10 Nisan 2021 Cumartesi Saat:
17:34
14-02-2021
  

Ebu Talib'in İman Gerçeği!

İmam Muhammed Bakır şöyle buyurdu: “Ben insanlara şaşıyorum, Ebu Talip’in imanından nasıl şüphe edebiliyorlar..

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

Han Ayvaz Adıgüzel

           

Tarihçilerin, olayların anlaşılması ve tecrübe edinimi için tarih ilmini sınıflandırmalarında hakları vardır, lüzumlu bir tasniftir bu. Sosyal tarih, milli tarih, kronolojik tarih, kültür tarihi, medeniyetler tarihi, düşünce tarihi vb. gibi. Aslında yapılan tasniflere şunun da eklenmesi elzemdir: Meçhullerin tarihi!.. İnsanlığın izzet meselesi olacaktır böyle bir sınıflama. Öyle ki; tarihçinin onuru burada yatmaktadır denilse yeridir.

 

Şu anda bir tarih var ve bu tarih mevcutların tarihidir. Bu tarihde bir öğreti hedeflenmiştir, doğru veya yanlış fakat bazı konular neden meçhul bırakılmıştır, üzeri karalanmıştır. Acaba mevcutların rakibi olduğu için mi? Yazdığımız gibi; meçhullerin tarihi karartılan tarihtir. Hz Ali’nin şöyle bir sözü vardır: “Batıl zayıflarsa kuvvetlenir, hak zayıflarsa kuvvetlenmesi zor olur.” Meçhullerin tarihi bu söze örnektir. İslam tarihinde böyle karartılan sayfalar ne yazık ki birer hakikattir. Hakikatler kesinleşmiş bilgilerdir, marifet ilminde buna yakin denir.

 

İslam tarihinde meçhul bırakılarak karartılan ilk vaka, Hz. Ebu Talib'in iman gerçeğidir. Öyle bir karartma, öyle bir iftira var ki, insanın nefesini kesiyor. Peki, nedir bu işin aslı? Belgeler ve aklın hüccetine dayanarak bu konuyu ortaya koymak istedim. Tarih, hakikat adına bir kavga silahıdır ve o, insanı yüreklendirir. Meselenin anlaşılması için Ebu Talip’in İslam’da ki yeri ve fonksiyonunun bilinmesi şartır.

 

1- Ebu Talip Kimdir?

 

Hz. Ebu Talip, Hz. Muhammed'in amcası ve Hz. Ali’nin babasıdır ve İslam tarihinde hakkı gasp edilen, bütün belgelere nazaran iftira edilerek üzeri örtülen ilk kişidir. Hz. Ebu Talip 535 yılında Mekke’de doğdu. Babasının adı Abdulmuttalip, annesinin adı Fatıma bint-i el-Mahzune’dir.[1] Konu, meselemizle ilgili olduğu için Ebu Talib'in mensup olduğu sülalesinden de bahsetmemiz gerekir.

 

Hz. Ebu Talib'in soyu, Hz. İbrahim’in oğlu Hz. İsmail’e dayanmaktadır. Hz. İbrahim bütün semavi dinlerde Tevhid kahramanı olarak bilinir. Kur’an onu bu şekilde ibraz eder:

 

“Ben ortak koşanlardan değilim!”[2]

 

Tarihçiler Hz. Peygamberin soyunu (dolayısıyla Ebu Talip’in soyunu!) yirmi bir göbek sayarak Hz. İsmail’e ulaştırmaktadırlar.[3] Bizim burada, yazdığımız tarihi meseleyle çok yakından ilgili olduğu için, Ebu Talib'in dedesi olan Haşim’den de kısaca bahsetmemiz gerekiyor.

 

Haşim, Abdulmenaf’ın ikiz iki oğlundan birisidir. Diğerinin adı Abdülşems’tir. Haşim, Hz. Peygamberin ve amcası Hz. Ebu Talib'in ulaştığı şeceredir. Bu ikizlerin doğumunda şöyle bir olay yaşanmıştır; Doğum, Haşim’in parmağının Abdülşems’in alnına bitişik olarak gerçekleşmiştir! Sonraları bu parmağı ayırdıklarında çok kan akmış ve akan bu kanı da hiç kimse hayra yormamıştır.[4] Gerçekten de öyle oldu, tarihte, Haşim’in soyunu Abdülşems’in soyu yok etti.[5] Mesele tam anlaşılsın diye Haşim’in soyunu ve ikiz kardeşi olan Abdülşems’in soyunun ayrıntısının kısa bir özetini vermek istiyoruz;

 

Haşim; onun oğlu Abdulmuttalip, onun oğlu Ebu Talip ve Abdullah’tır[6] Haşim’in diğer oğulları; Abbas, Hamza Ebu Lehep vb.

 

Haşim’in ikizi olan Abdülşems’in soyu da şöyledir: Abdülşems, onun oğlu Ümeyye, onun oğlu Ebu Süfyan, Süfyan’ın oğlu Muaviye, onun oğlu Yezit vb.

 

Abdülşems'in oğlu Ümeyye amcası Haşim’i çok kıskanıyordu. Kâbe’nin bakımı ve hizmeti Haşim’in elindeydi, bundan olsa gerekir. Ümeyye, halkı kendine çekmek için paralar dağıtıyor, her yola başvuruyordu. Bu kıskançlık zamanla şiddetlendi, açıktan açığa yapılmaya başlandı. Tartışmalar ve çekişmeler sonunda Ümeyye Mekke’yi terk etti, Şam’a yerleşti. İşte bu düşmanlık Ebu Talip’in imanından tut, Kerbela’dan günümüze kadar şiddetinden bir şey kaybetmemiştir.

 

a- Hz.Ebu Talib'in Tarihteki Yeri ve Fonksiyonu

 

Şahsiyetler tarihin yapıcı elemanlarıdır. Acaba kutsal metinler insanlık için bir şahsiyet öneriyorlar mı? Öneriyorlar! Hazır oluş! Kişinin hazır oluşu, yüzünü hakikate çevirmesidir. Bazen şahsiyetler tek başına bir ümmet makamına geçerler, çağı onlar başlatmış olur. Ebu Talip, cahiliye çağını yıkıp, hidayet çağın başlatan peygamberin ilk koruyucusudur. Tarihin kaydettiği nadir bir şahsiyettir. Güç odakları, ellerindeki bütün imkânlarla Ebu Talip’in varlığını ve onun seçkin fonksiyonunu görmezden gelip meçhul bırakabilirler ama onu yok edemezler; çünkü hiçbir hakikat yok olmuyor, ayaklar altında kalsa bile!

 

Haşim’in oğlu, Abdulmuttalip oğlu Abdullah genç öldü, daha oğlu doğmadan vefat etmişti. Doğum onun ölümünden üç veya dört ay sonra oldu. Doğan çocuk, Allah’ın habibi olan çocuktu. Dedesi Abdülmuttalip onun adını “Muhammed” koydu. Muhammed beş yaşına gelince annesi Âmine de vefat etti. Annesi, oğluna ‘Ahmet’ derdi. Çocuğun bakımını dedesi Abdülmuttalip üstlendi. Üç yıl sonra dedesi Abdulmuttalip’de vefat etti. Etmeden önce sekiz yaşındaki Muhammed'i amcası Ebu Talib'e teslim etti. Mekke’de Ebu Talib’in oturduğu yere kendi adı olan “Ebu Talip Mahallesi” denilirdi.[7] Abdulmuttalib'in ölümünden sonra Haşimoğullarının reisliğini oğlu Ebu Talip devraldı, ölümüne kadar da onun uhdesinde kaldı.  Bu kararda Ebu Talip’in cömert ve faziletli oluşu sebeplerden birisidir. İşte tarihte Ebu Talip’in fonksiyonu şimdi başlıyordu.

 

Aslında Ebu Talip, Mekke’nin reisliğinden çok, Kureyş'in azizi Muhammed’i emanet almıştı. Emanete sahip olmanın bu derecesini tarihler yazmamıştır. Onu gözü Muhammed’den, Muhammed’in gözü ondan ayrılmıyordu. Amcası Kureyş’in azizinin gözünden bir an kayıp olsa o mahsunlaşıyordu. Ebu Talip buna dayanamıyordu, gözleri doluyordu. O zamanlar ticaret kervanlarla yapılıyor, öyle ki, gidip dönüşler ayları alıyordu. Yeğeninden ayrı kalmasının hem mümkünü hem de buna tahammülü yoktu. Ebu Talip bunun çaresini yeğenini kervanla götürüp getirmekte buldu.[8] Ebu Talip meşhur Lamiye kasidesinde bunu anmıştır.

 

Kervan yolculuğunun birinde şöyle bir olay vuku buldu. Bâhira adında bir rahip “Muhammed”i uzun uzun süzdü sonra Ebu Talib'e; “Bu çocuk kimdir!” diye sordu. Ebu Talip; “yeğenimdir” dedi. Rahip: “Bu çocuk, semavi kitaplarda haber verilen çocuktur ama onu öldürmek için her tarafı dolaşıyorlar” dedi.[9] Ebu Talip rahibin verdiği bu haberle hem büyülendi hem de endişeye düştü. Kervan yolculuklarında yeğeninden meydana gelen kerametleri zaten görüyordu. Kasidesinde bunları belirgin bir şekilde anlatmıştır. Yazının bitiminde Kaside ve şiirlerinden örnekler verilecektir.

 

b- Can Pahasına Mücadele

 

Tarihte yeni bir evre nerede başlar? Egemen güçlere karşı verilen bir savaşımla! Ebu Talip, hem cömert hem de şeccatiyle tanınıyordu. Artık o, yeğeninin canlı siperiydi. Allah’ın sevgilisi Muhammed’in canı tehlikede idi. Haber büyüktü!.. Amca Ebu Talip daha işin başında canın ortaya koymuştu, en küçük şüpheden bile titreyip duruyordu. Bu endişeler sürüp dururken, ilerleyen yıllarda beklenmedik bir savaş patlak verdi, yeğeni daha on beş yaşında idi, onu bırakıp savaşa gidemezdi. Yeğenini de savaşa götürdü;[10] çünkü tehlike her tarafta büyümüştü, ister evde olsun ister savaşta hiç fark etmezdi, o sevgiliyi gözünün önünden ayıramazdı. Ebu Talip kendi gücünden ve şeccatinden haberdar bir kahramandı. Bu savaşların adına “Ficar Savaşları” denir.

 

Güçlü insanları yermek kolaydır ama o, hem güçlü hem faziletli olursa onu yermek güçtür. Yeryüzünde sözü olanlar bir direniş ideali olanlardır. Onlar bu ideal uğruna terini ve kanını dökerler. Büyük çapta bir direniş adam olmak gerek. Eğer cüretin yoksa ister tapınağın bekçiliğini yap, isterse hikmetli sözler söyle, senin varlığın sorgulanır. Ebu talip cesareti ve faziletiyle tam bir liderdi. Kureyş'in azizi olan“Muhammed” amcasını yanında büyümüş, evlenme çağına gelmişti. O yaşlarda çobanlık yapıyordu. Ebu talip yeğeninin daimi bir işi olmasını istiyordu. Ona iş aradı. Huveyde’nin kızı Hatice’nin, bütün ticaretini yürütecek bir kişi aradığının haberini aldı, durumu yeğenine açtı. Hatice’ye, Ebu Talip’in yeğenine iş aradığı haberi verildi. Muhammed’in adı zaten her yerde“Emin” diye biliniyordu. “Muhammedû’l Emin” Hatice peygamberle görüştü. Yürütücü olarak her şeyi kendisine teslim edeceğini söyledi. Peygamber bu durumu amcasına anlattı. Ebu Talip buna çok sevinmişti. “Bu sana Allah’ın bir rızık vesilesidir” dedi.

 

Kureyş'in bütün kervanı içinde, Muhammed’in idaresindeki kervan beklenenin üzerinde bir ilgi görmüş ve kâr elde etmişti. Kervan Mekke’ye dönünce Muhammed Hatice’nin yanına gitti. Bunu haber alan Hatice onu kapıda karşıladı. Resul ticaretle ilgili meseleleri ona anlattı. Hatice’nin kölesi de kervana katılmıştı. Adı Meysere idi. Hatice onu Resule vermişti. Meysere de yolda ve satışlarda Muhammed’den gördüğü halleri Hatice’ye anlatı.

 

Resul kazandığı paranın hepsini amcasına verdi. O da bu parayla yeğenini evlendirmek istiyordu. Aklından Hatice geçiyordu. Olur muydu acaba; çünkü Hatice’yi Kureyş'in en zenginleri istemişti ama o kabul etmemişti. Peygamberin eminliği ve kölesi Meysere’den duydukları Hatice’nin yüreğini Muhammed’le doldurmuştu. Tarihi kayıtlar evlenme teklifinin Hatice’den geldiğini yazmaktadırlar.[11] Ebu Talip, Kureyş'in büyükleriyle bir toplantı yaptı, mesele ortaya konuldu, Hatice, Hz. Peygambere istendi. Bu mecliste amca Ebu Talip bir konuşma yaptı, Allah’a hamd etti. Tarih konuşmanın metnini şu şekilde vermiştir;

 

“Benim yeğenim Abdullah oğlu Muhammed, Kureyş'ten hangi erkekle karşılaştırılırsa ona tercih edilir, kiminle mukayese edilirse ondan üstün sayılır. Dünya malından mahrumdur, doğru fakat mal geçicidir kalıcı olan ise şerefli bir soydan olmaktır.”[12] Gerekli prosedürlerden sonra mutlu bir evlilik olmuştu.

 

Süreç içinde, yılların birinde kuraklık Mekke’yi felç etti, kıtlık her tarafı sardı. Resulün durumu iyiydi, Ebu Talib'e yardım etmek istiyordu. Konuyu diğer amcası Abbas’a açtı. O da; “Sen Ali’yi, ben de Cafer’i Ebu Talip’ten isteyelim” dedi ve öyle de yapıldı. Artık Ali, Allah Resulünün evinde idi. Ali’nin şu sözü meşhurdur:

 

“O, beni bağrına basar yatağına alırdı, her gün bana huylarından birini öğretirdi, ona uymamı isterdi.”[13]

 

Peygamberin amcası Ebu Talip de, dedesi Abdulmuttalip de muvahhid idiler. Yani Allah’ın birliğine inanıyorlardı. Mesela Fil ordusu Kâbe’yi basınca dedesi Abdulmuttalip Kâbe’nin kapısının halkasından tutarak: “Allah’ım senden başka hiç bir kimseye umudum yoktur, ilahi haremini koru”[14] demişti. Aslında Haşim oğullarının hepsinin muvahhid oldukları olayların akışından anlaşılmaktadır. Tarihte Ebu Talib'in kıtlık yıllarında yeğeninin elinden tutarak onu musallaya götürüp Allah’tan onun yüzü suyu hürmetine yağmur istediği meşhurdur.[15] Ebu Talip yeğeni Muhammed’in uğurlu ve kerametli olduğuna onun küçüklüğünden beri inanmıştı.[16]

 

Gizli Davet-Savaş Başlıyor

 

Allah, Kureyş'in azizine müjdeyi vermişti: “Sen âlemlere rahmetsin”[17] diye. Ebu Talib'in yeğeni Muhammed, artık peygamberdi. Hz. Muhammed, Allah’tan emir gelene kadar daveti gizli yaptı. Tebliği toplu değil fert fert yapıyordu. İbn-i Hişam Siresi’nde bu davetlerle Müslüman olanların isimlerini vermiştir.[18] Kureyş'in güç odakları bu davetten haberdar olsalar bile umursamıyorlardı, gülüp geçiyorlardı. Sonraları iş büyüdü, ufak tefek kavgalar bile oldu[19] Artık emir gelmişti “Ey Resul! Yakın akrabalarını uyar.”[20] Resul Muhammed (saa) akrabalarını topladı, büyük bir davet verdi. Yemekten sonra tebliğ duyuruldu. “...Bu dünya ve ahiret hayatını sizlere getirdim. Rabbim sizleri ona doğru çağırmamı emretti. Şimdi hanginiz benim kardeşim ve vasim olmak üzere beni desteklemek istersiniz.” Bunu üç kez tekrar etti. Üçünde de kimseden cevap gelmedi, yalnız Ali ayağa kalkarak‘Ben!’ demişti. O zaman Resul Ali’yi göstererek; “Ey insanlar! Ali, sizin içinizde benim kardeşim, vasim ve halifemdir, onu dinleyin ve itaat edin.” Böylece meclis sona erdi. Meclis dağılırken alay ediyorlardı, Ebu Talib'e hitaben: “Muhammed, oğlun Ali’yi sana imam kıldı gayrı ondan emir alman gerek!”[21] diye.

 

Müslümanların sayıları çoğalınca Mekke müşrikleri tedirgin olmaya başladılar, her tarafta homurtular vardı. Sonra toplanarak Haşimilerin reisi Ebu Talib'e meseleyi açtılar: “Ey Ebu Talip! Neler oluyor? Senin yeğenin Muhammed bizim tanrılarımızı yok sayıyor, dinimize inanmıyor, alay ediyor, bizlere sapık diyor. Ya onu sustur ya da bize teslim et.”[22] Ebu Talip, kendine özel bir tedbir ile konuşarak onları yumuşattı. Ne var ki İslam’ın cazibesi her tarafı sarmıştı, Peygamber sunumunu her tarafta yapıyordu. Mekke’nin müşrikleri bu sefer daha bir kararlı idiler, yine Ebu Talib'e geldiler: “Ey Ebu Talip! Senin şerefinin büyüklüğünü biliyoruz, yeğeninin önüne geçilmesini senden istedik fakat bunun önünü almadınız, artık sabrımız tükendi, bundan böyle tahammülümüz yoktur, bilesin, ölümüne dek savaşacağız.”

 

Olaylardan Hz. Peygamberin haberi vardı, amcasının yanına geldi.“Amca ben bu davadan vazgeçmem, isterlerse güneşi sağ elime, ayı da sol elime versinler; ben bu yolda canımı veririm!” Resulün gözleri nemlenmişti. Amcası da ağlamıştı. Şöyle buyurdu:“Andolsun Allah’a seni yalnız bırakmayacağım, vazifeni yapmaya devam et.”[23]

 

Kureyş Müşrikleri sıcağı sıcağına Ebu Talib'e yine geldiler: “Ey Ebu Talip! Muhammed’in yerine sana Velid'in oğlunu evlatlık verelim, o, hem şair, hem de hatiptir. Onun yerine sen Muhammed’i bize ver.” Ebu Talip buna çok kızmıştı: “Şuraya bak, sizin evladınızı alıp yetiştireceğim, kendi evladımı da size teslim edeceğim öyle mi? Elinizden geleni esirgemeyin”[24] diyerek onları savdı.

 

Mekke’nin müşrikleri tehditlerini, artık icraata koymuşlardı. Peygamberin canı tehlikede idi. Ebu Talip bütün Haşimileri çağırdı ve durumun ciddiyetini anlattı, onları örgütledi. Akrabalarından Ebu Leheb ve bir kaçının dışında hepsi Ebu Talib'in emrinde idi. Müşriklerin icraatı önce iktisat/ekonomi ile başladı; “Hiç kimse Ebu Talip ve onun taraftarlarıyla ilişki kurmayacak, kız alıp-verme olmayacak, alım-satım olmayacak, hiç bir ihtiyaç karşılanmayacaktı.” Bu kararname imzalandı ve Kâbe’nin duvarına asıldı. Ebu Talip tehlikenin büyüklüğünü görüyordu. Bu işin sonunda Peygamberle beraber bütün Haşimoğullarının yok edilmesi vardı. Emrindeki gençleri önemli mevkilere yerleştirdi. Ani saldırılara karşı tetikte olmaları için.[25]

 

Bu ambargo üç yıl sürdü, açlık had safhaya varmıştı. Gözetleyici casuslar her tarafı sarmıştı, kimseyle ilişki kurulamıyordu. Sonraları kararnameden dolayı bazı aileler arasında sürtüşme çıktı, ambargo delindi. Sonunda kaldırılacağı kararı ortalıkta dolaştı. Ebu Talip durumu Peygambere duyurdu. Resul: “Amca biliyorum, o kararnamenin bütün maddelerini fareler yedi zaten, sadece üzerindeki Allah kelimesine dokunmamışlar. Kararnamenin aslı açılınca bunu görecekler.” dedi. Ebu Talip bu haberi değerlendirmek istedi. Müşriklere şunu dedi: “Yeğenim kararnamenin maddelerini fareler yemiştir sadece Allah kelimesine dokunmamışlardır dedi bundan haberiniz var mı?” Onlar bunu kabul etmedi ve hatta bahse girip dediler ki: “Doğru değilse yeğenini bize temsil edecek misin?” o da “evet!” dedi ve sözlerine şunu ekledi: “Dedikleri doğru ise, sizlerde yeğenimin getirdiği dini kabul edecek misiniz?” onlar da “evet” dediler.

 

Kararname açıldı, Hz. Peygamberin dediği gibi, fareler yemiş sadece Allah ismi kalmıştır. Müşrikler sözlerinde durmadılar. Ebu Talip Lamia kasidesinde bu olayı ve ekonomi dar boğazı anmıştır.[26] Müşrikler diş gösteriyorlardı Ebu Talib'i psikolojik etki altına almak istiyorlardı. “Muhammed’i öldürmekten başka çare yok!” sözünü kaç kez duymuştu. Bu süreç içinde beklenmedik bir olay yaşandı. Geç saatlere kadar Resul eve dönmemişti. Ebu Talip yıkılmıştı “yeğenimi öldürdüler diye! Artık Mekke’nin firavunlarından intikam almanın zamanı geldi.” demiş örgütlediği sülalesini harekete geçirmişti. Planı açıkladı: “Haşimoğulları, elbiselerinin altına keskin kılıçları gizleyin, benimle beraber Mescid-i Haram’a geleceksiniz, her biriniz Kureyş büyüklerinin yanında oturacak. Ben: “Ey Kureyş topluluğu! Muhammed’i istiyorum sizden” dediğim de ayağa kalkıp, yanınızdaki Kureyş büyüğünü öldüreceksiniz. Onların hepsi öldürülecek.” Plan tamamlandı, evden çıkmak üzereydi ki haber geldi, Resul sağdı, tebliğ için bir Müslümanın evinde konuşuyor dediler. Peygambere haber verildi, Resul hızla eve geldi. Onun yüzünü görünce Ebu Talip’in gözyaşlarına kimse dayanamadı, ağlamalar odayı bürümüştü.

 

Yaşanan bu hadise ya gerçek olsaydı, ya peygamberi öldürselerdi, bu gibi düşünceler Ebu Talib’i çok sarstı. Bu düşünceler onu bir plan hazırlamaya itti. Kureyş'in büyükler Mescid-i Haram’da toplanmışlardı. Ebu Talip onların yüreklerine korku salmak istedi, öldürme gibi şeylere teşebbüs etmemeleri için. Haşimî gençlerle anlaşarak Mescid-i Haram’a gitti, Haşimî gençleri de geldiler. Ebu Talip Kureyşlilerin karşısında durdu, dünkü olayı onlara anlattı. Olay gerçek olsaydı şimdi hepiniz ölmüştünüz dedi. Sonra gençlere dönerek; “çıkarın kılıçlarınızı” dedi. Onlar da çıkardılar. Ortalığı korku sarmış, herkes yutkunmuştu.[27]

 

Ebu Talib'in Ölümü ve Onun İmanı

 

Ebu Talib'in rahatsızlığı artmıştı, bütün akrabaları yanındaydı. Onlara Allah Resulünü tembihledi, şöyle konuştu: “Ben Muhammed’i size tavsiye ediyorum. O, Kureyş’in emini Arabın doğru konuşanıdır. Onun getirdiği dine gönüller inanmıştır ama diller korkuyor söylemeye. Ey yakınlarım! Onu ve dinini destekleyin. Eğer ecel bana mühlet verirse, belaları def ederim ondan”[28] Ebu Talib'in yaşamı uzun sürmedi vefatını oğlu Ali Resule haber verdi. Allah Resulü çok ağladı. Hz. Ali’ye, “Mezar ve defin işiyle ilgilen” dedi. Kendisi amcasını yıkadı ve defnedildi.

 

Burada belgelere dayalı olarak Hz. Ebu Talip hakkında bir panorama sunduk. Meselenin özü aslında bu panoramada saklıdır ama kin, garaz hiçbir kalıba sığmıyor ki, “Hayır, Ebu Talip iman etmedi” diye çığlık atıyorlar. Yazımızın sonunda Ebu Talib'in meşhur “Lamia Kaside’sini sunacağız, orada her şeyin apaçık olduğunu okuyucu görecektir.

 

Yapılan İddialar

 

İslam’ın iki ekolünden Sünnî ekol istisnalar ve çekimser olanlar hariç, bunların da sayıları bir hayli azdır,[29] hepsi Ebu Talip ölürken iman getirmediğini iddia ederler. Dedikleri şudur: “Ebu Talip ölüm döşeğinde idi, Allah Resulü defalarca: “Amca, kelimeyi şehadet getir diye telkin etti ama o: Babam ve atalarımın dini üzereyim dedi ve öylece öldü.” Meşhur Buharî, Müslim, Tirmizî, bu şekilde yazmıştır.[30] Yapılan iddiaları kuvvetlendirmek için şunları da söylemişlerdir.

 

“Eğer Müslüman olsaydı; cenaze namazı kılınırdı!”

 

Peygamber; “amca iman etmesen de Allah’tan senin için af dileyeceğim” deyince buna karşılık Tövbe/113’le Kasas/56. ayetleri indi.

 

“Kâfir olarak öldüklerinden, akraba dahi olsalar, kâfirler için af dilemek, ne peygambere ne de mü’minlere yaraşır.”[31]

 

“Resulüm sen sevdiğini hidayete eriştiremezsin, ancak Allah dilediğini hidayete eriştirir.”[32]

 

İşte bu ayetler Ebu Talib'in iman etmediğine delildir dediler.

 

Şimdi: peki, acaba bunca delil, bunca açık bilgi varken, adı geçen bu büyük ekol mensupları, Ebu Talib'i tekfir edip, Müslüman olmadı demeleri, daha da ileri gidip, Kur’an ayetlerini onun Müslüman olmadığına havale etmeleri nasıl bir düşmanlığın ürünü olabilir? Şu bir gerçek: Bu ekol mensupları, Ebu Talib’in mübarek şahsiyetini yok etmek için topyekûn imza vermişlerdir, bu konuda icmamız var demektedirler. O halde bir tarihçi için tek bir sorunun sorulması o işin can özünü ortaya koyacaktır. O soru da şudur: Neden! Sorulan bu neden sorusunun cevabını vermeden önce Ebu Talip hakkındaki iddialara cevap vermek ve bu altyapısı olmayan iddiaların ipliğini pazara çıkarmak istiyorum.

 

İddia-1

 

 “Allah Resulü: Amca kelimeyi şahadet getir dedi, o, ben babalarımın dini üzereyim dedi.”

 

Cevap-1

 

a) Ebu Talip hakkında, belgelere dayalı olarak yazdığımız bu panoramada acaba okuyucunun vicdanına tesir edecek hiç bir şey yok mudur? Resul için sülalesini harekete geçirmiş, evlatlarının ve kendi canını ortaya koymuş ve yazdığı kasidelerle imanını açıkça sergilemiş bir mazlumdan acaba kim ne istiyor? Bu iddiacılara şu sözü söylüyoruz, sözün hadis olduğu da bilinmektedir. “Bediyata ispat istemek zulümdür!” Yani açık olana ispat istemek zulümdür!

 

b) Yazımızın sonunda Ebu Talip’in yazdığı “Lamia Kasidesi”nden bazı bölümler sunacağımız söylemiştik. Bu kaside doksan dört beyittir, bizzat Hz. Muhammed için yazılmıştır. “Lamia Kasidesi” özgün söylem ve coşkunluğundan dolayı H. Ritter tarafından Almancaya çevrilmiştir.[33] Lamia Kasidesi için yapılan açıklamalarda şu cümleler yer almıştır:

 

“Ebu Talip meşhur Lamia kasidesini Hz. Muhammed’i teslim almak için harekete geçen Kureyiş’in baskısının arttığı çetin anlarda inşâd etmiştir. İbn-i Kesir kendi tarihinde bu kasideden doksan iki beyit, İbn-i Hişam Siresi’nde doksan dört beyit nakletmiştir. Ebu Talib'in kasidesi; çekicilik, tatlılık, fesahat ve belagat açısından cahiliye Araplarının iftihar ettiği ve şiirlerin en üstünü bildikleri “mualakat-ı seb’e”den çok daha üstündür. Ebu Haftan Abdi’nin derlediği “Ebu Talip Divanı”ndan bu kasideden yüz yirmi bir beyt derlenmiştir.”[34]

 

Aslında yazdığımız gibi o büyük mücahidin imanına sadece bu şiirleri ve kasideleri yeterlidir. Neylersin ki; hain her yerde ve her zaman haindir ve işlediğini işler durur.

 

c-) Ebu Talib'in iman ettiğine dair otuzun üzerinde araştırma kitabı yazılmış,[35] ayrıca konferanslar veriliyor, yarışmalar düzenleniyor ve bu hala devam etmektedir.

 

İddia-2

 

“Eğer Müslüman olsaydı, cenaze namaz kılınırdı!”

 

Cevap-2

 

Böyle bir iddia polemik yapmaktır. Herkesin bildiği açık gerçek, cenaze namazı, peygamberliğin onuncu yılında emredilmiştir. Nitekim Hz. Hatice’nin de cenaze namazı kılınmamıştır. Bu konu İbn-i Sad’ın Tabakatı’nda ve Ahmed Tahtavî’nin “Merak-i Felah” kitabında genişçe anlatılmıştır.[36]

 

İddia-3

 

“Buharî, Müslim, Tirmizî ve Ahmed b. Hanbel; Ebu Talip iman etmedi, Resul; amca kelimeyi şahadet getir dedi o da ben babalarımın dini üzereyim dedi.”

 

Cevap- 3

 

Acaba bu sözün ravileri kim? Şimdi onu inceleyelim: Bu batıl sözün ravileri dört kişidir.“el-Mûseyyer, Ebu Hûreyre, İbn-i Ömer ve Abdullah b. Abbas.”

 

a-) el-Mûseyyer, Ebu Talib'in ölümünden on bir yıl sonra, Mekke’nin fethinde babası ile beraber korkudan Müslüman olanlardandır. Şu garabete bakınız: Bir mü’mini kafir göstermek için, bir kafirin şahitliği esas kabul ediliyor. Büyük Sünnî şarih, Allame Aynî de bizim dediğimizi diyor: “Mûseyyer, Ebu Talib'in ölümünden on bir yıl sonra Müslüman oldu, bunun şahitliği nasıl kabul edilebilir.”[37]

 

b-) Ebu Hûreyre: Bu adam Resulün vefatından bir buçuk sene önce Müslüman olmuştur. Yani Ebu Talib'in ölümünden kırk yıl sonra. Peki, bunun şahitliği nasıl kabul edilebilir? Acaba bu kin hangi garazın getirdiğidir?

 

c-) Diğer iki şahit, İbn-i Ömer ve İbn-i Abbas, o zamanlar her ikisi de oyun çocuklarıydı. “İslam’da çocuğun şahitliği geçersizdir’”[38]

 

İddia-4

 

“Ebu Talip iman etmediğinde Resul üzüldü, dedi ki: Amca senin için Allah’tan af dileyeceğim ve işte o zaman şu iki ayet nazil oldu: Tövbe/113 ve Kasas/56”

 

Cevap-4

 

Acaba bu ayetler ne zaman inzal oldu, nerede nazil oldu, neden oldu? Şimdi onu inceleyelim.

 

Tövbe Suresi, Medine'de, son sure olan Maide suresinden önce inen bir kaç ayetten birisidir. Kasas/56 ise: Ebu Talib'in ölümünden çok sonra Medine'de inmiştir. Mekke’de indiğine dair yazılar da vardır.[39]

 

İnen Kasas/56 ayetinin Abdu’l-Menaf oğlu Numan’ın oğlu Haris hakkında indiği tefsirlerde yer almıştır.[40]  Ayrıca İslam’da şu kuralı da hatırlayalım: “Bir kimsenin küfrüne yüz delil olsa ama İslam adına bir delil olsa o, yüz delil sıfır hükmündedir.”

 

İddia-5

 

Avamın dahi diline doladığı “Zahzah” hadisini söyleyip duruyorlar. Hadisin meali şöyledir: Peygamber buyurdu: “Eğer ben olmasaydım Ebu Talip cehennemin en alt katında olurdu ama şimdi ateştedir.”

 

Cevap-5

 

Bu düzmece rivayet “Zahzah” ismiyle meşhurdur. Yazdığımız gibi avam halk söyler durur. Rivayetin senedinde üç tane reddedilmiş ravi vardır. Bu insanları Ehl-i Sünnet âlimleri reddederler, yalancı ve aldatıcıdırlar diye.[41]

 

Ebu Talib'in imanı için söylenen sözlerden örnekler.

 

İmam Muhammed Bakır şöyle buyurdu:

 

“Ben insanlara şaşıyorum, Ebu Talip’in imanından nasıl şüphe edebiliyorlar, oysa İslam’da bir kadın eğer Müslümansa, kâfir kocasının nikâhında kalamaz. Esat kızı Fatıma ilk iman eden kadınlardan olduğu halde, Ebu Talib'in eşi olarak kaldı."[42] Keza buyurmuştur ki:

 

“Ebu Talib’in imanını terazinin bir kafesine ve insanların imanını da diğer kefeye koysalar Ebu Talib’in imanı ağır basar.”[43]

 

“Peygamber ve masumlar hariç, Ebu Talib’in nuru bütün insanlardan fazladır.”[44]

 

“Emire’l Müminin Hz. Ali Hz. Ebu Talip adına Hac vazifesini yerine getirmiştir.”[45]

 

Ebuzer-i Gaffarî: “Allah’a yemin olsun ki; Ebu Talip iman getirmeden ölmedi.”[46]

 

Kur’an ayetlerine dayanarak şöyle bir gerçeği kimse göz ardı edemez. Allah Resulü sadece müminleri sever, müşriklere karşı nefret duyar. Oysa Resul Ebu Talib’i can özünden seviyor, ayrı kalışına tahammül edemiyordu: Konumuzla ilgili ayetin meali şöyledir:

 

“Muhammed Allah’ın resulüdür, o ve onunla birlik olanlar da, kâfirlere karşı zorlu ve kendi aralarında merhametlidirler…”[47]

 

Meşhur Sünnî ekolden Mutezilî âlim İbn-i Hadid bir şiirinde şöyle diyor:

 

“Ebu Talip ve oğlu olmasaydı, din yücelmezdi asla.

O Mekke’de himaye etti, bu Medine’de.

İkisi de ölümle karşı karşıya geldi.”[48]

 

 

Hz. Ebu Talib'in Kasidesi

 

(Dediğimiz gibi bu kaside onun imanına tek başına yeterlidir!)

 

Kasideden bir bölüm

 

“Muhammed’den uzak olmayı bana nisbet veren sizler,

Onun aleyhine kılıç çekmeyi bana nisbet veren sizler, Kâbe’nin Rabbina yalan konuştunuz.

Asla, ona yar olup onu savunacağız.

Canımızı ona feda edene kadar,

Eşimi ve evlatlarım unuturcasına.

Yüzü ak ki, insanlar o yüzün bereketine yağmur talep ediyorlar.

Yetimlerin ve kimsesiz kadınların feryadına koşandır.

O, Haşim oğullarının biçarelerinin sığınağıdır.

Onları her türlü nimetten ihtiyaçsız koyar.

Ömrüme and olsun Ahmet’in varlığıyla öyle bir sevinçliyim ki.

Mesut ve meşruluğu zahmete düşürmüşüm.

Onu öyle bir şekilde seviyorum ki

Dostunu kucaklayan birisi gibi.

Canımı ona feda edeyim ve ondan feda edeyim ve tüm vücudumla onu savunayım.

Kulların rabbi ona yardım eylesin ki,

O, dünya ehlinin ziyneti ve düşmanlarının nefretidir.

Cihanın yaratıcısı onu vadeleriyle tayin etti.

Ve batıl olmayan hak dini zahir etti.[49]

 

Mimiye Adlı Şiirinden Bir Kesit!

 

Bizim İslam dininin aleyhine kıyam etmemize ve kılıç çekmemize ümitlidirler.

Muhammed’i öldürmemize ve dini nesh etmemize ümitleri vardır.

Kendimizi onun rikabında kana bulamamıza ümitleri var.

Yalan konuşuyorsunuz.

Kâbe’nin Allah’ına yemin olsun ki, biz Muhammet’ten el çekmeyiz.

Hatim ve zemzem öldürülenlerin cesetlerinin parçalarıyla doldurulsa bile

İnsanların hidayeti için seçilmiş peygambere

Ve arşın yaratıcısı tarafından gönderilen kitaba

Zulüm etmek hata ve yanlıştır.

Seçkin insanlar bilsinler ki

Doğrusu Muhammet de Musa ve İsa gibi bir peygamberdir.

O ikisinin sahip olduğu semavi murada o da sahiptir.

Hepsi Allah’ın emriyle hidayet eder ve günahtan korunurlar.

Sizler onu ele geçirip öldürmeyi temenni ediyorsunuz.

Oysa kafanızdaki arzularınız derin uykuya dalanların boş arzuları gibidir.

O peygamberdir, ona Allah tarafından vahiy nazil oluyor.

Buna hayır diyen pişmanlık parmağını ağzına alır.[50]

 

Değişik Şiirlerinden Seçilmiş Mısralar

 

Kureyş'in eli sana ulaşamayacak, ben toprağa defin olana kadar.

Senden yardım elimi çekmeyeceğim, memur olduğun şeyi açıkla.

Hiçbir şeyden korkma, müjde ver ve aydınlat.

Beni kendi yoluna davet ettin, senin bana nasihatçi olduğunu biliyorum.

Davetinde emin ve sadıksın, dinler içinde en iyi din Muhammed’in dinidir.

Allah Muhammed peygamberi kerim kıldı

Öyleyse Allah’ın en kerim kulu, insanlar içinde Ahmet’tir.

Onun celaletini bildirmek için, ismini kendi isminden seçti.

Öyleyse arşın sahibi Mahmut’tur ve Muhammet’tir.

Ey şahit Allah şahit ol ki ben nebi Ahmet’in dini üzereyim.[51]

 

Şüphe yok ki bu şiirlerin bütün mısra ve satırları ihlas ve iman çağrışımıdır acaba Hz. Ebu Talip’ten daha ne istiyorlar.

 

Yeminli Kin

 

Yazımızın başında şöyle bir soru sormuştuk. ‘Neden?’ İşte bu güçlü sorunun cevabı: “Ümeyye’nin yeminli kininden!” Bu kin, kaynadı, aktı durdu, Ebu Süfyan’dan oğlu Muaviye, torunu Yezit’ ve onları sevenlerin damarlarında. Ebu süfyan oğlu Muaviye’nin kini etine kanına işlemişti. İslam’ın mutaber tarihi kayıtlarında şöyle bir belge var: Muaviye’nin can arkadaşı ibn-i As’ın oğlu anlatıyor: “Babam geç saatte arkadaş Muaviye’nin yanından eve geldi, çok bitkindi, suratı asık korku halinde idi. “Baba ne oldu sana böyle” dedim. Yüzüme baktı şöyle dedi: “Muaviye’nin yanından geliyorum, o alçak adamın yanından.” Devamla: “Dedim ki, Muaviye bak mü’minlerin emiri oldun, emir el mü’minsin, artık şu Haşimi/Ebu Talip evlatlarına zulmetmeyi bırak, onları bağışla. Böyle deyince durdu, sertçe yüzüme baktı, kin kusarak konuştu: “Sen ne diyorsun? Her tarafta bu adamın adı anılıyor, günde beş vakit Muhammed’en resulullah deniliyor, ben uyuyamıyorum, bu adamın adını silmedikçe bana uyku haramdır.”[52] İşte dehşet! Acaba bu kinden kim kurtulabilir.

 

Ehlisünnet mezhebi’nin resmi tarihi Muaviye’nin saltanatının başlangıç tarihidir. O tarihe sünni tarihçiler, islam’n birliğinin sağlandığı “cemaat yılı” derler. “Ehlisünnet vel cemaat!” Muaviye’nin yirmisekiz yıllık saltanatında şekillenmiş bir ekol, Ebu Talib’e hangi gözle bakabilir? Ondan öte onun oğlu Ali’ye hangi gözle bakabilir? Muaviye, minberden Ali’ye sövdürmeyi sünnet olarak ilan etti[53] Bu sövme işi kendisinden sonra da devam etti,  öyle ki bu sövmeler Ömer b. Abdülaziz tarafından kaldırınca halk, günlerce ağlamış, sünnet elden gitti diye[54] Böyle bir zaman oluşumunda ve inanç yapılanmasında Ebu Talib’in payına sanki ne düşebilirdi ki?

 

Görüldüğü gibi, kinin başlangıcı süreç olarak, Haşimi sülalesine, aktif olarak da Allah resulü ve imam Ali’ye dayanıyor. Özellikle Ali’ye kıskançlık, haset, kin kazanı daha da bir çılgına çevrilmiştir. Bu ateş, Kerbela’dan günümüze değin seviye kaybetmeden sürüp gelmiştir. Ebu Talib’in evlatlarının mezarlarına bile tahammülleri yoktur. Günümüzde İşid saldırılarında, Seyyide Zeynep ve imamzade evlatlarının mezar saldırılarına hiç bir vicdan sahibi anlam veremez haldedir. Ümeyye’nin yeminli kini buralara kadar uzanmıştır.

 

Değerlendirme ve Sonuç

 

Tarihçi ve fikir adamlarının işi, geçmişi ve yaşamakta olan hali sorgulamak ve anlamaya çalışmaktır. Tarihçi bulunduğu yerden hareket eder ama meseleyi evrensel ölçüde kavramalı ve değerlendirmeli. Eğer böyle olursa toplum tabulardan kurtulur, yanlışlar çözülür hakikat dinamizm kazanır. Mühim olan sualler var, bunun tarihe sorulması lazım. Bazen haklar tarihe dayandırılarak alınır veya korunur. Bunun yanında tarih hakikatlerin ortaya çıkarılmasında her zaman lütufkâr olmamıştır. Araştırmalarında anlamlı bir bütünlük kuramayan araştırmacı, verdiği bir kararla bir hakkı batıl edebilir. Tarihin mantığı var ama onu sen görmek istemeyebilirsin. Yenilgi budur işte!

 

Eğer tarih ders değilse, o bir hayali fetihtir. Tarihin ruhu nedir acaba, böyle bir ilim var mıdır? Var! Bu, tetkik ve sezgisel ilimdir, bir o kadar da yorumdur. Tarih, yazanı da yapanı da içinde barındırır. O, bir taraftan kendisinden önceki dönemlere ait araştırma yaparken, diğer taraftan da yaşadığı döneme şahitlik eder. Olayları anlamada isabet etmek tarihin dilini anlamaktır. Kişi bu anlamayı kendisi için bir hizmet sayabilir. Tarih verilerle meşgul olur, verileri kavrayış geniş olmalı. Sadece belgelerde kalmak ancak bir nakil serüveni olur. Komplo tarih tezi düşünmeyi önler. Ancak sorular uygun sorulursa doğru cevaplar alınır.

Bir tarihin felsefesi yoksa o tarihin adını koyamazsın. Sosyal tarih bir gerçek olduğu gibi, mücadele tarihi de bir gerçektir. Hz. Ebu Talib’in tarihi başlı başına bir mücadele tarihidir. Eğer İslam tahini yazıyor ama bunun felsefesini bilmiyorsanız, hadiseler hakkındaki bilgileriniz işe yaramayacaktır. Tarih felsefesi yapmak zor bir iştir, bunun yanında en fazla ihtiyaç duyulan ilim disiplini de budur; çünkü bu yapılmazsa, hem hadiselerin anlaşılması mümkün olmayacaktır hem de doğru bir yargıya varılamayacaktır.

 

Yazımız burada sona erirken şunu belirtmek istiyorum: Asıl üzücü olan, günümüzün güngörmüş ve özgürlük adına, hukuk adına yollara düşen, yazıp çizen Müslümanlara ne demeli? Acaba bir hakkı ortaya koymaktan güç almanın faziletine inanmıyorlar mı? İlahi! Bu Ümeyye damarı nasıl bir damarmış ki, her türlü hakikati ezip geçiyor da, neler oluyor diyen bile yok.

 

Ey Ebu Talip! Ey tarihin en büyük mağduru ve mazlumu, senin doğduğun güne, verdiğin şanlı mücadelene ve öldüğün güne ve dirileceğin güne selam olsun!

 



[1]DİA (Diyanet İslam Ansiklopedisi-10/237)

[2]En’am/79

[3]Alleme Cafer Subhanî: Firuğ-i Ebediyet (Ebediyet nuru), s.92

[4]Tarih-i Taberi: 2/13

[5]Hz. Ali’den tutun da Kerbela ve günümüze kadar bu böyle oldu.

[6]Abdullah Hz. Peygamberin babasıdır. Abdullah ve Ebu Talib’in anneleri birdir. Diğer kardeşler başka kadındandır.

[7]Dia-10/237

[8]Allame Cafer Subhanî-Ebediyet nuru: s.130, Ebu Talib, şiirlerinde bu yolculuğa değinmiştir.

[9]AGE, s.130, dip not.

[10]AGE, s.137, bu savaşlara ‘Ficar Savaşları’ denilir.

[11]AGE-144-145, Bihar-6/10’dan naklen

[12]AGE-145

[13]Hz. Ali: Nehcu’l Belaga- 192. hutbe

[14]Cafer Sûbhanî: Ebediyet nuru-103

[15]AGE:249, Siret-i Halebî-1/125’ten naklen.

[16]Dia-10/237

[17]Enbiya/107

[18]Cafer Sûbhanî, Ebediyet Nuru-181

[19]AGE-181, Taberî-2/61’den naklen

[20]Şuara/214

[21]AGE-184, Tarih-i Tabarî, 2/62-63 ve Tarih-i Kamil, 2740-41’den naklen

[22]AGE-189, İbn-i Hişam-1/265

[23]AGE-190, İbn-i Hişam-1/265-266

[24]Tarih-i Tabarî-2/67-68

[25]Cafer Sûbhanî: Ebediyet Nuru-242, Bu olayları genişçe Tabarî ve İbn-i Hişam anlatmıştır.

[26]AGE-245

[27]AGE-253

[28]AGE-256, İbn-i Tavus: Taraif-85’den naklen

[29]Mehdi Aksu: Mezhepsel İhtilaflara Sorularla Son Nokta-419 (İbn-i Ebi’l Hadid, Ebu’l Fida, Şüberavî, Zehebî bunlardan bir kaçıdır.)

[30]Dia: 10/238

[31]Tövbe/113

[32]Kasas/56

[33]Dia- 10/238

[34]Cafer S’ubhanî-Ebediyet Nuru-241

[35]Dia-10/238

[36]Ali Akın (TC. Diyanet İşleri Başkanı Danşmanı) Peygamberimizin hayatı ve İslamda ilk tahrifat-s.91

[37]AGE-90 (Allame Aynî, Buharî ve Müslim’i şerh etmiştir.

[38]AGE-90

[39]AGE-90

[40]Abdulbaki Gölpınarlı: Sosyal Açıdan İslam Tarihi-90, Mecmau’l Beyan-7/259-60

[41]Ahmed b. Hanbel ve Hatib el-Bağdadî. (Medi Aksu Mezhep İtilaflarına Son Nokta kitabında adı geçen âlimlerden iktibaslar yapmıştır. s.427

[42]Alleme Cafer Sûbhanî-Ebediyet Nuru-257

[43]Şerhi Nehcu’l Belaga, İbn-i Hadid-14/68

[44]Şeyh Tusî, Emayilinde bunu Hz. Ali’den kaydetmiştir. 1/311

[45]AGE-257

[46]Şerh-i Nehcu’l Belaga: İbn-i Hadid-14/71

[47]Mücadele/22

[48]AGE-253 (Nehcu’l Belaga Şerhi-14/ 84)

[49]Mehdi Aksu- Sorularla Mezhep İtilafına Son Nokta-405- (Bu şiir çok uzundur İbn-i Hişam Siresi 1/286- 298, İbni-i Kesir- 3/53-57)

[50]AGE-405

[51]AGE-407

[52]Age- 560, Usul-u kafi cilt-1 önsöz, Mesud- Mürcü Zehap- 2/554, Hadid: Nehcul belaga şerhi- 463

[53]Sahihi Müslim- 27360, Tirmizi- 5/301, İbn-i Hacer savaik-sf-33, Suyiti: Tarihi hulafa- 1/90

[54]Adı geçen kaynaklar.

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler