19 Nisan 2019 Cuma Saat:
19:40
19-03-2019
  

Ehlader İçin Cabir’in Anlamı Nedir?

Aleviler Şii midir? Vahdetin sınırları nelerdir? Türkiye direniş hattına mı katıldı? Ehlader için Cabir’in anlamı nedir? Gençler alimlere niçin tepkili?

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

Shafaqna sordu Ehl-i Beyt Alimleri Derneği Genel Başkanı sayın Kadir AKARAS cevapladı.

 

Ülkemizin güzide kurumlarından olan ve son 30 yıllına adını yazdıran “KEVSER”in kurucularından ve Ehl-i Beyt Alimleri Derneği (EHLADER) Genel Başkanı sayın Kadir AKARAS hocaya merak ettiğiniz konuları sorduk.

 

Her konuşmanızda vahdete vurgu yapıyorsunuz. Vahdetten kastınız ne, vahdetin de sınırları var mı?


– Günümüz polemik konularından bir de budur. Avrupa birlik oluşmuş. Her ülke kendi coğrafyasında, kendi bayrağını taşıyor, kendi idari yapısına sahip. Bunun yanında bazı şeyleri müşterek. Örneğin ortak parası, ortak siyasi karar alma meclisleri var, çıkarları doğrultusunda ortak hareket etme kararları var.


Sınırlarını kaldırmışlar. Ama kimse dilinden, dininden, coğrafyasından veya kültüründen vazgeçmemiş.


Bizim de ortak noktalarımız var. Bayrağımız tevhid bayrağıdır. Peygamberimiz Muhammet Mustafa’dır (s.a.a). Kuran kitabımızdır. Hepimiz kıyamete, hesap gününe inanıyoruz.


Ortak düşmanlarımız da var. Siyonistler ortak düşmanımızdır. Cehalet ortak düşmanımızdır. İslam düşmanları emperyal güçler ortak düşmanımızdır. Terör ortak düşmanımızdır.


Hangi coğrafyadan veya Irktan olursa olsun, Şii veya Sünni bunlar bizim zenginliklerimiz olarak bakmalıyız. Herkes kendi kültürünü farklılıklarını yaşasın, ama birbirimizi tekfir etmeyelim, ötekileştirmeyelim, kötülemeyelim. Her çiçek, her meyve kendi tadında güzeldir.


Dolayısıyla herkes kendi dininde, kendi inancında, kendi kültüründe diğerlerine saygılı olurken, müştereklerde bir araya gelmek ve ortak düşmana karşı mücadele etmek anlamındadır. Kuran ortak değerimizdir, Kâbe Kudüs ortak değerimizdir. Peygamberimiz ortak değerimizdir. Birileri sevgili Peygamberimize hakaret ettiğinde, veya mürtet Salman Rüştü gibi Peygemberimizin eşlerine hakaret ediyorsa buna karşı ortak mücadele etmeliyiz.


Düşman şu anda kapımıza dayanmış. Bu ülkede 15 Temmuzu yaşadık. Nil’den Fırat’a İslam topraklarını işgal etmek isteyen bir ortak düşmanla karşı karşıyayız.

 

Aleviler bu vahdetin neresinde. Alevileri, Ehlibeyt Mektebinin bir parçası olarak görüyor musunuz?


– Buna biz karar veremeyiz. Karar verecek olan Ehlibeyt Mektebinin ölçüleridir.

Mektep de bize diyor ki “Aleviler şüphesiz temelde Şii’dir, Caferi’dir”


Sadece bir takım uygulamada farklılıkları var. Uygulama konusunda Caferilerin kendilerinde de eksiklikler var. Tüm Şiiler, Caferiler namaz kılıyor mu? Yani bu Alevi toplumuna münhasır değil. Ehli Sünnetin kendisinde de bu konuda birçok eksiklik var. Şii ve Sünni namaz kılmadığında Müslümandır sorun yok ama Alevi kılmayınca dinden mi çıkacak? Böyle bir şey olabilir mi?


Şu halde Alevilerin durumu kendilerini ilgilendirir. Biz bu ülkedeki bu gerçeği olduğu gibi kabul ediyoruz. Bizden bir şey sorduklarında da Elbette Ehlibeyt mektebini, İmam Cafer Sadık fıkhını anlatacağız, namazı haccı anlatacağız.


Bir Alevinin Caferi olması veye Sünni olması, şahsen beni rahatsız etmiyor. Sözü dinleyip insanlar en iyisini seçtiğine inanıyorsa olay kapanmıştır. Bu da doğaldır. Bir ülkedeyiz, bir milletiz, birbirimizden etkilenmemiz doğaldır. Günümüzde kitle iletişim araçları da öyle yaygınlaşmış ki, bir telefonla dünyaya ulaşabiliyorsunuz.


Bu şuna benzer bir adam bu partiden o partiye geçtiğinde suç mu işliyor. Şiilik Sünnilik din ve küfür değil ki birinden ötekine geçen dinden çıksın. Her ikisi de Müslüman. Tabi bir Sünni Şii olduğunda Şiiler, veye bir Şii Sünni olduğunda Sünniler mutlu olabilir bu doğaldır.

 

Olay bu kadar basitse niçin bu konu siyasi olarak algılanıyor ve büyük hassasiyet var?


– Evet eğer bu iş planlı bir şekilde, bir proje doğrultusunda, asimilasyon anlamında yapılırsa yanlıştır. Bunu ne bizler ne de diğer kardeşlerimiz kabul etmiyoruz. İster bu siyasi erk tarafından, ister başka merkezler tarafından buna karşı çıkarız.


Biz de projeli bir şeklide Alevileri Şiileştirelim veya Sünnileri Şiileştirelim, peşinde değiliz. Ne böyle bir projemiz var ne dosyamız. Bizler kendi renklerimizle güzeliz. Biz kendimizi Sünni veya Alevi ifade edebiliyorsak olay kapanmıştır.


Geçişler doğal olmalı, kişiye özel olmalıdır. Zaten dikkat ettiğinizde bu geçişlerin de çok çok münferit olduğunu görürsünüz. Vatandaşlık gibi. Başka ülkeden biri gelip Türk vatandaşlığı alabiliyor veya bir Türk başka bir ülke vatandaşı olabiliyor. Şimdi bunlar hain mi oluyor. Ama bunlar fitne çıkarmak amaçlı, siyasi hedeflerle olmamalıdır.


Yüce Allah’ın “Sözleri dinler en iyisine tabi olurlar” ayetinde 3 özgürlük vardır. Birincisi düşünce özgürlüğüdür. İkincisi İfade özgürlüğü ve son olarak da seçme özgürlüğüdür.

 

Ülkemizle ilgili merak edilen bir konuyu sormak istiyorum. Türkiye’nin dış siyasetinin son dönemde direnişe yakınlaştığına inanılıyor, bunu doğru buluyor musunuz?


– Orta doğuda DAEŞ’e karşı, İsrail’e karşı, Amerika emperyalizmine karşı bir direniş söz konusu. İran İslam İnkılabından sonra bölgede ciddi ve sancılı bir değişim yaşandı. Her doğuş sancılı olur zaten. İslam dünyasında bir uyanış söz konusu oldu. Emperyalizm ve Siyonizme karşı bir direniş başladı.


Siz o döneme bakarsanız emperyalizme en çok sol kesimin, solcu kesimin, Marksist ve komünistlerin direndiğini görürsünüz. Ama İran devriminden sonra bu direniş İslami kimliğe dönüştü. Bunun örneği Lübnan’da Hizbullah, Filistin’de Hamastır. Oysa Lübnan ve Filistin’in eski direnişi marksist-milliyetçi bir taban üzerineydi.


Türkiye’de de böyle bir uyanış oldu. Bir dönemler bu kesime “İslamcılar” deniliyordu. Merhum Erbakan hocamızın mücadelesi bu minvaldeydi.


İşte o dönemin milli görüş, İslami yapısı bugün iktidarda. Olumlu olumsuz bütün yönleriyle birlikte, hükumet. Türkiye aynı zamanda direniş bölgesinde. Bu onu bir direniş alanına itiyor zaten. Şu anda gerçekten direniyor. Ama ne kadar direnebilir veya bunu sürdürebilir zaman gösterecek tabi.


Türkiye’deki 15 Temmuz planlayıcıları, Mursi’yi de devirmeyi planlayanlarla aynıydı. Hizbullah’ı yok etme, Suriye’yi bölme projeleri de aynı merkezden planlanıyor. Bence Türkiye çok iyi gidiyor. Devlet olarak da, devlet geleneği olarak da, millet olarak da bunu çok iyi başarıyor.


Hizbullah’ın yok etmek isteyen güçlerle Türkiye’yi bölmek isteyen güçler aynı. Bunu herkes biliyor. Doğal olarak da bu ülkeleri birbirine yaklaştırıyor. Çünkü bu coğrafyanın kaderi aynı. Artık herkes bunu daha iyi anlıyor.


Elbette benim bu tahlillerim bir parti tutuğum falan anlamına gelmemeli. Âlimler partiler üstü olmalıdır. Birleştirici ve sağduyulu olmalıdır.

 

Sayın Kadir hocam siz aynı zamanda Ehlibeyt Âlimler Derneği’nin başkanısınız. Türkiye’de âlimler arasındaki diyalogu yeterli görüyor musunuz?


– Tabi ki yeterli değil. Bu sadece bizim için değil, Pakistan, Hindistan için de aynı. Bunun birçok nedeni vardır. “İşbirliği” çok geniş bir alanı kapsıyor. Bazen şartlar, sosyal ve siyasi ortam uygun olamayabilir. Ama istenilen düzeyde yeterli mi? elbette hayır. Bunun imkânı da yok istesek bile o alanı dolduramayız.


Ama realite ve mevcut gerçekler içerisinde hemen hemen ideal noktadayız. Âlimlerimizin birbirleriyle irtibatı, düşünce ve görüş paylaşımı, aynı konularda fikir teatileri çok iyi bir düzeydedir.


Elbette şunu da demeliyim ki kendim 30 yıldır bu topraklarda hizmet ediyorum. Bizden önce zahmet çekmiş âlimlerimiz var. Fakat benim hatırladığım diyalog noktasında, eskiye kıyasla en iyi diyalog ve işbirliği noktasındayız. Bu Ehlibeyt âlimlerinin bir başarısıdır. Daha iyi olacağına da inanıyorum.

 

Örneğin bu bağlamda diğer bir Caferi Âlimler Birliği olan CABİR’i en son ne zaman ziyaret ettiniz?


– Cabir’deki arkadaşlarımızla devamlı görüşüyoruz. Zaten aynı toplum ve tabana sahibiz. Biz Cabir veya Ehlader diye bir ayrım yapmıyoruz. Onları başka bir kurum olarak görmüyoruz. Birçok üyemiz zaten ortak üye. Hem onlara hem bize üyeler. Bu çok doğal şeyler.


En son bir ay önce görüştük. Cabir’de çok iyi dostlarımız var. Ehlader de onlar için aynıdır. Sadece bu farklılık hizmet alanında bir yapılanmadan kaynaklanıyor. Birbirimize alternatif bir yapı değiliz, birbirimizin tamamlayıcısıyız. Zaten alternatif olarak düşünürsek mektebe ihanet etmiş oluruz.


Dernekler de aynıdır. Birçok derneğimiz var, şehir köy derneklerimiz var. Hatta bir köyün bile birkaç derneği olabiliyor. Farklı derneklerin olması, birbirinin karşıtı olduğundan veya birbirine düşman olduğundan değildir. Bunlar bizim zenginliğimizdir. Hizmet yarışımızdır.

 

Âlimlerle halkın irtibatını nasıl görüyorsunuz? Özellikle gençlerimiz bir kopukluk olduğuna inanıyor.


-Haklılar. Bir öz eleştiri olarak söylemem gerekirse, biz âlimler gençlerin hızlı değişim sürecine ayak uyduramadık. Yani ben kendimi güncelleyemedim. Bugünkü geçlerin sorunlarını giderme noktasında veya onlara çözüm önerme noktasında yeterli olamadık.


Bu inanç kopukluğu değil tabi ki. Ancak bu kopukluk camilere rağbeti azaltıyor. Bunun da bir sebebi gençlerin bilgiye daha çabuk ulaşılabilmesidir. İnternet, akıllı telefonlar artık gençlerin âlimlerle birebir sohbetlerinin önünü alıyor. Gençler uzaktan artık telefonla sorup öğreniyorlar.


Oysa eskiden birebir görüşmek gerekiyordu ve bu yakın diyalog bir gönül bağı da oluşturuyordu. Bilgiye ulaşım zordu ve bu, insanları âlimlere yakınlaştırıyordu.
Bir de herkesin bizi sevme zorunluluğu da yok. Birileri bizzat bizi sevmeyebilir de. Biz dinin bir parçası veya farzı değiliz ki. Hiç kimse birini sevme mecburiyetinde değil. Biz sadece bilginin bir aracısıyız. Genç yeterli görmüyorsa başka yere yönelmesi doğaldır.

 

Sayın hocam ilave etmek istediğiniz bir şey var mı?


Evet, son olarak şunu eklemek isterim. Radikalizmi biz inancımıza, insanlığımıza, ahlaka aykırı buluyoruz. İnsanlar düşünme özgürlüğüne sahiptir. Bu âlim de olabilir geç te olabilir, bir siyasetçi de olabilir.


Düşüncesini herkes ifade edebilir. Bundan dolayı onu linç etme hakkımız yoktur. Karşı kampanya yürütmeye hakkımız yoktur. Onu toplumdan dışlama hakkına sahip değiliz. Bu hem kendi camiamız içerisinde hem başkaları için geçerlidir.


Her insan benim kadar özgürdür diye düşünmek gerekir. Yani ben birini eleştirme hakkını kendimde görüyorsam, başkalarının da beni eleştirme hakkı vardır. Bir toplumun gelişmesi böyle sağlanır.


Bunlara dikkat etmeyen insan radikaldir. Ben düşünürüm sen düşünme. Ben konuşurum ama sen konuşma. Ben eleştiririm ama sen eleştiremezsin. Bu radikalizimdir.


Son dönem sosyal medya konusunda İslami ahlakı bu 3 temel üzerinde korumamız gerekir. Birini, dini kullanıyor diye eleştirirken, kendimiz de dinin karşı olduğu yolla, dinin üzerinden bunu yapmamalıyız.


Yapıcı eleştiri; kırmadan, dökmeden, hakaret etmeden, hakir görmeden yapılan eleştiridir. Peygamberimizin hayatı buna örnektir. Sert ve kabalık bize yakışmayan şeylerdir. Müslüman latiftir, kibardır, sevgi doludur. Toplumuna, ailesine, eşine, arkadaşlarına, hatta rakibine karşı kibardır, güzel ahlaklıdır.
Resulullah Efendimiz Mekke’nin fetih gününü “Merhamet günü” olarak duyurdu. Oysa tarihte o gün hep acımasızlık günü olmuştur. Bugün bizim bu ahlaka ihtiyacımız var.


Sadi Şirazi’yle sözümü bitireyim;


“Bütün dünyaya aşığım çünkü bütün dünya Allah’ındır. Allah’a olan aşkım bana her şeyi sevdirdi.”

 

 

 

 

https://tr.shafaqna.com

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler