06 Aralık 2021 Pazartesi Saat:
15:47
26-10-2021
  

Çocuk Eğitimine Tesir Eden Etkenler

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Bütün doğanlar (İlâhî) fıtrat üzere doğarlar…”

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

 

İnsanın kişiliği ve eğitiminde kalıtım, çevre ve tesirleri konusu her zaman psikologların ve eğitimcilerin dikkatini çekmiştir. Şu farkla ki, bazen kalıtımın rolüne daha fazla önem verilmiştir ve bazen de çevrenin. Kalıtımın rolünü öne çıkarmada bazen o kadar ileri gitmişlerdir ki, toplumsal sapmalar konusunda biyolojiye ve kromozoma dayalı teoriler hazırlamışlardır.[1] Çevrenin rolünü öne çıkarmada da bazıları o kadar ileri gitmişlerdir ki, insanı, üzerine her şeyin çevre tarafından yazıldığı, boş ve yazılmamış bir levha olarak tanıtmışlardır.[2] Müslüman âlimler ve bilginler arasında da bazıları kalıtım, bazıları çevre üzerinde daha çok durmuşlar ve temel rolü bu iki etkenden birisine vermişlerdir. Sadi’nin bazı şiirleri, bu alanda eğitimde kalıtımın rolünün daha temel olduğuyla ilgilidir:

 

İyilerle olmasın kötü olan tıyneti
Kümbet üstünde ceviz gibi, ehil olmayanların terbiyesi[3]

Kurttan doğan, kurt olacak sonunda
Hatta büyüse bile bir insanın yanında[4]

 

Elbette Sadi bazen, sanki eğitimde sadece çevre etkiliymiş ve başka hiçbir şeyin etkisi yokmuş gibi şiirler okumuştur:

 

Lut’un karısı kötülerle dost oldu
Nübüvvet ailesinden yok oldu
Ashab-ı Kehf’in köpeği birkaç gün
İyileri izledi insan oldu[5]

 

İskender’in oğlu Keykavus, Gazalî ve diğer bazıları da eğitimde çevrenin rolüne daha fazla önem vermişlerdir.[6] Buna rağmen Müslüman âlimlerin çevre ve kalıtımın rolüyle ilgili ifrat ve tefritleri, Batılı âlimlerinki kadar değildir. Belki de Müslüman âlimler arasında sadece kalıtım veya sadece çevre üzerinde duran bir kimse bulunamaz. Kur’ân ve rivayetlerde de bu iki etkene işaret ederek üzerlerinde durulmasının yanı sıra üçüncü bir etkenin rolünden bahsetmiştir ve o, fıtrattır:

 

“O hâlde yüzünü, Allah’ı birleyerek dine, insanları üzerine yaratmış olduğu Allah’ın fıtratına doğrult. Allah’ın yaratışında değişiklik bulunmaz.”[7]

 

Resulullah (s.a.a) da şöyle buyurmuştur:

 

“Bütün doğanlar (İlâhî) fıtrat üzere doğarlar…”[8]

 

Fıtrattan kasıt tevhid olsa bile bu tevhid öncüldür ve çocuk daha doğmadan ona emanet edilmiştir.

 

Aynı şekilde Kur’ân-ı Kerim eğitimde kalıtımın etkisine işaret etmiştir. Hz. Nuh’un (a.s) dilinden şöyle buyuruyor:

 

“Nuh “Rabbim! Yeryüzünde dolaşan bir tek kâfir bile bırakma” dedi. “Çünkü sen onları bırakacak olursan, senin kullarını şaşırtıp saptırırlar ve onlar, kötülükte sınırı aşan kâfirden başkasını doğurmazlar.”[9]

 

Burada dikkat edilmesi gereken nokta, zikredilen ayetin, eğitimde hem kalıtımın rolüne ve hem de çevrenin rolüne işaret etmesidir. Zira “Onlar, kötülükte sınırı aşan kâfirden başkasını doğurmazlar” ibaresi hakkında üç ihtimal söz konusudur:

 

1- “yelidu” (doğurur) lafzı, doğum ve aynısını doğurma anlamındadır. Öyleyse sadece kalıtımı beyan ediyor.

 

2- Doğum ile kastedilen yaşamsal doğum değildir. Aksine kasıt eğitimdir ve bu ibare, önceki “yuzillu ibadeke” (saptırır kullarını) ibaresini tekit etmek içindir.

 

3- “yelidu” işin neticesine ve sonuna işaret etmektedir. Bu yüzden hem kalıtımsal etkileri, hem de çevresel etkileri kapsamaktadır.

 

Bu üç ihtimalden üçüncüsü daha makuldür. Zira her hâlükârda “yelidu” lafzının yaşamsal doğumu gösterdiği söylenemez, tamamen yaşamsal doğuma işaret etmemektedir. Üstelik bu durumda bu ibarenin “yuzillu” lafzını tekit etmesi gerekir. Bu da tefsirde esasın tesisiyle uyumlu değildir. Öyleyse bahsedilen ayetin hem çevreye işaret ettiği, hem de kalıtımdan bahsettiği söylenebilir. Çünkü ayetin naklettiği gibi Nuh (a.s), Allah’a arz ediyor:

 

“Allah’ım! Eğer bu kâfirleri bırakırsan, kullarını yoldan çıkarırlar ve üstelik onlardan kâfir ve günahkâr bir nesil meydana gelir.”

 

Aynı şekilde ondan kastedilenin de sadece doğum olduğu düşünülemez. Zira böyle olması, kişinin kendi kurtuluşu ve sapması üzerinde bir rolü olmadığı, daha doğduğunda kaderinin belli olduğu anlamına gelir. Bu ise cebr-i mutlaktır ki bu fikir insanın mesuliyet esası ve yükümlülüğüyle uyumlu değildir. Öyleyse kastedilen çevre ve kalıtımın ortak ürünüdür. Yani, onların çevresinin ve kalıtımlarının ürünü kâfir ve günahkârdan başka bir şey olmayacaktır. Zira Nuh (a.s) kavmi, kaç kuşak nesiller olarak kâfirdi ve fıtrat nuru (yaratılış nuru) onlarda sönmeye yüz tutmuştu. Öyle ki artık onların hidayeti ve ıslahı için bir ümit kalmayacaktı. Çevreleri de bozuk ve yoldan çıkarıcıdır, saptırıcıdır. Öyleyse hem kalıtımsal hidayet ortamları zayıflamıştı ve hem de çevresel ortamları. Bu yüzden Allah onların hepsini yok etti.[10]

 

Resulullah (s.a.a) da kalıtımın etkisi üzerinde durarak şöyle buyuruyor:

 

“Evladını hangi nesle kattığına bak, zira evladının ailevî köküne ve damarına etki eder.”[11]

 

Yine Peygamber (s.a.a) şöyle buyuruyor:

 

“Saadetli kimse, annesinin karnında saadetli olandır ve bahtsız kimse annesinin karnında bahtsız olandır.”[12]

 

Bir tefsire göre eğitimde kalıtımın etkisinden bahsetmektedir.

 

Resulullah (s.a.a) fıtrat rivayetinde de çevrenin etkisine değinerek şöyle buyuruyor:

 

“Her dünyaya gelen (İlâhî) fıtrat üzere doğar. Onu Yahudi, Hıristiyan veya Mecusi yapan, anne- babasıdır.”[13]

 

Bununla beraber İslâm açısından genel olarak çocuğun eğitimine ve kişiliğine müdahale eden iki grup etken vardır: Önceki etkenler ve sonraki etkenler. Önceki etkenler de iki gruptur: Fıtrî veya zati etkenler ve kalıtımsal veya doğumsal etkenler. Elbette bu etkenlerden hiçbiri tek başına eğitim işini tamamlamamaktadır. Her biri kendi payına, kişinin eğitiminin ve şahsiyetinin bir bölümüne şekil vermektedir. Öyle ki eğer bu etkenlerden bir bölümüne dikkat edilmezse, diğer bölümde daha fazla çaba gösterilmesi gerekir. Fıtrat tüm insanlarda vardır; ama doğumdan önce kalıtımsal taraflarda etkili meselelere dikkat edilmesi veya dikkat edilmemesiyle ve doğumdan sonra etkili olan çevresel meselelere, doğumdan sonra uyulması veya uyulmamasıyla, bu fıtrat ya tomurcuklanır veya gizli kalır.

 

Kitabın bu bölümünde Mâsûmlar’ın (a.s) siyeri, çocuğun eğitimi alanında incelenmeye, Resulullah’ın (s.a.a) ve Mâsûm İmamlar’ın (a.s) davranış üsluplarından, evlatların İlâhî fıtratını tomurcuklandırmak için kalıtım ve çevreden nasıl faydalanılacağına ulaşılmaya çalışıldı. Diğer bir deyişle o yücelerin evlat eğitimi için ne hazırlıklar yaptıklarını ve nasıl ortamlar hazırladıklarını öğrenme çabasındayız.

 

 

 



[1]     Bu alanda bkz. Toplumsal zararları tanıma kitapları. Örneğin: Sutûde, Hidayetellah; Mukaddime-yi ber Asibşinasî-i İctimaî, beşinci bölüm.

[2]     İngiliz John Locke’ın boş levha veya yazılmamış levha teorisidir. Davranışçılar da bu inançtadır. Watson bununla ilgili şöyle söylüyor: “Eğer bana bir çocuğu verirseniz onu bir keşiş ya da bir katil yapabilirim.” (Haşimî, Seyyid Mücteba; Terbiyet ve Şahsiyet-i İnsânî, C. 1, s. 38).

[3]     Sadi; Gülistan, Gulam Muhsin Yusufî’nin tashihi, s. 61.

[4]     a.g.e., s. 62.

[5]     a.g.e.

[6]     Sıddık, İsa; Tarih-i Ferheng-i İran, s. 144 ve 155.

[7]     Rum, 30.

[8]     İbn-i Fahd Hıllî, Ahmed;, İddetu’l-Daî, s. 311.

[9]     Nuh, 26-27.

[10]    Bkz. Sâdıkî, Muhammed; El-Furkan fi Tefsiri’l-Kur’ân ve’s-Sünnet, C. 29, s. 165.

[11]    Muttakî El-Hindî, Alaaddin bin Hisamuddin; Kenzu’l-Ummal fi Süneni’l-Akvâl ve’l-Ef’âl, C. 15, s. 855, Hadis 43400.

[12]    a.g.e., c. 1, s. 107, Hadis 491.

[13]    İbn-i Fahd; Uddetu’d-Dâî, s. 311.

 

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler