18 Ekim 2018 Perşembe Saat:
16:53
07-03-2018
  

Nice Canlar Dar Ağacına Çekildi

Kararlar o kadar aceleyle alınır ve uygulanırdı ki "Yanlışlıkla başkasının yerine idam edilenler” bile olmuştur.

Facebook da Paylaş

 

 

 

İstiklal Mahkemeleri Ne Zaman ve Nerelerde Kuruldu ?

 

11 Eylül 1920 tarihinde kurulmuş, 18 Eylül 1920 tarihinde yani yedi gün sonra da çeşitli mıntıkalarda İstiklal Mahkemeleri oluşturulmaya başlanmıştır. (7 Mart 1927 tarihinde ise bu mahkemeler kapatılıp bu dönem sona ermiş olacaktır.) 26 Eylül 1920 tarihinde çıkarılan 28 Numaralı Kanunla İstiklal Mahkemelerinin yetkileri genişletilerek askeri suçların yanında siyasi suçlara da bakma yetkisi verilmiştir.

 

İstiklal Mahkemeleri; 1. Meclis Dönemi (23 Nisan 1920 - 1 Nisan 1923) İstiklal Mahkemeleri ve 2. Meclis Dönemi (11 Ağustos 1923 – 1 Ekim 1927) İstiklal Mahkemeler olmak üzere ya da Cumhuriyetten önceki İstiklal Mahkemeleri ve Cumhuriyetten sonraki İstiklal Mahkemeleri yada Milli Mücadele Dönemi İstiklal Mahkemeleri ve Cumhuriyet Dönemi İstiklal Mahkemeleri diye iki ana gruba ayırılır.

 

İstiklal Mahkemeleri Kurucuları ve Üyeleri Kimlerdir?

 

Tevfik Rüştü Aras İhtilal Mahkemelerinin kurulması için meclise 11 Eylül’ de bir önerge verdi. 18 Eylül 1920 tarihinde ” Firar Ceraimin-i İrtikab Edenler Hakkında Kanun Tasarısı ” yani Firariler Hakkındaki Kanun kabul edildi. Bu kanunla İstiklal Mahkemeleri de kurulmuş oldu.

 

5 Ağustos 1921 tarihinde çıkarılan 144 Numaralı Başkumandanlık Kanunu ile Meclis yetkilerini Mustafa Kemal Paşa’ya devretti. Böylece İstiklal Mahkemeleri de Mustafa Kemal’e bağlanmış oldu. Ve mahkeme üyelerini doğrudan kendisi atadı. O ne derse o olacak devri diğer bir tabirle Tek Adam Devri resmi olarak başlamış oluyor.

 

Meclis dönemindeki istiklal mahkemelerinde tam 53 milletvekili görev almıştır. 53 kişinin sadece 17′ si hukuk eğitimi görmüştü. 11’i idadi (lise) veya daha düşük seviyedeki eğitim kurumlarından mezun düzeyinde idi. 7′si medrese çıkışlı idi. 8′i üniversite mezunu ve askeri okul düzeyinde idi. 2′si ise mesleki okul bitirmiş idi. Görüldüğü üzere toplamın sadece 1/4’ü mesleki açıdan hukuk alanından kalan 3/4’ü ise hukuk dışındaki alanlardan gelen kişilerdir. Milletvekili seçilmeden önceki son meslekleri açısından bakıldığında 53 kişinin sadece 13’ünün hukuk alanından geldiği görülür. Diğer meslek gruplarına bakıldığında; bunların içinde en dikkat çekici gruplar 9 kişilik çiftçi-tüccarlar ile 5 kişilik din görevlileri grubudur.

 

Esas kuruluş gayesi isminden de çağrışım yaptığı üzere, İstiklal Savaşı döneminde "askerden firarları önlemek için" idi. 10 yılı aşkın bir süredir savaşlardan bıkmış olan Anadolu insanının psikolojisi bozulmuş; gençler, bıkkınlık ve ümitsizlik içerisindeydi. Ordudan firarların, bir takım bozgunculuk ve casusluk suçları görülmüştür. Ancak, İstiklal Mahkemeleri sadece askerleri değil hatta daha çok sivilleri yargılamıştır. Zaten askeri davalar, Divan-ı Harb’ in hızlandırılmış haliydi, çok bir rahatsızlık da doğurmamıştı çünkü bu mahkemelerde yargılananlara zaten kimse sahip çıkmıyordu.

 

Ancak iş siyasi alana gelince durum değişti, tabi tepkiler de. Çünkü siyasi davalar daha ziyade yeni kurulan devletin devrimlerinin tesisi ve karşı çıkanların sindirilmesi için açılmış davalardır. Hedefinde rejim muhalifleri vardır. Etnik olarak Kürtleri, siyaseten Terakki Perver Cumhuriyet Fırkası’nı, inanç açısından bütün tarikatları muhalefet listesine dahil etmişti.

 

İstiklal Mahkemeleri Nasıl İşledi?

 

Bu mahkemeler seyyar mahkemelerdir. Üyeleri sorumlu oldukları bölgelere giderek görev yapmışlardır. Her İstiklal Mahkemesi ayda bir defa TBMM’ye karar özetlerini ve mesai cetveli raporlarını göndermekle sorumludur.

 

İstiklal Mahkemelerinde muhakeme yapılmaz, ceza verilir ve hemen infazı gerçekleştirilirdi. Hakim koltuğunda oturanların sorumlulukları yoktu. Karar verilirken delile gerek yoktu. Yargılananların Temyiz, İtiraz Hakkı, Tebdil, Erteleme ve Avukat Tutma Hakkı Yoktu. Mahkeme heyetinin kanaati kesindi. Meclis adına hüküm veriyordu, verdiği hüküm yürürlükteki yasa ve kanunlara uymak zorunda değildi, hatta üstündeydi.

 

Mustafa Kemal Paşa, 16 Ocak 1923 tarihinde İzmit’te İnkılabın kanunu, mevcut kanunun üstündedir, demiştir. Dolayısıyla hüküm için şahit ve delile de ihtiyaç duyulmuyordu. Aslında bu yargılama usulü "Sanığın İdamına, Şahitlerin Bilahare Dinlenmesine” hükmünün hazin komedyasıdır. İdam kararları hemen infaz edilirdi. Kararlar o kadar aceleyle alınır ve uygulanırdı ki "yanlışlıkla başkasının yerine idam edilenler” bile olmuştur.

 

İstiklal Mahkemeleri Döneminin Ahvali

 

Adını İstiklal Savaşından alan bu mahkemeler, aslında o savaşa yapılmış en büyük haksızlıktır, şehitlere, gazilere yapılmış en büyük hakarettir, onların yakınlarına yapılmış en büyük ihanettir. Çünkü o savaşın kahramanları, kahramanlarının yakınları veya o savaşın en tepesindeki komutanlar, canlarını ortaya koyarak verdikleri mücadelenin karşılığında aynı isimle düşmanlarından dahi görmedikleri ezayı, cefayı, çileyi bu mahkemelerin kurucularından, üyelerinden, zihniyetlerinden görmüşlerdir.

 

Düşünün İstiklal Savaşının en önemli ismi, düzenli orduya sahip bölgedeki tek komutan, her zaman Mustafa Kemal’in yanında olmuş olan, o zamanlar Terakki Perver Cumhuriyet Fırkası’nın genel başkanı olan büyük bir şahsiyet, Kazım Karabekir Paşa bu mahkemelerin hakimi karşısına çıkmış yargılanmıştır. Gerçek suçluların yanında ki bunların sayısı çok azdır, İstiklal Mahkemelerinin zulmüne uğrayan ekseriyet fakir, gariban savaş yorgunu köy çocuklarıdır. Bunlarla birlikte; Milletvekilleri, din adamları, kanaat önderleri, gazeteciler, aydın entelektüeller, zengin işadamları da bu mahkemelerden nasibine düşeni almışlardır.

 

İskilipli Atıf Hoca, Babaeski Müftüsü Ali Rıza Efendi, Muhammed Esad Erbili (devrin en büyük din adamlarından, 1930’da Menemen Olayı ile bağlantısı olduğu ileri sürülerek İdamla yargılandı, yaşlı ve hasta olduğu için müebbet hapse çevrildi ve hastanede meçhul bir şekilde vefat etti. Cenazesi ailesine dahi teslim edilmedi, oğlu Ali Efendi de idam edildi.) ve Şeyh Said milleti korkutmak ve sindirmek için zulmen idam edildiler” diyerek İstiklal Mahkemelerinin gerçek amacını ifade etmiştir. İbrahim Hakkı Efendinin ölüsüne yapılan zulüm aslında bu mahkemelerin nasıl bir zihniyetin ürünü odluğunu açıkça bize göstermektedir.

 

Erzincanlı Mevlevî Şeyhi İbrahim Hakkı Efendi, vaaz ve eserleriyle halk arasında çok sevilen bir ilim adamı, Sultan Abdülhamit ve Reşat döneminde saray vaizidir. 1915’de Erzincan ve çevresinde topladığı Mevlevî gönüllüleriyle gittiği Kanal Savaşı’ndaki askerlerdir. Atıf Hoca’nın idamından 4 ay sonra Erzincan’a gelen İstiklâl Mahkemeleri, Ankara’dan aldığı emirle İbrahim Hakkı Efendi’yi arar ama bulamaz. Gıyabında gerçekleşen tek celsede, asılarak idam edilmesi kararı çıkar. Hakkında arama emri bulunduğu halde kendi eceliyle vefat eder ve oğlu babasının vefatını jandarmaya haber verir. Seyyar mahkeme doğrulatmak için bir heyet gönderir. Mezarın açılmasını isteyen askere köylü karşı çıkar ama beş gün önce defnedilen cenazenin yüzü açtırılır, köylüye onaylatılır. Kefeniyle birlikte çıkarılan cenaze kurulan darağacında asılır. Kemah Nahiye Müdürü’nün “Adamcağız zaten ölmüş niye asıyorsunuz?”sorusuna verilen cevap şöyledir: “Mahkeme asılarak idamına karar vermiş. Biz kararı yerine getiriyoruz.” Bu cevap, insana Bulgar mezalimine uğramış Müslümanların mezar taşlarındaki isimleri değiştiren Komünist rejimini hatırlatıyor.

 

İstiklal Mahkemeleri Kime, Neye Hizmet Etti?

 

Bir yabancı yazarın, Philip M. Price‘nin Türkiye Tarihi, isimli kitabında geçen şu cümleler aslında bu mahkemelerinde neye hizmet ettiğini çok net bir şekilde ifade ediyor. "1925’te Kürt İsyanı’ nın bastırılmasından, 1926 yılında Liberaller (Terakki Perver Cumhuriyet Fırkası) ile Jön Türk bakiyelerinin temizlenmesinden sonra Türkiye totaliter bir devlet oldu. Bütün kuvvet Mustafa Kemal’in elinde toplandı. Üç yardımcı unsurdan (İsmet İnönü, CHP, Fevzi Paşa) istifade ederek memleketi diktatörlükle yönetti.

 

İstiklal Mahkemeleri Ne Zaman Kaldırıldı?

 

11 Eylül 1920 tarihinde Tevfik Rüştü Aras tarafından Meclise verilen önergeyle 18 Eylül 1920 tarihinde kurulan İstiklal Mahkemeleri’nin işlevine 07/03/1927 tarihinde son verildi. Zira kullanılacak alan da kişi de kalmamış idi. Ancak varlığı uzun yıllar 4 Mayıs 1949 tarihine kadar devam etti. Yani bu iki tarih arasında yaklaşık 22 yıl ihtiyaç duyulması halinde her an kullanılmak üzere demokrasinin üzerinde bir gölge bir tehdit olarak varlığı sürdürülmüştür. Bu tehdidi derin bir şekilde hisseden Demokrat Parti Meclise verdikleri bir teklifle bu kara lekeyi bütün günah ve pislikleriyle 4 Mayıs 1949 günü tarihin utanç sayfaları arasına gömmüştür.

 

Özetle:

 

Faaliyetleri itibariyle Cumhuriyet öncesi ve sonrası olarak değerlendirmeleri gereken İstiklal Mahkemeleri, bu iki dönemde farklı uygulamalar sergilemişlerdir. Cumhuriyet öncesinde kurulan mahkemeler genel anlamda Anadolu’nun işgalden kurtulması ve TBMM hükümetinin otoritesinin sağlanması konularında çok önemli görevler üstlenmişler. Cumhuriyet sonrasında kurulanlar ise Milli Mücadele’nin önde gelen isimleri arasında baş gösteren siyasi çekişmeler ve inkılaplar çerçevesinde faaliyet gösterdiği izlenimini vermektedirler. Durum bu olunca sözü edilen mahkemelerin siyasi iktidarın belirlenmesinde ve inkılapların yerleştirilmesinde etkin bir rol üstlendikleri öne çıkar. Bu sebeple mahkemelerin dönemsel olarak incelenip faaliyetlerin bu çerçevede değerlendirilmesinin daha doğru olacağı söylenebilir.

 

İstiklal Mahkemeleri ilk döneminde, İstanbul hükümetine yakın çevrelerin, yani saltanat ve hilafet geleneğine, devletlerine bağlılığı olanların, Çerkez Edhem ve taraftarlarının, Yozgat’ta Çapanoğlu Mehmet Bey ve taraftarlarının, Konya-Bozkır-Akşehir havalesindeki birçok kimsenin idamına sehpa olmuştur. 1923 Ekim’inde faaliyetlerine kısa bir ara veren mahkemeler, 1925 yılında tekrar kurulur ve 1927 yılına kadar adeta acımasız bir infaz kurumu olarak görev yapar. İstiklal Mahkemeleri ikinci döneminde;

 

1923 Dersim Olayları, 13 Şubat 1925 Şeyh Said Ayaklanması, 1926 Dersim Koçuşağı Aşiretine yönelik imha harekâtı sonrasında faaliyet gösterir.

 

4 Şubat 1926 tarihinde İskilipli Atıf Hoca, Babaeski Müftüsü Ali Rıza Bey Saman Pazarı Meydanında kanunsuzca asılır. Kanunsuzca çünkü Atıf Hoca’nın suçlanıp tutuklandığı mesele, bu mahkemelerce suç sayılmayan dönemde yazmış olduğu ve İstanbul Milli Eğitim’den izinli olduğu "Frenk Mukallitliği ve Şapka" isimli kitap ve bu kitabın Şapka Kanununa muhalefetinden olmuştur.

 

İstiklal Mahkemelerinin en enteresan mağdurları; hiç şüphesiz Şapka Kanununa Muhalefetten tutuklanıp, Takrir-i Sükûn kanunuyla yargılanan ve sonrada idam edilen başta İskilipli Atıf Hoca olmak üzere, Rize’de 8, Maraş’ta 7, Erzurum’da 4, Sivas’ta 3, İskilip’te 2, Menemen’de 28 ve diğer yerlerle birlikte toplam 78 kişidir. Şapka kanunun protesto edildiği Rize’ deki durum ise akla hayale sığmayacak türden. Düşünün Hamidiye zırhlısı sahil boyunca bütün Rize’yi bombalayarak şehri hizaya getirmeye çalışıyor. Rizeliler dillere şarkı olan "Atma Hamidiye Atma, Din Kardeşiyiz Atma" sözlerini tarihe not olarak düşüyor.

 

Şark İstiklal Mahkemeleri birçok EN’i içinde barındıran kelimenin tam anlamıyla bir faciadır. Bu mahkemeler, Elazığ’da 1000′ i aşkın insanı tek tuvaletli metruk bir kilisede uzunca bir süre gayri insani şartlara ilaveten zulüm ve işkence altında 16 Nisan 1925’ten 1 Mart 1927’ye kadar tam iki yıl boyunca yargılamada tutmuştur. Daha sonra bu mahkeme, 435 kişi hakkında idam kararı verdi. En fazla sanık sayısına sahip dosya 336 kişi ile Pötürge Merdis olaylarına aittir. Bir karar ilamı ile en fazla idamın verildiği dava 83 kişiye verilen toplu idam ile Dersim Koçuşağı Aşireti'nin Çemişgezek baskını davasıdır.  Aynı anda en çok infazın yapıldığı karar Şeyh Said ve 46 arkadaşının idam edildiği dosyadır. 

 

Okullarda yıllarca her gün okutulan, Andımız isimli marşın yazarı Ankara İstiklal Mahkemesinin cellatlarından Dr. Reşit Galip ve diğer arkadaşlarının ortak duygusu olan diğer bir marş Cayır Cayır Yakarız! Andımız isimli marşın meali niteliğindeki bu marşı okuyunca yıllarca bu zulmün dillerde nasıl devam ettiğini yüreğinizde hissedeceksiniz.

 

CAYIR CAYIR YAKARIZ

 

Biz her yerde adaletle işimizi yaparız,

Haksızlıkları yaşatmayız, çünkü hakka taparız,

Asileri mahvederiz, hesabını kaparız,

Fitne, fesat nerde varsa hiç durmayız koşarız,

Volkan gibi ateş saçar, seller gibi coşarız!

 

İstiklalin tarihinde vardır bizim namımız,

Adalettir şiarımız, pek yücedir şanımız,

Bu vatana, bu millete feda olsun kanımız,

Zalimleri, hainleri bir vuruşta biçeriz!

 

Bu milleti fesat ile birbirine katanı,

Canilere aldanıp da bize kurşun sıkanı,

Asilerle birleşipte bu millete çakanı

Yakalayıp ayağına zincirleri takarız,

Gövdesine gaz döker de cayır cayır yakarız!

 

Mehmet Karasakal

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler