17 Ağustos 2022 Çarşamba Saat:
00:32
14-07-2022
  

Kur’ân’ın Bilimsel Bir Mucizesi

Batlamyus’un görüşü; yeryüzü yuvarlak, hareketsiz ve diğer gezegenlerin merkeziydi.

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

 

خَلَقَ السَّمٰوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا وَاَلْقٰى فِى الْاَرْضِ رَوَاسِىَ اَنْ تَمٖيدَ بِكُمْ وَبَثَّ فٖيهَا مِنْ كُلِّ دَابَّةٍ وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَاَنْبَتْنَا فٖيهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ كَرٖيمٍ

 

Lokman / 10-

 

“O, gökleri görebileceğiniz bir direk olmadan yarattı ve sizi sarsar diye yeryüzüne sabit dağlar yerleştirdi ve orada her canlıdan yaydı. Gökten de su indirip onunla her güzel çiftten bitirdik.”

 

Bu ayette en yüce ve ilginç tevhit dersleri açıklanmıştır. Kur’ân’ın göklerin yaratılışı ve dağların var oluşunun hikmeti ve sırrı hakkında beyan ettiği hakikatler, bilim adamlarının en son bilimsel araştırmalarıyla uyum içerisindedir. Günümüz insanlarının binlerce bilim adamının fikirsel yardımı ve bilimsel araçların yardımıyla ulaştığı şeyleri ders okumamış ve okula gitmemiş olan peygamber, o ortamda böylesine karmaşık bilimsel hakikatleri nasıl beyan etmiştir. Bizim bu soru karşısında bir cevabımız yoktur. Sadece şunu söyleyebiliriz, onun bu konuları beyan etmedeki kılavuzu ilahi vahiy idi. Acaba bu tür bilimsel mucizeler onun peygamberliğinin ve diğer âlemle olan irtibatının açık bir delili değil midir? Masmavi gökyüzü veya sürekli insanların ilgi odağı olan bir yer…

 

Masmavi bir kubbe şeklinde yayılan gökyüzü güzelliğini ortaya koymaktadır. Sürekli kendisinde barındırdığı şeffaf ve parlak cisimlerle insanların ilgi odağı olmuştur. Her dönemde yaratılışın sırları ve çözülmeyen esrarengizlikleri çeşitli şekillerde açıklanmaktaydı. Bir zamanlar Democritus, bir dönemler Pisagor ve bir zamanlar da Mısırlıların öğretileri bilimsel toplumlarda tedris edilmekteydi. Ancak bunların ömrü kısa idi veya tam olarak yaygınlaşmamıştı. Ömrü en uzun olan ve tam olarak yaygınlaşan tek teori, Batlamyus teorisi olmuştur.

 

Batlamyus Teorisi

 

Bu teori yaklaşık milattan bir buçuk asır önce bahsedilen bilim adamları tarafından sunulmuştur. Yaklaşık 1500 yıl düşüncelere ve bilimsel toplumlara hüküm sürmüştür. Bu teorinin takipçileri onu öylesine sağlam zannediyorlardı ki Batlamyus’un görüşüne muhalif olan ayet ve hadisleri yorumlayarak aklamaya çalışıyorlardı. Onun görüşüne göre yeryüzü yuvarlak, hareketsiz ve diğer gezegenlerin merkeziydi. Yeryüzünün etrafını su katmanı, onun etrafını hava katmanı ve hava katmanının etrafını da ateş katmanı sarmıştır. Sonra gezegenlerin her biri bir sistemde sırasıyla Ay, Merkür, Venüs, Güneş, Mars, Jüpiter ve Satürn olarak mevcuttur.

 

Satürn gezegenini de sekizinci büyük gezegen kuşatmıştır. Bütün sabit yıldızlar tıpkı bir çivi gibi ona çakılıdırlar. Sabit yıldızlardan sonra dokuzuncu sistem vardır ki, bütün gezegenler onun içinde yer alır. Bu gezegenler tıpkı bir soğan tabakaları gibi birbirini kuşatmıştır. Yüzeydeki kabuk ise hepsini kuşatmıştır. Gezegenlerin her biri bir sisteme bağlı olarak kendine has bir harekete sahiptir ve atlas sisteminin tersi yönünde hareket etmektedir. İşte 1500 yıl boyunca bilimsel ortamlarda hükmünü süren Batlamyus teorisinin özeti budur. Sonraları dört büyük bilim adamı tarafından bu görüşün temelleri sarsılmıştır:

 

1. Nicolaus Copernicus: O, dünyanın merkez konumunda olduğunu reddederek ateş küresi olan güneşin, gezegenler için bir merkez olduğunu ortaya koyup, dokuz gezegen dosyasını kapatmış oldu.

 

2. Alman matematikçi ve astronom Johannes Kepler: O, her gezegenin güneş etrafındaki dönüşünde oval bir şekilde yol almakta ve güneşe en yakın olan gezegenlerin daha hızlı hareket ettiğini ispatlamayı başarmıştır.

 

3. İtalyan Galileo: O, küçük bir teleskop icat ederek iki bilim adamının görüşlerini destekledi ve gezegenler hakkında çeşitli görüşler sundu. O, teleskop aracılığıyla görünmeyen birçok yıldızı keşfetti. Bu yıldızlar ise daha önceden bilinmemekteydi. Galaksiyi kütle yıldızlarla açıkladı.

 

4. Newton: O, “Genel cazibe ve merkezkaç kuvveti” kanununu ispat ederek, yıldızların dolaşımını genel bir kanun çerçevesine sığdırdı. Onun inancına göre, genel cazibe kanunu, merkezkaç kanununun da eklenmesiyle bütün gökyüzü cisimlerine hükmetmektedir. Bahsedilen bu cisimlerin her biri üzerinde bu iki güç dengeli bir şekilde mevcuttur. Genel cazibeden maksat şudur, bütün cisimler birbirini cezbetmektedir ve bu kanundan canlı-cansız hiçbir varlık müstesna değildir. Cazibe gücü iki cismin birbirinden aralıklı olmasıyla negatif nispet gösterir. Yani, cisimlerin aralığı ne kadar az olursa cazibe de bir o kadar çok olur. Aralıkları ne kadar çok olursa cazibeleri de bir o kadar azalır. Sadece cisimlerde cazibe gücü olsaydı, gök cisimleri çarpışır ve düzen bozulurdu. Ancak merkezkaç kanunu ışığında bir denge oluşmaktadır. Merkezkaç gücü dönerek hareket eden bütün cisimler üzerinde mevcuttur. Tütsü kabını çevirdiğimiz zaman elimizi çektiğini hissediyoruz. İşte bu, merkezkaç kanununun ta kendisidir. Bu iki kanun sayesinde milyonlarca güneş sistemi, galaksi ve meteor hava boşluğunda asılı kalmakta ve direksiz bir şekilde düşüp dağılmaktan korunmaktadır. Bu asrımızın yeni astronomi bulgularından bir özetti. Ancak gezegenlerin sayısı üç keşif daha yapılarak Uranüs, Neptün ve Platon olmak üzere dokuza çıkmıştır. Gelecekte ise ne olacağı belli değildir. Kur’ân-ı Kerim, Newton’dan on asır önce bu bilimsel gerçeğe Kur’ân’ın iki yerinde değinerek şöyle buyurmuştur:

 

“Allah odur ki gökleri, görebileceğiniz bir direk olmadan yükseltti.”[1]

 

Müfessirler “görebileceğiniz bir direk olmadan” cümlesini şöyle tefsir etmektedirler:

 

1. Ayetin Arapçasında geçen “Teravneha” kelimesi, çoğulu “Emud” olan “Amed” kelimesinin sıfatıdır. “Teravneha” kelimesindeki zamir “Semavat” kelimesine değil “Amed” kelimesine döner. Bu durumda cümlenin anlamı şöyle olur:

 

“Allah odur ki gökleri, görebileceğiniz bir direk olmadan yükseltti.”

 

Ayette görülebilen bir direk nefyedilmiştir. Ancak direğin varlığı nefyedilmemiştir. Bu görüşü İbn-i Abbas gibi birçok müfessir kabul etmişlerdir.[2]

 

2. Ehl-i Beyt İmamlarından bize ulaşan hadisler bunu tamamen onaylamaktadır. Hüseyin b. Halit, İmam Rıza’nın (a.s) şöyle buyurduğunu nakletmiştir:

 

“Allah, görünmeyen bir direk dememiş midir?” Dedim ki: Evet, öyledir. İmam şöyle buyurdu: “Direkler vardır. Ancak görünmüyorlar.”[3]

 

Bu görüşü onaylayan diğer bir rivayet ise, Emirülmüminin Ali’den (a.s) nakledilen şu hadistir:

 

“Gökyüzünde olan bu yıldızlar, yeryüzündeki şehirler gibi birer şehirdir. Her şehir, diğer bir şehre nurdan bir direkle bağlıdır.”[4]

 

Bu görüş esasınca yıldızları dağılmaktan ve dökülmekten koruyan, görünmeyen direklerden maksadın ne olduğuna bir bakmak gerekir. Acaba bu Newton ve diğer bilim adamlarının ismini “genel cazibe” koydukları o görünmeyen bahsettiğimiz güçten başka bir şey midir? Görülmeyen direk tabirinden daha açık ve genel bir tabir bulunabilir mi? Kur’ân-ı Kerim’de bu bilimsel gerçeği açıklamak için bütün dönemlerde hatta bu görülmeyen direk gerçeğinin keşfedilmediği dönemde dahi insanların idrak edip anlayabileceği bir tabir seçilmiştir. Bu tabirden bu direksiz sarayın tıpkı binaların direkleri gibi bu sarayı koruyan ama görülmeyen direkleri olduğunu anlıyorsunuz. Kur’ân-ı Kerim’in diğer ayetlerinde de göklerin ve yerin durumuna değinilmiştir. Nitekim şöyle buyrulmaktadır:

 

“Şüphesiz Allah, yok olmasınlar diye gökleri ve yeri tutmaktadır.”[5]

 

Allah’ın gökleri ve yeri koruyucu olması, bir takım doğal etkenlerin Allah’ın emriyle onları korumada etkili olmasına engel değildir. Emirülmüminin Ali (a.s) yeryüzü hakkındaki bu bilimsel gerçeğe bazı hutbelerinde değinerek şöyle buyurmaktadır:

 

“Yeryüzünü bir yerde karar kılmadan sağlamlaştırmış, direksiz dikmiş ve dayanaksız yükseltmiştir.”[6]

 

 



[1]     Ra’d, 2, Lokman, 10.

[2]     Tibyan Tefsiri, c.6, s.213.

[3]     Burhan Tefsiri, c.2, s.278.

[4]     Sefinetu’l-Bihar, c.2, s.574. Aynı anlama yakın bir ifadeyle Mecmeu’l-Bahreyn kitabında “Kevkeb” maddesinde “Nurdan bir direk” yerine “Nurdan iki direk” cümlesi kullanılmıştır. İki direkten maksat, belki de cazibe ve merkezkaç kanunlarıdır. (Mecmeu’l-Bahreyn, s.132.)

[5]     Fatır, 41.

[6]     Nehcü’l-Belaga 186. Hutbe.

 

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler