17 Ekim 2018 Çarşamba Saat:
10:53

Bir Zamanlar Cezbederdik…

13-06-2018 19:57


 

 

Jose Javier Gallego…

 

İslam ile aşina olduktan sonra Ebubekir Gallego olarak hayatına devam ediyor… Kendi gibi İslam’ı sonradan seçenlerin hayat hikayelerini bir kitapta toplamaya karar veriyor. Yazımda bu kitapta geçen Müslüman olmakla şereflenen Batılıların İslam’ın hangi yönünden etkilenip İslam’a yöneldiğini aldığım notlarla paylaşmayı hedeflemiştim. Zira bu topraklarda yıllardır İslam kimliği ile var olan bizler suda balık misali inancımızın bir çok güzelliğini, sürekli içerisinde olduğumuzdan ötürü idrak edemeyebiliyoruz. Söz konusu kitabın takdim kısmında da belirtildiği üzere “Biz Türkler, Müslümanlığı büyük çoğunlukla aileden tevarüs etmiş Müslümanlığın en önemli medeniyetlerinden birini kurup yüceltmiş bir neslin ahfadı, bu medeniyetlere ev sahipliği yapmış vatanın evlatlarıyız. Bu durum bizler için büyük bir talih olmakla birlikte aynı zamanda önemli bir tehlikeyi de beraberinde taşımaktadır. Bu tehlike kısaca iman bilinci körelmesidir.”

 

Ancak… Kitabı okudukça dikkatimi verdiğim konu değişti…

 

Kitapta maneviyattan uzak, rotasız ve varlıklarının anlamsızlığı üzerine kafa yoran Batılıların (kitapta Batılı olmayanlar da var ancak kitapta Batılı kelimesi salt coğrafi bir kavram olmanın ötesinde bir uygarlık, bir hayat tarzını ifade ediyor. Bu bağlamda esas hedeflenen anlam maddeciliği esas kabul edip, dini hayatın dışında tutan, modernitenin tahakkümünde olma durumudur) neredeyse hepsinin Müslümanların davranışlarından etkilenip İslam’ı seçtiğini müşahede ediyoruz.

 

Mesela yazarın kendisi, özünü bulacağı bir dinin arayışındayken farklı inanışlara aldanıyor. Bu inanışlarda aklının takıldığı yerde sorular sorduğu zaman onu tatmin etmek yerine çocukça tepki göstermeleri bu inanışlar konusunda yazarı şüpheye düşürerek, bulunduğu noktanın yanlış olduğunu düşündürerek din arayışını sürdürmesine neden oldu. Bir takım olaylar sonrası İslam’ı araştırmaya karar veren yazar, camide bir grubun fıkıh konusunda tartıştığını görerek “Demek ki bu dinde tersi durum kesinlikle ispat edilene kadar birisinin şüphelerini açıklama veya kendi durumunu savunma özgürlüğü var.” diye düşündü.  Üstelik hararetli tartışma sonrası oradakilerin hiçbir şey olmamış gibi doğal kardeşlik hallerini devam ettirmelerine ayrıca sevindi. Yani sırf bu durum yazarı İslam’a yaklaştıran olaylardan biri oldu…

 

Ya da kitapta Müslümanlığı seçen Roszko Hanımefendinin içindeki boşluğu, hedefsizliği doldurmak için televizyon seyrettiği, alışverişle zaman öldürdüğü, iç huzursuzluğunu ertelemek için kafelerde arkadaşlarıyla buluşup gereksiz sohbetlere girdiği yer alıyor. Bunların işe yaramadığını anlayan Rozsko,  eşitlik, kardeşlik ve herkes için adalet kavramları üzerine kafa yorarak bir dilim ekmek bile alamayan insanları düşünüp kendi hayatından ar ederek, elbise almak yerine eskilerini onarıp giymeye, eski mutfak eşyalarını çıkarıp kullanmaya başlamasıyla kendini “özgür” bir insan olarak hissettiğini söylüyor… Bu tür duyguları onu İslam’a doğru yola çıkarmıştı ve Müslümanlarda bu duyguları görmesi onu etkilemişti…

 

Alain Hoarau ise gülmek, mutlu olmak, şaşırmak veya eğlenmek gibi duygularını göstermek için hangi kaslarını hareket ettirmesi gerektiğini bile unutacak kadar hayatta çileler çekmiş bir diğer Müslüman adayı… Hristiyan Hoarau hayatını İsa’nın mesajına göre düzenlemek yerine, İsa’nın mesajını hayatına uyarlayanlardan rahatsız oluyordu… Böylece onun da serüveni başlamıştı…

 

Yine Pamela adlı kadın Müslümanlarda gördüğü sağ eli ile yemek yemeyi, bir odaya girerken oradakileri kendi tabiriyle Müslümanca selamlamayı adet edinmesinin ruhunda derin izler bıraktığını söylüyor. Pamela tek gayeleri arabayla dolaşmak, televizyon seyretmek, alışveriş merkezlerini gezmek olan genç arkadaşlarından rahatsızdı. Derken İslam’a yolculuğu başlıyor…

 

Japon genç kız Yoko da İslam’ın izini sürerken İstanbul’a geliyor ve otobüste erkeklerin üstelik kendisinden büyük erkeklerin ona yer vermesine çok şaşırıyor ve bunun İslam kültürüyle bağlantılı olduğunu düşünüyor… Hayatında anlamsız görünün şeylere anlam kazandırma arayışındaki Yoko, Karadenizli aileye misafir olarak misafirperverliğin de güzel ahlak dininin eserlerinden olduğunu tahmin ediyor…

 

Budist Naoki de nasıl olur inandığı din insanın hayatında arzuladığı herşeyi reddeder diye kafa yormaya başlıyor. Bütün arzuları reddetmek, insanın özünü reddetmekti… Farklı din peşine düşen Naoki Hinduizm, Şintoizm, Taoizm, Konfüçyanizm’e kadar herşeyi araştırır. Ardından bir şekilde İslam ile tanışan Naoki o kadar din araştırdığı halde dünyanın ikinci büyük dini olan İslam ile ilgili kaynaklara rastlayamamasına kafa yoruyor… Gerçek din insanın bütün hayatını her yerde ve durumda düzene sokmalıydı… Tuvaletteki davranıştan devlet yönetimine, yeme-içmeden miras hukukuna, cenaze ve definden boşanmanın şartlarına, satış sözleşmesi düzenlemekten misafir ağırlamaya kadar her alanda ışık tutan bir din olmalıydı peşinde olduğu din… Ve o dine kavuşuyor…

 

Batı hayat tarzından, materyalizmden, tüketim çılgınlığından, yapaylıktan, ben merkezciliğinden bıkan bu insanların dine yönelişleri yazımın başında belirttiğim gibi genelde Müslümanlarda kendini gösteren özelliklerden dolayı gerçekleşmiştir.

 

Söz konusu kahramanlar yaklaşık 30-40 yıl önce Müslüman olmuşlar ve kitap da yaklaşık 15 yıllık… üzülerek belirteyim ki kitapta okuduğum bir çok özelliğin günümüz müslümanlarının değil, geçmiş zaman müslümanlarının ya da başka bir tabirle İslam’ın özelliklleri olduğu hissine kapıldım. Bu kahramanlar aynı hedefle din arayışına çıktıklarında günümüz müslümanlarını görüp etkilenir mi? Örneğin günümüz afazik islam toplumlarına sorularımızı rahatça yöneltebiliyor muyuz? Yoksa tekfir etmenin moda olduğu bugünlerde hafiften bir çekingenlik mi hissediyoruz? Bırakın İslamın bir hükmünü, bir cemaat liderini eleştirebilir miyiz? Ya da eleştirdikten sonra o cemaatin insanları bizi eskisi gibi doğal kardeşlik halleriyle karşılar mı?

 

Bir başka mesele Rozsko gibi harcama yapmadığı zaman kendini özgür hisseden kaç tane Müslüman kadın kaldı? Rozsko’nun Batılı yaşam tarzında bulunan ve kendisini rahatsız eden Tv izlemek, arkadaşlarla boş sohbetlerde bulunmak, tüketim furyasına katılmak, alışveriş merkezlerini dolaşmak sizlere de tanıdık geldi mi? Sanırım günümüz Müslüman kadının özellikleri…

 

Peki hayatını İslam’a göre uyarlamayan, İslam’ı hayatına göre uyarlayan ılımlı Müslümanlarımızı gören Alain sizce bugün Müslüman olur muydu?

Müslümanca selamlaşıyor muyuz? Sağ el ile yemek sünnetine dikkat ediyor muyuz? Otobüslerde Allah’ın emaneti olan zarif yaradılışlı kadınlara yer veriyor muyuz? (Bunlar gözümüzde ne kadar basit şeyler belki de… Ama bu güzel davranışlar muharref bir ruhu İslam dinine yöneltebiliyormuş demek ki…)

 

Misafire hürmet eskisi gibi mi? Yoksa ben merkezli hayatımızda misafiri bile kendi envayi çeşit israf mezeli sofralarımızın havasını atmak, fotoğrafını paylaşmak, yeni aldığımız evimizi, mobilyamızı sergilemek için mi davet ediyoruz?

 

Gerçek din insanın her anını düzenler diyordu Naoki… Hayatının her anında İslamın resmini çizenleri görüp etkilenen Naoki iyi ki o zaman Müslüman olmuş değil mi?

 

Elbette hidayet Allah’tandır. Bu kahramanlar yine İslam ile güzel’leşirdi… Lakin neden bizler bu güzelliklere vesile olmayalım? Neden bu değerleri kaybettik? Neden Batılıları bize yaklaştıran değerlerimizi kaybetmenin ötesinde onlara benzedik? (Başta eleştirinin en büyüğünü hak eden kendim olmak üzere) bu değişimde emeği geçen herkesi Allah ıslah etsin, özüne döndürsün.

 

Neticeten 30-40 yılda geldiğimiz bu değişim üzerine kafa yorulması, sosyolojik araştırmalar yapılması ve en mühimi çözümler sunulması gerekir. Aksi takdirde Allah muhafaza islam kültürünü sadece filmlerde, kitaplarda, anılarda yad edeceğiz…

 

(Not: Tek tesellim sonradan Müslümanlığı seçen bu değerli şahsiyetlerin de günümüz Müslümanları haline evrilmemiş olması… En büyük arzum onların sade hayatlarını görebilmek… Selam olsun İslamı en güzel şekilde yaşayan ve yaşatanlara…)

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !