26 Mayıs 2019 Pazar Saat:
12:50

Batı Sempatizmi

27-03-2019 16:50


 

 

 

 

 

Bismillahirrahmanirrahim




Batı özentisi hayatımızın tümünü kapladığı gibi, bütün benliğimizi de kaplamış durumdadır. Bu özentiyi hayatımızdan ve vücudumuzdan atmalıyız. Batı özentisi bizimle beraber ve biz ona eğilimli olduğumuz sürece insani özelliklerimizi geliştirmekte ve kemale ermekte bir arpa boyu kadar ileri gitmemiz mümkün değildir. Çünkü Batı özentisi bir hastalıktır, bazı hastalıklar mikropsaldır. Mikrop vücutta ufak bir dirençsizlik gördüğü an o vücuda girer ve kemirmeğe başlar, insan nefis olarak zayıf olduğu için özenti yapısında çabuk yer edinir. Elbette Batı özentisinden amaç Batı‘nın elde ettiği bilim, teknoloji ve gelişimi değildir. Amaç Batı‘nın kokuşmuş kültürü, sosyal, siyasal ve ahlak çöküşüne sebep olan anlayışıtır.

Batı anlayışı ve Batı‘ya sorunu elbette ki yeni değildir, çok öncelere ve derinliklere dayanan bir sorundur. Toplum nezdinde 1979 yılına kadar Batı‘nın sosyal, siyasal, kültürel ve ahlakî anlayışının ne olduğunu pek bilen olmadığı bilinmektedir. Bu global dünyanın ve özellikle de İslam toplumunun öngörüsü içinde geçerlidir. Ama devlete hakîm otorite güçler toplumu hep bir Batı sempatizmanı ve özentisi yapmak için büyük çaba sarfetmiştir. Devletin hazine bütçesinden azımsanmayacak kadar milyarlarca para harcama yaparak, Batı‘yı hep ulaşılmaz gösterip halkları Batı meraklısı haline getirmiştir. Mürteci yöneticilerin bu kadar sempati duymalarına rağmen, İslam'ın gerçek hâkikatı aşikâr oldukça, insanlar uyanmaya, öz hâkikatine dönmeye ve hakkı sahiplenmeye yönelmiştir. Mürteci yöneticilere sormak gerekiyor, insanın hem dünya ve hem ahiret hayatını düzenleyen İslam medeniyetinin hangi eksikliklerini tesbit etmiş ve zaaf noktasını görmüş de Batı‘ya hayranlığı körüklemek için elinden geleni yapmış?


İmam Humeyni (ra) 1979 İran İslam Devrimi‘yle, İslam medeniyetini sosyal, siyasal, kültürel ve ahlaki olarak ümmete hâkim kılmak istedi. "Ne Batı, Ne Doğu" sloganı'nın tefekkür ve anlayışını topluma yerleştirmeye çalışmasının ana felsefesi bu medeniyete sahip çıkılmasını istemesiydi. Mürteci yöneticileri tarafından öz hâkikatından koparılıp köleleştirilmek istenen halkları, yaratılış gayesi, özgür, bağımsız ve adalet olan varlığını harekete geçirmekti. Kur’an, velayet ve sünnet-i nebevi eksende şahsiyetini bulmak, kâmil insan olmak ve Batı'nın kokuşmuş kültüründen korumaktı. 

Batı‘nın yaymaya çalıştığı kültürü, ümmet çok hafife aldı. Çünkü ne "Batı", ne "Doğu’’ tefekkür ve anlayışının anlamı, yani ne "Metaraylizim eksenli Sosyalizmi", ne "Amerikan Emperyalizim eksenli Batı Kapitalizmi“ni kabul etmektir. Ne de onlara bağımlı ve entegre olmak demektir. "Ne Batı ne Doğu“ sloganı tamamen fıtratın bahşettiği özgür, bağımsız ve adalet onuru ile yaşamak demektir. Oysa bizim sosyal hayatımız Batı kültürünün etkisinde kalmış durumdadır. Batı‘yı kültürel ve ahlaki olarak hiç sorgulamadık, her şeye hep olumlu ve müreffeh bir sosyal hayat, bilim, teknoloji ve bu eksende gelişmiş bir toplum ve görkemli bir yaşam olarak baktık. Bu tek taraflı bakış herkesin gözünü boyadı ve taklitçi Müslümanları kendine hayran bıraktı.


Allah’ın "(Zulmet) Karanlıktan aydınlığa kavuşun" buyuruğundaki işaret de, biz bu karanlığın veya aydınlığın neresindeyiz? Onun muhasebesini ne kadar yapabildik? Bizim vücudumuzun bir bölümü "Nefs-i Emmare"(kötülüğü isteyen) nefis ile kaplanmıştır, o bizi hep karanlık ve zulmete özendiriyor. Batı'nın insani ve manevi değerlerden uzak kokuşmuş kültürü, bizim vücudumuz da ‘’Nefs-i Emmare’’ (kötülüğü isteyen) nefsin yansımasıdır. Biz bunun farkında olmadan benliğimizde barındırmaktayız. Burada bizim algılamamız gereken şey ise bunu çözümleyen ‘’Nefs-i Mutmainne’’ (iyiliği isteyen) nefsi tanımaktır. Çünkü ‘’Nefs-i Mutmainne’’ (iyiliği isteyen) nefis bizi doğruya ve aydınlığa hidayet eden bir nurdur.

Genel anlamda biz ‘’Nefs-i Emmare’’ kötülüğü isteyen nefsin işlevliğine karşı tepki koyamadık. Çünkü bu bütün benliğimizi okşayan bir enstrüman gibidir. Malesef biz ‘’Nefs-i Emmare’’ (kötü nefisin) okşadığı şeylerin etkisinde kalan bir yapıya sahip varlığız. Kötülüğü isteyen nefsin bize telkin ettiği Batı sempatizanlığı ve buna benzer getirisi kötü olan şeyler olmuştur. Bu doğrultuda yaşam tarzımızda her gün yeni ve aşılmaz rezaletler, ahlaksızlıklar ve bataklıklar karşımıza çıkarmakta ve günah enstrümanlarını gelişim, modern dünya, moda ve çağın gereksimleri olarak sunmaktadır. 

Bizim inanç ve kültürümüzde müstehcen sayılan ve haram olan tüm konular, Batı toplumunda çok normal bir hayat tarzı olarak kabul ediliyor. Bugün Batı, bazı konularda gelişmiş olsa da toplumsal olarak en büyük sorunu, ahlak yoksunluğudur. Artık Kilise Rahipleri toplumun ahlak çöküntüsü ve ahlak dışı yaşamlarını gelecek için büyük bir tehlike ve felaket olarak görmekte ve yüksek sesle dillendirmekteler, maneviyat ve ahlaktan yoksun yaşam Avrupa'nın tüm kademelerini büyük bir felakete götüreceğini haykırmakta ve toplum bu bataklıktan bir an evvel kurtarılmalıdır diye siyasi otoriteye baskı yapılmaktadır. Avrupa gençliğinin kahır çoğunluğu uyuşturucu, alkol, şehvet ve hümanizim (Allah’ı devre dışı bırakarak, yanlız insan gücünün var olduğuna inandırmak) girdabına müptela olmuş ve büyük bir bataklığa saplanmış durumdadır. Son istatiklere göre Avrupa toplumunun % 67'si Allah’a ve Ahiret'e inanmıyor. Avrupa toplumunun son zamanlarda nüfusunun yaşlı bir toplum haline geldiğini hesaba kattığımız da, genç nesilin Allah’a ve Ahiret'e inananların sayısında bir hayli düşüş olduğu da aşikârdır. 

Batı‘da eşcinsel evlenmeleri hem kanunen hem de normal hayatta kabul edildiği gibi, insan ile hayvan evlenmeleri anayasal bir hak olarak resmen tanınmaktadır. Batı bu kokuşmuş kültürünü dünyaya, özellikle Afrika ve Asya‘da İslam toplumuna iki yolla kabul ettirmeye çalışmıştır. Birincisi savaş ve zorbalık, ikincisi sömürgecilik.


Batı, özellikle İkinci Dünya Savaşı‘ndan sonra çekiciliğini, ilim, teknoloji ve ekonomi yoluyla yaygınlaştırmıştır. Maalesef biz Müslümanlar Batı‘nın bu algısına tek gözlükle bakarak kokuşmuş kültürüne entegre olmak için, tüm benliğimiz ve değerlerimizden vazgeçecek duruma gelerek adeta zamanla yarışır hale geldik. Biz gerçek anlamda Cihad-i Ekber'i anlayamadık, nefsimizin arzu ve isteklerini eksiksiz yerine getirmek için Batı‘nın aldatıcı hayat felsefesini benimsedik ve kendi kendimizi aldattık. 

