26 Şubat 2020 Çarşamba Saat:
14:26
24-12-2019
  

Kur’an’daki Şifreli Harfler

Hz. Musa’nın mucizesi ruhsuz ve cansız olan asası idi. Bu asadan her şey için hatta koyunlarını gütmek için bile yararlanıyordu. Mucize durumlarında da aynı basit ve sade vesileyi kullanmaktaydı...

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

 

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla.

Elif-Lam-Mim.

 

 

Bakara suresi de Kur’ân’daki diğer yirmi sekiz suredeki gibi bir seri harflerle başlamıştır. Bu harflere müfessirler Fevatihu’s-Suver ya da Mukattaa harfleri adını vermişlerdir. Yirmi dokuz surenin başlangıcında ilk ayet olarak geçen bu harflerin toplam sayısı (Elif-Lam-Mim-Sad-Ra-Kaf-Ha-Ya-Ayn-Ta-Ha-Gaf-Nun) on dörttür.

 

Müfessirler bu harflerin tefsirinde çeşitli tartışma ve görüşler ortaya atmışlardır. Biz bu görüşler arasından delilleri daha kuvvetli olan ve Masum İmamlar tarafından da teyit edilen bir görüşü alıp onu şerh edeceğiz.

 

Kur’ân Bu Harflerden Oluşmuştur

 

Bu harfler tehecci (hece hece, ayrı ayrı okunan) harflerinin birer örneği olarak bazı surelerin başında gelmiştir. Bu harflerin geliş nedeni ise şudur: Kur’ân-ı Kerim bu harflerden oluşmuştur. Tüm insanların karşısında aciz kaldığı bu sure ve ayetler işte bu maddelerden oluşmaktadır. Gerçekte Kur’ân-ı Kerim’in hammaddesi işte bu ve emsali olan harflerdir. Eğer Kur’ân’ın Hz. Muhammed’in (s.a.a) kendi fikir ve düşüncelerinin ürünü olduğunu ve bu harflerle Kur’ân’ı oluşturduğunu düşünüyorsanız tüm yardımcılarınızı toplayarak hammaddesi harfler olan bu alfabe ile sizler de Kur’ân sureleri gibi bir sure getirin. Onun delil ve burhanını çürütün. Ama eğer tüm imkânlara sahip olduğunuz halde Kur’ân karşısında aciz kaldıysanız bu durumda Kur’ân’ın beşer fikrinin mahsulü olmadığı, bilakis kendisine nazil olan ilahi vahiy olduğu hususunda izanda bulunmanız gerekmektedir. Usul olarak mucize ile sanatın farkı şudur ki peygamberler hedeflerine ulaşmak için oldukça sade vesilelerden yararlanmaktadırlar. Çok basit ve sade bir vesileyi harikulade ve beşer üstü bir hedefe ulaşmak için kullanmaktadırlar. Ancak sanatkârlar hedeflerine ulaşmak için insanların tümü için çok net olmayan oldukça karışık ve dakik vesilelerden yararlanmaktadırlar.

 

Hz. Musa’nın mucizesi ruhsuz ve cansız olan asası idi. Bu asadan her şey için hatta koyunlarını gütmek için bile yararlanıyordu. Mucize durumlarında da aynı basit ve sade vesileyi kullanmaktaydı. Herkes kuru bir ağacın yırtıcı bir hayvana dönüştüğünü kendi gözleriyle görüyordu. Hâlbuki Mısır’ın ünlü sihirbazları karışık yöntemler ve cıva ile dolu iplerden yararlanıyordu. İnsanların büyük bir çoğunluğu bu teknikten bihaber idi. Hz. Peygamber (s.a.a) oldukça sade ve basit vesilelerle gökyüzüne çıktı. Hâlbuki astronotlar Apollolarla gökyüzüne çıkmakta veya aya adım atmaktadırlar. Bu uzay araçlarından bir tanesini yapmak için üç yüz bin insan beyni, yüzlerce elektronik aygıt, binlerce mühendis, tekniksiyen, fizikçi ve kimyacı el ele vermektedir. Bir uzay gemisini havalandırmak için gerekli olan parçaları üretmek ve uyumlu bir halde çalışmasını sağlamak için yüzlerce aygıt ve araçlar çalışmaktadır.

 

Hz. Peygamber’in (s.a.a) daimi mucizesi olan Kur’ân da bu yolu takip etmiş ve en sade araçtan yani alfabeden yararlanarak çok yüce bir hedefe ulaşmıştır. Bu öylesine bir kitaptır ki aradan geçen on dört asra rağmen beşer onun gibi bir kitap meydana getirmekten aciz kalmıştır. Herkesin kullanımında olan bir vesileden öylesine bir kitap meydana getirmiştir ki kelimeleri vezinli, ölçülü ve çok yüce anlamlar içermektedir. Cümleleri düzenli, kelimeleri fesahat ve belagat ilminin yegânesidir. En yüce manalar, en güzel kalıplarda dile getirilmiştir. Öyle ki şimdiye kadar onun bir benzerine rastlanmamıştır. Yirmi dokuz surenin başında bu harflerin gelmesinin sebebi şudur: Ey insanlar! Bu Kur’ân’ın temel ve esasını bu harfler oluşturmaktadır. Elimde olan vesile sizlerin de elindedir. Bu kitabın benim kendi fikrimin mahsulü veya beşer fikrinin ürünü olduğunu düşünüyorsanız, bu vesileden sizler de yararlanarak Kur’ân sureleri gibi bir sure de siz yazın. Bu görüşün ileride söyleyeceğimiz üzere Kur’ânî dayanağının yanı sıra Masum İmamlarımızdan da hadis ve rivayetler nakledilmiştir. Şeyh Saduk (r.a) İmam Hasan Askerî’den (a.s) şöyle bir hadis nakletmektedir:

 

“Kureyş ve Yahudiler Kur’ân’a iftira atarak onu sihir olarak nitelediler. Hâlbuki Allah (c.c) şöyle buyurmaktadır: “Elif-Lam-Mim. Zalikel Kitab” yani “Ey Muhammed! Sana nazil ettiğim bu kitap “Elif-Lam-Mim” (gibi) harflerden oluşmaktadır. Sizin dilinizde nazil olan bu kitap kendisiyle konuştuğunuz harflerden oluşmaktadır. Eğer bu iddianızda haklıysanız o zaman kalkın bir birinizle yardımlaşarak onun bir benzerini getirin.”[1]

 

Sekizinci İmam Hz. İmam Rıza (a.s) Kur’ân hakkında bir başka hadiste şöyle bir cümle buyurmaktadır:

 

“Yüce Allah (c.c) Kur’ân’ı tüm Arapların konuştuğu harflerle nazil etti.”

 

Daha sonra şöyle devam ediyor:

 

“Tüm insanlar ve cinler bir araya gelip yardımlaşarak onun bir benzerini yazmaya kalksalar bile bunu başaramazlar.”[2]

 

Mukattaa harfleriyle başlayan yirmi dokuz surenin, Meryem, Ankebut, Rum ve Kalem sureleri hariç diğer yirmi beş suresinde bu harflerin zikrinden sonra Kur’ân ve Kitap bahsi geçmektedir. Örneğin Bakara suresinde şöyle buyurmaktadır:

 

“Elif-Lam-Mim. Bu, kendisinde şüphe olmayan kitaptır.”

 

Âl-i İmran suresinde ise şöyle buyurmaktadır:

 

“Elif-Lam-Mim. Allah ki O’ndan başka ilah yoktur. Hayy ve kayyumdur.  Sana Kitabı hak ve kendisinden öncekileri doğrulayıcı olarak indirdi.”

 

Bu harflerle başlayan diğer birçok surede de aynı şey söz konusudur.

 

 

 


[1]     Tefsir-i Burhan c. 1 s. 34.

[2]     Tevhid-i Saduk s. 162.

 

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler