05 Temmuz 2022 Salı Saat:
22:32

İmam Ali’nin Gözüyle Hz. Resulullah’ın Özellikleri

28-02-2022 17:23


 

 

 

 

 

 

 

 

 

Hz. İmam Ali’nin (a.s) Gözüyle Hz. Resulullah’ın (s.a.a) Özellikleri

 

 

Bismillahirrahmanirrahim

 

 

Hz. Emirü’l-Müminin’in (a.s) doğum yıldönümü münasebetiyle yayınlanan yazıda Hz. İmam Ali’nin kendisi hakkında ondan başka kimsenin kendi hakkında söyleyemeyeceği muhteşem sözlerden örnekler sunmuştuk. Şimdi önce o yazıdaki sözleri bir hatırlayın; sonra öyle müstesna bir şahsiyetin Hz. Resulullah (s.a.a) hakkında ve onun müstesna faziletleri hakkında söyleyecekleri, kendisi hakkında söylediklerinden çok daha önemli, çok daha ilginç ve kat kat daha hayret verici olmaz mı?

 

İşte bu yazıda Hz. Resul-i Kibriya Muhammed-i Mustafa’nın (s.a.a) mübarek bi’seti münasebetiyle ona ve faziletlerine Ali gözüyle bakmak istiyoruz. Kendisi buyurmamış mıydı Allah Resulü’nün (s.a.a):

 

“Ya Ali! Allah-u Teâla’yı benden ve senden başka (hakkıyla)  tanıyan olmadı. Beni Allah’tan ve senden başka (hakkıyla) tanıyan olmadı ve seni Allah’tan ve benden başka hakkıyla tanıyan olmadı!”

 

Bu sözlerin hepsini bu kısa makalede nakletmek uzun ve yorucu olabilir diye, bunların içinden en önemli, en ilginç ve en kapsayıcı olanlarından bir demet seçip, siz Peygamber ve Ali sevdalılarına takdim ediyoruz. Bizleri, o eşsiz benzersiz, yaratılış şahikaları, insanlık harikaları ve kâinat efendileriyle tanıştırdığı, ruhumuzu, gönlümüzü onların muhabbet ve meveddetiyle doldurduğu ve bizi onların velayet gölgesine yerleştirdiği için Rabbimize sonsuz hamd ve senalar olsun.

 

 

1- En Çok Beğenilen, En Önce Seçilen…

 

ارسله بالضیاء و قدمه فی الاصطفاء.

 

“Allah onu (Resulullah’ı) aydınlık ile gönderdi ve her kesten önce onu (beğenip) seçti.”[1]

 

2- Onu Allah eğitmiştir:

 

انّ رسول الله صلی الله علیه و آله ادّبه الله عزّوجل و هو ادّبنی و انا أودّب المؤمنین و اورث الادب المکرمین.

 

“Şüphesiz Resulullah’ı (s.a.a) Allah Azze ve Celle eğitmiştir; o beni eğitmiştir; ben de müminleri eğitecek ve saygın insanlara edebi miras bırakacağım.”[2]

 

Resulullah’ın (s.a.a) kendisi de şöyle buyurmuştur:

 

أنا ادیب الله و علی أدیبی.

 

“Ben Allah’ın eğittiği kimseyim, Ali de benim.”[3]

 

3- Bütün Faziletlerin Hatemi, Bütün Sırların Fatihi…

 

اجعل شرائف صلواتک و نوامی برکاتک علی محمد عبدک و رسولک الخاتم لما سبق والفاتح لما انغلق والمعلن بالحق والدافع جیشات الاباطیل و الدامغ صولات الاضالیل.

 

“Allah’ım! Ey (yerdeki) yayılan her şeyi yayan,  gökleri koruyan ve hem iyi ve hem de kötü kalpleri asli fıtratı üzere yaratan! En değerli ve özel salavatını (rahmetlerini) ve sürekli artan bereketlerini kulun ve elçin Muhammed'in üzerine kıl; o kendinden önceki geçen nübüvveti ve faziletler derecelerini hatmeden ve (kimsenin açamadığı fazilet ve ilahi sırların) kapısını açandır; hakkı hak ile ilan eden, batıl ordularını bertaraf eden, sapıkların saldırı ve hücumlarını bozguna uğratandır.”[4]

 

4- Ardı Kesilmeyen Yağmur Gibi…

 

Hz. Emîrü’l-Müminin Ali (a.s):

 

حتّى بَعَثَ اللّهُ محمّدا صلى الله عليه و آله شَهيدا و بَشيرا و نَذيرا ، خَيرَ البَريَّةِ طِفلاً، و أنجَبَها كَهلاً، و أطهَرَ المُطَهَّرينَ شِيمَةً، و أجوَدَ المُستَمطَرينَ دِيمَةً.

 

“(İnsanlar dalalet içindeydi.) Derken Allah Muhammed'i (s.a.a) şahit olarak, müjdeleyici ve korkutucu olarak peygamberliğe seçti. Çocukluğunda yaratılanların en hayırlısı, olgunluğunda en necibiydi. Ahlâk bakımından temizlenmişlerin en temiziydi. Cömertlik bakımından (hayır ve bağışı) sürekli yağan yağmur gibiydi.”[5]

 

5- En Temiz, En duru…

 

و لقد کان فی رسول اللهکاف لک فی الاسوة... فتأس بنبیک الاطیب الاطهر فان فیه اسوة لمن تأسی و عزاة لمن تعزی واحب العباد الی الله المتأسی بنبیه والمقتص لأثره.

 

“Hiç şüphesiz Allah’ın Resulü’nde senin için yeterli örneklik vardır… O halde (insanların en temiz ve en durusu olan peygamberine uy. Şüphesiz ki onda, kendisine uymak isteyen kimse için (en mükemmel) örneklik ve teselli bulmak isteyene yeterli teselli vardır. Kulların Allah katında en çok sevileni O’nun peygamberine uyan ve onun izini izleyen kimsedir.”[6]

 

6- Bütün Enleri Kendinde Toplayan…

 

كانَ عليٌّ عليه السلام إذا نَعَتَ النَّبيَّ صلى الله عليه و آله قالَ : هو خاتَمُ النَّبيّينَ ، أجوَدُ النّاسِ كَفّا، و أجرَأُ النّاسِ صَدرا ، و أصدَقُ النّاسِ لَهجَةً و أوفَى النّاسِ ذِمَّةً ، و أليَنُهُم عَريكَةً ، و أكرَمُهُم عِشرَةً . (مَن رَآهُ بَديهَةً هابَهُ ، و مَن خالَطَهُ مَعرِفَةً أحَبَّهُ ، يَقولُ ناعِتُهُ : لَم أرَ قَبلَهُ و لا بَعدَهُ مِثلَهُ.

 

“Peygamberlerin hâtemi olan Allah Resulü, insanların en cömerdi, gönlü en açık olanıydı. İnsanların en doğru konuşanıydı; insanlar arasında verdiği söze ve ahde en vefalı olandı; insanların en yumuşak huylu olanıydı; muaşeret ve davranış açısından da en saygın olanlarıydı. Onu ilk defa gören heybetinden irkilirdi; tanıdıktan sonra ona eşlik eden onu severdi. Onu tarif etmek isteyen şöyle derdi: “Ben ondan önce de ondan sonra da onun gibisini görmedim!”[7]

 

7- Benzersiz Şecaat, Benzersiz Cesaret…

 

کنا اذا احمر البأس اتقینا برسولالله (ص) فلم یکن احد منا اقرب الی العدو منه.

 

“Biz (Müslümanlar), savaşın harareti iyice kızıştığında Resulullah’a sığınıyorduk. İçimizden düşmana ondan daha yakın olanımız yoktu!”[8]

 

8- Fedakârlıkta Kendisi ve Ehlibeyti Her Kesten Öndeydi…

 

و کان رسول الله اذا احمر البأس و احجم الناس قدم اهل بیته، فوقی بهم اصحابه حر السیوف و الاسنة فقتل عبیدة بن الحارث یوم بدر و قتل حمزة یوم احد و قتل جعفر یوم موتة و اراد من لو شئت ذکرت اسمه مثل الذی ارادوا من الشهادة و لکن آجالهم عجلت و منیته اجلت.

 

“Savaşın harareti iyice kızıştığında ve insanlar savaş meydanından geri çekildiğinde, o kendi Ehlibeyti’ni (düşman) önüne sürer ve onlarla ashabını kılıçların ve mızrakların darbesinden korurdu. Bedir savaşında (amcası oğlu) Übeyde b. Hâris, Uhut savaşında (amcası) Hamza ve Mute savaşında (amcası oğlu) Cafer (b. Ebi Talip) şehit düştüler. Ve (kendisini kastederek) eğer isteseydim, ismini zikredebileceğim birisi de onlar istediği gibi şehadeti istedi, ama onların ecelleri öne alındı, onunki ise ertelendi!”[9]

 

9- Bambaşka Bir Aşk, Müstesna Bir Sevda…

 

Hz. Emîrü’l-Müminin Ali (a.s):

 

سُئِلَ الإمامُ عليٌّ عليه السلام‏:‏ كَيْفَ كَانَ حُبُّكُمْ لِرَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ‏؟‏ قَالَ‏:‏ كَانَ وَاللَّهِ أَحَبَّ إِلَيْنَا مِنْ أَمْوَالِنَا، وَأَوْلَادِنَا، وَآبَائِنَا، وَأُمَّهَاتِنَا، وَمِنَ الْمَاءِ الْبَارِدِ عَلَى الظَّمَإِ‏.‏

 

Ona (a.s) “Resulullah’a (s.a.a) karşı sevginiz nasıldı?” diye sorulduğunda şöyle buyurdu: “Vallahi o bizim için mallarımızdan, evlatlarımızdan, baba ve analarımızdan ve sıcak havada susamış birisinin içtiği serin sudan daha sevimliydi!”[10]

 

10- Onun Getirdiğini Kimse Getirememiştir…

 

وَاعْلَمْ یا بُنَیَّ أَنَّ اَحَداً لَمْ یُنْبِیء عَنِ اللهِ سُبْحانَه کَما اَنْبَأ عَنْهُ الرَّسُولُ فَارْضَ بِهِ رائِداً وَ اِلَی النَّجاۀِ قائِداً.

 

“Ey oğlum! Şunu bil ki hiç kimse, Allah'tan Resul’ün (s.a.a) getirdiği gibi haber getirmemiştir. Onu, (mutluluğu sağlayan) rehber ve kurtuluşa götüren lider olarak kabul et."[11]

 

11- Muhammed’in (s.a.a) Kölesi…

 

رُوِيَ عن الإمام جعفر بن محمد الصادق أنهُ قَالَ: جَاءَ حِبْرٌ مِنَ الْأَحْبَارِ إِلَى أَمِيرِ الْمُؤْمِنِينَ فَقَالَ: يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ مَتَى كَانَ رَبُّكَ؟
فَقَالَ لَهُ: "ثَكِلَتْكَ أُمُّكَ، وَ مَتَى لَمْ يَكُنْ حَتَّى يُقَالَ مَتَى كَانَ، كَانَ رَبِّي قَبْلَ الْقَبْلِ بِلَا قَبْلٍ، وَ بَعْدَ الْبَعْدِ بِلَا بَعْدٍ، وَ لَا غَايَةَ وَ لَا مُنْتَهَى لِغَايَتِهِ، انْقَطَعَتِ الْغَايَاتُ عِنْدَهُ فَهُوَ مُنْتَهَى كُلِّ غَايَةٍ".فَقَالَ: يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ، أَ فَنَبِيٌّ أَنْتَ؟ فَقَالَ: "وَيْلَكَ، إِنَّمَا أَنَا عَبْدٌ مِنْ عَبِيدِ مُحَمَّدٍ.

 

“İmam Cafer Sâdık’ın (a.s) nakline göre Yahudi alimlerinden birisi Hz. Emirü’l-Müminin’e (a.s) gelerek, “Ya Emire’l-Müminin dedi, Rabbin ne zamandan beri vardır?” İmam (a.s) ona şöyle buyurdu: “Anan sana yas tutsun, ne zaman yoktu ki, ne zamandan beri vardır denilsin?! Rabbim her önceden önceydi, bir öncesi olmadan; her sonradan da sonraydı, bir sonrası olmadan; O’nun için herhangi bir bitiş noktası söz konusu değildir. Her gaye onda son bulur; O her gayenin nihayetidir!” Bunu dinleyen Yahudi âlimi İmam’ın cevabına şaşırarak “Ya Emire’l-Müminin! Acaba sen peygamber misin?” diye sorunca İmam (öfkelenerek) şöyle buyurdu: “Vay olsun sana, ben Muhammed’in (s.a.a) kölelerinden bir köleyim!”[12]

 

 

12- Yer Gök Ona Selama Dururdu…

 

Hz. Emîrü’l-Müminin Ali (a.s):

 

لَقد رأيتُني أدخُلُ معَ رسولِ اللّهِ صلى الله عليه و آله الوادِيَ فلا يَمُرُّ بحَجَرٍ و لا شَجَرٍ إلاّ قالَ: السَّلامُ عليكَ يا رَسولَ اللّهِ، و أنا أسمَعُهُ.

 

“Ben (bazen) Resulullah (s.a.a) ile vadiye giriyordum; yanından geçtiği her taş ve ağaç ona hitaben şöyle diyordu: “Selam olsun sana ey Allah’ın Resulü!” ve ben bunu duyuyordum!”[13]

 

13- Onu Dinleyen Yerine Çakılıp Kalırdı…

 

Hz. Emîrü’l-Müminin Ali (a.s):

 

اِذا تَكَلَّمَ اَطْرَقَ جُلَساؤُهُ كَاَنَّما عَلى رُؤُسِهِمُ الطَّيْرُ فَاِذا سَكَتَ تَكَلَّمُوا، وَ لايَتَنازَعُونَ عِنْدَهُ الْحَديثَ، مَنْ تَكَلَّمَ اَنْصَتُوا حَتّى يَفْرَغَ.

 

“Resulullah (s.a.a) konuştuğunda yanındakiler öylesine kulak kesiliyorlardı ki sanki başlarına bir kuş konmuş gibiydiler. Ancak o sustuğunda konuşuyorlardı. Onun yanında sözlü münakaşa yapmazlardı. Birisi konuştuğunda sözünü bitirinceye kadar susuyorlardı.”[14]

 

 

 

 

 


[1]  Nehcü’l Belâğa, Hutbe: 213

[2] Bihârü’l-Envâr, c. 77, s. 231

[3] Bihârü’l-Envâr, c. 77, s. 267

[4] Nehcü’l-Belâğa, Hutbe: 72

[5] Seyyid Razi, Nehcü’l-Belâğa, Hutbe: 105

[6] Nehcü’l-Belâğa, Hutbe: 160

[7] el-Ğârât, c. 1 s. 167

[8] Nehcü’l-Belâğa, İlginç Kelimeler: 9

[9] Nehcü’l-Belâğa, Mektup: 9

[10] Müberred, el-Kâmil, c. 2, s.789

[11] Nehcü’lBelâğa, Mektup: 31

[12] el-Kâfi, c. 1, s. 89

[13] Muttaki Hindî, Kenzü’l-Ummâl, Hadis: 31950

[14]  Tabersî, Mekârimü’l-Ahlâk, s. 15

 

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !