15 Aralık 2019 Pazar Saat:
04:49
10-07-2019
  

Ahlak Sohbetleri 25. Bölüm

Ayetullah Mekarim Şirazi'nin Ahlak Dersleri – Kum/Temmuz/2019

Facebook da Paylaş

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

 

 

 

 

 

Aile Ahlakı konusuna bu hafta da devam ediyoruz. Bu sohbetimizde İslam ahlakına göre çeyizin nasıl olması gerektiğini açıklamaya çalışacağız. Günümüzde birçok kızın nişanlandığını ancak çeyizini hazırlayamadığı için evlenemediğini biliyoruz. Asıl konumuz olan çeyiz konusuna geçmeden önce bir konuya değinmek istiyorum. Bu konu, çeyiz konusunu anlamamızda yardımcı olacaktır.

 

Toplumun Değer Yargıları

 

Toplumun yaşantısı değer yargılarıyla yakından ilişkilidir. Toplum nelere önem veriyor? Neleri önceliyor? Hangi değer önemli olursa, insanlar da o yöne doğru hareket eder. Eğer toplum için mal mülk önemli olursa, insanlar da mal mülke doğru yönelecektir. Eğer makam ve mevki bir toplumda önemli bir değer olursa insanların da hedefi makam ve mevki sahibi olmak olacaktır. Aynı şekilde bir toplumda ilim önemliyse halk da ilim yolunda ilerlemeye çalışacaktır. Bir toplumda takva önemli olursa da insanlar takvaya yönelecektir.

 

Konunun daha iyi anlaşılması için Kur’an-ı Kerim’den şu iki ayete dikkat buyurunuz:

 

“(Eğer doğru söylüyorsa) ona altın bilezikler verilmeli veya yanında ona yardımcı melekler gelmeli değil miydi?”[1]

 

Malı ve kudretiyle mest olan Firavun, Hz. Musa’nın çoban kıyafeti ve asasıyla gelip Peygamberlik iddiasında bulunmasına çok şaşırmıştı! Hemen “Eğer Peygambersen altın ve mücevherlerin nerede?” diye sormuştu. Zira Firavun’un toplumu için önemli olan değerler mal ve servetti. Bu nedenle Firavun, çoban kıyafetli Hz. Musa’ya itiraz etti!

 

(Putperestler) dediler ki: “Bu Kur’an iki şehirden önde gelen büyük bir adama indirilmeli değil miydi?”[2]

 

Mal ve servet kendileri için önemli bir değer olan putperestler, “Kur’an neden Mekke ve Taif’in büyüklerinden biri varken, elinde hiçbir şeyi olmayan yetim Muhammed’e nazil olsun ki?” diyorlardı. Evet! Cahiliye dönemindekiler için mal ve servet önemliydi. Fakir biri onlara göre Peygamber olamazdı!

 

İslamî Değer Yargıları

 

İslam, insanlara hediye edildiği zaman ilk iş değer yargılarını değiştirmekti. İslam yüksek sesle şunu haykırdı:

 

“Ey insanlar, şüphe yok ki biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık ve sizi, aşiretler ve kabileler haline getirdik tanışın diye; şüphe yok ki Allah katında sevabı en çok ve derecesi en yüce olanınız, en takvalı olanınızdır; şüphe yok ki Allah, her şeyi bilir, her şeyden haberdardır.”[3]

 

Ayette buyurulduğu gibi mal, mülk, servet, makam, aile, kabile vs değer için kriterler değildir; kriter takvalı olmaktır. Toplumun değer yargıları değiştiğinde, mahsülleri de değişmiş oldu! Cahiliye zamanının mahsülleri Ebu Süfyan’lar, Ebu Cehil’ler, Ebu Leheb’ler idi. İslami değerlerin mahsulleri ise Selman’lar, Ebuzer’ler, Mikdad’lar, Ammar’lar, Kumeyl’ler oldu.

 

Mü’minlerin Emiri (as) Nehcü’l Belaga’daki 192. hutbesinde ‘İnsanlar için kıyam yeri’ni şu şekilde açıklıyor:

 

“O taşları kendine saygın bir ev ve evini de "İnsanlar için kıyam yeri" kıldı. Sonra onu, yeryüzünün taşı en çok, ot bitmez, dar bir vadide, sarp dağlar arasında, savrulan kumlar içinde, suyu az pınarların ve birbirinden kopuk köylerin bulunduğu bir bölgede kurdu. Orada ne deve, ne at, ne inek ve ne de koyun barınırdı.”

 

Eğer öyle olmasaydı bana göre insanların değer yargısı değişirdi. Kâbe, havası ve suyu güzel, güllerle çevrili, yeşil ve sulak bir yerde olsaydı insanlar bunun önemli bir değer olduğunu düşünürdü. İnsanlar önemli değerin takva olduğunu anlasınlar diye Allah (cc) en önemli ibadet merkezini öyle bir yerde karar kıldı.

 

Ne yazık ki Ben-i Ümeyye ve Ben-i Abbas göreve geldiklerinde, birçok yer fethedildikçe; birçok ganimet ele geçirildiğinde ve üçüncü Halife zamanında değer yargıları değişti.

 

Günümüzde de bu sorunla karşı karşıyayız. Bu kadar çok hırsızlık, yolsuzluk, kaçakçılık ve yağmanın olması değer yargıları değiştiği içindir. Zira bu devirde de zenginler değerli olmuş! Âlimler, düşünürler, fazilet ve takva sahipleri değerli olsaydı hırsızlık, yolsuzluk vs olmazdı.

 

Batı’nın Değer Yargıları

 

Batı’da durum daha kötüdür. Batı’da Dolar ve Euro’ya tapılıyor ve tüm değerler bu ikisinin etrafında dönüyor. Onlara “Neden Yemen’e saldıran, kadın ve çocukları öldüren, hastaneleri bombalayan bir devleti destekliyorsunuz?” diye sorduğumuzda “Çünkü menfaatimiz bunu gerektiriyor. Bu desteklerimiz bize para ve mal olarak dönüyor! Yemen’de insanlar öldürülse de bizim için sorun değil, zira bizim paramız artıyor.” diyorlar!

 

Değerler böyle değiştiği zaman insan haklarının da ahlaki ve insani ilkelerin de bir önemi kalmaz. Önemli olan maddi menfaattir!

 

Çeyiz Meselesi

 

Böyle bir zamanda çeyiz meselesi de birtakım sorunlarla karşı karşıyadır. En şahsiyetli gelin, çeyizi en çok olan gelindir anlayışı var. Fakir gelin, takvalı ve ilim sahibi olsa da kayda değer çeyizi yoksa şahsiyet sahibi sayılmıyor! Bu da insanların yanlış yollara sapmalarına neden oluyor.

 

Eşyalar üç çeşittir: Zaruri eşyalar: ev (ev sahibi ya da kiracı olmak fark etmez), halı, ihtiyaç kadar mutfak eşyası. Bazıları “ev ve araba sahibi olmayanlarla evlenmeyiz” diyorlar, bu doğru bir davranış değildir. Evlenenlerin çoğu evlenmeden önce bu iki şeye sahip değildi. Refah seviyesini artıran eşyalar: örnek olarak araba sayılabilir. İnsan, arabası olmadan da yaşayabilir. Lüks eşyalar: Evin çok odalı olması, altından, gümüşten ve el işçiliği dekoratif ürünlerin olması lüks sayılır. Bazen kızların çeyizlerinde öyle şeyler oluyor ki hatta ömürlerinin sonuna kadar bile kullanılmıyor!

 

İslam çeyize karşı değildir. Zira müşterek hayatta çiftler eşyaya ihtiyaç duyuyor. Ancak İslam lüks ve israfa karşıdır.

 

Hz. Fatıma’nın Çeyizi

 

Âlemin en üstün kadını Hz. Fatıma’nın (sa) çeyizinin örnek alınması gerekir. Hz. Ali, Hz. Fatıma’yı istediğinde Resulullah (saa) sordu: “Mehir olarak ne vereceksin?” Hz. Ali cevap verdi: “Kılıç, at, zırh ve su taşıyan bir devem var.” Peygamber zırhın yeterli olduğunu buyurdu. Hz. Ali zırhı beş yüz dirheme sattı ve parasını Peygamber’e getirdi. Peygamber o dirhemlerden bir avuç aldı (63 dirhem geldi eline). Bugünün parasıyla yaklaşık bir buçuk milyon Tümen idi. O parayla alınan şeyler:

 

1- Dört dirhem değerinde çarşafın yarısı kadar büyüklükte başörtüsü

2- Yedi dirhem değerinde bir gömlek

3- Hurma lifleri ve çubuklarından yapılmış bir divan

4- Perde

5- Hasır kilim

6- El değirmeni

7- Deriden yapılmış su kabı

8- Bakır kap

9- Yeşil renkli bir testi

10- Dört adet yastık

 

-Hz. Fatıma’nın çeyiziyle ilgili daha fazla bilgi edinmek isteyenler “Cihanın En Üstün Kadını Zehra” kitabımıza müracaat edebilirler.

 

Ağır Çeyizlerin Olumsuz Etkileri

 

Bazı aileler ağır çeyiz hazırlayabilmek için kendi evlerini satıyorlar. Böylece kendi düşüncelerine göre haysiyetlerini korumuş oluyorlar! Hâlbuki ağır çeyiz hazırlamanın yayılmasına katkıda bulunarak gençlerin evlenmesine engel oluyorlar. Normal bir çeyize sahip kızlar da daha ağır çeyiz hazırlayabilmek için düğünlerini erteliyorlar.

 

Bazı gelinler de ağır çeyizler getirerek bunu dillendiriyor ve eşinin minnet duymasını istiyor! Bu da yavaş yavaş eşleri birbirinden uzaklaştırıyor.

 

Yüce Peygamberimizden bu konuyla ilgili şu hadis naklediliyor:

 

Eğer bir kadın dünyadaki tüm altın ve gümüşleri eşinin evine götürse ardından götürdüklerinden dolayı başa kaksa; örneğin “Sen kimsin?! Bu evdeki tüm eşyalar benim eşyalarımdır” derse yaptığı tüm hayır amelleri yerle bir olur. Zamanının en çok ibadet edeni olsa da!”[4]

 

Ağır çeyiz insanların kıskançlığına ve su-i zannına sebep olabilir. Çeyiz için çok fazla şey alındığını gördüklerinde:  “Filan kimse kızına nasıl böyle bir çeyiz hazırlayabildi? Nasıl para ayarladı? Hırsızlık mı yaptı?” derler. Bu yanlış adet fakir ailelerin çeşitli zahmetlere girmesine ve o tür çeyizleri almayı arzulamalarına da neden olabilir. Kazandığı, günlük ihtiyaçlarını karşılayan biri kızına çeyiz hazırlayabilmek için birçok zahmete girebiliyor.

 

Değerli okuyucular! Kadının değeri getirdiği pahalı çeyizliklerle artmaz! Hatta bu davranış cahiliye zamanının ve Firavun’un değerlerini yansıtır. Kadının şahsiyeti takva, muhabbet, vefadarlık ve sadakatiyle ölçülür. Muhafazakâr dindar toplumlarda bile bu yanlış davranışın olduğunu üzülerek müşahede ediyoruz. Gerçekten çok üzücü!   

 

Bu Durumda Vazifemiz Nedir?

 

Gelin bu meseleyi dillendirelim! Kadının şahsiyeti mehrinde ve çeyizinde değildir. Takvasında, ilminde, aklında, zekâsında, vefasında, sadakatinde, muhabbetindedir… Bu sözleri yayalım ki toplumumuzda yavaş yavaş yer edinsin. Buna ilave olarak zaruri çeyizlik eşyaları olmayan kızlarımıza evlenip yuvalarını kurabilmeleri için yardım edelim. Zira evliliklerin artması topluma hizmettir. Bunda da sayılmayacak kadar bereket vardır.

 

2 Soruya Cevap

 

Soru:Bazıları maddi durumları iyi olmadığı için kız çocukları doğduktan sonra yavaş yavaş çeyiz hazırlamaya başlıyor. Özellikle önceden çeyizlik eşyalar kızlar için daha küçüklüklerinden itibaren hazırlanırdı. Günümüzde ise modası geçiyor diye çeyiz için para biriktiriyorlar. Para değerini korusun diye de bazı aileler paralarını altına çeviriyor. Acaba bu altınlara humus düşer mi?

 

Cevap:Şu iki şartı sağlarsa humus düşmez: Öncelikle bu yol dışından başka bir yolla çeyiz hazırlayamayacak durumdaysa humus düşmez. İkinci olarak da zaruri çeyiz eşyaları alacağı ölçüdeyse humus düşmez. Bu iki şart dışında humus düşer.

 

Soru:Allah korusun eşler ayrılırsa ya da kadın vefat ederse çeyizi kimin olur?

 

Cevap: Kocası çeyizlik eşyaları kullanma hakkına sahip olsa da çeyizin sahibi kadındır. Bu nedenle ayrılık durumunda çeyiz kadınındır. Kadın vefat ederse de çeyizleri varislerinindir.

 

Allah’tan evlilik yolundaki kötü adetlere karşı savaşmayı nasip etmesini diliyorum.

 

 


[1] Zuhruf/53

[2] Zuhruf/31

[3] Hucurat/13

[4] Mekarimu'l Ahlak s.231

 

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Kategorideki Diğer Haberler