30 Ekim 2020 Cuma Saat:
00:08
12-10-2020
  

Türkiye'ye Sürgün.. 13. Bölüm

İmam’ı Türkiye’ye göndermişlerdi, ancak bizim haberimiz yoktu..

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sakin ve Mutmain

 

Ruhullah Bey gayet sakin bir halde yanıma geldi. “Gördün mü, tutuklanacaksın demiştim!” dedim. Fakat cevabı yine “Korkma” oldu! Elini cebine atarak üzerinde “Ruhullah Musavî” yazan mührünü bana verdi: “Benden haber gelene kadar, bu senin yanında kalsın. Kimseye vermeyesin. Seni Allah’a emanet ediyorum.” dedi ve gitti. Ahmet odasından hızla yanıma geldi. “İmam nerede?” dedi, ben de “İmam’ı görmek istiyorsan şu kapıdan git” dedim. Yalın ayak koşarak gitti. İmam’ı arabaya bindirip götürüyorlardı. Ahmet ise arabanın arkasından koşuyordu. Ahmet ile arabanın arasında birkaç tane yetkili vardı. Onlar da koşuyordu. İmam’ın tutuklanması operasyonunu onlar yönetiyordu. Ahmet o yetkililerden birinin Albay Mustafevî olduğunu söyledi. (Tanıyordum, sonradan idam edildi) Ahmet eline taş alarak o yetkililere doğru fırlatıyordu. Sonunda Ahmet o yetkililere çok yaklaştığını söylüyordu. Ahmet’in yaklaştığını gören yetkililer ona dönerek çok kötü küfürler etmişlerdi, Ahmet de karşılık verdiğini söyledi.

 

Ahmet eve dönmüştü. Meşhedî Ali’yi Mustafa’ya haber vermesi için gönderdi. Sonra gelip yanıma oturdu. Ben de çarşafın altına girip uzanmıştım. Şakayla “Hanımefendi de uyuyorlar!” dedi. Elbette ben bu tür olaylarda metanetimi koruyordum. Ama yine de o an çok kötü hissediyordum. Bu yüzden de çarşafın altına girerek kötü hissettiğimi Ahmet’in anlamamasını istiyordum.

 

(İmam’ı Türkiye’ye göndermişlerdi, ancak bizim haberimiz yoktu)

 

İmam’ın mührü benim yanımdaydı. Mustafa ve damadımız Eşragi Bey de dahil kimseye söylememiştim. Sonunda İmam Humeynî birini göndererek emanetini vermemi isteyecekti. Ben de emanetini mendile iyice sararak ona ulaştıracaktım. Emaneti götüren bile neyi götürdüğünü bilmiyordu. Sonraları İmam bana emanetini bu şekilde muhafaza ettiğim için teşekkür etmişti.

 

Mustafa’nın Tutuklanması

 

İmam’ın tutuklanmasının ertesi sabahı Mustafa’yı da tutukladılar. O sırada Mustafa, Ayetullah Necefî’nin evindeydi. Onu orada tutuklayıp Gızıl Gelle Zindanı’na götürdüler. Tam elli yedi gün tutuklu kalacaktı...

 

Serbest bırakılmasını sebebi ise şuydu; Albay Mevlevî, Mustafa’yla konuşmak için zindana gelerek Türkiye’ye babasının yanına gitmesini tavsiye ediyor. Mustafa kabul ettiğini söylüyor. Kendi kendine de annem ve dostlarımla konuşayım, onlar uygun görürse giderim diye düşünüyor. Mustafa meseleyi bana açtığında gitmemesi gerektiğini söyleyerek şunları ekledim: “Bu şekilde bizi kandırmaya çalışıyorlar. Bu şekilde kendi kararınla kendini sürgüne göndermiş oluyorsun. İran’da kalıp babanın serbest kalması için uğraşmalısın, kendini sürgüne götürmek için değil!” Üstelik bunların hepsi bir yana, Mustafa’nın Türkiye’ye gitmesiyle halkın tansiyonu düşebilirdi. İnsanlar“Çok şükür, İmam artık yalnız değil. Yanında artık oğlu var” diyebilirlerdi. Mustafa yakınlarıyla da meşveret ederek gitmeme kararı aldı. Gitmeyeceğini onlara haber verdi. Bu haber üzerine Albay Mevlevî telefon açarak karşı çıktı ve ağza alınmayacak sözlerle Mustafa’yla konuştu.  Sonrasında ise Mustafa’yı yine tutukladılar. En azından kendi rızasıyla sürgüne gitmemiş oldu! Mustafa’nın Kum’da kaldığı birkaç gün boyunca, burada kalıcı olmayacağı belliydi. Zira eve akın eden insan sayısı giderek artıyordu.

 

Mustafa’nın Gızıl Gelle Zindanı’nda tutulduğu süre boyunca bizi görüştürmediler. Yalnızca bir defasında amcası Hindî Bey görüşebilmişti. Bazen de SAVAK Mustafa’nın durumuyla ilgili haber yolluyordu.

 

Habersiz Geçen Beş Ay

 

İmam Humeynî’yi tutuklamalarının üzerinden beş ay geçmişti. Fakat kendisinden hiç haber alamamıştık. Sonunda sabrım kalmamıştı. Eşragi Bey’e“Ne zamana kadar böyle habersiz bir şekilde bekleyeceğiz? Belki de İmam’ı da Mustafa’yı da öldürdükleri için haber vermiyorlar! Eşimi ve oğlumu götürdüler! Siz ve Pesendîde Bey bir şeyler yapın!” dedim. Şikayetimi SAVAK’a ilettiler. Birkaç gün sonra İmam’ın ve Mustafa’nın hayatta olduğu mesajını ulaştırdılar. Emin olmak için bir kişiyi seçmemizi ve o kişinin gidip onlarla görüşmesini söylediler. SAVAK, Ayetullah Hansarî’nin damadı Seyyid Fazlullah Hansarî’nin gitmesi konusunda karar kıldı. Oysa biz İmam’ın kardeşi Pesendide Bey’in gitmesini istiyorduk fakat SAVAK onay vermedi. SAVAK, İmam ve Mustafa’yla görüşebilmesi için Seyyid Fazlullah Hansarî ile beraber kendi taraflarından seçtikleri bir kişiyi de yanlarında bulundurmuştu.

 

İmam, zindandan bana mektup yollamıştı...

 

İmam’ın Mektubu

 

Mustafa’nın Muhtereme Validesine

 

Allah’ın selamı ile sizleri selamlıyorum. İnşallah saadet ve selamettesinizdir. Allah’a şükürler olsun ben iyiyim, sakın benim için endişelenmeyin. Allah neyi takdir ettiyse doğru olandır ve gerçekleşecektir.

 

 “Bazı şeyler vardır ki hoşlanmazsınız, fakat hayırlıdır size” Bakara/216

 

Mustafa da Allah’a şükür iyi. Endişelenecek bir durum yok. Sadece sizden habersiz olmak beni endişelendiriyor. Herkesi Allahu Teala’ya emanet ediyorum. Bütün çocuklara ve ailelerine selamımı iletin. Bu mektup elinize ulaşırsa hemen cevap yazın. Sayın Hüccetu’l İslam Hacı Fazlullah Hansarî Bey belki bir şekilde bana ulaştırabilir. Cevap yazarsanız bütün çocuklar kendi el yazılarıyla birkaç satır bir şey yazsınlar. Mustafa’nın eşine de selamlarımı iletin, o da birkaç kelime yazsın.

 

Değerli kardeşlerinize de selamımı iletin.

 

 Ruhullah Musevî Humeynî

 

Mustafa Türkiye’de

 

Mustafa’nın da Türkiye’ye gönderilmesiyle İmam yalnızlıktan kurtulmuştu. Fakat sonuçta ikisi de orada yalnızdı. Mustafa o günlere dair şöyle söylüyordu: “Bazen akşama doğru ruhum çok sıkılıyordu. Ama yine de bir şeylerle kafamı meşgul etmeye çalışırdım. Örneğin evde yemek yapardım.”

 

Necef’ten İlk Mektup

 

Biz Kum’daydık. Bir haftadır İmam’ın Necef’e götürüldüğü haberleri dolaşıyordu. Ancak emin olamıyordum. SAVAK’a soruyorduk bize daha fazla acı çektirmek için düzgün cevap vermiyorlardı. İmam’ın Necef’te olduğuna dair haberler gelmeye devam ediyordu. Sonunda Necef’ten gelen biri İmam’ın kendisinden mektup getirmişti. Bir mektup da büyük damadımız Merhum Eşragi Bey’e göndermişti. Eşragi Bey, İmam’ın yokluğunda evin biruni kısmına gelen gidenlerle ilgilenirdi. Günümüz deyimiyle İmam’ın bürosunun müdürüydü.

 

Mektubunda belirttiğine göre Ekim ayının ortasında Türkiye’den yola çıkıp onbirinde Necef’e varmıştı. Mektubu ise elimize Recep ayının başında ulaşmıştı.

 

Hicret Zamanı

 

Biz de Necef’e taşınmaya karar verdik. Necef’e taşınmamız için SAVAK da onay vermişti. Fakat yanımızda aile üyelerinden başka hiçbir kadın ve erkek gelemeyecekti. Oğlum Ahmet’in bile bizimle gelmesine izin vermediler. Eşyalarımızı taşıması için bir erkeğe ihtiyacımız olduğu söylendi. Yardımcımız Meşhedî Hüseyin’in bizimle gelmesine izin verdiler. Meşhedî Hüseyin Necef’te bulunduğumuz son ana kadar yanımızda kaldı. Evin ihtiyaçlarını almak onun göreviydi.

 

SAVAK sınırlı sayıda pasaport vermişti. Necef’e yol alanlar şu isimlerdi:

 

Ben

Aşçımız Sakine Sultan

Yardımcımız Meşhedî Hüseyin

Kızım Sıddıge Hanım, yardımcısı Fatime Sultan ve üç kızı: Nefise, Zehra, Naime

Kızım Feride Hanım ve kızı Ferişte

Kızım Fehime Hanım ve kızı Leyla

Merhume annem,

Şehit oğlum Mustafa’nın eşi Masume Hanım ve oğlu Hüseyin ve kızı Meryem

 

Recep ayının yirmi dördünde T.B.T. Turizm Şirketinin otobüsüyle Irak’a doğru yola çıktık. Yanımızda sonradan SAVAK memuru olduğunu öğreneceğim imameli bir molla da vardı! Oğlum Ahmet bizi otogara bırakmıştı. Ahmet artık İran’da yalnız kalmıştı.

 

Necef yolculuğumuz başlıyordu...

 

 

 

On Üçüncü Bölümün Sonu

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler