21 Ağustos 2019 Çarşamba Saat:
06:19
17-04-2019
  

İbn Teymiyye'nin Hz. Mehdi Çıkmazı

İbn Teymiyye'nin Hz. Mehdi Hakkındaki Görüşlerinin Tenkidi

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

Vahid Hurşidî

 

Giriş

Mehdilik ilkesine ve vadedilen Mehdi'nin (a.f) küresel ve adil hükümetine itikat Şiilere mahsus özelliklerden değildir. Bilakis bu meselede Ehl-i Sünnet'in görüşü de Şia'yla aynıdır. Ehl-i Sünnet'in kitaplarında geçen Peygamber'in Mehdilik hususundaki çok sayıda rivayeti, onları Mehdilik rivayetlerinin sıhhat ve tevatürünü ikrara mecbur bırakmıştır.[1] Bu makalede, Vahhabiliğin fikrî lideri sayılan İbn Teymiyye'nin İmam Mehdi (a.f) hakkındaki görüşünü tahkik ve tenkit etmeyi ve onun İmam Mehdi (a.f) konusundaki inancının ne olduğuna bakmayı amaçlıyoruz. İbn Teymiyye kitaplarında Mehdiliğin hangi meselelerini ele almıştır? İbn Teymiyye'nin Şiilere düşmanlığı gözönünde bulundurulduğunda Şia'nın Mehdilik inancı hakkındaki görüşü nedir? Vahhabiler bu hususta İbn Teymiyye'nin sözlerine istinat ederek kitaplarla, propagandayla, makaleler, uydular ve internet siteleriyle Şia'nın Mehdilik inancını hedef almakta ve vadedilen Mehdi'nin varlığını inkar etmektedir. Bu nedenle İbn Teymiyye'nin bu mevzuda ortaya attığı şüpheleri tahkik ve tenkit etme zorunluluğu vardır.

 

İbn Teymiyye'nin Mehdilik Hadisleri Hakkındaki İnancı

 

Minhacu's-Sünne, İbn Teymiyye'nin en meşhur kitaplarındandır ve Allame Hıllî'nin Minhacu'l-Kerame'sini tenkit amacıyla yazılmıştır. İbn Teymiyye, Minhacu'l-Kerame'de Ehl-i Sünnet'in kitaplarından aktarılmış, sadece İmam Mehdi'ye (a.f) tatbik edilen, Hazret'in küresel ve adil zuhurunu, kıyamını müjdeleyen Mehdilik hadisleriyle[2] karşılaştığında bu rivayetlerin sıhhatini itiraf etmekten başka çaresi kalmamıştır. İbn Teymiyye bu konuda şöyle der: “Mehdi'nin hurucuna hüccet gösterilen hadisler sahih rivayetlerdir.”[3]

 

Sözünün devamında, Hz. Fatıma'nın (s.a) evlatlarından olan İmam Mehdi'nin (a.f) nesebi[4] ve onun küresel ve adil kıyamı[5] hakkındaki birkaç rivayeti zikretmiş ve şöyle demiştir: “Hz. Mehdi (a.f) hakkındaki rivayetler meşhurdur.”[6] Aynı şekilde Hukuku Âlu'l-Beyt kitabında Mehdilik hususundaki rivayetleri nakletmiş ve şöyle demiştir: “Nebevî hadislerin âlimleri, hafızları ve muhakkikleri, Peygamber'in (s.a.a) gelişini müjdelediği Mehdi rivayetlerini nakletmiştir.[7]

 

İbn Teymiyye yalnızca Mehdilik rivayetlerine dayanmakla kalmamış, Mehdi'ye itikat ilkesini de kabul etmiştir. Hatta Mehdilik meselesini inkar edenlerle karşılaştığında onlara sert biçimde ilmî mukabelede bulunmuş, delillerini eleştiriye tabi tutmuş ve Mehdilik akidesini savunmuştur. Mehdilik inancını inkar edenler, Peygamber'in (s.a.a) “لا مهدي إلا عیسی بن مریم“İsa b. Meryem dışında Mehdi yoktur.”[8] buyurduğu rivayeti delil göstererek Mehdi'nin İsa olduğuna inanmaktadır. Bu sözün neticesi, Peygamber'in (s.a.a) Ehl-i Beyt'inden Mehdi'nin (a.f) varlığının inkar edilmesidir. İbn Teymiyye bu kişiler karşısında sert tavır takınmış ve bu rivayetin zayıf olduğunu belirtmiştir.[9] Onun inancına göre, Mehdilik rivayetini[10] inkar eden taife hataya düşmüştür. Bu rivayetin ravisi Muhammed b. Cündî meçhul bir şahıstır ve güvenilmezdir. Nitekim İbn Teymiyye[11] ve Sicistanî[12], meşhur muhaddis[13], İbn Kayyım[14], Molla Ali Kâri[15], Beyhakî, Hâkim[16] ve Elbânî[17] gibi başkaları onu zayıf kabul etmiş ve bu rivayetin zayıf olduğuna hükmetmişlerdir.

 

Dolayısıyla İbn Teymiyye Mehdilik rivayetlerinin sıhhat ve şöhretini dile getirerek Peygamber'in (s.a.a) Ehl-i Beyt'inden Mehdi'yi inkar edenlerin delillerini eleştirmiş ve Mehdilik meselesindeki kendi tavrını açığa vurup ispatlamıştır. Ona göre, gelişi müjdelenen Mehdi, Ehl-i Beyt'ten ve Hz. Zehra'nın (s.a) evlatlarındandır. Vahhabiler de İbn Teymiyye'ye tâbi olarak Mehdilikle ilgili hadislerin sıhhat ve tevatürünü itiraf etmişlerdir. Vahhabilerin güvendiği ünlü muhaddis Elbânî Mehdilik akidesini inkar etmeyi, Allah'ın uluhiyetini inkar gibi görmüştür.[18] Vahhabilerin baş müftüsü Bin Baz da İmam Mehdi'yle (a.f) ilgili rivayetleri manevi mütevatir kabul etmiş ve şöyle demiştir: “Bu babtaki rivayetler çoktur ve müstefiz seviyesindedir.”[19]

 

İbn Teymiyye'ye Göre İmam Mehdi'nin Babasının Adı

 

İbn Teymiyye, Ebu Davud'un Allah Rasülü'nden (s.a.a) naklettiği:

 

لو لم یبق من الدنیا إلا یوم لطول الله ذلک الیوم حتی یخرج فیه رجل منی أو من اهل بیتي یواطئ اسمه اسمي و اسم أبیه اسم أبي یملاً الأرض قسطاً و عدلاً کما ملئت جوراً و ظلماً

 

“Eğer dünyanın ömründen bir gün dahi kalacak olsaydı, Allah o günü, benden veya ehl-i beytimden biri olup ismi benim ismim, babasının ismi babamın ismiyle aynı olan, yeryüzünü tıpkı zulüm ve haksızlıkla dolduğu gibi insaf ve adaletle dolduracak olan biri huruç edinceye kadar uzatırdı.” [20]

 

Bu rivayete istinat ederek “اسم أبیه اسم أبي”, “Babasının adı babamın adıdır”[21] cümlesinin İmam Mehdi'nin (a.f) babasının adının Abdullah olduğuna delalet ettiğine inanmaktadır. Bu hususta, Şiilerin, İmam Mehdi'nin (a.f) babasının adının İmam Hasan Askerî (a.s) olduğu iddiasını reddederek Şiileri, yalanlarıyla çelişmesin diye Allah Rasülü'nün rivayetinden “اسم أبیه اسم أبي” cümlesini çıkarmakla itham etmiştir. Sözünün devamında şöyle der:

 

 “Bir grup da rivayeti tahrif etmiş ve demiştir ki: Mehdi'nin ceddi Hüseyin ve dedesinin künyesi Ebu Abdullah'tır. Oysa Allah Rasülü'nün rivayetinin manası şudur ki, Mehdi'nin ismi Muhammed b. Abdullah'tır ve ismi künyesi yapılmıştır."[22]

 

Bu Görüşün Tenkidi

 

İbn Teymiyye'nin bu iddiasına cevabımızı birkaç nokta halinde beyan edeceğiz:

 

a) İbn Teymiyye'nin istinat ettiği rivayet “اسم أبیه اسم أبي” cümlesi olmaksızın[23] Ehl-i Sünnet'in en eski kaynaklarında Hz. Ali (a.s)[24], İbn Mesud[25], Ebu Hureyre, Huzeyfe[26], İbn Abbas[27], Ebu Said Hudrî[28] ve Ümmü Seleme gibi sahabelerden sahih senedle[29] nakledilmiştir. Bu sahabelerden sahih senedle nakilde “اسم أبیه اسم أبي” cümlesinin olmaması rivayetin aslında bu cümlenin bulunmadığını ve rivayete sonradan eklendiğini göstermektedir. Nitekim Sicistanî[30] ve Genci Şafiî de bu noktaya işaret ederek hadisin ravisi tarafından rivayete ilave edildiğini, yani “zâide” olduğunu belirtmiştir.[31] Bu nedenle İbn Teymiyye'nin dayandığı rivayet muteber değlidir.[32]

b) Meşhur Vahhabi yazarlardan Şeyh Rebii b. Muhammed Suudî bu rivayeti uydurma kabul etmiş ve bunu Muhammed b. Abdullah Nefs-i Zekiyye'nin takipçilerinin uydurduğunu öne sürmüştür. Zira onun beklenen Mehdi olduğu meşhur şöhret kazanmıştı.[33]

 

Dolayısıyla “اسم أبیه اسم أبي” cümlesi olmaksızın nakledilen rivayetlerin sahih tariki vardır ve istifaze seviyesine varmaktadır. Şiilerin kendi iddiasını ispat için rivayeti tahrif ettiği iddiası bâtıl bir iddiadır ve yalandır. Şiilerin görüşü, Ehl-i Sünnet'in, fazlalık cümlenin yeralmadığı rivayet grubuna uygundur.

 

İbn Teymiyye'ye Göre İmam Mehdi'nin Nesebi

 

Belirtildiği gibi, İbn Teymiyye, Mehdi'nin Hz. Zehra'nın (s.a) neslinden olduğuna inanmaktadır. Fakat Hz. Mehdi'nin (a.f) Hz. Zehra'nın (s.a) hangi çocuğunun neslinden geldiğinde Şia ile görüş ayrılığı içindedir. O, İmam Mehdi'nin (a.f) nesebinin İmam Hüseyin'e (a.s) vardığına inanan Şiilerin aksine, vadedilen Mehdi'nin, İmam Hüseyin'in (a.s) değil, İmam Hasan'ın (a.s) evlatlarından olduğunu savunmaktadır. İbn Teymiyye, görüşünü dile getirirken Hz. Ali'den (a.s) bir rivayete istinat eder. Orada Hz. Mehdi'nin (a.f), Hüseyin b. Ali'nin (a.s) değil, Hasan b. Ali'nin (a.s) neslinden geldiği geçmektedir.[34] İbn Teymiyye'nin kastettiği rivayet[35], Ebu Davud'un Sünen'inde naklettiği rivayettir:

 

Ebu İshak anlatır: Ali (a.s) oğlu Hasan'a bakarken dedi ki: “Bu oğlum seyyiddir. Onun adını Allah Rasülü koyduğu gibi, onun neslinden Peygamberinizle aynı adı taşıyan, sireti ve ahlakı ona benzeyen, ama görünüşünde benzerlik olmayan bir evlat gelecektir.” Sonra yeryüzünü adaletle dolduracağından bahseden bu kıssayı nakletti.[36]

 

Bu rivayet hususunda dikkat çekici olan, Ehl-i Sünnet'ten bazı âlimlerin, Peygamber'in (s.a.a) “إن ابني هذا سید کما سماه النبي” cümlesinden muradının İmam Hasan (a.s) olduğunu ispatlamak için şu rivayete sarılmasıdır: Peygamber (s.a.a) minberin üstünden İmam Hasan'a (a.s) baktı ve şöyle buyurdu:

 

 “ابْني هذا سَیِّدٌ و لعلَّ اللهَ أنْ یُصْلِحَ به بین فِئَتیْنِ من مُسْلمینَ[37],

 

“Bu çocuğum seyyiddir. Umulur ki Allah onun eliyle Müslümanların iki büyük ordusu (İmam Hasan aleyhisselam ve Muaviye'nin ordusu) arasında sulh icat eder.”[38]

 

Molla Ali Kârî[39], Azim Âbâdî[40], İbn Teymiyye[41] bu rivayetle istidlalde bulunup Peygamber'in (s.a.a) Ebi Davud rivayetinde İmam Hüseyin'i (a.s) değil, İmam Hasan'ı (a.s) kastettiğini savunmuş ve sonra Mehdi'nin İmam Hasan'ın (a.s) zürriyetinden olacağı sonucunu çıkarmışlardır.

 

İbn Teymiyye'nin Delilinin Tenkidi

 

İbn Teymiyye'nin ve diğer Ehl-i Sünnet ulemanın, Mehdi'nin (a.f) İmam Hasan'ın neslinden olduğunu ispatlamak için istinat ettiği rivayette onun itibarını düşürecek sorunlar vardır. Bu sorunlar şu şekildedir:

 

1. Ebu Davud rivayetinin senedinde iki müşkül vardır:

 

a) Ebu Davud senedin başında “Bana Harun'dan nakledildi.” der. Ama bu rivayeti ona Harun'dan kimin naklettiğini belirtmez. Öyleyse rivayet bu yönden zayıftır. Çünkü isnadda muallaklık[42] vardır.

 

b) Hz. Ali'den (a.s) nakledilen bu rivayetin ravisi, Müminlerin Emiri'ni sadece bir kez görmüş olan Ebu İshak Amr b. Abdullah Sebiî'dir. Bu sebeple Ehl-i Sünnet uleması bu rivayeti munkatı ve itibar bakımından sâkıt kabul etmiştir.

 

İbn Haldun rivayetin senedindeki bu iki sorun nedeniyle hadisi munkatı saymış ve şöyle demiştir: Her ne kadar Ebu İshak Sebiî'den Sahih-i Buhari ve Müslim'de rivayet nakledilmişse de ömrünün sonlarında karıştırmaya başlamıştı. Onun Hz. Ali'den (a.s) rivayeti ve Ebu Davud'un Harun'dan rivayeti de munkatıdır.[43] Mebar Kefurî bu rivayeti zikretmiş ve zeylinde rivayetin senedi hakkında Munzurî'den, rivayetin munkatı olduğunu ve Ebu İshak Sebiî'nin Hz. Ali'yi (a.s) sadece bir kez gördüğünü söylediğini nakletmiştir.[44] Aynı şekilde Elbanî de yukarıdaki rivayeti birkaç bakımdan zayıf kabul ederek şöyle demiştir: Ebu Davud'un üstadının adı bu rivayette zikredilmemiştir. Öyleyse o meçhuldür. Zaten Ebu İshak gibi karıştıran biriydi. Ondan rivayet nakleden Şuayb b. Halid ise Ebu İshak'ın karıştırmaya başlamasından sonra ondan rivayet nakletmiştir[45], karıştırmasından önce değil. Elbanî, Daif-i Sünen-i Ebi Davud kitabında “Bu rivayet zayıftır.” der.[46] Yine o, Mişkatu'l-Mesabih kitabında yaptığı tahkikte Ebu Davud'un rivayetini zayıf göstermiştir.[47]

 

2. Aralarında Cezerî Şafiî'nin de bulunduğu Ehl-i Sünnet ulemanın aktardığına göre aynı rivayet Ebu Davud'un Sünen'inde nakledilmiştir. Orada “نظر إلی إبنه الحسن“Oğlu Hasan’a baktı” yerine “نظر إلی إبنه الحسین“Oğlu Hüseyin’e baktı” cümlesi geçmektedir. Cezerî bu nakle güvenerek şöyle der: Sahih görüş şudur ki, Hz. Mehdi (a.f) Hüseyin b. Ali'nin (a.s) neslindendir.[48] Yine Mehdi'nin İmam Hüseyin'in (a.s) neslinden olduğunu tespit eden birçok rivayet vardır.

 

3. İbn Teymiye'nin Minhacu's-Sünne'de İmam Mehdi'nin (a.s) nesebi hakkında Ebu Davud'un rivayetine istinat etmesi, Muhtasaru'l-Fetâvâ'l-Mısrıyye li-İbni Teymiyye kitabında ondan nakledilenle çelişmektedir. Çünkü İbn Teymiyye'nin Mısırdaki fetvalarına yer veren Muhtasaru'l-Fetâvâ'l-Mısrıyye li-İbni Teymiyye kitabının yazarı Şeyh Muhammed b. Ali Ba'lî Hanbelî, İbn Teymiyye'nin Mehdilik hadislerinin sahih ve hasen olduğunu söylediğini aktardıktan sonra ondan bir rivayet nakleder. Bu rivayete göre Hz. Ali (a.s) şöyl buyurmuştur: Mehdi, Hüseyin'in (a.s) evlatlarındandır.[49]

 

4. Mehdi'nin İmam Hüseyin'in (a.s) neslinden olduğunu söyleyen rivayet ile Hazret'in İmam Hasan'ın (a.s) neslinden olduğunu tespit eden rivayet şu şekilde uzlaştırılabilir: İmam Mehdi (a.s) baba tarafından İmam Hüseyin (a.s) neslinden ve ann tarafından İmam Hasan (a.s) neslindendir. Peygamber'in (s.a.a) buyurduğu hüküm de bunu teyit eder:

 

“Ey Fatıma! Beni hakla gönderene yemin olsun bu ümmetin Mehdi'si Hasan ve Hüseyin'dendir (a.s).”[50]

 

İbn Teymiyye'nin, Mehdi'nin (a.s) İmam Hasan'ın (a.s) neslinden olduğunu ispatlamak için Ebi Davud'un rivayetine istinadı, bu dayanmayı imkansızlaştıran ciddi sorunlarla karşı karşıyadır.

 

İbn Teymiyye'nin İmam Askerî'nin Çocuk Sahibi Olması Hakkındaki Görüşü

 

İbn Teymiyye, İmam Askerî'nin (a.s) kısır olduğu ve çocuğu bulunmadığı şüphesini ortaya atarak Şia'nın beklediği Mehdi'nin varlığını inkar etmekte ve bu konuda şöyle demektedir:

 

Muhammed b. Cerir Taberî, Abdulbaki b. Kâni' ve diğer nesep ve tarih âlimleri, [İmam] Hasan b. Ali Askerî'nin [aleyhisselam] çocuğu bulunmadığını nakletmiştir. Ama İmamiyye onun çocuğu olduğunu ve küçük yaşta Samerra'da bir evin bodrumuna girdiğini hayal eder. Bazı Şiiler onun bu sırada iki yaşında olduğunu söyler. Bazılarına göre üç yaşındaydı. Diğer bir grup da beş yaşında olduğunu savunur.[51]

 

Vahhabiler de İbn Teymiyye'yi izleyerek İmam Hasan Askerî'nin kısır olduğundan bahsetmiş ve bundan şu neticeyi çıkarmıştır: Şiilerin İmam Mehdi'nin mevcut bulunduğu hakkındaki inancı boş ve hayali bir itikaddır.[52]

 

Bu Görüşün Tenkidi

 

İbn Teymiyye'nin İmam Hasan Askerî'nin (a.s) çocuk sahibi olmadığı iddiasını şu şekilde tenkit edeceğiz:

 

1. İbn Teymiyye bu meseleyi Taberî'ye nispet etmiştir. Oysa yapılan tahkikte Tarih-i Taberî'nin hiçbir yerinde İmam Hasan Askerî'nin (a.s) kısır olduğuna değinilmediği somut biçimde ortaya çıkmakta ve “لم یکن له نسل و لا عقب“Onun nesli ve geride kalanı yoktu”tabiri bu kitapta asla yeralmamaktadır. Ehl-i Sünnet muhakkiklerden olan ve Minhacu's-Sünne kitabını tahkik eden Muhammed Reşad Salim, konunun Taberî tarihinde yeralmadığını görünce İbn Teymiyye'nin sözünü müstenid yapabilmek için mecburenMinhacu's-Sünne'nin dipnotunda[53] bu cümleyi, yazarı Arib b. Sa'd Kurtubî olan Sılatu Tarihi't-Taberî kitabına[54] nispet eder. Ama hiç farkında değildir ki, bu kitap elimizde mevcuttur ve orada İmam Askerî'nin (a.s) çocuk sahibi olmadığı hakkında böyle bir ifade geçmemektedir. Bilakis Muhammed Reşad, yaptığı bu işle İbn Teymiyye'nin yalanını örtbas etmek istemiştir. Sılatu Tarihi't-Taberî'de bu manadaki “لم یعقب الحسن“Hasan, geride kimseyi bırakmadı” cümlesi[55] bir mesele hakkında geçer ama bu konunun İmam Askerî (a.s) ile hiçbir irtibatı yoktur. Oradaki mesele de şudur ki, Abbasilerin iktidar zamanında bir şahıs “Ben Muhammed b. Hasan b. Ali b. Musa b. Cafer el-Rıza'nın (a.s) çocuğuyum” iddiasında bulunur. Onun bu sözünü tekzip ederken bir grup insan “لم یعقب الحسن”, “İmam Rıza'nın (a.s) evladı Hasan'ın hiç çocuğu yoktu” der. O şahsın yalanı ortaya çıktıktan sonra uyarı cezası olarak onu eşeğe ters bindirir ve sokaklarda gezdirirler.[56]

 

İbn Teymiyye'nin şüphesi ve Muhammed Reşad'ın istinadının temelsiz olduğu anlaşıldığına göre burada zikredilmesi zaruri olan nokta şudur ki, Kurtubî'nin Sılatu Tarih'te zikrettiği naklin bazı sorunları vardır. Çünkü Kurtubî'nin bu vaka için herhangi bir kaynak ve sened zikretmemesi bir yana, zaten kendisi de meçhul biridir. Sadece Zerkelî onun şerh-i haline kısaca işaret etmiştir ve onun aslen Hıristiyan olduğuna inanır.[57]

 

Bu konudaki diğer bir mesele, ulema arasında İmam Rıza'nın (a.s) Hasan adında bir oğlu olup olmadığı ihtilaflıdır. Muhammed b. Talha Şafiî[58] ve Sıbt b. Cevzî[59] Hazret'in Hasan adında bir çocuğu olduğuna inanmaktadır. Ama Şeyh Müfid şöyle yazar:

 

“İmam Rıza (a.s) dünyaya veda ettiğinde kendisinden sonra imamete geçen oğlu, yani Hz. Muhammed b. Ali (a.s) dışında geride bir evlat bıraktığına rastlamıyoruz.”[60]

 

Allame Hıllî de şöyle der:

 

 “İmam Rıza (a.s) dünyadan göçtüğü sırada Muhammed (a.s) ve Musa adında iki evladı vardı.”[61]

 

Şu halde bu meseledeki ihtilaf, Hasan b. Ali b. Musa el-Rıza'nın (a.s) çocuğu olup olmadığı hadisesinin Sılatu Tarih'teki nakli hakkında tereddüde yol açmaktadır.

 

Dolayısıyla İbn Teymiyye'nin sözü delilsizdir ve hiçbir dayanağı yoktur.Sılatu Tarih'te bir mevzu zikredilmişse bile İmam Askerî'nin (a.s) çocuğu olmadığı konusuyla irtibatı bulunmayan başka bir olayla alakalıdır.

 

2. Burada İbn Teymiyye'nin karşısına dikilen diğer bir sorun, İmam Hasan Askerî'nin (a.s) evlat sahibi olmadığı iddiasını Abdulbaki b. Kâni'ye nispet etmesi ama bu hususta hiçbir sened ve dayanak ortaya koymamasıdır. Bu bir yana, İbn Teymiyye, sözünü Ehl-i Sünnet ulema arasında hiç yeri olmayan bir kimseye nispet etmektedir. Ehl-i Sünnet onu zayıf kabul etmiş ve onun hakkında itibarını düşüren sözler sarfedilmiştir. Zehebî, Abdulbaki'nin biyografinde şöyle yazar:

 

Darekutnî der ki: “Rivayetleri ezberler ama hata yapardı. Üstelik hatasında ısrar ederdi.” Berkanî de “Bana göre zayıf biridir.” demiştir. Hatib Bağdadî, Ezherî'den, o da Ebu'l-Hasan b. Furat'tan nakletmiştir: “İbn Kân' için ölümünden iki yıl önce delirdiği nakledilmiştir. Bu nedenle ben ondan rivayet dinlemeyi bıraktım. Çünkü bir topluluk onun delirdiği sırada ondan rivayet dinlemişti.”[62]

 

3. İbn Teymiyye'nin sözü, İmam Mehdi'nin (a.f) doğduğunu ve İmam Hasan Askerî'nin (a.s) evlatlarından olduğunu söyleyen Ehl-i Sünnet'in büyüklerinin, özellikle de meşhur nesep ulemasının görüşüne aykırıdır. Örnek olarak birkaç ismi zikredeceğiz: İbn Haldun[63], Zehebî[64], Fahru Razî[65], İbn Hacer[66], İbn Esir[67], İbn Hallikân[68], Sıbt İbn Cevzî[69], Safedî[70], İbn Sabbağ[71], Zerkelî[72] ve Gencî Şafiî[73].

 

Şu halde İmam Hasan Askerî'nin (a.s) çocuğu olmadığını öne süren İbn Teymiyye'nin sözü delilsiz bir iddiadır.

 

İmam Mehdi'nin Ömrünün Uzun Olamayacağına Dair İbn Teymiyye'nin Delilleri

 

İbn Teymiyye, Peygamber'in ümmetinden birinin ömrünün uzun olmasındaki imkansızlık hakkında birtakım deliller beyan ederken bu metotla İmam Mehdi'nin (a.s) hayatta olduğunu inkar etmeye ve kendi düşüncesince Şiilerin inancına bâtıl mührü vurmaya çalışmıştır. Bu konuda şöyle der:

 

Bir Müslümanın ömrünün, Ümmet-i Muhammed'deki fertlerin âdetine uygun müddetin iki katı olması (İmam Mehdi'nin ömrü) yalan olduğu belli gerçek dışı bir şeydir. Zira İslam'da 120 seneden fazla ömür sürmüş kimse mevcut değildir.[74]

 

Sözünün devamında tespitini ispatlamak için Peygamber'den (s.a.a) iki rivayete sarılır. Buharî'den nakille zikrettiği rivayette şöyle geçer:

 

Abdullah b. Ömer'den nakledilmiştir: Allah Rasülü, ömrünün son gününde yatsı namazını bizimle kıldı. Selam verdiğinde bize döndü ve şöyle buyurdu:

 

“Bu geceyi hafızanıza kaydedin. Çünkü bu tarihten itibaren yüz yıl geçtikten sonra yeryüzünde bulunanlardan geriye kimse kalmayacak.”[75]

 

İkinci rivayet Tırmizî'den nakledilmiştir: Ebu Hureyre'den nakledildiğine göre Allah Rasülü (s.a.a) dedi ki:

 

“Ümmetimin ömrü altmış ile yetmiş yıl arasındadır.”[76]

 

İbn Teymiyye bu iki rivayeti zikretmekle, Hz. Mehdi'nin uzun ömürlü olacağı iddiasının yalan olduğunu ve Peygamber'in (s.a.a) ümmetindeki âdete aykırı düştüğünü ispatlamak, sonuç itibariyle de Şia'nın itikatlarından olan İmam Mehdi'nin (a.s) hayatta bulunduğu inancını hedef almak istemiştir.

 

İbn Teymiyye'nin İstinat Ettiği Rivayetlerin Tenkidi

 

Birinci rivayetin İmam Mehdi'nin (a.f) uzun ömürlü olmasıyla hiç ilgisi yoktur. Çünkü rivayet, Peygamber'in (s.a.a) zamanında yeryüzünde bulunan ve hayatta olan kimseleri kapsamaktadır. Allah Rasülü (s.a.a) “Bunlar yüz yıl sonra yeryüzünde kalmayacak ve ölecek.” buyurmaktadır. Dolayısıyla bu hadis İmam-ı Zaman'ı (a.s) kapsamamaktadır. Zira Hazret, hicretten 242 yıl sonra dünyaya gelmiştir ve Allah Rasülü'nün zamanında doğmamıştır.

 

İbn Kuteybe bu rivayeti şöyle izah eder: Bu hadisin ravileri ondan bir cümleyi düşürmüş veya unutmuş olmalıdır. Yahut Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuş olabilir: “Yeryüzünde bugün aranızda bulunanlardan kimse kalmayacak” yani bu mecliste hazır bulunan kimselerden veya sadece sahabeden kimse kalmayacak. Bu durumda ravi “منکم“Sizden”kelimesini atmış demektir.[77] Tahavî de bu rivayeti naklettikten sonra aynı izahı yapmış ve şöyle demiştir: Ali'nin (a.s) sözünde Allah Rasülü'nün (s.a.a) kastettiği şeyin, o gün yeryüzünde bulunan kimseler olduğunu, bunun dışındakiler olmadığını görüyoruz.[78]

 

Bundan dolayı zikredilen izahlarla birlikte bu rivayet gelecekteki insanları, özellikle Hz. Mehdi'yi (a.s) kapsamamakta ve Peygamber'in (s.a.a) ümmeti için ömrün uzunluğunun muhal olduğunu ispatlamamaktadır. İbn Teymiyye'nin istinadı iddiadan başka bir şey değildir. Rivayetin muhataplara ya Allah Rasülü'nün meclisinde hazır bulunanlardır ya da sahabenin genelidir. Aynı şekilde Allah Rasülü'nün (s.a.a) maksadı da, yüz yıl sonra bile başka hiç kimsenin ömrünün uzun olmayacağı ve ümmetinin fertlerinin kıyamete kadar yüz yıldan daha az ömür süreceği değildir. Çünkü o tarihten sonra yüz yıl yaşayan pek çok insan geldi. Bunlara daha sonra değineceğiz.

 

İslam ümmeti için uzun ömür sahibi olmanın muhal görülmesi gerektiğine dair İbn Teymiyye'nin ikinci delili Peygamber'in (s.a.a), ümmetinin ömrünü altmış ile yetmiş yıl arasında sınırlamasıdır.

 

Bu delile cevap da şudur: Bu rivayet, Ehl-i Sünnet ulemasının da işaret ettiği gibi ümmetin ortalama ömrünü beyan etmekte, ömrün uzunluğunu altmış veya yetmiş yılla sınırlandırmamaktadır. Rivayet insanların çoğunluğunun ömür süresini açıklamaktadır. Zira çoğu insan hadiste işaret edilen yaşa kadar ömür sürer. Ali Kârî ve Mebar Kefurî, rivayette muradın, Allah Rasülü'nün (s.a.a) ümmetindeki ömür süresinin benimsenmiş, ortalama ve mutedil ömürlerden olduğuna, ümmetin çoğunluğunun bu iki sayı arasında öldüğüne değinmiştir. Nitekim Peygamber'in, halifelerin, Hz. Ali (a.s), ulema ve evliyadan diğerlerinin ömrü hep böyle olmuştur.[79]

 

Dolayısıyla bu iki rivayetle Hz. Mehdi'nin (a.f) diri olduğunu muhal farzeden İbn Teymiyye'nin iddiası tamamen temelsiz ve mantıksızdır ve uzun ömrün mümkün olduğunu ispatlayan diğer delillerle çelişmektedir.

 

Uzun Ömrün Mümkün Olmasının Delilleri

 

İbn Teymiyye'nin iddiasının aksine, insan için uzun ömrün mümkün olduğunu ispatlayan deliller vardır. Bu delillerin başında Kur'an gelir. Kur'an'da yalnızca uzun ömrü değil, ebedi ömrün mümkün olduğunu haber veren bir ayet vardır. Bu ayet Hz. Yunus (a.s) hakkındadır. Allah şöyle buyurur:

 

فَلَوْلَا أَنَّهُ كَانَ مِنْ الْمُسَبِّحِينَ. لَلَبِثَ فِي بَطْنِهِ إِلَى يَوْمِ يُبْعَثُونَ

 

“Eğer o (Yunus) balığın karnında tesbih etmeseydi yeniden dirilme gününe balığın karnında kalırdı.” [80]

 

Ayet-i şerifeye dikkat edilirse, biyologların terminolojisinde ebedi ömür olarak adlandırılan çok uzun ömür (Yunus aleyhisselamın asrından kıyamete kadar) Kur'an-ı Kerim açısından insan ve balık için mümkün bir şeydir.

 

Akla göre de bir kimsenin ömrünün uzun olması, hatta binlerce yıl sürmesinin hiçbir mahzuru yoktur ve muhal değildir. Nitekim Fahru Razî de bu noktayı vurgulamıştır.[81]

 

Uzun ömür sahibi olmak bilimsel açıdan da muhal değildir. Şu ana dek hiç kimse insan ömrü için belirli bir müddeti ispatlayamamıştır. Muhammed Bâkır Sadr, Bahsu Havli'l-Mehdi kitabında İmam Mehdi (a.s) için uzun ömrün mümkün olduğu bahsinde bazı noktaları anlatmış ve bilim açısından uzun ömrün muhal olmadığını ispatlamıştır.[82]

 

Tarih boyunca uzun ömürlü insanların varlığı her asırda insan için uzun ömrünün mümkün olduğunu kanıtlamakta ve bilimselleştirmekte, aynı şeyin gelecekte de vuku bulmasın mümkün kılmaktadır. Toplumların tarihi pek çok kimsenin ömrünün, genel ve ortalama ömürden fazla olduğunu göstermektedir. Ehl-i Sünnet ulemanın, nahiv ve lugat âlimi, şair ve edebiyat ilimlerinde imam olarak zikrettiği[83] İbn Hâtim Sicistanî, el-Muammerin ve'l-Vesaya kitabında, ömürleri doğal ömürden çok fazla kişilere yer vermiştir. Hatta Peygamber'in (s.a.a) ümmetinden de ömürleri ikiyüz yıl, ikiyüzelli yıl, üçyüz yıl, beşyüz yıl, altıyüz yıldan fazla olan kimselerin adını verir.[84]

 

Burada önem arzeden nokta şudur ki, Ehl-i Sünnet'in büyükleri, İmam Mehdi'nin (a.s) ömrünün uzun olmasının imkanını belirtmiş ve böyle bir ömrün Hazret için mümkün olmasını muhal görmemiştir. Kunduzî, Gencî Şafiî'nin sözünü şöyle nakleder: “Şu halde o hayattadır ve gaip olduktan itibaren şu ana kadar mevcut ve bâkidir. Hz. İsa, Hızır ve İlyas'ın bâki olması deliliyle onun varlığı ve bekasında da hiçbir çekince yoktur.”[85] Aynı şekilde Şa'ranî'den şöyle nakleder: “Mehdi, İmam Hasan Askerî'nin (a.s) oğludur. Doğumu hicri 255 senesinin Şaban ayında gece yarısı gerçekleşmiştir. İsa b. Meryem ile biraraya gelecekleri zamana dek bâki ve hayattadır.”[86] Allame Bedahşî, Allame Ebyarî, Abdurrahman Bâalevî[87] gibi diğer Ehl-i Sünnet âlimleri de İmam Mehdi'nin (a.f) diri olduğunu ve uzun ömrünü dile getirmişlerdir.

 

İnsanların uzun ömürlü olmasının imkanı konusunda zikredilmiş bu delillere rağmen İmam Mehdi'nin de (a.f) böyle uzun ömrü olmasında ne gibi sorun vardır?

 

İbn Teymiyye'nin Hz. Mehdi'nin Çocukken İmameti Hakkındaki Şüphesi

 

İbn Teymiyye, İmam Mehdi'nin (a.f) çocukluğunda imam olması hakkında, henüz rüşd ve yükümlülük yaşına ulaşmamış birisinin topluma imamet kabiliyetine sahip olamayacağına inanmaktadır.

 

وَابْتَلُواْ الْيَتَامَى حَتَّىَ إِذَا بَلَغُواْ النِّكَاحَ فَإِنْ آنَسْتُم مِّنْهُمْ رُشْدًا فَادْفَعُواْ إِلَيْهِمْ أَمْوَالَهُمْ

 

“Yetimleri, nikaha erişecekleri çağa kadar deneyin; şayet kendilerinde olgunlaşma gördünüz mü hemen onlara mallarını verin.”[88]

 

Bu ayete dayanarak Hz. Mehdi'nin (a.f) çocuk olduğu ve henüz rüşd ve yükümlülük yaşına erişmediği, bu yüzden reşid olana ve izdivaç zamanına dek malların ona verilemeyeceğini iddia eder. Şu halde malı ve canı üzerinde tasarrufta bulunamayan biri Müslümanların imamı nasıl olabilir?[89]

 

Bu Şüpheye Cevap

 

İbn Teymiyye'nin bu sözü nas karşısında içtihaddır. Çünkü Kur'an açısından çocukken imamet, nübüvvet ve velayet imkansız bir şey olmamak bir yana, bilakis Kur'an şöyle buyurur: “Velayet ve imameti bazı kimselere çocukken verdik.” Allah, Hz. Yahya'ya (a.s) hitaben şöyle buyurur:

 

يَا يَحْيَى خُذِ الْكِتَابَ بِقُوَّةٍ وَآتَيْنَاهُ الْحُكْمَ صَبِيًّا

 

“Ey Yahya! Semavi kitabımızı kuvvetle tut. Ona, çocukken nübüvvet makamı verdik.” [90]

 

Yine İsa (a.s) hakkında şöyle buyurur:

 

قَالُوا كَيْفَ نُكَلِّمُ مَن كَانَ فِي الْمَهْدِ صَبِيًّا. قَالَ إِنِّي عَبْدُ اللَّهِ آتَانِيَ الْكِتَابَ وَجَعَلَنِي نَبِيًّا

 

“Dediler ki: Beşikteki bir çocukla nasıl konuşalım? İsa dile geldi ve dedi ki: Ben Allah'ın kuluyum. O bana (semavi) kitap verdi ve beni peygamber yaptı.” [91]

 

Fahru Razî, Allah'ın Hz. Yahya'ya (a.s) verdiği hüküm hakkında şöyle der: “Bu ayet-i şerifede geçen hükümden murad nübüvvettir. Zira Allah Teala onun aklını daha çocukken muhkem ve mükemmel yaptı ve ona vahiy gönderdi.” Allah, yetişkinken risalete eriştirdiği Hz. Musa (a.s) ve Hz. Muhammed'in (s.a.a) aksine Hz. Yahya (a.s) ve Hz. İsa'yı (a.s) neden çocukluklarında peygamber seçti? Kunduzî, İsa hakkındaki ayeti ve Yahya hakkında olan önceki ayeti şahit göstererek şöyle yazar: “Denmiştir ki, Allah ona (Mehdi) çocukluğunda hikmet ve faslul-hitap lütfetti. Onu âlemler için alamet yaptı.”[92]

 

Küçük bir çocuğun nübüvvet makamına ulaşma kabiliyetini gösteren zikredilen ayetler haricinde, küçük bir çocuğun, sadece büyüklerin yapabileceği nice işi Allah'ın izniyle başarma yeteneği taşıdığını tespit eden başka ayetler de vardır. Kur'an-ı Kerim, Hz. Yusuf (a.s) ve Zeliha vakasında ufak bir çocuğun şahitlik etmesi hakkında şöyle buyurur:

 

وَشَهِدَ شَاهِدٌ مِّنْ أَهْلِهَا إِن كَانَ قَمِيصُهُ قُدَّ مِن قُبُلٍ فَصَدَقَتْ وَهُوَ مِنَ الكَاذِبِينَ. وَإِنْ كَانَ قَمِيصُهُ قُدَّ مِن دُبُرٍ فَكَذَبَتْ وَهُوَ مِن الصَّادِقِينَ

 

“Kadının akrabalarından bir şahit şahitlik etti ve dedi ki: Eğer Yusuf'un gömleği önden yırtılmışsa kadın doğru söylüyor demektir ve Yusuf yalancıdır. Eğer gömlek arkadan yırtılmışsa kadın yalancıdır ve Yusuf doğru söyleyenlerdendir.” [93]

 

Ehl-i Sünnet müfessirler bu şahit hakkında onun kim olduğuna dair muhtelif kaviller nakletmiştir. Bu görüşlerin arasında onun, Hz. Yusuf'un (a.s) temizliğine şehadet eden beşikteki bir çocuk olduğu da vardır. Taberî[94], Sa'lebî[95], Beğavî[96], Kurtubî[97], İbn Kesir[98], Suyutî[99] ve diğerleri bu görüşe tefsirlerinde işaret etmişlerdir.

 

Hulasa nübüvvet makamına ulaşmak için kişinin yaşı kriter olmadığı gibi imamette de şart değildir. Bilakis fikrî liyakat, kemal ve rüşdün ölçüsüdür. Nitekim Hz. Ali de (a.s) işte bu fikrî kemal ve rüşd nedeniyle çocuk yaşında Peygamber'in (s.a.a) vasisi ve halifesi seçildi ve insanlar ona itaate memur edildi.[100] İmam Hasan ve İmam Hüseyin'in (a.s) henüz küçük birer çocukken mübahale olayına katılmaları onların büyüklüğüne ve bu iki çocuğun küçük yaştaki kabiliyetine delalet etmektedir. Keza bu büyük şahsiyetlerin Peygamber'e çocukken biat etmesi de[101] kriterin yaş değil, aklî rüşd olduğunu göstermektedir. Buna rağmen Allah'ın, Hz. Mehdi'yi (a.s), Hazret'in fikrî rüşd ve kemali nedeniyle Müslümanlar için imam tayin etmesinde itiraz edilecek ne vardır?

 

Yapılan açıklamalardan anlaşılmaktadır ki, İbn Teymiyye'nin kendi iddiasını ispatlamak için istinat ettiği ayet, kamil akıl ve rüşd sahibi Masum İmam'ı kapsamamaktadır. Nitekim Şeyh Müfid, bu ayet sarılarak çocuk yaşta imameti kabul etmeyen kimselere şöyle cevap verir: “Bu itiraz dinde basireti olmayan birinden gelmektedir. Çünkü kavmin bu babta güvendiği ayet hâstır, âmm değil. Bu durumda Masum İmam'a şamil olamaz. Zira Allah Teala burhan-ı kıyasî ve delil-i sem'î ile onların imametini tespit etmiştir. Bu da İmamların, ayette muhatap alınan yetimler cümlesinden çıktığının delilidir.”[102] Ayrıca bu ayetin aklı noksan kimselerle ilgili olduğuna ümmet arasında hiçbir ihtilaf yoktur.

 

Sonuç

 

İbn Teymiyye'nin Mehdilik meselesine itikadı olduğu sabittir. Keza beklenen Mehdinin (a.f) Allah Rasülü'nün Ehl-i Beyt'inden olacağı ve Hz. Zehra'nın (a.s) evlatlarından çıkacağını da belirtmektedir. Ama İbn Teymiyye'nin dayandığı, Hz. Mehdi'nin (a.f) babasının adının Abdullah olduğuna ilişkin rivayet zayıftır. Hz. Mehdi'nin (a.f) İmam Hasan'ın (a.s) evladı olduğu yönündeki sözünün delilinde ciddi sorunlar vardır ve Hazret'in İmam Hüseyin'in (a.s) evladı olduğunu söyleyen rivayetlerle çelişmektedir. Yine ispatlandı ki, İbn Teymiyye'nin, İmam Askerî'nin (a.s) çocuk sahibi olmadığı iddiası gayri sahih ve yalan bir iddiadır. İmam Mehdi'nin (a.f) uzun ömrünün muhal olduğunu öne süren şüpheye de cevap verilmiştir. İbn Teymiyye'nin bu konuda istinat ettiği iki rivayetin iddiasıyla bağı yoktur. İbn Teymiyye'nin münakaşa konusu olan İmam Mehdi'nin (a.f) çocukken imameti bahsinde de şöyle cevap verilmiştir: Çocuklukta nübüvvet ve imamet mümkün bir şeydir ve bunun şahidi, işaret edildiği gibi bizzat Kur'an'dır.

 

 


[1]Askalanî, İbn Hacer: Fethu'l-Bari Şerhi Sahihi'l-Buhari, c. 6, s. 493; Heytemi, İbn Hacer, el-Savaiku'l-Muharrika, c. 2, s. 480.

[2]Hıllî, Hasan b. Yusuf, Minhacu'l-Kerame, s. 177.

[3]İbn Teymiyye, Ahmed, Minhacu's-Sünneti'n-Nebeviyye, c. 8, s. 254.

[4]Ebu davud, Süleyman, Sünenu Ebi Davud, c. 4, s. 107.

[5]İbn Teymiyye, Ahmed, a.g.e., c. 8, s. 255.

[6]A.g.e., c. 4, s. 95.

[7]A.g.y., Hukuku Âli'l-Beyt, s. 51.

[8]İbn Mace, Muhammed b. Yezid, Sünenu İbn Mace, c. 2, s. 1340.

[9]İbn Teymiyye, Ahmed, Minhacu's-Sünneti'n-Nebeviyye, c. 4, s. 101-102.

[10]İbn Teymiyye'nin kastettiği, Mehdi'nin Ehl-i Beyt'ten olduğuna delalet eden rivayetlerdir.

[11]İbn Teymiyye, Ahmed, a.g.e., c. 8, s. 256.

[12]Bkz: Ebrî Sicistanî, Muhammed  b. Hasan, Menakıbu'l-İmami'ş-Şafiî, s. 95.

[13]Bkz: İbn Asakir, Ali b. Hasan, Tarihu Medineti Dımeşk, c. 52, s. 339.

[14]Bkz: İbn Kayyım, Muhammed b. Ebibekr, el-Menaru'l-Münif fi's-Sahihi'd-Daif, s. 142.

[15]Bkz: Kârî, Ali, Mirkatu'l-Mefatih, c. 10, s. 101.

[16]Bkz: Mebar Kefurî, Muhammed Abdurrahman, Tuhfetu'l-Ehuzî, c. 6, s. 402.

[17]Bkz: Elbanî, Nasıruddin, Silsiletu'l-Ehadisi'd-Daifa ve'l-Mevdua ve Eseruha's-Seyyiu fi'l-Ümme, c. 1, s. 175.

[18]A.g.y., Silsiletu'l-Ehadisi's-Sahiha ve Şey'un min Fıkhiha ve Fevaidiha, c. 4, s. 43.

[19]İbn Baz, Abdulaziz b. Abdullah, Mecmu Fetava Allame Abdulaziz b. Baz, c. 4, s. 97.

[20]Ebi Davud, Süleyman, a.g.e., c. 4, s. 106.

[21]İbn Teymiyye, Ahmed, a.g.e., c. 4, s. 95.

[22]Bkz: A.g.e., c. 8, s. 254-260.

[23]Babasının adı, babamın adının aynısıdır.

[24]Bkz: Ebu Davud, Süleyman, a.g.e., c. 4, s. 108.

[25]Bkz: A.g.e., s. 505; Taberanî, Süleyman b. Ahmed, el-Mu'cemu'l-Kebir, c. 10, s. 131, h. 10208.

[26]Bkz: Makdisî, Yusuf b. Yahya, Akdu'd-Dürer fi Ahbari'l-Muntazır, s. 82.

[27]Bkz: Şaşî, Ebu Said, Müsnedu'ş-Şaşî, c. 2, s. 111, h. 636.

[28]Bkz: Mervezî, Naim, Kitabu'l-Yakin, c. 1, s. 368, h. 1080.

[29]Bkz: Ebu Davud, Süleyman, a.g.e., c. 4,s. 505.

[30]Ebrî, Muhammed . Hüseyin, a.g.e., s. 96.

[31]Gencî Şafiî, Muhammed, el-Beyan fi Ahbari Sahibi'z-Zaman, s. 483.

[32]A.g.e., s. 485.

[33]Suudî, Rebi' b. Muhammed, el-Şiatu'l-İmamiyyeti'l-İsna Aşeriyye fi Mizani'l-İslam, s. 307.

[34]İbn Teymiyye, Ahmed, a.g.e., c. 4, s. 95.

[35]A.g.e., c. 8, s. 255.

[36]Ebu Davud, Süleyman, a.g.e., c. 4, s. 108, h. 4290.

[37]Buharî, Muhammed b. İsmail, Sahihu'l-Buharî, c. 3, s. 1328.

[38]Bu rivayet hususunda dikkat edilmesi gereken nokta şudur ki, bu rivayet, bizzat Buharî'nin Muaviye'nin saldırgan güruh olduğu hakkında Peygamber'den naklettiği 6 rivayetle çelişmektedir. Hazret-i Peygamber şöyle buyurur: “وَیْحَ عمّار تَقْتُلُ الفِئَةُ الباغِیةُ یدْعُوهم إلی الجَنَّةِ و یدْعُونهُ إلی النّارِ”, “Vah Ammar. Şerli bir güruh (Muaviye ve taraftarları) onu öldürecek. Ammar onları cennete çağıracak ve onlar da Ammar'ı ateşe çağıracaklar.” (A.g.e., c. 1, s. 172).

[39]Kârî, Ali, a.g.e., c. 10, s. 101.

[40]Azimâbâdî, Muhammed Şems, Avnu'l-Ma'bud Şerhi Süneni Ebi Davud, c. 11, s. 257.

[41]İbn Teymiyye, Ahmed, Hukuku Âli'l-Beyt, s. 53.

[42]Senedinin sonunda bir ravinin düştüğü hadise muallak hadis denir.

[43]İbn Haldun, Abdurrahman, Mukaddimetu İbn Haldun, c. 1, s. 314.

[44]Mebar Kefurî, Muhammed Abdurrahman, a.g.e., c. 6, s. 403.

[45]Elbanî, Nasıruddin, Silsiletu'l-Ehadisi'd-Daifa ve'l-Mevdua ve Eseruha's-Seyyiu fi'l-Ümme, c. 13, s. 1097.

[46]A.g.y., Daifu Süneni İbn Ebi Davud, s. 350, h. 4290.

[47]Tebrizî, Muhammed b. Abdullah, Mişkatu'l-Mesabih, c. 3, s. 186.

[48]Cezerî, Şemsuddin, Esna'l-Metalib fi Menakıbi'l-İmam Ali, s. 130.

[49]Bedruddin, Muhammed b. Ali Hanbelî Ba'lî, Muhtasaru'l-Fetava'l-Mısriyye, c. 1, s. 250.

[50]Taberanî, Ebulkasım, a.g.e., c. 3, s. 57; Makdisî, Yusuf b. Yahya, Akdu'd-Dürer fi Ahbari'l-Muntazır, s. 152: “والذی بعثني بالحق، إن منهم مهدي هذه الأمة”“Beni hak üzere peygamber kılana andolsun ki onların içerisinde bu ümmetin mehdisi bulunmaktadır.”

[51]İbn Teymiyye, Ahmed, a.g.e., c. 4, s. 87; a.g.y., Kütüb ve Resail ve Fetava Şeyhulislam İbn Teymiyye, c. 27, s. 452.

[52]Usulu Mezhebi'ş-Şiati'l-İsna Aşeriyye kitabında Dr. Nasır el-Kafarî ve el-Şia ve Ehlu'l-Beyt kitabında İhsan İlahi Zahir gibi isimler bu şüpheyi zikretmiştir.

[53]İbn Teymiyye, Ahmed, Minhacu's-Sünneti'n-Nebeviyye, c. 4, s. 87.

[54]Bu kitap Tarih-i Taberî'nin tamamlayıcısıdır.

[55]Hasan'ın çocuğu yoktu.

[56]Kurtubî, Arib b. Sa'd, Sılatu Tarihi't-Taberî, s. 35.

[57]Zerkelî, Hayruddin, el-A'lam, c. 4, s. 227.

[58]Şafiî, Muhammed b. Talha, Metalibu's-Seul fi Menakıbi Âli'r-Rasul, s. 303.

[59]Sıbt b. Cevzî, Şemsuddin, Tezkiretu'l-Havas, s. 321.

[60]Müfid, Muhammed b. Muhammed, el-İrşad, c. 2, s. 271.

[61]Hıllî, Ali b. Yusuf, el-Adedu'l-Kaviyye li-Def'i'l-Mehavifi'l-Yevmiyye, s. 294.

[62]Zehebî, Muhammed b. Ahmed, Tezkiretu'l-Huffaz, c. 3,s. 883.

[63]Bkz: İbn Haldun, Abdurrahman b. Muhammed, Tarihu İbn Haldun, c. 4, s. 148.

[64]Bkz: Zehebî, Mahmud, b. Osman, Tarihu'l-İslam ve Vefeyatu'l-Meşahir ve'l-A'lam, c. 19, s. 113.

[65]Bkz: Razî, Fahruddin, el-Şeceretu'l-Mübareke fi Ensabi't-Talibiyye, s. 78-79.

[66]Bkz: Heytemî, İbn Hacer, a.g.e., c. 2, s. 601.

[67]Bkz: İbn Esir Cezerî, İzzeddin, el-Kamil fi't-Tarih, c. 6, s. 249-250.

[68]Bkz: İbn Hallikan, Şemsuddin, Vefeyatu'l-A'yan ve Enbau Ebnai'z-Zaman, c. 4, s. 176.

[69]Bkz: Sıbt b. Cevzî, Şemsuddin, a.g.e., s. 204.

[70]Bkz: Safedî, Salahuddin, el-Vafi bi'l-Vefeyat, c. 2, s 249.

[71]Bkz: İbn Sebbağ Malikî, Ali b. Muhammed, el-Fusulu'l-Mühimme fi Ma'rifeti'l-Eimme, c. 2, s. 682.

[72]Bkz: Zerkelî, Hayruddin, a.g.e., c. 6, s. 80.

[73]Bkz: Gencî Şafiî, Muhammed b. Yusuf, Kifayetu't-Talib fi Menakıb Ali b. Ebi Talib, 7, s. 100.

[74]Bkz: İbn Teymiyye, Ahmed, a.g.e., c. 4, s. 91.

[75]Buharî, Muhammed b. İsmail, a.g.e., c. 1, s. 55, h, 116; Nişaburî, Müslim b. Haccac, Sahihu Müslim, c. 4, s. 1965.

[76]Tırmizî, Muhammed b. İsa, Sünenu't-Tırmizî, c. 4, s. 566, h. 2331.

[77]Dineverî, Abdullah b. Müslim, Te'vilu Muhtelifi'l-Hadis, s. 99.

[78]Tahavî, Ahmed b. Muhammed, Şerhu Müşküli'l-Asar, c. 1, s. 348.

[79]Mebar Kefurî, Muhammed Abdurrahman, a.g.e., c. 6, s. 513; Kârî, Ali b. Sultan, a.g.e., c. 9, s. 46.

[80]Saffat 143-144.

[81]Razî, Fahruddin, Tefsir-i Kebir, c. 25, s. 38.

[82]Sadr, Muhammed Bâkır, el-Buhus Havle'l-Mehdi (accelallahu teala ferecehu'ş-şerif), s. 66.

[83]İbn Hallikan, Ahmed b. Muhammed, a.g.e., c. 2, s. 430-431.

[84]Sicistanî, Sehl b. Muhammed, el-Muammerun ve'l-Vesaya, s. 1-45.

[85]Kunduzî, Süleyman b. İbrahim, Yenabiu'l-Mevedde le-Zevi'l-Kurba, c. 3, s. 348.

[86]A.g.e., c. 3, s. 345.

[87]Mer'eşî Necefî, Seyyid Şihabuddin, Şerhu İhkaki'l-Hak, c. 13, s. 92-95.

[88]Nisa 6.

[89]İbn Teymiyye, Ahmed, a.g.e., c. 4, s. 89.

[90]Meryem 12.

[91]Meryem 29-30.

[92]Kunduzi, Süleyman a.g.e., c. 3, s. 17.

[93]Yusuf 26-27.

[94]Taberî, Muhammed b. Cerir, a.g.e., c. 12, s. 193.

[95]Sa'lebî, Ahmed, el-Keşf ve'l-Beyan, c. 5, s. 214.

[96]Hüseyin b. Mesud, Beğavî, Tefsiru'l-Beğavî, c. 2, s. 421.

[97]Kurtubî, Muhammed b. Ahmed, el-Cami' li-Ahkami'l-Kur'an, c. 9, s. 172.

[98]İbn Kesir, İsmail, Tefsiru'l-Kur'an, c. 2, s. 476.

[99]Suyutî, Celaleddin, el-Dürrü'l-Mensur, c. 4, s. 526.

[100]Taberî, Muhammed b. Cerir, Tarihu't-Taberî, c. 1, s. 542.

[101]İbn Abdurebah, Ahmed b. Muhammed, el-İkdu'l-Ferid, c. 4, s. 359.

[102]Bkz: Müfid, Muhammed, el-Fusulu'l-Muhtara, s. 150.

 

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler