eş-Şafii, Sevaiki Muhrikas.99; İbni Meğazili eş-Şafii, Kitab’ul-Menakibs.593; Ebu Naim, el-Erbain, kırkıncı hadis; Ali b. Hüsameddin el-Muttaki el-Hindi el-Hanefi, el-Beyan fi Ahbari Ahir’iz-Zaman; Muntehebu Kenzul Ummal, Müsnedi Ahmed’in dipnotu c.6, s.30 ve 31; el-Kadı İyad es-Sebti, Meşarik’il-Envars.125; el-Himvini el-Cuveyni, Feraid’u-Simtaync.2, s.339; Suyuti, El-Havi Lil-Fetavac.2, s.156; el-Cami’us-Sağirs.223; Nebhani, el-Feth’ul-Kebirc.3, s.36, Ahmed Ziyauddin es-Sufi el-Gümüşhanevi, Ramuz’ul-Ehadiss.244 ve diğer âlimlerden nakledilenler ki biz sadece bunları zikretmekle yetindik.

[25]    Müslim b. Haccac Nişaburi, Sahih-i Müslimc.1, s.59, Mısır-Muhammed Ali Subeyh baskısı; Yahya b. Abdulaziz Yahya, el-Cem Beyn’es-Sahiheync.2, s.423; Ebu Naim, el-Erbain, otuz dokuzuncu hadis; Ebu Muhammed el-Buğavi eş-Şafii, Mesabih’us-Sunnec.2, s141; Ali b. El-Muttaki el-Hanefi el-Hindi, el-Beyan fi Ahbari Ahir’iz-Zamans.76 ve 86; İbni Hacer el-Mekki, Sevaiki Muhrikas.98; İbni Sabbağ el-Maliki, Fusul’ul-Muhimmes.277; Suyuti, El-Havi Lil-Fetavac.2, s.64; Şeblenci, Nur’ul-Ebsars.230; Abdurrahman b. Ali ve İbni Diba eş-Şeybani, Teysir’ul-Vusul ila Ehadis’ir-Resulc.2, s.237 ve diğer kaynaklar.

[26]    İbni Mace Kazvini, Süneni İbni Macec.9, s.519; İbni Hacer el-Mekki el-Heytemi, Sevaiki Muhrikas.98; Celaleddin es-Suyuti, El-Havi Lil-Fetavas.18, Mısır baskısı; el-Hafız Semhudi el-Mısri, Cevahir’ul-Akdeyns.433; Abdullah eş-Şafii, el-Menakibs.229; Nur’ul-Ebsar’In Dipnotunda Muhammed b. Ali Sabban, İs’af’ur-Rağibin s.149; Ali b. El-Muttaki el-Hindi el-Hanefi, El-Beyan fi Ahbari Ahir’iz-Zamans.76 ve 199; Ebu Naim, el-Erbain, on dördüncü hadis; İbni Sabbağ, Fusul’ul-Muhimme s.277; Şeblenci, Nur’ul-Ebsars.230 ve fazla uzatmamak için zikretmediğimiz diğer kaynaklar.

[27]    İbni Mace Kazvini, Ehlisünnet nezdinde sihah-ı sitteden (altı sahih hadis kaynağından) biri olan Süneni İbni Mace c.9, s519, Mısır-et-Tazi baskısı.

[28]    Muhammed b. İsmail Buhari, Sahihi Buharic.4, s.502, Beyrut baskısı, Kitabu Bed’ul-Halk, Babı “vezkur fi’l-kitabi Meryem”; Müslim b. Haccac, Sahihi Müslimc.1, s.94, Mısır baskısı, iki kanalla Ebu Hureyre’den aynı hadis Muhammed Fuad Abdulbaki’nin düzenlemesiyle Kahire-Daru İbni Hazm baskısında da getirilmiştir s.53; Şeblenci, Nur’ul-Ebsar s.230; Ebu Muhammed el-Buğavi eş-Şafii, Mesabih’us-Sunne c.2, s.141; Muhammed b. Talha eş-Şafii, Metalib’is-Suul s.89; Ali b. El-Muttaki El-Hindi El-Hanefi, El-Beyan fi Ahbari Ahir’iz-Zamans.75; Yahya b. Abdulaziz Yahya, El-Cem’u Beyn’es-Sahiheync.1, s.105; İbni Sabbağ, Fusul’ul-Muhimmes.274; Suyuti, El-Cami’us-Sağir, Kaf harfi; El-Hanefi El-Kunduzi, Yenabiul Meveddes.449.

[29]    Müsnedi İbni Hanbel’in dipnotundan naklen Ali b. Husameddin el-Muttaki el-Hindi el-Hanefi, Muntehebu Kenzul Ummalc.6, s.30; Ali b. Husameddin el-Muttaki el-Hindi el-Hanefi, El-Beyan fi Ahbari Ahir’iz-Zamans.79; Celaleddin Suyuti, El-Havi Lil-Fetavas.64; Ebu Naim, El-Erbain, otuz sekizinci hadis; Suyuti, El-Cami’us-Sağir fi Ehadis’il-Beşir’in-Nezirc.2, s.472; İmam Munavi, Kunuz’ul-Hakaik, Mim harfi ve diğer Ehlisünnet âlimleri kendi kaynaklarında bu hadisi zikretmiştir.

[30]    İbni Mace Kazvini, Ehlisünnet nezdinde sihah-ı sitteden (altı sahih hadis kaynağından) biri olan Süneni İbni Macec.9, s.815; Hanbeli mezhebinin imamı Ahmed b. Hanbel eş-Şeybani, Müsnedi Ahmed b. Hanbelc.5, s.277; İbni Hacer el-Mekki, Sevaiki Muhrikas.98; Müsnedi İbni Hanbel’in dipnotundan naklen Ali b. Husameddin el-Muttaki el-Hindi el-Hanefi, Muntehebu Kenzul Ummalc.6, s.29; Ali b. Husameddin el-Muttaki el-Hindi el-Hanefi, El-Beyan fi Ahbari Ahir’iz-Zamans.101 ve 213; Ebu Naim, El-Erbain, yirmi altıncı hadis; Suyuti, El-Havi Lil-Fetavas.63; Cami’us-Sağir, Elif harfi; İbni Sabbağ el-Maliki, Fusul’ul-Muhimmes.277; Allame Kurtubi, et-Tezkirec.2, s.328; Nebhani, el-Feth’ul-Kebirc.3, s.429 ve c.1, s.113; İbni Kesi eş-Şami, Nihayet’il-Bidaye ve’n-Nihayec.1, s.42 ve zikretmediğimiz diğer kaynaklar.

[31]    Âlauddin Ali b. El-Muttaki el-Hindi el-Hanefi, El-Beyan fi Ahbari Ahir’iz-Zamans.93; Ebu Naim, el-Erbain Hedisen fi Zikr’il-Mehdi, hadis 61; İbni Sabbağ el-Maliki, Fusul’ul-Muhimmes.280; el-Himvini el-Cuveyni, Feraid’us-Simtaync.2, s.316; İmam Zehebi, Mizan’ul-İtidalc.1, s.30 ve c.2, s.161; İbni Hacer Askalani, Lisan’ul-Mizan c.1, s.105; Diyarbekri, Tarih’ul-Hamis fi Ahval Enfesi’n-Nefisc.2, s.288; el-Hafiz Semhudi el-Mısri, Cevahir’ul-Akdeyns.435.

[32]    el-Hafız Ebu Naim İsfahani, el-Erbaun Hedisen fi Zikr’il-Mehdi, on yedinci hadis.

[33]    Müsnedi İbni Hanbel’in dipnotundan naklen Ali b. el-Muttaki el-Hindi el-Hanefi, Muntehebu Kenzul Ummal c.6, s.31, rivayet Taberani, Ahmed b. Hanbel, Ebu Ye’la, Said b. Mensur kanalıyla Huzeyfe el-Yemani’den nakledilmiştir.

[34]    Celaleddin es-Suyuti, El-Havi Lil-Fetavac.2, s.76, Mısır baskısı; Mir Seyyid Hemedani, El-Meveddet’ul-Kurbas.98.

[35]    Şeyh Süleyman el-Hanefi el-Kunduzi, Yenabiul Meveddes.445 ve azıcık farkla s.259, İstanbul baskısı.

[36]    İbni Asakir, Tarihi Dımeşkc.5, s.482, Ravzatu’ş-Şam baskısı; İbni Hacer el-Mekki el-Heytemi eş-Şafii, Sevaiki Muhrikas.98; Celaleddin Suyuti, El-Havi Lil-Fetavac.2, s.244.

[37]    Muhammed b. Abdullah el-Hâkim en-Nişaburi, el-Mustedrek ala’s-Sahiheync.5, s.755, Haydarabad baskısı, Ebu Naim, el-Erbaun Hedisen fi Zikr’il-Mehdi, on beşinci hadis; el-Himvini el-Cuveyni, Feraid’us-Simtaync.2, s.315; Celaleddin Suyuti, El-Havi Lil-Fetavac.2, s.36, Şeyh Ahmed Ziyauddin es-Sufi el-Gümüşhanevi el-İstanbuli, Ramuz’ul-Ehadiss.508.

[38]    Ebu İsa b. Sure et-Tirmizi, el-Cami’us-Sahihc.9, s.57, Mısır-es-Savi baskısı; İbni Mace Kazvini, Süneni İbni Macec.9, s.518; el-Hâkim, el-Müstedrek ala’s-Sahiheync.4, s.558; Ahmed b. Hanbel eş-Şeybani, Müsnedi Ahmed b. Hanbelc.3, s.21; Suyuti, el-Havi Lil-Fetavac.2, s.59; Ali b. Muttaki el-Hindi el-Hanefi, Muntehebu Kenzul Ummal c.6, s.32; el-Beyan fi Ahbari Ahir’iz-Zamans.100 ve s.316; el-Buğavi eş-Şafii, Mesabih’us-Sunnec.2, s.134; İbni Hacer el-Mekki el-Heytemi, Sevaiki Muhrikas.98; el-Hatib et-Tebrizi, Mişkat’ul-Mesabihc.3, s.24; Ali b. Ebubekir el-Heytemi, Mecme’uz-Zevaid ve Menbe’ul-Fevaidc.7, s.317; Nebhani, el-Feth’ul-Kebirc.1, s.401; Şeyh Ahmed Ziyauddin es-Sufi el-Gümüşhanevi el-İstanbuli, Ramuz’ul-Ehadiss.508; Kadı İyad es-Sebti el-Mısri, Meşarik’ul-Envar s.155 ve diğer Ehlisünnet âlimleri ve kaynakları ki; biz fazla uzatmamak için onları zikretmiyoruz.

[39]    Celaleddin Suyuti, el-Havi Lil-Fetavas.46, Mısır baskısı; Şeyh Süleyman el-Hanefi el-Kunduzi Yenabiul Meveddes.448.

[40]    Suyuti, el-Havi Lil-Fetava s.64; Ali b. el-Muttaki el-Hindi el-Hanefi; el-Beyan fi Ahbari Ahir’iz-Zamans.85; İbni Sabbağ el-Maliki, Fusul’ul-Muhimme fi Marifet’il-Eimmes.279; Ebu Naim İsfahani, el-Erbaun Hedisen fi Zikr’il-Mehdi, yirmi dördüncü hadis; eş-Şeblenci, Nur’ul-Ebsars.158; Kitabu Fezail’ul-Kufes.3; Eimmet’ul-Hüdas.140.

[41]    İbni Mace Kazvini, Süneni İbni Macec.9, s.915, Mısır-et-Tazi baskısı; el-Himvini el-Cuveyni, Feraid’us-Simtaync.2, s.333; Ali b. Ebubekir el-Heytemi, Mecme’uz-Zevaid ve Menbe’ul-Fevaidc.7, s.318; Suyuti, el-Havi Lil-Fetava c.2, s.60; Muhammed b. Osman Bağdadi, el-Munteheb min Sahihey’il-Buhari ve Muslims.183; en-Nebhani, el-Feth’ul-Kebirc.3, s.420; el-Kurtubi, et-Tezkirec.2, s.328; Ali b. el-Muttaki el-Hanefi el-Hindi, el-Beyan fi Ahbari Ahir’iz-Zaman s.314; Muntehebu Kenzul Ummalc.6, s.29; İbni Hacer el-Mekki el-Heytemi eş-Şafii, Sevaiki Muhrikas.98; Abdullubbi el-Kuddusi, Sünen’ul-Hüdas.575.

[42]    Ali b. el-Muttaki el-Hanefi, Muntehebu Kenzul Ummalc.6, s.30; el-Beyan fi Ahbari Ahir’iz-Zamans.97; Suyuti, el-Cami’us-Sağirc.2, s.377; el-Havi Lil-Fetavas.64; İbni Hacer el-Mekki eş-Şafii, Sevaiki Muhrikas.99; Ebu Naim, el-Erbain, otuz altıncı hadis; Nebhani, el-Feth’ul-Kebir c.3, s.48; el-Himvini el-Cuveyni, Feraid’us-Simtaync.2, s.318 ve diğer kaynaklar.

[43]    el-Fakih el-Bari el-Muhaddis el-Muverrih eş-Şair el-Edib Muvaffak b. Ahmed el-Harezmi (ö:568), Menakibi Emîru’l Müminîn.

[44]    Ehlisünnet arasında müfessirlerin önderi olarak nam salmış olan Ebu Abdulah Muhammed b. Ahmed b. Ebubekir el-Ensari el-Endulüsi el-Kurtubi (ö:671), et-Tezkires.127, Mısır baskısı.

[45]    İbni Sabbağ el-Maliki, Fusul’ul-Muhimmes.277; Ali b. el-Muttaki el-Hanefi el-Hindi, el-Beyan fi Ahbari Ahir’iz-Zamans.91; Ebu Naim, el-Erbaun Hedisen fi Zikr’il-Mehdi, yedinci hadis; Şeyh Süleyman el-Hanefi el-Kunduzi, Yenabiul Meveddes.449; Allame Abdulhadi Abyari, Caliyet’il-Keder fi Şerhi Menzumet’il-Berzencis.208.

[46]    Abdurrahman b. Ebubekir Suyuti (ö:119), Neşr’ul-Âlemins.13, Haydar Abad baskısı; bu rivayeti İbni Asakir tarihinde ve İbni Merdeveyh tefsirinde nakletmiştir.

[47]    Yusuf b. Yahya b. Ali b. Abdulaziz el-Mukaddesi eş-Şafii es-Sulemi (ö: 658’den sonra), Kitabu Akd’ud-Durer fi Ahbari’l-Muntezer Huve’l-Mehdi(a.s), el yazısı ile telif edilmiştir.

[48]    İbrahim b. Muhammed el-Himvini el-Cuveyni, Feraid’us-Simtaync.2, s.335.

[49]    Abdunnebi el-Kuddusi, Sünen’ül-Hüdas.474, el yazısı ile telif edilmiştir.

[50]    İbni Esir, en-Nihayec.1, s.302; el-Himvini el-Cuveyni, Feraid’us-Simtaync.2, s.330; Ebu Naim, el-Erbaun Hedisen fi Zikri’l-Mehdi,onuncu hadis; İmam el-Münavi, Kunuz’ul-Hakaiks.164; Ebul Âla Hasan b. Ahmed el-Attar el-Hemedani s.301; İbni Hacer el-Mekki, el-Fetava el-Hedises.29; Ğaliyet’ul-Mevaiz ve Mısbah’ul-Mutteiz ve’l-Vaiz c.1, s.83; el-Kavl’ul-Muhtasar s.56; el-Hanefi el-Kunduzi, Yenabiul Meveddes.181; Mecmeu Bihar’ıl-Envarc.1, s.204.

[51]    Âlauddin Ali b. el-Muttaki el-Hanefi el-Hindi, Kenzul Ummalc.7, s.186; Muntehebu Kenzul Ummalc.6, s.30; el-Beyan fi Ahbari Ahir’iz-Zaman s.95; İbni Hacer el-Mekki el-Heytemi eş-Şafii, Sevaiki Muhrika s.98, el-Himvini el-Cuveyni, Feraid’us-Simtayn c.2, s.330; İbni Sabbağ el-Maliki, Fusul’ul-Muhimmes.280; Suyuti, el-Havi Lil-Fetava c.2, s.66; Ebul Âla el-Attar, el-Erbain s.300; Süleyman el-Hanefi el-Kunduzi, Yenabiul Meveddes.447; Ebu Naim el-Hafız İsfahani, el-Erbaun Hedisen fi Zikr’il-Mehdi, on ikinci hadis.

[52]    Celaleddin Suyuti, el-Havi Lil-Fetavac.2, s.676, Kahire baskısı.

[53]    Ehlisünnet nezdinde müfessirlerin imamı olarak nitelenen Ebu Abdullah Muhammed b. Ahmed b. Ebubekir b. Ferah el-Ensari el-Endulüsi el-Kurtubi (ö: 671), et-Tezkire c.2, s.323 ve 326.

[54]    Ali b. el-Muttaki el-Hindi el-Hanefi, Kenzul Ummalc.7, s.260, Haydar Abad baskısı.

[55]    Ali b. el-Muttaki el-Hindi el-Hanefi, Muntehebu Kenzul Ummalc.6, s.32, Mısır-el-Meymene baskısı; Ebu Naim, Esma binti Yezid el-Ensariyye es-Sahabiye’nin azat ettiği bir köle ve Tabiinin saygın bir şahsiyetlerinden biri olan Şehr b. Huşeb’den naklen.

[56]    Ali b. el-Muttaki el-Hindi el-Hanefi, bu hadisi Taberani, Ahmed b. Hanbel, Ebu Ye’la ve Said b. Mensur kanalıyla Huzeyfe Yemani’den rivayet etmiştir; Muntehebu Kenzul Ummalc.6, s.31, Mısır-el-Meymene baskısı.

[57]    Ahmed b. Muhammed b. Hacer el-Heytemi eş-Şafii el-Mekki (ö:909), el-Kavl’ul Muhtasar fi Alamati’l- Mehdiyy’il-Muntazars.56.

[58]    Mesh etmek, hayvana veya acayip varlıklara dönüştürmek anlamına gelir. Bazı nüshalarda “meseha” fiili yerine “yere batırmak” manasına gelen “hasefe” fiili geçmiştir. (Mütercim).

[59]    Sebe 51; bu hadisi bir grup Ehlisünnet âliminin yanı sıra Ehlisünnet nezdinde müfessirlerin öncüsü olarak anılan Allame Kurtubi el-Endulüsi, et-Tezkirekitabında (c.2, s.324) getirmiştir.

[60]    el-Hâkim Ebu Abdullah Muhammed b. Abdullah en-Nişaburi (ö:405), el-Mustedrek ala’s-Sahiheync.4, s.520, Haydar Abad baskısı; Suyuti, el-Havi Lil-Fetavac.2, s.65, Mısır baskısı; Ali b. el-Muttaki el-Hindi el-Hanefi, Muntehebu Kenzul Ummalc.6, s.31, Mısır- el-Meymene baskısı, buna benzer bir rivayeti Hafız Nureddin Ali b. Ebubekir el-Heytemi de Mecme’uz-Zevaid ve Menbe’ul-Fevaid’de (Kahire el-Kuddusi kütüphanesi baskısı c.7, s.315) getirmiştir.

[61]    el-Hafız Nureddin Ali b. Ebubekir el-Heytemi, Mecme’uz-Zevaid ve Menbe’ul-Fevaidc.7, s.315, Kahire- el-Kuddusi Kütüphanesi baskısı; Taberani da bu rivayeti Mucem’ul-Evsat’ında zikretmiştir.

[62]    Mâide 77.

 

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler