16 Aralık 2018 Pazar Saat:
03:32

Yâr ile Yâver

30-08-2018 00:12


 

 

 

Ve dinin kemale erdiği, İslam’ın hem dünya hem de ahiret için tek din kabul edildiği o mübarek günlerdeyiz…

 

Din; Allah’ın Hatem’i olan Resulullah ile son buldu ancak Allah Habibine dini tamamlaması için son bir görevinin olduğunu buyurdu. Bu görev çok zordu. Sırf zor olduğu için, Allah Habibine “Korkma! Ben koruyacağım seni insanlardan” dedi.

 

Bu görevi eğer yerine getirmeseydi Resul, din tamamlanmayacaktı. Öyle ki bu Hac son haccıydı ve ayette belirtildiği üzere; Medine’ye dönünce ya ölecek ya da öldürülecekti… Yani Resul, artık son görevini yerine getirmeliydi ve getirdi de (Selam olsun, nur üstüne nur olan Muhammed Mustafa’ya)

 

Tarih: 18 Zilhicce

Yer: Gadir-i Hum

 

Binlerce Sahabe, Hicaz güneşinin altında Kâbe’den ayrılıyordu. Resul-i Ekrem son kez Kâbe’ye dokunmuş ve Allah’ın evi ile vedalaşmıştı, öyle bir vedaydı ki, Resulullah’ın bu konuşmasını duyan Sahabe, Peygamber’in dünyadan ayrılacağını anlamış ve hüzün onlar için başlamıştı…

 

Hiç şüphesiz Allah Resul’ü üzülmemizi istemiyordu. Ayette de buyrulduğu gibi, “üzerimize çok düşen” bir Peygamberdi o… Bu yüzden ümmetini yetim bırakmak istemiyordu ve ümmetine her zaman kendi şehrinin kapısını, Allah’ın sağlam ipini ve rengârenk boyalarını gösteriyordu.

 

Muhammed Mustafa ilmin şehriydi, Ali el-Murtaza da kapısı. Muhammed Mustafa tebliği getiren, Haydar-ı Kerrar hidayeti veren. Muhammed Mustafa yolu döşeyendi, Allah’ın Aslanı dosdoğru yoldu. Bu yüzden âlemlere seslendi Habibullah: “Ümmetin iki babası var, ben ve kardeşim Ali!”

 

Ali… Ne kardeşti ama! Hem canına candı Peygamber’in, hem yoluna köle. Hani buyuruyor ya, “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” diye, kimse ona bir harf dahi öğretemezdi, tek bir kişi öğretebilirdi. O da öğretti ve gerçek manada kölesi oldu Ali... Yatağına yattı, ‘Sen git! Canım sana feda olsun ey Resul!’ dedi. Savaşta en önde hep o idi: ‘Bedenim parçalanmadan dokunamazsınız Habibime!’ dedi. Yeri geldi, bir hurma çekirdeğinden yüzünü güldürdü Peygamber’in, yeri geldi karşısında utandı can parçası Fatıma’yı isterken. Ama Peygamber’in canı Ali’ydi o, Ali…

 

Hani bizler çok sevdiğimiz birisi için ciğerimizden bir parça deriz ya; Ali, Resul için ciğerin ta kendisiydi. Ayette buyrulan “nefsi” Ali’ydi. Zülfikar’ın ve sancağın sahibiydi. Cennet ve cehennemi ayıran Ali’ydi. Sevgisi iman, yüzüne bakmak ibadet, ismi zikir olan Ali’ydi. Allah’ın her daim ve koşulda yanında olduğu Ali’ydi.

 

Allah Resulü çocukluktan onu yetiştirdi ve adeta ilmek ilmek nakşeyledi onu, İslam ile.

 

Sonuç?

 

Mağara’da Cibril “Oku Ya Habibullah!” derken, mağaranın kapısında Ali “İman ettim Ya Resulullah!” diyordu…

 

İşte bu uzun süren yolculuğun son haccıydı ve son emri geldi. Yüce Allah buyurdu: “Son görevini yerine getir!” Aslında görevin ne olduğunu biliyordu Peygamber, çekiniyordu, zarar verirler diye ve bu zarar onu üzecekti. Verdiler de…

 

Peygamber, saatler içerisinde herkesin toplanmasını emretti, herkes geldi ve çıktı yükseltiye, kaldırdı elini, elini tuttuğu Haydar’ın eli ile ve kıyamete değin sürecek son emri söyledi: “Ben kimin Mevlası isem Ali de onun Mevlasıdır!”

 

Ve binlerce insan, hala şaşkınlıklarını gizleyememiş, birbirlerine bakıyorken Cibril indi yine ve buyurdu Allah’ın sözlerini: “Bugün dininizi tamamladım ve din olarak size İslam’ı seçtim.”

 

Peygamber’in son anlarıydı ve bir kâğıt ile kalem istedi; son vasiyet ve son emrini yazılı hale getirmek içindi hiç şüphesiz ki. O gün orada bulunanlar sözün unutulur ama yazının unutulmaz olduğunu bildikleri için karşı çıktılar ve Allah’ın en sevgili kulu, herkesi gönderdi.

 

Ama ey Resulullah! O gün o kalem gelmiş gibi eline, iman ettik, kâğıda yazacaklarına! Sanki o kalemi aldın da sen ümmetinden iman edenlerin kalplerine yazmışsın gibi, iman ettik!

 

İman ettik ki; kardeşin Ali, halifen Ali, Kâbe’nin oğlu Ali!

 

Ve artık ümmetin ikinci babası görevi aldı eline, zahir de ne olduğu önemli değildi, batında ilk günden imam Ali’ydi, din Ali’ydi, iman Ali…

 

Selam olsun Peygamber-i Ekrem’e ve kardeşi Ali’ye ve eşi Fatıma’ya ve çocukları Hasan’a, Huseyn’e, Zeyneb’e…

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !