21 Nisan 2019 Pazar Saat:
05:03
25-02-2019
  

İslam’ın Ziyneti Kadın

Yüce Peygamberimizin eşi Hz. Hatice’ye ve âlemlerin kadınlarının efendisi olan kızı Hz. Fatma'ya göstermiş olduğu hürmet ve saygı, kadının İslam’daki yerini gözler önüne sermiştir.

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

Ebru Erdem

 

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

 

Allah’ın yarattığı varlıklar içerisinde “Kadın” özel bir değere sahiptir.Allah’ın rahmetinin en yüce tezahürüdür “Kadın” yeryüzünde. Yani nasıl ki her bir canlı, her bir varlık Allah’ın bir sıfatının tezahürü ise, kadın da Allah’ın şefkat ve merhamet sıfatının tezahürüdür. Hatta “Kadın” yeryüzünde insanlara ilahi rahmeti daha çok yansıtmakta ve hatırlatmaktadır. Buna istinaden dinimiz kadına çok değer vermektedir. Kadın çok zarif bir varlık olduğu için Allah’ın emaneti sayılır. Öyle ki bütün insanlar bu emanet ve nimetten sorgulanacaktır. İnsanlık bakımından elbette ki İslam’da kadın ve erkeğin bir farkı yoktur, ancak yaratılışta fiziki ve ruhi farklılıklara sahiptirler.  

 

İslam öncesine bakıldığında “Kadın”a karşı birçok adaletsizlik ve merhametsizlikler yapıldığını görmekteyiz. İslam diniyle birlikte bu adaletsizliklere bir son verilmiş ve kadının değeri ortaya konulmuştur. Özellikle Yüce Peygamberimizin (s.a.a) eşi Hz. Hatice’ye (s.a) ve âlemlerin kadınlarının efendisi olan kızı Hz. Fatma'ya (s.a) göstermiş olduğu hürmet ve saygı, kadının İslam’daki yerini gözler önüne sermiştir. İslam dini geldikten sonra bu mesele bütün dünyada kendisini göstermeye başlamıştır. İslam dini yayıldıkça “Kadın”a verilen değer de artmıştır. İslam kadını diri diri gömülmekten kurtararak ona değer vermiş ve yüceltmiştir. Öyle ki bu yücelişin bir nişanesi olarak cenneti dahi onun ayakları altına sermiştir. Bu kadar değerli, yaratılmışların incisi, İslam toplumunu yetiştiren aile ocağının mihenk taşı, insanlığın ve merhametin cevheri olan “Kadın”ı, yani “Müslüman Kadın”ı Kuran nasıl tanıtmıştır. Kadını nasıl yüceltmiş, onu hangi değerlerle süslemiş. Gelin bunu hep birlikte Kur’an ayetlerinde inceleyelim.  

 

İlk olarak Tövbe Suresi, 71. ayete bakalım. Bu ayet-i kerimede Hak Teala şöyle buyurmaktadır:

 

وَالْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ اَوْلِيَاءُ بَعْضٍ يَاْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَيُقٖيمُونَ الصَّلٰوةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَيُطٖيعُونَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ اُولٰئِكَ سَيَرْحَمُهُمُ اللّٰهُ اِنَّ اللّٰهَ عَزٖيزٌ حَكٖيمٌ

 

“Mü'min erkekler ve Mü'min kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler ve Allah'a ve Resul’üne itaat ederler. İşte Allah'ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz, Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.”

 

Yüce Rabbimiz, bu ayeti kerimede mümin kadınların özelliklerinden bahsederken onları, Allah ve Resulüne itaat eden, iyiliği emredip kötülükten sakındıran, namazı dosdoğru kılan kişiler olarak tanıtmıştır. Kendisini ilahi öğretilerle donatıp ahlaki güzelliklerle süsleyen Mümine bir kadının en önemli özelliklerinden biri, mümine kardeşine iyiliği emretmek ve kötülüklerden sakındırmaktır. Yani ilahi yolda ve Hüseyni mektebin hedeflerine erişme hususunda, mümine kardeşinin de elinden tutarak ona iyiliği göstermeli ve karşılaşabileceği kötülüklerden koruyup sakındırmalıdır. Rabbine yakınlaşmada, ilahi önderlerin misyonunu yüklenerek ona kılavuzluk etmelidir. Dostu düşecek ya da yolundan şaşacak olursa, ona kol kanat gerip elinden tutmalı ve sürçmelerine engel olmalıdır. Sadece kendisinin değil, Mümine kardeşinin de Allah’a hakkıyla kul olabilmesi, Masumlara hakiki manada ziynet olabilmesi ve en önemlisi de İslam’ın Kadın’a vermiş olduğu değerleri gerektiği gibi taşıyabilmesi için çaba göstermelidir. Onun hataya düşmesine engel olmakla birlikte kusurlarını örterek, yerine güzellikleri serpmelidir. Sözü ve özünün doğru olması için her daim sadece kendini düşünmeden onu da gözetmelidir. Kısacası İslam’ın İlahi ve ahlaki öğretilerinde değer bulan “Mümine Kadın”, bu ilahi ve ahlaki öğretileri diğer mümine kardeşlerine de sunarak onlarında da bu değere sahip çıkarak değerlenmeleri için elinden geleni yapmalıdır.    

 

Ancak gelin görün ki, sanki bu ayetlerde muhatap alınanlar başka birileriymiş gibi bu ayete kulaklarımızı tıkamış ve mümine “Kadın”dan beklenilenin aksine dostlarımızın kusurlarını arar olmuşuz. Toplumda onu küçük düşürüp kendimizi yüceltmek için türlü oyunlar eder hale gelmişiz. Günahtan çekip almak yerine, daha da günaha itmişiz. Daha da yetmemiş gibi hakkında iftira etmiş ve daha sonra bir de utanmadan yalan değil ki! Hakikati söyledim gibi sözler sarf ederek patavatsızlığımızın arkasına gizlenmişiz. Yani gıybet, hakikatleri söylemek, patavatsızlık, doğruları söylemek olmuş. Hakikaten biz bu ayete iman edenlerden miyiz? Bu ayette buyrulanlar ile yaptıklarımız uyuşuyor mu sizce? Ya da gerçekten bu ayetler üzerinde düşünmüyor sadece okuyup geçiyor muyuz?

 

Başka bir ayeti inceleyelim:



Nisa Suresinin 34. ayetinde Allah-u Teala şöyle buyurmaktadır:

 

اَلرِّجَالُ قَوَّامُونَ عَلَى النِّسَاءِ بِمَا فَضَّلَ اللّٰهُ بَعْضَهُمْ عَلٰى بَعْضٍ وَبِمَا اَنْفَقُوا مِنْ اَمْوَالِهِمْ فَالصَّالِحَاتُ قَانِتَاتٌ حَافِظَاتٌ لِلْغَيْبِ بِمَا حَفِظَ اللّٰهُ

     

 “Allah'ın, insanlardan bir kısmını diğer bir kısımdan üstün kılması ve mallarından harcama yaptıkları için erkekler kadınların yöneticisidir.  O halde iyi kadınlar, Allah’ın (erkeklerin haklarını) koruduğu için (eşlerine karşı) itaatkâr ve kocaları yanlarında olmadığı halde (onların haklarını) koruyanlardır.”  

 

Ayeti kerimede yüce Rabbimiz, eşine itaatkâr olmayı ve onların hakkını korumayı, saliha kadınların özelliklerinden saymaktadır. Nitekim ne de güzel buyurmuş, İmam Kazım (a.s): “Kadının cihadı kocasına güzel eşlik etmesidir.” Âlemlere rahmet Peygamberimiz (s.a.a) de şöyle buyurmuştur: “Kocasına yedi gün hizmet eden kadına, Allah da cehennemin yedi kapısını onun yüzüne kapatır ve cennetin sekiz kapısını yüzüne açar, böylece istediği kapıdan cennete girer.” Daha sonra başka bir hadiste şöyle buyurmuştur: “Kocasına bir yudum su içiren kadının bu ameli kendisi için gündüzleri oruç tuttuğu ve geceleri ibadetle geçirdiği bir yıldan daha hayırlıdır.” 

 

Eşine karşı itaatte bulunan kadına, Allah nice makamlar vermekte ve vaat etmektedir. Çünkü Mümin, aziz ve celil olan Allah’tan sakınmaktan sonra, Saliha bir zevceden daha üstün bir şeyde hayır bulamayacaktır. Saliha kadın erkeğin en büyük saadetidir. Erkeğin başının dik olmasının altında, Saliha bir eşe sahip olması bulunmaktadır. Bir erkek ancak ve ancak itaatkâr ve eşinin emanetine sahip çıkan bir kadınla imanın en yüksek derecesine yükselebilir ve sağlıklı aileye sahip olabilir ve neticede de sağlıklı İslam toplumlarını oluşturabilir. Bir erkeğin ne kadar derdi ya da problemi olsa, eve geldiğinde eşinin onu güler yüzle karşılayıp, ona huzurlu bir ortam sunmasıyla, her türlü sorunun üstesinden kolaylıkla gelir.

 

Günümüzün kadınlarının ise, yitirmiş olduğu en büyük değerlerden biridir artık bu.  Sözde eşitlik safsatası altına sığınıp itaatkâr olmaktan çıkıp, erkeği kadına itaat etmeye zorlayan bir zihniyete büründüler. Oysa Rabbin sana “Ey Mümine Kadın” demişti. Rabbin ki seni böylesine yüceltmek isterken, senin bunu eşini alçaltarak mı yapmanı istemişti? Ne de çabuk unuttun Rabbinin emrini! Sana eşinin hakkını koru demişti. Eşinin en büyük hakkı (emaneti) sen idin ey ‘kadın’! nasıl korudun kendini, bir bak! Eşinin gitmeni istemediği yere, onun olmadığı zamanda, ondan gizli giderek mi? Yoksa diğer kadınlara boy göstermek için gittiğin, şu dedikoduların bol olduğu ve her defasında yeni bir kıyafet almak için eşine surat asarak yaptığın toplantılara giderek mi? Yoksa o yerlere giderken şu, a markası ya da b markası parfümlerle bezenip yolda salına salına başka erkeklerin dikkatini çekerek mi? Düşün Müslüman “Kadın”, hani matemini tutarken, gözyaşlarına boğulduğun Hanım FATIMA’yı düşün. Hangi nur ve ışıltısından aldın yaşantına, ZEHRA Güneşinin.

 

 Şimdi bir diğer ayeti inceleyelim:

 

Al-i İmran Suresi, 61. ayet:                                                                   

      

فَمَنْ حَاجَّكَ فٖيهِ مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَكَ مِنَ الْعِلْمِ فَقُلْ تَعَالَوْا نَدْعُ اَبْنَاءَنَا وَاَبْنَاءَكُمْ وَنِسَاءَنَا وَنِسَاءَكُمْ وَاَنْفُسَنَا واَنْفُسَكُمْ ثُمَّ نَبْتَهِلْ فَنَجْعَلْ لَعْنَتَ اللّٰهِ عَلَى الْكَاذِبٖينَ

 

“Artık sana gelen bunca ilimden sonra, onun hakkında seninle 'çekişip-tartışmalara girişirlerse' de ki: "Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım; sonra karşılıklı lanetleşelim de Allah'ın lanetini yalan söyleyenlerin üstüne kılalım.”

 

Gelin görün ki Rabbimiz böylesine önemli bir meselede kadını da ön plana çıkartıyor. Her türlü mücadelede ve sosyal hayatta kadının da aktif olması gerektiğini gösteriyor. Elbette “Mümine kadın” olarak. Bunun en açık örneği ise Kerbela’daki Zeynep’tir. Hüseyin’in olduğu yerde olmayan (yani var olduğu halde Hüseyin’in varlığı nedeniyle ön planda olmayan), Hüseyin’in olmadığı yer de ise Hüseyin gibi duran Zeynep. İffet, izzet ve iman abidesi Zeynep.

 

     Başka bir ayette ise:

 

Ahzab Suresi, 33. ayet:

 

وَقَرْنَ فٖى بُيُوتِكُنَّ وَلَا تَبَرَّجْنَ تَبَرُّجَ الْجَاهِلِيَّةِ الْاُولٰى وَاَقِمْنَ الصَّلٰوةَ وَاٰتٖينَ الزَّكٰوةَ وَاَطِعْنَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ اِنَّمَا يُرٖيدُ اللّٰهُ لِيُذْهِبَ عَنْكُمُ الرِّجْسَ اَهْلَ الْبَيْتِ وَيُطَهِّرَكُمْ تَطْهٖيرًا

 

 “Evlerinizde vakarla oturun (evlerinizi karargâh edinin), ilk cahiliye (kadınları)nın süslerini açığa vurması gibi, siz de süslerinizi açığa vurmayın; namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin, Allah'a ve elçisine itaat edin.” 

 

       Bu ayette ise “Mümine kadın”, vakarla evinde oturan, namazını doğru kılan, Allah’ ve elçisine itaat eden ve süslerini açığa vurmayan kadın olarak tanıtılmıştır. Gerçekten de böyle miyiz? Yoksa bu ayeti “Müslüman kadın” ters mi anladı ki, evden çıkarken süslenip püslenip çıkıyor! Ama eve vardığında saçı Halep’te, kıyafeti Şam’da geziyor...

 

Hadid Suresi, 18. ayet:

 

اِنَّ الْمُصَّدِّقٖينَ وَالْمُصَّدِّقَاتِ وَاَقْرَضُوا اللّٰهَ قَرْضًا حَسَنًا يُضَاعَفُ لَهُمْ وَلَهُمْ اَجْرٌ كَرٖيمٌ

 

       “Gerçek şu ki, sadaka veren erkekler ile sadaka veren kadınlar ve Allah'a güzel bir borç verenler; onlar için kat kat arttırılır ve 'kerim (üstün ve onurlu)' olan ecir de onlarındır.”

 

       Yüce Rabbimiz, sadaka vermenin ve doğru sözlü olmanın da ‘Mümine Kadın’ın özelliklerinden olduğunu belirtmektedir.

 

Bakara suresi 187. Ayette şöyle geçmektedir:

هُنَّ لِبَاسٌ لَكُمْ وَاَنْتُمْ لِبَاسٌ لَهُنَّ

 

     “Onlar sizin için elbisedir, sizlerde onların elbisesiniz.”

 

Elbise insanın ayıplarını ve kusurlarını örter ve sadece örtmekle kalmayıp, ayıp ve kusurların aşikâr olmasını da engeller. ‘Mümine Kadın’ bunu en iyi yapan kadındır. Mümine Kadın eşini günahların peşinden gitmekten alıkoymalı ve önünü almalıdır. Eşinin ayıbını, ziynete çeviren bir giysi olmalıdır. İnsan elbette ki, elbisesiyle bir hayli yakındır, tıpkı eşler gibi. Kendileri dışında hiç kimse aralarında olup bitenden haberdar olmamalıdır. Nasıl ki, yaz ve kış elbisesi farklıdır, soğuk havalarda kalın, sıcak havalarda ince elbise giyilir ya. Kadın da eşinin değişen psikolojik durumuna göre kendini de değişmelidir. Eğer, erkeğin zor yaşam tarzından dolayı morali bozuk ve çok sinirliyse, kadın sakin davranmalı anlayış göstermeli. Ama bakın biz ne yapıyoruz?  Eğer yorgun geldiyse, üstüne daha fazla gidip, biraz da biz yoruyoruz, annen bana bugün bunu dedi, bacın bunu yaptı.  Çocuklarınla uğraşmaktan canım çıktı. Bütün suç senin, sen zaten adam olsan bunlar olmazdı. Biz nasıl bir elbiseyiz eşimize? Hakikaten biz Rabbimizin emrine uyuyor muyuz? Bir kez daha düşün ey ‘Mümüne Kadın’!  Bir kez daha...

 

Diğer bir ayetimizi daha inceleyelim:

 

Ahzab Suresi, 59. ayet:  

 

يَا اَيُّهَا النَّبِىُّ قُلْ لِاَزْوَاجِكَ وَبَنَاتِكَ وَنِسَاءِ الْمُؤْمِنٖينَ يُدْنٖينَ عَلَيْهِنَّ مِنْ جَلَابٖيبِهِنَّ ذٰلِكَ اَدْنٰى اَنْ يُعْرَفْنَ فَلَا يُؤْذَيْنَ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُورًا رَحٖيمًا

 

“Ey Peygamber, eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına dış elbiselerinden üstlerine giymelerini söyle; onların (özgür ve iffetli) tanınması ve eziyet görmemeleri için en uygun olan budur. Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.”

           

Evet, Müslüman bir kadının evvela iffeti ve özgürlüğü önemlidir. Müslüman bir ‘’kadın’’ kulluk bilinci içerisinde olmalıdır. Allah’ın onu nasılda titizlikle koruması altına aldığını, muhafaza ettiğini bilmelidir. Müslüman bir ‘’kadın’’a günahlarla çevrilmiş dünyada kalkandır, hicap. Toplumun fitne ve fesattan korunma vesilesidir. Rabbin hükmüne kayıtsız şartsız teslimiyetidir, iffet ve özgürlüğün sembolüdür. Allah’a kulluk etmektir, özgürlük, Allah’ın yarattığı bir kula kulluk etmek ise en büyük zelilliktir elbette. Zeynep’i Kübra’nın Kıyamı idi bu ayet, Kerbela’da.

 

     Eşitlik, adalet diye  bu dünyanın süslenmiş işlerine, heva ve heveslerine kendini kurban eden, ey Mümine Kadın!…

 

Ey ‘’Müslüman Kadın’’, kendi değerini muhafaza etmezsen, bunu kim yapacak senin yerine!  Batıla karşı koymazsan sen, kim koyacak söyler misin? Bilmez misin ki Allah sana ne kadar değer vermiş! Kerbela’da Zeynep’in hicap davası kim içindi? O sahrada İslam bayrağı İmam Hüseyin’in namazı idi, Zeynep’in hicabı ise o bayrağı semaya çeken el idi. Uyanın ey hicabın sahipleri! Ey Zeynep’in hicap için çektiklerini gören bacım. Hicabınız şandır şereftir, özgürlük ve iffettir size. Ey Rabbinin merhamet sıfatına bürünmüş ‘’Müslüman Kadın’’, Rabbin Kuran’a yazmış adını, cem etmiş ayetinde ziynetini: “ İnanan kadınlara da söyle: “Bakışlarından bazısını yumsunlar, ırzlarını korusunlar. Süslerini göstermesinler. Ancak kendiliğinden görünenler hariç.’’

  

Bugün ne kadar uyuyoruz bu ayetlere bakalım bacılarım!

 

Rabbin seni Yüceltmişken, sen neylersin kendine, gel, gör ey mihriban’ım!

 

Yolumuz Zehra’nın yolu deyip avutma kendini ey dava arkadaşım!

 

Hicabımız ziynetimizdir deyip, sloganlar atan bacım!

 

Hicap hicap dedin, önce biraz boyundan kısalttın!

 

Sonra biraz renk kattın!

 

Daha da olmadı, hicabın altından saçını kabarttın!

 

Yok, bu da yetmedi, biraz daha kısaltıp, altına tayt taktın!

 

Dön bir bak bacım hicaptan geriye ne bıraktın!

 

İffeti ve hayâyı bir kenara attın!

 

Ahmet’le Mehmet ne yapsam beğenir diye, hicaba birde takı kaktın!

 

Teknoloji geliştikçe her şey gelişti, gerileyen insanlığımızdan başka

Her şey modernleştikçe, bin kat daha geriledi insani duygular yaşamda

Din öğretileri mi? Kaldı sadece lafta, kandırmada, sosyal medya da

Allah’ım hayretsin sonumuzu kaybolan benliğimize, melekût yasta

 

 

Sosyal medya olmuş çirkef yüzler arkasında yansıtma yeri güzel sözleri

Dinden imandan habersiz yaşantısı, sanal âlemde ise evliya, arif, sevgi ateşesi

Kimi kandırdığını sanıyorsun dostum, hesaba çekilirken indirmeyecekler mi maskeni

Biraz özüne dön, bırak bencilliğin, nefsin, kendini bilmezliğin peşini

Ne olur yaşadığımız üç günlük ömür, kandırmayalım yapmacık, geçici şeylerle kendimizi

Dönelim özümüze, düşünelim ilahi huzura çıkmadan çekelim hesaba kendimizi.

 

 

Uyan artık bu gafletten, çık artık bu sapkınlık çukurundan. Gizlemen gereken bu ziynetini sunma namahrem ellere, ey ‘’Müslüman Kadın!’’

 

Sen Ziynetsin! Sen merhamet şefkat meşalesisin! Dokunma hicabına ey “Mümine kadın!”

 

Onda Huseyn’in kanı var! Onda yetmiş iki şehidin davası var!  Kolay kazanılmadı o hicap, kolay harcama ey mümine! Onda ZEYNEB-İ KÜBRA var!

 

UYAN EY İSLAM’IN ZİYNETİ UYAN !!!!

 

 

  

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler