18 Kasım 2018 Pazar Saat:
02:23
15-10-2018
  

Yaşlanan Türkiye

Bu çalışma yaşlılık dönemi psikolojik özellikleri ve moral hakkında yayınlanmış çalışmaların gözden geçirilmesi ve çalışmalardan elde edilen verilerin sistematik biçimde incelenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir.

Facebook da Paylaş

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

Yapılan inceleme sonunda Türkiye’de yaşlanma sürecinin diğer dünya ülkelerine göre daha hızlı olduğu saptanmıştır. Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK)’in verilerine göre 2023 yılına gelindiğinde 65 yaş ve üzeri nüfus sayısı 8,6 milyon kişiye ulaşacaktır.

 

Nüfusun bu derece yüksek olması konunun önemini vurgulamaktadır. Hem bireyin hem de toplumun refahını korumak için yaşlılık sürecinin en yüksek düzeyde iyi geçirilmesi gerekmektedir. Bu amaç için bazı değişkenler önemlidir. Moral de yaşlılık dönemi boyunca bireyin fizyolojik ve psikolojik durumunu etkileyen bir kavramdır.

 

Bu alanda yapılan birçok çalışmada, yaşlılık döneminde bireylerin fizyolojik sorunlarından daha fazla ruhsal ve moral durumları gibi psikolojik sorunların yaşam kalitelerini etkilediği ifade edilmektedir. Yaşlılık dönemi boyunca moral düzeyleri yüksek olan yaşlılar yaşlanmanın olumsuz yönlerinden daha az etkilenmekte, daha aktif ve sosyal bir yaşam sürmektedirler. Yapılan çalışmalarda aile ve akraba desteğinin, komşu ve arkadaş ilişkilerinin, aktif yaşam şeklinin; yaşlıları duygusal ve moral yönden desteklediği görülmektedir.

 

Bu etkenler yaşlı bireyin fizyolojik ve psikolojik durumuna olumlu katkılarda bulunmakta; saygınlık, kendine güven, işe yarama duygusu, yaşam kalitesi ve problemlerle baş etme gibi alanları pozitif yönde etkilemektedir.

 

SONUÇ: Yaşlılık dönemi, kronolojik, biyolojik, psikolojik ve sosyal olmak üzere birçok alanda bireyi, ülke ekonomisini ve sosyal hayat düzenini etkileyen kaçınılmaz bir durumdur. Moral değişkeninin de yaşlılık dönemini etkileyen önemli bir faktör olduğu düşünülmektedir.

 

Son yıllarda hem sağlık alanındaki gelişmeler, hem de sosyoekonomik koşullardaki iyileşmeler, azalan doğum oranları ve benzeri faktörler nedeniyle insan ömrü uzamıştır ve tüm dünyada yaşlı nüfusu artmaya başlamıştır.

 

Demografik istatistiklere göre gelişmiş toplumlarda 2030 yılında yaşlı nüfusun toplam nüfusa oranının %64,6’ya yükseleceği öngörülmüştür. Ülkemiz de diğer birçok dünya ülkesi gibi yaşlanma sürecinin hızlı olduğu ülkeler arasındadır. Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK)’in verilerine göre demografik göstergelerdeki mevcut eğilimler devam ettiği takdirde Türkiye nüfusu hızla yaşlanmaya devam edecektir. 2012 yılında yaşlı nüfus olarak tabir edilen 65 yaş ve üzerindeki nüfus 5,7 milyon kişi, bunların toplam nüfusa oranı %7,5 iken, 2023 yılına gelindiğinde bu nüfus 8,6 milyon kişiye, oranı ise %10,2’ye yükselecektir. 2023 yılında Türkiye nüfusunun yarısı 34 yaşın üzerinde olacaktır.

 

YAŞLANMA NEDİR?

 

Yaşlılık dönemi, kronolojik, biyolojik, psikolojik ve sosyal yönleri olan kaçınılmaz bir süreçtir.

 

Yaşlılık sözlük anlamı olarak yaşlı olma, artmış yaşın etkilerini gösterme hali olarak tanımlanmaktadır. Canlılar için biyolojik işlevler yönünden erişkin konuma ulaştıktan sonra, yani üreme döneminin bitiminden ölüme kadar geçen zaman dilimindeki değişim ve dönüşüm sürecidir.

 

Yaşlılığın psikolojik yönü, genel olarak, bilişsel beceriler ve ruhsal davranış değişimleriyle ilgilidir. Bilişsel beceriler zeka, dikkat, öğrenme, bellek, dil, görsel-uzamsal yetiler, akıl yürütme ve bilişsel esneklik gibi alanlardaki değişiklikleri; ruhsal davranış değişimleri ise duygudurum, güdülenimler ve baş etme becerileri gibi çeşitli nitelikleri içermektedir.

 

Yaşlı bireyin fiziksel kayıpları ile birlikte meydana gelen davranışsal uyum yeteneğindeki yaşa bağlı değişimler psikolojik yaşlanmayı oluşturur. Yaşlı kişilerin bilişsel becerilerinde ve ruhsal özelliklerinde meydana gelen değişimlere ilişkin çok sayıda araştırma yapılmıştır. Bu araştırmalardan elde edilen sonuçlar, yaşlı insanların bilişsel becerileriyle ilgili birçok değişim yönü olduğunu göstermektedir. Örneğin Blum, Jarvik, Clark, Gren ve Schaieve Neugarten gibi araştırmacılar zihinsel açıdan yaşlılığın bütünüyle bir “gerileme dönemi” olmadığı, tecrübe ve öğrenmeye dayalı “birikimli zeka”nın yaş ilerledikçe arttığı yönünde tespitlerde bulunurken; bazı araştırmalarda da dil kullanma yeteneği, bellek, dikkat ya da konsantrasyon gibi alanlarda yaş ilerledikçe işlev bozuklukları olduğu ve özellikle yaratıcılık gerektiren alanlarda ilerleyen yaşlara rağmen halen temel yaratıcılık yeteneklerini korusalar da çok kaliteli ürünler vermede yaşlıların zorlandığı belirtilmektedir.

 

Yaşlıların iç dünyalarına kapanmaları ve içe dönük bir yaşam sürmeleri, yaşlı bireyleri benmerkezci davranmaya yönlendirebilmektedir. Bu durumda, yaşlı bireylerin paraya ve maddi şeylere karşı olan düşkünlüğü artabilmekte, geçmişte var olan ancak kontrol edebildikleri cimrilik, tutuculuk gibi kişisel özellikleri nüksedebilmektedir. Diğer yandan yaşlının çevresindeki eş, aile ve arkadaşlarından oluşan sosyal destek, yaşlı bireyin fiziksel ve psikolojik sağlığını olumlu yönde etkileyerek; saygınlık, moral artışı, yaşamdan memnun olma ve stres verici olaylarla baş etme gibi olumlu duyguların oluşmasına katkıda bulunmaktadır.

 

YAŞLILIK VE MORAL

 

Günümüzde uzun yaşamanın yanında daha kaliteli bir yaşam sürme ve bunu etkileyen faktörler önemli hale gelmiştir. Yaşlılık döneminde moral önemli bir belirleyicidir. Moral hem iyilik halinin hem de yaşlılıkta göz ardı edilen yaşam kalitesinin önemli bir belirleyicisidir. Yaşlılıkta moral ve duygusal aktarımlar, karşılıklı ilişkilerin sürdürülmesi, dayanışma, aile-akrabalık ve komşuluk ilişkilerinin sürdürülmesiyle ilişkili görünmektedir. Sosyal ilişkilerin miktarı ve kalitesi yaşlıları psikolojik olarak etkilemektedir. Araştırmalarda, yaşlılıkta fiziksel kapasitedeki azalmanın ve sağlığın bozulmasının öneminden çok, yaşlı birey için ruhsal ve moral durumun yaşamı sürdürmede daha etkili olduğu ifade edilmektedir.

 

Yaşlının çevresindeki eş, aile ve arkadaşlarından oluşan sosyal ağ, bireylerin sevgi, bağlılık, benlik saygısı ve bir gruba ait olma gibi temel sosyal gereksinimlerini karşılar. Fiziksel ve psikolojik sağlığı olumlu yönde etkiler. Sosyal destek sonucu ortaya çıkan saygınlık, moral artışına ve yaşamdan duyulan memnuniyete, stres verici olaylarla baş etmeye olumlu katkılarda bulunmaktadır. Konuyla ilgili yurt dışında yapılmış bir çalışmada sosyal destek yetersizliğinin bireylerde mortalite riskini yükselttiği, sosyal anlamda destek alan bireylerde ise iyileşme ve sağlık davranışlarında artma olduğu belirtilmiştir.

 

Von Heiden Wagert ve arkadaşları İsviçre’de 85 yaşın üzerindeki yaşlı bireylerde moral düzeyini etkileyen faktörleri incelediklerinde; olguların depresyon semptomlarının olmamasının, bakımevinde değil de sıradan bir evde yaşıyor olmalarının, yalnızlık hissetmemelerinin, sosyal aktivitelerde bulunmalarının ve sağlığını mükemmel görmelerinin, yüksek moral düzeyini sağladığını saptamışlardır. Sigstad ve arkadaşlarının 55 hastada umut/moral, baş etme gücü ve yaşam kalitesi kavramlarını karşılaştırdıkları çalışmada, yaşam kalitesi düşük olan hastaların umut ve baş etme güçlerinin düşük olduğu, yaşam kalitesi yüksek olan hastaların ise umut ve baş etme güçlerinin yüksek olduğu bulunmuştur. İspanya’da yapılan bir çalışmada düşük moral düzeyinin mortalitenin bağımsız bir belirleyicisi olduğu belirlenmiştir.

 

Ülkemizde yapılan çalışmalar incelendiğinde miyokart enfarktüsü geçiren hastalarda geriatrik moral ölçeği kullanılarak yapılan bir çalışma sonucunda olguların %56.4’ünün düşük moral düzeyine sahip oldukları bulunmuştur. Kalaycıoğlu ve Rittersberger’in araştırmasında da ailenin yaşlı ve genç kuşakları arasındaki moral ve duygusal aktarım ve kültürel desteklerin, hem yaşlılar için bir işe yarama duygusu oluşturduğu hem de sosyal güvencenin yanı sıra hastalığında bakılabilme, sağlığında yalnız kalmama gibi olumlu etkilerinin olduğu belirtilmektedir.

 

Ebeveynlere çocuklar tarafından verilen moral ve duygusal desteğin stratejik açıdan büyük önem taşıdığı, bireylere manevi destek sağlanırken zihinsel sağlıklarının da korunduğu belirtilmektedir. Türkiye’de yapılan bir başka çalışmada yaşlıların aile bireyleri ile olan ilişkilerinin onların toplumla bütünleşmesinde ve yaşamdan aldıkları tatminin artmasında önemli olduğu belirtilmektedir. Çocukları, torunları, akrabaları ve komşuları tarafından sıkça aranmak, karşılıklı ziyaretlerde bulunmak yaşlı bireylerde kaygı düzeyini düşürür ve onları olumlu yönde etkiler.

 

Toplumsal ilişkileri geniş olan yaşlılar yaşlanmanın olumsuz yönlerinden daha az etkilenmekte, moralleri daha yüksek olmaktadır. Yine ülkemizde yapılan bir diğer çalışmada yaşlı bireylerde depresyon düzeyinin ve moral durumunun, mobilite ve günlük yaşam aktivitelerini olumsuz yönde etkilediği bulunmuştur. Huzurevinde yaşayan yaşlıların evde ailesi ile beraber yaşayan yaşlılara göre daha fazla oranda depresif semptomlara sahip oldukları, moral durumlarının kötü olduğu ve bununla ilişkili olarak fonksiyonel olarak daha kısıtlı oldukları bulunmuştur. Aile üyeleri ya da yakınları ile birlikte yaşayan yaşlı bireylerin huzurevlerinde kalan yaşlılara göre daha az karamsar ve daha fazla üretken olduğu ifade edilmektedir.

 

Toplumsal ilişkilerin genişliği yaşlıların kendilerine güven duygularının, sosyal yeterliliklerinin güçlenmesine yardımcı olan destek mekanizmalar durumundadır. Aile, akraba, arkadaş ve komşu ilişkilerinin güçlü olması yaşlılarda yaşam doyumunu arttırıcı bir etki yaratmaktadır. Toplumsal ilişkiler başarılı ve zor yaşlılığın anlamını oluşturmada önemli bir faktör olarak ortaya çıkmaktadır. Toplumsal ilişkileri geniş olan yaşlılar yaşlanmanın olumsuz yönlerinden daha az etkilenmekte, moralleri daha yüksek olmaktadır. Bugün için bilim adamlarının üzerinde durduğu konu uzun yaşamanın değil “sağlıklı ve başarılı yaşlanmanın” önemli olduğudur.

 

Başarılı ve sağlıklı yaşlanma; aktivite ve ilişkilerimizle yakından ilgili, kontrolümüzde olan birçok faktörü içermektedir. Başarılı yaşlanma; yalnızca sağlık yönünden değil, aynı zamanda psikolojik ve sosyal yönden de tam bir iyilik halinin varlığını işaret eden bir kavramdır. Bu bağlamda başarılı yaşlanma; bireyin kendini yaşlılığa hazırlama sürecinde sosyal çevresini ve ilişkilerini canlı tutmak, sağlık sorunlarını en aza indirmek için koruyucu önlemler almak, bellek ve fiziksel işlevlerini geliştirici çabalar içinde olmak ve yaşama pozitif bakmasını becerebilmek anlamına gelmektedir.

 

Toplumsal ilişkileri geniş olan yaşlılar yaşlanmanın olumsuz yönlerinden daha az etkilendiği, sosyal anlamda olumlu ilişkilerin moral düzeyini etkilediği görülmektedir. Bu nedenle sağlıklı ve başarılı bir yaşlılık süreci için sosyal izolasyonun önlenmesi, yaşlı bireyin güç ve yeterliliğine uygun aktivitelerin planlanması, mümkün olduğu kadar aktif bir yaşam biçiminin sağlanması ve sosyal ilişkilerin canlı tutulması önerilmektedir.

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler