18 Ekim 2018 Perşembe Saat:
17:33
04-04-2018
  

Ayetullah Ahund-i Horasanî + FOTO

MUHAMMED KAZIM B. MOLLA HÜSEYİN HERATÎ (Ahund-i Horasanî) [1839-1911]

Facebook da Paylaş

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

Ahund-i Horasanî, 1839 yılında Meşhed'de dünyaya geldi. Babası Molla Hüseyin Heratî, İslamî maarifi yaymasının yanı sıra ipek ticareti ile uğraşıyordu. Gittiği her yerde halkı irşat ederek insanları ilahi ahkâmla tanıştırıyordu. Molla Hüseyin Heratî, Kaşan seferinde evlendi ve bu izdivaçtan Nasrullah, Muhammed Rıza, Gulam Rıza ve Muhammed Kazım (Ahund-i Horasanî) adlarında dört erkek çocuğu oldu.

 

Muhammed Kazım 12 yaşında Meşhed İlimler Havzası'nda derse başladı ve kısa bir zamanda edebiyat, mantık, fıkıh ve usul ilimlerini öğrendi. 17 yaşında evlendi ve 22 yaşında ilim tahsili için Irak kafilesine katılarak Necef'e hareket etti. Kafile dinlenmek için Sebzivar'da mola verdi. Şehrin ve dönemin büyük fakihi ve muhaddisi Molla Hadi Sebzivarî'nin ilmî kariyerinden haberdar olan Muhammed Kazım, o büyük zatın huzurundan yararlanmak için kafileden ayrılarak hicrî 1861 yılının Ramazan ayında Sebzivar Havzası'na yerleşti.

 

Muhammed, büyük filozoftan ilmî istifadeler ettikten sonra Tahran Havzası'na giderek bir yılı aşkın Molla Hüseyin Hoî ve Mirza Ebul Hasan Cevlanî'nin derslerine katıldı ve layıkıyla onların derslerinden yararlandı.

 

Muhammed Kazım, Tahran'dan o dönemler ilim merkezi olan Necef'e geçerek gece gündüz demeden Şia'nın namdar fakihlerinin ilim sofralarından yararlandı.

 

Muhammed Kazım şöyle anlatır: "Yemem, içmem ve düşüncem ilim tahsiliydi. Hiçbir zaman durumumdan şikâyetçi olmadım. Günde 6 saat uyuyordum. Genelde gece, sabahlara kadar uyumuyor ve yıldızlara eşlik ediyordum. Aç karnına uyumak oldukça güçtü."

 

Muhammed Kazım kendisini tamamen derse ve İslamî ilimleri araştırmaya adamıştı. Babasından aldığı mektupta oğlunun ölüm haberini öğrendi. Babasından acılı ve hüzünlü hanımını Necef'e getirmesini istedi. Babası gelinini alarak Necef'e oğlu Muhammed Kazım'ın yanına gitti. İlk önce Masum imamların türbelerini ziyaret etti, ardından da Meşhed'e döndü. Genç damat ve gelin ikinci çocuklarının olacağından haberdar olunca yüzlerine tebessüm kondu. Biraz da olsa acılarını unuttular. Ancak bu sevinç fazla sürmedi, ikinci çocuk da anne karnında öldü. Bu hüzün ve acı Muhammed Kazım'ın musibet ve acısını yeniledi. Daha yarası kabuk bağlamadan acısına bir yenisi daha eklendi ve eşini de kaybetti. Acılar ve hüzünlerle yoğrulan Muhammed Kazım'ın tek tesellisi ve sığınağı İmam Ali'nin (as) türbesi idi. Hazretin türbesinde gözyaşları akıtıyor ve aldığı maneviyatla hayata tutunmaya çalışıyordu.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                        

Ahund-i Horasanî'nin İlmî Kariyeri

 

Muhammed Kazım, uzun yıllar Şeyh Ensarî  ve Mirza-i Şirazî'nin  derslerine katıldı ve onların özel öğrencilerinden oldu. Derse olan merakı ve tahsile olan aşkıyla kısa zaman içinde uzun yollar kat etti ve ilmî olarak çok iyi bir konuma geldi.

 

Muhammed Kazım  derse ve ilim tahsiline verdiği önem kadar ibadet ve münacata da oldukça çok önem vermekteydi. Ziyaret için defalarca Necef'ten Kerbela'ya gitmişti. Mukaddes Kerbela'ya yaptığı ziyaretlerinin birinde Kerbela Havzası'nın büyük üstadı Ayetullah Ahund Erdekanî'nin  dersine katıldı. İlmî bir konuda Ahund Erdekanî, Şeyh Ensarî'nin  görüşünü nakletti. Birkaç geçerli itiraz sunarak Şeyh'in görüşünün yetersiz olduğunu ispatladı.

 

Muhammed Kazım Necef'e geldiğinde Şeyh Ensarî'nin ders toplantılarında Ahund-i Erdekanî'nin delillerini anlattı. Şeyh delilin birini kabul ederek diğerini başka bir delille reddetti. Muhammed Kazım üstadın delillerine başka delil getirerek iddiasını güçlendirdi. Üstat ile talebesi arasındaki ilmî bahis diğer öğrencileri hayrete düşürmüştü. Talebeler aralarında birbirlerine bu genç talebenin kim olduğunu sordular. Talebelerden biri arkadaşlarına şöyle dedi: "Şu genç talebe Ahund-i Horasanî'ye bakın, Ahund Erdekanî'nin görüşünü savunuyor."

 

Muhammed Kazım bu ilmî bahisten sonra Necef'te Ahund-i Horasanî lakabıyla meşhur oldu.

 

Ahund-i Horasanî, 1862 yılından 1874 yılına kadar Necef Havzası'nın meşhur üstatlarının ders oturumlarından istifade etti. İki yıldan fazla Şeyh Ensarî'nin özel derslerine katıldı. Üstadın vefatından sonra uzun yıllar Ayetullah Seyyid Ali Şüşterî, Ayetullah Şeyh Razî b. Muhammed Necefî ve Ayetullah Seyyid Mehdi Müctehid-i Kazvinî'nin derslerine katıldı.

 

Ahund-i Horasanî, 13 yıl büyük fakih Mirza Şirazî'nin huzurlarından istifade etti. 1874 yılında hocasının Samerra'ya hicretiyle Ahund-i Horasanî de üstadıyla birlikte Samerra'ya gitti. Fakat kısa bir müddet sonra üstadının tavsiyesiyle tekrar Necef Havzası'na geri döndü.

 

Ahund-i Horasanî, Necef Havzası'nda tedrisle meşguldü. Gün geçtikçe tedris ve ders konusundaki hâkimiyeti ve ilmiyle öğrencilerinin sayısı artmaktaydı. Ahund, Necef Havzası'nın meşhur müçtehitlerinden biri olmuştu. Ayetullah Mirza Şirazî bu örnek öğrencisinin ilmî kariyerini ve konulara olan uzmanlığını derslerinde öğrencilerine anlatıyordu. Ahund-i Horasanî, üstadı Mirza Şirazî'ye son derece saygı gösteriyordu. Öyle ki, üstadı hayatta olduğu sürece minbere çıkmadan yerde oturarak derslerini vermişti.

 

Mirza Şirazî, 1895 yılında vefat etti. Ahund-i Horasanî, hocasının vefatından sonra Samerra'ya giderek imamların türbelerini ziyaret etti. Daha sonra üstadının evine giderek kapının halkasını öptü ve başını kapıya koyarak yüksek sesle ağladı.

 

Ahund-i Horasanî, Şia'nın son derece başarılı ve parlak üstatlarındandı. Yetiştirdiği öğrenci sayısının 3 bin kadar olduğu zikredilmiştir. Bu öğrenciler arasından yüzlerce fakih ve müçtehit çıkmıştır.

 

Ahund-u Horasanî'nin Üstatları

 

Ahund-i Horasanî  uzun yıllar Meşhed, Sebzivar, Kerbela, Samerra ve Necef havzalarında büyük fakih ve meşhur üstatların huzurlarından yararlandı. Bu uğurda katlandığı zahmet ve sıkıntılar adını döneminin ve Şia dünyasının meşhur fakihleri arasına yazdırdı. Ahund-i Horasanî'nin uzun yıllar huzurlarından istifade ettiği üstatlarından bazıları:

 

1- Molla Hadi Sebzivarî

2- Molla Hüseyin Hoî

3- Mirza Ebul Hasan Cevla

4- Şeyh Murtaza Ensarî

5- Mirza Hasan Şirazî

6- Ayetullah Ahund Erdekanî

7- Ayetullah Seyyid Ali Şüşterî

8- Ayetullah Şeyh Razî b. Muhammed Necefî

9- Ayetullah Seyyid Mehdi Müçtehid-i Kazvinî

 

Ahund-i Horasanî'nin Öğrencileri

 

Ahund-i Horasanî, ilahî bir lütuf ile bereketli ömründe yüzlerce müçtehit yetiştirdi. Yetiştirdiği öğrencilerden her biri kendi dönemlerinin büyük fakih ve üstatlarından oldular.

 

Öğrencilerinden bazıları şunlardır:

 

1-Seyyid Ebu'l Hasan-i İsfahanî

2- Şeyh Ebu'l Kasım-i Kummî

3- Seyyid Ebu'l Kasım-i Kaşanî

4- Mirza Ahmed-i Horasanî

5- Seyyid Muhammed Taki Hansarî

6- Seyyid Cemalettin Gulpayganî

7- Şeyh Muhammed Cevad Belagî

8- Şehid Seyyid Hasan Müderris-i Afganî

9- Aga Hüseyin Kummî

10- Seyyid Sadruddin Sadr

11- Aga Ziyauddin Irakî

12- Şeyh Abdülkerim Hairî

13- Seyyid Abdullah Behbehanî

14- Seyyid Abdülhadi Şirazî

15- Şeyh Muhammed Ali Kazımî

16- Şeyh Muhammed Hüseyin Nainî

17- Aga Buzurg-i Tahranî

18- Seyyid Hüseyin Burucerdî

19- Seyyid Mahmud Şahrudî

 

Ahund-i Horasanî'nin Manevî Özellikleri

 

Ahund-i Horasanî, ilmi açıdan dönemin büyük fakih ve muhaddislerindendi. Şia dünyasının büyük taklit mercii tarihin seyrini değiştiren binlerce büyük öğrenciler yetiştirmesinin yanı sıra manevî ve ahlakî yönüyle de mükemmel bir şahsiyetti.

 

Ahund-i Horasanî, mevlası İmam Ali (as) gibi cihat meydanında bir kahraman, ilim kürsüsünde bir dahi ve ibadet meydanında gerçek bir abitti. Düşkünler ve miskinler için de şefkatli bir babaydı.

 

1- İbadeti ve Zühdü

 

Ahund-i Horasanî talebeliğinin ve gençliğinin ilk yıllarından itibaren her gün sabah namazından önce Necef'te parlayan velayet güneşi İmam Ali'nin (as) mukaddes türbesini ziyaret eder, sonra Mescid-i Hindi'ye giderek ders kürsüsünde otururdu. Her gün düzenli bir şekilde türbede cemaat namazını kıldıktan sonra evinde hususi öğrencilerine dersler verirdi.

 

Ahund-i Horasanî gençliğinden ömrünün son anlarına kadar nafile namazları terk etmedi. Ramazan aylarında genç bir hatip gibi minberde konuşmalarıyla müminleri Ehl-i Beyt (a.s) mektebiyle aşina etmekteydi.


Ahund-i Horasanî (r.a), amellerinin gösterişten uzak olmasına çok dikkat etmekteydi. Ömrünün sonlarında yaşlılığın verdiği zahmetten dolayı İmam Ali'nin (as) ziyaretini kısa tutuyordu.

 

Bir gün talebelerinden biri ona şöyle dedi: 'Efendim, türbede biraz fazla kalın ki ziyaretçiler sizden ziyaret adabını öğrensinler!'

 

Ahund-i Horasanî şöyle yanıt verdi: 'Ömrümün sonlarında şu beyaz sakalımla amellerime riya katmak istemiyorum!'

 

Ahund-i Horasanî'den şöyle bir anekdot nakledilmiştir: "Ahund-i Horasanî'nin gece yarılarındaki münacat ve dua sesleri o kadar etkiliydi ki her taş kalpli insanı hüzne boğardı."

 

Ahund-i Horasanî'nin oldukça sade ve fakirane bir yaşamı vardı. Evli olan Ahund, üç oğlu ve torunlarıyla aynı evde oturuyordu. Bir gün çocuklarından biri evin küçüklüğü ve yerin darlığından babasına dert yakındı. Ahund-i Horasanî şöyle cevap verdi: "Eğer Necef'in yoksullarına ev verilecek olursa bu küçük evden fazlası bize düşmez."

 

2- Fakirlere Yardımı

 

Ahund-i Horasanî, etrafındaki fakir ve ezilmiş insanlardan gafil değildi. Kendisine müracaat eden fakir ve fukaranın sorunlarını çözmeyi kendisine ilke edinmişti; hatta kendisine muhalif olanlara da yardım elini uzatıyordu.

 

Bir gün Meşrutiyet karşıtlarından olan Kerbela şehri hatiplerinden biri maddî sorunlarından dolayı evini satmak zorunda kaldı. Fakat müşteri bu muamelede Ahund-i Horasanî'nin imza ve rızalığını şart koştu. Ahund-i Horasanî'ye muhalif olan hatip, istemediği halde onun yanına gitmeye mecbur kaldı. Durumunu anlattıktan sonra Ahund-i Horasanî o hatibe bir para kesesi vererek; "Şunu al, borcunu öde ve ihtiyaçlarını karşıla! Sen âlimsin, evini satmana gönlüm razı olmaz. Ne zaman bir sıkıntıya düşersen bize gel!" dedi.

 

Kerbela Hatibi, Ahund-i Horasanî'nin bu davranışından ders çıkardı ve onun takipçilerinden oldu.

 

Ahund-u Horasanî'nin Eserleri

 

Ahund-i Horasanî, bereketli ömründen istifade ederek İslam ve Şia dünyasına kazandırdığı büyük fakih ve âlimlerin yanı sıra usul, fıkıh ve felsefe gibi konularda birçok değerli ve kalıcı eserler kaleme alarak sonraki nesillere miras bıraktı. O büyük zatın eserlerinden bazıları:

 

1- Resail Kitabı Haşiyesi (ilk eseri)

2- Dureru'l-Fevaid

3- Mekasib Kitabı Haşiyesi

4- Fevaid

5- Molla Sadra'nın Esfar adlı kitabına haşiye

6- Molla Hadi Sebzivarî'nin Manzume kitabına haşiye

7- el-Kaza ve'ş-Şehadet

8- Ruhu'l Hayat fi't-Telhisi'l İbad

9- Tekmiletu't-Tebsire

10- Zahiretu'l İbad fi Yevmi'l Mead

11- Kifayetu'l Usul

 

Ahund-i Horasanî (r.a) bütün imkânlarını seferber etmiş, var gücüyle medreseler yaptırmaktaydı. 1903 yılında Necef'in Huveyş Mahallesi'nde ilk medreseyi yaptırdı ve bu medrese Ahund'un Büyük Medresesi adıyla meşhur oldu. İkinci medreseyi 1908 yılında Burak Mahallesi'nde yaptırdı. Bu medrese de Ahund'un orta Medresesi olarak tanındı. Üçüncü medreseyi de yine Burak Mahallesi'nde yaptırdı. Bu medrese de Ahund'un Küçük Medresesi olarak kayıtlara geçti.

 

Ahund-i Horasanî Necef, Kerbela ve Bağdat'ta da birçok medresenin yapımında büyük pay sahibidir.

 

Ahund-i Horasanî, Irak'ın uzak ve ücra bölgelerine mübelliğler göndererek halkı Ehl-i Beyt (a.s) öğretileriyle aşina ediyordu. Onun emriyle çeşitli konularda 'Mecelle-i Ahund', 'Durretu'n-Necef', 'el-İlm ve Necefu'l Aşret' isimlerinde dergiler yayımlandı.

 

Ahund-u Horasanî ve Meşrutiyet

 

Kacar Hanedanlığının iktidara gelmesiyle ülkenin birçok önemli ve hassas bölgeleri İngilizler ve Rusların elçilikleri tarafından yönetiliyordu. Birçok bölgenin valileri ve güvenlik güçleri İngiliz ve Rus elçilikleri tarafından tayin edilmekteydi.

 

Bu zulüm ve sömürgeler karşısında sabırları tükenen halk kıyam ve devrim için çıkacak küçük bir kıvılcım peşindeydiler. Bu esnada Ayetullah Seyyid Abdullah Behbehanî ve Ayetullah Seyyid Muhammed Tabatabaî, halkı toplayarak kıyam için hazırlamaya başladılar.

 

Bu gelişmeler ve kıyama yönelik çalışmalarda Meşrutiyet Devrimi önderleri Ayetullah Behbehanî ve Ayetullah Tabatabaî, Necef Havzası ve taklit mercileri Ahund-i Horasanî, Şeyh Abdullah Mazenderanî ve Mirza Hüseyin Tahranî ile irtibat halindeydiler.

 

Belçikalı gümrük müdürü Müyo Nuj'un, ulema ve İslamiyet'e hakaret etmesi üzerine 1905 yılında Necef taklit mercileri Meşrutiyet Devrimi önderi Ayetullah Behbehanî'ye bir mektup göndererek gümrük müdürünü görevden almasını istediler. Bunun üzerine de halk, ulema ve taklit mercilerinin emriyle harekete geçti.

 

Ulema ve hatipler konuşmalar yaparak ve bildiriler yayımlayarak halkın yanında yer almaktaydılar. Meşrutiyet Devrimi önderleri tüm gelişmelerde Necef taklit mercileriyle irtibat kurarak onların direktifleri doğrultusunda halkı yönlendiriyordu.

 

Ahund-i Horasanî, gazete röportajlarında Meşrutiyet Devrimini destekleyerek halkın ve devrim liderlerinin yanında olduğunu ifade ediyordu.

 

Kacar Şahı çeşitli bahanelerle halka baskı ve zulmünü artırdı. Devrimcileri yok etmek amacıyla 1909 yılında meclisi toplarla bombalatıp yerle bir ettirdi. Devrimin önderlerini tutuklatıp bazılarını sürgün, bazılarını da zindanlara attırdı.

 

Bu gelişmeler karşısında Ahund-i Horasanî, Kacar Şahı'na şöyle bir mektup yazdı: "Kacar sultanları Müslümanlara tahammülü güç darbeler indirdi. Birçok Müslüman ülkesi, kâfirler tarafından işgal edildi. Kafkas-Türkmen ülkeleri, Hazar Denizi, Afganistan, Beluçistan, Herat, Irak ve İran gibi diyarların birçoğu ya tamamen ya da kısmen işgal edildi... Şia memleketleri kâfirlere peşkeş çekildi, Şiîlerin malları ve servetleri müşriklere verildi. Ülkenin değerli yeraltı kaynakları basit ve değersiz şeyler karşılığında çok ucuza satıldı.

 

Ey dinsiz, ey bedbaht! Baban meşrutiyet devrimini onayladı. Sen ise saltanata gelir gelmez anlaşmaları çiğniyorsun? Duydum ki bizi satın almak için adamlarını Necef'e göndermişsin, ama şundan gafilsin ki halkın saadeti senin parandan ve mülkünden daha değerlidir. Sen bir din düşmanı ve vatan hainisin. Bilesin ki yakında İran'a gelerek cihat hükmü vereceğim!"

 

Ahund-i Horasanî'nin Vefatı

 

Ahund-i Horasanî, canı pahasına liderliğini üstlendiği Meşrutiyet Devrimi'ni yakından kontrol etmek için Necef, Kerbela ve Kazımeyn ulemasıyla meşveret ettikten sonra görüş birliğiyle sefer hazırlığına başladılar.

 

Ulema 1911 yılının Çarşamba günü Necef'te toplanarak İmam Ali (as) türbesini ziyaret ettikten sonra Sehle Mescidi'nde dua ve münacat ettiler. Daha sonra da sefer hazırlığına başladılar.

 

Salı günü, akşam vakti Ahund-i Horasanî'nin evi insanlarla dolup taştı. Oğlu Mirza Mehdi ise yolculuk hazırlıklarını tamamlıyordu.

 

Ahund-i Horasanî, etrafındakilere sabah namazına müteakip hareket edeceklerini bildirdi. Ahund, o gece geç saatlere kadar uyumadı. Yanındaki emanetleri sahiplerine verdi. Hareket ve mücadele programlarını hazırlayarak herkesin yapacağı görevi belirledi. Gece namazını kıldı münacat ve duayla meşgul oldu. Sabah namazı ezanı okununca namaz kıldı. Ancak Ahund, esrarengiz bir şekilde vefat etti. Aslında Ahund'un böyle gizemli bir şekilde ölmesinin nedeni belliydi. Çünkü Ahund, İran'daki Meşrutiyet Devrimi'nin ana muhalifleri olan İngiliz ve Rus casusları tarafından zehirlenerek şehit edilmişti.

 

Şia Alimleri Biyografisi c.2

 

 

  

Ahund-i Horasanî

 

Ahund-i Horasanî Necef'te Talebelerine Ders Verirken

 

 

Ahund-i Horasanî ve Öğrencisi Ayetullah Burucerdî'nin Bulunduğu Bir Kare

 

Ahund-i Horasanî ve Meşrutiyeti Savunan Ulemalar

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler