10 Aralık 2018 Pazartesi Saat:
08:22
02-07-2018
  

Niçin Evlilik?

Kadın ve erkeğin ilişkileri sonucu dünyaya gelen çocuklar ve daha gelecek nice nesiller evliliğin en güzel semerelerindendir.

Facebook da Paylaş


 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

Acaba İslâm dini evlilik üzerinde neden bu kadar önemle durmakta, evliliği ve evlileri faziletli bilmekte, bekârlığı ve bekârları kınamaktadır?
 

Yüce İslâm dinine hangi açıdan bakılırsa bakılsın, tam ve her yönüyle noksansız bir dindir. Dolayısıyla, evliliğin sebep ve nedenlerini birkaç konuyla sınırlamak, belli bir boyut kazandırmak, elbette ki yanlış bir görüş ve yanlış bir davranış olacaktır. çünkü evlilik, yalnızca tek bina üzerine kurulmamıştır.
 

Ancak konunun biraz da olsa açıklığa kavuşması için, konuyla ilgili ayet ve hadislerden yararlanarak birtakım sebepler öne sürülebilir.
 

Her şeyden önce evlilik, insanın fıtrî isteklerinden doğan tabii bir ihtiyaçtır. İslâm dini muhakkak ki diğer alanlarda olduğu gibi bu alanda da fıtratın gereksinimlerini göz önünde bulundurmuştur. Ancak bu isteğe, doğru bir şekilde cevap verilmesi ve amaçlanan hedefe varılması için bazı şeyler hedef alınmalıdır.
 

a) Toplum Düzeni
 

Gerçekten evlilik, insanı her türlü zorluklara karşı etkin hâle getiren temel bir kuraldır diyebiliriz.
 

Sığınacak yeri olmayan müdafaasız kimselere sığınacak bir müessese, yani iyi bir yuva ve aile ortamı hazırlar.
 

Gerek kız, gerekse erkek olsun iki karşı cins, bekârlık dönemlerinde hayatın yardımlaşma, dayanışma ve sorumluluk hissetme gibi zor yaşam şartlarını yerine getirmekten acizdirler. Kendileri ve insanlığın geleceği için fazla sorumluluk duymadıkları gibi evlendikten sonra aile ve toplum içerisindeki ortak yaşam koşullarına itaat etmeleri de bir hayli zordur.

 

Ancak evliliğin vermiş olduğu tecrübeler sayesinde kişi büyük bir sorumluluk hissedecek, toplumun geleceği için birçok fikirler öne sürecektir.
 

Bu nedenledir ki, genelde evli insanlar bekârlara nazaran daha olgun, daha aydın görüşlü ve toplum için daha fazla sorumluluk hisseden kimseler olarak karşımıza çıkarlar. İşte toplumu refah ve düzene sokan da bu yoğun tecrübelerdir.
 

b) Neslin Devamı
 

Kadın ve erkeğin ilişkileri sonucu dünyaya gelen çocuklar ve daha gelecek nice nesiller evliliğin en güzel semerelerindendir. çocuk sayesinde her anne ve babanın birbirlerine karşı duydukları sevgi ve saygı daha da artar, aile temeli sağlamlaşır.
 

Diğer bir açıdan, yüce Allah, insan neslini bu evlilik vesilesiyle pak ve temiz kılmıştır.

 

Yüce Allah böyle fıtri bir duyguyu bizlere bahşederek "insanlık makamına" yakışır bir şekilde çoğalmamızı ve bunun devamlılığını sağlamıştır. Zira evlilik dışı ilişkilerin tüm toplumlarda, özellikle de uygar(!) batı ve diğer gayrı İslâmî ülkelerde çirkin sonuçlara sebep olduğu gizlenmesi mümkün olmayan açık bir delildir.
 

Gayri İslâmî ülkelerde evlilik ve evlilik dışı ilişkiler genelde sırf iki karşı cinsin nefsi isteklerini tatmin etmek istemelerinden dolayı gerçekleşmektedir. Dolayısıyla bu tür kimseler, kutsal ve manevî değerlerden tamamen yoksun, evlilikten umulan fayda ve semerelerden mahrum kimselerdir.
 

Bu gibi çirkin ilişkilere giren kadınlar, "kürtaj" yaparak doğacak nesli birkaç dakikalık zevk için kendi elleriyle katletmektedirler. Kürtaja başvuramayan kadınlar ise doğan çocuğu gayri meşru olarak dünyaya getirdiklerinden baba sevgisinden yoksun yavru, zamanla cismi ve ruhi hastalıklara duçar olacak, toplum içerisinde ezilecek veya eziklik hissedecektir. Dolayısıyla gayri meşru yollarla çoğalan yeni nesiller de ileride gayri meşru ilişkilere girecek, böylece nesiller meçhul kılınacaktır.
 

Neslin kirli ve meçhul oluşu o toplumun kültürel düzeyi düşük, sapık ve namussuz oluşunun açık bir göstergesidir. Zaten İslâmî bir toplumda dahi olsa gayri meşru yollarla dünyaya gelen bir çocuk, alnındaki kara damgasıyla kendini sürekli eziklik ve aşağılık duygusu içerisinde, kapkara bir zindandaymış gibi hisseder. İşte yüce Allah, bu gibi iğrenç olayların meydana gelmemesi için; "Bunda düşünen topluluk için deliller vardır." buyurmakla, bunları kastetmiş olsa gerek...
 

c) Cinsî İstekleri Tatmin Etme
 

İnsanda cinsî istek ve duygular belli bir zaman sonra son haddine ulaşır. Gün geçtikçe artış kaydeden ve insanı hızla bu duyguya iten "cinsel istek" oldukça kuvvetlidir. İşte insan böyle bir ortamda diğer cinse karşı aşırı derecede ihtiyaç duyar. Durum böyleyken aynı ortamda bulunan bir Müslüman'ın edindiği hedef, nefsi istek ve arzularını meşru yollarla tatmin etmek, haram ve sapıklığa müptela olmamaktır. Bu duygu, her iki tarafta da aynıdır. Genelde böyle durumlarda evlilikten kaçınan kimselerin evlenmeyişlerinden dolayı ruhi ve cismi hastalıklara duçar oldukları da bir gerçektir.
 

d) Peygamber'in Sünnetine Uymak
 

Her Müslüman erkek ve kadın inançta ve ibadette olduğu gibi, muaşeret âdâbında da yani, evlenmede ve aile içerisindeki yaşayışlarında da Peygamber efendimizin sünnetlerini ve O'nun her türlü günahlardan pâk olan Ehlibeytinin güzel ahlâk ve âdetlerini örnek edinerek onlara uymaya çalışır.
 

Malumdur ki Cenabı Hak, sevgili peygamberimizi ve Ehlibeyti'ni bizlere güzel ahlâkı öğretmek için göndermiş, onları sevmiş, en yüksek bir fıtratta yaratmış, bütün beşeriyeti hakikat nuruyla nurlandırmak için onları görevlendirmiştir. Resul-i Ekrem (s.a.a), bu konuda şöyle buyurmuştur:
 

"Ben ancak, güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim." (1)
 

Hiç şüphe yok ki insanın dünya ve ahiret saadeti, refah ve huzuru, yalnızca yüce Allah'ın Resulünü ve onun Ehlibeyti'ni sevmek ve dolayısıyla güzel ahlâklarını örnek almak, yasakladıkları şeylerden sakınmak ve tüm bunları âdet hâline getirmekle mümkün olabilir. Zira yüce Allah Kur'ân-ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır:
 

"...Ve Peygamber size ne verdiyse onu alın ve size neyi yasakladıysa ondan sakının ve Allah'tan korkun. şüphe yok ki Allah'ın azabı şiddetlidir." (2)
 

"De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun, ki Allah da sizi sevsin ve suçlarınızı örtsün." (3)
 

"Andolsun ki Allah'ın Resul'ünde sizin için uyulacak en güzel bir örnek var. O, size en güzel bir numune ve Allah'tan mükâfat umana ve ahiret gününde mükâfat umana ve Allah'ı çok çok anana da en güzel bir örnektir." (4)
 

Selman-ı Farisî, Ebuzer-i Gaffarî, Mikdad, Bilal Habeşî, Ammar b. Yasir gibi sahabelerin Resul-i Ekrem'e vahyolan emirlere itaat ettikleri, onu ve Ehlibeyti'ni sevdikleri ve onların sünnetlerine amel ederek İslâm yolunda canlarını feda ettikleri gibi, Müslümanlar da Ehlibeyt'e, kitap ve sünnete sarılmalı ve bu yolda ihlâsla amel edip, davranmaları gerekir.
 

Ama ne yazık ki bugün, birçok Müslüman İslâm dininin güzel emirlerini bırakıp, yabancı milletlerin kötü ve iğrenç kültürlerini almış ve "bu bir zarurettir, zamanın gereksinimlerindendir" diyerek hareket eder hâle gelmiştir. İnsana insan olduğunu hatırlatan güzel ilâhî kanun ve nebevî sünnetleri beğenmez, onu yapanları da ayıplar olmuşlardır. İşte böyle kimseler imanları zaafa uğramış; basiretleri kapanmış; hakkı ve hakikati görmeyen, öleceğini ve ölümden sonra başına nelerin geleceğini düşünmeyen vurdumduymaz, zavallı kimselerdir.
 

Evliliğin bütün peygamberlerin, özellikle de İslâm Peygamberi'nin sünnetlerinden ve önemle üzerinde durduğu konulardan biri olduğunda hiçbir Müslüman şüphe etmez.

 

Asıl Neden
 

"Niçin Evlilik" başlığı adı altında sunulan "Toplum Düzeni, Neslin Devamı ve Cinsî İstekleri Tatmin Etme" gibi sebepler, her ne kadar halk tarafından evliliğin asıl hedefleri olarak görülse de, tek kelimeyle şunu söylemek gerekir ki bunlar zahiri sebeplerdir ve bunları ana sebep olarak algılamak büyük bir yanlıştır.

Evliliği çok dar kapsamlı düşünmek veya sadece dünyevi hedeflere ulaşmak için onu bir araç olarak görmek, yüce insanlık makamına yakışmaz. İnsan, şüphesiz fani olarak bilinen bu dünyada sınırlı ve geçici bir zaman içerisinde sadece yemek, içmek, eğlenmek, uyumak, Allah'ın vermiş olduğu tüm nimetlerden lezzet almak ve ruh gırtlağa vardığı an da ümitsiz ve cahil bir şekilde ölmek için yaratılmamıştır.

 

İnsan ve insanlık makamı bundan çok daha üstündür.
 

İnsan ilim, ahlâk ve amelleriyle kendi nefsini hakikat yolunda terbiye etmek, fani dünyada İblis'e ve onun uşakları olan tağutî güçlere taviz vermeden, tüm günahlardan arınmış olarak asıl hedef olan insanlık makamına ulaşmak, dolayısıyla imana ve salih amellere sahip olmak ve böylece dünya ve ahiret saadetine kavuşmak için yaratılmıştır.

 

İnsan, ancak kendini bu yola adadığı müddetçe melekten üstün sayılır.
 

Bilindiği üzere yüce Allah, insanoğluna yeme, içme, her nevi şehvet duyguları, imtihanlara tabi tutulma vb. gibi bazı özellikleri bahşetmiş, bunların yanı sıra izleyecekleri yol neticesinde ceza ve mükâfata tâbi tutulacaklarını vaat etmiştir. Ne var ki, meleklere böyle özellikleri vermemiştir.
 

Bu yüzden insan, iki boyuta sahiptir; manevî boyut ve hayvanî boyut. Ancak, melekler tek boyuta sahiptirler. O da manevî boyuttur. İnsan, hem manevî, hem de hayvanî boyuta sahip olduğundan onda  tekâmül olayı bir gerçektir. Meleklerde ise yalnızca manevî boyut var olduğundan böyle bir şey söz konusu değildir. Bu da apaçık göstermektedir ki, imtihana tâbi tutulan ve bunu da başarıyla veren bir mümin, sürekli ibadet edip de her türlü maddî şeylerden uzak olan meleklerden kat kat üstündür.

 

Tabi üstünlük, tam bir mümin için geçerlidir. Zira, hak yolu bildiği ve ona inandığı hâlde kendi kendini bataklığa süren, sürekli şeytana uyup fitne ve fesada duçar olan bir kimse, asla bu özelliğe sahip değildir. Böyle bir kimseye "melekten üstündür" demek doğru olmadığı gibi "hayvandır" demek bile iltifat sayılır.
 

Yüce Allah yukarıda adı geçen şahsiyetler için Kur'ân-ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır:
 

"Andolsun ki biz insanlar ve cinlerden çoğunu cehennem için yarattık; onların kalpleri vardır ama anlamazlar, gözleri vardır ama görmezler, kulakları vardır ama duymazlar. (İşte) onlar dört ayaklı hayvanlara benzerler hatta daha da aşağılıktır onlar. İşte onlar, gafillerin ta kendileridirler." (5)
 

"Yoksa, çokları dinlerler de akıllarını başlarına alırlar mı sanırsın? Ancak hayvanlara benzer onlar. Hatta yol-yordam bakımından daha da sapıktırlar." (6)
 

Allah'ın varlığına, birliğine iman edip, emirlerini yerine getiren dindar kadın ve erkek, aynı çatı altında birbirlerine destek olarak hayatın zor yaşam şartlarının üstesinden gelirler. Nefislerinin arzuladığı her türlü küçük ve büyük günahlardan sakınmada, ahlâk ve maneviyatlarını güçlendirerek mukaddes İslâm yolunda dünya ve ahiret saadetine erişmede sürekli çaba içerisinde olurlar. Amaç, yüce insanlık makamına ulaşmak, böylece yaradanın rızasını kazanmaktır.

Görülüyor ki, bu makama ulaşmada aile bireylerine düşen görev, oldukça fazladır. Dinimizce bireylerin iki tarafın da dinî vazifelerini yerine getiren hakiki birer Müslüman olmaları, zaruri sayılmaktadır.

 

Zira, hayvandan bile aşağılık biriyle yapılacak evliliğin insanı nerelere çekeceği malumdur. Demek ki evlilik, insanî hedefe doğru atılan bir adım olduğundan gerekli görülmektedir. Bu yüzden İslâm dini evli kimseleri, bekârlara nazaran daha faziletli kılmıştır. çrneğin, Resul-i Ekrem (s.a.a) bu konuda şöyle buyurmuştur:
 

"Evlenen kimse, dininin yarısını korumuştur." (7)
 

Yine İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur:
 

"Evli bir insanın kılmış olduğu iki rekât namaz, bekâr bir insanın kılmış olduğu yetmiş rekât namazdan daha faziletlidir." (8)
 

şimdiye kadar yapılan açıklamalardan zihinlere takılabilecek birkaç sorunun da cevabı aydınlık kazanmış oldu:
 

1- Mümin ve dindar bir kimse, gerçek insaniyet makamına ulaşabilmek ve engellerle örtülü büyük cihat sahalarında başarılı olmak için, gayri Müslim bir kadınla evlenirse rahat ve huzurlu bir yaşam sürdürebilir mi?
 

2- Acaba kendini Allah'a adamış bir mümin, evlenmeksizin tek başına mutlu bir yaşantı sağlayabilir mi?
 

3- Bekâr ve genç bir Müslüman, fesat ve fuhuş olaylarının salgın bir hastalık hâline geldiği günümüz dünyasında, din ve imandan hiçbir şeytani güce taviz vermeyip, günaha düşmeden, şerefli ve temiz bir yaşam sürdürebilir mi?
 

Elbette ki hayır. Zira, dindar bir kadın eşini daima iyiliğe ve doğruluğa davet eder, yanlış hareketlerinde uyarıda bulunur. Diğer bir taraftan İslâm anlayışından uzak, laubali ve kötü huylu bir kadınsa kocasını çeşitli günahlara sürükler. Böylece nâmus denen fıtri duygunun zayıflamasına veya yok olmasına sebep olur. Böyle olunca da "mümin" diye tanınan kocayı "namussuz" ve "şerefsiz" bir hâle getirir. Kısacası, insanı insanlık makamından uzaklaştırır ve onu hayvanî eder.
 

İşte bu nedenledir ki, yüce İslâm dini, her iki tarafında Müslüman olmalarını şart koşmuştur.

 

Bir gün, ashaptan biri Resul-i Ekrem'in huzuruna gelerek güler güzle; "Ey Allah'ın Resulü!" demişti. "Benim eşim, her gün eve vardığımda kapıya kadar gelir, beni karşılar, evden dışarı çıktığım zamanlar ise uğurlar, hayır dualarda bulunur. çzgün olduğumu görünce teselli etmeye çalışır, 'Eğer rızk için endişeleniyorsan sakın üzülme, çünkü Allah rızkın kefilidir.' der, mutlu olmamı sağlar." Resul-i Ekrem de bundan bir hayli memnun olup; "...Âlemlerin yaratıcısı yüce Allah, şehitlerin aldıkları sevaptan yarısını da sevgili eşine verecektir." (9) şeklinde buyururlar.
 

Müminlerin Emiri İmam Ali (a.s)'dan, Fatıma hazretleriyle yaptıkları evliliğin ikinci veya dördüncü günü Resul-i Ekrem (s.a.a) tarafından; "Eşini nasıl buldun?" diye sorulunca o, şöyle dedi: "Allah'a itaat etmede iyi bir yardımcıdır." (10)
 

Görülüyor ki eş, sadece yemek pişirip çocuk bakıcılığı yapacak bir kadın değil, Allah'a itaat etmede yardımcı olacak veya olması gereken bir hayat arkadaşıdır.
 

Aile yuvasının iki kutbu olan kadın ve erkek, birbirlerinin tamamlayıcısı olacaklarından ikisinin de iyi ve mükemmel bir şekilde yetişmesi gerekir. çünkü erkek kadın ile, kadın da erkek ile şeref bulur.
 

Erkeğin örtüsü kadın, kadının örtüsü de erkektir. Yüce Allah Kur'ân-ı Kerim'de şöyle buyuruyor:

 

"Kadınlar sizin için, siz erkekler de onlar için birer örtüsünüz." (11)

İşte akıllı ve faziletli gerçek müminler, dünyada en büyük zevki, en yüksek saadeti, dini-içtimaî vazifelerinde kendilerini Resulullah'a (s.a.a) ve Ehlibeyt İmamları'na uydurmakla kazanabileceklerini idrak ederek, onların izini takip etmelidirler. Böylece, daha dünyadayken Cenab-ı Hakk'ın rızasını kazanarak saadet bulmalı, fazilet ve maneviyatın en üst düzeylerine yükselmelidirler.

 

 

(İslam'da Evlilik ve Cinsel Sorunlar)

 

Kaynaklar

 

1- Sefinet'ul-Bihar, Hulk maddesi.
 

2- Haşr / 7.
 

3- Âl-i İmran / 31.
 

4- Ahzâb / 21.

 

5- A'râf / 179.
 

6- Furkan / 44.

 

7- Vesail'uş-şia, Kitab'un-Nikâh, böl: 1, b:1, h:11.
 

8- Mizan'ul-Hikmet, c.4, s.273.
 

9- Vesail'uş-şia, Kitab'un-Nikâh, böl: 1, b:6, h:14.
 

10- Bihar'ul-Envar, c.43, s.118
 

11- Bakara / 187.

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler