21 Ağustos 2019 Çarşamba Saat:
04:12
06-02-2014
  

İmam Hasan Askeri'nin (a.s) Hayatı

şiaların on birinci imamı olan İmam Hasan b. Ali Askeri (a.s.)

Facebook da Paylaş



şiaların on birinci imamı olan İmam Hasan b. Ali Askeri (a.s.), Merhum Küleyni'nin nakline göre hicri 232 yılının Ramazan veya Rabi'üs Sani ayında dünyaya gelmiş ve 28 yıl yaşamıştır. İbn-i Hallekan, İmam'ın 231 yılının ayla­rından birinde perşembe günü dünyaya geldiğini söylemiş. Ve İmam'ın 232 yılının Rabi'üs Sani ayının altısında dünyaya gelmiş olduğuna dair bir görüşü de nakletmiştik. şeyh Müfid ve Sa'd b. Abdullah İmam'ın Rabi'üs Sani ayında dünya­ya geldiğini kabul etmişlerdir. Mes'udi, O hazretin 29 yaşın­da şehid olduğunu söylemiştir. O halde Mes'udi O hazretin 231 yılında dünyaya geldiğini kabul etmiş olmalıdır.

Havilerin çoğunluğunun rivayet ettiğine göre İmam Askeri (a.s.) hicri 260 yılının Rabil'ül Evvel ayının sekizinde dünya­dan göçmüştür. Başka bir görüşe göre de imam 260 yılı­nın Cümad'el Ula ayında vefat etmiştir.

İmam Hadi (a.s.) 254 yılında vefat ettiğinden dolayı ha­liyle Hz. Askeri (a.s.)'in imamet süresi şeyh Müfid'in rivaye­tine göre altı yıl ve Sa'd b. Abdullah'ın rivayetine göre ise beş yıl ve sekiz aydır.

O hazretin annesi cariye idi, fakat adının ne olduğu hu­susunda muhtelif rivayetler mevcuttur. Bazı kaynaklarda İmam'ın annesinin adı "Hadis" veya "Hadise", diğer bazı kay­naklarda ise adının "Susen" olduğu zikredilmiştir. Uyûn'ul Mücizat O'nun annesinin sahih adının "Salil" olduğunu belirt­miş ve "O, arif ve salih kimselerden idi." cümlesi ile onu methetmiştir.

imam Askeri (a.s.)'ın lakablarının "Samit, el-Hadi, er-Rafik, ez-Zek! ve en-Naki" olduğu zikredilmiştir ve bazı tarihçiler "el-Halis" lakabını da İmam'ın lakablarına eklemişlerdir. Hem imam Cevad (a.s.) hem de imam Askeri (a.s.) "Ibn-ur Rıza" künyesiyle meşhur olmuşlardı, imam Hadi (a.s.) ve imam Askeri (a.s.) da "Askeriyeyn" lakabıyla tanınıyorlardı, imam Askeri (a.s.)'ın yüzüğüne şu iki cümlenin nakşedüdiği yazıl­mıştır: "Sübhane menlehü makalid'üs semavati vel arz" ve "innellahe şehidün."

Ahmed b. çbeydullah b. Hakan, İmam Askeri (a.s.)'ın zahiri özelliklerini şöyle vasfetmektedir: İmam'ın gözleri siyah, boyu iyi, yüzü güzel ve bedeni tam yerindeydi.


Hz. HASAN ASKERİ'NİN (a.s.) İMAMETİ

İmam Hadi (a.s.)'ın 254 yılında şehid olmasıyla ve İmam'ın kendi nassıyla oğlu imam Askeri (a.s.), İsna Aşeri şiaların imamı olarak nasbedildi. imam Hadi (a.s.)'ın, oğlu Askeri (a.s.)'ın imametiyle ilgili vasiyet ve nassındaki rivayet­ler şianın hadis ve tarih kitaplarının bir çoğunda sık sık görülmektedir. şialar, kendileri açısından imametin doğruluğunu gösteren bu vasiyet ve nassı göz önünde tutarak İmam Ha­san Askeri (a.s.)'ın imametini kabul ettiler.

Sa'd b. Abdullah'ın naklettiğine göre, bir grup şia Muhammed b. Ali'yi ki kendi babası imam Hadi "(a.s.) hayat­tayken vefat etti, çok az bir grup da Cafer b. Ali'yi imam seçti, bunların dışındaki İmam şialar Hz. Askeri (a.s.)'ın ima­metini kabul etti. Cafer b. Ali'ye inananlar "Caferiyye-i Hulles" lakabını aldılar. Mes'udi, şianın cumhurunun (büyük bir çoğunluğunun) imam Askeri (a.s.) ve oğlunun imametine inanıp, kabul ettiğini söylemiştir ve bu fırka tarihte "Kat'iyye" lakabıyla tanınmaktadır.

İMAM ASKERİ (a.s.) SAMİRRA'DA

şeyh Müfidin rivayet ettiğine göre, imam Hadi (a.s.) on küsur yıl kadar Asker'de (Samirra) Abbasilerin nezareti altın­da yaşamıştır. Bu rivayete göre imam Hadi (a.s.) oğlu Hz. Askeri (a.s.)'la beraber 243 ya da 244 yıllarında Samirra'ya gelmiş olmalıdır. Fakat İbn-i Hallekan, İmam'ın yirmi yıl do­kuz ay Samirra'da kaldığını ve bu yüzden de İmam Hadi (a.s.) ve oğlu Hz. Askeri (a.s.) "Askeriyeyn" diye tanınmışlar­dır, demiştir.

Kesin olan şu ki, bu iki İmam'ın o devirde Abbasilerin hilafet merkezi olan Samirra'ya getirilmeleri, birkaç yönden Memun'un İmam Rıza (a.s.)'ı kendi şehrine getirme siyasetine benzemektedir. çünkü bu yakınlık, İmam'ın şialarla olan irtibatını kontrol etmeyi, çeşitli bölgelerde mevcut olup, hükümet için bir tehlike teşkil eden İmam'ın yakın şialarını tanı­mayı kolaylaştırıyordu. İmam bu şehirde yaşadığı sürece bir­kaç defa zindana atılmasının dışında, o şehrin normal bir yerlisi gibi hareket ediyordu, tabii ki İmam'ın bütün hareket­leri hükümet tarafından ihtiyatlı ve dakik bir şekilde incele­niyor ve gözleniyordu. çünkü İmam Askeri (a.s.) da olmak üzere şia İmamları yaşadıkları yer hususunda seçenek hak­kına sahip olsaydı Medine'yi seçerlerdi. Bu yüzden de İmam'ın uzun bir süre Samirra'da tutulması halife tarafından bir nevi tutuklamadır ve bu başka bir şekilde yorumlanamaz. şiaların öncelerden beri düzenli ve teşkilatlı bir şekilde faa­liyet etmeleri halifeyi tedirgin ediyor ve korkutuyordu, halife bu faaliyetleri kontrol etmek zorunda olduğu için bu mesele üzerinde önemle duruyordu.

Bunun için de İmam'dan, Samirra'da olduğuna dair sü­rekli olarak bilgi vermesi istenmişti. İmam'ın hizmetçilerinden birinin nakline göre, İmam her pazartesi ve perşembe günü dar'ül hilafeye gitmek zorundaydı. İmam'ın bu durumu zahirde İmam için bir ihtiram talakki ediliyordu, hakikatte ise halifenin durumları kontrol etmesi için bir vesileydi. Hatta bir defasında halife Sahibul Basra'yı görmeye gittiğinde İmam'ı da beraberinde götürüyor ve İmam'ın ashabı ise sadece yol boyunca O hazreti görmeye hazırlanıyorlar. Bu rivayetten iyice anlaşılıyor ki, bir süre kimse doğrudan İmam'ın evinde İmamla görüşememiş, buna imkan bulamamıştı.

İsmail b. Muhammed şöyle diyor: İmam'dan para iste­mek için İmam'ın gelip gittiği yolun üzerinde oturdum ve İmam yanımdan geçerken mali yardımda bulunmasını iste­dim.

Ebu Bekr-i Fahfaki şöyle diyor: Bir iş İmam'ı görmek için Samirra'dan hariç olup Ebi Katia b. Davud caddesinde, İmam'ın gelip dar'ül hilafe'ye gitmesini bekledim.

Muhammed b. Abdül Aziz-i Belhi de, İmam dar'ül amme'ye giderken, O'nunla görüşmek için el-Ganem cadde­sinde İmam'ın gelmesini beklemiştir.

Muhammed b. Rabi-i şaybani de şöyle diyor: İmam'ı görmek için Ahmed b. Huzayb kapısında oturmuş bekli­yordum ve İmam oradan geçerken O'nu gördüm.

Ali b. Cafer, Halebi'den şöyle naklediyor: İmam'ın dar'ül hilafeye gideceği bir gün, Asker'de İmam'ı görmek için biraraya toplandık, tam bu sırada İmam tarafından bize bir mek­tup geldi. Mektubun mazmunu şöyleydi: "Kimse bana selam etmesin, hatta bana doğru işaret bile etmesin. çünkü sizin kendiniz de emniyette değilsiniz

Hükümetin, İmam ile şiaları arasındaki irtibatı ne derece gözaltında tuttuğu ve kontrol ettiği bu rivayetten çok iyi bir şekilde anlaşılmaktadır. Tabii ki İmam ve şiaları buldukları her fırsatta birbirleriyle görüşüyorlardı ve bunu da kamufle ediyorlardı. şiaların İmamla kurabileceği en iyi irtibat yolla­rından biri yazışma idi ve birçok kaynaklarda da sık sık bu­nunla karşılaşmaktayız.

İMAM'IN SAMİRRA'DAKİ KONUMU

İmam Askeri (a.s.) çok genç bir yaşta olmasına rağmen, yüce ilmi ve ahlakî bir üstünlüğe sahip olduğundan, özellikle de şiaların rehberi olduğundan, şiaların da ihlasla O'na itikad ettiklerinden ve halkın hiç bir şey gözetmeden O'na ihtiramda bulunduğundan dolayı çok meşhur olmuştu. İmam, her­kesin yöneldiği ve kendisine teveccüh ettiği bir şahsiyet ol­duğu için Abbasi hakimiyeti de birkaç yer hariç, zahirde O hazrete karşı ihtiramda bulunuyor ve saygılı davranıyordu.

O hazretin yaşantısıyla ilgili bütün kaynakların naklettiği mufassal bir rivayette, gün geçtikçe İmam'ın Samirra'da ilmi azamet ve ehemmiyetinin daha iyi anlaşıldığı belirtilmiştir. Bu rivayet, ehemmiyete şayan bir rivayet olduğu için onun bazı bölümlerini buraya aktarmak istiyoruz.

İhtimalen İmam Askeri (a.s.)'la görüşme şerefi kazanan ve şianın meşhur alimlerinden olan Sa'd b. Abdullah Eş'ari şöyle diyor:

 İmam'ın rihletinden on sekiz yıl sonra 228 yılının şaban ayında Ahmed b. çbeydullah b. Hakan'ın ki o günlerde Kum'un maliyatını almakla görevliydi ve Âl-i Muhammed'e ve de Kum halkına karşı düşmanlık besliyordu meclisinde oturmuş idik. Samirra'da oturan 'Talibi'lerin mezheb ve durumlarından söz açıldı, sultanın yanında. Ahmed şöyle dedi: Samirra'da, Hasan b. Ali Askeri (a.s.) gibi vakarlı, iffetli, ne yapacağını bilen, ehli beytinin arasında büyüklükle tanınan, sultanın ve Beni Haşim'in yanında muhterem tutulan ve hatta emirlerden, vezirlerden ve katiplerden bile üstün tu­tulan birini ne görmüş ve ne de duymuştum. Ben bir gün ba­bamın yanı başında durmuştum ve babam da o gün halk ile görüşmek için oturmuştu. Hizmetçilerden biri gelip "İbn-ur Rıza kapıda bekliyor." dedi. Babam yüksek sesle "Girmesine izin verin." dedi. O hazret de içeri girdi... Babam O'nu gö­rünce birkaç adım O'na doğru yürüdü. Hiç kimseye, hatta emirlere ve valilere karşı yapmadığı bu işi İmam'ın karşısında yaptı. İmam'a yaklaşınca elini O'nun boynuna sa­rıp yüzünü ve alnını öptü, daha sonra da O'nun elinden tutup kendi yerine oturttu, kendisi de karşısında oturup O'nunla konuşmaya başladı. Konuşurken de O'na ihtiramen laka­bıyla hitab ederek daima "Babam, anam sana feda olsun..." diyordu.

Geceleyin babamın yanına gittim ve şöyle dedim: Bu­gün onca ihtaram ettiğin ve hatta baba ve anneni bile kendi­sine feda ettiğin O adam kimdi, baba? "O İbn-ur Rıza ve rafizilerin imamıdır." dedi ve sustu. çok kısa bir süre sonra yeni­den söze başladı ve şöyle devam etti: "Oğulcuğum, eğer bir gün hilafet Beni Abbas'ın elinden çıkarsa, O'ndan başka bu işi yürütecek layık biri Beni Haşim arasında mevcut değildir. O faziletinden, nefsini tezkiye ettiğinden ve koruduğundan, zühd, ibadet ve güzel ahlakından dolayı hilafet makamına layık biridir. Keşke O'nun babasını görseydin; azametli, akıllı, iyiliksever ve faziletli biriydi, O. Bu sözleri duyunca bütün vü­cudum hışm ve adavet ateşiyle yandı yakıldı, ama aynı za­manda O'nu tanımaya daha çok ilgi duydum, buna olan is­teğim daha da arttı. Beni Haşim'den, katiplerden, kadılardan, fakihlerden ve hatta normal insanlardan bile O'nun hakkında sorduğumda, O'nu herkesten daha azametli tuttuklarını ve ehli beytindeki diğer şahıslardan daha üstün gördüklerini an­ladım. Herkes "O rafizilerin imam'ıdır." diyordu. Ondan son­ra, O'nun benim yanımdaki önem ve ehemmiyeti daha da arttı. çünkü dost ve düşman herkes O'na iyilikle anıyor ve methediyordu.

Bunu rivayet eden Ehl-i beyt düşmanlarından biri olma­sına rağmen, bu rivayet İmam'ın ahlaki ve içtimai konumunu açıkça ortaya koymaktadır.

İmam Asker (a.s.)'ın hitmetçisi şöyle diyor: İmam'ın dar'ul hilafeye gittiği günler halk acayip bir coşku ve heyecan gösteriyordu İmam'ın geçeceği yol, atlarına binmiş kalabalık bir toplulukla doluyordu, İmam geldiğinde ise herkes birden susuyor ve İmam kalabalığın arasından geçerek dar'ul hilafeye giriyordu.

Bu kalabalığı oluşturanların çoğu imam'ı görmek için uzaktan yakından Samirra'ya gelen şialardı. Tabii ki Resulullah(s.a.a.)'in evlatlarına ilgi ve sevgi duyan diğer insanlar da İmam'ı görmek için O'nun geleceği yolda durup kalabalığı daha bir çoğaltıyorlardı.

İMAM'IN TUTUKLANDIğI DçNEMLER

çnceden de değindiğimiz gibi İmam Hadi (a.s.)'ın İmam Askeri (a.s.)'la birlikte Mütevekkil tarafından Samirra'ya geti­rilmesinin kendisi, İmamları ve onların şialarla olan ilişkilerini kontrol etmek için bir nevi zindan! Etmekten ibaretti. Bazı du­rumlarda bu baba ve oğlun tutuklanmasında daha çok şid­det kullanılıyordu. çzellikle düzeni tehdit edebilecek boyutta­ki olaylar vuku bulduğunda, bizzat İmam'ın kendisi yakın ashabından bazılarıyla birlikte zindana atılıyordu.

İmam Askeri (a.s.)'ın tutuklanması hususunda bazı ri­vayetler mevcuttur, ancak bazı yönlerden birbirleriyle çe­lişmektedir. Böyle bir hatanın ortaya çıkmasında bazı sebep­ler düşünülebilir. Onlardan biri İmam'ın birkaç defa tutuklan­mış olması da olabilir, halkın halifelerin adını karıştırmış ol­ması da. Haliyle bu rivayetler bir araya toplandığında ve bir­birleriyle kıyaslandığında hakikati ele getirme olasılığı daha da artıyor.

Bir rivayete göre (halifelikten azledilen ve 255 yılında öl­dürülen) Mutazz, Kufe'ye gitmek istediğinde İmam Askeri (a.s.)'ın tutuklanmasını emretti ve hizmetçisi Said'i de bu işle görevlendirdi. Eb'ul Haysem b. Sebane bu husustaki endişe ve korkusunu mektupla İmam'a bildiriyor. İmam da onun cevabında şöyle yazıyor: "çç gün sonra bir kurtuluş kapısı açılacak ve Mutazz öldürülecektir.

şu kesin ki, İmam Askeri (a.s.) Muhtedi döneminde (255-256) bir süre zindanda kalmıştır. Bundan önce de şialardan bir grubu zindana atılmışlardı. şianın meşhur şahsiyetlerinden olan ve Ebu Haşim-i Caferi diye tanınan Davud b. Kasım 252 yılında zindana atılmıştı. Onun tutuklanma se­bebini Hatib-i Bağdadî, İbn-i Arefe'den şöyle naklediyor: Ko­nuştuğu bazı sözlerden dolayı zindana atıldı. şeyh Tusi'nin naklettiği bir rivayette Ebu Haşim-i Caferi'nin Beni Haşim'den ve başkalarından birkaç kişiyle birlikte tutuklanmasının sebe­bi, Abdullah b. Muhammedi Abbasi'nin öldürülmesi olarak zikredilmiştir. Bazı rivayetlerde belirtildiği gibi bu zindanın sorumlusu Salih b. Vasif idi ve o 256 yılında Musa b. Bağa ta­rafından öldürüldü. Bu yüzden ve büyük bir ihtimalle İmam Askeri (a.s.)'ın tutuklanması 255 yılında ve Muhtedi'nin döneminde vuku bulmuştur.

Bir rivayete göre Ebu Haşim Caferi şöyle demiştir: Muh­tedi'nin döneminde zindana atıldığım zaman İmam Askeri (a.s.)'ı da zindana getirdiler. Muhtedi'nin 256 yılında ölme­siyle, Allah İmam'ı ölümden kurtardı, çünkü halife O hazreti öldürmeye kararlıydı.[35]

İmam'ın zindana atıldığı yerin adı Cavsek'di. Muhtedi'nin kendisi ve aynı şekil Salih b. Vasif, sonraları o zindana atıl­mış ve öldürülmüştü. Cavsek bir kale idi ancak zindan ola­rak kullanılıyordu.

Bu zindanın iç durumu hakkında şunları biliyoruz:

a: İmam (a.s.) zindana girdiğinde Acem bir kişiye işaret ederek şöyle buyurdu: Eğer bu kişi olmasaydı ne zaman zin­dandan kurtulacağınızı söylerdim. çünkü o sizi gözetleyerek davranışlarınızı halifeye bildiriyor. Ebu Haşim şöyle diyor: Bir gün biz onu sıkıştırıp, her birimiz hakkında kötü haberler ya­zıp halifeye vermek istediği mektubu elbisesinden çıkardık.

 b İmam'ın zindandaki bizzat zindan bekçilerine karşı tutum ve davranışları öyle bir şekildeydi ki, nitekim onların utanmasına neden ölüyordu. İmam Kazım (a.s.)'ın da bu şekil davrandığı rivayet edilmiştir. Abbasilerin uşaklarından olan ve İmam'ı zindanda tutmakla görevlendirilen Salih b. Vasif, bazı Abbasiler tarafından İmam'a eziyet etmeye teşvik ediliyor ve o da cevaben şöyle diyordu:

Halkın arasında tanıdığım en kötü iki kişiyi bu iş için gö­revlendirdim, ama onlar İmam Askeri (a.s.)'dan öyle etkilen­diler ki ibadet etmekte ve namaz kılmakta yüce bir makama ulaştılar.

Bazı rivayetler, imam'ın zindanda daima oruç tuttuğunu bildiriyor.

İmam (a.s.)', 256 dan 279 yılına kadar hilafet eden Mutamid'in döneminde ikinci defa zindana atıldı. Bir rivayette, O hazretin 259 yılında Mutamid'in zindanında olduğu ve Ali b. Cerir'in de İmam'ın bekçisi olduğu belirtilmiştir. Mutamid'in İmam hakkında sorduğu sorulara Ali b. Cerir şöyle cevap ve­riyor: Her zaman gündüzleri oruç tutuyor ve geceleri de na­maz kılıyor.

Aynı şekil Sumayri "el-Evsiya" kitabında Mahmudi'den şöyle rivayet etmiştir: Ebu Muhammed-i Askeri (a.s.) Muta­mid'in zindanından çıkarken şu ayeti yazmış olduğunu gör­düm:

"Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek isterler. Kafirler is­temese de Allah nurunu tamamlayacaktır."

şeyh Müfid, Muhammed b. İsmail-i Alevi'den şöyle ri­vayet etmiştir:

İmam Askeri (a.s.), Ali b. Evtamiş (veya Baremiş)'in bu­lunduğu zindana getirildi. Bu şahıs Ebu Talib evlatlarının amansız düşmanlarından idi. Ona, İmam hakkında elinden gelen kötülüğü yapması emredildi. Ama o, imam'la bir süre kaldıktan sonra ayrılma zamanı geldiğinde İmam'ın ilahi aza­metini her kesden daha iyi tanıyan biri olarak ayrıldı.

çok büyük bir ihtimalle İmam 259 yılında bu zindana atılmıştı ve bunu teyid eden şahid de aşağıdaki rivayettir.

Keşşi "Rical" kitabında, Muhammed b. İbrahim-i Samerkandi'nin şöyle dediğini rivayet ediyor: Hacca giderken, yolu­mun üzerinde bulunan doğruluk, salah, takva ve hayırla tanı­nan Budak Buşencani (Buşencan Herat köylerinden biridir) adındaki arkadaşıma uğrayayım dedim. Onun yanına varıp sohbete başladığımızda FâzI b. şazan'dan söz açıldı. Budak "O midesinden çok rahatsızdır..." dedi ve şunları da ekledi: "Hac merasimini yerine getirmek için Mekke'ye gittiğimde, değerli ve faziletli bir şeyh olan Muhammed b. İsa el-Abidi'nin yanına gittim. Onun evinde, üzgün ve perişan bir halde oturan bir grup gördüm. Bunun sebebini sorunca şöyle dedi­ler: Ebu Muhammed (a.s.) zindana atılmış. (Bunu duyunca oradan çıkıp) Yoluma devam ettim, dönüşümde yine Mu­hammed b. İsa'ya uğradım. Onu güler yüzlü ve dinç buldum. Bunun sebebini sordum, dedi ki: "İmam serbest bırakıldı." Ben gündüz ve gece (amelleriyle ilgili dan) kitabımı da bera­berimde götürüp Samirra'ya gittim. Ebu Muhammed (a.s.)'ın huzuruna vardım. Kitabı O hazrete gösterip "Canım sana fe­da olsun, bu kitaba bakar mısınız?" dedim. İmam kitabın her sayfasına bakarak şöyle buyurdu: "Sahihtir, bununla amel etmek iyidir." Ben "FazI çok hastadır ve hastalığının sebebinin de sizin O'nun hakkında etmiş olduğunuz dua olduğunu duy­dum. Duydum ki onun İbrahim (a.s.)'ın vasiyyinin Rasulullah(s.a.a.)'in vasiyyinden üstün gördüğünü size anlatmışlar. Hal­buki bu doğru değil, bunu yalanla ona isnad etmişler." dedim. İmam buyurdu: "Evet, Allah Fazl'a rahmet etsin." Budak diyor ki: Ben geri döndüm ve İmam'ın "Allah Fazl'a rahmet etsin." dediği günlerde Fazl'ın vefat etmiş olduğunu anladım.

Meşhur olduğu gibi FazI b. Sazan'm 260 H.K. yılında ve­fat ettiğini kabul edersek, haliyle 259 yılının sonlarında Zilhacce ayından önce İmam'ın zindanda olduğunu da kabullenmeliyiz.


 

islam kütüphanesi

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler