23 Kasım 2020 Pazartesi Saat:
23:26
19-06-2020
  

Gözyaşı ve Ağlamak Üzerine

Hz. Ali’ye (a.s), Yahudi bir kadına zulüm edildiği ve ayağındaki halhalın zorla alındığı haberini verdiler. İmam buyurdu: “Eğer bir insan bu haberi duyduğunda, üzüntüden ölse asla kınanmaz.”

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

 

Ağlamanın bir dış ve bir de iç yönü bulunmaktadır; öncelikle insanın iç dünyasında bir takım duygusal ve psikolojik etkileşimler olur, bununla birlikte beyinde bazı hareketler oluşur ve bu gözden yaşların dökülmesi olarak kendisini gösterir.

 

İnsanın bu şekilde psikolojik yönden etki altında kalıp, ağlamasının çeşitli nedenleri olabilir, genelde şu sebepler zikredilmiştir: Çok sevdiği bir şeyi yahut kimseyi kaybetme sonucu, inancından kaynaklanan bir sebeple, mükemmelliği isteme dolayısıyla, zulme maruz kalmışlar için, başarısızlık nedeniyle, sevinçten, ayrılıktan ve manevî gelişim için ağlanmaktadır.

 

Buna örnek olarak; Ehl-i Beyt dostlarının Bakî kabristanında, İmamları için ağlamaları; bir çocuğun oyuncağını kaybetmesinden yahut birinin iflas etmesinden dolayı ağlaması gibi değildir. Şialar; manevî gelişim, kemale ulaşma ve ilahî hoşnutluğu kazanmak için böylesine gözyaşlarını dökmektedirler. Aslında bu hüzün, Ehl-i Beyt mektebinin ne kadar sosyolojik yönden gelişmiş olduğunu gösterir. Bu üzüntü, hakka karşı yapılan zulümler için üzülmedir, bu ağlamalar korkudan, zayıflıktan ve acizlikten dolayı değil, âşık birisinin bazen sevdiğine kavuşması ve bazen de ondan ayrı olması nedeniyledir. Ağlamak, gözlerden yaşlar akıtmak, kalbin yumuşak olduğunu gösterir, kalbin taşlaşmadığının nişanesidir ve dökülen yaşlar aslında zalimlerin mazlumlara yapmış olduğu zulümlere bir çeşit itirazdır. Sürekli mükemmelliğe ulaşma arzusu içinde olan kimsenin ağlamasıdır ve “niçin bizi mükemmelliklere ulaştıracak insanları elimizden aldınız”ın hüznü ve üzüntüsüdür.

 

Bu tür ağlamaların içsel olarak faydası; bir yönden uyanış gerçekleştirmesi ve diğer yönden insana huzur, lezzet, mutluluk, keyif vermesidir. Bu ağlamalar sonucu, kalp her ne kadar perişan olsa da diğer taraftan içsel şûhut ile gelen büyük bir mutluluk vardır. Mutluluğun yanı sıra insanda tanıma, doğru davranış ve sevginin çoğalması gibi değerleri de oluşturmaktadır. Sonuçta ise örnek alınan insan gibi olma ve istenilen özellikleri kendinde oluşturma azmi elde edilmektedir.

 

Dış yönden faydası ise; peşi sıra siyasi ve sosyolojik gelişimi getirmesidir. Toplumsal olaylar karşısında kayıtsız kalmamayı insana öğretmektedir. Ayrıca bu ağlamalar, kimin safında yer aldığını gösterme, kimi sevdiğini ve kimden nefret ettiğini de belli etmedir. Ağlamak, ideallerin korunmasını sağlar, beğenilen değerlere ağlamak, onları her an canlı tutmak ve unutulmasının önünü almak demektir.

 

Ağlamanın Çeşitleri

 

Ağlamak içsel ve dışsal olarak iki boyuttan oluşmaktadır. İçsel boyut psikolojik durum ve duygulardan kaynaklanmakta, dışsal boyut ise bunun sonucu olarak gerçekleşen fizyolojik durumdur. İnsanın dış etken yahut düşünmek gibi iç etken sonucu duygulanması ve duyguların beyni çalıştırarak, gözyaşı bezlerine emir vermesine neden olmaktadır. Bunun sonucunda gözden yaşlar akmakta ve bu duruma da ağlama denilmektedir.

 

Fakat ağlamanın içsel boyutunun (duygusal etkiler) birçok nedeni olabilir, dolayısıyla ağlanmanın da çeşitli kısımları bulunmaktadır:

 

1- İnsanın doğal olarak kendisine bağlı olan şeyleri sevmesinden kaynaklanan ağlama: insan çok sevdiği bir şeyi kaybettiği zaman elinde olmadan ağlamaya başlar.

 

2- İnsanın inancından kaynaklanan ağlama: Bazen de inancı gereği ve sahip olduğu dünya görüşünden kaynaklanarak ağlar. Örneğin inançlı bir Müslüman, Allah’ın huzurunda durduğu zaman geçmişte işlemiş olduğu günahlarını, yapmış olduklarının hesabının ağırlığını ve nasıl olurda Allah’a karşı böyle bir yanlış yapabildiğini düşünerek ağlamaya başlar.[1] Bu çeşit ağlama insanın geçmişi nedeniyle geleceği için ağlamasıdır. Tövbe ve münacat esnasında ağlamalar bu türdendir.

 

3- Mükemmelliği isteme dolayısıyla oluşan ağlama: Mükemmel olmak isteyen kimse, kendisini bu kemallere ulaştıracak kimseyi (Peygamber ve masum İmam’lar gibi) kaybetmesi nedeniyle üzülür. Zira varlığımızın derinliklerinde kemalleri övmekte, onları bulmakla mutlu ve kaybetmekle mahzun olmaktayız.[2] Ümmü Eymen Allah Resulü’nün (s.a.a) vefatından sonra çokça ağlıyordu, ikinci halife: “Niçin böylesine ağlıyorsun, Resulullah Allah’ın katında değil mi?” dedi, o da ağlamasının nedenini şu şekilde açıkladı: “Benim ağlamamın nedeni, artık vahyin kesilmiş olması ve bir daha vahye ulaşamayacağımızdandır.”[3]

 

4- Zulme maruz kalmışlar için ağlama: Kalbi taşlaşmamış ve hala temiz duygulara sahibi olan her insan; soğuk bir kış gecesinde, babasından ayrı annesinin kucağında acıyla can veren bir bebeği gördü mü ister istemez ağlayacaktır. Elbette insanî duyguları kalbinde barındıran kimse; çölün ortasında günlerce susuz olan altı aylık bir bebeğin, babasının kucağında, boğazının okla parçalanmasını ve su yerine kan içtiğini duyduğu zaman elinde olmadan ağlayacaktır. Acaba hangi insan, bu tür çileler karşısında duygulanmaz ve gözlerinden yaş akıtmaz? Tabi insan olan herkes duygulanacaktır. Bu ağlamalar zalimin mazluma yaptıkları ve mazlumun başına gelenler içindir.

 

5- Başarısızlık ve aciz kalma nedeniyle ağlama: Bazen de insan bir işte başarısız oldu mu yahut büyük bir yenilgiyle karşılaştı mı, büyüklüğünü kaybederek zelilce ağlamaya başlar. Bu çeşit ağlama özgüveni olmayan, zayıf insanların yaptığı bir iştir. Saib Tebrizî’nin şu şiiri buna değinmektedir:

 

Mumun ağlaması kelebeğe yas tuttuğu için değil,
Sabah yakın, oysa daha karanlık geceler onu beklemede.

 

6- Mutluluk ve sevinçten ağlamak: Karamsarlık ve tamamen ümidi kestikten sonra birden isteklerin gerçekleşmesiyle insanda oluşan duygusallıktan kaynaklanmaktadır. Evladını kaybetmiş bir annenin yıllar sonra onu bulduğu anda ağlaması yahut çok sevdiğinden ayrı olan birisinin kavuşma anında ağlaması bu türdendir.[4]

 

7- Ayrılık dolayısıyla ağlama: Âşık insan sevdiğinden ayrı olduğundan ve ona kavuşamadığından gözden yaşlar akıtır. Hafız bir şiirinde şöyle diyor:

 

Ağlamaktan gözbebeklerim kanlar içinde
Gör iştiyakınla halk ne haller içinde
O sevgili gözüm önünden gitti gideli
Etrafım Ceyhun Irmağına döndü.

 

8- Merhamet ağlayışı: Düşünürlerin dediğine göre, insanın en önemli yönlerinden birisi duygularının olmasıdır. Duygusuz insan yani aslında insan değildir. Bir ömür evlatlarının yanı başında olan, ancak bir defa dahi onları şefkatle okşayıp öpmeyen bir baba, Allah’ın rahmetinden uzak kimsedir. Bir kişi, Peygamber’in (s.a.a) huzurunda “Ben çocuklarımı şimdiye kadar hiç öpmedim” dedi. Allah Resulü (s.a.a) cevabında şöyle buyurdu: “Merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez.” [5]Oğlu İbrahim öldüğü zaman ağladığında, niçin ağladığını sorduklarında ise buyurdu: “Bu ağlayışım hoşnutsuzluk ağlayışı değil, merhamet ağlayışıdır ve merhameti olmayana Allah da merhamet etmez.” [6]

 

9- Yalandan yapılan ağlama: Bu tür gerçekçi olmayan ağlamalara “timsah gözyaşları” denilmektedir.[7]

 

Ağlamaktaki Hedef

 

Yukarıda saymış olduğumuz ağlamanın tüm çeşitleri; siyasal, kültürel ve dinî hedefler doğrultusunda yapılabilir. Örneğin Ehlibeyt İmamlarının yaşamları esnasında ağlamaları, aslında hâkim yönetime karşı yapılan bir çeşit soğuk savaş niteliğindeydi, bu şekilde yönetimden hoşnut olmadıklarını göstermekteydiler. İnsanların zihninde “Niçin bu büyük insanlar, Peygamber’in (s.a.a) evlatları hoşnutsuzlar?” sorusunu uyandırmak için ağlıyorlardı.

 

Tarih, Peygamber’in (s.a.a) biricik kızı Fatıma Zehra’nın (s.a) babasından sonra çok ağladığını yazmaktadır. Hz. Zehra gerçek İslâmî emirleri açıklamak, insanları bilgilendirmek, toplumları uyandırmak, zalimlerin gerçek yüzünü ortaya çıkarıp, hakkı gasp edenlerin maskesini düşürmek için gözyaşı döküyordu. O kutlu insanın ağlamasının sırrı budur. Fatıma’nın (s.a) ağlayış seslerini duyanlar, ister istemez hemen soruyorlardı: “Ne oldu Fatıma’ya, niçin bu kadar üzgün, niye ağlıyor? Oysa Resulullah ‘Fatıma’yı üzen beni üzmüştür’ diye buyurmuştu, kim Fatıma’yı üzdü?”[8]

 

Hz. Ali de halka bu soruların cevabını veriyordu, onları bilgilendirip, gerçekleri açıklıyordu. Bu yüzden gece, Hz. Fatıma’nın sürekli altında ağladığı ağacı kestiler. Fakat Hz. Ali (a.s) bir gölgelik yaptı ve Hz. Zehra (s.a) orada ağlamaya devam etti. Yoldan gelip gecenler de onun bu halini görüyorlardı. İşte bu çeşit ağlama aslında siyasi ağlamadır, hâkim yönetimin gasıp olduğunu gösteren ağlamadır. Bu yüzden şunu söylemekteyiz: Fatıma’nın (s.a) gözyaşları, Ali’nin (a.s) kılıcının destekçisiydi.

 

Bakî bu hüzünleri ve dökülen o gözyaşlarını yeniden insana hatırlatan yerin adıdır. Bakî, Zehra’nın çektiği dertlerin göstergesidir; o üstün kadının acılarının nişanesi. Kalp gözü açık her insan, Bakî kabristanına baktığında Hz. Zehra’nın (s.a) ve diğer imamların (a.s) İslâm yolunda nasıl acılar çektiğini görecektir. En kıymetlilerimizin çekmiş olduğu bu acıları hatırlayan gönüller nasıl olurda ağlamadan durabilir?

 

Öyleyse Şia’ların Bakî kabristanında, İmam’ları için ağlamaları; bir çocuğun oyuncağını kaybettiğindeki ağlaması yahut çok zengin birinin iflas etiğinden dolayı ağlaması gibi değildir. Şia’lar, manevî gelişim, kemale ulaşma ve ilahî hoşnutluğu kazanmak için böylesine gözyaşlarını dökmektedirler. Aslında bu hüzün, Ehl-i Beyt mektebinin ne kadar sosyolojik yönden gelişmiş olduğunu gösterir. Bu ağlamalar, hakka yapılan zulümlere üzülmenin dışa yansıması ve Şia’ların nasıl da kemale ulaşmak istediklerinin göstergesidir.

 

Bu ağlamalarımız bir yönden İmam’larımız için, diğer yönden ise kendimiz içindir. Allah Resulü risaleti karşılığında hiçbir ücret istemedi, yalnızca Ehl-i Beyti’nin sevilmesini istedi. Onların suçu, Peygamber’in emaneti olmaları mıydı? Neden bu kadar zulüm ve işkence gördüler? Niçin o eşsiz insanlara bunca eziyet ettiler ve niçin bırakmadılar tüm güzellikleri kendilerinde toplayanlardan güzellikleri öğrenelim?

 

Velhasıl Şia’nın bu şekilde ağlaması, mazlumun başına gelenlere ağlamadır, faziletleri istemekten kaynaklanmakta ve kökleri inançlarımızda yatmaktadır. Lakin yanlış anlaşılmasın, bu ağlayışlar zayıflık ve acizliğin göstergesi, insanı tembelliğe iten ağlayış tarzı değildir. Bilakis insanı uyandırmakta, harekete geçirmekte ve güce güç katmaktadır. Bu ağlayışlar peşi sıra düşmana karşı nefret ve dosta karşı sevgiyi getirmektedir, kesinlikle acizlik değildir. Çünkü:

 

Zalimleri karşısında acizliğini gösterme
Yanık gözyaşların devasa ateş olur.

 

Ağlayışlarımız bir taraftan, o üstün ve her şeyden çok sevdiğimiz insanlardan ayrı olduğumuz içindir.[9] İmam Hüseyin’i (a.s) hatırladığımızda gözyaşlarıyla birlikte “Keşke bende sizle birlikte olsaydım” [10] diyerek, ayrılığın acısını hissetmekteyiz.

 

Diğer taraftan da coşku gözyaşlarıdır; yiğitçe savaşan, sürekli başı dik duran, dıştan bakıldığında esir olarak görülseler de aslında en özgür insanların bu halleri ve konuşmaları ağlamaya neden olur.

 

Bazen de merhametten kaynaklanmaktadır. Nasıl olur da bir insan, Kerbela’da işlenen o cinayetleri duyup da gözünden yaşlar boşalmaz? En taş kalpliler bile Kerbela faciasını duyduklarında ellerinde olmadan ağlayacaklardır.

 

Ağlamanın Faydaları

 

Ağlamanın bir dış yönü ve bir de iç yönü bulunmaktadır. İnsan ağlaması sonucu hem dış yönden ve hem de iç yönden bazı faydalara ulaşır. Onları şöyle sıralaya biliriz:

 

İçsel Faydaları:

 

1- Belirttiğimiz gibi ağlamak, içsel heyecanların dışa yansımasıdır. Eğer birinci kısım olan kandırma amaçlı yahut acizlikle yapılmazsa psikolojik rahatlığı peşi sıra getirecektir.[11] Gerçekte kalbin cilası hükmündedir.

 

Bu şekilde heyecanları boşaltmaya çalışmak, insanın üstün döngüsüyle alakalıdır. İnsan mükemmel olma peşindedir ve mükemmel olmadığını anladığında heyecanlanmaya başlar. Zulüm ve haksızlığın olmamasını istemekte ve olduğunu gördüğünde etkilenir. İlahi bereket ve nimetlerin kendisinde ve başkalarında olmasını ister, bunları hatırladığı zaman da heyecanlanıp ağlar. Eğer ağlamalar bu şekilde ve bu nedenle gerçekleşirse; ümit verici, harekete geçirici, stresten[12] uzaklaştırıp, sakinleştirici olacaktır. Demek ki ağlamak, insan yaşamında beğenilmeyen bir davranış değildir. Aksine tedavi edici nitelik taşımaktadır.[13] Masum İmam’lar için düzenlenen yas merasimlerine katılanlar ve orada ağlayanlar, sonrasında tarif edilmez bir mutluluğa ve huzura ulaştıklarını söylemektedirler. Çünkü bu ağlamanın nedeni ahiret ve mazlumun mazlumiyeti içindir.

 

2- Ruhi heyecan ve etkenler, insanın marifetini çoğaltmakta, araştırmaya itmekte ve konu hakkında daha fazla bilgiye ulaşmasını sağlamaktadır.

 

3- Duygu ve marifetin artmasıyla birlikte; bireyin o duygu ve marifet doğrultusunda hareket etmesine neden olacaktır.

 

4- Ağlamanın dördüncü faydası ise; ağlanılan kişi yahut konuyla bir süre sonra uyum içinde olması ve onun rengine bürünmesidir.

 

5- Ağlamak, o konuya olan sevgi ve bağlılığın artmasını sağlayacaktır. Şüphesiz birisinin başına gelenler için ağlamak o kişi ile bir bağın olduğunu gösterir. Zira insan tanımadığı ve bilmediği kimse için üzülmez.

 

6- Mükemmel insan her yönden kendisini geliştiren insandır. İnsanın sadece bir yönünün gelişip, diğer bir yönünün gelişmemesi onun eksikliğinin göstergesidir. Zihinsel ve fiziksel noktada gelişim ne kadar gerekliyse, duygusal yönden gelişim de o kadar gereklidir. Bunu gerçekleştirecek olan da ağlamadır.

 

Hz. Ali’ye (a.s), Yahudi bir kadına zulüm edildiği ve ayağındaki halhalın zorla alındığı haberini verdiler. İmam buyurdu: “Eğer bir insan bu haberi duyduğunda, üzüntüden ölse asla kınanmaz.” [14]

 

Dışsal Faydaları:

 

1- Ağlamak zulüm ve haksızlığa karşı durmadır: Çoğu zaman bir damla gözyaşı büyük hedeflerin göstergesidir. İmam Hüseyin (a.s) ve yaranlarıyla birlikte olduklarını, onların safında yer aldıklarını, düşmandan nefret ettiklerini anlatmak için; kimi konuşma yapar, kimi de şiir okur, hamaset yapar. Fakat bunların içerisinde en gerçekçi ve en doğru olanı yaşanan bu acı olaylar karşısında safını ve hedefini bir damla gözyaşı ile gösterendir. Bu kimse, o üstün insanlarla gönül bağı kuran ve zalimlere karşı savaşı ilan edendir. Elbette bu şekilde ağlamak için hiç şüphesiz öncelikle imamların hedef ve düşüncelerini bilmek gerekir.

 

2- Ağlamak öz Muhammedî İslâm dinini korumaktır: Şia’ların, Peygamber’in (s.a.a) emaneti ve risaletinin karşılığı olan masum İmam’lar için ağlaması, Hz. Zehra’nın mazlumiyetinde gözyaşlarına boğulması, İmam Hüseyin’e (a.s) ve Bakî kabristanındaki mazlumlar için ağlaması, Peygamber’in (s.a.a) getirmiş olduğu hak İslâm dininin koruyucusudur.

 

Merhum İmam Humeynî (r.a) şöyle buyuruyor:

 

“İmam Hüseyin’in (a.s) kıyamını koruyan bu ağlamalardır. Hiçbir hareket ve mektep, sine vuranları ve ağlayanları olmadıkça asla devamlılık gösteremez.”[15]

 

Şehit Mutahharî bu konu hakkında şöyle diyor:

 

“Gençlerden biri bana şunu sordu: ‘İmam Hüseyin’in mektebinin korunması için mersiyelerin okunması ve ağlanılması şart mıdır?’ Dedim ki: Evet, bu şartı masum İmam’larımız bize buyurmuşlardır. Felsefesi de şudur; bir mektep duygu olmaksızın ruhlara ve gönüllere etki edemez. Sadece düşünce ve felsefeden oluşan mektepler devamlılıklarını da koruyamazlar. Etkili ve kalıcı mektep, içinde duyguların da olduğu mekteptir. Hiç şüphesiz İmam Hüseyin’in (a.s) mektebi akıl, felsefe ve mantık mektebidir. Fakat sadece bu yön anlatılır ve üzerinde durulursa çekiciliğini kaybedecektir. Dolayısıyla her zaman canlılığı koruyabilmek için mersiye ve ağlamalara da ihtiyaç vardır.” [16]

 

Sonuçta Şia’ların Bakî’de, İmam Hüseyin’in (a.s) yahut diğer imamların merasimlerinde ağlamaları, öncelikle doğal ve insanı bir tepkidir, ikinci olarak da belirtilen hedeflere ulaşmak için mutlaka yapılması gerekendir. Bu çeşit ağlama, kesinlikle İslâm’a aykırı değildir, bilakis Kur’ân ve hadisler bunu onaylamakta, Peygamber efendimizin siyeri ve sahabelerin davranışları da bunu desteklemektedir.

 

 

 

 

 


[1]     İmam Seccad (a.s) buyuruyor: “En beğenilen gözyaşı, gece karanlığında samimice Allah korkusundan dökülen gözyaşıdır.” Biharu’l-Envar, c. 9, s. 329, Babu Fadli’l-Buka) İmam Ali (a.s) şöyle buyurmaktadır: “Ne mutlu Allah’ın emirlerini uygulamak için yönelenlere ve ne mutlu işlemiş oldukları günahlar için ağlayanlara.” Nehcü’l-Belağa, hutbe: 176. Hiç şüphesiz bu ağlamalar insanın dünya görüşüne bağlıdır ve sadece Allah’a ve ahiret gününe inananlar için geçerlidir.

[2]     Tevbe Sûresinin 92. Âyetinde bazı kulların şu özelliği buyrulmaktadır: “Ey Resulüm! Binek temin etmen için sana geldiklerinde: ‘Sizi bindirecek bir şey bulamıyorum’ deyince, harcayacak para bulamamaları sebebiyle gözyaşı döke döke dönüp gidenleri de kınamak doğru değildir.”

[3]     Delailu’n-Nübüvve, Beyhakî, c. 7, s. 266.

[4]     “Cafer b. Ebu Talib, Habeşistan’dan Medine’ye döndüğünde Resulullah (s.a.a) onu karşılamaya gitti. Onu gördüğü için sevinçten ağladı.” Biharu’l-Envar, c. 21, s. 24.

[5]     Mizanu’l-Hikme, c. 10, s. 700; Biharu’l-Envar, c. 43, s. 282-283.

[6]     Biharu’l-Envar, c. 23, s. 151.

[7]     Buraya kadar sıralamış olduğumuz ağlamanın çeşitleri her ne kadar genel olsa ve bazen bazıları diğerinin içinde bulunsa da, konunun daha iyi anlaşılması ve asıl nedenin daha iyi kavranması için bu şekilde belirtilmiştir.

[8]     Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Fatıma benim bedenimin bir parçasıdır, onu sevindiren beni sevindirmiştir ve onu üzen beni üzmüştür, Fatıma benim için en kıymetlidir.” Biharu’l-Envar, c. 43, s. 23; Sahih-i Muslim, c. 5, s. 54. “Şüphesiz Allah, Fatıma’nın gazabıyla gazaplanır ve Fatıma’nın razı olduğuna razı olur.” Kenzu’l-Ummal, c. 12, s. 111; Biharu’l-Envar, c. 43, s. 19.

[9]     Hz. Yakub, oğlundan ayrı olduğu için o kadar ağladı ki sonunda gözleri görmez oldu. İmam Seccad (a.s) çok ağlıyordu ve kendisine itiraz edenlere şu cevabı veriyordu: “Yakup oğullarından birinin ayrılığında o kadar ağladı ki gözleri görmez oldu. Oysa Yusuf’un yıllar sonra kendisine geleceğini ve ona kavuşacağını biliyordu. Peki, ben nasıl ağlamayayım…” A’yanu’ş-Şia, Seyyid Muhsin Emin, s. 72.

[10]    Mefatihü’l-Cinan, s. 779.

[11]    Bazı psikologlara göre hatta bu amaçla yapılan ağlamalar bile insana huzur vermektedir.

[12]    Bazıları şöyle bir itirazda bulunmuşlardır: Şia’ların yapmış oldukları yas merasimlerinde ağlamak ve üzüntü hâkim, bu ise beğenilmeyen bir özelliktir, insanı strese sokup, psikolojik yönden rahatsız olmasına neden olmaktadır.

Cevap: Bilimsel açıdan ve özellikle de psikolojik yönden her çeşit üzüntü ve üzgün olmak, beğenilmeyen bir tavır olarak kabul edilmemektedir. Üzüntü uzun süreli, şiddetli ve belli bir sebep olmaksızın olduğu takdirde bir hastalıktır. Acı verici olaylar karşısında bir süreliğine üzülmek ve sonrasında yine günlük faaliyetlere devam etmek çok normaldir. Normal olmayan, işlerin kontrolden çıkması, üzüntünün devam etmesidir. Böyle bir insan, yasının esiri olmuştur, zamanın geçmesiyle de üzüntüsü azalmamaktadır. Üzülmenin hastalık derecesine vardığını, ancak aşağıdaki belirtileri gördüğümüz takdirde söyleyebiliriz: 1-Sağlığın bozulması. 2-Toplumdan uzaklaşma. 3-Kendini değersiz hissetmek. 4-Günah duygusuna kapılmak. 5-İntiharı düşünmek. 6-Hedefsiz ve amaçsız davranışlarda bulunmak. 7-Üzüntü emarelerinin uzun süreli oluşu. 8-Bu belirtilerin aniden ortaya çıkması.

Bu belirtilerin hiçbiri Ehl-i Beyt İmam’larının yasında ağlayan Şia’larda bulunmamaktadır. Bilimsel ve psikolojik açıdan masumlar için yas merasimleri düzenleyip, ağlamak çok normal bir davranıştır. Bkz: Encümeni Revanşinasi-i Amerika, Tercüme; Muhammed Rıza Niku, s. 564- 602, 88- 96.

[13]    Mevlana bir şiirinde şöyle diyor:

Ağlamak tüm dertlerin devasıdır

Ağlar göz, ilahî feyzin menşeidir

İncinin ağlayışı denizin rahmetidir

Gözyaşları cennetin kilididir.

Bulut ağlamasa çimenler güler mi?

Bebek ağlamasa hiç süt içer mi?

[14]    Nehcü’l-Belağa, hutbe: 27.

[15]    Sahife-i Nur, c. 8, s. 69-72.

[16]    Seyr-i Der Sire-i Nebevî, s. 58.

 

 

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler