26 Şubat 2020 Çarşamba Saat:
15:03
30-12-2019
  

Hz. Âdem'in Çocukları Kimlerle Evlendiler?

"Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten (başlayarak) yaratan ve ondan (onunla aynı cinsten) de eşini yaratan, ikisinden (başlayarak/ikisiyle aynı türden) birçok erkek ve kadın üretip yayan rabbinize itaatsizlikten sakının."

Facebook da Paylaş

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

Ali Rıza Akbulut

 

 

 

Muteber bir senetle İmam Muhammed Bâkır'ın şöyle sorduğu naklediliyor:

 

"Âdem'in çocuklarını evlendirmesiyle ilgili insanlar ne diyor?"

 

Bir adam dedi ki: Havvâ'nın her karında bir oğul ve bir kız dünyaya getirdiğini, Âdem'in bir karında doğan oğlu diğer karındaki kızla evlendirdiğini diyorlar.

 

İmam (a.s) buyurur ki:

 

"Böyle olmamıştır. Bu Mecusilerin (ateşe tapanların) hükmüdür. Velâkin Hibetullah (Hz. Şis) doğup büyüdüğü vakit, Allah'tan kendisine bir eş vermesini istedi. Sonra Allah onun için cennetten bir huri gönderdi ve Âdem onu onunla evlendirdi. Bunun üzerine o huriden dört oğul dünyaya geldi. Sonra Âdem'in bir oğlu daha oldu ve o büyüyünce cinlerin evlatlarından bir kızı istedi (ve onunla evlendi). Ondan ise dört kız dünyaya geldi. Bunun üzerine Şis'in oğulları onları istediler (ve onlarla evlendiler). O hâlde Âdem evlatlarındaki her ne güzellik var ise huriden, her ne hilim var ise Âdem'den ve her ne hafiflik ve akılsızlık var ise cinlerin evlâtlarındandır. Ardından çocuklar doğunca huri göğe çıktı."[1]

 

Bu okuduğumuz rivayet Hz. Âdem'in neslinin devamı ile ilgili en tutarlı rivayetlerdendir.

 

Peygamberimizin ve Ehl-i Beytinin ziyaretlerinde onların temiz sülplerden temiz rahimlere aktarılan nurlar olduğuna ve hiç bir zaman câhiliyet kirlerine bulaşmadığına şehadet etmekteyiz. Dolayısıyla kardeş evliliği rivayetlerini kabul etmek doğru olmayacaktır. Zâten o rivayetleri doğru kabul edersek, Habil'in (a.s) öldüğünü bildiğimizden, Kabil'in onun sözde eşi olan kendi ikiziyle evlendiğini kabul etmek gerekir. Sonuçta eğer bu işte bir zorunluluk söz konusu ise, kardeşlerden biri eksildiğinden dolayı, içlerinden herhangi birinin kendi ikiziyle de evlenmesi zorunlu olacaktır. Oysa İmam Sadık'ın (a.s) Ayyaşî tefsirinde geçen rivayetine göre Hâbil huri ile Kabil ise cin ile evlenmiştir. Orada da Şis'in Hura adında bir kızı olduğu (başka bir senetle adının hûriye olduğu da nakledilmiştir ki ikisinden biri tashif veyâ râvi hatâsı olmalıdır), bu kızın Habil'in ölümünden sonra doğan Habil'in oğluyla evlendiği geçer, cann evlatlarının cinlere benzerliği bulunmasından ötürü rivayette mecâzi olarak cin geçtiği denebilir. Ancak haddizâtinde Kabil'in eşinin cin olduğunu demenin de bir sakıncası yoktur.

 

Muteber bir rivâyette Zürare vasıtasıyla İmam Sadık'tan (a.s) naklediliyor ki:

 

Hazrete sordular ki: Hz. Âdem'in zürriyetinden neslin çoğalması nasıl başlamıştır?

Muhakkak ki bizim nezdimizde bir grup vardır ki diyorlar: "Allah Hz. Âdem'e vahyetti ki kendi kızlarını kendi oğullarıyla evlendirsin. Bu halkın tümünün aslı bacı-kardeştendir."

 

İmam buyurdu: "Allah münezzehtir bundan ve o öyle bir işin kendisinden sâdır olmasından daha yücedir.

Bunu diyen kimse, Allah yaratılmışların seçilmişlerini, dost ve peygamberlerini, mümin ve Müslümanları haramdan var etmiştir ve onları helalden yaratmaya kudreti yoktu! der. Oysa o onlardan helal, pak ve temiz işlerde ahitleşmiştir. Vallahi bana haber ulaşmıştır ki dört ayaklılardan bazıları kendi kız kardeşlerini tanımadı ve ona yaklaştı, sonra ona malum oldu ki kız kardeşidir. Dişleriyle aletini kopardı ve öldü. Bir diğeri ise annesini tanımadı ve bu işi yaptı da yine bu şekilde kendini helâk etti! O hâlde insan nasıl bu amele razı olur ve onun insaniyeti, fazlı ve mertebesine yakışır?!

 

Ve lakin o halktan gördüğünüz bir güruh terk etmişlerdir kendi peygamberlerinin ev halkının ilmini de, onu Allah tarafından oradan almaya emrolunmadıkları bir kaç yerden alırlar. Sonra böyle cahil ve yoldan sapmış olurlar. Bilmezler yaratılışın başlangıcının keyfiyetini ve ondan sonra olmuş şeyleri. Niye gâfildirler ne Hicâz fakihlerinin, ne de Irak fakihlerinin ihtilâf etmedikleri konuda ki:

 

Hak Teâlâ Âdem'i yaratmadan iki bin sene evvel kaleme kıyamete kadar olacak şeylerin levh-i mahfuzda câri olmasını emretti ve Allah'ın kitapları hepsi kalemin levhe câri olduğuna dâhildirler. Bütün ilâhi kitaplarda erkek kardeşle kız kardeşin evliliğinin haram olması vardır. Ve biz bugün görüyoruz ki dünyada meşhur olan dört kitap, yani Tevrat, İncil, Zebur ve Kur'an -ki Allah onları levh-i mahfuzdan peygamberlerine indirmiştir. Ezcümle Tevrat'ı Musa'ya (a.s), Zebur'u Davud'a (a.s), İncil'i İsa'ya (a.s), Kur'an'ı ise Muhammed'e (s.a.a) gönderdi ve bunların hiçbirinde bunların helal oluşu yoktur.

 

Bunu söyleyen Mecusilerin kanıtlarını güçlendirmekten başka bir şey isteyemez.

 

Onları bu söze iten nedir? Allah onları öldürsün!"

 

Sonra buyurdu:

 

Hz. Âdem'den yetmiş karında evlat dünyaya geldi. Her karında bir erkekle bir kız. Ta ki Habil öldürülünceye kadar. Kabil Habil'i öldürünce Âdem Habil için tâkatsizlik etti. Öyle bir nâle ki onu kadınlara yaklaşmaktan alıkoydu ve artık elli yıl Havva'ya yaklaşamadı nâle ve tâkatsizliği durunca Havva'ya yakınlaştı ve Hak Teâla Şis'i tek ve ikizi olmadan ona verdi. Şis'in adı Hibetullah idi ve o yeryüzünde insanlardan kendisine vasiyet ettikleri ilk vasi idi. Şis'ten sonra ise Yâfis tek başına ve bir ikizi olmadan doğdu. Her ikisi de baliğ olunca ve Allah neslin gördüğünüz gibi çok olmasını isteyince, haram olarak kalemle cari olanı ve kız kardeşleri erkek kardeşlere haram kıldığı hükmünü işletmek için perşembe gününün ikindi vaktinde bir huriye gönderdi ki ismi "Nezele" idi ve Allah Âdem'e emretti ki, onu Şis ile evlendirsin. Sonraki günün ikindi vaktinde bir huriyi cennetten indirdi ki adı "Menzele" idi. Ve Allah Âdem'e onu Yâfis'le evlendirmesini emretti. Âdem böyle edince Şis'in bir oğlu, Yâfis'in ise bir kızı oldu. Her ikisi baliğ olunca Hak Teâlâ Âdem'e emretti ki, Yâfis'in kızını, Şis'in oğluyla evlendirsin. Bunun üzerine ondan dünyaya gelmiştir nebîler ve mürsellerden seçilmişler. Allah'a sığınırım ki, onların dediği gibi kız kardeşle erkek kardeşten dünyaya gelmiş olsunlar."[2]

 

Bu rivâyette İmâm'ın konuya ne kadar reddedici bir mantıkla yaklaştığı dikkat çekicidir. Yine de bu rivâyetin metninde bazı sorunlar vardır. Fakat ilk rivâyette böyle bir sorun yoktur. Belirtmek gerekir ki, senet açısından daha muteber rivâyetlerde sadece oğullar ve Nisâ sûresinin ilk âyetinin tefsirinde buyurulmuş bir rivâyette Hz. Âdem'in sâdece ilk doğan ve Allah'a karşı isyânından dolayı "fil gibi bir kurt" ve merkep gibi bir akbaba tarafından öldürülen "Anâk" adında bir kızı olduğu geçer.

 

"Zuhur Asrı" kitabının yazarı Lübnanlı âlim Allâme Şeyh Ali Kûrânî, Arap lügatine esâsen, Nisâ suresinin birinci âyetindeki besse minhumâ (o ikisinden yaydı) ifâdesinin neslin çoğalmasındaki rolü sâdece o ikisi (Âdem ve Havvâ) ile sınırlamadığını belirtmektedir. Zira Hz. Âdem'in oğulları eğer falanca ve filanca topluluklarla, cinlerle, hurilerle veyâ başka türden insanlarla evlenirlerse, yine de Âdem'den ve eşindendirler ve doğan çocukları yine Âdem ve eşinin soyundandır. Dolayısıyla besse minhumâ ifadesinin anlamı arada başka evlilik olsa da yine karşılanmaktadır.[3]

 

Ayrıca şunu belirtmek gerekir ki, âyeti şöyle de tevil etmek mümkündür:

 

"Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten (başlayarak) yaratan ve ondan (onunla aynı cinsten) de eşini yaratan, ikisinden (başlayarak/ikisiyle aynı türden) birçok erkek ve kadın üretip yayan rabbinize itaatsizlikten sakının. Adını anarak birbirinizden dilek ve istekte bulunduğunuz Allah’a saygısızlıktan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten de sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir."[4]

 

Bu âyet eğer böyle tevil edilirse, yine Hz. Âdem'in soyundanız demek olur. Zira Allah (Azze ve Celle) burada hepimizin ondan yaratıldığımıza değinmektedir. Zaten âyette Âdem ve Havvâ ile sınırlayan herhangi bir ifâde yoktur. Hattâ biri çıkıp diyebilir ki: âyette geçen "kesîran", yani "birçok" ifâdesi erkek ve kadınların hepsinin o ikisinden çoğalmadığını gösteren bir karinedir. Ayrıca Allame Kûrânî'nin dediğini dikkate alırsak, bu âyet hiç bir şekilde Hz. Âdem'in çocukları arasında kardeş evliliği bulunduğuna delil olamaz. Allah (Azze ve Celle) yaratılan ilk nefsin ve eşinin cinsiyetini zikretmediği için, sonradan bu konuya temâs ederek: ricâlen kesîran ve nisâ', yani "birçok erkek ve kadın" buyurmaktadır ki, buradaki maksat, ilk yaratılan nefsin erkek, onunla aynı cinsten yaratılan eşinin ise kadın olduğu yönündedir. Yani başka bir deyişle, insanlar ilk baba veya annelerinin cinsiyetinden olmak üzere iki ayrı cinsiyetten yaratılmıştır. Buradaki min ve minhumâ sözcükleri aynı zamanda ibtidâîdir. Yani sizi başlangıçta bir nefisten yarattı, sonra onun cinsinden eşini yarattı ve ardından birçok erkek ve kadını o ikisinden başlayarak yaydı. Bu başlangıçta Âdem evlatlarından başkalarının rolü olması da pekâlâ mümkündür. Zaten bu âyette Hz. Âdem ve Havvâ'nın yaratılmasından ve insanlığın o ikisiyle başlayarak yayılmasından söz edilir. Her hangi bir sınırlama da yoktur. Eğer o ikisinden tabiri sırf o ikisinden demek olsaydı, o vakit Tefsîr-ül Menâr'da bu âyetin farklı tefsirleri arasında âyetin Kureyş'e yönelik olduğu, nefs-i vâhidenin Kureyş'in ortak ceddi olduğu, zevcin ise onun eşi olduğu görüşü dile getirilemezdi. Çünkü eğer farazâ Kur'ân'da Hz. Âdem zamânında kardeş evliliği konusu bu kadar açık ve tevili neredeyse mümkün olmayacak şekilde beyan edilmişse, o zaman Ehl-i Sünnet müfessirleri ilk asırlarda bu görüşü tefsirlerinde kat'i olarak dile getirirlerdi. Eğer Nisâ sûresinin ilk âyetinden Hz. Âdem zamanında böyle bir istisnâ söz konusu olduğunu anlıyorsak, Menâr tefsirinde zikredilen o görüşe göre, Peygamber'in ceddlerinden bazılarının da (hâşâ neûzubillâh) bu işe mürtekip olmuş olması gerektiğini demeliyiz!!!

 

Bu sözün ne kadar büyük bir bühtan olacağının farkında mıyız acaba?

 

Kur'an'daki bir âyet bu tür yanlış düşüncelerden kurtulmada bize yardımcı olacaktır.

 

"Yeryüzünü enine boyuna uzatan, onda sabit dağlar ve ırmaklar meydana getiren, orada meyvelerin her birinden çifter çifter (ikişer çift) yaratan O’dur. Geceyi de gündüzün üzerine O bürüyüp örtüyor. Düşünen bir kavim için şüphesiz bütün bunlarda ibretler vardır."[5]

 

Bu âyette aslında zevceyn-isneyn yani iki çift (iki kere iki) geçmektedir. Bilindiği gibi Kur'an'daki şecere-i tayyibe hadislerde Peygamberimizin mübarek soyuna ve Şecere-i melune ise Emevi soyuna delalet ettiği için, buradaki semerât (meyveler) kelimesinin bâtınî tefsiri zürriyetler olacaktır. Zâhirî tefsiri meyveler olsa bile. Çünkü bunlar soyağaçlarının meyvesidirler. Yani Hz. Âdem ve Havvâ bir çift olursa, ikinci çift ise onun oğullarının ve kızlarının eşleri olacaktır. Hattâ cin ve huriler dahî olması mümkündür. Çünkü Allame Kûrânî'nin de belirttiği gibi, besse minhumâ (o ikisinden türetip yaydı) bu yayılmayı onların evlatları ile sınırlayıcı değildir.

 

Bugünkü insanların ortak ataları bilimsel tespite göre 5.000 ile 10.000 sene kadar önce (Ayyaşî Tefsiri, Safi tefsiri ve Biharu’l-Envar'daki bir hadisten anlaşıldığı kadarıyla Hz. Âdem M. Ö. 6322'de yaratılmış ve yeryüzüne inmiştir, Hz. Nuh hadislere bakıldığında bundan yaklaşık 5.000-5100 sene evvel vefat etmiştir, dolayısıyla bu hesap dini hesaba da uygundur) ortaya çıkmış olduğu ve bundan eski olan insanların nesli tükenmişler kapsamında olduğu hâlde, bizim genlerimiz çok daha önceye gitmektedir. Dolayısıyla genetik olarak da bacı-kardeş evliliğini kabul etmek imkânsız olacaktır. Burada belirtmemiz gereken en önemli husus, zevceyn isneyn'in dört kişi ve iki çifte işaret ettiğini belirten Allame Meclisi'nin Peygamberler târihi ile ilgili olan Hayâtu’l-Kulub kitabında Nuh tufanında her hayvandan iki çift alınması gerektiği ile ilgili olan muteber bir rivâyettir. Zira Kur'an'da bununla ilgili iki âyette yine "zevceyn-isneyn" geçmektedir. Hadiste bu konuya şöyle açıklık getirilir:

 

İmam Sâdık (a.s) buyuruyor:

 

"Nuh (a.s) gemiyi yüz senede yaptı. Sonra Allah ona emretti ki, her çiftten iki tâne (iki çift) kendisiyle gemiye alsın. Âdem'in cennetten kendisiyle berâber çıkardığı sekiz çiftten gemiden çıktıktan sonra evlatları yaşayabilsinler diye aldı. Nitekim Hak Teâlâ Kur'ân-ı Mecid'de buyurur: "size dörtayaklılardan sekiz çift indirdi." Yani koyundan iki, keçiden iki, deveden iki ve inekten iki çift. Yani koyundan iki çift idi: bir çifti insanların terbiye ettiklerinden ve bir çifti vahşi olup dağda yaşayan ve avları helâl olanlardan. Bir çift evcil keçiden ve bir çift ise vahşi keçiden. Bir çift evcil (çiftlik hayvanı) inekten ve bir çift dağ ineğinden. Bir çift Horasan devesinden ve başka bir çift ise Arap devesinden. Ayrıca  sahrâda bulunan ve evcil olup uçan her canlıdan."

 

Kur'ân'da zevceyn-isneyn tabirinin geçtiği iki âyet daha vardır ki konunun aydınlanması için bunlardan birinin mevcut tercümesini getiriyoruz:

 

"Nihayet emrimiz geldi ve sular coşup yükseldi. Nûh’a dedik ki: "Her türden (hayvan) birer çift ile -daha önce haklarında hüküm verilmiş olanlar dışında- aileni ve iman edenleri gemiye bindir!" Zaten onunla birlikte pek azı iman etmişti."[6]

 

Hadisin üzerinde düşününce son derece aydın olacaktır ki, bu tercüme yanlıştır. Çünkü âyette iki kişiye işaret eden -eyn eki iki kez tekrarlanmıştır(zevceyn-isneyn) ve isneyn iki demektir. Yani kısacası dört hayvan yani hepsinden ikişer çift anlamındadır. Demek ki bu âyetin bu muteber hadise uygun meâli şöyledir:

 

"Nihayet emrimiz geldi ve sular coşup yükseldi. Nûh’a dedik ki: "Her türden (hayvan) ikişer çift ile -daha önce haklarında hüküm verilmiş olanlar dışında- aileni ve iman edenleri gemiye bindir!" Zaten onunla birlikte pek azı iman etmişti."

 

Demek ki Kur'an meâllerinde zevceyn-isneyn tâbirini bir çift olarak tercüme etmek yanlış olur. Zaten rivâyette semâniyete ezvâc (sekiz çift) hakkında geçen ifâdeler, bunların Hz. Âdem için cennetten inen, etleri helâl olan, bir çiftlik keçisi çifti, bir dağ keçisi çifti, bir çiftlik sığırı çifti, bir vahşi sığır çifti, bir çiftlik koyunu çifti, bir evcil olmayan türden koyun çifti, birer tâne de Horasan devesi ve Arap devesi çifti olarak geçmektedir. Hz. Nuh bu hayvanlardan da bir o kadar nümuneyi gemiye almakla memur edilmiştir. İmam (a.s) orada en başta her hayvandan iki çift, (yani iki erkek ve iki dişi) alındığına değinmektedir. Demek ki sekiz çift toplamda on altı hayvan eder ve bütün hayvanlardan da iki çift alındığına göre, hayvanlarda bile tufandan sonra mahrem bir ilişki vuku bulmamıştır. Nerede kaldı ki, Allah biz insanlarda, bu yücelik, fazilet ve imtiyazımıza rağmen böyle bir olayı takdir buyursun! Demek ki semerât hakkında ve hayvânât hakkında ortaklaşa geçen ikişer çift (zevceyn-isneyn: زوجين اثنين) tabiri, hayvânâtın da bâtınî ve mecâzî olarak bu tefsirin kapsamına girdiğini göstermektedir. İşte İmam Sadık (a.s) yukarıdaki hadiste de dolaylı yoldan buna değinmektedir. Ayrıca bugünkü muharref Tevrat ve İncil'de dahi Hz. Âdem'in oğullarının kız kardeşleriyle evliliği geçmez. Habil ve Kabil kıssası Tevrat'a göre evlilik meselesi üzerine cereyan etmemiştir. Evlilik meselesi üzere cereyan ettiğini Tevrat üzerinde yazılan çeşitli Hrıstiyan ve Yahudi tefsir kitapları birbirinden farklı şekillerde uydurmuş ve yazmışlardır. Tevrat'ın Tekvin kitabındaki ifâdelerden Kabil'in eşinin bacısı olmadığı, yabancı olduğu net olarak anlaşılmaktadır. Tevrat'ta Hz. Âdem'in kızlarından hiç bahsedilmemekte, bazı İslami rivayetlerden de, Habil ile Kabil'in ikiz kardeşi bulunmadığı anlaşılmaktadır. İklima ve Luzâ adları zâten eski Süryânî kilisesinin "hazine mağarası" adında dini öyküler kitabından alınma bir Mesihiyyat rivâyetidir. Sözkonusu kitapta o ikisinin adı Kelimat ve Lebuda olarak geçmektedir. Bu rivâyetin İslam kaynaklarına sızınca aldığı şekil ve aralarındaki benzerlik de dikkat çekmektedir. Zâten Ehl-i Kitap arasında yayılmış ve Hz. Âdem zamânında kardeşler arasında evlilik olduğu rivâyeti sâdece, o kitapta da olduğu gibi eski Tevrat müfessirlerinin tefsir kitaplarında yer almış, Sünni kardeşlerimizin bu konudaki rivayetleri ise bunun ardından Ka'b ul-Ahbar ve Veheb ibn-i Münebbih gibi Yahudi hahamıyken müslüman olup İsrailiyyat rivâyetleri İslâm kaynaklarına sızdıranların rivâyetleridir.

 

Eskiden olduğu gibi, günümüzde de Ehl-i Sünnet kaynaklarında yazan bu tür hadislerin senedinin zayıf olduğunu diyen birçok Ehl-i Sünnet âlimleri vardır. İmâmlarımızdan ise bu konuda yalnızca üç rivayet vardır ki, bunların üçü de sâdece Habil ve Kabil'in kız kardeşleriyle evliliğinden bahseder. Oysa bilindiği üzere, günümüzdeki insanların hiçbirisi bu ikisinin soyundan değil, Habil Kabil eliyle öldürüldükten sonra Allah tarafından Hz. Âdem'e Habil'in boş yerine doldursun diye bahşedilen Şit'in (a.s) soyundandır. Ayrıca muteber rivayetlerde, Habil'in vasi tayin edildiği için Kabil tarafından kıskanılıp öldürüldüğü geçer. Şit'in evliliği hakkında ise kardeş evliliğini o zaman için doğru gören nâdir rivâyetlerde hiç bir tasrih yoktur. Üstelik Habil'in huriyle ve Kabil'in cinle evliliği İmam Sadık'tan (a.s) nakledilen muteber başka iki hadiste, birbirini teyit edici şekilde geçmektedir.

 

Dolayısıyla mahrem evliliği ile ilgili o üç nâdir rivâyetin şaz ifâdeler taşıdığı, buyurulmuşsa takiyye için böyle olduğu ve bu hadislerin dört katı daha fazla olan diğer hadislerle çeliştiği aşikârdır. Şöyle denilebilir: Neden İmam Rıza (a.s) Hz. Âdem'in çocuklarının evliliği hakkında takiyye etmiş olsun?

 

Oysa Hazret Horasan'da her konu hakkında açıkça fetvâ verebiliyordu.

 

Cevap olarak denir ki:

 

Şecere kelimesinin Kur'ân'ın bâtını tefsirinde soyağacı olarak da kullanıldığını belirtmiştik. Unutmayalım ki İmâm (a.s) bir görüşü savunduğunda ona bunun sebebi de soruluyor ve delil isteniyordu. İmam Şecere-i Mel'une'ye ve onların yaptıklarına değinse idi, Peygamber Efendimizin (s.a.a) bu konudaki rüyasına da değinirdi ve Abbâsiler: Peygamber'in kendi rüyasında maymunların minberine çıktığını görmüş olduğunu diyor. Emeviler demek ki Peygamber'in makâmını gasp ettikleri için böyle! Peki, biz de aynı durumda değil miyiz? derlerdi. İmam Rıza'nın da hayâtı her açıdan tehlikeye girmiş olurdu. Üstelik Şia'nın en eski ve en güvenilir kaynaklarından Hicri 194 senesinde Medine'de İmam Rıza'dan rivâyet edilen Sahîfetül-İmam-ur-Rıza kitabında İmam Rıza tarafından naklolunan sahih bir hadiste, imam cedlerinden, onlar İmam Hüseyn'den naklederek İmam Hasan'ın bu konuyu yalanladığı geçmekte ve İmam Bâkır'dan (a.s) nakledilen rivâyeti tamamen doğrular nitelikte yukarıda zikrettiğimiz hadis nakledilmiştir. Eğer Nisâ suresinin ilk âyetini mahrem evliliğine yoran Allâme Tabâtabâî o rivâyeti görseydi, kesinlikle bu görüşü söylemezdi. Çünkü İmam Rıza'nın sahifesi Şia nezdinde ilk râvilerin direk olarak İmam'dan naklettikleri 400 usul (hadis kitabından) biridir. Bütün âlimler sözünü ettiğimiz kitaba itibâr ettiği ve ondan rivâyet nakletmeye özen gösterdiği için, bu rivâyetin uydurma olduğu aslâ denemez. Çünkü İmam Mehdi'nin ilk gaybet asrındaki Şiiler, bir rivayetin sahih olup olmadığını anlamak için o rivâyetin usul kitaplarının herhangi birinde yer alıp almadığına bakarlardı. Bu rivâyet, o dört yüz usulden elimize ulaşan 16 tânesini barındıran Müstedrek ül-Vesâil kitabında da geçmektedir. Konuyu uzatmamak için, Arapça bilenlerin bu konuda kendisi için huküm vermesi adına, sözünü ettiğimiz rivâyetin Arapça orijinalini ve tercümesini dipnotta naklediyoruz.[7]

 

Ayrıca çoğunlukta olup bu savunduğumuz rivâyetlerin çelişkili olduğu denirse, şu da var: Çelişkili olduğu doğru olmadığı anlamına gelmez. Zira o üç nâdir rivâyette bile, Kabil mi, yoksa Habil mi önce doğmuş, kurban meselesi evlilik için miydi, değil miydi? Kabil çirkin kardeşiyle evliliğe kurayla râzı mı oldu, yoksa kurban olayına kadar Habil ile bu konuda tartışıp sonunda onu öldürdü mü? Konuları tamâmen çelişkilidir. Böyle çelişkili rivâyetleri fıtrata ters düşen şeyleri savunuyor olmalarına ve Allah'ın varlığını kudretini inkâr eden ateistlerin eline malzeme vermesine rağmen savunmanın açıklanabilir bir yanı yoktur. Oysa sözkonusu nâdir hadisler sâdece bugünkü nesille alâkası olmayan Habil ve Kabil'den bahseder. Ayrıca, Hz. Âdem'in evlatlarının huriler ve cinlerle evlendiğini diyen rivâyetlerin tamâmına yakını, birbirini tamamlar niteliktedir. Belirtilmelidir ki, İmam Sadık bir hadisinde Nisâ suresinin ilk âyetini tefsir etmekte ve "ondan da eşini yarattı" ifadesinde Allah'ın Havvâ'yı Âdem'in tıynetinden (toprağından) yarattığına değinerek bazılarının iddia ettiği huri ve cin insandan çocuk sâhibi olamaz ve cinsi farklıdır şüphesini ortadan kaldırmaktadır. Zira o rivâyette onlara gelen cin ve huri için "bisûrati insiyyetin" yani bir insan suretinde buyurmaktadır. Eğer Hz. Âdem'in evlatlarının eşleri insan suretinde olursa bütün itiraz ortadan kalkar. Ancak şunu da belirtelim ki, hayvanlar dünyasında da at ve eşek, aslan ve kaplan veyâ leopar gibi hayvanların birbirleri için doğum yaptığına şâhit oluyoruz. Dolayısıyla mümin insan ve cinlerin âhirette hûri ile evlenme imkanları olduğu Kur'ân'ın nassıyla âşikârdır ve bunun bu dünyada da mümkün olmadığına herhangi bir delil yoktur.

 

Kur'an'da geçtiğini dediğimiz (besse minhumâ) ifâdeye gelince, şu âyette de, o ikisinde yaydı (besse fîhimâ) geçer:

 

"Gökleri, yeri ve o ikisinde üretip yaydığı canlıları yaratması O’nun kanıtlarındandır. O dilediği zaman onları bir araya getirme gücüne de sahiptir." Şûrâ/29

 

Bu âyetin zâhirinden şu anlaşılıyor ki hadislerde de vurgulandığı gibi diğer bazı uzak gezegenlerde de canlılar vardır. Oysa burada sâdece "gökleri ve yeri" geçmiş, "gökleri ve yerleri" geçmemiştir. Neden? Zira Semâları der iken Allah'ın burada rivâyetlere göre o semâların altında bulunan yerleri (arazîn) de kastetmesi pekâlâ mümkündür. Öyledir de zâten. Dolayısıyla besse minhumâ ve besse fîhimâ kesinlikle iki şeyle sınırlayıcı değildir.

 

Ayrıca Allame Tabâtabâi'nin (r.a) Şia arasında ilk olarak ortaya koyduğu Nisâ suresinin ilk âyeti hakkındaki nâdir tefsirinin savunmasını yapanların, bazı sitelerde, bu konuya değinirken "bu fıtrata aykırı değildir" deyip, Mahremlerle evliliğin neden haram olduğu ile ilgili bölümlerde ise ‘Bu iş, fıtrata aykırıdır!’ demeleri dikkat çekicidir. Bilindiği gibi Allah insanları fıtrat üzere yaratmıştır. Yani eğer bir şey fıtrata aykırı ise buna şeriatinde yer vermesi onun hikmeti ile çelişir.

 

İran ve Arap dünyasındaki Hrıstiyanlar bile, ellerindeki Tevrat'ın Tekvin (yaratılış) kitabından eski tefsirlerde yazılanın anlaşılmadığını deyip, İmam Sadık'ın ilk olarak zikrettiğimiz hadisini naklederek bize ilgilerini belirtir ve hattâ Hristiyan olmalarına rağmen bunu doğru kabul ederlerken, bizim Kur'ân'ın bir-iki âyetinin ilk bakışta bize öyle gibi gözüken zâhirine bakıp, başka âyetleri hadislerle tefsir edip kaynakları incelemeden böyle bir sonuca varmamız son derece üzücüdür.

 

Her halükarda ne dersek diyelim, sonuçta Şia kaynaklarında Hz. Âdem zamânında kardeş evliliğini diyen üç rivâyetten biri Ehl-i Sünnet nakli, biri mürsel ve zayıf (senetsiz). Biri ise Horasan'da takiyye ortamında buyrulmuş ve onu buyuran masumun hadislerini içeren en eski ve muteber kaynakta (Sahife-i İmam Rıza) İmam'ın kendisi takiyye ortamı olmayan Medine'de onu cetlerinden hadis naklederek reddetmektedir.

 

 

 


[1] Hayât ul-Kulub, Allame Meclisi, 2. Bab, 5. Fasıl, Hz.Âdem'in evlatları ve neslinin çoğalması hakkında

[2] İlelü'ş-Şerayi, Şeyh Saduk ibn-i Babeveyh, c.1 s.32-35 Hadis 2, neslin başlangıcının ortaya çıkmasının sebebinin nasıllığı bâbı. Elbette başka bir nüshada bu hadisteki elli yıl ifâdesi beş yüz yıl olarak geçer.

[3] https://youtu.be/KaMCl_3NQqE

زواج اولاد آدم من أخواتهم رواية يهودية كوراني

[4] Nisa/1

[5] Ra'd/3

[6] Hûd/40

[7] Hayât ul-Kulûb, Allame Meclisî, Hz. Nuh'un kavmine gönderilmesi ve kavmi arasında onlar gark oluncaya dek geçenler hakkında, 4. Bap, 2. Fasıl

İmam Rızâ (a.s) kendi babaları vâsıtasıyla İmam Hüseyin bin Ali'den (a.s) şöyle nakletmektedir: bir adam İmam Hasan bin Ali'ye (a.s) gelerek dedi ki: "insanların Hz. Âdem şu oğlunu, şu kızıyla evlendirdiği hakkında dediği doğru mudur?"

İmam Hasan (a.s) buyurdu ki: Hâşâ, Allâh etmesin! Âdem'in Şeys (Şis) ve Abdullah adında iki oğlu var idi. Allah Şeys için cennetten bir hûri, Abdullah için ise cinlerden bir kadın ortaya çıkardı. Biri biri için, öteki diğeri için doğum yaptı. O hâlde (Âdem evlatlarında) her ne güzellik ve cemâl (içsel ve dışsal güzellik) var ise hûrinin evladından gelir, her ne çirkinlik ve kötü sözlülük var ise cinlerin evladından gelir.

Sahife-i İmam Rıza aleyhisselâm, s. 93-94

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler