27 Ekim 2020 Salı Saat:
14:08
21-02-2020
  

Nebi - Dostluğa, Zamana, İyi ve Kötüye, Duaya Dair V. Bölüm

Senden bir şey isteyemeyiz, çünkü sen bizim ihtiyaçlarımızı daha içimize doğmadan bilirsin: Bizim ihtiyacımız sensin; bize kendinden daha fazla verirken aslında her şeyi vermiş olursun.

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

 

Öğretmeye Dair

 

Sonra bir öğretmen, bize Öğretmekten Söz Et, dedi. O da dedi ki: Hiç kimse bilginizin şafağında yarı uykuda beklemekte olan dışında bir şey bildiremez size.

 

Tapınağın gölgesinde, müritleri arasında yürüyen öğretmen, bilgeliğinden değil, inancından ve şefkatinden verir. Gerçekten bilgeyse, sizi kendi bilgelik evine girmeye çağırmaz, kendi aklınızın eşiğine götürür.

 

Gökbilimci size uzayı nasıl kavradığından söz edebilir, ama kendi kavrayışını size aktaramaz. Müzisyen size bütün uzaydaki ritmin şarkısını söyleyebilir, fakat size ritmi yakalayan kulağı ve yankılayan sesi veremez.

 

Sayılar biliminde hünerli birisi size ağırlık ve ölçü diyarlarından söz edebilir, fakat sizi oralara götüremez. Çünkü bir insanın bakışı kanatlarını bir diğerine ödünç veremez.

 

Tanrı katında her biriniz tek tek bilindiğiniz gibi, Tanrı’ya ilişkin bilginizde ve dünyayı kavrayışınızda da her biriniz tek başınıza olmak zorundasınız.

 

Dostluğa Dair

 

Bir genç, bize Dostluktan Söz Et, dedi. O da yanıtladı ve dedi ki: Dostunuz ihtiyaç duyduğunuzda yanınızda olandır. Sevgiyle ektiğiniz ve şükranla biçtiğiniz tarlanızdır. Sizin sofranız, ocağınızın başıdır. Çünkü açken ona gelir, huzur için onu ararsınız.

 

Dostunuz fikrini söylerken aklınızdan geçen “hayır”dan korkmaz, “evet”i kendinize saklamazsınız. O sustuğu zaman da yüreğiniz onun yüreğini dinlemekten geri durmaz.

 

Çünkü dostlukta bütün düşünceler, bütün arzular, bütün beklentiler söz söylenmeden ve övgüsüz bir sevinçle doğar ve paylaşılır.

 

Dostunuzdan ayrıldığınızda üzülmezsiniz. Çünkü onun en sevdiğiniz yanı o yokken iyice belirginlik kazanır, tıpkı dağcıya dağın ovadan daha belirgin görünmesi gibi.

 

Dostlukta ruhu daha da derinleştirmekten başka bir amaç olmasın. Çünkü kendi sırrına ermekten başka amaç güden sevgi, sevgi değil ileriye atılmış bir ağdır; bu ağa sadece yararsız şeyler takılır.

 

Siz de en iyi yanlarınızı dostunuza ayırın. Eğer moralinizin bozuk olduğunu bilmesi gerekliyse dostunuzun, bırakın yüksek olduğunu da bilsin.

 

Dostunuz ne içindir ki onu zaman öldürmek için arayasınız? Onu hep yaşanası zamanlarla arayın. Çünkü o sizin ihtiyacınızı karşılamak için vardır, boşluğunuzu doldurmak için değil.

 

Hoşluğunda dostluğun kahkahalar çınlasın, zevkler paylaşılsın. Çünkü küçük şeylerin şebnemiyle sabahına erip tazelenir yürek.

 

Konuşmaya Dair

 

Sonra bir âlim, Konuşmaktan Söz Et, dedi. O da yanıtladı ve şöyle dedi: Düşüncelerinizle barışık olmadığınız zaman konuşursunuz…

 

Yüreğinizin yalnızlığında barınamaz olunca da dudaklarınızda yaşarsınız; bir oyalanma ve eğlence olur ses.

 

Konuştuklarınızın çoğunda, düşünce yarı yarıya katledilir. Çünkü enginlerin kuşudur düşünce, kelimelerin kafesinde kanatlarını açsa da uçamaz.

 

Aranızda yalnız kalmak korkusuyla konuşkan insanları arayanlar var. Yalnızlığın sessizliği kendi çıplak özlerini gösterir onlara, bundan kaçarlar. Konuşanlar var, konuşup, bilmeden ve öngörmeden kendilerinin de kavrayamadığı bir hakikati ortaya çıkaranlar.

 

Bir de hakikati içlerinde taşıyıp da kelimelere dökmeyenler var. İşte bunların bağrında ritmik bir sessizlik içinde yaşar ruh. Yol kenarında veya pazaryerinde dostunuzla karşılaştığınızda, bırakın içinizdeki ruh kımıldatsın dudaklarınızı, yönetsin dilinizi.

 

Bırakın sesinizden içre olan ses konuşsun onun kulağından içre olan kulağa. Çünkü yüreğinizin hakikatini saklayacaktır dostunuzun ruhu, hatırlanan tadı gibi şarabın. Rengi unutulup kadeh yok olduktan sonra da.

 

Zamana Dair

 

Bir gökbilimci dedi ki, Üstat, ya Zaman? O da yanıtladı: Ölçüsüz ve ölçülemez olan zamanı ölçmek istersiniz. Davranışlarınızı ve hatta ruhunuzun yolunu saatlere ve mevsimlere göre ayarlamak, belirlemek istersiniz.

 

Zamandan, kıyısında oturup akışını izlediğiniz bir ırmak yaparsınız. Oysa içinizdeki başsız ve sonsuz olan, yaşamın başsız ve sonsuzluğunun ayırdındadır. Bilir ki, dün, bugünün anısından ve yarın, bugünün düşünden başka bir şey değildir.

 

Bilir ki, içinizdeki şarkı söyleyen ve düşünen, hâlâ yıldızları evrene saçan o ilk anın sınırları içinde yaşamaktadır.

 

Sevme gücünün sınırsız olduğunu hissetmeyen var mıdır aranızda? Tam da bu aşkı, aşk fikrinden aşk fikrine, bir aşk eyleyişinden başka aşk eyleyişine geçmeyen, sınırsız olsa da, varlığının merkezinde tutuklu bu aşkı hissetmeyen var mıdır aranızda?

 

Zaman da tıpkı aşk gibi bölünmemiş ve temposuz değil midir? Fakat eğer düşüncenizde zamanı mevsimlerle ölçmeniz gerekiyorsa, bırakın her mevsim bütün diğer mevsimleri sarsın. Bugün geçmişi anılarla, geleceği ise özlemle kucaklasın.

 

İyiye ve Kötüye Dair

 

Kentin yaşlılarından biri, bize İyiden ve Kötüden Söz Et, dedi. O da yanıtladı: İçinizdeki iyiden söz edebilirim, ama kötüden söz edemem.

 

Çünkü kötü, kendi açlığının ve susuzluğunun ıstırabıyla kıvranan iyiden başka nedir ki? Gerçekte iyi acıktığında en karanlık mağaralarda bile yiyecek arar, susadığında ise bataklıktan bile su içer.

 

Kendinizle özdeş olduğunuz zaman iyisinizdir. Ama kendinizle özdeş olmadığınız zaman kötüsünüz anlamına gelmez bu. Çünkü bölünmüş bir ev haydut ini değildir, sadece bölünmüş bir evdir. Dümensiz bir gemi tehlikelerle dolu adalar arasında başıboş seyretse de batmayabilir.

 

Kendinizden vermeye çaba gösterdiğinizde iyisinizdir. Ama kendinize çıkar sağlamaya çalıştığınızda kötü olmazsınız. Çünkü çıkar sağlamaya çabalarken toprağa yapışıp memesini emen bir kökten başka bir şey değilsiniz. Kuşkusuz meyve köke, “Benim gibi olgun, dolgun ve her daim bereketli ol” diyemez. Çünkü meyve için vermek nasıl ihtiyaçsa, kök için de almak ihtiyaçtır.

 

Ne dediğinizi bilerek konuştuğunuzda iyisinizdir. Ama uyurken diliniz amaçsızca debelendiğinde de kötü olmazsınız. Kekelemek bile güçlendirebilir zayıf dili.

 

Amacınıza doğru sağlam ve cesur adımlarla yürürken iyisinizdir. Ama bu yolda topalladınız diye kötü olmazsınız. Topallayanlar bile geriye doğru gitmezler. Fakat siz güçlü ve tez adımlı olanlar, merhametli olacağız diye topallamayın topalların önünde. Pek çok bakımdan iyisiniz ve iyi olmadığınız zaman kötü değil, sadece aylak ve miskinsinizdir.

 

Ne yazık ki geyikler öğretemiyor kaplumbağalara tez canlılığı. Dev özünüze duyduğunuz özlemde yatar iyiliğiniz: Hem hepinizin içindedir bu özlem. Fakat kimilerinizde, yamaçların gizlerini ve ormanın şarkılarını sürükleyerek var gücüyle denize koşan bir seldir.

 

Diğerlerinizde ise, köşelerde ve dönemeçlerde kendini yitiren ve kıyıya varmakta oyalanan durgun bir akarsu. Fakat çok özleyen, az özleyene “Neden ağırdan alıyor, duraklıyorsun?” demesin. Çünkü gerçekten iyi olanlar çıplak olana “Giysin nerede?”, evsiz olana “Evine ne oldu?” diye sormaz.

 

Duaya Dair

 

Derken bir rahibe, bize Duadan Söz Et, dedi. O da yanıtladı ve dedi ki: Sıkıntıya ve dara düşünce dua ediyorsunuz; keşke sevinciniz doruklarda olduğunda ve bolluk günlerinizde de dua etseniz.

 

Zira dua, benliğinizin berrak ve canlı esîre yayılmasından başka nedir ki? İçinizin karanlığını evrene dökmek rahatlatıyorsa sizi, yüreğinizde doğan güneşi dökmek de sevindirecektir.

 

Ruhunuz sizi duaya çağırdığında ağlamaktan başka bir şey gelmiyorsa elinizden, ağlayarak gitseniz de tekrar tekrar teşvik etmelidir, siz gülerek gidinceye dek.

 

Dua ederken yükselirsiniz, tam o sırada dua eden ve dua dışında hiçbir yerde buluşamayacaklarınızla havada buluşmak üzere. Onun için o görünmez tapınağı ziyaretiniz vecdden ve tatlı bir paylaşımdan başka amaç gütmesin. Çünkü tapınağa sadece istemek için girecek olursanız, hiçbir şey alamazsınız.

 

Eğer oraya boynunuzu bükmeye girecek olursanız, başınız kalkmaz yerden: Ya da başkalarının iyiliği için yakarmak üzere girecek olursanız, sesinizi duyan olmaz. Tapınağa görünmez olarak girin, yeter.

 

Size sözcüklerle dua etmeyi öğretemem. Tanrı sözlerinizi dinlemez, O bu sözleri sizin dudaklarınızdan Kendisi söylemiyorsa. Size denizlerin, ormanların ve dağların duasını öğretemem. Ama siz, dağlardan, ormanlardan ve denizlerden doğmuş olanlar, onların duasını yüreğinizde bulabilirsiniz.

 

Gecenin sükûnetinde dinlemeniz yeter duymaya onların suskunlukları içinde söylediklerini: “Ey Tanrımız, bizim kanatlanmış benliğimiz, irademiz içimizdeki iradendir. Bizde arzulayan içimizdeki arzundur. Sana ait gecelerimizi yine sana ait gündüzlere çeviren, içimizdeki itici gücündür.

 

Senden bir şey isteyemeyiz, çünkü sen bizim ihtiyaçlarımızı daha içimize doğmadan bilirsin: Bizim ihtiyacımız sensin; bize kendinden daha fazla verirken aslında her şeyi vermiş olursun.”

 

Hazza Dair

 

Derken kenti yılda bir kez ziyaret eden bir münzevi çileci öne çıkıp, bize Hazdan Söz Et, dedi. O da yanıtladı ve dedi ki: Haz bir özgürlük şarkısıdır, ama özgürlük değildir.

 

Arzularınızın çiçeklenişidir, ama meyvesi değildir. Bir doruğa seslenen derinliktir, ama ne derindir ne de yüksek. Kafese kapatılanın kanatlanışıdır, ama kuşatılan uzam değildir. Eh, hakikatin ta kendisi şu ki haz bir özgürlük şarkısıdır.

 

Bu şarkıyı olgun bir yürekle söylemenizi isterim; ama şarkıyı söylerken yüreklerinizi yitirmenizi değil. Gençlerinizden bazıları sanki o her şeymiş gibi haz peşinde koşuyor; yargılanıp, azarlanıyorlar. Ben yargılamazdım onları, azarlamazdım da.

 

Arasınlar derdim. Çünkü hazzı bulacaklar; ama bir tek haz olmayacak buldukları. Yedi kız kardeşi vardır hazzın ve en gösterişsizi bile daha güzeldir ondan. Kök aramak için toprağı kazarken hazine bulan adamı duymadınız mı?

 

Yaşlılarınızdan bazıları hazları pişmanlıkla hatırlamakta, sarhoşlukta işlenmiş kusurlar gibi. Oysa pişmanlık zihni cezalandırmaz, bulandırır. Hazlarını şükranla anımsamalılar, yaz mevsiminin hasadını anımsar gibi. Ama pişmanlık duymak rahatlatıyorsa onları, o zaman bırakın rahatlasınlar.

 

Aranızda ne genç olup arayan ne de yaşlı olup anımsayanlar var; aramaktan ve anımsamaktan duydukları korkuyla tüm hazlardan uzak duruyorlar, ola ki ruhu ihmal etmiş, ruha karşı kusur işlemiş sayılırlar diye.

 

Fakat onların bu vazgeçişlerinde bile haz var. Böylelikle onlar da bir hazine bulur, toprağı titrek elleriyle kök aramak için eşeleseler bile.  Fakat söyleyin bana, ruhu kim gücendirebilir? Bülbül gecenin sükûnetini, ateşböceği yıldızları gücendirir mi? Aleviniz ya da dumanınız yük olur mu rüzgâra?

 

Ruhun bir asa ile karıştırabileceğiniz durgun bir havuz olduğunu mu sanıyorsunuz? Çoğu kez kendinizi hazdan mahrum etmeniz arzuyu varlığınızın kuytularında biriktirmekten başka bir şeye yaramaz. Bugün ihmal edilmiş gibi görünenin yarını beklemediğini kim bilebilir?

 

Bedeniniz de bilir devraldığı mirası, meşru ihtiyaçlarını ve kandırılamaz. Bedeniniz ruhunuzun harpıdır. Size kalmış, ondan tatlı bir müzik de üretebilirsiniz, uyumsuz sesler de.

 

Şimdi gönlünüzden geçirdiğiniz soru şu: “Hazda iyi olanı iyi olmayandan nasıl ayıracağız?” Gidin tarlalarınıza ve bahçelerinize bakın, arının hazzının çiçekten bal almak olduğunu göreceksiniz; ama çiçeğin de hazzı arıya balını vermektir.

 

Çünkü arı için çiçek bir yaşam kaynağı, çiçek için de arı bir aşk habercisidir, hem arı hem de çiçek, her ikisi için de hazzın verilişi ve alınışı bir ihtiyaç, bir vecit halidir.

 

Ey Orphalese halkı, hazlarınızda çiçeklerle arılar gibi olun.

 

 

 

 

Beşinci Bölümün Sonu
 
 
 
 
 
 
 
Birinci Bölüm İçin Aşağıdaki Linke Tıklayın
 
 
 
İkinci Bölüm İçin Aşağıdaki Linke Tıklayın
 

 

 
Üçüncü Bölüm İçin Aşağıdaki Linke Tıklayın
 
 
 
Dördüncü Bölüm İçin Aşağıdaki Linke Tıklayın
 
 
 
 
 
 
Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler