19 Nisan 2019 Cuma Saat:
19:53
04-03-2019
  

Amr ibn-i As Gerçekleri

Amr ibn-i As’ın nasıl bir kişilik ve geçmişe sahip olduğunu biliyor musunuz?

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

Amr b. As b. Vail Sehmî, hilekâr ve fırsat düşkünü biriydi. Nabiğa adlı bir kadından dünyaya geldi. Ancak bu iffetsiz ve bozuk kadın beş erkekle (Ebu Leheb, Ümeyye b. Halef, Hişam b. Muğire, Ebu Süfyan ve As b. Vail) yattığından, bu beş kişinin beşi de Amr’ın babası olduğunu iddia ediyorlardı. Sonunda bu konuda karar vermeyi Nabiğa’ya bıraktılar. O da (Ebu Süfyan çocuğun kendisine ait olduğunu söylemesine ve çocuğunda ona benzemesine rağmen) As b. Vail’i seçti. Zira Nabiğa, Ebu Süfyan’ın cimri olduğunu, kendisine yardım etmeyeceğini ama As’ın ona yardım edeceğini biliyordu.[1]Böylece As b. Vail bu şekilde Amr’ın babası oldu.

 

As b. Vail Sehmî, Peygamberimizin (s.a.a) oğlu Hz. Kasım vefat edince Ona (s.a.a) (Allah’a sığınırız) ebter (sonu kesik, yani neslinden soyunu ve yolunu sürdürecek kimsesi olmayan) diyerek yaralayıcı sözü söyleyen müşriktir. Onun bu acıtıcı sözünün ardından Kevser Sûresi nazil olmuş ve sûrenin son âyeti bu şahsı yani As b. Vail’i kınamaktadır.[2]

 

Resulullah’ın (s.a.a) Zamanında Amr b. As:Amr, Resulullah’ın (s.a.a) zamanında çok nefret edilen, kötü kişilikli biriydi. Çünkü o, Resulullah’a (s.a.a) eziyet etmek için yetmiş beyit şiir yazmıştı. Mekkeli çocuklar, Resulullah’ı (s.a.a) gördüklerinde o şiirleri yüksek sesle okuyarak Onu (s.a.a) rahatsız ediyorlardı. Allah Resulü (s.a.a) de ona şöyle beddua etti: “Allah’ım! Amr beni hicvetti; bende şair olmadığım ve şairlik de bana yakışmadığı için onun cevabını veremiyorum. Bu yüzden sen, onun şiirinin her harfine karşılık bin kere ona lanet et.”[3]

 

Müslümanlar müşriklerin işkencelerinden kurtulmak için Habeşistan’a hicret ettiklerinde Kureyş, Müslümanları geri getirmesi için onun önderliğinde bir grubu Habeşistan’a gönderdi. Ama Necaşî onların bu isteğini kabul etmeyince Amr b. As ve beraberindekiler eli boş olarak geri döndüler.[4]

 

Amr, sonunda hicrî 7 yılında Müslüman oldu. Geçmiş borçlarının bağışlanması şartıyla Resulullah’a (s.a.a) biat etti.[5]

 

Bazı tarih kitaplarında, Amr Müslüman olduktan sonra Peygamber’in (s.a.a) onu Zat-u Selasil seriyyesinin komutanlığına getirdiğini,[6]sonrada Ummanlıların zekâtını toplaması için görevlendirdiğini yazmışlardır.[7]

 

İslam Halifeleri Ebubekir, Ömer ve Osman’ın Döneminde Amr ibn-i As:

 

Amr b. As, Ebubekir ve Ömer’in halifelik dönemlerinde onlara en yakın kişilerdendi. Şam’ın fethinde İslâm ordusunun komutanlarındandı. Ömer’in döneminde bir süre Filistin’e valilik yaptı. Sonra Mısır’ı fethetmekle görevlendirildi ve fetihten sonra kendisi oraya vali oldu. Ömer’in ölümünden sonra birkaç yıl daha bu makamda kaldı. Daha sonra Osman onu azletti. O da Filistin’e geldi ve orada Osman’ı eleştirenlerin safına katıldı.[8]

 

Emiru’l-Muminin Ali Döneminde Amr ibn-i As:

 

Osman’ın öldürülmesinden sonra halifeliğe gelen Emiru’l-Muminin Hz. Ali (a.s) Muaviye’yi Şam valiliğinden azletti. Muaviye, saltanatını tehlikede görünce Osman’ın katlini bahane ederek, onun kanını alacağım diye Hz. Ali’nin (a.s) adil hükümetine karşı muhalefet etmeye başladı. O, bu işte Amr b. As’ın yardımına muhtaçtı. Bu yüzden ona bir mektup yazarak onu kendisiyle işbirliği yapmaya davet etti.

 

Amr ona şöyle cevap yazdı: “Mektubunu okudum ve anladım. Benden İslâm dininden çıkıp dalalet yoluna girmemi, sana batılında yardım etmemi ve Emiru’l-Müminin’e kılıç çekmemi istiyorsun. Hâlbuki O, Allah Resulü’nün kardeşi, velisi, vasisi ve varisidir. Yine O Peygamber’in borcunu (Peygamber’in Medine’ye hicretinden sonra) eda eden, vaatlerini yerine getirendir. O’dur Peygamberin damadı, âlemin hanımefendisinin kocası, cennet gençlerinin efendileri Hasan ve Hüseyin’in babaları! Bu yüzden davetini kabul etmiyorum. “Ben Osman’ın halifesiyim” diyorsun ama Osman’ın ölümüyle sen azloldun ve halifeliğin artık bitmiştir. Ebu’l-Hasan’ın canını Allah’ın yoluna koyduğunu, Allah Resulü’nün yatağında yattığını ve Allah Resulü’nün Onun hakkında “Ben kimin mevlası isem Ali de onun mevlasıdır.” dediğini bilmiyor musun?”[9]

 

Buna rağmen Muaviye ona Mısır’ın valiliğini vaat edince bütün varlığıyla onun emrine girerek onunla işbirliği yapmaya başladı. Şamlıları aldattı ve Osman’ın kanını bahane ederek Hz. Ali’ye karşı Sıffîn Savaşını açtı. Halkı kandırarak, yaygara yaparak ve kamuoyunu yanıltarak savaşı idare etti. Hz. Ali (a.s) ve ashabı tüm bu entrikaların üstesinden gelip Muaviye’yi ve Amr’ı kesin bir yenilgiye uğratacakken Amr b. As yeni bir hilebazlıkla Hz. Ali’nin (a.s) ordusunu kandırdı ve Onu (a.s) hakemiyeti kabul etmeye zorladı. Bu hile mızrakların başına Kur’ân asmaktı. Eş’as b. Kays gibilerde Amr’ın bu hilesine kanıp hem hakemiyeti, hem de Ebu Musa Eş’arî gibi saf birisinin hakemliğini Hz. Ali’ye (a.s) dayattılar. Amr hakemiyet olayında –önceden de tahmin edildiği gibi- Ebu Musa Eş’arî’yi rahatça kandırarak Muaviye’yi halife yaptı. Bu olaydan sonra Hz. Ali (a.s) Haricîler denen kimselerle savaşmak zorunda kaldı.

 

Bu arada Amr b. As da Muaviye’nin vaat ettiği gibi Mısır’a gitti. O sırada Muhammed b. Ebubekir Mısır valisi idi. Hz. Ali (a.s) onu Mısır’a vali olarak atamıştı. Amr’ın Mısır’a gitmesi üzerine Malik’i oraya gönderdi. Ama Malik yolda Muaviye ve Amr b. As tarafından zehirletilerek şehit edildi. Muhammed b. Ebubekir’i de feci bir şekilde şehit ettiler. Böylece Amr b. As Mısır’ın valiliğini gasp etti.[10]

 

O bu makama geldikten bir süre sonra Mısır’ın vergilerini göndermemeye başlayınca Muaviye onu görevden almakla tehdit etti. Amr da Muaviye’ye bir mektup ve “Celceliye” adında bir şiir yazdı. Bu şiirde Hz. Ali’nin (a.s) birçok faziletini dile getirerek Muaviye’yi iç karışıklıklar çıkarmakla tehdit etti.

 

O, sonunda hicrî 43 yılında[11]90 yaşındayken öldü.[12]

 



[1]     Şerh-i İbn Ebi’l-Hadid, c. 6, s. 282 ve c. 2, s. 100-101.

[2]     Mecmeu’l-Beyan(10 ciltlik, Beyrut baskısı), c. 10, s. 461.

[3]     Sefinetu’l-Bihar(4 ciltlik, Astan-ı Kuds baskısı), c. 3, s. 659.

[4]     Delailu’n-Nübüvve(Farsça tercümesi), c. 2, s. 51.

[5]     Tarih-i Taberî, c. 5, s. 1494 ve 1525; Usdu’l-Gabe, c. 3, s. 742.

[6]     el-Meğazî, c. 2, s. 77.

[7]     Usdu’l-Gabe, c. 3, s. 742.

[8]     Usdu’l-Gabe, c. 4, s. 244; Tabakat, c. 4, s. 256; Kamusu’r-Rical, c. 8, s. 11.

[9]     Tezkiretu’l-Havas, s. 84.

[10]    Tarih-i Güzide, s. 197.

[11]    Tarih-i İslâm, c. 4, s. 90; Murucu’z-Zeheb, c. 3, s. 27.

[12]    Murucu’z-Zeheb, c. 3, s. 23.

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler