15 Aralık 2019 Pazar Saat:
12:57

Hakk'ın Nadisi

21-08-2019 20:26


 

 

 

 

 

 

 

  

 

 

Bizler ilk emri, ilk ayeti "Oku" olan Kur'an'a iman etmiş kimseleriz. İman etmek, aslına bakılırsa zahiri anlamda pek de anlaşılacak veya ölçülececek bir tabir ve inanç esası değildir. İmanı bizler genel olarak inanmak, tasdik etmek, uygulamak anlamlarında biliyoruz ve bu gibi tanımlar imanı açıklamak için çok kısıtlıdır ve detaylı bir açıklamaya gebe tanımlardır. İmanın tanımını muhabbete benzetsek yanlış yapmış olmayız umarım. Şöyle ki, bir muhabbet ardından meyille beraber emek, hareket, söylem gerektiyorsa; aynı şekilde iman da inanılan şeye karşı merak, tanıma ve amel azmi gerektirir.

 

İmam Ali (a.s) iman hakkında şöyle buyurur:

 

"İman gönülle tanımak, dille ikrar etmek, aza ile de kullukta bulunmaktır."

 

Bu söz üzerine biraz tefekkür eder isek, imanı biraz olsun daha iyi anlama fırsatımız olacaktır.

 

Günümüze kadar genellikle insan-ı kamilden bahsedilmiş, bu konu üzerine konferanslar düzenlenmiş ve yazılar yazılmış, konuşulmuştur. Murtaza Mutahhari'ye göre insan-ı kamilin tanımı şöyledir:

 

"Kamil insan, kendisinde bütün insani değerlerin birlikte olgunlaştığı, geliştiği insandır. Hiçbir olgunluk onda eksik olmamalıdır. Bütün insani değerleri, en son sınırına kadar dengeli bir şekilde gelişen, olgunlaşan insana insan-ı kamil denilebilir. Kur'an böyle kimseleri 'imam' tabiriyle tanımlıyor."

 

Üstad Mutahhari yaşadığı dönemde bu konuyu geniş bir şekilde ele almış ve birçok konferanslar düzenlemiştir. Günümüzde bu konuşmalarının derlenip kitap halinde bizlere sunulduğunu görüyoruz. Kitapta tekrar tekrar vurguladığı ve açıkladığı şey ise İslam'ın insan-ı kamilinin nasıl olduğu ve bu tanıma kimlerin örnek olduğudur. Üstad birçok yerde İmam Ali'nin (as) insan-ı kamil olduğunu ayetlerle ve hadislerle açıklamış ve hatırlatmada bulunmuştur. Şöyle ki;

 

Hz. Ali (as) öylesine güler yüzlü ve şen olurdu ki arkadaşları; "Onun vasıflarından biri de, bize geldiği zaman yüzünün açmış bir çiçek gibi olmasıdır." diye anlatırlar. Hz. Ali (as) o kadar hoş sohbet ve hatta şakacı idi ki Amr İbn'ül As: "O hilafet işine yaramaz, çünkü çok güler yüzlüdür. Güler yüzlü bir kişi hilafet işine uygun değildir." demişti. Somurtkan yüzlü bir kişi istiyor ki millet ondan korksun. Bu konu Nehc'ül-Belağa'da vardır:

 

"Ali halk ile çok şakalaşır ve şendir. Savaş meydanında düşmanla bir asker, bir mücahit gibi karşılaşır ve yine güler yüzlüdür."

 

İbadet mihrabında çok ağlayan ve savaş meydanında çok güler yüzlü olan Kur'an'dır. Kur'an böyle insan ister.

 

"Hakikat, (ibadet için) gece kalkmak hem daha dokunaklı, tesirli hem de okuma cihetiyle daha sağlam (bilgi ve huzur) vericidir." Müzemmil/6

 

İnsan-ı kamilden daha mühim olan şey ise İslam'ın kamilliğidir ki tahmin edeceğiniz üzere din kamil olmadan insan-ı kamillik söz konusu olamaz. İslam'ın kamilliği ise tevhit, nübüvvet, meâd, adalet ve imamet esaslarına dayanıyor. Bu maddelerin elbette hepsi çok büyük önem arzediyor. Ben dikkatinizi imamete çekmek istiyorum. Dini kemale erdiren olay nedir sorusuna cevap aramak ve bu cevabı açıklamak istiyorum. 

 

Dini kemale erdiren olay hiç şüphesiz Gadir-i Hum olayıdır. Yıllardır tarihçe kısmıyla ile birlikte genellikle "Ben kimin mevlası isem Ali de onun mevlasıdır." cümlesi dillerimize zikir olmuştur. Bu tüm hutbeyi kapsayabilen bir cümledir ama sadece bununla yetinmemeli, hutbedeki her cümleyi idrak edebilmek için çalışmalıyız. Bu olay Ehl-i Sünnet kaynaklarında da rivayetlerin çokluğu ve sahihliği ile de kesindir ve bu konuda şüpheye meyil verenlerin imanlarında büyük ölçüde yitme ve zedelenme görülmüştür ve görülecektir. Ayrıca bu hakikate muhalif olanlar bu cümledeki mevla, önder kelimesini sadece dost manasında anlamış ve yorumlamıştır.

 

Peki, sizce, alemlere rahmet olarak gönderilen ve kendi nefsinden konuşmayan Resulullah'ın (saa) Hac dönüşü, ilerideki ve gerideki tüm ırklara mensup hacıları Gadir-i Hum'da toplamasının nedeni sadece "Ali benim dostumdur." demek için olabilir mi! Elbette böyle bir şey mantığa aykırıdır ve buna gerek de yoktur. Çünkü Hz. Peygamber (saa) birçok kez Hz. Ali'nin insan-ı kamilliğine vurgu yapmıştır, her kelamında bunları dile getirmiştir.

 

 

Gadir-i Hum, ilahiyatın emridir yani Allah'ın vaadinin gerçekleşmesidir. Buna örnek olarak hutbede şöyle geçer:

 

"O'ndan başka ilah yoktur. Çünkü bana indirdiğini bildirmezsem, elçiliğimi iletmemiş olacağımı bildirmiştir. Övülmüş ve yüce olan benim korunacağıma kefil olmuştur. O her şeye gücü yeten ve kerim olan Allah'tır. Bana şöyle vahyetti; "Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla! Ey Elçi! Ali hakkında yani Ebu Talip oğlu Ali'nin halifeliği hakkında Rabbinden sana indirileni bildir. Eğer bunu yapmazsan elçiliğini iletmemiş olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır." Maide/67

 

Böylelikle imanı, insan-ı kamili, dinin kemalini açıklamış ve bağdaştırmış olduk. Kur'an'ın insan-ı kamili, imam tabiriyle beyan ediliyor ki Gadir-i Hum hutbesinde birçok kez imam tabiri yer alıyor. Tüm bu tanımlar gösteriyor ki; Müminlerin Emiri, Hakk'ın nadisi, Hz. Resulullah'ın vasisi ve mihrapta başına kılıç darbesi aldığında mübarek dudağından "Kabe'nin Rabbine andolsun ki kurtuldum" cümlesi dökülen Ali'den başkası değildir. 

 

"Eğer birisi Ali'ye ulaşmazsa,

Nereye gitsin, nereye ulaşsın!

Allah'a yemin olsun ki eğer biri,

Ali'ye ulaşırsa, Allah'a ulaşır."

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
  • Uğur Bat   22-08-2019 18:00

    Yüce Rabbim bizleri Hz.Ali a.s'ma ve kendisine ulaşanlardan eylesin inşaAllah.. Bu değerli ve önemli bilgiler ve paylaşım için Allah razı olsun senden canım kardeşim