22 Mayıs 2022 Pazar Saat:
16:33
12-01-2022
  

Kadın; Zarif mi, Zayıf mı?

Kadın zarif bir varlık mıdır, yoksa zayıf bir varlık mıdır?

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

 

Soruyu cevaplarken bazı noktalara dikkat çekmek gerekiyor:

 

1- Kur’an’ın Bakış Açısına Göre Kadının Makam ve Menziletinin Çok Yüce Olması:

 

Kur’an yaratılış yönünden erkek ve kadını aynı cinsten ve insanlıkta bir bilmektedir:

 

“Ey insanlar, sizi tek bir candan yarattı, o canın eşini de ondan yaratıp ikisinden birçok erkek ve kadın türetti.”[1]

 

Kur’an’ın ifadelerinde fazilet, yüce insanî değerlere sahip olma, manevî makam ve yüce sıfatları kazanma konularında kadınla erkek arasında herhangi bir fark görülmemektedir. Bu manada Kur’an’da birçok âyet var ki onlardan biri şudur:

 

“Erkek olsun, kadın olsun, inanarak iyi işlerde bulunanı tertemiz bir yaşayışa mazhar ederiz ve mükafatını, yaptığı en güzel işlere karşılık olarak mutlaka vereceğiz.”[2]

 

Kur’an’da erkek baba, kadın anne olarak zikredilmiş ve evlat onlara saygı göstermekle, hürmetsizlik etmemekle görevlendirilmiştir, hatta müşrik bile olsalar. Ancak şirke davet ederlerse bu daveti kabul etmemeleri gerekir ama onlara iyi davranmalıdır. Her yerde anne ve baba eşit derecede övülmüşlerdir.

 

Kadınla erkeğin yüce insanî değeri konusunda şu noktalara dikkat çekmektedir:

 

“Şüphe yok ki Müslüman erkeklere ve Müslüman kadınlara, inanan erkeklere ve kadınlara, itaat eden erkeklere ve kadınlara, doğru söyleyen erkeklere ve kadınlara, sabreden erkeklere ve kadınlara, korkan erkeklere ve kadınlara, sadaka veren erkeklere ve kadınlara, oruç tutan erkeklere ve kadınlara...”[3]

 

Kur’an-ı Kerim, özel ilahi lütufa, vahyin rububi makamına nail olmuş veya meleklerin kendileriyle konuştuğu kadınları, iman ve Allah yolunda mukavemet eden örnek ve olgular olarak göstermiştir. Bu konuda Hz. Meryem (s.a), Hz. Musa’nın annesi ve Firavun’un karısıyla[4]ilgili âyetlere işaret edilebilir:

 

“Rabbi, onu iyi bir surette kabul etti, bir nebat yetiştirir gibi onu yetiştirdi, geliştirdi, Zekeriyya’yı da onun hizmetine memur etti. Zekeriyya, ne vakit mihraba girse yanında bir yiyecek bulurdu. Ya Meryem demişti, bunlar nereden geliyor sana? Meryem, Allah’tan demişti, şüphe yok ki Allah dilediğini sayısız rızıklarla rızıklandırır.”[5]

 

Sonra şöyle buyuruyor:

 

“An o zamanı da, hani melekler Meryem’e, ya Meryem, Allah gerçekten de seni seçti, arıttı ve âlemlerdeki kadınlara üstün etti.”[6]

 

2- Zarif ve Zayıf Manalarının Göreceli Olması:

 

Belirtmek gerekir ki zarif ve zayıf olmak birbirlerine bağlı değildirler; yani birinin olduğu yerde diğeri de olacak diye bir kural yoktur. Bir şey sert ama zayıf olabilir; bunun tersi de geçerlidir. Birarada da olabilirler; yani bir varlık hem zarif, hem de zayıf olabilir.

 

Bu ikisi göreceli ve bölümlenebilen şeylerdendir. Yani bir şey bir şeye göre sert ve güçlü olabilirken, aynı şey bir başka şeye göre de zarif ve zayıf olabilir. Örneğin Kur’an’ın mantığında insan zayıf bir varlıktır:

 

“Allah yükünüzün az olmasını ister, çünkü insan zayıf olarak yaratılmıştır.”[7]

 

Ama o, bir çok varlığa göre güçlüdür. İnsanın yaptığı bazı şeyleri, ondan daha güçlü bir çok varlık yapmaktan acizdir. Yine Kur’an şöyle buyuruyor:

 

“Kitaba ait bir bilgiye sahip olansa ben dedi, gözünü yumup açmadan onu getiririm sana.”[8][9]

 

Öyleyse hüküm vermekte ölçüler belli olmalıdır. Yani, bedensel güç ölçüsüne göre zayıf olan bir varlık, ilim, yetenek vb. gibi başka bir ölçüye göre güçlü olabilir...

 

3- Kadın ve erkek her ne kadar aynı türden olsalar da insan olduklarından, insan için geçerli olan tekvin ve teşri’e (yasamaya) ait ne varsa hem kadın, hem erkek için geçerlidir. Ama unutmamak gerekir ki bu iki türün birbirlerine göre farklılıkları ve üstünlükleri vardır. Onlar cismi yönden ve fizyolojik şartlara göre farklıdırlar. Bu yüzden belli görevleri yerine getirmek için yaratılmışlardır. Bu farklılık – ayrımcılık değil- hikmetin kendisi ve insan neslinin bekası içindir. Bunun manası kemale erme yolunun kadına kapalı veya sınırlı olması değildir. Duygular karşısında tepki ve etkilenme, kadınların ayrılmaz bir parçasıdır. Onlar erkeklerden daha çabuk sevinç, endişe, ağlama, gülme vb. gibi hislere kapılırlar.

 

Başka bir ifadeyle, kadınların fırtatları sevgi ve muhabbet üzerinedir. Bu, kadının makamına bir tür olumlu ve değer yaklaşımıdır. Kadının duygusal olması, onun akıl ve düşünce yönünden ölçülü olmasına engel değildir. Kadın da erkek gibi normal teorik akıla sahip olabilir, zeka ve feraseti, hislerinin mağlubu olmayabilir. Ancak kadınlar erkeklere göre hislerini daha fazla dengeleme yönünde çaba göstermek zorunda kalabilirler.[10]

 

Kadınlar ve kızlar çok zarif varlıklar olduklarından ve Hz. Ali’nin (a.s) “Kadın güzel kokulu güldür.” [11]buyruğundan onların hassas ve kırılgan oldukları ve hafif bir esintide dağılabilecekleri anlaşılmaktadır. Bu yüzden onlara uygun korumalar yapılmalıdır.

 

Erkek bazı özellik ve güçlerde kadından üstünse eğer, kadın da bazı özelliklerde erkekten daha güçlüdür. Demek ki hiç biri mutlak şekilde güçlü ya da zayıf değildir. Hatta kadınla erkeği bu yönüyle mukayese etmek de doğru değildir. Zira erkeğin baba (nafakanın sorumlusu) olması onun kadına göre daha fazla bedensel güce sahip olmasını gerektirirken, kadının da anne (çocuğun eğitim ve gelişiminin sorumlusu) olması erkeğe göre daha fazla duygusallığa sahip olmasını gerektirmektedir. İşte bu, her şeyin kendi yerini alması demek olan adalettir.

 

Demek ki Allah-u Teâlâ, kadının doğası ve görevleri gereği sorumluluklarını yerine getirebilsin diye onu nazik ve zarif yaratmıştır. Ama zikredilenler dikkate alınarak yine de bu ikisi arasında bir mukayese yapılacaksa, kadının erkeğe göre daha zarif ve zayıf olduğu neticesine varılacaktır.

 

 

 


[1]     Nisa, 1.

[2]     Nahl, 97.

[3]     Ahzab, 35.

[4]     “Ve gene Allah, inananlara, Firavun’un karısını örnek getirmede; hani Rabbim demişti, bana cennette bir ev kur ve beni kurtar Firavun’dan ve yaptığı şeyden ve beni kurtar zalim topluluktan.” (Tahrim/11)

[5]     Âl-i İmran, 37.

[6]     Âl-i İmran, 42.

[7]     Nisa, 28.

[8]     Neml, 40.

[9]     İkinci kişi, ilahi kitaptan önemli ölçüde bilgiye sahip olan salih biriydi. Kur’an onun hakkında şöyle buyuruyor: “Kitaba ait bir bilgiye sahip olansa ben dedi, gözünü yumup açmadan onu getiririm sana.” Hz. Süleyman bu öneriyi kabul edince o da manevî gücüyle Sebe kraliçesinin tahtını bir göz açıp kapama hızında getirdi: “Derken baktı ki taht yanında durmada, onu görünce bu dedi, Rabbimin lütfundandır, ihsanından, şükür mü edeceğim, nankör mü olacağım, beni sınamak istiyor.”O şahıs, Hz. Süleyman’ın has dost ve yakınlarından olan imanlı biriydi. Tarihlerde onun adının Asıf b. Berhiya olduğu yazılıdır, Hz. Süleyman’ın veziri ve kız kardeşinin oğlu olduğu söylenmiştir. (Mekarim Şirazî, Tefsir-i Numûne, c. 15, s. 469.)

[10]    a.g.e., s. 353.

[11]    Usul-u Kâfi, c. 5, s. 510, Bâb-ı İkram-ı Zevce: “...Kadın reyhandır, kahraman değil...”

 

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler