16 Ekim 2019 Çarşamba Saat:
22:20
21-07-2019
  

Din Nedir ve Neden Araştırılmalıdır?

Din, onu getirenin ve takipçilerinin, âlemlerin Rabbi tarafından gönderildiğini iddia ettikleri inançlar ve pratik emirler bütünüdür.

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

 

Dinin Tanımı:

 

Sözlük Manası:

 

Arapça bir kelime olan din, sözlükte “itaat ve ceza” manasındadır. Mekayisu'l Lügat kitabının yazarı, din kelimesinin kök itibarıyla bir tür “teslimiyet ve uyum” anlamı taşıdığını söyler.

 

Ragıb İsfahani “el-Müfredat” kitabında şöyle der;

 

"Din, itaat etme ve ceza manasındadır. Şeriata din denilmesinin sebebi ise; şeriattan itaat edilmesi gerektiği içindir."

 

Kur’an’da Din Kelimesinin Kullanımı:

 

Din, Kur’an’da farklı şeyler ifade eden kalıplarda kullanılmıştır.  Bazen “ceza ve yargılama”[1], bazen “kanun ve şeriat”[2], bazen de “itaat ve kulluk”[3] manasında. Son mananın kapsamı o kadar geniştir ki, bazen putperestlik anlamına bile gelir. Örneğin;

 

[4]دِينِوَلِيَدِينُكُمْلَكُمْ

“Sizin dininiz size, benim dinim de banadır.”

 

Kelam İlminde Din Kelimesinin Terim Anlamı:

 

Din kelimesinin sözlük anlamını ve Kur’an’daki kullanım şekillerini incelemek bu makalenin temel amacının dışındadır. Bizim için önemli olan kelam ilminde “din” kelimesinin terim manasını bilmektir.

 

Batılı din bilimciler, bu konuda birçok araştırma yapmış ve “din” kelimesi için farklı tanımlar öne sürmüştür. Bu tanımlardan birkaçına örnek;

 

  • Din, bireyin tek başına kaldığı zamanlarda ilahi kabul ettiği şey karşısındaki duyguları, hal ve hareketleri ve tecrübelerinden ibarettir. (William James)

 

  • Din, insanların farklı toplumlarda inanç, eylem ve geleneklerden inşa ettiği dini kurumlardır. (Parsons)[5]

 

  • Din, tüm canlıların bizim ilim ve marifetle derk edemeyeceğimiz bir varlığın yansıması ve tezahürü olduğu hakikatinin itirafıdır. (Herbert Spencer)[6]

 

Her ne kadar bazı düşünürler dini tanımlamanın çok zor hatta imkânsız olduğuna inansa da bu inanış, bilimsel bir araştırmayla din kelimesinden neyi kastettiğimizi açıklamaya mani teşkil etmez. Bu makalede dinden kastımız;

 

“Onu getirenin ve takipçilerinin, âlemlerin Rabbi tarafından gönderildiğini iddia ettikleri inançlar ve pratik emirler bütünüdür.”

 

Hak din, gerçek manada âlimlerin Rabbi tarafından gönderilen dindir. Bu doğrultudaki din, hakikatle uyum içerisinde olur ve insanın saadetinin temin eder. Bir grup Müslüman düşünür dini şöyle tanımlamıştır;

 

“İnsanların hidayeti ve saadeti için Allah’ın, vahiy aracılığıyla Peygamberlere bildirdiği emir ve yasaklar bütünüdür.”

 

Bu tanım, sadece hak dini kapsadığından dairesi ilk tanımdan daha sınırlıdır.

 

Her halükarda âlemlerin yaratıcısına olan inancın birçok insan tarafından dinin esas temeli olduğu unutulmamalıdır ve ne şekilde olursa olsun böyle bir yaratıcıyı inkar eden mektep ve ekoller (Marksizm gibi) din olarak adlandırılmaz.

 

Dinin Farklı Yönleri

 

Müslüman düşünürler, İslam dininin öğretilerini üç kısma ayırmıştır;

 

1- Akaid (İnançlar):

 

Bu kısım, onları bilmek ve inanmak ister Müslümanlığın şartı olsun ister olmasın varlık âlemini, onu yaratanı, başlangıcı ve sonu doğru tanıtan dini öğretileri içerir. Öyleyse âlemdeki varlıkları ve olayları tanımlayan her dini ifade, bu kısma girer. Buradan da dini inançların, dinin temellerinden (usul-u din) daha genel bir anlam taşıdığı anlaşılmaktadır.

 

Usul din, sadece tevhit, nübüvvet ve mead gibi bilinmesi ve inanılması Müslümanlığın şartları olan inançları kapsar.

 

Kelam, gerçekte dinin bu kısmına merbuttur. Bu nedenle kelam ilmine,  “Akaid İlmi” de denir.

 

2- Ahlak:

 

Bu kısım, insana iyi ve kötü huyları, beğenilen insani vasıfları ve bu vasıfları elde ederek ahlakını onlarla süslemenin yollarını açıklayan İslami öğretileri kapsar. Takva, adalet, sadakat, emanet gibi.

 

Üstat Mutahhari şöyle der;

 

“Ahlak bölümü, insanın manevi özelliklerinin ve ruhsal karakterinin nasıl olması gerektiğini öğreten konuları ve emirleri kapsar.”[7]

 

Ahlak ilmi, dinin bu bölümünü açıklar.

 

3-Ahkâm:

 

Bu kısım, insana ait uygulamalar ve eylemlerle alakalıdır. Yani insana; neleri yapması (vacip) neleri ise yapmaması (haram) gerektiğini, hangi amelleri yapmasının daha uygun (müstehap) hangi amelleri ise yapmamasının (mekruh) daha iyi olduğunu ve hangi işlerin yapılmasının veya yapılmamasının dini yönden aynı değer de olduğunu (mubah) öğretir.

 

Dinin bu kısmına ait konuları açıklamak vazifesi, “Fıkıh” ilmine aittir.

 

Hatırlatma:

 

Yukarıda saydıklarımız tanınmış İslam âlimlerinin dinin boyutları konusundaki yaygın görüşleridir. Batılı düşünürler ise yukarıda belirtilen üç farklı boyutu kabul etmekle beraber din için farklı boyutlardan da söz eder. Bunlardan birisi dinin öykü (mitolojik) boyutudur.

 

Semavi dinlerdeki metinlerde, insanı harekete geçmeye iten, kutsal içerikli ve genellikle ahlaki ve manevi etkisi olan hikâyeler yer alır. Örneğin; Kur’an-ı Kerim’de birçok örneği olan ve Peygamberlerin yaşamlarından kesitler sunan hikâyeler gibi.

 

Bu hikâyelerin amacı, sadece insanların tarihsel olaylar hakkındaki bilgilerini artırmak değildir. Bu hikâyelerin asıl amacı, insanların ıslahı, eğitimi ve geçmişten ibret almasını sağlamaktır.

 

Batılı din bilimciler, çoğunlukla Hıristiyanlık ve Yahudilik dinini dikkate aldıklarından, bu dinlere ait kutsal kitaplarda meydana gelen tahrifler sonucu aklıselim hiç kimsenin kabul etmeyeceği sayısız uydurma hikâyelerle karşılaşmış ve çaresiz şöyle demek zorunda kalmışlardır;

 

“İlahi dinlerde nakledilen hikâyeler, uydurma olabilir. Çünkü bu hikâyelerden amaçlanan temel hedef, eğitici ve öğretici yönleridir.”

 

Bu düşünce yapısı, Kur’an-ı Kerim’deki hikâyeler hakkında hiçbir şekilde kabul edilemez. Çünkü Kur’an saf hakikattir ve onda hiçbir şekilde yalan ve batıla yer yoktur.

 

“Ona (Kur’an) ne önünden ne de ardından batıl gelemez. O, hüküm ve hikmet sahibi, övülmeye lâyık olan Allah tarafından indirilmiştir.”[8]

 

Elbette Kur’an’daki bazı ayetlerde sembolik anlatım (temsil) olduğunu biz de kabul etmekteyiz.[9] Başka bir deyişle; makul bir gerçeğe, hissedilebilen bir elbise giydirilmiştir. Ancak bir olayın sembolik olarak anlatılması ile uydurma olması arasında çok fark vardır.

 

 

 

Din Hakkında Araştırma Yapma Gerekliliği

 

Her şeyden önce hangi sebep veya sebeplerin, dinlerin doğru ya da yanlış olduğu konusunda araştırma yapmayı gerekli kıldığı bilinmelidir. Neden hak ve doğru olan dini bulup kabul etmek gerekir?

 

Özgür düşünen her insan, böyle bir araştırmayı gerekli kabul eder ve bu araştırmadan kaçmayı hiçbir şekilde onaylamaz. Nübüvvet ve Peygamberlik iddiasında bulunanların, gerçekten Allah’ın peygamberi olup olmadığının araştırılması gerekliliği, aklın hükümlerindendir. Bu araştırma sonucu insan, ya iddia sahiplerinin kesinlikle yalancı olduklarından emin olmalı ya da onların doğru söylediklerine inanmalı ve eğer doğru söylediklerinden emin olursa, emir ve yasaklarına uymalıdır. Çünkü;

 

  • İnsan, doğası gereği kendi mutluluk ve mükemmelliğini arar.  Bu mutluluk ve mükemmellik arayışı, insanın eylemlerini harekete geçiren gerçek sebep olan, kendi zatına olan sevgiden kaynaklanır.

 

  • Peygamberlik iddiasında bulunan bir insanın söylemi; “Kim benim öğretilerimi kabul eder ve bu doğrultuda hareket ederse, sonsuz ve ebedi mutluluğa ulaşır. Ve eğer kabul etmezse, sonsuz azap ve işkencede olacak” şeklindedir.

 

  • Bu iddianın gerçeklik olasılığı vardır. Yani insanın; peygamberlik iddiasında bulunan kimsenin yalan söylediğine dair kesin bir inancı yoktur.

 

  • Olasılık dâhilinde olan bu iddia (ebedi mutluluk veya azap), görmezden gelinemeyecek kadar önemlidir ve hiçbir mesele bu kadar önem taşımaz. Her ne kadar iddiaların olasılığı küçük olsa da akıl, bu sözlerin doğru olup olmadığının araştırılması gerektiğine hükmeder. Özellikle bazı deliller sonucu bu ihtimalin doğruluk payı fazlalaşırsa bu yönde araştırma yapma gerekliliği kaçınılmaz olur.

 

Yolda yürüyen kör (âmâ) birisine; “Eğer on adım daha atarsan sonsuza kadar azap göreceğin bir çukura düşeceksin. Ama eğer sağ yöne doğru on adım ileri gidersen sürekli güzel nimetlerinden faydalanacağın bir bahçeye gireceksin” denilir ve gözleri görmeyen insan da bu uyarının doğru olduğuna ihtimal verirse aklı, sözlerin gerçek olup olmadığını araştırması ya da en azından temkinli davranarak yolunu değiştirmesi gerektiğine hükmeder.

 

İşte bu nedenle tarih boyunca bazı seçkin insanların “Biz, insana ebedi saadet yolunu göstermek için Allah tarafından gönderilmiş elçileriz” iddiasında bulunduklarını hatta Allah’ın emirlerini insanlara ulaştırma ve insanların saadetini temin etme noktasında hiçbir zorluk ve çabadan kaçınmadıklarını, gerektiği takdir de canlarını feda ettiklerini gören bir insanın yapacağı en akıllıca davranış, iddia sahiplerinin iddialarının doğru olup olmadığını araştırmasıdır.

 

Bu Delilin Başka Bir İfadeyle Açıklanması:

 

Muhtemel zarar ve kayıpları bertaraf etmek, aklın kesin hükümlerindedir. Bu akli yargı, ihtimalin kuvvetli veya zayıf olmasıyla doğru orantıda önem kazanır ya da önemini yitirir.  İnsanın uğrayabileceği zararın ihtimali ne kadar çoksa ve zarar ne kadar büyük olursa aklın, bu zarardan kaçınılması gerektiği yönündeki hükmü de bir o kadar güçlü ve etkili olur.

 

Din konusunda muhtemel zarar ve kayıpların insan için doğuracağı sonuç, edebi azaptır. Bu (muhtemel) zararlar çok büyük ve korkunç olduğundan dinin doğruluk ihtimali ne kadar az olursa olsun aklın, “muhtemel zararı bertaraf etme gerekliliği” hükmü sabittir.

 

İnsanın kendi sevmek, menfaatini düşünmek ve zararları önlemek içgüdüsüne ek olarak, fıtratında var olan ve “hakikati/gerçekleri tanıma” denilen farklı bir boyutu, onu din hakkında araştırma yapmaya sevk eder.

 

Fıtratı gerçeği araştırıp bulma hisseyle yoğrulmuş insan, doğası gereği hakikate ulaşmak ister. İşte bu his, din konusunun doğruluğunu ya da yanlışlığını öğrenmek için insanın araştırmacı ruhunu harekete geçirir. 

 

Acaba dünyanın bir yaratıcısı var mı?

 

Bu yaratıcısı kimdir ve hangi özelliklere sahiptir?

 

Yaratıcının (Allah) insanla olan irtibatı nasıldır?

 

İnsanın somut bedenine ilaveten soyut bir boyutu (ruhu) var mıdır?

 

Dünya hayatından sonra başka bir hayat var mıdır?

 

Dünya ve ahiret yaşamı arasında nasıl bir ilişki vardır?

 

Bu ve benzeri onlarca soru, ikna edici cevaplara ulaşıncaya kadar hakikatin peşinde koşan akıllı insanın yakasını bırakmaz ve her daim insan aklını meşgul eder.

 

Dinlerin akaid bölümü, gerçekte bu gibi sorulara verilen cevaplardan ibarettir.

 

 

 


[1]Örneğin; الدِّينِيَوْمِمَلِكِ(O, din gününün sahibidir.) Fatiha / 4, Saffat / 53, Vakıa / 87, Hicr / 35, Zariyat / 6

[2] Örneğin; Tövbe / 33 الْحَقِّوَدِينِبِالْهُدَىرَسُولَهُ أَرْسَلَ الَّذِي هُوَ (O, Allah’a ortak koşanlar hoşlanmasalar bile dinini, bütün dinlere üstün kılmak için…)

[3] Örneğin; Yunus / 22 الدِّينَلَهُمُخْلِصِينَاللّهَدَعَوُاْ(Dini, ona mahsus (has) kılarak ihlâsla Allah’a dua ettiler…)

[4] Kafirun / 6. Allame Tabatabi, El-Mizan kitabında bu ayeti tefsir ederken şöyle der; “Bu ayetin manası, siz putperestlerin dini, yani putlara tapmak size özgüdür.”

[5] Dini kurumlardan maksat,  dinle irtibatlı ilim havzaları, camiler vb. toplumsal kurumlardır.

[6] John Hick, Din Felsefesi Huda yayınlarıS.21-26

[7] Aşinai Ba Ulumu İslami C.2 S.9-10

[8] Fussilet / 42

[9] Haşr / 21, Fussilet / 11. Şunu unutmamak gerekir; Bir ayeti temsile hamletmek, sadece şahit ve karinelerin böyle bir şeyi gerektirdiği hallerde caizdir.

 

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler