15 Aralık 2019 Pazar Saat:
05:08

Alevilere Şia Denir mi?

06-11-2019 12:56


 

 

 

 

 

Alevilik ve Aleviler har zaman birilerinin hedefinde oldu ve olmaya da devam ediyor. Herkes Alevilikten kendine bir pay çıkarmaya ve 12 İmam aşığı Alevi toplumunu kendine saflarına çekmeye çalışıyor. Tabi bu yapılırken üzerinde durulmayan tek şey ise Alevilerin önderleri olan 12 İmamın bu inanca nasıl baktığının konuşulmaması ve gündeme getirilmemesidir.

 

Son zamanlarda da ısrarla Alevilere Şii veya Şia denilip denilemeyeceği söz konusu yapılmakta ve 12 İmamın nurlu yaşam biçimini insanlara sunmaya çalışan değerli şahsiyetler üzerinden propaganda yapılarak, Alevilik yoruma açık halde tutulmaya çalışılıyor.

 

Biz bu kısa çalışmada kraldan daha kralcı olmadan, Şiiliğin ne olduğunu ve Alevilere Şii- Şia denilip denilmeyeceğini Allah’ın yüce kitabı Kur’an ve 12 İmamların buyruklarının aydınlığı doğrultusunda sunmaya çalışacağız.

 

Şia kelimesi sözlükte, bir kimsenin takipçileri, yardımcıları[1] ve izinden gidenler[2] anlamındadır.

 

Sözlük anlamına göre bir lideri kendine önder edinen ve onun izinden gidip yardımda bulunan kişilere Şia denmektedir.

 

Kur’an’ı Kerimin ayetlerine baktığımız zaman ise ŞİA kelimesinin Kur’an-ı Kerim’de iki ayette üç kez nakledildiğini görmekteyiz.

 

İlk olarak Saffat Suresinde; “Şüphesiz İbrahim de O’nun taraftarlarından idi.”[3] Şeklinde buyurarak Hz. İbrahim’in, Hz. Nuh’un Şia ve taraftarlarından olduğunu bildirmektedir.

 

İkinci olarak ta Kasas Suresinde; “(Musa) Halkının haberi olmadığı bir zamanda şehre girdi, orda kavga etmekte olan iki adam buldu; bu kendi taraftarlarından, şu da düşmanlarından. Derken taraftarlarından olan, düşmanlarından olana karşı ondan yardım istedi.”[4] Şeklinde buyurmuştur.

 

Her iki ayette taraftar anlamına gelen kelime (Şiatuhu)dur.

 

Buna göre Kur’an literatüründe “Şia”; genel olarak Peygamber (s.a.a) taraftarı olmak anlamındadır. Peygamberlere inanan kişilere “Şia” denir. Böylelikle tarih boyunca peygambelerin izinden giden ve ona inanan kişiler Şiadır. Nuh’un Şiaları, İbrahim’in Şiaları, Musa’nın Şiaları, İsa’nın Şiaları gibi.

 

Ancak İslam dininde bizzat Peygamberimizin (s.a.a) özel bir uygulamasıyla Şia kelimesinin anlamı daraltılmış ve sadece Hz. Ali’ye (a.s) inanan, onun izinden ve yolundan gidenlere Şia denmiştir. Peygamberimizin (s.a.a) değerli sahabesi Cabir b. Abdullah Ensar’inin nakline göre Beyyine Suresinin “İman edip salih amellerde bulunanlar ise; işte onlar da, yaratılmışların en hayırlılarıdır.” Ayeti nazil olduğu zaman Peygamberimiz (s.a.a) Hz. Ali’ye dönerek “canım elinde olan Allah’a andolsun ki bu ve şiaları (en hayırlılardır ve) kıyamet günü kurtuluşa ereceklerdir”[5] diye buyurmuştur. Bu konu sahabeler arasında o kadar açık ve nettir ki ne zaman Hz. Ali (a.s) yanlarına gelse bakın yaratılmışların en hayırlısı geldi diye konuşurlardı.[6]

 

Yine Peygamberimizin (s.a.a) sahabesi Abdullah b. Abbas’ın nakline göre Peygamberimiz (s.a.a)  Hz. Ali’ye (a.s) yönelerek “Sen ve Şiaların kıyamet günü razı olmuş ve razı olunmuş kişiler olacaksınız”[7] diye buyurmuştur.

 

Bu açıklamalar net olarak göstermektedir ki İslam dininde “Şia” kelimesi terim olarak bizzat Peygamberimiz (s.a.a) tarafından hakkın mihveri, hidayet önderi, Kur’nın müfessiri Müminlerin Emiri Şah-ı Merdan, Şir-i Yezdan Hz. Ali’nin taraftarlarına verilmiş bir isimdir.

 

Bu nedenle 12 İmam buyruklarında çoğunlukla kendilerine inanan ve onların izinden giden taraftarlarına “ŞİA”  tabiri kullanmışlardır. Şimdi birkaç buyruğu inceleyelim:

 

İmam Muhammed Bakır (a.s) “Allah, alemi zerde Allah’ın birliğine ve Hz. Muhammed’in peygamberlerliğine ikrar alırken Şialarımızdan bizim velayetimiz için de ikrar almıştır.”[8]

 

İmam Cafer Sadık (a.s): “Şialarımız, hidayet ehli, takva ehli, hayır ehli, iman ehli, fetih ve zafer ehlidirler.”[9]

 

İmam Cafer Sadık: “Şialarımız yalnız kaldıklarında Allah’ı çokça ananlardır.”[10]

 

İmam Ali Rıza (a.s): "Bizim Şialarımıza düşmanlık eden bize düşmanlık etmiştir. Şilarımız namazlarını kılarlar, zekatlarını verirler, Allah’ın evine hacca giderler, Ramazan orucunu tutarlar, Ehli Beyti sevip onların düşmanlarından uzak dururlar.” [11]

 

İmam Cafer Sadık (a.s): “Dilde bizi sevdiğini iddia eden ama yaşantıda bize karşı olan kişi Şiamız değildir. Bizim Şialarımız dili ve kalbi bizimle uyumlu olan, izimizden giden ve yaptıklarımızı yapandır.”[12]

 

Peygamberimiz (s.a.a): “Ben cennete girmeden cennet bütün Peygamberlere haramdır, biz Ehli Beyt’in Şiaları cennete girmeden önce de cennet diğer ümmetlere haramdır.”[13]

 

İmam Ali (a.s): “Yeryüzündeki insanların yıldızlara baktıkları gibi cennettekiler de Şialarımızın makamına bakarlar.”[14]

 

İmam Muhammed Bakır (a.s): "İmanın ağacı Allah’ın elçisi Hz. Muhammed’dir, Ali ve Fatıma dalları, onların çocukları meyvesi ve Şialarımızda onun yapraklarıdır.” [15]

 

Bazı durumlarda ise İmamlarımızı Şialarını Alevi olarak nitelendirmişlerdir;

 

İmam Cafer Sadık (a.s): “Biz Aleviyiz Şialarımızda Alevidir.”[16]

 

İmam Cafer Sadık (a.s): “Mümin Alevidir, çünkü marifette yüce mertebelere ulaşmıştır.”[17]

 

Görüldüğü gibi Şialık kavramı Allah tarafından Tevhit ekseninden olan kişiler için belirlenmiş bir terimdir.

 

Kur’an genel olarak Peygamberlerin taraftarlarına ve onların izinden gidenlere Şia demiştir.

 

Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.a) ise özel olarak Hz. Ali’nin (a.s)taraftarlarına ve onun izinden gidenlere Şia demiştir.

 

Bundan dolayı da 12 İmam taraftarlarına “Şia”  diye hitap etmişlerdir.

 

Bazı durumlarda da Şialara Alevi denmiştir.

 

Öyleyse Hz. Ali’ye inanan ona gönül veren ve izinden giden herkes Şiidir. Bunun yanında kendini Zeydi, Rafizi, Kızılbaş veya Alevi olarak ta adlandırabilir.

 

Biz İmam Ali’yi seviyoruz ve izinden gidiyoruz. Yaşantımızı 12 İmamın buyrukları doğrultusunda belirliyoruz. Yani kısaca Şiiyiz - Aleviyiz.  

 

Buna göre bazıları Alevilere Şii denir mi diye sormakla TONGA’ya basmıştır. Sözümüz anlayana.

 

Sözlerimizin Agahî’nin şu dörtlüğü noktalıyoruz:

 

Agahîyem Alevi mezhebim Şia Kızılbaşım

Kerbela'nın firgatindendir gözümden akan yaşım

Hüseyn'in derdini kimseden sorma karındaşım

Dile Zeynel Abadan sor, dile Zeyneb Anadan sor

 

Selam ve Dua İle…

 

 


[1]- Lisanu’l Arap. c.8 s.188.

[2]- Kitabu’l Ayn c.2 s.190.

[3]- Saffat:83.  

[4]- Kasas:15. 

[5]- Durru’l Mensur fi Tefsiri’l Masur, Suyuti c.6 s.379.

[6]- Fethu’l Gadir, Şevkani c.5 s.582.

[7]- Şevahidu’t Tenzil Haskani c.2 s. 461.

[8]- Kafi, Kuleyni, c.1 s.436.

[9]-  Kafi, Kuleyni, c2 s.233.

[10]- Kafi, Kuleyni, c2 s.499.

[11]- Vesailu’ş Şami, Amuli, c.2 s.24

[12]- Vesailu’ş Şami, Amuli, c.15 s.247

[13]- Biharu’l Envar Meclisi, c.8 s.143.

[14]- Biharu’l Envar Meclisi, c.8 s.148.

[15]- Biharu’l Envar Meclisi, c.9 s.112.

[16]- Mişkatu’l Envar, Tabersi s.326.

[17]- Biharu’l Envar Meclisi, c.64 s.172.

 

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
  • Hazar Akpınar   12-11-2019 00:57

    Çok faydalı bilgiler elinize, yüreğinize sağlık.