Batı kültürünün ve insani değerlerinin yok olma sebebinin temelin de ‘Aile‘ kavramının yok olması vardır. Bu, Batı‘nın en büyük sorunudur. Aile kurumunun mukaddesliği asla sözkonusu değildir. Hayvan ve özellikle köpek sevgisinin aşırı derecede olmasının en büyük nedeni aile kutsallığı ve sevgisinin olmayışındadır.


İmam Ali’nin (as) şu hadisi aslında Avrupa‘yı tam anlamıyla anlatıyor:

 

“Dünya, rengi süsle kaplanmış görünümü ile güzel bir yılana benzer, dokunduğunda ise, içindeki zehrini sana akıtır.’’

 

Evet, bazı yılanların görünümü gerçekten çok çekicidir ve insan dokunmak ister ama içindeki zehiri farkedip tedbir alamaz. Avrupa'nın görünümü de, dışı süslü güzel bir yılana benzer ama içindeki zehirli ve kokuşmuş kültürünü asla göremezsin. Öyle zehirleyip benliğini elinden alıyor ki; dokunan ve özenen herkesi pişman ediyor.


Hz. Rasulullah’ın, (s.a.a) Kur’an’ın, Ehl-i Beyt İmamlarının ahlâkını ve İslam‘ın hayat felsefesini anlayamadığımızdan dolayı Batı‘nın kokuşmuş ve sapık kültürünü hayatımıza model olarak alma adına bütün değerlerimizi yok etmekten kaçınmıyoruz.


Batı ülkelerinin en büyük çıkmazı ise gençlik ve onların sorunlarıdır. Her ülkede ve toplumda gençliğin yaşamını, düşüncesini ve geleceğini temin etmek büyük bir sorundur. Gençliği organize etmek ve onlara geleceği hazırlamak büyük bir olaydır. Batı öyle bir imaj ve renk ortaya koyuyor ki; gençliğin sorunlarını halletmiş ve hiç bir sorunu yokmuş gibi aldatıcı görüntü sunuyor. Hâlbuki Batı gençliğinde öyle aşılmaz sorunlar vardır ki; hâkim otoriteler tıkanmış vaziyette, ne yapacaklarını bilemiyorlar. Özellikle manevi ve ahlaki anlamda, yöneticilerin çözme yetenekleri olmadığından gençliği fuhuşa, fesada, alkole, uyuşturucuya ve cinsel arzuların tatminine hiçbir sınırlama getirmemiştir. Çünkü gençlik ne kadar bataklık ve gaflette olursa bunlar o kadar rahat ettiklerinin düşüncesindeler.

 
Fesat bataklığında can çekişen gençlikte nur yüzlü bir insan müşahede etmek mümkün değildir. Batı‘da gençliğe sunulan en büyük hediye Hümanizim anlayışı, okuyarak zekayı geliştirmek ve makam ve güç sahibi olmaktır. Tek amaç, kafadaki sorunları atmak ve stresten kurtulmak ve müreffeh bir yaşama sahip olmaktır. Gençliğe bu acıyı asırlardır yaşatıyorlar ve gencin kendinin bir karanalık bataklığının içinde olduğunun farkına varmasını asla istemiyor. Çünkü sistemin yürümesi için onu kuranlar böyle istiyor.

 

Bir toplumun çöküşü ve iflas etmesi ani bir durum değildir, çöküş ve iflas bir süreçtir. Bu çöküşü ve iflası ABD ve Batı mütefekkir ve araştırmacıları net görmekteler. Böyleki toplumlarda kendini kayıp etmiş, ümitsiz, geleceğini karanlık gören, maddi hayattan başka bir hayatın olmadığına inanan, insan yaratılışının bir amacı ve gayesinin olmadığını tasavvur eden, kendine güvenmeyen, fesat ve ahlakı çöküntünün içine batmış bir genç nesli, sadece bilim ve teknolojiye sahip olmakla, manevi ve ahlak olarak çökmüş ve iflas etmiş bir toplumu geleceğe umutla götürmesi mümkünmüdür? Böyleki toplumların temeli sağlam olabilir mi?


Bir ülke toplumunun en önemli değeri gençleridir. Gençlik sağlıklı eğitilmez ve terbiye edilmezse, bir toplumun çöküşü ve iflası demektir. Her hangi bir ülke ekonomik, sosyal, siyasi, bilim ve teknik olarak ne kadar gelişim gösterirse göstersin eğer sağlıklı ve ahlaklı bir gençlik nesli yetiştiremezse geleceği kesinlikle karanlıktır.

 
Bugün Batı ülkelerinde yaşayan Müslümanlar, din ve ahlak olarak o kadar dejenere olmuştur ki; insan, bir Müslüman olarak hem üzülmekte hem de utanmaktadır. Batı toplumunda yaşayan Müslümanların ekonomik ve sosyal oalarak bir çok kazanımlar elde ettiği doğrudur ama manevi ve ahlaki olarak çok şey kayıp ettiği gerçeği de asla gözardı edilemez.


Avrupa‘da yaşayan Müslümanların birinci nesilden sonra çoğunluğu kendi medeniyetinden, kültüründen örf ve adetlerinden tamamen kopma noktasına gelmiş durumdadır. Batı kültürüne entegre olmak için özellikle İslam ülkelerinin din kurumları olan diyanetler, hiç de dine yakışmayacak fetvalar vermekteler, hanımlarla ilgili verilen fetvalar İslam'ın ruhuna aykırı olarak verilmektedir. Müslüman hanımların tesettür elbisesi sırf Batı toplumuna entegre olmak için bir moda giyimi haline getirilmiştir. Batı toplumunda yaşayan Müslüman gençliğin sosyal hayatı Batı‘nın istediği tarzdadır. Tesettürlü bir Müslüman bayan gayet tabii olarak disco vb. yerlere gidebililiyor, bunun İslam ile ters düşen bir tarafının olmadığını savunabiliyor. Böylelikle İslam'ın bir çok kuralı, çağdaşlık ve moderinize adı altında Batı toplumuna entegre olma adına ayaklar altına alınmıştır.


Dolayısıyla ‘’Nefs-i Emmare’’ yani içimizde taşıdığımız kötülüğü isteyen nefis bizde var olduğu ve biz bunu eğitip "Nefs-i Mutma’inne" yani iyiliği isteyen ve Rabbine dosdoğru ulaştırmaya çalışan nefsi terbiye etmediğimiz sürece Batı sempatizmanlığı ve o kültüre entegre olma duyguları bizden hiç eksik olmayacaktır. Bu anlayış ve bu duygularla yetiştirilen bir gençlik nesli ile sağlıklı bir toplum oluşması, geleceğini sağlam temel üzerine kurulması, Dünya ve Ahiret hayatını tesis etmesi asla mümkün olamayacağı gibi ahlak ve manevi olarak çöküşü ve iflası durdurulması mümkün olamaz. 

 

Bugün dünyada yaşanan kargaşa, katliam, cinayet, zulüm ve adaletsizliğin ana sebebi yetişen genç neslin karanlık, fesat, ahlak yoksunu, alkol, fuhuş ve uyuşturucu temeli üzerine bina etmenin eseridir.

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
  • bhaci   08-04-2019 13:11

    slm öncelikle basiniz sag olsun ve sonra elinize saglik hocam, ben iki yasimdan beri batida ve hafta sonlari camide büyümüs ve simdi ergenlik caginda cocuklarini büyüten bir babayim, yasadigim ülkede bir milyon müslüman yanisira iki bin sonradan müslüman olmus batili var, demek ki bati bizim ülkemiz olmussa sizin elestirinizi ikiye ayirmak lazim, bir batililarin orta dogu siyaseti ve ikinci batida ahlaki degerler, siyasete gelince eger türkiyede yasamak siyaseten sizi daha fazla islam yapiyorsa o zaman ilk baslarda ülkenizin suriye ve simdi yemen siyasetine bakin, dogrudur benim yasadigim bati ülkesi kabul etmedigim emperyalist siyaseti güdüyor ama islam katili olan cin ve rusyada emperyalismden kalan yanlari yok herhalde, gelelim ahlaki degerlere, biz tatile geldigimizde dogrudur alkolsuz restoranlar ve aile parklari görüyoruz ama igdirin camileri genclerle dolup tasmiyor herhalde, yok eger derseniz islam sadece ahlaki kültürel degerlerden olusur mesela ögretmenin ayagina kalkmali ve liderleri elestirmemeli, o zaman haklisiniz bu konuda sinifta kalir batili muslumanlar allah cümlemizin yardimcisi olsun ama gün gelir boynuz kulagi gecer ve günes batidan dogarsa sasirmayin olurmu hocam