30 Kasım 2021 Salı Saat:
06:00

Eğer Ali Olsaydı..

17-04-2021 11:26


 

 

 

 

 

 

 

Bismillahirrahmanirrahim

 

 

Asrımızın efsane şairi, aynı zamanda hakkında yazdığı muhteşem şiirleriyle “Ali Şairi” diye de meşhur olan Merhum Seyyid Muhammed Hüseyin “Şehriyar” bir şiirinde Hz. Ali’den (a.s) bahsederken şöyle diyor:

 

چه بودی اگر هر زمان چون علی

یکی زادی از مادر روزگار

ترازوی عدلی چنان مستقیم

 ستون امانی چنان استوار

 

* * *

 

Keşke her zamanda zaman annesi

Verseydi âleme yine bir Ali

Onun gibi sağlam sütun-i eman

Adalet mizanı asla şaşmayan….

 

Benzer bir sözü meşhur Hıristiyan düşünür George Jordac şöyle dile getirmiştir:

 

“Ey dünya! Keşke bütün güç ve kuvvetini bir araya toplasaydın da her zamanda Ali gibi birisini aynı akıl, aynı kalp, aynı dil ve aynı Zülfikar’ıyla dünyaya takdim etseydin!”

 

Gerçekten hiç düşündük mü her zamanın bir Ali’si olsaydı, bütün özellikleri ve güzellikleriyle birlikte ne olurdu acaba?!

 

Ben biraz düşündüm ve işte düşündüklerimin kısa bir özeti:

 

Her şeyden önce Ali, Ali’nin ispatı olurdu! Evet, birçok insana bir efsane ve masal gibi gelen Ali gibi bir mucizenin gerçekten yaşandığını gözleriyle görür ve hayretler içinde kalır, samimiyet taşıyan temiz fıtratlı Ammarların, Mikdatların, Ebuzerlerin, Selmanların, Maliklerin ve Kanberlerin ona nasıl âşık oldukları yakından görür ve anlardı, nice yeni Ammarların, Maliklerin doğuşuna vesile olurdu ve sahte kahramanlar, insanlık meydanında boy göstermeye bir an bile cesaret edemezlerdi.

 

Her zamanda bir Ali olsaydı, insanoğlu İslam’ın, Kur’an’ın ve Resulullah’ın nasıl bir insan yetiştirebileceğini yakından bizzat izler ve onunla iftihar ederdi. Hak Teâla’nın insanı yarattığından dolayı neden övündüğünün sırrını; yine meleklerin “Neden insanı yaratmak istersin?” sorusuna, “Sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum.” cevabının hikmetine vakıf olurdu.

 

İnsanın yücelme potansiyelinin ne denli büyük, engin, sınırsız ve bazen ulaşılmaz noktalarda olduğunu anlardı.

 

Eğer Ali olsaydı, şecaat, cesaret ve hamasetin, yiğitlik ve kahramanlığın, mertlik ve fütüvvetin, yücelik ve kerametin, şeref ve haysiyetin, vefa, dürüstlük ve sadakatin, himmet ve hamiyetin, asalet ve heybetin, ilim, irfan, yakin ve basiretin, izzet ve azametin, sabır ve metanetin, fedakârlık, merhamet ve şefkatin, hayâ ve iffetin, hakkın ve adaletin, ubudiyet ve teslimiyetin, kısacası her kemalin, her iyiliğin, her güzelliğin, her ilahi ve insani değerin, her hakikatin ve her yüceliğin en somut, en berrak, en şaibesiz, en açık ve en kâmil örneğiyle tanışırdı insanoğlu!

 

Eğer Ali olsaydı, insanların çoğunluğunda bulunan olumsuz ve eksiklik sayılan sıfatların (korku gibi) bir zerresinin bile bazı insanlarda olmadığını gözleriyle görür ve bütün vücuduyla hissederdi.

 

Eğer Ali olsaydı, bir insanın azameti karşısında düşmanının bile nasıl küçülüp, onun hakkaniyetini, yüceliğini itirafa zorlandığının inanılmazlığını inanılır hale getirdiğinin canlı örneği ve ispatı olurdu.[1]

 

Eğer Ali olsaydı, bir yandan zalimler karşısında inanılmaz katı, diğer yandan mazlum, zayıf ve kimsesiz insanlara karşı benzersiz bir şefkat ve merhamet sahibi olmak gibi zıt görünen hasletlerin aynı insanda nasıl birleşebildiğini, yani:

 

Zülfikar tutarken kükreyen Ali’nin Yetimi okşarken titreyen Ali’ye nasıl dönüştüğünü şaşkınlıkla izlerdi!

 

Eğer Ali olsaydı, Allah’a onu görürcesine nasıl ibadet edildiğini, ibadette her şeyden kopup da O’na nasıl bağlanıldığını, ayağına saplanan okun bile çıkarılmasını fark etmeyecek kadar mabudun azameti, celali ve cemali karşısında kendinden geçişin nasıl mümkün olduğunu onda görür ve “Her şeyden önce ve her şeyle birlikte onun Rabbini görme”nin[2], “Perdeler kalksa bile yakininin artmayacağı”nın[3], yani perde ötesini adeta perdesiz görmesinin nişanelerini onun ibadetinde, secdelerinde, münacatında ve büsbütün hayatında müşahede eder, sırrını o “tevhid meydanının eşsiz kahramanı”nın tevhidî söylem ve eylemlerinde bulurdu!

 

Eğer Ali olsaydı, aşıkâne ibadetin ancak onun gibi bütün bağlılıklardan azad olmuş özgür bir ruhla mümkün olabileceğini, cehennem korkusuyla ibadet etmenin kölelere, cennet arzusuyla ibadet etmenin ise tüccarlara ait bir eylem olduğunu onunla anlar, onun ibadetinde görürdü!

 

Evet, her zamanda bir Ali olsaydı eğer, “Yedi iklimi içindekilerle birlikte bana vermeyi taahhüt edip de bunun için sadece bir karıncanın ağzındaki arpa kabuğunu haksız yere almamı şart koşsalardı, vallahi ben bunu yapmazdım!”[4] sözünün kuru bir iddia olmadığını gözleriyle görür ve böyle bir adalet ve merhamet abidesinin önünde saygıyla eğilir, iliklerine kadar ona hürmet, aşk ve muhabbet beslerdi!

 

Her zamanın bir Ali’si olsaydı, hiç kuşkusuz ilk günkü gibi Hakk’ın karşısına dikilen canlı cansız bütün putları yıkar, yeryüzünü şirkin pisliklerinden temizler, tevhidi hâkim kılmaya, sözü öz sahibine, hükmü hüküm sahibine vermek için var gücüyle gece gündüz mücadele ederdi!

 

Zulüm ve zalime göz açtırmaz, daima mazlumun, mağdurun, ezilmiş ve itilmişlerin yanında yer alır, onların yanında olmaktan, onlara imdat etmekten bir an gafil olmazdı. Onur ve iftihar dolu hayatı bütün bunların ispatı değil mi?

 

Eğer Ali olsaydı, toprakları fethetme yerine gönülleri fethetmeye çalışırdı. Saltanat tahtına kurulmaz, gönüllere taht kurar, gönüllerin sultanı olurdu.

 

Eğer Ali olsaydı, insanları insanların ve Hakk’tan gayrı her şeyin köleliğinden çıkarıp Hakk’ın kulluğuna sevk ederdi; zira Hakk’a kul olmayan her şeyin kulu-kölesi olur!

 

Ali olsaydı, her zaman ve her yerde tarihe ün salan Ali adaleti olurdu; herkes ne olduğunu anlardı adaletin. Adalet uğruna kendi kızına, kendi kardeşine bile ayrıcalık tanımayan, acımayan bir Ali adaleti…

 

İnsana her şeyden önce insan olduğu için değer veren ve her insana:

 

“İnsanlar ya dinde sana kardeştir ya da yaratılışta eş!”[5] diye haykıran bir Ali!

 

İnsanı özgür ve izzetli isteyen, ellerine kollarına vurulan zincirleri, prangaları kırmaya çalışan ve her insana, bütün insanlığa:

 

“Ey insanoğlu! Başkasının kölesi olma, Allah seni özgür yaratmıştır!”[6]

 

“İnsanlar! Âdem (babamız), ne efendi doğurmuştur ne de köle; bütün insanlar özgür olarak doğmuşlardır!”[7] diye haykırarak esaret zincirlerini kırmalarını isteyen bir Ali!

 

Ömür boyu zalimlere karşı amansız bir mücadele veren ve son vasiyetinde dahi iki aziz oğluna:

 

“Allah için, Allah için daima zalimin karşısında ve mazlumun yanında olun!”[8] diye vasiyette bulunan bir Ali…

 

Mazlumların, yetimlerin babası, özgürlerin öncüsü..

 

Mustazafların, ezilmişlerin hamisi; insan olmak, insan gibi yaşamak isteyenlerin örneği, önderi ve ilham kaynağı…

 

Fıtratı temiz, güzelliklere ve kemallere âşık, insani ve ilahi değerlere âşık olan herkes, her zamanda böyle müstesna bir şahsiyetin âlemde olmasını ve insanlık kafilesinin öncülüğünü yapmasını istemez miydi?

 

Evet, bir tek Ali’nin bile İslam’a, Kur’an’a ve ilahi değerlere mensup olması ve o değerleri büsbütün hayatına yansıtarak yaşaması, kendi tabiriyle “CANLI-KONUŞAN KUR’AN” oluşu, Kur’an’ın ve gerçek İslam’ın, Ali’nin yaşadığı İslam’ın hakkaniyetini ispatlamaya yeter ve artar bile…

 

Şimdi gerçi Ali yoktur aramızda, ama en azından kaynaklarımızda onun nurlu hayatından hayatımıza yön verecek izler ve ona ait ilim, irfan, hikmet ve hayat dolu unutulmaz sözler bulunmaktadır. Bu kadarı bile insaf, izan ve basiret sahibi hak taliplerine ulvi ve tayyibe bir hayatın kapılarını aralayabilir ve sahte din ve dindarlıkların maskesini düşürüp onları Muhammedî ilim ve Muhammedî iman ve İslam’la tanıştırabilir.

 

Yüce Rabbim, Ali’nin oğlu, onun ilim ve irfanının varisi ve onun arzuladığı evrensel İlahi hâkimiyeti bütün âleme hâkim kılacak olan Hz. Mehdi’nin zuhur günlerini görmeyi ve onun bütün yeryüzüne hâkim kılacağı Ali adaletini ve Muhammedî İslam’ın yaşanacağı o kutlu günleri görmeyi hepimize nasip kılsın inşallah. 

 

Son olarak bir tarihte Merhum Şehriyar’ın şiirinden esinlenerek yazdığım birkaç beyitle noktalamak istiyorum yazıyı:

 

N’olur ki her zaman dünya annesi

Verse âleme bir Murtezâ Ali

 

Adalet mizanı, asla şaşmayan

Eli Hakk'ın eli, dili Hak dili

 

Nefes, hayat veren İsâ nefesi

Canında öldürmüş heva hevesi 

 

Meydanlarda aslan gibi kükreyen

Mihrâb-ı namâzda, tir tir titreyen

 

Cömertlikte mahcup önünde Hâtem

İlimde vâris-i Nebiyy-i Hâtem

 

Gecelerin sâdık dostu, sırdaşı

Öksüzler babası, mazlum yoldaşı

 

Dosttan çok düşmanın diline destân

Mertliğini düşman bile kıskanan

 

Meşhurluğu kadar, meçhul bir garîp

Hem insan hem de mazhar-i acâip

 

Göklerde yerden çok tanınan biri

Yerde değil onun melekût yeri

 

Gelse de eylese, Kur'ân'ı tefsîr

Öğretse insana, insanlık nedir?

 

Dilinde zikr-i yâr, elde Zûlfikâr

Eylese dünyayı zâlimlere dar

 

Açsa "Lev kuşife’l gıtâ" sırrını

Yaksa gönüllerde aşkın narını

 

Hutbeleri tam bir tevhid mektebi

Her sözü eşsiz bir mücevher gibi

 

 

 

 

 

 

 


[1]- Merak edenler kaynaklarda geçen en büyük Ali düşmanları olan Muaviye ve Amr b. As’ın onun hakkındaki itiraflarına bakabilirler.

[2]- Miftâhü’l-Felah, 289.

[3]- Bihaârü’l-Envâr, c.69, s.209.

[4]- Nehcü’l-Belağa, 124. Hutbe. 

[5]Nehcü’l-Belağa, 53. Mektup. 

[6]- Nehcü’l-Belağa, 30. Mektup.

[7]- el-Kâfi, c.6, s.195.

[8]- Nehcü’l-Belağa, 47. Mektup.

 

 

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !