21 Ağustos 2019 Çarşamba Saat:
06:15

Barış mı Ateşkes mi?

22-05-2019 03:47


 

 

 

 

Bismihi Teala
 
Şecereyi Tayyibe İmam Ali ve Hz. Fatıma oğlu İmam Hasan (as) ile Şecereyi Mel'une (habise) Ebu Süfyan ve Ciğer yiğen kadın Hind oğlu Muaviye arasında gerçekleşen barış antlaşması mı, yoksa ümmetin kanını dökmek ve sünnet-i nebeviyi yok etmek için gerçekleştirilmesi plânlanan katliamın önünü almak için tedbir amaçlı yapılan bir ateşkes antlaşması mıydı?
 
Barış koordinatları farklı, ateşkes koordinatları farklıdır. 
 
İmam Hasan (as) ile Muaviye arasında gerçekleşen barış veya ateşkesten sonra aralarında gerçekleşen hal ve haraket, tutum ve davranış, iletişim ve diyalog hangisine daha uygun olmuştur; barışa mı yoksa ateşkese mi? 
 
Peki son zamanlarda söylendiği ve iddia edildiği gibi bu antlaşma ümmetin vahdeti için yapılan bir antlaşma mıydı, yoksa ümmet ve sünnet-i nebeviye oluşturulan tehlikeye karşı alınan bir tedbir antlaşması mıydı? 
 
İmam Hasan ile Muaviye arasında yapılan antlaşmadan sonra biraraya gelerek dostane birşeyleri paylaştıkları görülmüş mü? Muaviye aynı düşmanlığını devam ettirmemiş miydi? İmam Hasan (as) bu tağut rejimden hep uzak durmamış mıydı? O halde bu nasıl bir vahdet antlaşmasıydı?
 
Ehl-i Beyt İmamlarının siresi ile ilgi yapılan yorumlar, hangi imam; zalim ve tağut rejimle vahdet amaçlı bir antlaşma yapmıştır? İmamların yaptıkları tüm işler zamanın şartlarına göre İslam ve ümmetin maslahatı gereği zorunlu ve zorlanmaya mecbur bırakılarak bir takım işlemlerde bulunmuşlardır.
 
Bugün bazılarının yorumlamaya çalışıp gerçeklikleri çarpıttığı gibi hiç bir imam keyfi tutum içinde zalim ve tağutlarla işbiŕliğine girip vahdet adı altında bir eylemde bulunmamıştır.
 
Muaviye'nin yaptığı antlaşmadan yararlanıp tabiri caizse; bir kısım suistimallere kalkışmak istemesi ve Müslümanların kafasında soru işareti bırakıp İmam Hasan'ı suçlu gibi gösterme çabasına girmeye çalışmasına karşı, İmam Hasan (as) şöyle bir cevap verdi:
 
"Ey ciğer yiğen kadın Hind'in oğlu! Bizim sizinle olan düşmanlığımız Allah ve O'nun dini içindir. Unutulmamalıdır ki; bizim sizinle olan düşmanlığımız dünya çıkarı için değildir."
 
Birgün Muaviye İmam Hasan'a (as) hitaben şöyle dedi:
 
- Ben senden üstünüm! İmam buyurdu:
 
- Nasıl üstünsün ey Hind'in oğlu? Muaviye dedi:
 
- İnsanlar ve ümmet benim etrafımda toplanmış bana bağlılar. Sen ise yapayanlızsın. İmam buyurdu:
 
- Heyhat! Ey ciğer yiğen kadının oğlu! Ne de kötü bir makama sahipsin. Senin etrafına toplanan insanlar iki gruptur.
 
Birincisi; ya sana itaat etmek için etrafına toplanmışlar, bu Allah'a karşı yapılan en büyük günahtır.
 
İkincisi; ya sana itaate zorlanmışlar, bunlar da Allah'ın affına mazhar olurlar. 
 
İmam (as) şöyle buyurdu:
 
"Haşa! Ben senden üstünüm demiyorum, (böyle bir ķötü sıfattan Allah'a sığınıyorum) çünkü senin varlığında asla hayır denilen bir şey yoktur. Ben diyorum ki; Rauf olan Allah beni rezalet ve bütün kötü sıfatlardan temizlediği gibi, seni de bütün fazilet ve iyi sıfatlardan alıkoymuştur."
 
İmam sözlerine devam ederek şöyle buyurdu:
 
"Bizim düşmanlığımız hak ve batıl düşmanlığıdır. Bu kıyamete kadar bütün evreni kaplayarak devam edecektir. 
 
Bu düşmanlık; tağutun velayet cephesine karşı, Allah'ın velayet cephesini koruma düşmanlığıdır.
 
Siz heva ve hevesinizle dünyaya hakim olmaya çalıştınız, şer ve kötütülüklerinizde ısrar ettiniz, Allah'ın verdiği nimetlere asla razı gelmediniz, siz böyle oldukça biz asla sizinle olmadık ve olmayacağız." 
 
Kur'an-ı Kerim şöyle buyuruyor: 
 
"Yahudi ve Hıristıyanlara uymadıkça asla senden razı gelmezler."
 
Şimdi hangi akıl ve basiret sahibi İmam Hasan'ın (as) bu buyuruğu ışığında vahdet anlamını çıkarıp kendi makam, heva ve hevesi uğruna mektebi yozlaştırabilir!?
 
 
 
 
 
Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !