24 Ekim 2020 Cumartesi Saat:
23:07
06-04-2020
  

Ahlak Sohbetleri 36. Bölüm

Ayetullah Mekarim Şirazi'nin Ahlak Dersleri – Kum/Nisan/2020

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

 

 

 

 

 

Geçtiğimiz hafta evladın ebeveyni üzerindeki haklarını kısaca ele aldık. Yine evladın iki hakkına değinip ailede ahlak konusunun diğer bir başlığı olan “Ebeveynin evlat üzerindeki hakları” konusunu ele alacağız.

 

Evlat İçin Eş Seçimi

 

Önceki derslerimizde Nur suresinin otuz ikinci ayetinden yola çıkarak evli olmayanların evlendirilmesinin tüm herkesin üzerine vazife olduğunu söylemiştik.

 

“Sizden bekâr olanları ve kölelerinizden, cariyelerinizden temiz olanları nikâhlayıp evlendirin; yoksulsalar Allah, lütfuyla zengin eder onları ve Allah'ın lütfu boldur ve O, her şeyi bilir.”

 

Bildiğiniz üzere ayette “evlendirin” şeklinde emir kipi kullanılıyor. (en azından vacib-i kifaye’dir;bazı mükelleflerin yapmasıyla diğerlerinin üzerinden kalkar) Tabi bu durumda anne ve babanın bu işi üstlenmesi daha önceliklidir. Konuyla ilgili şu hadise teveccüh buyurunuz:

 

Resullullah (saa) buyurmuştur:

 

Evladın babası üzerindeki hakları şunlardır: Ona iyi bir isim seçmeli, evlilik yaşı geldiğinde evlendirmeli ve Kur’an’ı öğretmelidir.”[1]

 

Yine Resullullah’tan başka bir hadise dikkat buyurunuz:

 

“Evladı evlilik çağına gelen ve imkânı olduğu halde onu evlendirmeyen kimse; evladının bu sebeple iffet çizgisinden çıkmasına sebep olursa, o da evladının günahına ortaktır. (Bu durumda evladına daha az günah yazılacağı anlamına gelmez)”[2]

 

Bu rivayet ile gençlerin evlenmesine yardım etmenin vacip oluşunun gerekliliğini açıkça görüyoruz. Bunun terki de günah sayılmaktadır.

 

Evladın anne baba üzerindeki bir diğer hakkı da evladın geçimini sağlamalarıdır. Örneğin bir evlat hayatını idame ettirebileceği bir iş için gereken çabayı gösterdiği halde geçim kaynağı bulamazsa anne ve babası imkânları dâhilinde ona bakmalıdır. Üstelik bu durum yalnızca belli bir yaşa kadar geçerli değildir. Evlatlarının yaşı kaç olursa olsun (dediğimiz şekilde elinden geleni yaparsa ama kendini geçindirecek kudrete ulaşamazsa) anne ve babası imkânları dâhilinde evlatlarına bakmak zorundalar. Yani evladın ihtiyaçlarını karşılamak çocukluk dönemi ya da evlenene kadarki süreçle sınırlı değildir.

 

Elbette evladın da ihtiyaç sahibi ebeveynin geçimini sağlaması vaciptir. Eğer anne ve babanın geliri yoksa ve gelir temin edecek kudrete sahip değillerse evlat imkânı ölçüsünde anne ve babasına yardım etmelidir. Kısacası nafaka hakkı iki taraflıdır. Hem evladın nafakasını temin etmek anne ve babanın vazifesidir, hem de anne ve babanın nafakasını temin etmek evladın vazifesidir.

 

Soru: İş aramayan ve yeterince çaba göstermeyen gence de anne ve babasının bakması vacip midir?

 

Cevap: Söylediğimiz gibi bu gence bakmak anne ve babaya vacip değildir. Hatta evlat gereken çabayı göstermediğinde; ebeveyni kendi mallarından evlatlarının istifade etmesine razı olmazsa anne ve babanın malı evlada haram olur. Evlat geçimini sağlayacak imkâna sahip olmadığında, ebeveyni onu karşılayacak imkâna sahip ise evlada bakmak ebeveyne vacip olur.

 

Geçtiğimiz hafta da bu hafta da evladın ebeveyni üzerindeki haklarını (yaklaşık on dört tane) sıraladık. Şimdi ebeveynin haklarına değineceğiz.

 

Anne ve Babaya Saygı Göstermenin Önemi

 

Ebeveynin hakları söz konusu olduğunda bizzat Ku’an’da bu meselenin defalarca dile getirilmiş olduğunu görüyoruz. Bu nokta çok önemlidir! En az beş ayette ebeveyne ihtiram konusu göze çarpmaktadır.

(İsra/23,24 – Lokman/14,15 – Bakara/83 – Nisa/36 – En’am 151)

 

Örnek olarak İsra Suresi’nin yirmi üç ve yirmi dördüncü ayetlerine dikkat buyurunuz:

 

“Ve Rabbin, kendisinden başkasına kulluk etmemenizi ve anaya, babaya iyilik etmenizi hükmetmiştir; onlardan biri yahut her ikisi, senin hayatında ihtiyarlık çağına ererse onlara üf bile deme, azarlama onları ve onlara güzel ve iyi söz söyle. İkisine karşı da merhametle kanatlarını indir, mütevazı ol ve ‘Ya Rabbi!’ de; onlar, çocukluğumda beni nasıl büyütüp yetiştirdilerse sen de onlara öylece merhamet et.”

 

1 “Vekazâ rabbuke ellâ ta’budû illâ iyyâhu vebilvâlideyni ihsânâ...”

(Ve Rabbin, kendisinden başkasına kulluk etmemenizi ve anaya, babaya iyilik etmenizi hükmetmiştir...)

 

Yüce Allah ayetin başında İslam’ın en önemli düsturu olan “tevhide” vurgu yapmıştır. Ardından hemen anne ve babaya ihsan etmeyi tavsiye etmiştir. Bu da anne ve babaya iyiliğin ne kadar önemli bir mesele olduğunu bizlere gösteriyor. Genel bir şekilde “İhsana” ifadesinin kullanılması da her çeşit ihsanı kapsamaktadır. Bu ihsan maddi ihsan da olabilir, muhabbet ihsanı ya da beden gücü gerektiren bir ihsan da olabilir.

 

2 “immâ yebluġanne ‘indeke-lkibera ehaduhumâ ev kilâhumâ felâ tekul lehumâ uffin...”

(Onlardan biri yahut her ikisi, senin hayatında ihtiyarlık çağına ererse onlara üf bile deme)

 

Eğer anne ve baba ya da ikisinden biri yaşlandığında sinirli ve sabırsız olursa onlara öf bile dememek gerekir. Elbette öf demek, en küçük saygısızlık olarak görüldüğü için burada kullanılmıştır. İmam Sadık (as) buyurmuştur: “Eğer öf demekten daha az bir saygısızlık olsaydı, Allah öf ifadesi yerine onu kullanırdı. Anne ve babaya “of” demek onların hakkını çiğnemenin en hafif olanıdır.”[3]

 

3 “velâ tenherhumâ...”

(Onları azarlama)

 

Anne ve baba sinirlenip evladını azarladığında, karşılığında evladın da onlara bağırmaya ya da onları azarlamaya hakkı yoktur! Hatta anne ve baba evlada el kaldırsa da evlat karşılık veremez!

 

4 “vekul lehumâ kavlen kerîmâ...”  

(Onlara güzel ve iyi söz söyle)

 

Evlat anne ve babasına saygısızlık etme hakkına sahip olmamakla beraber onlara güzel söz söylemeli ve onlara edep ile karşılık vermelidir.

 

5 “Vaḣfid lehumâ cenâha-żżulli mine-rrahmeti”

(İkisine karşı da merhametle kanatlarını indir)

 

Evlat anne ve babasına karşı mütevazı olmalıdır. Zira tevazu; muhabbet ve rahmetin göstergesidir.

 

6 “vekul rabbi-rhamhumâ kemâ rabbeyânî saġîrâ”

(ve ‘Ya Rabbi!’ de; onlar, çocukluğumda beni nasıl büyütüp yetiştirdilerse sen de onlara öylece merhamet et)

 

Bu ayette anne ve baba için dua etmek tavsiye edilmiştir, üstelik nasıl dua edilmesi gerektiği de belirtilmiştir.

 

(Bazıları diyor ki, bu ayette “beni nasıl büyütüp yetiştirdilerse” ifadesinden kasıt şudur; evlat küçükken anne ve babası olmadan hiçbir şey yapamıyordu. Anne babası onun altını değiştiriyordu, ağzına yemeğini götürüyordu vs...  Anne ve babası evlatlarının yapamadığı bu işleri yerine getiriyordu. Anne ve baba yaşlandığında da yapmaya kudretlerinin olmadığı işlerini evlatlarının yerine getirmesi gerekir.)

 

Sonuç olarak bu ayetteki anne babayla ilgili altı saygı kuralını ele aldık.

 

Anne ve Babanın Bedduası

 

Anne ve babanın sebepsiz yere evladına “Sana beddua ediyorum” demesinin bir anlamı yoktur. Evlat; anne ve babasına herhangi bir saygısızlıkta bulunduğunda beddua söz konusudur. Yani anne ve baba, evlatlarının saygısızlığı sonucu “Bana saygısızlık ettin, üzerindeki hakkımdan geçmiyorum” dediğinde evlatlarına beddua/ah etmiş olurlar. Yani dil ile “Sana beddua ediyorum” demeseler de evlat, anne babasının beddua/ahını almış olur.

 

Kısacası evladın anne ve babaya küçücük bile saygısızlık yapma hakkı yoktur. Zira bu saygısızlığın en küçüğü bile onların ahını almaya sebep olur. Evlat, anne ve babaya saygısızlıkta bulunduğunda -anne ve babası dil ile beddua etmeseler de- kendisine beddua edilmiş olur!

 

En Ağır Günahlar

 

Yemen, İslam topraklarına Yüce Peygamberimiz (saa) hayatta iken katılmıştı. Yemenliler Müslüman olduktan sonra Resulullah İslami öğretileri açıklaması için Hz. Ali’yi Yemen’e yollamıştı. Yemenlilere hitaben yazdığı mektupta Resulullah şu tavsiyelerde bulunmuştu:

 

Kıyamet gününde Allah katında büyük günahlar içinden en ağır olanları şunlardır:

 

1. Şirk ve putperestlik

 

2. Mü’min bir insanı hak etmediği halde öldürmek (Kısas ya da şer’i bir hükümden dolayı öldürmek müstesna)

 

3. Savaşta cepheden ve düşmandan kaçmak

 

4. Anne ve babaya saygısızlıkta bulunmak[4]

 

Gördüğünüz üzere diğer büyük günahlar arasında anne ve babaya saygısızlıkta bulunmak da sıralanmıştır. Dolayısıyla evlatların, anne ve babalarına karşı son derece dikkatli konuşmaları ve onları incitecek her türlü sözden kaçınmaları gerekir! Hatta anne ve babaları sinirlense bile, onlar karşılığında sükût etmelidirler.

 

Ne yazık ki bu rivayette üzerinde önemle durulan tavsiyeler ile bazı gençlerin anne ve babalarına karşı olan tutumları son derece farklıdır!

 

O kadar ağır ihanetler, saygısızlıklar ve edepsizlikler var ki kalem yazmaya utanır! Elbette böyle insanların ömürleri de kısa olur.  Zira ömrü kısaltan şeylerden birkaçı; ebeveynin bedduasını almak, onlara saygısızlık etmek ve haklarını yerine getirmemektir.

 

Ebeveynin Bedduası İlahi Mağfiretten Uzaklaştırır!

 

Merhum Allame Meclisî, İmam Cafer-i Sadık’tan (as) nakletmiştir:

 

“Anne ve babasına saygısızlıkta bulunan kişi ne kadar amelde bulunursa bulunsun, Allah onu bağışlamayacaktır.”[5]

 

Mekke’ye mi gitmek istiyorsun, gidebilirsin! Kerbela ziyaretinde mi bulunmak istiyorsun, git ziyarette bulun! İbadet edip hayır ameller mi işlemek istiyorsun, yapabilirsin! Ne istiyorsan yap! Ancak anne ve babanın ahını aldıysan, onlara saygısızlıkta bulunduysan ilahi bağışlanmadan nasibini alamayacaksın!

 

Duygusal Zayıflıklar

 

Maddi dünyada bazen duygusal zayıflıklar yaşanabiliyor. Evlatların duyguları anne ve babalarına karşı; anne ve babaların duyguları da evladına karşı zayıflayabiliyor. Evlat geçimini sağlayacak duruma gelince anne ve babası onu evden yollayabiliyor. Ya da anne ve baba yaşlandığında evlatları onları huzurevine gönderebiliyor.

 

Avrupa ülkelerinden birinde hastanede yatmakta olan bir baba vardı. Hastanede bir süre yoğun bakımda kaldıktan sonra hayatını kaybetti. Öz çocuğu bir kere bile hastalığında kendisini ziyarete gitmemişti. Ama vefatından sonra hastanenin yolunu tuttu. Yanlış anlamayın cenaze işlemleri için değil, babasının kullanılabilir durumdaki organlarını satabilmek için!

 

Tanıdıklarımızdan biri tebliğ için Londra’ya gitmişti. Anlatıyor: Taksiye binmiştim. Taksi şoförü kırmızı ışıkta yanındaki arabaya el salladı. Kim olduğunu sordum. Oğlu olduğunu söyledi! Şoför şöyle söylemiş: “Evlendiğini duydum, bir de çocuğu olmuş diyorlar”

 

Görüyoruz ki duygular maddi dünyada ölmüş vaziyettedir!

 

Herkes birbirini öldürüyor. Silah satışlarını kontrol etmiyorlar. Sırf o silahlardan para kazanabilmek için herkese satıyorlar! Kim çok para verse ona satıyorlar. Hatta yasaklı silahları bile daha çok dolar verene satıyorlar. Para için atom bombası ve nükleer silah yapımını bile öğretiyorlar. Onlar için duyguların bir anlamı yoktur. Onlar için yalnızca menfaatleri önemlidir. Menfaatleri yönünde hareket ediyorlar.

 

Din olmaz ise duygular ortadan kalkacaktır. Duyguların olmadığı yerde de emniyetten söz edemeyiz. Zira herkes kendi menfaatinin peşinden gidecektir. Duyguları ancak dini duygular özellikle de İslam inancı canlı tutacaktır. Bu yüzden Kur’an ve rivayetlerde, anne ve babaya ihtiram konusu üzerinde çokça durulmuştur. Hatta anne ve baba İslam çizgisinden çıkıp küfür yolunu seçse de yine de onlara saygı gösterilmesi tavsiye edilmiştir! Elbette onların inancının takipçisi olmamaları gerekir.[6]

 

Dikkat buyurunuz, o haşin ve duygusuz bir muhitten (cahiliye), nasıl bir terbiye ve öğreti insanlığa hediye edildi! Bu, İslam’ın mucizelerinden yalnızca biridir. Yaşanılabilir güzel bir dünya istiyorsak, duyguların hayata geçirilmesi lazım. Duyguları harekete geçirmenin en iyi yolu İslam’ın emirlerine uymaktır. Allah, dünya halklarının başlarındaki kötü ve duygusuz insanların şerlerini kendilerine döndürsün.

 

 

 


[1]Kenzu’l Ummal c.16, s.417

[2]Kenzu’l Ummal c.16, s.442

[3]Mizanu’l Hikme c.9, s.571

[4]Mizanu’l Hikme c.9, s.572

[5]Biharu’l Envar c.74, s.80

[6]Ankebut 8, Lokman 15

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler