16 Aralık 2018 Pazar Saat:
03:40

Acılar Anası Zeyneb

13-09-2018 21:56


 

 

 

İffetinden sual olunmaz, gözünün nurusun Kâbe’nin oğlunun.

 

Kapı komşun anlatır: Zeyneb yıllarca komşumuz olmasına rağmen, bir kere dahi olsun onu görmedik, sesini duymadık, ne zaman değerli dedesi Hz. Nebi'nin (saa) ziyaretine gitmek isteseydi, gece karanlığında giderdi.

 

Zeyneb sadece 4 yaşında kadar Dedesi (saa) ile birlikte olduğu dönemde mutluydu ve ne zamanki Dedesi vefat etti,başlar  Zeyneb’in de acıları. Kırık kapının ardında bıraktığı Muhsin’le başlar, küçücük Rugeyye’yi Rabb’e teslim edince bile bitmez acılar kervanı.

 

Müfessiri olur bela çölünün. “Helmin nasirin yensurni / Yok mu bana yardım edecek biri?” haykırışına icabet eder, ömür boyu. Birileri vazgeçirmeye çalışırken, mühürlenmiştir senin kaderin; bedenen ve ruhen İmam'ının (as) emrinde. Mihrine bir tek “Huseyn’in (as) gittiği her yere sorgusuz giderim.” yazdıracak kadar itaatkâr ve âşık.

 

Sıratını kanla çizer yetmiş iki yaren, Medine'den Mekke'ye; oradan da Kerbela ve Şam'a uzanan. Muhakkak Kerbela'da geçer, ömrünün ay takvimine göre en kısa, can takvimine göre en uzun zamanı.

 

İblis'in orduları bir kez daha dikilmişken Hakk'ın karşısına, eline kılıç alıp herkesten evvel öne düşerdin; cenk meydanında dikilecek bir bayrak ve yıkılacak batılın sarayı olmasaydı eğer. Hafızı olursun Kur’ani Velayet’in.

 

Nasıl sabredebildin, Al-i Muhammed yiğitler, birer birer şehit düşerken. Pak bedenlerine değen ok, kılıç, hançer ve mızrak ağlarken. Melaikenin yakarışları, titretirken arşın dört direğini?

 

Neseben Şehr-i Matem’in anası, bacısı, halası olsan da, Ümmül Mesaib'dir aslında adın; evlada, kardeşe, yeğene, sana, bana, bu yola baş koyan ümmete!

 

Herkes içtikten sonra şehadet şerbetini; cennet gençlerinin efendisi (as) çıkar meydana ve tanıtır kendini. Ve her şeye rağmen kurtarmak, batıl yoldan döndürmek ister, Ehl-i Beyt'i Resul'e (saa) onca zulmedenleri.

 

Hani Rabbimiz demişti ya tebliğ et: “De ki; Ben peygamberliğimi tebliğime karşılık sizden, Ehl-i Beytim’i sevmenizden başka hiçbir ücret istemiyorum”. etmediler iman emr-i ilahiye Ey Nebi.

 

Derken doğduğu gün Cibril’in kanatlarını sürüp, makamını yücelttiği Efendiler Efendisi (as) düşer atından ve Ahir Zaman suruna üfler Muntezir İsrafil.

 

Mecnun şehid olunca, beli bükülür Leyla’nın. Gözlerde fırtınalar koparır, bir küçük kız, cılız ve yorgun sesiyle; “Hala, babam nerede?” diye sorduğunda. Bizim gözümüzde yaş kalmaz, ama sen nasıl sabredebildin o sesi işittiğinde? Mazlumiyetin düşünce fikre; firar eder inciler, güzellikten başka bir şey görmeyen gözlerden. Ağaran saçlar kefen olur, üryan bırakılıp defnedilmeyen Şah-ı Şuheda’nın (as) başsız bedenine. İşitince dağları yıkan hazin sesini, Cabir kör gözlerine şükreder, lakin kahrolur ve derdi; “keşke sağır da olsaydım” diye.

 

Sen olmasan belki hiç olurdu bunca zahmet. Kırmak için dikilen son putları, bir İbrahim (af) dirilir. Ve uğrunda bir İsmail, tekrar tekrar dirilip; bir değil bin seri vermeye muntezir!

 

abından lal olur, susar, gözler konuşur bugün. Çünkü her yer Kerbela'dır ve Aşura'dır her gün!

 

 

Facebook da Paylaş
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !