18 Eylül 2020 Cuma Saat:
19:48
11-05-2020
  

Koronavirüs Hakkındaki Şüphelere Cevaplar (1)

Elinizdeki derleme, bugünlerde koronavirüs salgını bahanesiyle yaygın biçimde gündeme getirilen itikadî, siyasi ve sosyal şüphelerin en önemlilerine cevapları içermektedir. Bu derleme, Şüphelere Cevap ve Araştırma Merkezi'nin araştırmacıları tarafından hazırlanmıştır. Bu şüpheler son günlerde gözlemlenen yüzlerce şüphe içerisinden seçilmiştir. Umarız atılan bu naçiz adım aziz milletimizin şüpheler ve şayialar karşısında etkin vûkufiyet ve duyarlılığını korumasına yardımcı olur.

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

 

Medyatik muhteva ve hacim bakımından korona çevresindeki en önemli şüpheler ve cevapları:

 

Şüphe:

 

Koronavirüs şu anda bütün dünyayı istila etmiş durumda ve hiç kimse, hatta Allah bile bir şey yapmış değil. Allah'la ilgili tüm kurumlar, camiler, türbeler kapatılırken, bütün dinî merasimler iptal edildi. Yaprak kımıldamıyor. Eğer Allah'ın kudreti varsa neden virüsü engellemiyor?

 

Cevap:

 

1. Dünyadaki hadiseler ve gelişmeler, ilahî ilim ve kudretle gerçekleşen yaratılış nizamının parçasıdır. Bir kimse Allah'ın veya İmamın tabiat ötesi kudretiyle bu olayların gerçekleşmesine mani olmasını bekliyorsa aslında yaratılış düzeninin değişmesini ve altüst olmasını istiyor demektir. Bu beklentinin yersiz olduğu bariz bellidir. Camiler, imamların ve evliyanın türbeleri, dinî merasimler Allah'ın ilahi teşkilatları değildir. Bunlar, müminlerin onlar yoluyla Allah'la irtibat kurduğu mekânlar ve ritüellerdir. Elbette ki Allah'a kulluğun tek tecellileri de değildir.

Camilerin ve evliyaların türbelerinin kapatılması her şeyden önce dinin görüşünde çok saygın olan insanların canının korunması içindir. İkincisi, bu mekânların kapatılması ve bazı dinî merasimlerin iptal edilmesi dinin, dindarlığın ve Allah'a kulluğun iptal edildiği anlamına gelmez. Mümin insan hayatın her durumunda, her halükarda ve her mekânda Allah'ı zikredebilir ve Allah için davranabilir. Allah'ın mülkü olan geniş varlık ve dünyadaki tüm varlıklar, en büyük galaksilerden en küçük zerreye kadar Allah'ın mahlûklarıdır, O'nun idaresi altındadır ve buyruğuna tâbidir. Bu gibi sözler Allah'ı tanımamaktan ve dini konulara cahillikten kaynaklanmaktadır. Allah insanların yaratıcısı ve terbiyecisidir. İbadet ve dua ile onları terbiye ettiği gibi, hastalık, bela ve musibetin de insanı eğitme ve ikazdan başka bir hedefi yoktur. Çoğu durumda insanın kendisi bela ve musibetin sebebi ve hazırlayıcısı olsa da.

 

2. Allah dünyayı yaratmış ve insanın tabiatın bağrından çıkarak hayattaki olayların mecrasında gelişmesini ve kemale ermesini istemiştir. İnsan türünün vazifesi yeryüzünü abat etmek, tabiatın ve kendi varlığının kapasitelerini ve kabiliyetlerini ortaya çıkarmaktır. Bu iş de ancak bilim, akıl ve emeğe sarılmakla ve karşısındaki güçlerle mücadele ile olur. Filozoflar dünyanın “güçlerin zıtlığı” temelinde oluştuğunu ve eğer tezat olmasaydı dünyadan Allah'ın feyzinin kesileceğini söylemiştir. Allah, evrenin bugünkü nizamından başka bir yolla veya İmam, kendi kudret ve yeterliliğiyle (Allah’ın izniyle) olayların ortaya çıkmasını engellemiş olsaydı, ortaya çıkmaları durumunda onları doğal sebepler ve insanın irade ve çabası olmaksızın halletseydi Masum İmam'ın, akıl ve bilimin yerine insanın elde etmesi gereken bilimi geliştirmenin yolu üzerindeki engel olduğuna inanmak gerekecekti. Çünkü insandaki tıp, sanayi, inşaat vs. gibi kabiliyetler sel, deprem, salgın hastalık vs. gibi olayların içinde gelişmiş ve olgunlaşmıştır.

İmam veya Peygamberin, ilahi izinle dünyadaki tüm işleri değiştirmesini beklemek akıl, zekâ, bilim, çaba ve beşerî yeteneklerin boşuna olduğu manasına gelir ki böyle bir inancın bâtıl olduğu aşikârdır. Peygamber ve İmam akıl, zekâ, bilim ve insan yeteneklerini güçlendirmek ve yardımcı olmak için gelmiştir, iptal etmek için değil. İmam Ali (a.s) Nehcu'l-Belaga'daki birinci hutbede peygamberlerin gönderilmesinin hedefini; fıtrat anlaşmasını hayata geçirme talebi, Allah'ın unutulmuş nimetlerini hatırlatma, beşerin güdülerin tozu toprağı altına defnedilmiş akıl kapasitesini diriltme olarak tarif etmiştir.

 

3. Dünyadaki her fenomen kendine özgü varoluşsal özelliklere sahiptir. İnsan bedeninin de bazı bakteriler ve virüsler karşısında enfekte olmasına yol açan biyolojik ve kimyasal özellikleri vardır. Maneviyatta inanç ve iman insanın ruhuyla ilgilidir ve insanın bedensel yapısında değişim meydana getirmez. Virüsün dindar insanlara etki etmeyeceği veya dindarların diğer insanların tedavi yolları dışında yöntemlerle tedavi olabileceği beklentisi yersizdir. Müslüman ve kâfir insanın bedeni birbirinden farklı değildir. Aralarındaki fark fikir, ruhsal sıfatlar, duygusal yönelimler ve davranışlardadır, bedende ve bedensel özelliklerde değil. Müslümanın hastalanması ve kâfirin sağlıklı kalması, imanın bâtıl ve küfrün muteber olduğunun delili değildir. Sebep-sonuç düzeni dünyanın her yerinde aynıdır: Eğer bir virüs veya mikrop, bazı kimyasal maddelerin karışımıyla üretilmiş ilaçla ortadan kalkıyorsa onu Müslümanın kullanması ile gayr-i müslimin kullanması arasında fark yoktur. Tıpkı bir virüsün etkileri ve yol açtığı sonuçların müminin ve mümin olmayanın bedeninde aynı olması gibi.

Müslüman ve gayr-i müslimin ilaçla tedavi yöntemi de aynıdır. Dolayısıyla itikatlarının doğruluğunu ispatlaması için Müslümanların kâfirlerden farklı metotla tedavi olması gerektiği iddiası akıl dışı bir sözdür. Dinî iman ve itikat, kendine has fikrî prensiplere ve dayanaklara sahiptir ve bunun bireylerin bedensel yapısıyla ilgisi yoktur. Tabii ki evrendeki tüm zerrelerin Allah'ın buyruğuna tâbi olduğuna ve Allah'ın dünyada dilediği gibi tasarrufta bulunacağına inanıyoruz. Ama Allah'ın isteği, dünyadaki işlerin normalde doğal şekilde ve maddi sebepler temelinde yürümesidir. Bununla birlikte tabiatüstü durumlar da mümkündür ve vuku da bulmuştur. Buna ilaveten, dünyadaki parçacıkların hareketi ve maddi sebeplerin etkisi de Allah'ın iradesi ve dilemesiyledir. Bu yüzden maddi sorunların giderilmesi ve hastalıklardan şifa için Allah'a dua ve O'ndan istemek, ilaç ve tedaviden yararlanmaya aykırı olmaması bir yana, bilakis onun tamamlayıcısıdır.

 

4. Şüphe uyandırmak isteyenlerin dar görüşlülüğünün aksine, insanı çaresiz bırakan Korona gibi bazı belaların varlığı ve yayılması Tanrının var olmadığına delil oluşturmamak bir yana, bilakis beşer gücünün üstünde bir kudret ve ilminin derinliği anlaşılamaz olan bir yaratıcının varlığını ispatlamaktadır. Bu durum, küçük bir varlıkla kibirli insanların bütün iddialarını yerle bir edebilen bir gücün varlığını ispatlar. Korona virüsü dünyada mevcut bulunan tüm tezahürler gibi bir fenomendir ve her tezahür de ona varlık bahşeden bir sebebe muhtaçtır. Korona virüsü, en büyük galaksileri incelemeye bile gerek kalmadan bu kadarıyla bile kâdir ve âlim Allah'ın varlığına delalet eder.

Günümüzde insanlık şaşırtıcı tüm ilerlemelerine ve büyük iddialarına rağmen araç- gereç kullanmaksızın gözle görülemeyen bir virüs karşılaştığında zayıf ve çaresizdir. Korona hastalığının varlığı, göğü ve denizin derinliklerini fethettiğini, türlü türlü tıbbi araçlar ürettiğini, savaş ve silah için donanımlar ve yazılımlar yaptığını iddia eden insanın hayatının, kendi başına hiçbir gücü olmayan bir varlıkla birlikte tek kalemde yerle bir olacağını ispatladı.

 

5. Camileri ve türbeleri Allah'a münacatta bulunmak ve ona yakın olmak isteyen insanlar inşa ediyor. Allah mescit yapılmasını istiyor ve bunu emrediyor olsa da insana da akıl vermiş ve vahiy de kendinin ve başkasının canını korumanın vacip olduğunu öğretmiştir. Eğer canı korumak camilerin geçici olarak kapatılmasını gerektiriyorsa kapatmak vaciptir. Tevhidi görüşte mescitleri imar etmenin vacip veya müstehap oluşu, insanların canını korumak için onları geçici olarak kapatmanın vacip oluşu ile hiçbir çelişki oluşturmaz. Bilakis saf tevhidin ta kendisidir. Gemi ile yolculuk yaparken yanımızda can yeleği bulundurmak misalidir bu.

 

 

 

 

 

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler