27 Eylül 2021 Pazartesi Saat:
04:59
25-03-2021
  

Genel Hatlarıyla İmamet

Ümmeti için en küçük ayrıntıyı bile açıklayan, ümmetin geleceği için bir yönetici belirler.

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

Üstat Asgar Kaimî

 

 

İslâm dininin dördüncü itikadî prensibi imamettir. ‘İmam’ın lügat anlamı önder ve lider; İslâmi literatürdeki deyim anlamı ise Hz. Resulullah'ın (s.a.a) halifeliği ve Ehl-i Beyt'in ve masum imamlarının liderlik ve önderliğidir.
 

Şia ekolünde imamet usul-ü dinin (imanın) şartlarındandır ve imamın vazifesi, Hz. Peygamber'in (s.a.a) vazifesinin (vahiy dışında) devamı ve uzantısıdır. Yani peygamberlerin gönderiliş nedeniyle yüce Allah tarafından imamın belirlenip tayin edilmesinin nedeni aynıdır. Her ikisi de aynı gaye doğrultusundadır, bu nedenle de yüce Allah'ın insanlara elçi ve peygamber göndermesini gerektiren delil ve sebepler, peygamberden sonra risalet görevlerini yüklenecek bir imamın da tayin edilip atanmasını gerekli kılmaktadır.
 

Kapsamlı ve sağlam bilgiyle, günahtan, hatadan masun ve beri olma, imametin temel şartlarındandır; böyle birinin tanınması ve tespiti ise vahiyden başka bir yolla mümkün değildir. Bu nedenledir ki Şia, imamet makamının ancak yüce Allah tarafından tayin edilebilecek ilâhi bir makam olduğuna ve imamın yüce Allah tarafından tayin edilip atanması gerektiğine inanmaktadır.
 

Bundan dolayı hilafet ve imamet konusu tarihî bir konu değildir; bilakis İslâm devleti ve İslâmî bir yönetimin niteliği ve Hz. Resulullah'ın (s.a.a) vefatından sonra kıyamete kadar yönetim ve idare tarzının nasıl olması gerektiğiyle ilgili bir mevzudur. Bu nedenle de biz Müslümanların kaderiyle doğrudan ilgilidir.
 

Aynı şekilde, Hz. Resulullah'tan (s.a.a) sonra insanların akidevî, fikrî… ve diğer önemli konularda kime başvurması gerektiği de dikkatle incelemeye değer bir konudur.
 

Ehl-i Beyt'e tâbi olan Müslümanlar, Hz. Peygamber'den (s.a.a) sonra Hz. Ali'yle (a.s) onun soyundan gelen 11 imamın, Hz. Resulullah'ın (s.a.a) hak halifeleri olduğuna inanır.
 

Burada imamet meselesini aklî ve tarihî delillerin yanı sıra, Kur'ân ayetleri ve Hz. Resulullah'ın (s.a.a) sünneti açısından da ele alacağız. İslâmî değerlerin bütün boyutlarıyla Ehl-i Beyt'ten beslenen Şia ekolünde olduğunu ve bunu da sadece bu ekolün bütün boyutlarıyla dünyaya tanıtabileceğine inandığımız için; hakkaniyetini delil ve mantıkla anlatmamız gerekmektedir.
 

İmametin Gerekliliğinin Delilleri ve Genel Hatlarıyla İmamet
 

1- Lütuf
 

Şia'ya göre yüce Allah'ın sonsuz lütuf, hikmet ve şefkati, Hz. Peygamber'den (s.a.a) sonra insanların lidersiz ve kendi hâllerine bırakılmamalarını gerektirmektedir. Yani peygamberlerin bi'seti için aktardığımız gerekçeler nedeniyle Hz. Resulullah'tan (s.a.a) sonra İslâm toplumunu ve bütün insanlığı tıpkı onun gibi dünya ve ahiret saadetine doğru yönlendirip hidayet edebilecek bir imamın varlığı zaruridir.
 

Bunca şefkat ve merhamet sahibi olan Yüce Yaratıcı'nın Hz. Resulullah'tan (s.a.a) sonra insanlığı kendi başına ve kılavuzsuz bırakabileceğini tasavvur etmek bile mümkün değildir.
 

Hişam İbn Hakem'in Münazarası
 

İmam Cafer-i Sâdık'ın (a.s) öğrencilerinden olan Hişam b. Hakem şöyle anlatır: Bir cuma günü Basra şehrine vardım, ilk işim şehrin camiine gitmek oldu. Ehl-i Sünnet'in ünlü âlimlerinden mutezile mensubu olarak bilinen Amr b. Ubeyd camideydi, etrafını saran kalabalığın sorularını cevaplıyor hallediyordu.
 

Ben de en arka sıraya oturup bu şehirden olmadığımı ve bazı sorular sormak istediğimi söyledim, Amr "Dilediğini sor!" deyince aramızda şu konuşma geçti:
 

– Sizin gözünüz var mı?
 

– Görüyorsun işte, var… Bu ne biçim soru böyle?
 

– Müsaade ederseniz sorularımı sürdüreyim?
 

– Pek lüzumsuz soruların var gibi; ama yine de sor bakalım!
 

– Bu göz sizin neyinize yarıyor?
 

– Görmemi sağlıyor, renkleri ve cisimleri teşhis edebiliyorum onunla.
 

– Peki diliniz? Onunla ne yapıyorsunuz?
 

– Yiyeceklerin tadını almama yarıyor…
 

– Burnunuz neye yarıyor sizce?
 

– Koku almama… İyi kokuları kötü kokulardan ayırt edebilmeme yarıyor…
 

– Kulağınız neye yarıyor?
 

– Sesleri duyup teşhis etmeme tabii ki!
 

– Bunların yanı sıra kalbiniz ve aklınız da var mı?
 

– Elbette!
 

– O neye yarıyor peki?
 

– Diğer organlarım tereddüde kapılacak olsa, kalbime müracaat ediyorum, onların şüphe ve tereddüdüne kalbim son veriyor! (O hâlde kalp ve akıl, diğer organlara kılavuzluk edip yol göstermektedir).
 

– Haklısınız, çok doğru söylediniz! Evet, yüce Allah duyu organlarına kılavuzluk edip onları yönetmesi için insana kalp ve akıl vermiştir. Ey bilge insan! Yüce Allah'ın göz, kulak ve diğer organları başsız ve yöneticisiz bırakmadığını bilen biri; Resulünün (s.a.a) vefatından sonra O'nun kullarını kendi hallerine, başsız ve kılavuzsuz bıraktığını; kullarının tereddüde kapılıp ihtilafa düşmeleri hâlinde onlara başvuracakları bir rehber ve kılavuz tayin etmediğini ve böylece kullarının mahvolmasına rıza gösterip göz yumduğu nasıl söylenebilir? Akıl ve izan sahibi biri bunu kabul edebilir mi?
 

2- Yaratılışın Gayesi
 

Kur'ân-ı Kerim'de yaratılışla ilgili pek çok ayet vardır:

 

"Sizin için yeryüzündeki her şeyi yaratandır O…" Bakara/28

 

"Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin emrinize verdi…" Nahl/13

 

Bu ayetlerden de anlaşılacağı üzere yüce Allah bütün kâinatı insanoğlu için yaratmıştır, zira varlık âleminin en seçkini ve en değerlisi insandır. Bu insan da, Allah'a ibadet edip O'na doğru hareket etmesi, yani tekâmül bulması için yaratılmıştır.
 

Böyle bir gayeye ulaşabilmek için bazı şeyler gereklidir, bunları sıralayalım:
 

a) Yol
 

b) Vasıta
 

c) Hedef
 

d) Kılavuz ve rehber
 

Bu saydıklarımız arasında kılavuzun rolü, diğer faktörlerin hepsinden önemlidir. Zira kılavuz ve rehber olmazsa insan hem yolu şaşırır, hem de hedefi kaybeder; bu arada vasıtayı da boş yere kullanmış olur ki, bütün bunların sonucu insanın mahvı ve yok oluşudur. Binaenaleyh bütün varlıklar insan için yaratılmış; insan da layık olduğu tekâmüle varabilmesi için yüce Allah'a doğru hareket ve O'na ibadette bulunma gayesiyle var edilmiştir. Bu hareket sırasında insanın rehber ve kılavuza ihtiyacı vardır ve imam bu yolun rehberi ve kılavuzudur.
 

3- Şefkatli Peygamber ve İmamet Meselesi
 

"Andolsun size, içinizden, sıkıntıya düşmeniz onun gücüne giden, size pek düşkün, müminlere şefkatli ve esirgeyici olan bir elçi gelmiştir." Tevbe/128
 

Hz. Resulü Ekrem efendimiz (s.a.a) hac veya savaş gibi bir nedenle Medine'den birkaç günlüğüne ayrılmak istediğinde kendi yerine şehri idare edecek birini mutlaka tayin ediyor ve diğer şehirlere de mutlaka bir yönetici (vali) atıyordu. Kur'ân'ın da önemle vurguladığı gibi bunca şefkatli ve ümmetine bunca düşkün bir peygamberin, hayatta olduğu hâlde, birkaç günlüğüne dahi olsa ümmetini kendi başına ve yöneticisiz bırakmayan bir peygamberin, ölümünden sonrasını düşünmeyip ümmetini başıboş, imamsız ve yöneticisiz bıraktığına, kendi yerine onları idare edip yönetecek kimseyi belirleyip tayin etmediğine inanmak elbette ki mümkün değildir. Dolayısıyla temiz fıtrat ve aklıselim şunu söylemektedir:
 

"Ümmeti için gerekli en küçük maddî ve manevî ayrıntıları bile ihmal etmeyip her şeyi apaçık anlatan ve belirleyen bir peygamber, ümmetinin geleceği için en önemli konu olan kendisinden sonra kimin halife ve yönetici olması gerektiğini de kesinlikle açıklayıp belirlemiş ve bunca hayati bir meseleyi ihmal etmemiştir."

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler