24 Ekim 2020 Cumartesi Saat:
22:59

Batı Barbarlığı ve Yeni Bir Dilin İnşası

02-02-2020 23:22


 

 

 

 

 

 

 

 

Batı, bugün kendi çıkarlarını gerçekleştirmek ve insanlığı kendi hegemonyası altına almak için geçmişin sahnelerinde olduğu gibi her geçen gün dünyayı ve bu dünyada yaşayan mustazaf halkları, ülkeleri acımadan; onları kendilerine birer köle konumuna getirip özgürlük adı altında sömürmektedir.

 

Dünya üzerine egemenliğini iyice artırmaya çalışan Batı bunu sağlamlaştırmak için dünya halklarını, dünyanın her bölgesinde her coğrafyasında çok büyük katliamlarla beraber onların yaşam haklarını gaspetmektedir.

 

Batı uygarlığı barbarlık üzerine kurulduğundan dünya ve insanlık bugün Batı’nın bu hegemonyası üzerinden iyiye değil, kötüye doğru sürüklenmekle birlikte insanlıktan çıkıp insanlık dışı bir hale bürünmektedir. Örneğin; Batılılar, petrol için Irak halkına, kadın, çoluk-çocuk, yaşlı demeden saldırıyor ve orda bütün insanlığın gözleri önünde onları yok ediyor. Dünya, bu barbar Batı’yla beraber dönüyor. İnsanlık, her geçen gün bu vahşete tabi tutuluyor, benlikler yok ediliyor, zihinler köreltiliyor, vicdanların yerini merhametsizlikler alıyor.

 

Dünyada gelişen bu kaosu, olayları incelediğimizde Batı’nın çağdaşlığının! Nasıl da barbarlık koktuğunu anlayabiliyor ve bu sözde çağdaşlığın bizim dünyamıza hiçbir faydası olmadığını ve dünyamıza büyük zararlar verdiğini görebiliyoruz. Bütün yeryüzü toplulukları, insanlığın yok edilmesi için Batı’nın açmış olduğu bu çukurlarda boğulmak ve bu necis bataklığa batmak üzeredir.

 

Friedrich Nietzsche Batı’nın bu durumuna işaret ederek: “Uygarlığımız yeni bir barbarlığa doğru gidiyor” ve  “bir barbarlık dönemi başlıyor”, deyişi Batı uygarlığının nasıl bir hal aldığını ortaya koyuyor.

 

Batı barbarlığı, uygarlığın (modernliğin) çıkışıyla başladığını ortaya koyan Rousseau; modernliğin insanlığın koşullarını iyileştirmediğini, tam aksine kötüleştirdiğini iddia etmiştir. Rousseau, sorunlu bir alan olan modernliği değişik boyutlarıyla eleştirel tarzda tahlil etmiş, modernliğin epistemolojik, ahlaki, sanatsal, kültürel, ekonomik, yönetsel, politik temellerini ve bunların kaynaklık ettiği hayat biçimini radikal bir şekilde eleştirmiş, onun karşısına doğayı ve doğal hayatı koymuştur.

 

Evet, Batı bugün dünyaya hükmediyor ve uygarlık adına, modernlik adına dünyayı istediği gibi evirip çevirip yönlendiriyor, ülkeleri cambazlar gibi ipte oynatıyor. İstediği ülkelerde kaos ortamı oluşturuyor, halkları birbirine kırdırıyor, onları birbirine düşman haline getiriyor, ekonomik ambargolar koyup o ülkenin ekonomisini altüst edip iç karışıklık çıkartıyor, ürettiği konveksiyonel, biyolojik, nükleer, kimyasal silahları bu ülkelere pazarlayıp destekledikleri örgütlerle beraber ülkenin bütün zenginliklerini hortumlayıp yerle bir ediyor ve bütün bunları modernlik, uygarlık, insanlık adına yaptığını iddia ederek mazlumlara ironik mesajlar veriyor.

 

Batı’nın bu temeli, tarihi ve bugünü, ezilen ve sömürülen köle üzerine kuruludur. Tarihte ilk köleci topluluklar, Batı’da ortaya çıkmıştır. Batı, köleci toplum düzenini bugünde sürdürüyor. Batı hem dün hem de bugün köleci toplum yapısına sahiptir. Batı bugün köle toplumlara insanlık adına insanlık dışı bir sömürü sistemi bırakmıştır ve bırak mayada devam etmektedir. Batı tarihinin her aşaması sömürülerle, çelişkilerle ve eşitsizliklerle doludur.

 

Örneğin; kapitalist sistem, sömürüyü esas alır. Emeği sömüren bu sistem günün 24 saati boyunca, birer vampir gibi canlı emeği emmekle yaşayabilir ve ne kadar çok emek emerse, kadar yaşar ve bu kapitalist üretimin kaçınılmaz eğilimidir.

 

19.yy’da İngiltere’de Nottingham’da 14 ile 20 çocuğun küçük bir odaya doldurulup günün 24 saatinin 15 saatinde, bıkkınlık verici ve tekdüze olmasıyla insanı zaten bitirip tüketen bir işte ve sağlığa zararlı koşullarda çocukların çalıştırılması batının sömürüsünü net bir şekilde ortaya koymaktadır.

 

Batı’nın barbarlığına bir diğer örnek ise Fransızların sömürdüğü Cezayir’dir. Cezayir halkı bağımsızlığı sırasında Fransız sömürüsüne karşı 17 Ekim 1961 yılında barışçıl gösterilerinde Paris’te Fransızlar tarafından vahşice katledilir. Bu katliamda 200’e yakın Cezayirli Müslüman hayatını kaybeder, ayrıca Fransızlar 1830’da 4 milyonun üzerinde, 1890 da ise 2,5 milyon kişi öldürmüştür.

 

Bir başka örnek ise tarih boyunca Amerika kıtasına en az 15 milyon Afrikalı köleleştirilerek Batı barbarlığının çıkarlarına kurban edildi. Ayrıca İngiliz Parlamentosu’nun raporlarına göre sadece 1768 yılı içerisinde bir yılda Afrika’dan Amerika’ya İngilizler 60.000, Fransızlar 23.000, Hollandalılar 11.000, Portekizler 1.700 köle götürür. O yılda satılan toplam köle sayısı 97.500’ü bulur. Bu durumun ne kadar dehşet bir boyut olduğunu ve Batı’nın ne kadar barbar olduğunu göstermiş oldu.

 

Diğer bir örnek ise Batı’nın bir toplumu ve mazlum halkı insanlık dışı muameleyle birer hayvan olarak kendi toplumuna medeniyet olarak sunmasıdır. Özelliklede 1958 gibi yakın bir tarihte Brüksel’de insan sergisinin, insanat bahçelerinin açılması insanların medeniyet adı altında gururları, insaniyetleri, şerefleri hiçe sayılarak birer hayvanmış gibi sergilenmesidir. Bu insaniyet dışı insanat bahçeleri 19.yy. dan 1958 yılına kadar medeniyet, uygarlık adı altında devam etmiştir. Son serginin Avrupa’nın göbeğinde olması Batı’nın ırkçı, faşist, sömürgeci, kültürel üstünlükçü modernnist bir barbar olduğunu ortaya bir kez daha koymuştur.

 

Batı bugün insanlığa, katliamcı, barbar, haydut oluşunu, akıldışılığını, ruhsuzluğunu, hilelerini, entrikalarını, sahtekârlığını, adaletsizliğini, saldırganlığını, sömürgeciliğini, huzursuzluklarını, güçlüklerini ve sapkınlığını göstermemeye gayret ediyor.

 

Batı, kendisini “modern”, “çağdaş”, Batı-dışı mazlum dünyayı ise “ilkel”, “barbar” olarak niteliyor ve insanlara, modern ya da çağdaş olmazsanız “barbar” olursunuz biçiminde bir de dayatmada bulunuyor.

 

Batı uygarlığıyla birlikte insanlar özgürleşmemiş, aksine daha çok köleleşmişlerdir. Günümüzde insanlar zincirlere vurulmuş, her türlü özgürlükleri ellerinden alınmıştır. Bugün insanların özgürlüklerinden söz etmek neredeyse imkânsızdır. Batı’nın bize dayatmış olduğu, başkalarıyla kendimizi kıyaslama, beğenilme maskelerine bürünmek bize hem özgürlüğümüzü kaybettirdi hem de yozlaşmamıza neden oldu.

 

Sonuç olarak Batı uygarlığı, insanlara felaketler getirmiş, büyük barbarlığa dönüşmüş, Batı-dışı coğrafyalara yayıldıkça, tüm acımasızlığını gözler önüne sermiştir.

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !